18 Nisan 2013 Basın Bültenleri
Basın Bültenleri / 18 Nisan 2013 Perşembe Saat 06:54
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Polîsan ciwanekî kurd kuşt! - DÎHA

Polîsan ciwanekî kurd kuşt!   - DÎHA

Polîsan, ciwanê kurd Mahammet Ogke (21) bi îdîaya li hişyariya "rawestê" guhdar nekir kuşt.

Polîsan di 16'ê Nisanê de li navçeya Gebze ya Kocealiyê saet di 05.00'an de ciwanekî kurd kuşt. Wesayîta 3 kes tê de ya ku ber bi Stenbolê ve diçû xwestin li nokteya polîsan bê rawestandin. Hate îdîakirin ku wesayît ewil hêdî çû lê pişt re dest bi revînê kir û yekîneyên polîsan jî berdanê. Polîsan pişt re wesayît gulebaran kir û ciwanê bi navê Muhammet Ogke (21) ê ku li koltuxa piştî rûdinişt ê ku ji nifûsa Qersê yê kurd kuşt. Kesên di wesayîtê de Ogke birin nexweşxaneyekê ya li navçeya Sultanbeyliyê ya Stenbolê û pişt re ji wir veqetiyan. Ogke li nexweşxaneyê jiyana xwe ji dest da.

Ji ber ku dereng agahî dan malbatê agahiya wan dereng pê çêbû û piştî otopsiya li Saziya Tipa Edlî cenazeyê Ogke teslîmî malbatê hate kirin. Hate gotin Ogke demek berê ji leşkeriyê reviya û cenazeyê wî birin Taxa Ertugrul Gazî ya Pendîkê.

Hate zanîn ku cenazeyê Ogke dê li Goristana Şihli bê definkirin.


Mahkeme: Kürdistan rencide eder Helin olsun! - DİHA

Urfa'da Yusuf ve Elif Toprak çifti çocuklarına verdikleri "Kürdistan" ismini nüfus cüzdanına yazdırdı. Ancak Hilvan Asliye Hukuk Mahkemesi, Kürdistan’ın hem çocuk hem de toplum için rencide edici olduğunu belirterek, “Bu yüzden ismi Helin olsun” kararı ile çocuğun ismini değiştirdi.

Urfa’nın Hilvan ilçesinde Yunus ve Elif Toprak çifti 30 Ağustos 2012 tarihinde dünyaya gelen çocuklarına "Kürdistan" ismini verdi. Hilvan İlçe Nüfus Müdürlüğü ismi kaydettikten sonra baba ve anne hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Hilvan Cumhuriyet Savcılığı, ismin iptali hakkında Hilvan Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açtı. Mahkeme heyeti ise yargılama sonucunda, "Hem çocuğu hem toplumu rencide edicidir, bu yüzden ismi Helin olsun" kararı verdi. Mahkeme, Kürdistan ismini iptal etmekle kalmayıp bir de çocuğa Helin ismini koydu.

'Bu isimle Türkiye'yi bölmüyorum'

Baba Yunus Toprak, Eskişehir Yunus Emre Araştırma Hastanesi'nde annesi tedavi edilirken, yan odada yatan bir kadının isminin Türkiye olduğunu öğrendiğinde, "Bir gün bir kızım olursa ismini Kürdistan koyacağım" kararını verdiğini söyledi. Yaşadığı coğrafyanın ismini çocuğuna verdiğini söyleyen Toprak, şunları söyledi: "Şimdi 7 ve 8'inci maddeleri baz alarak çocuğumun ismini iptal ediyorlar. Bu maddeler öğrendiğim kadarı ile soyadını düzenliyor. Oysa ben çocuğuma soyadı değil, ad koymuşum. Hakim duruşmalarda beni hiç dinlemeden 'Ya annenin ismi 'Zelo' ya da Helin' ismini seç, onlardan birini koyacağım' dedi. Ben ikisini de kabul etmediğimi ve çocuğumun isminin Kürdistan olarak kalmasını istediğimi söyledim. Bizim kararımıza rağmen ismi iptal edip, 'Helin' isminde karar kıldı." Çocuğuna verdiği isim ile Türkiye'yi bölmediğini, siyasal bir amacının olmadığını söyleyen Toprak, “Hakim benim yerime çocuğuma isim koyarsa ben bu haksızlığı nasıl kabul edeyim. Nasıl ki Türkler çocuklarına Türkiye ismi koyabiliyorsa, benim de çocuğuma Kürdistan ismini koymamın kime ne zararı var” diye tepki gösterdi. Hakimin savunmasını dahi dinlemediğini ve ismi iptal edip, "Helin" ismini uygun gördüğünü söyleyen Toprak, kararı Yargıtay'a temyize göndereceklerini belirtti.

Mübaşir Kürdistan'ı ismi ile değil numara ile çağırdı

Anne Elif Toprak ise şunları söyledi: "Mahkeme benim taşıdığım parçaya isim babalığı yapıyor. Böyle bir haksızlık olabilir mi? Hastanede sırası geleni ismi ile çağırıyorlar. Ama Kürdistan'ın sırası geldiğinde numara ile çağırıyorlar. Bu ne tahammülsüzlük. Kardeşlik böyle mi oluyor? Umarım Kürdistan barışın küçük çiçeği olur."

‘Soyadını düzenleyen maddeler esas alınmış’

Ailenin Hukuk Danışmanı Avukat Bekir Benek, ismin nüfus müdürlüğünde tescilinden sonra, müdürlüğün savcılığa ve savcılığın da Asliye Hukuk Mahkemesi'ne müracaatı ile davanın başladığını söyledi. Benek, "Soyadı nizamnamesini düzenleyen 7. ve 8. maddeler esas alınmış. Oysaki bu maddeler soyadını düzenler, adı değil. 7. madde 'Yabancı bir ırk ve milletin ismi konulamaz' der. 8. madde ise 'Kabile, aşiret ve benzeri isimler konulamaz' der. Bu soyadların kullanılamayacağı kanunda yer alır. Oysa Kürdistan bir soyadı olmadığı gibi, başka bir millet ve ırk ismi de değil. Coğrafi bir isim olduğu ve ismin konulabileceği doğrultusunda emsal hukuk kararları da var" diye konuştu. Mahkemeden Kürdistan ismine ilişkin üniversitelerden, resmi kurumlardan bilimsel bilgi alınması yönünde taleplerinin de olduğunu söyleyen Benek, "Mahkeme tüm taleplerimizi reddedip bir karar verdi. Gerekçeli kararda Kürdistan isminin 'Çocuğun kendisini rencide edici olduğu gibi toplumun diğer kesimlerini de rencide edici olduğu' hükmü kuruluyor. Oysa isim gayri ahlaki, küfür içeren bir isim değil ki rencide edici olsun. Bu isim bir coğrafyanın ismi ve tarihsel kökeni olan bir isimdir. Bu karar hukuki değil, 90 yıllık inkar siyasetinin tezahürüdür” diye konuştu.

Urfa'da 2008 yılında Ahmet Atış adlı yurttaş hakkında da çocuğuna Helin Kürdistan ismini koyduğu için “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla dava açılmış ve ardından beraat etmişti.



Demîrtaş: Em niha di pêngava yekemîn ya pêvajoyê de ne - ANF

Hevserokê BDP’ê Selahattîn Demîrtaş û hevserokê PYD’ê Salİh Muslİm di konfreansa navnetewî ya Rojavayê Kurdistanê de civînek çapemeniyê pêk anîn. Demîrtaş got, çareseriya pisgirêka Kurd 3 pêngavên wê hene û diyarkir ku, “Em niha pêngava yekemîn, dewreya amadekariyê de ne. Ji bo vê jî em li bende banga Ocalan ya vekişînê ne.”

