22 Nisan 2013 Basın Bültenleri
Basın Bültenleri / 22 Nisan 2013 Pazartesi Saat 07:57
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye'de 24 yılda 569 çocuk katledildi! - DİHA

Girtiyê serbest hat berdan: Bêhna mirinê ji Girtîgeha Sincanê tê - DÎHA

Girtiyê bi navê Mazlum Duran ku piştî 13 mehan li Girtîgeha Tîpa F a Hêjmar 2 a Sincanê hat girtin, di 19'ê Nîsanê de serbest hat berdan. Duran, diyar kir ku li girtîgehê zêdeyî 10 girtiyên nexweşên giran dimînin û her wext dibe ku jiyana xwe ji dest bidin. Duran, da zanîn ku li derve hewaya aştiyê heye, lê li girtîgehê hewa tolhildan û mirinê heye. Duran, anî ziman ku A. Samet Çelik berê ji mehê carekê xwîn distend, lê niha ji hefteyê carekê xwînê distîne.

Welatiyê bi navê Mazlum Duran di 12'ê Adara 2012'an de hat girtin û 13 mehan li Girtîgeha Tîpa F a Hêjmar 2 a Sîncanê girtî ma. Duran piştî 13 mehan girtî ma di 19'ê Nîsanê de li 13'emîn Dadgeha Cezayên Giran a Enqereyê serbest hat berdan. Duran, piştî serbest hat berdan li ser rewşa girtîgehê û rewşa girtiyên nexweş çavdêriyên xwe bi DÎHA re parvekirin. Duran anî ziman ku nêzî 13 mehan girtî ma û wiha got: "Em li wir rastî pêkanînên gelek balkêş hatin. Binpêkirin di asta herî jor de dijî. Di telefonên heftane de girtî rastî pirsgirêkên mezin tên. Dema em nerazîbûn û giliyên xwe tînin ziman bê encam dimînin. Girtî nikarin odeyên xwe yên spor û sohbetê biguherin. Girtiyên nexweş yên diçin revîrê bi kelepçeyê tên muayinekirin. Mafê girtiyan ên name û faksan tên astengkirin."

Name 5 meh şûnde diçe odeya teniştê

Duran, destnîşan kir ku wî di nava salekêde 10 name ji malbatê re şand û ji wan nameyan tenê 5 name gihiştin malatê û wiha got: "Nameyên ku em ji hevalên xwe yên odeya kêleka xwe re dişînin piştî 5 meh şûnde digêjin destê hevalên me. Dîsa nameyên ku bi kurdî tên şandin jî hin jê piştî salek şûnde digêjin destê wan. Daxwaznameyên ku girtî didin girtîgehê jî bê encam dimînin. Hemû daxazên girtiyan yên zagonî û hiqûqî bê bersîv dimînin. Ji her 10 daxwaznameyan tenê yek tê bersivandin. Li odeyên sahbetê “bocek” tên bicihkirin. Girtiyan der barê vê yekê de serlêdana sûc kir, lê ev jî bê encam ma.

‘Sib dusib dibe ku cenaze derkevin'

Duran, bal kişand ser rewşa girtiyen nexweş û wiha axivi: "Li girtîgehê pirsgireka herî mezin rewşa girtiyên nexweş e. Girtiyên ku nexweşiya wan giran rewşa wan pir xerab e. Her wexd dibe ku jiyana xwe ji dest bidin. Bi taybetî piştî çalakiya gireva birçîbûnê şer û tundiya derûnî li ser girtiyan didin meşandin. Heri dawi girtiyê nexweş Şahabettin Yucel jiyana xwe ji dest da. Ger ku girtiyên nexweş neyên berdan dê yek bi yek jiyana xwe ji dest bidin. Divê li hemberî vê yekê cemawerî bêdeng nemîne. Divê bi lezgîn ji bo girtiyên nexweş têkevin nava hewldanan."

Girtiyê nexweş Çelîk li sînorê mirinê ye'

Duran, bal kişand ser girtiyên nexweş ên rewşa wan giran A. Samet Çelîk, Hasan Alkış, Burhan Kaya, Mensur Tekin, Mehmet Yalçin û Cengîz Eker û wiha berdewam kir: "Herî kêm rewşa 10 girtiyan xerab e. Ev girtiyên ku rewşa wan giran her wext dibe ku jiyana xwe ji dest bidin. Hêj 2 meh berê girtiyê nexweş Şahabettin Yucel li girtigehê jiyana xwe ji dest da. 10 healên me yên din di sînorê mirinê dene. Yek ji van hevalê me yê li sînorê mirinê A. Samet Çelîk e. Çelîk, berê ji mehê carekê xwîn digirt, niha ji hefteyê çerekê xwînê digire. Rewşa wî pir xerab e.

'Ji girtiyên ketine girevê tolê hiltînin'

Duran, da zanîn ku rayedarên girtîgehê bi hişmendî û hesta ku tolê ji girtiyên ketine gireva birçîbûnê nêzîk dibin û wiha dawî li axaftina xwe anî: "Ez û girtiyên nexweş Mehmet Can Oguz di heman koxuşê de diman. Ji mîda xwe nexweş e. Zêde ji bîr dike. Oguz piştî ket gireva birçîbûnê di mîda wî de pirsgirêk derketin. Di tenduristiya girtiyên din ên ketin girevê de ji heman pirsgirêk derketin. Bi taybetî koma ewil ku ketin girevê bandorek neyînî li ser wan çêbûye. Em dibînin ku rayedarên girtîgehê bi feraseta tolê ji girtiyên ketine gireva birçîbûnê hilinin nêzîkî wan dibin. Ji ber ku girtiyên ketin girevê ev pêvajo dan destpêkirin dixwazin tolê ji wan bigirin."


Türkiye'de 24 yılda 569 çocuk katledildi! - DİHA 


Dünyada "çocuk bayramını" kutlayan tek ülke olmakla övünen Türkiye'de devlet görevlileri tarafından 24 yılda toplam 569 çocuk katledildi. Sadece son 3 yılda binlerce çocuk gözaltına alınırken, 298 çocuk ise tutuklandı. Çocukları katledenlere ilişkin açılan soruşturmalara ise ya izin verilmedi yada açılan davalar takipsizlik kararıyla sonuçlandı.

Dünyada "çocuk bayramını" kutlayan tek ülke olmakla övünen Türkiye'de her yıl yüzlerce çocuk öldürülüyor, gözaltına alınıyor ya da tutuklanıyor. Bölgede yaşanan sıcak çatışmadan en fazla etkilenen çocuklar, asker, polis ve korucu gibi devlet görevlilerinin sık sık hedefi oluyor. 1988 yılından 2012 yılına kadar 596 çocuğun katledildiği Türkiye'de binlerce çocuk yaralanırken, binlercesi ise gözaltına alınıp tutuklandı. 1995 yılında Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni kimi maddelere şerh koyarak imzalayan Türkiye'de, yıllara göre yaşamını yitiren çocukların sayısı şöyle:

* 1988 yılında 1 çocuk öldürüldü.

* 1989 yılında yaşları 10 olan 2 çocuk öldürüldü.

* 1990 yılında Şırnak'ın Güçlükonak ilçesinde 12 çocuk aynı günde yaşamını yitirirken, o yıl öldürülen toplam çocuk sayısı 21 oldu.

* 1991 yılında 3 çocuk Şırnak'ta, 1 çocuk Batman'da, 2 çocuk Bitlis'te, 1 çocuk Bingöl'de, 4 çocuk Diyarbakır'da, 2 çocuk Mardin'de, 2 çocuk Siirt'te olmak üzere toplam 15 çocuk öldürüldü.

* 1992 yılı içerisinde nerede öldürüldüğü belli olmayan 2 çocuk ile birlikte, Batman'ın Gercüş ilçesinde yeni doğmuş bir bebek, 31 çocuk Mardin'de, 11 çocuk Hakkari'de, 32 çocuk Şırnak'ta, 3 çocuk Van'da, 9 çocuk Batman'da 2 çocuk Kars'ta, 4 çocuk Siirt'te, 5 çocuk Urfa'da, 2 çocuk Bitlis'te, 2 çocuk Mevzitepe'de, 1 çocuk Muş'ta, 7 çocuk Diyarbakır'da, 1 çocuk Kilis'te, 3 çocuk Ağrı'da, 1 çocuk Elazığ'da olmak üzere toplam 117 çocuk öldürüldü.

* 1993 yılında aralarında henüz 3 buçuk aylık bir bebeğin de bulunduğu ve 11 çocuk Van Bahçesaray ilçesinde olmak üzere, toplam 79 çocuk katledildi.

* 1994 yılında 1 yaşında olan 6 çocuğun da aralarında bulunduğu toplam 99 çocuk öldürüldü.

* 1995 yılında yaşları 2 ile 16 arasında değişen 11 çocuk öldürüldü.

* 1996 yılında 7 çocuk öldürüldü.

* 1997 yılında 7 çocuk öldürüldü.

* 1998 yılında 5 çocuk öldürüldü.

* 2000 tarihinde Pınar Turan adlı bir çocuk öldürüldü.

* 2002 yılında askeri patlayıcı sonucu 11 çocuk, mayın patlaması sonucu 1 çocuk, köy korucularının silahlı saldırısı sonucu 1 çocuğun da aralarında bulunduğu toplam 18 çocuk öldürüldü.

* 5 Nisan 2003 tarihinde Nihat Çeri (13) ve Deştan Korkmaz (14), Van'ın Başkale ilçesinde Esenyamaç köyünde koyunlarını otlattıkları sırada askerler tarafından kaçakçı oldukları iddiasıyla roket mermisiyle öldürüldü. 30 Eylül 2003 tarihinde Zahir Yılmaz (14), Van Çaldıran ilçesi Üçgözler köyünde İran'dan mazot getirdikleri sırada Güldere Jandarma Komutanlığı askerleri tarafından taranarak öldürürken, 9 çocuk ise arazilerde buldukları patlayıcının patlaması sonucu katledildi.

* 2004 tarihinde 5 çocuk mayın patlaması sonucu, 6 çocuk patlayıcı madde sonucu yaşamın yitirirken Uğur Kaymaz (12) 21 Kasım tarihinde Mardin'in Kızıltepe ilçesinde polisler tarafından babası ile birlikte katledildi.

* 2005 tarihinde 6 çocuk mayına basma sonucu yaşamını yitirirken, Talat Işık (15) adlı çocuk Van Bostaniçi beldesinde askerler tarafından atılan aydınlatma mermisinin başına isabet etmesi sonucu katledildi. 2005 yılında toplam 12 çocuk öldürüldü.

* 2006 yılında Diyarbakır'da HPG'lilerin cenaze törenlerinin ardından çıkan olaylarda; Mehmet Akbulut (17), Abdullah Duran (9), Enes Ata (8), İsmail Erkek (8), Fatih Tekin (3), Ahmet Araç (17), Mahsun Mızrak (17) polisin açtığı ateş sonucu öldürüldü. Yine Diyarbakır'ın Koşuyolu Parkı'na Türk İntikam Tugayı tarafından bırakılan bombanın patlaması sonucu; Zilan Demir (8), 6 aylık Şilan Demir, Mizgin Demir (12), Evin Dilan Demir (10), Nazar Çetinkaya (2), Nazlı Çetinkaya (4), 9 aylık Abdullah Çetinkaya, Hasan Marangoz katledildi. 4 çocuk patlayıcı, 4 çocuk ise polis ve askerler tarafından öldürüldü.

* 2007 tarihinde 8 çocuk patlama sonucu yaşamını yitirirken, 30 Mayıs tarihinde Nedim Karaca (16), Diyarbakır Kulp ve Hazro ilçeleri arasında kafasına sıkılan tek kurşunla öldürüldü.

* 2008 tarihinde 15 Şubat günü Yahya Menekşe (17) polis panzerinin çarpması sonucu yaşamını yitirirken, R.K. (13) adlı çocuk ise askeri alan yakınlarında silahla öldürülmüş halde bulundu. 23 Nisan tarihinde Furkan Oran (6), Ali Eliş adlı korucu tarafından hedef alınarak katledilirken, toplam 14 çocuk patlama sonucu yaşamını yitirdi.

* 2009 yılında 30 Temmuz günü Günay Işıkay (13) Van'ın Saray ilçesinde Yukarı Turgalı köyü sınırında İran askerleri tarafından öldürülürken, Mardin'in Mazıdağı ilçesi Bilge köyünde korucular tarafından 6 çocuk katledildi. 4 çocuğun patlamalar sonucu yaşamını yitirdiği 2009 yılında toplam 21 çocuk öldürüldü.

* 2010 yılında 5 çocuk patlama sonrası yaşamını yitirdi. 3 Haziran'da Diren Basan (14), polise ait zırhlı aracın çarpması sonucu yaşamını yitirdi. 2 Temmuz'da Ferhat Taruk (17), Çekdar Kınay (17) askerler tarafından vurularak katledildi. 21 Temmuz'da yine Canan Saldık (16), askeri kışladan atılan merminin isabet etmesi sonucu vuruldu. 10 Ekim tarihinde Umut Furkan Akçil (7), polisten kaçarken aracın altında kalarak yaşamını yitirirken, 6 çocuk daha farklı şekillerde katledildi.