Di navbere konferansê de Salih Muslim û Selahattîn Demîrtaş pirsên rojanemgeran bersivand. Salih Muslim pirsên di derbarê têkiliyên rejîma Esad û muxalefeta Sûriyeyê de bersivand û got: “Bi hêzên rojava re têkiliyên me hene.  Lê dibe ku bê şensî be; hêj me dest bi xebatan nekir, li hemberî me antî-propaganda hat kirin. Di serî de jî Tirkiye tê. Îdia dikir ku, em girêdayê PKK û alîgirên rejîmê ne. Ji ber vê em diçin ku derê em  di derbarê xwe de agahiyan didin.

HEVDÎTINÊN ME BI TIRKIYEYÊ RE TUNE NE

Muslim destnîşan kir ku, şerê navxweyî yê Sûriyeyê bi biryara Komkara Ereban zêde bûye û wiha pê de çû: “Êrîş ruyê rejîma Sûriyeyê ye. Rejîmê berê behsa azadî û demokrasiyê dikir. Niha şerê tê meşandin yê rejîmê ye. Li aliyekê rejîmek naxwaze biçe heye li aliyê din rejîma li dijî vê têdikoşe heye.  Em xwe li dij du rejîman diparêzin.

Muslim li ser pirsa; hevdîtinên we Tirkiyeyê re hene ? jî wiha got: “tiştek wisa ne mijara gotinê ye. Davutoglu carna bi riya çapemeniyê peyaman dişîne, em jî dîsa li ser çapemeniyê bersivê didinê. Muslim wiha got: “muxalefeta ereb naxwaze mafê kurdan di makeqanûnê de cih bigire. Divê parastina demokrasiyê bê kirin. Ger kesê ku demokrasiyê biparêze tunebe, wê demê  dê demokrastî ji kokê tune bibe.  Yê ku biparêze gele. Ji ber vê jî me hemû gel bi rêxistin kiriye.

DEMÎRTAŞ: PÊVAJO  SÊ PÊNGAVE

Selahattîn Demîrtaş jî di derbarê pêvajoya Tirkiyeyê de pirs bersivand. Demîrtaş da zanîn ku, pêvajo ji 3 pêngavan pêk tê û wiha got: “Niha em pêngava yekemîn de ne. Ev jî pêngava amadekirinê ye. Ger ev amadekarî têr bê organîzekirin , em li benda banga Ocalan a vekişînê ne. Pêngav wiha ne; şûnde vekişîn, reforma makeqanûnî û bi çek danînê re pêvajoyeke normal.

NIHA AGIRBESTEK DU ALÎ HEYE

Demîtaş got, niha agirbeteke du alî heye û got: “Pirsgirêka herî mezin a pêvajoyê pirsgirêk ewlehiyê ye.  çareserkirina vê jî ne hêsane. Herî kêm em dixwazin bi pêngavên pratîk yên saxlem biçin çareseriyê.

Demîrtaş da zanîn ku, bi van sê pêngavan jî pirsgirêk nayê çaresekirin û got: “Em bawerin ku dê bi vê hikûmetê re çareserî pêk were. Ji ber ku çareserî ne bi dostan re bi kesên ku şer pê re tê kirin re çêdibe.”

DIVÊ ALMANYA POLÎTÎKAYA XWE  YA KURDAN BIGUHERE

Demîrtaş di dawiya axaftina xwe de wiha got: “Li Almanyayê di du rojên dawî de  ji 10’an zêdetir hevdîtin hatin kirin. Me bi wezîrê karê derve û gelekên din re hevdîtin kir. Hewcedariya Almanyayê bi polîtîkayeke nû ya kurdan re heye.”



‘Tüm halkların ve inançların hakları için mücadele edeceğiz’ - ANF

Fransa’nın Strasburg kentinde konuşan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Ahmet Türk, "Kürt halkının hakkını ve hukukunu güvenceye almalıyız" dedi. Ahmet Türk, Kürt siyasi hareketinin tüm etnik ve inançsal gruplara eşit yaklaştığını ve Aleviler başta olmak üzere her kesimin haklarının kendileri için önemli olduğu mesajını verdi.

Türkiye raporunun görüşüleceği Avrupa Parlamentosu’nun Strasbourg’daki Genel Kurulu’na katılarak temaslarda bulunan DTK Eş başkanı Ahmet Türk, Mezopotamya Kürt Kültür Merkezi’nin organize ettiği halk toplatısına katıldı. 200’e yakın Kürdistanlının katıldığı buluşmada AP’deki temasları hakkında bilgi veren Türk, siyasal gelişmelere ilişkin soruları da yanıtladı.

Türk, burada yaptığı konuşmada "Kürtler geçmişte savaşta hiç kaybetmedi ve hep siyaseten kaybetti. Rehavete kapılıp ‘herşey tamam’ dersek yanılırız. Biz hem kendimize hem de halkımıza güveniyoruz" diyerek, yeni süreçte Kürtlerin siyasette eskisinden daha etkin bir şekilde yer almaları gerektiğine dikkat çekti.

"CHP HAKTAN YANA OLSAYDI SÜREÇ BARIŞA DAHA RAHAT EVRİLİRDİ"

Kürtlerin ve kendilerinin talep ve söylemlerinin net olduğuna vurgu yapan DTK Eşbaşkanı, Kürtlerin haklarını güvenceye alacak bir anayasanın vazgeçilmez olduğunun altını çizdi. Türk, DTK ve BDP’nin eşitliği ve paylaşımı esas aldığını söylediği konuşmasında, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tutumunu da eleştirdi. Ahmet Türk şöyle dedi : "CHP ezilenlerden ve haklıdan yana tavır alsaydı süreç barışa daha rahat evrilirdi. Kürtlerle barışma artık bir ihtiyaçtır.  Devlet de bunu biliyor. Kürt sorunu bir Kıbrıs sorunu gibi degildir. 70 bin degil 40 milyonluk kadim bir halkın sorunudur ve Türkiye Kürtlerin Ortadogu’daki rölünü artık inkar edemez."

"KÜRT SİYASETİNİN ETNİSİTE VE İNANÇLARA KARŞI TUTUMU NETTİR"

Ahmet Türk, Kürt siyasi hareketinin Aleviler başta olmak üzere farklı inanç ve etnik kimliklere bakışına da değindiği konuşmasında, son dönemde yapılan bazı anti-propagandalara da dikkat çekti. Kürt Özgürlük Hareketi’nin 40 yıllık mücadele pratiğinde ezilen inanç ve etnisitelere karşı tutumunun net olduğunu kaydeden Türk, partilerinin bu konuda eleştirilecek son parti olduğunu söyledi.

BDP ve öncesindeki Kürt partileri içerisinde Alevi-Sünni, Yezidi, Süryani, Ermeni ayrımının hiç bir zaman olmadığının altını çizen Türk, bir çok Alevi siyasetçinin Kürdistan’ın değişik şehirlerinde belediye başkanı ve ya milletvekili seçildiğini hatırlattı. Türk, bugün Alevileri kendilerine karşı kışkırtmak isteyen başta CHP olmak üzere bir çok gücün de Aleviler için hiç bir şey yapmamış olmasının da ilginç olduğunu dile getirdi.

Ahmet Türk, barış ve demokratikleşmenin hiç bir kimliğin dışlanmadan gelişmesi için mücadele edeceklerini de sözlerine ekledi. 


Rewşa Rojava dinirxînin – Yeni Özgür Politika

Konferansa Rojavayê Kurdistanê ya Berlînê rastî eleqeyeke mezin hat. Di beşên doh ên konferansê de beşdaran destnîşan kirin ku pêşketinên li bakûrê Kurdistanê pêk tên bandoreke yekser li Rojava dikin.

Konferansa ku li paytextê Almanya Berlînê bi mijara Rojavayê Kurdistanê tê li darxistin doh  destpê kir. Konferansa ku bi navê “Di Sûriyeya pêşerojê de ji bo çareseriya pirsgirêka Kurd piştevaniya diyalog, demokrastî û aştiyê bike” eleqeyek mezin jêre heye.

Konferansa ku li salona konferansa Meclisa Eyaleta Berlînê tê kirin, bi axaftina organîzator destpê kir. Konferansa ku malovaniya wê Partiya Sosyal Demokrat (SPD) dike, Parlementerê Eyaletê Robert Schaddach anî ziman ku, ew pir keyfxweşin ku di rojek wisan dîrokî de bûne alîkar ku bên gel hev.

Endamê berê yê eyaleta Berlînê Giyasedîn Sayan jî bûyerên dawî yên li Rojavayê Kurdistanê û Sûriyeyê û asta ku şer gihayê nirxand. Navenda Xebatên Rayagiştî ya Kurdan û nûnerên “Dialog-Kries” têkildarî nîqaşên konferansê agahî dan.

Di serî de Hevserokê BDP’ê Selahedîn Demîrtaş û Hevserokê PYD’ê Salih Muslim jî heyî gelek zanyarên û siyasetmedarên Ewropî weke axaftinvan tevlî konferansê dibin û eleqeyek mezin jêre heye. Di konferansa di nav de nûnerên sefaretxaneyên Rûsya, Çîn û Îranê heyî her wiha gelek vexwendinnameyan cihê xwe girtî, balkêş bû ku dîplomatên ji maseya Tirkiye û Sûriyeyê yên ji Wezareta Derve ya Almanya û Wexfên Almanyayê erkdarin tevlî konferansê bûn.

Konferans ji aliyê pisporê rojhilata navîn yê tê naskirin û yê Almanî Michael Luders bi pêşkêşkirina mijara bi ser navê “şerê navxweyî yê li Sûriyeyê û bandora hêzên rojava” berdewam dike. Di navbera nîvro ya konferansê de jî dê Demîrtaş û Muslim civînek hevpar ya çapemeniyê li darbixin.

Luders: Ocalan bandorê li ser Sûriyeyê dike

Pisporê Rojhilata Navîn Mîchael Luders ku di Konferansa Rojavayê Kurdisanê de ya li Berlînê pêk hat de axivî û diyar kir ku, ji bo krîza Sûriyeyê divê destpêkê DYA û Rûsya li hev bikin. Luders da zanîn ku, muzakereyên ku hikûmeta Tirk bi Ocalan û PKK’ê re dikin dê bandorê li ser pêşeroja Sûriyeyê bike û  got: “Pêşeroja Sûriyeyê ne diyare.  Dibe ku wek Yoguslavyayê parçe bibe.

Li Salona Konferansê ya Meclisa Eyaleta Berlînê bi mijara ‘Di Sûriyeya pêşerojê de ji bo çareseriya pirsgirêka Kurd ji bo aştî, demokrasî û diyalogê piştgirî’ tê lidarxistin.  Bi axaftinên vekirinê konferansê destpê kir.

Di beşa yekemîn de pisporê Rojhilata Navîn Mîchael Luders axivî. Luders da zanîn ku, rejîma Esad dê niha bimîne û got, li Şamê heta demê guherîna rejîmê ne mumkune. Luders go hêzên rojava di mijara mudaxalekirina Sûriyeyê de hêj li hev nekirine û diyarkir ku, “Rûsya, Çîn û Îran ligel rejîma Esad cih digirin. Lê ev ne ji bo hezkirinê jib o yekitiya jeostratejîke.”

Luders wiha pê deçû: “Hêzên herêmê dê zêdetir mudaxîlê Sûriyeyê bibin. Her wiha piştî hevdîtinên hikûmeta Tirk ya bi Ocalan û PKK’ê re, li Sûriyeyê jî pêşveçûn hene.  Pêvajoya çareseriya Tirkiyeyê dê bandorê li ser Sûriyeyê jî bike.

Luders da zanîn ku, Sûriyeya piştî Esad an dê bibe dewletek navendî an jî dê wek Yoguslavyayê parçe bie û got: “Tirsa min ewe ku her komek dê çekan bigirin û ji bo armancên xwe bikevin pevçûnan.  Sûriye 40 salan di bin rêveberiyeke Elewî de ma.  Niha bi hatina desthilatdariyê ya Sunniyan re dibe ku ji rejîma berê tol bêgirtin. Lê tolhildan pirsgirêkê çareser nake, kurtir dike.”

Pêvajoyeke zahmet li pêşiya Kurdan e 

Luders destnîşan kir ku, pêvajoyek zehmet li pêş Kurdaen û got: “Li aliyekê Îran û Tirkiye hene.  Têkoşîna Kurdan dê li Sûriyeyê jî bi bandor be.  Kurdan li Sûriyeyê salên bi êş kişand.  Lê divê neyê jibîrkirin ku dê Kurd pirsgirêka xwe çareser bikin.  paste mezin be dê parvekirian wê jî  hêsan be.  Konferans ji aliyê parlamenterê Eyalate Parstiya Demokratên Sosyal (SPD), Civaka Azad û Dîalog-Kreîs ve tê organîzekirin.

Konferans dê bi pêşandanên  Dr. Khaled Issa, hevserokê  PYD’ê Salîh Muslum, endamê konseya bilind a Kurd ya Rojavayê Kurdistanê Ahmad Suleiman û rojnameger Dilşah Osman dê bidome. Di navbera konferasnê de jî dê hevserokê BDP’ê Selahattîn Demîrtaş û hevserokê PYD’ê Salîh Muslim civînek çapemeniyê bidin.

'Êrîşên dawî ji ber pêvajoya Bakûr pêk hatin'

Di konferansa Rojava de di runiştina duyemîn de nûnerên Rojavayê Kurdistanê mafê axaftinê girtin. Dîroknas Dr. Xalid Îsa axivî û nêzîkatiya komên etnîk yên Sûriyeyê vegot. Îsa destnîşankir ku, heta dîrokek nêz jî Kurd wek çîna duyemîn dihatin dîtin û wiha got: “Heta şoreşa Rojava mafê Kurdan nedidanê.  Hemû Kurdên Rojava bûn yek û şoreş pêk anîn.  Vê yekitiyê Tirkiye jî tirsand. Lê dema mirov li aliyê din jî dinêrin muxalîf nebûne, di navbera wan de jî nêrînên cuda hene.”

Hevserokê PYD’ê Salih Muslim jî şoreşa Rojava ya ku sala borî li Kobanî destpê kir vegot. Muslim diyarkir ku, “Bi şoreşê re demokrasî pêk hat. Em dixwazin bi gelên din re wek bira bijîn. Bi suryanî, êzdî û yên bawariyên din re. Me tu cudahî nekir navbera mizgef û dêran. Ji herêmên din yên Sûriyeyê gel tên li herêma Kurdan bi cih dibin.  Ji ber ku li herêma me hawira aştiyê heye.  Îdia kirin ku em bi rejîma Esad re yekin. Lê dîtin ku ne wisa ye.