* 3 Şubat 2011 tarihinde 3 çocuk İran askerleri tarafından katledildi. Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde 20 Nisan tarihinde Halil İbrahim Oruç (17), polisler tarafından vurularak öldürüldü. Yine Kürt çocuklarına yönelik yapılan en büyük katliamlardan biri olan Roboskî katliamında 16 çocuk TSK uçaklarının bombalaması sonucu katledildi. 13 çocuk ise farklı tarihlerlerde yaşamını yitirdi.

* 2012 yılında 25 Mart günü Berfin Akın (11), Nusaybin'in Akarsu beldesine bağlı İlkadım köyünde babası ile birlikte ölü bulundu. 12 çocuk patlama sonucu yaşamını yitirirken, Özgür Taşar (15) adlı çocuk polis müdahalesinde göğsünden aldığı kurşunla katledildi. Vesim Zengin (13) kaçakçılık yaptığı gerekçesiyle askerler tarafından katledildi.

3 yılda 298 çocuk tutuklandı

* 2010, 2011 ve 2012 yılları arasında toplam bin 464 çocuk gözaltına alındı. Bu çocuklardan 380'i farklı gerekçelerle tutuklandı. TMK'de çocukların lehine yapılan değişiklerin ardından bin 250 çocuk gözaltına alındı, bunlardan 298'i tutuklandı.

Failler cezasız kalıyor

Çocukların katledilmelerine ilişkin açılan davalar çeşitli gerekçelerle "takipsizlik" kararları verildiği için sonuçlanmazken, birçok olayda ise soruşturma açılmasına dahi izin verilmedi. Son olarak Lice Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Şenlik köyü Xambas mezrasında meydana gelen patlamada yaşamını yitiren Ceylan Önkol'un ölümü ile ilgili "Görevi kötüye kullanmak" suçlamasıyla açılan soruşturmada şüpheliler hakkında takipsizlik kararı verildi. Yine 28 Mart olaylarında yaşamını yitiren 8 yaşındaki Enes Ata olayı ile ilgili soruşturma başlatan savcılığa Ata'nın ölümüne neden olan polisler için talep edilen soruşturma izni Diyarbakır Valisi tarafından verilmedi. Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde yapılan gösteride polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitiren Halil İbrahim Oruç olayı ile ilgili başlatılan soruşturmaya "gizlilik" kararı konuldu.

16 çocuğun hayatını kaybettiği Roboskî katliamını araştırmak amacıyla Meclis İnsan Haklarına İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan Uludere Alt Komisyonu hazırladığı raporda olayın faillerini "kasıt yok" diyerek aklamaya çalıştı.



Mamoste û xwendekar di heman qawîşê de ne - ANF


Li Tirkiyeyê, di nava “demokrasiya pêşketî” ya AKP’ê de  dengê sendîkavan, siyasetmedar, rojnamevan, parêzer  û hemû muxalîfan hatine zîndanîkirin. Di vê çarçoveyê de xwendekar û mamosteyên ku daxwaza perwerdeya bê pere kiribûn, di heman qawîşê de ne.

Roja 19’ê sibata 2013, di bin navê DHKP/C de operasyonek pêk at û di encamê de mamosteya endama Egîtîm-Senê Ayşe Tuncer hate girtin. Tuncer û xwendekara zanîngehê ya bi navê Berna Yilmaz ku ji bo serbesberdana xwe têdikoşe, di heman qawîşa Girtîgeha Jina a Bakirkoyê de ne.

“SUCʔ HEVKARP; PERWERDEYA BÊ PERE XWESTINE

Berna Yilmaz sala 2010, ji ber ku di “Komxebata Romenan” de ku Serokwezîrê Tirk RecepTayip Erdogan beşdar bibû, pankarta “Em Perwerdeya bê Pere Dixwazin, Em ê Bigirin” vekiribû, hate girtin. Ji ber nerazîbûnên raya giştî ya demokratîk Yilmaz pişî 19 mehan serbest hate berdan û roja 22’yê çileya 2013 careke din hate girtin. Piştî wê demekê, 72 kedkarên gelemperiyê tên girtin û Ayşe Tuncer jî yek ji vana bû. “Sucê” hevpar ê Yilmaz û Tuncerê ew e ku perwerdeya bê pere xwestine.

Tuncer da zanîn ku ji ber ku wana nerazîbûn nîşanî saziyên perwerdeyê yên ku AKP’ê wana veguherandiye bazargehê, ji ber wê bûne hedef û binê wê yekê xet kir ku xwepêşandanda Egîtîm-Senê ya ku li Enqereyê li dijî qanûna 4+4+4 li dar xist, sedema herî mezin a zextên li ser sendîkavanan e.
Tuncer da zanîn ku ew weke alîkara rêvebera/ê dibistanê xebitiye, ji ber ku berhevkirina pere redkirin, derbarê wê de lêpirsîn hatiye destpêkirin û destnîşan kir ku sedema girtina wan ew e ku daxwaza perwerdeyeke bê pere, zanîstî û demokratîk kirine.

Tuncer da zanîn ku dozgeriyê jî ji wê re gotiye ku ew tevlî daxuyaniyeke çapemeniyê ya ji bo Berna Yilmazê bûye û got: “Niha em  mamoste û xwendekarên Egîtîm-Senê yên ku ji bo perwerdeya bê pere têdikoşin, di heman qawîşê de ne. Ez bawer im ku dê hevalên me têkoşîna ji bo azadiya Bernayê, dê ji bo me jî biin.”



Bayık: Gerillanın geri çekilmesi için hukuksal zemin oluşturulmalı - ANF


KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, ‘Demokratik Kurtuluş Hamlesi’ çerçevesinde yaşananları ve gelişmeleri Güney Kürdistan'da yayın yapan ‘Sivil’ dergisine değerlendirdi.

Bayık, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin siyaseti gizli yapmadığını, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Newroz’daki mesajında siyaset prensibini esas alarak, sadece milyonlara değil, tüm dünyaya seslendiğini hatırlattı.

Sürecin sadece geri çekilme üzerinden tartışıldığını, ancak bu tartışmaların yanlış yapıldığını vurgulayan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlatmış olduğu sürecin gerillanın Kuzey’den Güney’e çekilmesi üzerine kurulmadığını belirtti. Bayık geri çekilmenin hukuksal zeminin yaratılması gerektiğinin de altını çizdi.

Güney Kürdistan’da yayın yapan ‘Sivil’ dergisine konuşan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, Kürt Özgürlük Hareketi’nin siyaset yöntemini değerlendirdi. Bayık, “Biz siyaseti gizli yapmıyoruz. Önderliğimiz Newroz'daki mesajında siyaset prensibini esas alarak sadece orada bulunan milyonlara değil tüm dünyaya seslendi. Bu yüzden de taraftar ya da karşıt, herkes bu mesajdan kendileri için bir sonuç çıkarma çabasında. Önder Apo bu hamleyi başlattı ve referanduma sunarak şunu söyledi, siz Türkiye, Ortadoğu ve dünyadaki demokrasi ve özgürlük sorununu çözebilir misiniz? Bu büyük bir referandumdu ve 'Evet' cevabını aldı. Bütün inanç ve kültürlerde bu madde önceliklidir. Önder Apo'nun mesajı yeni bir sürecin başlangıcı olarak görülmelidir” dedi.

Sürecin sadece geri çekilme üzerinden tartışıldığına da dikkat çeken KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, bu tartışmaların yanlış yapıldığını, bu süreç için siyasi bir zemin gerektiğini ve Türkiye Parlamentosu’nun karar alması gerektiğini de söyledi.

‘KAMUOYU DOĞRU BİLGİLENDİRİLMELİDİR’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlatmış olduğu sürecin gerillanın Kuzey’den Güney’e çekilmesi üzerine kurulmadığını da kaydene Bayık şöyle devam etti: ”Bu konu doğru dürüst verilmiyor. 'Ateşkes ilan edildi, geri çekilme oluyor ve sorun çözülüyor' şeklinde lanse yayınlanıyor. Fakat gerçekte gerillanın geri çekilmesi Kürt sorununun çözümü ve demokratik siyasetin zeminini yaratmayı amaçlıyor. Bu zeminin şart ve koşulları yerine getirilmediği sürece gerilla geri çekilmeyecektir. Bu konuyu tartışan tüm kesimler ciddi olmalı ve sorumlu davranmalıdır. Kamuoyu doğru bilgilendirilmelidir.”

‘GERİLLA MEŞRU SAVUNMA POZİSYONUNDA’

Hukuksal bir düzenleme gerçekleşmediği sürece gerillanın geri çekilmeyeceği hatırlatan Bayık Kürtlerin bu konudaki geçmiş tecrübelerini şöyle hatırlattı: “Gerilla özgür bir yaşamı amaçladığı için eline silah alıp dağa çıktı. Kürt kimliğinin kabul edilmesi ve Kürtlere adil yaklaşılmasını istiyorlar. Eğer bu gerçekleşmezse gerillanın ikna edilmesi çok zor olur. Şimdiye kadar gerilla için geri çekilme kolay olmuyor. Olan şudur; ateşkes var, gerillalara bu çerçevede hareket etmeleri talimatı ulaştı. Gerilla güçleri şimdi ateşkes kararı çerçevesinde mevzisini koruyor. Gerilla meşru savunma pozisyonunda, süreç ve değişime yönelik gelişmeleri bekliyor. Fakat şimdiye kadar kimse gerilla güçlerine geri çekilme talimatı vermedi.”

Akil İnsanlar Komisyonu’nun arabulucuk yapması gerektiğinin de altını çizdi. Bayık Komisyonun her iki tarafı izlemesi ve tarafsız olması gerektiğini söyledi.

‘KUZEY’DEKİ DURUM TÜM PARÇALARI ETKİLEYECEK’

Güney Kürdistan yönetiminin süreçteki rolüne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bayık, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, Güney Kürdistan Başkanı Mesut Barzani’ye selam gönderdiğini söyledi.

“Reber Apo Sayın Barzanî'ye selam ve saygılarını gönderdi. Sürece destek vermesini isteyerek, sonuca ulaşması için rolünü oynamasını istedi” diyen Bayık, şunları belirtti: “Göründüğü kadarıyla Sayın Barzanî de Reber Apo'nun mesajını destekliyor. Kuzey halkımızın sorununun çözülmesi için Kürt halkının önünde önemli imkanlar bulunmakta olduğu açıktır. Bu durum tüm Kürdistan parçalarına etkide bulunacaktır.”

Güney Kürdistan’ın önemli bir bölümünün sürece destek verdiğini de vurgulayan Bayık, özellikle Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin çabalarına dikkat çekti.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, ABD’nin rolüne ilişkin ise şöyle konuştu: “Amerika Birleşik Devletleri ve tüm güçler çözüm sürecine destek verdiklerinden bahsediyor. Ancak pratikte tersinden faaliyetler görünüyor. Bundan dolayı Amerika barış ve çözüm istiyorsa yalnızca basın açıklamalarıyla yetinmeleli, pratikte arabuluculuk rolünü de oynamalıdır.”

Kuzey Kürdistan’daki gelişmelerin Güney Kürdistan üzerinde de önemli etkide bulunacağını kaydeden Bayık, “Biz Sayın Mesûd Barzanî'den Önderliğimiz tarafından başlatılan sürece daha fazla destek olmasını istiyoruz. Bu destek sadece basın açıklamasıyla kalmamalı. Üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidirler. Herkesten destek bekliyoruz ancak özellikle Sayın Mesûd Barzanî'den umudumuz var. Biz Sayın Barzanî'den ulusal kongrenin kurulmasına ilişkin adım atmasını bekliyoruz. Bu yönlü adımlar atılırsa Kuzey Kürdistan da bundan faydalanacaktır” diye devam etti.


Vekişîn pêngava têkoşînê ye – Yeni Özgür Politika


Endamê Konseya Rêveber a KCK’ê Mustafa Karasu biryara vekişîna gerîlayan nirxand: "Ev ne vekişîna ji têkoşînê ye, em vê yekê weke pêngaveke têkoşînê dinirxînin."

Piştî pêvajoya demokratîk a aşitiyê ji bi înîsiyatîfa Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan hate destpêkirin, vekişîna hêzên gerîlayan ji bo Bakûrê Kurdistanê bo Herêmên Parastinê yên Medyayê di rojevê de ye. Bi vî awayî her tim mîna pêvajoya vekişîna gerîlayan a sala 1999 tê dayin.

Endamê Konseya Rêveber a KCK’ê Mustafa Karasu pêvajoyê nirxand û bal kişand ser cûdahiyên di navbera vekişîna 1999’an û banga vekişînê ya ku Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan di Newroz 2013 de kir.
Karasû diyar kir ku vekişîna sala 1999’an piştî komploya navneteweyî, di şert û mercên komployê û di şert û mercên pir dijwar de pêk hat û got: “Tevgereke topyekun a tasfiyekirinê hebû. Li aliyeke din tevgera me dê li hemberî vê yekê şereke fedayî pêş bixistiba, lê Rêber Apo şerê dijwar guncaw nedît. Bi vê yekê  hizira sedsala tê kir û diheman demê de hizra xeteriya doza xwîndariyê kir. Jixwe şereke wiha dê komploya navneteweyî dijwartir bikiriba. Her wiha xwest ji bo çareseriyê firsendê bide hukûmet û dewleta Tirk. Xwest berê wana bide ser çareseriya pirsgirêka Kurd.”

Pêvajoya 99'ê bi yek alî pêş ket

Endamê Konseya Rêveber a KCK’ê Mustafa Karasu ku got: “Ev ji bo pêşîlêvekirina projeya çareseriya demokratîk taktîkek rast bû”, destnîşan kir ku dewleta Tirk ji destpêkê ve vê yekê weke lawaziyekê dît û bal kişand ku di encamên operasyonên di vê çarçoveyê de pêk hatin bi sedan gerîlayan jiyana xwe ji dest dan.
Karasû got: “Ev yek bi awayeke yek alî pêş ket. Tişta ku divê wê demê bihata kirin ew bû. Ji bo şkandina şovenîzma li Tirkiyeyê pêwîst bû. Em di wê baweriyê de bûn ku pêvajoyeke wiha ji bo şert û mercên têkoşîna Kurdan û ji bo şert û mercên erênîtir baştir bûn. Lê weke me got windahiyên mezin çêbûn.”
Mustafa Karasu binê wê yekê xet kir ku ferqên ciddî di navbera pêvajoya vekişînê ya 99’an û ya vê carêde heye û got ku gerîlayan di vî warî de tecrube qezenç kirine.  Her wiha, destnîşan kir ku di vê demê de karekterên pêvajoya vekişînê cûda ne û got: “Vekişîn di demek de ku têkoşîna me xurt bûye û AKP tengav bûye pêk tê. Ji bo serxistina hemleya projeya çareseriyê em vê yekê dikin. Em dixwazi vekişînê pêk bînin û bi vê yekê dewleta Tirk û AKP’ê xistin nava pêvajoyê û bi siyaseta demokratîk encamê bigirin.”

Wê pêngavên din bên avêtin

Karasû pêngavên ku dê di vê pêvajoya çareseriyê de pêk bên wiha rêz kir: “agirbest, vekişîn, piştî vekişînê guhertinên makeqanûnî, li ser esasê van guhertinan çareserî û pêngava normalbûnê” û destnîşan kir ku mirov nikare pêngava vekişînê ji vê vana cûda bike. Karasû da zanîn ku ev yek ne weke pêvajoya vekişîna sala 1999’ê pêvajoyeke yek alî ye.”
Karasû destnîşan kir ku ew nêzîkatiyên li hemberî vekişîna hêzên gerîlayan weke nêzîkatiyên li hemberî pirsgirêka Kurd dinirxînin û got ku kesên ku bi ciddî nêzîkê pirsgirêkê dibin, dê vê yekê weke parçeyeke çareseriyê bibînin û destnîşan kir ku tişta berûvajoyê vê yekê tê wateya berdewamkirina şereke sedsalan.
Endamê Konseya Rêveber a KCK’ê Mustafa Karasu got: “Nêzîkatiya li hemberî vekişînê, nêzîkatiya lihemberî pirsgirêkê ye. Gava mirov bixwaze nêzîkatiya li hemberî pirsgirêka Kurd çawa ye divê mirov li gotûbêjên derbarê vekişînê de binêre. Du nêrînên li hemberî vekişînê hene. Ya yekem vê yekê weke parçeyeke çareseriyê dibin. Ya din jî weke tasfiyekirina tevgera azadiya Kurdan û gerîlayan dibînin.” Karasu diyar kir ku hin derdor ne ku dixwazin pirsgirêka Kurd çareser bikin, dixwazin PKK’ê tune bikin û  destnîşan kir ku ne AKP, ne çapemeniya Tirk û ne jî ev derdor bi awayeke cidî nêzîkê pêvajoyê nabin û got: “Dibêjin pirsgirêka me ya terorîzmê heye. Dibêjin ger biçin, dê pirsgirêk bi dawî bibe.
Ma li Tirkiyeyê karê herî ciddî ne pirsgirêka Kurd e? Ne pirsgirêka gerîlayan e? Ev çil sal in bi bêciddiyetî nêzîkê vê karê ewqas ciddî dibin. Ger pirsgirêka Kurd çareser nebe, PKK’yek tune bibe, dê PKK’yeke din derbikeve holê. Yên ku wisa nêzîk dibin, rast nêzîk dibin. Yên ku wisa lê nanêrin û dibêjin pirsgirêka sedsalan pirsgirêak terorê ye, pirsgirêka PKK’ê ye, pirsgirêka terorê ya PKK’ê ye, heta îro tu pêngaveke neavêtine, ev yek tê wê wateyê ku dê ji niha pêve jî neavêjin û vê polîtîkaya xwe bimeşînin. 


Duygusal olarak bölünmüş – Yeni Özgür Politika


Akil İnsanlar Komisyonu’nda yer alan Prof. Doğu Ergil, “Türkiye coğrafya olarak bölünmez ama duygusal olarak bölünmüş durumda. Biz, Kürt sorununun çözümü için arayış halindeyken karşımızda Türk sorunu bulduk” dedi.

Akil İnsanlar Komisyonu’nun İç Anadolu heyetinde yer alan Prof. Doğu Ergil ve Celalettin Can, bölgedeki izlenimlerini anlattı. “Kürt sorununun çözümü için arayış halindeyken karşımızda Türk sorunu bulduk” diyen Ergil, “duygularla değil fikirlerle hareket edilmeli” önerisinde bulundu. Celalettin Can ise Kayseri’de yaşanan provokasyonların polis denetiminde olduğunu belirterek, “Kayseri’nin yüksek bürokrasisi provokasyonun parçasıdır” dedi.
Akil İnsanlar Komisyonu’nun yürüttüğü çalışmalar içinde en fazla provokatif girişimlerin olduğu bölge İç Anadolu oldu. 13 Nisan’dan itibaren Konya, Karaman ve Kayseri’de bir dizi temaslarda bulunan heyetin üyeleri izlenimlerini aktardı. ANF’ye konuşan Prof. Doğu Ergil, “Birincisi; az konuşmayı bilmiyoruz. Büyük toplantılarımız özellikle STK temsilcileriyle oluyor. Herkes yarım saat konuşmaya çalışıyor. İkincisi; tahlil yapmıyoruz; sürekli olarak kafamızdaki sabit fikrin ifadesinde ısrar ediyoruz. Üçüncüsü; hep ezberler üzerinden konuşuyoruz, fikirler üzerinden değil” eleştirisinde bulundu. Toplantılarına katılan kişilerin çözüm önerilerini sorduklarını ancak önerilerden ziyade kuşkularını dinlediklerini anlatan Ergil, şöyle konuştu: “Mesela bir kuruluşa çözüm sürecine fikri katkılarını soruyoruz ama insanlar sadece kuşkularını dile getiriyorlar. İlk yöneltilen sorular; ‘silah bırakılınca hangi reformlar olacak; Türkiye’deki siyasi hareket neye benzeyecek; Öcalan serbest kalacak mı, PKK’ye af çıkacak mı’ şeklinde oluyor. Halbuki en son sorulması gerekenler bunlar. Buradan neyi anlıyoruz? Ne kadar duygusallaşıldığını, reel siyasetten uzaklaşıldığını gösteriyor ve bunları sakıncalı buluyorum. Ümitler, endişeler, korkular düzeyinde bir tartışma sürerse yaratıcı ve uzlaştırıcı iklime ulaşılamaz.”

Azınlık ama kavgacı

Türk toplumunun bazı kesimlerinin ‘ülkemiz bölünecek mi’ şeklindeki kaygısının sürece katkı sunamayacağına vurgu yapan Ergil, “Türkiye coğrafya olarak bölünmez ama duygusal olarak bölünmüş durumda. Biz, Kürt sorununun çözümü için arayış halindeyken karşımızda Türk sorunu bulduk” dedi. Ergil, ‘Türk sorunu’ olarak tarif ettiği yaklaşımları şöyle özetledi: “Türk sorunu, memleketi sahiplenen ve başkasıyla paylaşmak istemeyen, rejimi kendisinin kurduğuna inanan ve burada başkasına yer bırakmayan, kendisinden başkasına eşitlik öngörmeyen, tekelci bir Türklüğü ifade etmiş oluyor.” Türk toplumundaki bu sorunun devam etmesiyle çok kültürlü bir toplum anlayışı ve barışı sağlamanın zor olduğunu söyleyen Ergil, yine de bu kesimlerin azınlıkta olduklarını düşünüyor: “Azınlık ama çok kavgacı. Başkasına söz hakkı tanımayan, saldırgan bir azınlık.”

Fedakarlık yapmayanlar kavgacı

Prof. Ergil, bir “Şehit Aileleri Derneği” temsilcisinin toplantılarında söz aldığına değinerek, şunları anlattı: “Şehit Aileleri Derneği’nin temsilcisi konuşuyor ve ‘bir daha kimsenin ölmemesi için ne gerekirse yapılmalı‘ diyor. Ona bile saldıranlar oldu. Toplantıda bir şehit çocuğu ‘babamı kaybettim’ dedikten sonra dağda babasını öldüren gençlerin dağa çıkış sebeplerinin incelenmesini istedi; onu da susturanlar oldu. Halbuki o susturanlar şehitlerden çok fedakarlık yapmış insanlar olamaz. Şehit edebiyatı yapan ve Türklüğü de saldırısı için araçsallaştırmış kimseler. MHP’liler ve İşçi Partililer mesela... Maalesef bazı CHP’liler de böyle. CHP’de büyük kesim çözümden yana ama ulusalcı kanat yerel düzeyde karşımıza çıkabiliyor.”

Korkular üzerinden yürütülmemeli

Ümitvar durumda olduklarını belirten Ergil, “Azınlık halde olanları bir yana bırakırsak kimsenin çözüme karşı olmadığını görüyoruz. Öyle inanıyorum ki, bu heyetler yerel düzeyde pek çok soruya yanıt verip barış duygusunu derinleştirme ve yaygınlaştırmada olumlu rol oynuyor. Daha makul insanlar etkilenebiliyor. İlk seferde kuşkuyla baksalar da, Hükümet’in bile düşünmediği oranda bir rol oynadığımızı düşünüyorum. Hükümet’e görüşmelerimizi raporlaştırıp sunacağız. Hükümet de süreci korkular ve endişeler üzerinden yürütmemeli” şeklinde konuştu.

Güven ortamı

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve PKK’nin de önemli bir rol üstlendiklerine vurgu yapan Ergil, ekledi: “Geri çekilmeden sonra müthiş bir iklimin olacağını düşünüyorum. Çatışmasızlık dönemi olursa ortam da çok rahatlamış olacak. Türkiye’de de reformlar olmaya başlayacak. Güven ortamıyla, demokrasinin kimsenin dışlanmadığı bir alt yapıya kavuşmasıyla da çözüme ulaşılabilir.”
 
Can: Devlet listesinde Kürtler yok

İç Anadolu Heyeti içinde yer alan Türkiye 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, illerde yaptıkları ziyaretlerde programı oluşturan valiliklerin listede Kürt kurumlarına, demokratik sivil toplum örgütlerine ve solculara yer vermediği eleştirisinde bulundu. DİHA’ya konuşan Can, Valiliklerin daha çok devlete yakın duran kesimleri toplantılara çağırdığını belirterek, “Sendikalar yok, partiler yok, bizim bildiğimiz anlamda STK’ler ve kitle örgütleri yok. Muhakkak bunların da gelmesi gerekiyor; ama salt devletin belirlediği liste ile olmuyor. Savaştan en çok etkilenenler yoksul kitlelerdir. Bunlar daha önemlidir. Çünkü bunlar devlete bağlı değiller. Bunlar savaşta canlarıyla kanıyla bedeller ödeyen kesimlerdir. Bunların savaşa karşı olup olmaması daha anlamlı olur. Devlet, bizim bildiğimiz anlamda Kürt meselesinden çok ciddi etkilenen kesimleri, onları asla çağırmıyor. Onlar devletin listesinde de yoklar aslında. Yani bu çok önemli bir eksiklik, bu eksikliği gidermek gerekiyor” diye konuştu.
Konya’da vali yardımcısa tarafından hazırlandığını öğrendikleri listeye itiraz ettiklerini ve demokratik bir platform oluşturmasını istediklerini ifade eden Can, Kulu ve Cihanbeyli’de toplantı yaptıklarını, esnafları dolaştıklarını, ST֒ler görüştüklerini aktardı. Can’ın Konya’ya ilişkin gözlemi şöyle: “İslami kesimler daha çok Konya’da. Bunlar İslami bir çözüm geliştirmek istiyorlar. Halkın bir kesiminde ise çözülsün ama ülke bölünmesin talebi vardı. Ama Kürtler demokratik bir çözüm istiyorlar; ancak AKP’ye de güvenmiyorlar. Biz böyle bir eğilim gördük.”