Muslim balkişand ser êrîşên dawî yê li ser Kurdan û got: “Rejîm dixwaze taxa Şêx Maqsûd vala bike. Ev êrîşên dawî ji ber pêvajoya aştiyê ya Bakûr pêk tê. Ji ber vê jî pêvajoya aştiyê ya Bakûr raste rast bandorê li ser me dike.  Bi tu aliyan re yekitiya me nîne. Em dikarin xwe biparêzin.  Hêza me heye. Em rejîma Esad re ketin pevçûnê, gelek şehîdên me hene. Em rêveberiyeke konfederal a Kurdistanê dixwazin.” Dema nûçeya me dihate amadekirin konferansê berdewam dikir. Piştî guftûgoyhen îro konferans wê bi dawî bibe û tê payin encamnameya konferansê were aşkere kirin.


Barış için gerekçe yok – Yeni Özgür Politika

“Çatışmak için çok fazla gerekçemiz yok ama barış için daha çok gerekçemiz var.”

Uluslararası Barış Girişimleri Aktivisti Fulgida Barattoni, Taraflar Arası Dialoglar aktivisti Gardenia Mea Bullock, Barış ve Özgürlük için Uluslararası Kadın Ligi’nden Charu Hariharan, Yaşam ve Barış Enstitüsü ile Harvard İnsani Girişim İnisiyatifi üyesi Dr. Benita Segelman, sürecin salt silah bırakmaya endekslenmesinin doğru bir yöntem olmayacağına dikkat çekti.

Gazetemizin sorularını yanıtlayan Uluslararası Barış Girişimleri aktivisti Fulgida Barattoni, barış süreçlerinde özellikle sivil toplum örgütlerinin misyonuna dikkat çekti. Barattoni, “Uluslararası sivil toplum örgütleri, merkezi hükümetlerden daha çok daha çok barış ve diyaloga açıktır. Bu nedenle iki yıldan beri Kürdistan Bölgesel Hükümeti’ne Ortadoğu’da diyalogu teşvik için Hewlêr’de uluslararası bir konferansın düzenlenmesi için öneriler götürüyorum. Merkezi hükümetler ne kadar çok ve geniş sivil toplum örgütleriyle birlikte hareket ederse barış ve dialog o kadar çok kitlelere yansır ve adaletli olur” dedi. Barattoni, PKK ve Öcalan’ın Batı’da tam anlamıyla anlaşılmadığına dikkat çekerek, “Öcalan’nın kim olduğu, PKK’nin ne olduğu ve neyi hedeflediği, Kürtleri neye teşvik ettiği anlaşılmış değil. Çok önemli oranda bir bilgi, enformasyon eksikliği var. Mutlaka giderilmelidir” şeklinde konuştu.

PKK’nin ‘terör örgütleri’ listesinde çıkarılması için mucadele edilmesi gerektiğini yeneleyen Fulgida Barattoni, şunları dile getirdi: “Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Barış için Belediye Başkanları ve Uluslararası Barış Bürosu gibi dünya çapındaki organizasyonlar, tartışma masaları açarak ve gerçeği farklı bakış açılarından okuyarak, PKK’nin konumunu farklı ve daha gerçek bir şekilde yorumlayarak diyalogu teşvik etmelidirler. Benim görüşüme göre diyalog, sivil toplum örgütlerini kapsayan yuvarlak masa toplantıları ile gerçekleşebilir ve taraflar bu sürece aktif destek vererek somut sonuçlara ulaşabilir.”

Hakikatleri Araştırma komisyonları

Taraflar Arası Diyaloglar aktivisti Gardenia Mea Bullock da, geçmiş unutularak veya yaşanmamış sayılarak barışın sağlanamayacağın vurguladı. Bullock’un düşünceleri özetle şöyle: “Bizce gerçekçi bir barışın ilk adımı geçmişin yaşanmışlıklarında yola çıkarak ilerleyebilir. Sorun suçlu, suçsuz aramak olmadan yaşanmışlıkları kamuoyunun bilgisine sunmaktır. Hakikatleri araştırma organizasyonları bunu sağlayabilirki bir çok örneği vardır dünyada. Geçmişi aydınlanmayan savaş üzerinde adaletli barış sağlanamıyor. Türkiye’de süren iç çatışmaların salt silah bırakılmasına odaklanması ve bunun üzerinde bir muzakere sürecinin başlatılması ne kadar sağlıklı olursa olsun geriye dönüş kapısı her zaman açık olacaktır. Burada bir yöntem hatası olduğu açıktır. Kürtlerin otuz yıldır yaşadıkları, mağduriyetleri, silahlı mücadelenin nedenleri ve sonuçları devletin uygulamaları gibi bir çok soruya cevaplar bulunmadan ve bunlar kamuoyuyla paylaşılmadan sağlıklı bir barış sürecinin ilerlemesi mümkün olmayacaktır. Olsa bile belirttiğim gibi geriye dönüşü her zaman mümkün olan bir süreç yaşanır. Önemli olan zihinlerdeki savaşların sona ermesi ve yine zihinlerdeki barışa olan inancın güçlenmesidir.”

‘Kadınsız barış olmaz’

Barış ve Özgürlük için Uluslararası Kadın Ligi’nde Charu Hariharan ise barış sürecine kadınların aktif müdahelesinden yana. Hariharan, “Savaşların en çok kadın ve çocukları mağdur ettiği biliniyor. Yine biliyoruz ki en çok kadınlar barış ister ve kadınsız barış olmaz. Kürt ve Türk kadınların öncülüğünde sağlanacak barış girişimleri veya diyaloglar adaletli, samimi bir barış ortamını geliştirebilir” şeklinde düşüncelerini dile getirdi. 

‘Barış önemli bir ivme olacak’

Harvard İnsani Girişim İnisiyatifi üyesi Dr. Benita Segelman, Kürtlerin özgür, barışçıl ve adil bir ortamda yaşamasının Ortadoğu’ya da barış ve adaleti getireceğine inanıyor. Segelman, şunları söyledi: “Kürtlerin özgür, barışcıl ve adaletli bir ortamda yaşaması aynı zamanda Ortadoğu’ya önemli ölçüde barış ve adaleti getirecektir. Bu barış hiç şüphesiz Türkiye’ye ve Türk toplumuna da önemli bir ivme kazandıracaktır. Savaşta yakınlarını yitiren onbinlerce Kürt ve Türk, sağlanacak barış ortamıyla yaralarını sarabilir. Tüm iyiniyetlerimizle adı ne olursa olsun, yol ve yöntemler nasıl seçilirse seçilsin eğer barışa ilişkin girişimler varsa mutlak anlamda bu desteklenmeli ve geliştirilmesi sağlanmalı. Eşit ve özgür bir barışın haklara kazandıracağı çok şey olacaktır.”
Görüşlerine başvurduğumuz The Life & Peace Institute (Yaşam ve Barış Enstitüsü) ise bize şu açıklamayı gönderdi: “Sağlıklı, adaletli, özgür ve kimlikli yaşamak her toplumda olduğu gibi Kürtler içinde geçerli. Ne yazık ki Kürtler bu hakların çok azından yararlanabildiler. Yaşanan savaşla birlikte Kürtlerin hak arayışı ne kadar gündemleşmişse de mağduriyetleri de o kadar çoğalmıştır. Savaş her iki tarafın da maddi ve manevi imkanlarını en zayıf seviyeye çekti. Binlerce insanın göç etmesi ve yoksullukla mücadele etmeleri bile tek başına barışa vesile olmalıdır. Çatışmak için çok fazla gerekçemiz yok ama barış için daha çok gerekçemiz var.”