Savaştan nemalananlar

Can önemli bir noktaya daha dikkat çekerek kimi yerlerde gerçekleşen provokasyonların polis ve devlet bürokrasinin gözetiminde olduğunu söyledi. Kayseri’de “Şehitler Derneği’nde” yaptıkları toplantıda protesto edildiklerini aktaran Can, o tür derneklerin siyasileştirildiğini ve savaşı isteyen kesimler tarafından desteklendiğini dile getirti. Can şöyle konuştu: “Savaşın bitmesi bu savaştan nemalananların bitmesi anlamına geliyor. Bu yüzden şehit dernekleri savaşın sürmesini istiyorlar. Hatta Ahmet Taşgetiren’i linç girişiminden kurtararak araca bindirdik. Taşgetiren’e ‘Apo’ya selam söyle’ dediler. Ben ‘O Apo’yu tanımaz bana söyleyin ben selam götüreyim’ dedim.”
Kayseri’de Alevi kesimleri de ziyaret ettiklerini, bir kısım CHP’li tarafından protesto edildiğini belirten Can, “Sanki AKP’nin bütün uygulamalarının sorumlusu bizmişiz gibi, sanki Kürtler bu ülkeyi bölüyormuş gibi, niye Alevilerin sorunlarıyla ilgilenmiyoruz gibi çok boğucu bir ortam yarattılar. Ben mecburen ‘Bir Alevi Kızılbaş olarak sizi anlayamadım’ dedim. ‘Alevilerin kitabında insan ölümü yoktur. Kan yoktur, gözyaşı yoktur. Size hangi Ergenekoncu hangi Aleviliği anlattı size. Bu bizim bildiğimiz Alevilik değil’ dedim ve çok üzüldüm. 45 bin insan ölmüş daha da ölsün diyorsunuz. Tabi bunu bütün Alevilere mal etmemek gerekiyor. Daha çok CHP’li bir grupmuş bunlar” dedi.

Erdoğan’a duyrulur: Polis denetimli saldırı

Can, Kayseri’de yapılan toplantıda kendilerine yönelik yapılan provokatif saldırının MHP yanlılarının işi olduğunu belirterek, şöyle devam etti: “Bizden önce bu faşizan kesim yürüyüş yaparak çıkmış toplantıya, biz tabi bunu bilmiyoruz. Bayraklarla çıkmışlar. Birkaç polise sordum ‘birkaç kişi sızmış‘ dediler. Oysa toplantı salonuna çıktığımda 150’ye yakın kişinin provokasyon peşinde olduğunu gördük. Polisin adeta gözetiminde geldiler. Bizi koruma durumunda olan polisler, bizi yanılttılar. Bu polisin gözetiminde oldu, Sayın Başbakan’ın bunu bilmesi gerekiyor. Polis hiçbir müdahalede bulunmadı, sadece seyrediyordu. Kayseri’deki bürokrasi, barış ve çözüm sürecine uygun değil. Biz orada aykırı bir konuşma yapsaydık, daha başka şeyler yaşanabilirdi. Kayseri’nin yüksek bürokrasisi, Vali yardımcısı, polisi Kayseri’deki provokasyonun bir parçasıdır. Halkla ilgisi yok bunun.”

Bürokrasi uygun değil

“Halkta barışa karşı olma bir eğilimi göremiyoruz” diyen Can, siyasi ve organizeli olan kesimlerin bu işi provoke etmeye çalıştıklarını söyledi. Can, yarın öbür gün Yozgat’a, Sivas’a, Tokat’a gideceklerini; ancak bürokrasinin buna uygun olmadığını da sözlerine ekleyerek, “Ama bürokrasi buna uygun değil, bunun bilinmesi gerekiyor. Organize kesimler, siyasi kesimler bunu provoke ediyor ve yönlendirmeye çalışıyor. Ama halkta genel eğilim toplumsal anlamda çözümden yanadır” ifadesinde bulundu.


DEMOKRATİK ÇÖZÜM SERHILDANI – Özgür Gündem


DTK’nin iki gün süren olağanüstü toplantısının sonuç bildirgesi açıklandı. PKK Lideri Öcalan’ın Amed Newroz’undaki tarihi açıklamasının ardından topyekün seferberlik için toplanan DTK, demokratik çözüm için milyonlarla meydanlara iniyor

ORTAK VE BÜTÜNLÜKLÜ TUTUM ÇIKTI

700 delegeyle toplanan Kongre’nin bildirgesinde, “ Çok yoğun ve derinlikli tartışmalar ışığında Sayın Öcalan’ın başlattığı sürece katılımda ortak ve bütünlüklü bir tutum ortaya çıkmıştır. Tartışmalarımız hem yeni döneme yaklaşım hem de pratik hamlelerimiz için önemli sonuçlar doğurmuştur.” denildi

DEMOKRATİK KURTULUŞ İÇİN SEFERBERLİK

Demokratik Kurtuluş Hamlesi’ne aktif katılma ve yürütme kararı alan DTK, hem örgütlenme atağı hem de miting serileriyle yeni dönemin inşa çalışmasına hızlı bir başlangıç yapacak. Bunun için bir dizi kararlar alan Olağanüstü Kongre, Akil İnsanlara Öcalan’la ve KCK ile görüşme çağrısı yaptı

DEMOKRATİK KURTULUŞ KARARLARI

Kürdistan siyasi hareketinin çatı örgütü DTK, iki gün süren Olağanüstü Genel Kurulu’nda tarihi kararlar alarak sonuç bildirgesini açıkladı. Demokratik Kurtuluş Hamlesi’ne aktif katılma ve yürütme kararı alan DTK, hem örgütlenme atağı hem de miting serileriyle yeni dönemin inşa çalışmasına hızlı bir başlangıç yapacak. Birçok komiteyi kurulma kararı alan DTK, süreci izleyecek komiteler oluşturma kararı alırken, aynı zamanda süreci halkın aktif katılımıyla yürütecek. Genel Kurulu, Paris Katliamı’nda katledilen Kürt kadın devrimcilere “Genel Kurulumuzda yaşanan kararlaşma Paris Katliamı’na cevap olarak özgürlük iddiamızın zirveleşmesi anlamına gelmektedir” diyerek adayan DTK, sürece aktif katılacağını ilan etti. Genel Kurul, BDP Qers Milletvekili Mülkiye Birtane’nin Kürtçe, DTK Daimi Meclis üyesi Cafer Tan’ın Türkçe sonuç bildirgesini açıklaması ile sona erdi.

Sonuç bildirgesi

DTK’nin “Demokratik Kurtuluşla Özgür Yaşamı İnşa Edelim” şiarıyla gerçekleştirdiği iki gün süren genel kurulun sonuç bildirgesi ise şöyle:

“Tarihi 2013 Newroz’unda Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın Demokratik Kurtuluş manifestosuyla ilan edilen bu sürecin çok önemli olduğu tespiti üzere DTK olarak Olağanüstü Genel Kurulumuzu 700 delege ve BDP’nin PM ve il eşbaşkanlarıyla beraber süreci değerlendirme gündemiyle toplandık. Toplantı bu sürecin mimarı Sayın Öcalan’ın Genel Kurulumuzca selamlanması ile başladı. İki günlük tartışmalarımız hem yeni döneme yaklaşım hem de pratik hamlelerimiz için önemli sonuçlar doğurmuştur.

Kapitalist modernite

Kürt halkı olarak tarihi bir süreçten geçiyoruz. Ortadoğu kapitalist dünya sisteminin çıkarları gereği 20. yüzyılın başlarında suni bir düzenlemeye tabi tutulmuş ve sistemin yerel uzantılarının diktatörlüğüne teslim edilmiştir. Bir yanda öz itibari ile aynı olan iktidarcı zihniyete sahip statükonun taraftarı olan güçler olurken diğer tarafta yüzyıl önce olduğu gibi kendi çıkarlarına uygun bir sistem yaratmak isteyen kapitalist zihniyeti savunan kesimler bulunmaktadır. Bu taraflar dışında demokratik, özgürlükçü bir yaşam kurmak isteyen ve Kürt halkının da yer aldığı demokratik güçler söz konusudur.

Direniş belirleyici oldu

Türkiye de bu genel çerçevenin dışında düşünülemez. 2011 yılı seçimleri ardından devlet bu konjonktürü Kürt hareketini tasfiye etmek ve yenilenmiş bir Kürt inkarı politikasını devreye koymak istemiştir. Bu çerçevede güvenlikçi politikalar olarak kodlanan bir dizi saldırı başlatmıştır. Kürt siyasi hareketini siyasi soykırım operasyonları tasfiye etmeyi Kürt direnişini askeri mantıkla kırmayı Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ı ise ağırlaştırılmış tecritle etkisizleştirmeyi hedeflemiştir.

Kürt halkının bu politikalara cevabı ise topyekun direniş şeklinde 2012 yılına damgasını vurmuştur. Halkımız sokak sokak serhildan ruhuyla demokratik direnişini yükselmiştir. Tüm bu gelişmeler ışığında Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan Demokratik Kurtuluşla Özgür Yaşamı İnşa hamlesini başlatmıştır.

Tüm Türkiye’de büyük umutlar yaratan bu sürecin temel muhatabı olan Sayın Öcalan’ın çözüm için misyonunu daha etkin yerine getirebilmesi için gerekli koşulların hala sağlanmamış olması bu zihniyetin bir yansımasıdır.

Anayasa

Devletin demokrasiye duyarlı hale gelmesinin temel göstergelerinden biri anayasa olmaktadır. Demokratik Anayasa ve Demokratik Cumhuriyet vurgusu ile sadece Kürt halkının devletle ilişkisini yeniden tanımlamakla yetinmiyor, Ermenilerden, Museviler, Çerkezlerden Alevilere, Ezidilerden Süryanilere, Cumhuriyet tarihi boyunca tüm dışlananlarla, işçilerden memurlara tüm emekçilerle yani; tüm toplumsal kesimlerle beraber ortak özgür bir yaşam kurmak istiyoruz.

Biz demokratik siyaseti emek mücadelesinden sivil toplum alanından bağımsız görmüyoruz. Bu nedenle toplumun demokratikleşmesi için tüm toplumsal kesimlerle ortak zeminde mücadele etmeyi esas alıyoruz. Bu çerçevede yaklaşan 1 Mayıs’ta Newroz ruhuyla katılım hem ortak demokrasi mücadele hattımızı hem de demokratik siyaset pratiğimizi gösterecektir.

Demokratik Siyasetin temel aktörlerinin Kadın ve Gençlik olduğunu belirtiyoruz. Bu bağlamda Genel Kurulumuzun kararları çerçevesinde sürece aktif katılacağımızı ilan ediyor, tüm delege ve bileşenlerimize başarılar diliyoruz.”

TARİHİ KARARLAR

DTK’nin aldığı tarihi kararlar şöyle: Özgürlük mücadelesinin kalıcı sonuçlar açığa çıkarması gereken; final süreci dediğimiz bir süreci yaşamaktayız. Böylesi bir sürecin başarısını sağlayacak bütün etkenleri zamanında, yerinde harekete geçirmek başarmak için şarttır. Bunun içinde bir bütün olarak hareket, halk, dostlar düzeyinde her yerde ortak bir planlama çerçevesinde koordineli yani bütünlüklü mücadele etmek gerekmektedir. Bu çerçevede Genel Kurulumuzun aldığı kararları aktarabiliriz;

    Olağanüstü Genel Kurulumuz Paris katliamında şehit düşen üç kadın devrimci Sakine Cansız, Leyla Şaylemez, Fidan Doğan’a atfedilmiştir.
    Süreçle ilgili olarak DTK’nın ilgili bileşenlerinin iç ve dış diplomasi çalışmalarını artırması ve yoğunlaştırması kararı alınmıştır.
    DTK genel kurulu, başta AB ve ABD olmak üzere tüm uluslararası güçler ve devletler Türk devletiyle PKK karşıtlığı üzerinden kurdukları ilişkiyi gözden geçirme ve PKK’yi terör örgütleri listesinden çıkarması çağrısında bulunur.
    Demokratik Çözüm sürecinin ikinci aşaması temel olarak Kürt sorunun çözümü önünde engel yasaların değiştirilmesi ve kaldırılması şeklinde ilerlemelidir. TMK’nin kaldırılması, Yüzde 10 seçim barajının düşürülmesi, Hazine Yardımlarının adil bir hale getirilmesi, Koruculuk sistemine son verilmesi gibi pratik adımlardan oluşan bir demokratikleşme paketinin hazırlanması gerekmektedir. Bu temelde etkin bir çalışmanın yapılması için acil olması nedeniyle belirlenen paketin sürekli gündemleştirilmesi için eylem ve etkinliklerin düzenlenmesi kararlaştırılmıştır.