HAZIRLIK DEVRESİ – Özgür Gündem

Berlin’de Rojava konulu uluslararası konferansta konuşan BDP Eşbakanı Demirtaş, ‘Çözüm sürecinin hazırlık devresindeyiz’ dedi. Demirtaş üç aşamalı çözüm sürecini şöyle özetledi: GERİ ÇEKİLME; ANAYASAL REFORM ve NORMALLEŞME SÜRECİ

ÜÇ AŞAMALI ÇÖZÜM SÜRECİ

Almanya Berlin’de yapılan Rojava konferansında konuşan Demirtaş, çözüm sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu. Demirtaş, “Üç aşamalı sürecin hazırlık devresindeyiz. Bu hazırlık yeterli düzeyde olursa Öcalan’ın çekilme çağrısı yapmasını bekliyoruz” dedi

GÜVEN İÇİN PRATİK ADIM ATILMALI

Çift taraflı ateşkesin yaşandığını belirten Demirtaş, en büyük sorunun güvensizlik olduğunu kaydetti. Demirtaş, “Tarihi kökleri olan güvensizlikler var. Bunları aşmak kolay değil. Güvensizliklerin sözle değil, pratik adımlarla aşılmasını istiyoruz” dedi

Demirtaş’la ortak açıklama yapan PYD Eşbaşkanı Salih Müslim ise, “Saldırılar, Esad rejiminin yüzüdür. Bir yandan gitmek istemeyen rejim var, diğer yandan ise buna karşı direnen rejim var. Kendimizi iki güce karşı savunuyoruz” dedi.

Hazırlık sürecindeyiz

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki çözüm sürecine dair sürecin üç aşamalı olduğuna dikkat çekti. Demirtaş “İlk aşamanın hazırlık sürecindeyiz. Yani ilk sürecin başlaması için hazırlıkları yapıyoruz. Bu hazırlık yeterli düzeyde organize edilirse Öcalan’ın geri çekilmesi için çağrı yapmasını bekliyoruz. Aşamalar şöyle; geri çekilme; anayasal reform ve silahların bırakılarak normalleşme süreci.”

Kavga edilenle barış olur

Şu anda iki taraflı ateşkes yaşandığını belirten BDP lideri “Sürecin en büyük sorunu güven sorunudur. Tarihi kökleri olan güvensizlikler var. Bunları aşmak kolay olmuyor. En azından sağlam pratik adımlarla çözüme gitmeye çalışıyoruz. Güvensizlikleri sözle değil, pratikte atımların atılmasını istiyoruz” dedi.

Bu üç süreçle de Kürt sorunu tamamen çözülmeyeceğini savunan Demirtaş “AKP hükümetiyle barış yapılacağına inanıyor musunuz?” şeklindeki soruya ise şu yanıtı verdi: “Bu hükümetle çözüm olacağına inanıyoruz. Çünkü çözüm dostla değil, kavga edilenle olur. Meyveler olgunlaştığında toplanması daha sonra işe yaramaz. Makul bir hızla süreç ilerliyor, bu kararlılık olduğu sürece de bir tehlike görülmüyor.”

Rojava Öcalan’ın fikir devrimi

Berlin’de iki bölüm olarak hazırlanan “Rojava” konulu konferans, değişik çevrelerin katılımıyla dün gerçekleştirildi. Sosyal Demokratlar Partisi (SPD) Eyalet Milletvekili Robert Schaddach, Civaka Azad ve Diyalog-Kreis kuruluşları tarafından organize edilen konferansta bir çok aydın ve ülkeden büyük elçilik temsilcilerinin yanı sıra PYD eşbaşkanı Salih Müslim ve BDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş konuşmacılar arasında yer aldılar.

Birlikten yanayız

Rojava konferasının ilk bölümünde PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, Esat rejiminin son saldırılarının Kuzey Kürdistan’daki barış ve çözüm sürecinden dolayı gerçekleştiğini Kuzey Kürdistan’daki barış ve çözüm sürecinin Rojava’yı direkt etkilediğini belirtti. Diğer halklarla kardeşçe yaşamak istiediklerini, Ezidiler ve Süryaniler olmak üzere diğer etnik gruplarla hiç bir fark gözetmeksizin binlerce yıldır birlikte yaşamakta olduklarını belirten Müslim; “Cami ve Kilise arasına hiç bir fark koymadık.” dedi. Halep’te son günlerde Kürtlere karşı artan saldırılara da dikkat çeken Müslim; “Son saldırılar Kuzey’deki barış sürecinden dolayı yapılıyor. Bu yüzden Kuzey’deki barış ve çözüm sürecinin direkt olarak sadece bize değil, bütün Ortadoğu’ya etkisi var.”dedi. Kendilerine “Ne istiyorsunuz?” diye şeklinde sık sık soru yöneltildiğini belirten PYD lideri “Biz bütün Kürtlerin birlikte yaşacağı bir Kürdistan konfederal yönetimden yanayız” yanıtını vererek sözlerini bitirdi.

Kürtler çözecek

Ortadoğu uzmanı Michael Lüders, Suriye krizinin çözülmesi için öncelikli olarak ABD ve Rusya’nın anlaşması gerektiğine dikkat çekti. Türk hükümetinin Öcalan ve PKK ile yaptığı müzakerelerin Suriye’nin geleceğini etkileyeceğini ve Kürtlerin mücadelesinin Suriye’nin geleceğini söyleyen Lüders, “Rusya, Çin ve İran, Esat rejimi yanında yer alıyorlar, ama onu sevdikleri için, bu birliktelik sadece jeostratejik bir birliktelik” dedi.

İki güce karşı savunuyoruz

Türkiye, Suriye muhalefeti ve Esat rejimiyle ilişkiler konularındaki sorulara Müslim “Batılı güçlerle ilişkilerimiz var. Fakat galiba şansızlığımızdır; biz daha görüşmelere başlamadan bize karşı anti-propagandalar başlıyor. Bunun başında da Türkiye geliyor. Bizim PKK’ye bağlı olduğumuzu ve rejim yanlısı olduğumuzu iddia ediyorlar. Bu yüzden gittiğimiz her yerde kendimizi anlatıyoruz” dedi. Suriye’deki iç savaşın Arap Birliği’nin kararıyla arttığına dikkat çeken Müslim “Saldırılar, Esat rejiminin yüzüdür. Rejim daha önce özgürlük ve demokrasiden söz ediyordu, şimdiki kavga ise bir rejim savaşıdır. Bir yandan gitmek istemeyen rejim var, diğer yanda ise buna karşı direnen rejim var. Biz kendimizi iki güce karşı savunuyoruz; hem muhaliflere ve hem de rejime karşı” diye konuştu.

“Türkiye ile herhangi bir görüşmeniz var mı?” şeklinde soruya ise “Böyle bir şey söz konusu değil. Davutoğlu bazen medya yoluyla mesaj gönderiyor, biz de buna yine medya üzerinden yanıt veriyoruz” dedi. Muhaliflerin Kürtleri bir halk olarak kabul etmek istemediğine dikkat çeken PYD lideri devamla şöyle konuştu: “Arap muhalefeti Kürtlerin haklarının anayasada yer almasından yana değiller. Demokrasinin savunulması gerekiyor. Bu yüzden demokrasiyi savunacak kimse yoksa o zaman demokrasi daha tohumken yok edecek birçok güç ortaya çıkar. Bunu koruyacak olanlar da halktır. Bunun için de bütün halkı örgütlemişiz. Silahlarımız da halkımızdandır. İstesek de kimse silah vermiyor.”