ALANLARA ÇIKILACAK

    Tüm siyasi tutsakların özgürlüğe kavuşması için kampanyalar, mitingler gibi etkinlikler düzenlenmesi karar altına alınmıştır.
    DTK Genel Kurulu Amed E tipi cezaevinin müze yapılaması için eylemlerin yoğunlaşarak sürdürmesine karar altına almıştır.
    Tekirdağ’da 28. gününe giren Açlık Grevi için kitlesel yaygın eylemler yapılması çağrısında bulunulmuştur.
    DTK, kadına yönelik şiddete karşı mücadeleyi temel görevi bilir ve tüm bileşenlerini kadına yönelik şiddete karşı mücadeleyi yükseltmeye davet eder. Özellikle son dönemde Siirt’te kadına yönelik şiddetin yoğunlaştığı bir yer olmuştur. Genel Kurulumuz bu noktaya özellikle dikkat çeker.
    Demokratik kurtuluş perspektifinin tüm toplumsal kesimlerle paylaşılacağı ve bu sürece dahil olmaları temelinde diyalog, işbirliği çalışmalarının yürütülmesi kararlaştırılmıştır.
    Süreci halkla tartışmak ve halkla sürece müdahil olmak için örgütlü olduğumuz en küçük birime kadar her alanda halk toplantılarının programlanması ve hayata geçirilmesini kararlaştırılmıştır. Bu halk toplantılarında Sayın Abdullah Öcalan’ın Newroz’da okunan mesajı, DÖKH’ün ara dönem sonuç bildirgesi ve DTK’nin olağan üstü kurulu sonuç bildirgesi temel perspektif olarak dikkate alınarak işlenecektir.
    Şehit düşüp yerleri bilinameyen gerillaların, gözaltında kaybedilenlerin, faili meçhul cinayetlere uğrayanların ve toplu mezarların bulunması konusunda ailelere yardımcı olmak ve hakikatleri açığa çıkartmak amacıyla bir komisyonun DTK bünyesinde ve ilgili kurumların katılımıyla kurulmasını kararlaştırılmıştır.
    Müzakere sürecinin daha sağlıklı yürümesi, barışçıl rolünü daha etkin oynayabilmesi ve Kürt halkının temel taleplerinden biri olduğu için Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın öncellikle tüm kesimlerle diyalog kurmasının önünün açılması ve özgürlüğüne kavuşması için yapılan çalışmaları, eylem etkinliklerin sürekli hale getirilmesi karar altına alınmıştır.
    Barış umutlarının yeşerdiği KCK’nin ateşkes ilan ettiği bu süreçte askeri operasyonlar Genel Kurulumuzun yapıldığı bugün bile sürmektedir. Bu süreçte bir gerillanın kaybı veya siyasi bir polis operasyonunun DTK tarafından kabul edilmeyeceği Genel Kurulumuzca netlikle ifade edilmiştir.  Bu nedenle Olası bir Geri Çekilme sürecinde geçişinde sorunları yerinde giderecek, müdahale edip, bu sürecin sağlıklı bir biçimde işlemesini sağlayacak, tüm yerel dinamikler ve sivil toplum örgütlerinden oluşacak “Süreci İzleme Komitelerinin” kurulması karar altına alınmıştır.

ÇÖZÜM MİTİNGLERİ

    DTK Genel Kurulu Kürdistan’da inşa edilen karakol, cezaevi çalışmalarının ve koruculaştırma politikasının ivedilikle durdurulması gerekmektedir. Bu temelde başta kadın, gençlik hareketleri olmak üzere demokratik siyasetim tüm kurum ve bileşenlerini bu askeri işgal politikasını yaygın ve radikal bir şekilde protesto eden eylem ve etkinlikler yapılması çağrısında bulunur.
    Önümüzdeki dönemde halkımızın taleplerinin (başta anadilde eğitim, yerel ve kültürel özerklik, kültürlerin ve dillerin kendini yaşatma ve geliştirme hakkı, düşünce ifade ve örgütlenme özgürlüğü vb.) Anayasal yansımalarını ve kendi önerilerimizi kamuoyu ile daha etkin paylaşmamız karar altına alınmıştır.
    Kürt sorununun demokratik çözümüne katkı sunmak amacıyla kurulmuş olan akil insanlar heyetine Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan ve KCK yönetimi başta olmak üzere, zindanlarda bulunan PKK’li tutsaklar ile de görüşme gerçekleştirmeleri, demokratik çözüm sürecinin gelişmesi adına bu dinamiklerin de yaklaşım ve değerlendirmelerini Türkiye kamuoyuna yansıtmaları çağrısı yapılması kararlaştırılmıştır.
    DTK Genel Kurulu zorla göçertilen herkesi kendi topraklarına dönmesi için çağrı kararı yinelemiştir.
    Köye dönüşlerle ilgili DTK ve ilgili kurumların bölge geneli çalışacak ve bu konuda yapılması gerekenleri dile getirecek, çıkan sorunlara çözüm arayacak “Köye Dönüşleri İzleme Komitesi” kurulacak.
    DTK bünyesinde Mezopotamya Ekolojik Hareketi kurma karar altına alınmıştır.
    Newroz’un sürece nasıl bir ivme kattığı göz önüne alınarak Türkiye ve Kürdistan’ın tüm bölgelerinde “Demokratik Çözüm İçin Alanlardayız” şiarıyla büyük mitingler düzenlemesi karar altına alınmıştır.
    DTK Genel Kurulu tüm bileşenleriyle yeni dönemi başarıyla götürmek için örgütlülük düzeyini yükseltmeye ve örgütlülüğün toplumun en küçük birimine kadar taşırılmasını karar altına almıştır.
    Demokratik Kurtuluş Hamlesinde başarının önemli bir etkeni ulusal birlik ve ortak demokratik tutumunun gelişmesi için ‘Kuzey Kürdistan Demokratik Ulus’ konferansının yapılması Genel Kurulumuz tarafından kabul edilmiştir.


ARKADAŞLARIMIZI BIRAKIN! – Özgür Gündem


Bugün Kürt gazetecilerin davası Silivri’de görülmeye başlanacak. Arkadaşlarının derhal serbest bırakılmasını isteyen tutuklu gazetecilerin meslektaşları önceki gün Taksim’e yürüdü

Kürt basın kurumlarında çalışan gazetecilerin serbest bırakılmasını isteyen basın emekçileri, Taksim Meydanı’na yürüdü. Yeni süreçle birlikte gazeteciler hakkında açılan davanın tümden çöktüğünü dile getiren Eren Keskin, “Apê Musa’nın bayrağı her zaman elimizde dalgalanacak” dedi

Arkadaşlarımızı derhal bırakın

26’sı tutuklu 46 gazetecinin bugün Silivri’de görülmeye başlanacak 4’üncü duruşması öncesi, Özgür Basın çalışanları öncülüğünde Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen basın emekçileri Taksim Meydanı’na yürüdü. “Rehineleri bırakın” pankartının açıldığı eyleme Özgür Gündem, Azadiya Welat, Dicle Haber Ajansı, Demokratik Modernite dergisi, Evrensel, Etkin Haber Ajansı çalışanı çok sayıda basın emekçisinin yanı sıra, pek çok gazeteci katıldı. Üzerinde tutsak gazetecilerin fotoğraflarının olduğu dövizleri taşıyan basın emekçileri sık sık, “Özgür basın susturulamaz”, “Bijî berxwedana zindana”, “Zindanlar yıkılsın tutsaklara özgürlük”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları attı.

Bu politikalar çöktü

Galatasaray Lisesi önünde yapılan basın açıklamasında konuşan gazetemiz genel yayın yönetmeni Eren Keskin, 20 Aralık 2011’de yapılan operasyonda gözaltına alınan 46 özgür basın çalışanından 26’sının halen tutuklu olduğunu hatırlatarak, “KCK adı altında tutuklanan tüm siyasetçiler, avukatlar, gazeteciler ve siyasi kanaat önderleri hukuki suçlamalarla tutuklanmış değil. Arkadaşlarımız AKP hükümetinin Kürt sorununda Kürt halkının örgütlü güçlerini zor, baskı ve tehdit yoluyla zayıflatmak ve tasfiye edilmek hevesiyle tutuklandılar” diye konuştu. Başbakan Erdoğan hükümetinin barışçıl söylemler kullanmasına rağmen baskı ve zor kullanmaktan çekinmediğine vurgu yapan Keskin, “Türkiye’yi ‘tutuklu gazeteciler cenneti’ yapan işte bu başarısız ve umutsuz çözümsüzlük politikalarıdır” dedi.

Arkadaşlarımızı bırakın

PKK Lideri Öcalan’ın Amed Newroz’unda yaptığı tarihi çağrıyla, demokratik çözüm yoluna giden kapıyı araladığını belirten Keskin, “Bizlerin 30 yıldır dillendirdiği, barış talebi diyalog yoluyla çözülür oldu. Bugün tutuklu gazeteci arkadaşlarımızın yazdığı tüm yazılar, yaptıkları haberler, çektikleri fotoğraflar bu talebin vücut bulmasına olanak sağlamak içindir. Bunun aksini, arkadaşlarımız hakkında saçma siyasi senaryodan ibaret olan iddianameyi yazan savcı bile söyleyemez” dedi. “Kürt sorununda yaşanan son gelişmeler gazeteci arkadaşlarımızın hukuki olmayan davasının siyasi temellerini de çökertmiştir” diyen Keskin, “Özgür Basın geleneği ağır baskılar altında direnerek bugünlere geldi. Çok bedeller ödedik, ödemeye devam ediyoruz. Apê Musa’nın bayrağı her zaman elimizde dalgalandı. Çözüm ve barış süreci düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki tüm engellerin kaldırılmasını istiyoruz” diye konuştu. Basın açıklaması, bugün Silivri’de görülecek davaya katılım çağrısı ile son buldu. Açıklamanın ardından basın emekçileri sloganlarla Taksim Meydanı’na kadar yürüdü.


‘Roleke mezin dikeve ser milê jinan’ – Azadiya Welat


Jinên BDP’î jî ji bo komcivîna ku dê di 28’ê nîsanê de li Enqereyê pêk were bang kirin. Parlamentera BDP’ê Sabahat Tuncel diyar kir ku di vê pêvajoyê de rolek girîng dikeve ser milê jinan

BDP’a Stenbolê bi armanca Komcivîna ku dê di 28’ê nîsanê de bi şîara ‘Jinan bi rêxistinkirî, rizgariya demokratîk û jiyana azad’ li Enqereyê pêk were daxuyaniyek da.

Parlamentera BDP’ê ya Stenbolê Tuncel, endama baskên jinan a BDP’ê Kiymet Ilgaz, endama Meclisa BDP’ê Arîfe Çinar, nûnera BDP’a Stenbolê Îlkay Yenîgun tevli civînê bûn.

Endama Baskên jinan a BDP’ê Kiymet Ilgaz diyar kir ku dê di 28’ê nîsanê de li Enqereyê li Salona Sporê ya Taner Kişlali Komcivîna Jinan pêk bînin û destnîşan kir ku hedefa wan komkirina 10 hezar jin e.
 
PEYWIRA JINAN GIRÎNG E

Sabahat Tuncel jî diyar kir ku ew wek BDP’ê girîngiyê didin cih girtina jinan a di siyasetê de û wiha got: “ Kotaya jinan û pergala hevseroktiyê di vî alî de girîng e. Bi operasyona KCK’ê ya 14’ê Nîsana 2009’an têkoşîna azadiya jinan hedef hat girtin, ji ber vê ji her demê zêdetir peywir dikeve ser milê jinan. Ji ber ku jinan her tim di şer de bedelên mezin dan. Zarokên xwe winda kirin. Jiyana wan hat texrîbkirin. Ji ber vê ji aktorên sereke yên vê pêvajoyê ne. Em hemû jinên BDP’î û dostên xwe vedixwînin vê komcivînê.”


Ji KCK’ê daxuyaniya roja rojnamegeriya kurdî - ANHA


Komîteya Çapemenî û Ragehandinê ya KCK’ê bi munasebeta 115 saliya rojnamevaniya Kurdî daxuyaniyek nivîskî weşand û ev roj li hemû çapemeniya kurdî pîroz kir. Di daxuyaniyê de dozên derbarê rojnamevanên kurd yên li Tirkiye û Îranê de hatin bibîrxistin û banga piştgiriyê hate kirin.

Komîteya Çapemenî û Ragehandinê ya Koma Civakên Kurdistanê (KCK) bi munasebeta 22’ê Nîsanê ku roja destpêka weşanê ya yekemîn rojnameya kurdî ya bi navê Kurdistanê (22 Nîsan 1898) ye û wekî roja rojnamevaniya Kurdî tê pîrozkirin, daxuyaniyek nivîskî weşand. 

Di daxuyaniyê de 115 saliya rojnamevaniya kurdî hate pîrozkirin û ev tişt hatin gotin: “Sed û pazdeh sal berê li paytexta Misrê Qahîreyê bingeha rojnamevaniya kurdî hate danîn û heta îro dewam kir. Di nava 115 salan de rojnamevanên Kurd gelek xebatên giranbuha kirin. Di roja me ya îro de têkoşîna azadîxwaziya gelê Kurd gihiştiye asteke girîng. Bê guman rola rojnamevanıya kurdî û bi taybet ji medyaya Kurdî hêjayî nirxandinê ye. Îro li ser bingeha ku li Qahîreyê hate danîn bi dehan rojname, kovar, radyo u tv weşanê dikin. Bi taybet jî dehan kanalên televîzyonî yên Kurdî di qada rojnamevaniya de rolek giring dilîzin. Di vê pêvajoyê de ku li herêma me guhertinên girîng çêdibin de rola medyayê ji her demê girîngtir bûye. Medya di guhertin û veguhertinê de rola sereke dilîze. Medya îro bi tenê gel agahdar nake, belku bi her awayî rola probagandayî jî dilîze. Ev hêza mezin di ware ajîtasyon, probaganda perwerde û rêxisitin kirinê de erkeke girîng bi cîh tîne.”

Di berdewama daxuyaniyê de hate destnîşankirin ku di nava 115 salan de weke qadên din, di qada çapemeniyê de jî hem pêşketinên pir girîng çêbûne, hem jî nexweşî û karesatên dîrokî bi ser de hatine û wiha hat domandin: “Pelên zêrîn yên rojnamevaniya Kurdî bûne nîşana bêdariya Kurdewarî û pênaseya azadîxwaziya Kurdan. Kurd çawa di qada şer, siyaset, parastin û her qadek din de xebat û şer kirin û can dan, di qada rojnamevaniyê de jî hemû rengên fedakarî û cangorîtiyê nîşan dane.Sedan xebatkarên bê navnîşan di vê qadê de bi eşqa welat û nîdştiman şev û rojên xwe kirin yek û bi xwêdan û xwina xwe dîroka rojnamevaniyê nivîsandin. Ev rewş heya roja îro berdewame û îsal jî weke rûreşiyeke mezin rojnamevanên Kurd di roja rojnamevaniya Kurdî de wê bêne darizandin. Hem di Tirkiyeyê, hem jî di Îranê de rojnamevanên Kurd bi zext û guşarên giran re rûbirû ne ku di gelek minakan de heya kuştinê jî diçe. Îro di bihara azadiya Kurdewarî de rola rojnamevanî û fikr û ramanê di jortirîn asta xwe de ye. Her çiqas zext û zorî zedê dibin, eşqa azadî û mirovahiyê jî bêhtir dibe û diçe ku taca heqîqetparêziyê dane ser banê rewşengeriya Kurdî. Tovê mirovahî û azadîxwaziya Kurdewarî di zeviya rojnamevaniyê de ji şîn bûye û bi xwîn û xwêdana keç û kurên Kurd hatiye avdan. Roja rojnamegeriya Kurdî hem cejna pîrozkirina wan hemû pêşketinan e, hem derfeta mehkûm kirin û şermezarkirina zext û zoriyan, hem jî cîhê bilêvkirina biryardariya berdewamkirina tekoşîna agahdarkirina gelê Kurd û hemû gelên herêmê ye. Bêguman îro rojnamevaniya Kurdî roleke agahdarî û hişyarkirina hemû gelên herêmê jî dilîze û bûya mînaka rojnamevaniya serbixwe, azad, serbilind û şanaz. Ew yek jî cihê şanaziyê ji bo gelê Kurde ku di vê qadê de jî bûye pêşeng û aldarê herêmê. Bê guman ew di heman demê de çandina şitlên ronesansa Rojhelata Navîn e jî.”

Di dawiya daxuyaniyê de jî ev tişt hatin gotin: “Di rojeke bi wiha de em vê rojê li hemû rojnamevan û xebatkar, kedkarên qada rojnamevaniyê û hemû gelê Kurd pîroz dikin. Soza berdewamkirina rêya cangoriyên vê qadê di hemû beşên Kurdistanê de dubare dikin. Herwiha bi baldarî doza rojnamevanên Kurd li Tirkiyeyê û Îranê dişopînin û dixwazin ku karbidestên welatên navborî vê rûreşiyê bidawî bikin. Ji gelê xwe jî dixwazin ku weke her carê piştevanê zarokên xwe bin û di mijara zext û zoriyên ser rojnamevan û rojnamevaniya Kurdî de hişyariya xwe zêdetir bikin. Di serdema ‘rizgariya demokratîk’ de wê rojnamevaniya Kurdî jî ji her demê baştir parêzvanê agahdarî û rewşengeriya Kurdistanê be. Lewra em dibêjin werin em bi hev re vê rojê bi rizgariya demokratîk ve girêdin. Îro em ji her demê zêdetir nêzî wê yekê ne.”


Basel’de Kürt gençleri şölende buluştu - ROJACIWAN


İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenen bir gecede buluşan Kürt gençleri Öcalan’ın başlattığı demokratik çözüm sürecini ve Rojava (Batı Kürdistan) devrimini selamladı.

Basel Gençlik Komitesi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 21 Mart Amed Newrozu’nda başlattı çözüm süreci ile Rojava’dak Kürt devrimini selamlamak amacıyla Hazal düğün salonunda gece düzenledi.

Gece, özgürlük mücadelesinde yaşamlarını yitirenler anısına yapılan saygı durusunun ardından başladı. Etkinliklerin yapıldığı salon, Öcalan’ın posterleri ve KCK bayraklarıyla donatıldı.

Bazı gençlerin yöresel kıyafetleriyle geceye katılması dikkat çekerken salonda sık sık “Biji serok Apo”, “Selam selam İmralı’ya bin selam”, “Savaşa da barışa da hazırız” sloganları atıldı. Gecede ilk olarak Avrupa gençlik hareketinin mesajı okundu.

Öcalan’ın inisiyatifiyle başlayan yeni sürece dikkat çekilen mesajda devletin yaklaşımının “hala net olmayan” yaklaşımlarından duyulan kaygı dile getirildi.

Özellikle gençlerin sürece büyük bir sorumluluk düzeyiyle yaklaşması gerektiğine vurgu yapılan mesajda bütün gençlerin daha çok çalışması ve halka bu süreci doğru bir temelde aktarmaları gerektiği ifade edildi.

Öcalan’ın  “Bu bir son değil yeni bir başlangıçtır” sözünün hatırlatıldığı mesajda sürecin ilerlemesiyle birlikte bu kez ideolojik ve siyasi olarak kapsamlı bir mücadele yürütüleceği kaydedildi.

Bu demokratik savaşın kazanılması için mücadele saflarına güçlü bir katılımın sağlanması gerektiğinin vurgulandığı mesajda kapitalist modernitenin yaratmış olduğu kişiliklerden arınarak her gencin yeni ve özgür bir yasam iddiasıyla kendini donatmasını önemine işaret edildi.

Gece okunan mesajın ardından MED Kültür Merkezi sanatçılarının söylediği şarkılarla ve çekilen halaylarla coşkulu bir şekilde geç saatlere kadar devam etti.


‘Tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması, güven artırıcı olacaktır’ - JINHA


22 Nisan Kürt Gazeteciler Günü nedeniyle basın emekçileri adına basın açıklaması yapan Özgür Gazeteciler Cemiyeti Eş Başkanı Hayrettin Çelik, bu günde tutuklu gazetecilerin yargılandığına işaret ederek, tutuklu bulunan gazetecilerin davalarının düşmesi ve serbest bırakılmalarının, süreç açısından güven artırıcı bir adım olacağını ifade etti.

İlk Kürt gazetesi olan Kürdistan, 115 yıl önce Mısır’ın başkenti Kahire’de yayın hayatına başladı. Bu nedenle her yıl 22 Nisan, Kürt Gazeteciler Günü olarak kutlanmaktadır. Özgür Gazeteciler Cemiyeti, 22 Nisan Kürt Gazeteciler Günü nedeniyle bugün Amed’in Ofis semtinde AZC Plaza önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Özgür Gazeteciler Cemiyeti Eş Başkanı Hayrettin Çelik tarafından okunan açıklamaya, tüm özgür basın kurumları katıldı. 20 Aralık 2011’de KCK adı altında pek çok ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen operasyonlarda tutuklanan gazetecilere atfen yapılan basın açıklamasında, tutuklu gazetecilerin dava günü ile Kürt Gazeteciler Günü’nün aynı tarihe denk getirilmesinin manidar olduğuna vurgu yapıldı.

Basın emekçileri adına konuşan Özgür Gazeteciler Cemiyeti Eş Başkanı Hayrettin Çelik, 20 Aralık 2011 tarihinde yapılan operasyonlarla tutuklanan gazetecilerin iddianamelerinde herhangi bir suç unsuru bulunmamasına rağmen, sadece mesleklerini icra ettikleri, iktidar aygıtına karşı halkçı bir yayın politikası çerçevesinde çalışma yürüttükleri için 16 ayı aşkın bir süredir tutuklu bulunduklarına dikkat çekti. Açıklamada, tutuklu gazetecilerin İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan mahkemelerinin 22 Nisan 2013 tarihinde görüleceği de hatırlatıldı.

“Kürt Gazeteciler Günü’nde gazeteci arkadaşlarımızın yargılanıyor olması, bizce Kürt Sorununa güvenlikçi, inkar ve imha politikaları dışında çözüm arayan bir Türkiye’nin ayıbıdır” açıklamasında bulunan Hayrettin, böylesi bir süreçte gazetecilerin tutuklu bulunmasının, sürecin ruhuna ters düşen bir durum olduğunu dile getirdi. Hayrettin, özgür basın emekçileri olarak; Kürt halkının öncülüğünde gerçekleştirilen demokratik çözüm sürecinde, devlet ve hükümetin samimi olmadığını düşündüklerini belirtti.

Gazetecilerin yargılandığı bu davanın, samimiyet ve süreç açısından turnusol görevi göreceğine işaret eden Hayrettin Çelik, tutuklu bulunan gazetecilerin davalarının düşmesi ve serbest bırakılmalarının, süreç açısından güven artırıcı bir adım olacağını ifade etti. Hayrettin Çelik, kamuoyuna seslenerek, “Bu ayıbın devam etmemesi için, vicdanlarının yargılandığı davaya müdahil olmaları ve yargının da bu dava ile aslında kamuoyunun vicdanını yargıladığının bilinci olarak bu ayıptan bir an önce vazgeçmesidir” dedi.

Basın açıklaması, olaysız bir şekilde sona erdi.


Tekirdağ'da 12 Eylül manzaraları – Etkin Haber Ajansı


Askeri nizamda yürüyüş, süngerli oda, çıplak arama, kelepçeli muayene... 12 Eylül döneminde cezaevlerindeki işkenceleri hatırlatan bu uygulamalar Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nde yaşanıyor. Üstelik cezaevinde 22 tutuklu 28 gündür açlık grevinde...

22 tutuklunun 28 gündür açlık grevinde olduğu Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nde tutuklular yoğun psikolojik ve fiziksel baskı altında. Tutuklulara her hücreden çıkışta tek sıra halinde askeri nizamda yürüyüş dayatılıyor. Süngerli oda işkencesi cezaevinde rutinleşmiş durumda. Kelepçeli muayene dayatılan tutuklular, muayene dahi edilmeden hastaneden cezaevine geri götürülüyor. Cezaevi girişinde her tutukluya çıplak arama dayatılıyor.

Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nden kısa süre önce tahliye olan Kürt siyasi tutuklu, cezaevinde her geçen gün artan psikolojik ve fiziksel baskıları anlattı.

ASKERİ NİZAMDA YÜRÜME DAYATMASI

Adını vermek istemeyen tutuklunun anlatımları, 12 Eylül döneminde cezaevlerinde uygulanan baskıları hatırlatıyor. Tutuklular, görüş, ortak alan gibi herhangi bir nedenle her hücreden çıktıklarında tek sıra halinde askeri nizamda yürümeye zorlanıyor. Askeri dayatmaları kabul etmeyen tutuklular sık sık gardiyanların saldırısına maruz kalıyor.

Tutukluların koridorda birbirlerine selam vermeleri bile işkence görmeleri için bir gerekçe.

SÜNGERLİ ODA İŞKENCESİ

Süngerli oda işkencesi, Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nde en fazla uygulanan yöntem. Tamamen süngerle döşendiği için "süngerli oda" olarak bilinen işkence odası, 4 metre karelik bir alan. Süngerli oda işkencesi ağırlıklı olarak müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis hükümlülerine uygulanıyor ve tutuklular kıyafetleri çıkartılarak bu odaya konuluyor.

ONUR KIRICI ARAMA

Cezaevi girişinde tutuklulara "onur kırıcı" arama olarak tanımladıkları soyarak arama biçimi dayatılıyor. Tutuklular bu arama biçimine karşı çıktıkları zaman da gardiyanların saldırısına maruz kalıyor.

Tutuklular, cezaevi revirine bile yazdıkları dilekçelerin üzerinden haftalar geçtikten sonra sevk ediliyor. Engelleri aşarak hastaneye gidebilen tutuklular ise burada "kelepçeli muayene" dayatmasıyla karşılaşıyor. Yasalara ve insan haklarına aykırı olan bu durumu kabul etmeyen tutuklular, hem askerlerin saldırısına maruz kalıyor hem de muayene dahi olamadan cezaevine geri gönderiliyor.

BÜTÜN NOTLARA EL KONULUYOR

Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nde "arama" adı altında yapılan hücre baskınlarında tutukluların bütün defterlerine, notlarına, şiir ve öykü gibi edebi çalışmalarına el konuluyor.

AÇLIK GREVİ 28. GÜNÜNDE

Tüm bu baskılara karşı 22 Kürt siyasi tutuklunun başlattığı açlık grevi bugün 28. gününde. Kilo kaybı yaşayan tutuklularda sağlık sorunları da başladı. B1 vitamini verilmeyen tutuklulara, iaşe bedeli olarak cezaevi idaresi tarafından verilmesi gereken su ve şeker de verilmiyor. Tutuklular bunu cezaevi kantininden karşılamak zorunda bırakılıyor.

Cezaevinden kısa bir süre önce tahliye edilen Kürt siyasi tutuklu, açlık grevindeki tutukluların talepleri kabul edilmezse, yeni katılımların olacağına dikkat çekti, "Sağlık durumları her an kötüye gidiyor" dedi.

Cezaevindeki kitap yasağının demokratik kamuoyunun baskısıyla şimdilik aşıldığını hatırlatan eski tutuklu, "Açlık grevleri konusunda bir kamuoyu oluşmazsa, cezaevindeki baskılar daha da artabilir, hatta kitap yasağı da geri gelebilir. İçerideki tutuklular, insan hakları savunucuları başta olmak üzere tüm demokratik kamuoyundan duyarlılık ve destek bekliyor" diye konuştu.