Rojava devrimi ilk model

Oturumun son bölümünde söz alan BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Türkiye ve Kürdistan’ın kuzey ile batı parçaları arasındaki ilişkilere değindi. Geçen yüzyılın Kürtlerin kendisini bir halk olarak ispatlama mücadelesiyle geçtiğini belirten Demirtaş “Kürtler geçen yüzyılda yaratılan değerlerin sonuçlarını görmek istiyor. Artık kimse Kürt halkını inkar edemez. Şunu çok iyi gördük; kendi içimizde parçalanmak yok olmakla eş değerdir” dedi.

Bölgede yaşayan halkların kan dökmeden barış içinde yaşamasının mümkün olduğunu belirten Demirtaş “Öcalan’ın felsefesi de bu temelde zaten. Rojava devrimi aynı zamanda Öcalan’ın da fikir devrimidir. Orada halklar birlikte demokratik haklar çerçevesinde yaşıyor. Bu model diğer ülkeler Türkiye ve İran için de geçerlidir. Ulus modeli aşılmadığı sürece krizler ve çatışmalar sürecek” diye konuştu.

Demirtaş “Ne zaman ki Türkiye, Esad’ın gitme ihtimalini gördü o zaman politikasını da değiştirdi. Türkiye şu anda Suriye’de çözüm değil, sorunun merkezindedir” dedi. Zamanında Erdoğan’a “Eğer Suriye’de çözüm istiyorsanız, önce kendinizden başlayın” şeklinde görüşlerini bildirdiklerini hatırlatan BDP lideri devamla şöyle konuştu: “Geldiğimiz nokta gösteriyor ki geç de olsa bu konuda gelişmeler yaşandı. Eğer ilk yıllarda Türkiye, Kürt sorunun çözümü için atım atsaydı Suriye krizi bu kadar derinleşmeyecekti. Çözüm süreci şüphesiz Suriye Kürdistan’ı da etkileyecek.”


Trajediya malbata xwe di xewna xwe de dît - ANHA

Yasêr Yûnis ku du zarok û hevsera wî di bombebarana kîmyawî ya li Taxa Şêxmeqsûd de jiyan xwe ji dest dabûn, şeva beriya topbaranê, di xewna xwe de dibîne ku tê kuştin. Yunis, serê sibê jî dengê teqînê şiyar dibe û dibîne ku zarokên wî ji hişê xwe çûne û ew bixwe jî piştî demekê ji xwe diçe. Yunis, piştî ji nexweşxaneyê derdikeve hîn dibe ku 2 zarokên wî û hevsera wî jiyana xwe ji dest dane.

Li Taxa Şêxmeqsud a Helebê di encama êrîş û bombebaranên rejîma Baas de ji bilî wêrankirinê, trajediyên mezin jî derdketin holê. Yek ji van jî trajediya ku bi serê malbata Yunis hatiye. Di êrîşa 13’ê Nîsanê ku çekên kîmyewî hatibûn bikaranîn de, ji malbata Yunis, 2 zarok û dayika wan jiyana xwe ji dest dan û gelek kes jî bi jahrê ketin. Tişta balkêş jî ew e ku mezinê malê Yasêr Yunis, şeva beriya topbaranê di xewna xwe de trajediya dê bê serê wan dibîne.

‘Min di xewnê de dît’

Yasêr Yunis, trajediya ku bi serê wan hatiye ji ANHA’yê re vegot. Yunis, destnîşan kir ku rojek beriya êrîşê bi zarokên xwe lîstiye, piştî razanê jî xewnek nebaş dîtiye û xewna xwe wiha anî ziman: “Min xewneke pir bi tirs dît. Kesekî hewil dida ku min bikuje û min bawer nekir ku ez ê ji xew hişyar bibim. Dema hişyar bûn, bi lez min şukur ji xweda xwest û min dest bi nimêja xwe kir û ji xweda dua kir ku zarokên min biparêze.”

‘Zarok di destê wê de ji hişê xwe çû’

Yunis, anî ziman ku piştî nimêjê dîsa razaye, lê vê carê bi dengê teqînê şiyar bûye û wiha dom kir: “Di saet 03.00’an de em bi dengê teqînek biçûk hişyar bûn. Ez bi lez çûm ser zarokên xwe û min dît ku ew ji hişê xwe çûne. Min bang li hevsera xwe kir ku zarokekî derbixe derve, lê di demeke kurt de ew jî ji hişê xwe çû û ket ser erdê, zarok di dest wê de bû. Cîranek bi lez hat zarokê din rakir, lê ew jî li ber deriyê malê ket û ji hişê xwe çû.”

Birayê wî û cîran jî ji ser hişê xwe çûn

Yasêr Yunis, di vê navberê de telefonî birayê xwe Abdullah dike ku alîkariya wan bike, lê di wê demê ji ser hişê xwe diçe û ew jî dikeve erdê. Piştî demekê Abdullah li gel cîranan bi lez tê mala birayê xwe, lê ew jî bi sedema heyecanê û bêhna xazê ji ser hişê xwe diçin.

Di êrîşê de zarokên Yunis, Abûbekir Yûnis ê 4 meh û Yehya Yûnis ku temenê wî sal û nîv bû li malê jiyana xwe ji dest didin, dayika wan Xedîr Nedaf jî dema dibin Efrînê di rê de jiyana xwe ji dest dide.

Bijîşkan destpêkê rastî jê re negot

Yunis, li Nexweşxaneya Avrîn a bajarê Efrînê bi ser hişê xwe ve tê û dibîne ku çend cîranên wî jî li cem wî ne. Yunis, destpêkê pirsa zarok û hevsera xwe dike, lê ji ber rewşa wî ya tenduristiyê bijîşk jê re nabêjin ku herdu zarokên wî û hevsera wî jiyana xwe ji dest dane.

Yasêr Yunis, piştî ku ji nexweşxaneyê tê derxistin hîn dibe ku herdu zarokên wî û hevsero wî jiyana xwe ji de


‘Divê ciwan neyên provokasyonan’ – Azadiya Welat

Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan di hevdîta 5’emîn a heyeta BDP’ê de peyamek girîng da. Pervîn Buldan, diyar kir ku Ocalan di hevdîtinê de li ser êrîşên xwendekarên kurd jî rawestiya ye û bang li ciwanan kiriye ku neyên provokasyonên şerxwaz

Wekîla Koma BDP’ê Pervîn Buldan der barê hevdîtina dawî ya bi Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan re pêk anî de agahiyên girîng dan.
Buldan, diyar kir ku Ocalan di hevdîtina dawî de li ser bûyerên Zanîngeha Dîcleyê jî sekiniye û anî ziman ku Ocalan li ser bûyerên zanîngehê bi taybetî bang li ciwanan kir ku neyên provakasyonan.
Heyeta BDP’ê ku ji Wekîla Koma BDP’ê Pervîn Buldan û parlamenter Sirri Sureyya Onder pêk hat di 14’ê nîsanê de careke din çûn Îmraliyê û bi Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan re hevdîtin pêk anîn. Piştî hevdîtinê heyeta BDP’ê peyama Ocalan bi van hevokan anî ziman: “Gelên Tirkiyeyê yên bi qedir û qîmet, pêvajoya çareserî, demokrasî û aştiyê ku em tê de dijîn, bi hemû hesasiyeta xwe berdewam dike. Hem ji bo pêvajoya bêpevçûnê mayînde bibe û hem jî ji bo pêvajoya paşvekişandinê bi lezgîn bibe ez di nava xebatek mezin de me. Di vê asta ku em hatinê de ez dikarim bêjim em di noqteyek bi hêvî de ne. Di vê çarçoveyê de xebata ku ez dimeşînim ez ê di demek kin de ji gelê Tirkiyeyê re ragihînim. Bi vê minasebetê hemû kesên ji bo Tirkiyeyek demokratîk û piştgiriya çareseriyê ez spasiyên xwe pêşkêş dikim. Bi baweriya aştiya wekhev, demokratik û adîlane ez her kesî silav dikim.”
Piştî peyama Ocalan, Pervîn Buldan tevli nûçeyên, Nuçe TV bû û der barê hevdîtinê de agahiyên girînd dan. Buldan, diyar kir ku wan nêrîna Ocalan a li ser bûyerên li Zanîngeha Dîcleyê pirsiye û bi taybet ji ciwana xwestiye ku bihestiyar bin û bang li wan kiriye ku neyên provakasyonan û wiha berdewam kir: “Der barê bûyerên li Zanîngeha Dîcleyê de qewimîne de birêz Ocalan got ku divê tu kesek di vê pêvajoyê de teqez neyên provakasyonê, bi taybet bang li ciwan kir ku bihestiyar bin. Di vê demê de pevçûn û bûyerên diqewimin zirarê didin pêvajoyê. Ji ber vê yekê bi taybet bang li ciwanan û li hemû gelên Tirkiyeyê kir ku di vê pêvajoyê de baldar bin û neyên provakasyonan.”
Buldan silavên taybet ên Ocalan ên ji bo xebatkarên Nûçe TV, Stêrk TV, Ronahî TV û Newroz TV, jin û ciwanan ragihandin û wiha pê de çû: “Rewşa tenduristiyê ya birêz Ocalan pir baş e û moralê wî li cih e. Tengasiyek tune ye. Ji her kesî re silavên xwe şandin.” Buldan destnîşan kir ku Ocalan gotûbêjên têkildarê pêvajoyê tên kirin ji nêz ve dişopîne û got ku Ocalan ji pêvajoyê razî ye û wiha dawî li axaftina xwe anî: “Birêz Ocalan diyar kir ku ew bi awayekî giştî gotûbêj, rexne û pêşniyarên ji bo pêvajoyê dişopîne û Got ku ew heta niha ji pêvajoyê gelek razî ye. 12 kanalên televîzyonê dişopîne. Birêz Ocalan diyar kir ku ew bi riya van kanalan pêşketin û bûyerên li Tirkiye û Rojhilata Navîn ji nêz ve dişopîne.”


‘ Kadın kendinden var ettiği yaşama, yön verecek güçtedir’ – JINHA


DTK’nin ikinci Kürt Kadın Buluşması’nda kadınlar, kendilerinin de bu süreçte söz hakkı olduğu vurgusunu yaparken, fikirlerinin önemsenmesi gerektiğini dile getirdiler.

Bugün Demokratik Toplum Kongresi (DTK) binasında gerçekleşen, ikinci Kürt Kadın Buluşması çeşitli kurum temsilcilerinin bir araya gelmesiyle gerçekleşti.  Buluşmada konuşan Hebun LGBT Derneğinden Öykü Sezer, son süreçte LGBT bireyleri olarak görüşlerinin önemsenmediğini ve bununda ciddi sorunlar ortaya çıkarttığını vurguladı.  Öykü, “Bölge’de LGBT bireylere karşı büyük bir önyargı var. Öncelikle bu ön yargıyı kırmak adına çalışmalar yürütülmelidir.  Akil İnsanlar Komisyonu’nda LGBT bireylerin olması gerekirdi. Bizleri ötekileştirerek bir sonuca varılamaz. Çünkü LGBT, önemli ve hassas bir konudur” şeklinde konuştu.

Barış aktivisti Meral Geylani ise, savaşın her boyutta yarattığı tahribatın ve özellikle insanların yaşadığı ekonomik çöküntünün giderilmesi gerektiğinin vurguladı.  Roboskili annelerle beraber yaşadığını da dile getiren Meral, Roboski’de kadınları bilinçlendirmek adına kurmayı planladıkları kütüphane için de kadınların desteğini istedi.

‘Kadın temsilinin eşit olduğu bir platform oluşması gerekir’

DTK komisyon üyesi Filiz Cizreli, yaptığı konuşmada kadınların eşit temsiliyet hakkına sahip olması gerektiğini belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Kadınların ve erkeklerin savaş tecrübeleri birbirinden farklıdır. Bu yüzden sürece etkileri de bir birinden farklı olacaktır. Tarihte görüldüğü gibi savaşta bir başarı söz konusuysa burada en çok kadınların destek vermesinden dolayıdır. Fakat müzakere anlamında kimseyi bulamıyoruz. 1999’dan bu yana 118 savaş müzakeresi var. Fakat bu anlamada müzakereci kadın sayısı yüzde onun altındadır. Tüm bunların yanında cezaevlerinde ve ağır bedeller vermiş kadınların yeri nasıl olmalı? Görülen o ki, hükümet cinsiyet yaklaşımı gösteriyor. Süreçte ana olarak değil, eşit aktör olmalıdır. Kadın temsilinin eşit olduğu bir platform oluşması gerekir. Bu kadın hakları açısından önemlidir. Müzakere ve toplumsal sözleşme gelecek süreçte oluşacak tüm çatışmaları engelleyecektir. “

‘Devlet savaşta mağdur olan kadınlardan özür dilemeli’

Toplantı sonunda ortak kararlarını dile getiren kadınlar, bu süreçte Türk ve Kürt aileleriyle bir araya gelinerek ortak çalışma yürütülmelidir dedi.  Kadınlar, her iki tarafında söyleyeceklerinin sürece ciddi bir boyut kazandıracağını belirtti. Ayrıca, ötekileştirilmiş tüm halklarla bir araya gelinmeli ve savaşla beraber bozulan yaşamların düzeltilmesi gerektiği vurgusu yapıldı. Bunula beraber kadınlar, “ Yaşamı kendinden var eden kadınların yaşama yön verebilecek güce sahip olduğu bilinmeli. Mevsimlik işçilerle beraber örgütlü bir şekilde ötekileştirme siyasetine karşı durulmalı. Eğer bir barış yapılacak ise devlet savaşta mağdur olan kadınlardan özür dilemeli. Ev işçisi kadınlara ana yasal hak tanınmalı ve dünya örnekleri araştırılmalı. Sonuç olarak neler yaşanmış, nasıl bir yol oluşmuş üzerine düşünsel faaliyetlerin oluşması üzerine tartışmalıyız. Sadece Kürt basını değil, tüm basın bizi aynı şekilde işlemeli, yanlış algılara yol vermemeliyiz. Kadın fikirleri için özel bir sayı çıkarılarak medyada sessimizi duyurmalıyız.  Çalışmaları salon toplantılarıyla boğmamalı ve dışarda eylemliliklerimizi sürdürerek, her yerdeki kadına ulamayı başarmalıyız” şeklinde bir değerlendirme yaptı.


Liseliler 47 öğrenciye soruşturma açılmasını protesto etti - ROJACIWAN


Geçtiğimiz ay YGS sınavını protesto eden 47 öğrenciye soruşturma açılmasını protesto eden liseli öğrenciler, baskı politikalarının kendilerini yıldırmayacağını belirtti.