"Çekilme Kararını KCK Açıklayacak" – Bianet


BDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “çekilme kararını KCK yetkililerinin alacağını ve kararın bugünlerde açıklanacağını” söyledi.
 
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) başkanlık sistemi önerisiyle barış arasında bir bağ olmadığını söyledi.

Taraf gazetesinden Neşe Düzel’e konuşan Demirtaş, “Anayasaya Özerk Kürdistan bile yazsalar otoriter bir başkanlık sistemine evet demeyiz” dedi. Demirtaş özetle şunları söyledi:

* Çekilme kararını KCK yetkilileri alacaklar ve bugünlerde açıklayacaklar. Eğer çekilmeye karar vermişlerse, bu kararı, çekilme takvimiyle birlikte duyuracaklar. PKK’nin çekilmeyi ne zaman başlatacağını ve ne zaman tam çekilmiş olacağını biz açıklamayla birlikte öğreneceğiz. Böylece barış sürecinin birinci aşaması başlamış olacak.

* PKK sadece ateşkes ilan etti. PKK; “Ben geri çekilme kararı verdim ve başlattım” cümlesini henüz kurmadı. Birinci aşamanın başlaması için PKK’nin geri çekilmesinin başlaması gerekiyor. Şu anda birinci aşamanın hazırlıkları sürüyor. Bizim İmralı ve Kandil ziyaretlerimiz, iletilen mektuplar, Meclis’te kurulan komisyonlar, âkil adam heyetleri hep birinci aşamanın hazırlıklarıydı.
“Kandil kaygılı”

* Kandil’e gidişlerimizde gördük ki pek çok kaygıları var. Çünkü 1999’da ateşkes ilan edilmiş olmasına rağmen 500’den fazla PKK gerillası geri çekilme sırasında öldürülmüş. Ayrıca güvensizlikleri de var.

* Çekilmişken sorun demokrasiyle çözülsün istiyorlar. Çok daha büyük bir savaş yapmak istemiyorlar. Kısacası Kandil, bu sürecin içi demokrasiyle doldurulmaz diye kaygılı. “Bizim geri çekilmemizin adı barış değil” diyorlar.

* Kandil şunu söylüyor: “Barış, PKK’nin geri çekilmesi değildir. Barış, Kürt sorunun çözülmesidir. Yani Türkiye’nin demokratikleşmesidir. Biz, buna barış diyoruz, Eğer hükümetin barıştan anladığı, sadece bizim geri çekilmemiz ise bu ciddi bir kriz yaratacak.”

* PKK’nin silah bırakması, barış sürecinin “silahsızlanma ve normalleşme” denilen son aşamasında olacak. Düşünün ki... Biz barış sürecinin daha birinci aşamasının hazırlığındayız. Birinci aşamadan sonra, Türkiye’nin demokratikleşmesi denilen ikinci aşama var. Bu aşamada yasal reformlar ve anayasal değişiklikler yapılacak. Ancak ondan sonra PKK, silahını bırakacak ve dağdan inecek.

* Mektup, işi yavaşlatıyor, ağırlaştırıyor. Kandil ile İmralı arasında doğrudan temasların olması lazım.
“Süreç kamuoyuna mal oldu”

* Geçmiştekinden farklı olarak işin açık yürütülmesi, süreci geri dönülemez bir yola soktu. Çünkü süreç kamuoyuna mal oldu. Şu anda artık haklı ve meşru gerekçesi olmadan süreci bozan taraf, tarihî vebal altında kalır. Kısacası şimdi iki taraf da demokratik bir basınç altında! Toplumun çözüm isteğinin yarattığı bir basınç bu! Birbirlerine güvenmeseler bile, iki taraf da halkın çözüme desteği nedeniyle çok dikkatli davranacak.

* Öcalan’la tartıştığımız şey, Kürtlerin ve Türkiye’deki demokrasinin geleceği. Önceliğimiz demokrasi! Demokrasi dışındaki hiçbir başlık bizim önceliğimiz değil. Şimdi sadece bunu tartışıyoruz.

* Demokratikleşme çoktan başlamalıydı ama hükümet ciddi bir adım atmıyor. Demokratikleşmenin başlaması için, sürecin ilk aşamasının bitmesini beklemeye gerek yok ki. Aksine, geri çekilme ile demokratikleşme eş zamanlı yürümeli ve bir yandan çekilme olurken bir yandan da reformlar yapılmalı. Çünkü özgürlüklerin genişletilmesi için vakit yok!

* Tahminime göre çekilme sonbahar başına kadar tamamlanır. Martta yerel seçimler var. Dolayısıyla demokratikleşme için çok az zaman kalıyor.
“Başkanlık değil, başkan sistemi”

* AKP’nin yeni anayasada yargıyla ilgili, başkanlık sistemiyle ilgili kendi önerileri var. Meclisi feshetme yetkisinin bir kişiye verildiği, yüksek yargıyı atama yetkisinin başkana tanındığı bir başkanlık sistemine biz demokratik bir yönetim diyemeyiz. Biz AKP usulü başkanlık sistemini asla kabul etmeyiz.

* AKP, Amerika’daki gibi ya da dünyada diğer demokratik ülkelerdeki gibi bir başkanlık sistemi önermiyor. O, başkan sistemi öneriyor. Eğer barış sürecinin ilerlemesinin bir şartı olarak BDP’nin önüne bunlar dayatma olarak çıkarsa, biz bu tür tavizleri vermeyiz. Bunun adı “barış” olmaz zaten.

* Anayasada özerk Kürdistan deseler, Kürtçe anadilde eğitim serbesttir diye açıkça yazsalar ve bunun karşılığında da anayasanın bir maddesinde baskıcı-otoriter bir başkanlık sistemi yazsalar, biz o anayasaya evet demeyiz.

* Tek adamın yönettiği bir ülkeye barış gelmez. Barış, demokratikleşmeyle gelir.


Firokek şerî ya Êranê ket xwarê - Xendan


Tehran – Li gor nûçeyek Ajansa Dogan ya Nûçeyan(DHA) îro danê sibê (Yekşem.21.04.2013) firokek şerî ya rêjîma Komara Îslamî ya Êran`ê li bajarê Ebdanan ya ser bi bajarê Îlam`ê ya li Rojavayê Rohelata Êran`ê ket xwarê û  di encam de herdu ajokerên wê firokê (Pîlot) di cih de canê xwe ji dest dane.

Ligor zanyariyên destpêkê sedemê bûyerê vediger ku ew firok li lutkeya çiyayekî ketiye lewra ketiye xwarê.

Piştî bûyerê hêzên ewlekarî û hawarçûnê çûne cihê bûyerê.


Türk devleti ´Kalekol´ların yapımını hızlandırdı! - Rizgarî Online


Sözde çözüm süreci devam ederken, Türk devleti Kürdistan´da ´Kalekol´ların yapımını hızlandırdı… Kürdistan parçalarının kesiştiği sınır hattındaki dağların hakim noktalarında ’Kalekol’ adı verilen yüksek güvenlikli karakol ve üst bölgelerinin yapımı hızla sürüyor. Şirnex- Colemêrg bölgesindeki 2 bin metrelik yüksek dağların zirvesinde 149 ’kalekol’un tamamlandığı ve faaliyete başladığı belirtildi. KCK’nin 23 Mart’ta eylemsizlik ilan etmesi ve silahların susması ile inşaat çalışmaları hızlanırken, yetkililer daha önce kümes gibi yerlerde güvenliği sağlamaya çalışan askerlerin artık modern yapılarda görev yapacaklarını söyledi.

Kürdistan´da sınır boyuna kurulan yüksek güvenlikli ’kalekol’ların yapımı, KCK’nin “çözüm süreci” kapsamında 23 Mart’tan itibaren eylemsizlik ilan etmesi ve silahların susması ile hız kazandı. TOKİ tarafından yapılacak olan 402 kalekol’dan 149’u tamamlanıp faaliyete girerken, diğerlerinin yapım çalışmalarına ise hızlı bir şekilde devam ediliyor.
DHA´nın kaydettiğine göre, “sınır hattının sıfır noktasında yüksekliği 2 bin metreyi varan dağların zirvesinde yapılan kalekollar için iş makineleri zirveye çıkartılıp çalışmalar sürerken, bu yıl sonbahara kadar çoğunun bitirilip askere teslim edileceği kaydedildi. Bölgede terörle mücadele ve kaçakçılığın önlenmesi için dağların zirvelerine kurulan kalekollarda kullanılan yüksek teknoloji ürünü cihazlar ile sınırın güvenliğinin daha fazla kontrol altına alınacağı belirtildi.

Yetkililer, kalekol yapımlarının hızlı bir şekilde sürdüğünü, silahların susması ile çalışmaların daha da hızlandığını belirterek şöyle dedi:"Daha önce bu inşaatları yapan firmalar, PKK tarafından tehdit edilip iş yapmaları engelleniyordu. Yollara patlayıcı yerleştirilerek bu inşaatlar engelleniyordu. Şimdi silahların susması ile çalışmalar hızlandı. Daha önce kümes gibi yerlerde kalan ve büyük saldırılar karşasında savunmasız kalan askerler, artık yeni modern ve güvenlikli kalekollar ile daha güvenli ve etkili bir şekilde görev yapacak. Kalekol yapımlarının süreç ile ilgisi yok, daha önce yapılması planlanan ve barış ve huzur sağlandıktan sonra bile sınır güvenliğini, kaçakçılığı önlemi gibi asayiş konularında görev yapacak yerlerdir."


Cengîz Çandar: Jeopolîtîka Rojhilata Navîn û Nefta Kurdistanê Niha di Berjewendîya Kurdan de Ne – Peyamner


Di rojname û televîzyonên Tirkiyeyê de ev demeke li ser nefta Herêma Federal a Kurdistanê û lûleyên hinartina neftê ya bi hevkariya Tirkiyeyê re tê vegotin. Nivîskar Cengîz Çandar jî derbareya evê mijarê de got, ku di demeke kin de dê ji Kurdistanê 1 milyon bermîl neft derkeve.

 Kunciknivîskarê rojnameya Radîkalê Cengîz Çandar derbarê hevkariya Herêma Federal a Kurdistanê û Tirkiyeyê ya di buwarê neftê  de nivîsand. Çandar di nivîsa xwe de pêşî zilm û zordariya ku kurdan dîtiye û bûyerên enfal, Helepçeyê bi bîr xistiye û piştre basa ewê asta niha kiriye ku Kurdistan gihiştiyê. Cengîz Çandar bi bîr xist, ku beriya 10 salan li Kurdistanê hejmara zanîngehan pir kêm bûn lê niha gihiştiye 30 zanîngehî.

Çandar derbareya Kurdistanê û pêşkevtinên wê de wiha nivîsandiye: “Kurdistan bêhempa nebe jî, di nava demokrasî û aştiyê de ye. Aboriya wê salê ji sedî 11 mezin dibe. Karsazên biyanî berê xwe didin Kurdistanê û li neftê razemenî dikin. Şîrketên weke Exxon, Chevron, Gazprom û Total jî li herêmê peyman îmze kirine û hilberîn dikin. Di navbera Kurdistan û Tirkiyeyê de xeta lûleyên neftê tên raxistin. Bi vê xeta nû ya lûleyan re salê dê 1 milyon bermîl neft bê hinartin.”

Cengîz Çandar herwisa di nivîsa xwe  de destnîşan kiriye, ku 30 milyon kurd hene û digel vê hejmara xwe jî xwedî dewletek nînin û wiha got: “Di navbera Tirkiye, Iraq, Îran û Sûriyê de hatine dabeşkirin. Beriya 25 salan kurd rastê bombebarana kîmyawî ya Sedam Husên dihatin û kurdên vê derê jî rastê zordariya Tirkiyeyê dihatin. Di navbera serhildêrên kurd û artêşa tirk de şerekî dijwarê gerîla dihate meşandin. Lê niha Tirkiye hevpeymanê (mutefîqê) herî nêzîkê  kurdan e. Li Sûriye, Iraq-Îranê dê kurd herêma xwe ava bikin û wê derê bi destê xwe bi rê ve bibin û Tirkiye jî dê piştgiriya vê yekê bike.”

Çandar dibêje evqas sal in jeopolîtîka Rojhilata Navîn li dijî kurdan dixebitî lê niha tam li gorî dilê kurdan dimeşe.


Cemil Bayık: Hukuksal Güvence Olmadan Olmaz – Kurdistan Post


KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, ‘Demokratik Kurtuluş Hamlesi’ çerçevesinde yaşananları ve gelişmeleri Güney Kürdistan'da yayın yapan ‘Sivil’ dergisine değerlendirdi.

Bayık, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin siyaseti gizli yapmadığını, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Newroz’daki mesajında siyaset prensibini esas alarak, sadece milyonlara değil, tüm dünyaya seslendiğini hatırlattı.

Sürecin sadece geri çekilme üzerinden tartışıldığını, ancak bu tartışmaların yanlış yapıldığını vurgulayan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlatmış olduğu sürecin gerillanın Kuzey’den Güney’e çekilmesi üzerine kurulmadığını belirtti. Bayık geri çekilmenin hukuksal zeminin yaratılması gerektiğinin de altını çizdi.

Güney Kürdistan’da yayın yapan ‘Sivil’ dergisine konuşan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, Kürt Özgürlük Hareketi’nin siyaset yöntemini değerlendirdi. Bayık, “Biz siyaseti gizli yapmıyoruz. Önderliğimiz Newroz'daki mesajında siyaset prensibini esas alarak sadece orada bulunan milyonlara değil tüm dünyaya seslendi. Bu yüzden de taraftar ya da karşıt, herkes bu mesajdan kendileri için bir sonuç çıkarma çabasında. Önder Apo bu hamleyi başlattı ve referanduma sunarak şunu söyledi, siz Türkiye, Ortadoğu ve dünyadaki demokrasi ve özgürlük sorununu çözebilir misiniz? Bu büyük bir referandumdu ve 'Evet' cevabını aldı. Bütün inanç ve kültürlerde bu madde önceliklidir. Önder Apo'nun mesajı yeni bir sürecin başlangıcı olarak görülmelidir” dedi.

Sürecin sadece geri çekilme üzerinden tartışıldığına da dikkat çeken KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, bu tartışmaların yanlış yapıldığını, bu süreç için siyasi bir zemin gerektiğini ve Türkiye Parlamentosu’nun karar alması gerektiğini de söyledi.

‘KAMUOYU DOĞRU BİLGİLENDİRİLMELİDİR’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlatmış olduğu sürecin gerillanın Kuzey’den Güney’e çekilmesi üzerine kurulmadığını da kaydene Bayık şöyle devam etti: ”Bu konu doğru dürüst verilmiyor. 'Ateşkes ilan edildi, geri çekilme oluyor ve sorun çözülüyor' şeklinde lanse yayınlanıyor. Fakat gerçekte gerillanın geri çekilmesi Kürt sorununun çözümü ve demokratik siyasetin zeminini yaratmayı amaçlıyor. Bu zeminin şart ve koşulları yerine getirilmediği sürece gerilla geri çekilmeyecektir. Bu konuyu tartışan tüm kesimler ciddi olmalı ve sorumlu davranmalıdır. Kamuoyu doğru bilgilendirilmelidir.”

‘GERİLLA MEŞRU SAVUNMA POZİSYONUNDA’

Hukuksal bir düzenleme gerçekleşmediği sürece gerillanın geri çekilmeyeceği hatırlatan Bayık Kürtlerin bu konudaki geçmiş tecrübelerini şöyle hatırlattı: “Gerilla özgür bir yaşamı amaçladığı için eline silah alıp dağa çıktı. Kürt kimliğinin kabul edilmesi ve Kürtlere adil yaklaşılmasını istiyorlar. Eğer bu gerçekleşmezse gerillanın ikna edilmesi çok zor olur. Şimdiye kadar gerilla için geri çekilme kolay olmuyor. Olan şudur; ateşkes var, gerillalara bu çerçevede hareket etmeleri talimatı ulaştı. Gerilla güçleri şimdi ateşkes kararı çerçevesinde mevzisini koruyor. Gerilla meşru savunma pozisyonunda, süreç ve değişime yönelik gelişmeleri bekliyor. Fakat şimdiye kadar kimse gerilla güçlerine geri çekilme talimatı vermedi.”

Akil İnsanlar Komisyonu’nun arabulucuk yapması gerektiğinin de altını çizdi. Bayık Komisyonun her iki tarafı izlemesi ve tarafsız olması gerektiğini söyledi.

‘KUZEY’DEKİ DURUM TÜM PARÇALARI ETKİLEYECEK’

Güney Kürdistan yönetiminin süreçteki rolüne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bayık, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, Güney Kürdistan Başkanı Mesut Barzani’ye selam gönderdiğini söyledi.

“Reber Apo Sayın Barzanî'ye selam ve saygılarını gönderdi. Sürece destek vermesini isteyerek, sonuca ulaşması için rolünü oynamasını istedi” diyen Bayık, şunları belirtti: “Göründüğü kadarıyla Sayın Barzanî de Reber Apo'nun mesajını destekliyor. Kuzey halkımızın sorununun çözülmesi için Kürt halkının önünde önemli imkanlar bulunmakta olduğu açıktır. Bu durum tüm Kürdistan parçalarına etkide bulunacaktır.”

Güney Kürdistan’ın önemli bir bölümünün sürece destek verdiğini de vurgulayan Bayık, özellikle Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin çabalarına dikkat çekti.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, ABD’nin rolüne ilişkin ise şöyle konuştu: “Amerika Birleşik Devletleri ve tüm güçler çözüm sürecine destek verdiklerinden bahsediyor. Ancak pratikte tersinden faaliyetler görünüyor. Bundan dolayı Amerika barış ve çözüm istiyorsa yalnızca basın açıklamalarıyla yetinmeleli, pratikte arabuluculuk rolünü de oynamalıdır.”

Kuzey Kürdistan’daki gelişmelerin Güney Kürdistan üzerinde de önemli etkide bulunacağını kaydeden Bayık, “Biz Sayın Mesûd Barzanî'den Önderliğimiz tarafından başlatılan sürece daha fazla destek olmasını istiyoruz. Bu destek sadece basın açıklamasıyla kalmamalı. Üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidirler. Herkesten destek bekliyoruz ancak özellikle Sayın Mesûd Barzanî'den umudumuz var. Biz Sayın Barzanî'den ulusal kongrenin kurulmasına ilişkin adım atmasını bekliyoruz. Bu yönlü adımlar atılırsa Kuzey Kürdistan da bundan faydalanacaktır” diye devam etti.



KCD: Divê makeqanûna nû pirsgirêka kurd çareser bike - Rûdaw


Encamnameya civîna KCD’ê diyar bû. Hate xwestin ku makeqanûna nû ya Tirkiyeyê bi pîvanên gerdûnî teşe bigre û pirsgirêka kurd li ser esasê wekheviyê çareser bike.

Civîna awarte ya Kongreya Civaka Demokratîk (KCD) ku 2 rojan dom kir, bi dawî bû. Di encama gûftugo û nîqaşên dirêj de encamnameyek hate amadekirin. Encamname ji aliyê Parlamentera BDP’ê ya Qersê Mulkiye Bîrtane ve hate xwendin. Bîrtane, destpêka axaftina xwe de got ji civînê piştgiriya bo gelê Rojavayê Kurdistanê derketiye û piştgiriya Rojava peywira her kurdî ye.

Bîrtane, got Tirkiye hewl da ku PKK’ê û siyaseta kurd tasfiye bike lê bi berxwedana li Çelê û Şemzînanê kurd ev polîtîka pûç kirin. Bîrtane, wiha axivî: “Herî dawî berxwedana dîrokî ya gireva birçîbûnê ya li zindanan e. Vê berxwedanê nîşan da ku polîtîkaya tundiyê êdî pere nake. Nîşan da ku êdî gelê kurd aktoreke gelekî girîng e.” Bîrtane, destnîşan kir Rêberê PKK’ê Abdullah Ocalan riya “Rizgariya Demokratîk Jiyana Azad” daye ber wan û ew ê jî hewl bidin vê daxwazê bi cih bînin. Cara yekemîn e ku di civîneke KCD û BDP’ê de pesnê dewletê tê dayîn.

Bîrtane, bal kişand ku dewleta Tirkiyeyê jî di hêla demokrasiyê de hesas dibe û wiha got: “Dewlet jî di derheqê demokrasiyê de hinekî hesas dibe. Hêla din jî jiyana azad li ser bingeha demokratîk înşaa dike. Yek ji nîşaneyên bingehîn ên ku diyar dike ku dewlet li hemberî demokrasiyê hesastir dibe jî destûra bingehîn e. Guherîna di dewletê de bêguman tenê li ser destûra bingehîn nayê dîtin. Zagon, mekanîzmaya dadê divê di çarçoveyeke demokratîk de biguherin. Di vê xalê de guherîneke bingehîn zarûrî ye.”

Di encamnameya hate aşkerakirin de hate xwestin di destûra nû ya Tirkiyeyê de pirsgirêka kurd li gorî pîvanên gerdûnî bê çareserkirin û ji vir û şûnde çêkirina makeqanûneke demokratîk dê yek ji rêbaza têkoşîna kurdan be. Bîrtane, got civak bawer nake ku AK Partî makeqanûneke demokratîk ava bike û wiha axivî: “Lê ev yek li ber têkoşîna me ya destûra bingehîn û demokratîk asteng nîn e. Em bi baweriya hêza rêxistina gelê kurd, bi baweriya xwe,bi bîrdoza xwe û bi Serokê Gelê Kurd Birêz Abdullah Ocalan teşe didin xeta xwe ya têkoşê. Vê baweriya em anîn van rojan. Em bawer in ku ew ê me bigihîne rojên azad jî.”

Bîrtane, di dawiya axaftina xwe de aşkera kir wan di civînê de biryar daye ku bi hemû hêzên siyasî yên kurd re konferanseke neteweyî li dar bixin û yekitiya kurdan pêk bînin.


"Em serokatiyeke dîktatoryal qebûl nakin" - AvestaKurd


Hevserokê BDPê Selahattîn Demîrtaş, hevpeyvînek da rojnamevana Tarafê Neşe Duzelê. Demîrtaş dibêje, "ku AKP di makezagonê de Kurdistana Xweser binivîse jî em wek BDP, makezagona ku serokatiyeke otorîter wê derxîne holê re nabêjin erê."

Rojnamevana rojnameya Tarafê Neşe Duzel, bi Hevserokê BDPê Selahattîn Demîrtaş re hevpeyvînek çêkir. Di hevpeyvînê de Demîrtaş bi zimanekî eşkere diyar dike ku, BDP qet serokatiyeke dîktatoryal qebûl nake.
Demîrtaş li ser pirsa "di navbera aştî û pergala serokatiya Tirkiyê de têkiliyeke çawa heye?" wiha bersivand: "Bi ti awayî têkilî tine. Şertê aştiyê ne serokatiye û nabe jî. Ez wek hevserokê BDPê eşkere dibêjim, ku di makezagonê de Kurdistana Xweser binivîsin jî, ku binivîsin bi Kurdî perwerdehî serbest e jî, tenê ku li hemberî vê di makezagonê de cih bidine xaleke ji bo serokatiyeke otorîter û zordest jî, em ji wê makezagonê re nabêjin erê. Ez hîn çawa eşkere îfade bikim. Aştî nayê welatekî ku tenê mirovek rêvedibe. Li cîhanê kîjan welat di bin pergaleke yek mirovî de aştî jiyaye? Gellek raye di destê Esed de hene, lê aştî li welatê wî pêk tê? Tiştê ku wê aştiyê bîne ne hemû raye di şexsê mirovekî de komkirin e, berevajî vê, pêwiste raye ji navendê belavî herêman bikî. Aştî ancax bi vî awayî tê. Aştî bi demokratîkbûnê tê."

Pêşeroja Ocalan ne di rojeva me de ye

Demîrtaş pirsa, "ku Ocalan di hepsê de bimîne jî aştî wê dewam bike? wiha bersivand: "Ocalan dema ku rûbirû em hatine cem hev got, 'ku îro deriyên Îmraliyê vekin û bibêjin derkeve, ez dîsa dernakevim. Çimkî ji bo pirsgirêka Kurd ez xistime vira. Ez mirovekî doza xwe me. Bi sedemên siyasî ez li vira têm girtin. Heta ku doza min a siyasî bi dawî nebe, ne ez dikarim ji vir derkevim ne jî pêwîstî bi derketina min heye. Ez pêvajoyeke ku li ser azadiya min hatiye pevxistin xetere dibînim. Ku kengî pirsgirêk çareser bû, wê demê girtîgeh bêwate dibe û wê wextê belkî ez ê ji vir derkevim. Ez naxwazim ku azadiya min derkeve pêş û were niqaşkirin, ez vê rast jî nabînim.' Niha di niqaşên me de azadiya Ocalan tine û pêşeroja Ocalan em niha niqaş nakin."

Pêwiste di navbera Îmrali û Qendîlê de rasterast temas çêbibin

Neşe Duzelê ji Demîrtaş pirsî, "name ji hev re nivîsandin wê bidome?" Bersiva Demîrtaş: Ev ne karê ku bi nameyan wê were meşandin e. Name karê me hêdî dike û gran dike. Pêwiste di navbera Îmrali û Qendîlê de temaseke rasterast hebe. Madem ku hûnê van mirovana ji çiyan daxînin, madem ku van mirovana xwe vekişandine û dike çekan berdin, wê wextê ji Qendîlê şandeyeke were bi rêbertiya xwe re li Îmraliyê wê rûne. Dewlet wê vê pêk bîne. Bi Ocalan re rasterast civîn lidarxistin û niqaşkirina rêvebirên rêxistinê pirr grîng e."

Bila gav bi hev re bêne avêtin

Demîrtaş di hevpeyvînê de tîne ziman ku, "pêwiste rayagiştî ji bo demokratîkbûnê zorê bide hikumetê. Pêwiste xwe vekişîn û gavên demokratîkbûnê bi hev re bêne avêtin. Ji aliyêkî bila PKK vekişe, ji aliyekî jî reformên demokratîkbûnê divê pêk bên."

Metirsiyên Qendîlê hene

"Metirsiyên Qendîlê hene. Qendîl dibêje, 'ger ku hikumet ji aştiyê vekişîna me fêm dike, qeyraneke cidî wê derkeve. Aştî, çareserkirina pirsgirêka Kurd e. Aştî demokratîkbûna Tirkiyê ye.' Qendil vana dibêje."

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.