Devrimci Liseliler, Liseli Kıvılcım ve Genç Umut aktivisti öğrenciler 47 öğrenciye soruşturma açılmasını protesto etmek için İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi’nde basın açıklaması yaptı. 15 Nisan tarihinde “KCK” Mersin davasından tahliye olan 30 kişi için kentte bulunan BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün de hazır bulunduğu basın açıklamasını öğrenciler adına Bejna Güney yaptı. Güney, geçtiğimiz ay Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı’nı (YGS) protesto ettikleri için polislerin, çevik kuvvet, gaz bombaları ve TOMA’larla kendilerine sert bir şekilde müdahalede bulunduğunu hatırlatarak, kimi arkadaşlarının gaz bombaları ve plastik mermiler sonucu yaralanmasına ve olayın mağduru olmalarına rağmen, 47 öğrenci hakkında soruşturma açıldığını söyledi. Polislerin ikişerli ve üçerli gruplar halinde öğrencilerin evlerine giderek, Mersin Emniyeti’ne ifadeye çağırdığını belirten Güney, “Aynı zamanda ailelerimize de yürüttüğümüz demokratik lise mücadelesini karalamışlardır” dedi.

Liselerde eşit, parasız, bilimsel ve anadilde eğitim mücadelesi verdiklerini ifade eden Güney, Mersin Emniyetinin ve yargının öğrencilere yönelik baskı politikalarının kendilerini mücadeleden vazgeçiremeyeceğini söyledi. Güney son olarak Dicle Üniversitesi’nde demokrat ve yurtsever öğrencilere yönelik saldırıları da kınayarak, bu saldırıların polis işbirliği sonucu gerçekleştiğini dile getirdi.

BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü de polislerin liseli öğrencilere saldırısının ve evlerine yapılan baskınların, çocuk haklarına saldırı olduğunu belirterek, Mersin’de öğrencilere yönelik yapılan hak ihlallerinin takipçisi olacaklarını dile getirdi.


Yılmaz Selçuk'un cenazesi yarın defnediliyor – Etkin Haber Ajansı

MLKP savaşçısı Yılmaz Selçuk'un cenazesi yarın (18 Nisan) sabah Adli Tıp Kurumu'ndan alınarak Gazi Mezarlığı'nda toprağa verilecek.

10 Aralık 2010 tarihinde savaş hazırlığı sırasında yaşamını yitiren Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) savaşçısı Yılmaz Selçuk'un cenazesi yarın (18 Nisan) toprağa veriliyor.

Selçuk'un cenazesi 11 Nisan akşamı Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye getirilmişti. İstanbul Adli Tıp Kurumu'nda DNA testi yapılan Selçuk'un cenazesi, yarın sabah saat 09.30'da ailesi ve yoldaşları tarafından alınacak ve Gazi Mahallesi'ne götürülecek.

Ölümsüzlerin ve Tutsakların Sesi Platformu'nun çağrısıyla saat 11.00'da Gazi eski karakol durağında Yılmaz Selçuk'u karşılama töreni yapılacak. Selçuk'un cenazesi, saat 14.00'da Gazi Cemevi'nden alınarak Gazi Mezarlığı'nda toprağa verilecek.


"Korucu Olan ve Olmayan Kürtler de Barışmalı" - Bianet

DİSA bünyesinde koruculuk üstüne çalışan Nesrin Uçarlar, koruculuk uygulamasına maruz kalan taraflar sürece dahil edilmeden barış sürecinin eksik kalacağını söylüyor.
 

"Barış sürecinin yeniden gündeme getirdiği korucular konusu, korucuların sadece ekonomik ve sosyal haklarının sağlanması olarak ele alındığı sürece, barışın önemli bir toplumsal ayağı eksik kalacak."

Böyle diyor, Türkiye'deki koruculuk sistemi üzerine Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA) bünyesinde çalışma yürüten Dr. Nesrin Uçarlar.

Şemsa Özar ve Osman Aytar ile birlikte yürütülen Türkiye’de koruculuk uygulamasının tarihsel altyapısını, diğer ülke deneyimlerini, Meclis tutanaklarında ve basında yer alan koruculuk gündemini ve bizzat korucularla yapılan görüşmeleri kapsayan çalışma sonbahar aylarında kamuoyu ile paylaşılacak.

Dr. Nesrin Uçarlar, bianet'in sorularını yanıtladı.

İlerleyen barış sürecinde birçok kesim koruculuk sisteminin bir an önce kaldırılmasını istyor. Peki devlet bu konuda ne düşünüyor?

Korucuların hukuki statüleri ve topluma entegrasyonları konusu, mevcut barış sürecinden önce, hatta oldukça uzun bir zamandır, hem siyasi hem de askeri karar alıcıların gündeminde aslında. 1990’ların ortalarından beri, devletin bir anlamda kurtulmaya çalıştığı paramiliter bir yapılanma olan koruculuk sistemi, farklı hükümetlerin farklı şekillerde yorumladığı “ıslah” sürecine tabi tutulmak istendi.

Neler düşünüldü?

Tamamen ve aniden lağvedilmesi mümkün görünmeyen bu sisteme gönüllü olarak katılan veya zorla dahil edilen korucuların, devlet memuru, öğretmen, özel güvenlik görevlisi, orman bekçisi gibi pozisyonlarda görevlendirilmeleri, sağlık sigortası ve özlük haklarının düzenlenmesi, gazi ve şehit ailelelerinin yararlandığı tüm haklardan yararlanmalarının sağlanması için girişimlerde bulunan hükümetler bir yandan korucuların taleplerini karşılamayı, bir yandan da korucuların sayısını ve gücünü eritmeyi amaçladı.

Korucuları devletle işbirliği yaptıkları için zımnen “Türk” kabul eden hükümetler, korucuların silahlarını geri alıp, karşılığında kendilerine toprak, iş, maaş vererek ve işledikleri suçları cezalandırmayarak, bir dönemin üstünü sessiz sedasız kapatmaya çalıştılar.

Peki korucu olan ve olmayan Kürtler arasındaki "husumet" ne olacak?

Hükümetlerin ilgilenmediği tek konu, korucu olan ve olmayan Kürtler arasındaki toplumsal bölünmenin nasıl giderileceğiydi ve hala da bu konuya yönelik bir çalışma yapılmıyor bildiğimiz kadarıyla. “Barış” sürecinin yeniden gündeme getirdiği korucular konusu, korucuların sadece ekonomik ve sosyal haklarının sağlanması olarak ele alındığı sürece, barışın önemli bir toplumsal ayağı eksik kalacak.

Daha doğrusu, silahların konuşmadığı bir ortamı geçici süreyle tesis etmenin ötesine geçemeyecek. Köye geri dönüşlere izin vermek istemeyen korucuların, 2009 yılında yaşanan ve Bilge Köyü katliamı olarak bilinen olaydaki gibi girift suçlara karışmasının önüne geçilmesi, sadece silahların geri alınmasıyla değil, koruculara yeni geçim olanakları yaratılması ve daha da önemlisi, korucu olan ve olmayan Kürtler arasında savaş boyunca derinleşen düşmanlığın sona erdirilmesi ile mümkün olabilir.

Bu çok mu zor?

Korucu olmayanların korucu olanlarla barışması, Kürtler ile Türkler arasında barış sağlanması kadar, hatta belki ondan da zor görünüyor. Geçiş dönemi adaleti adı verilen süreçlerde izlenen toplum-temelli ve mağdur-odaklı hakikat ve adalet arayışlarına kulak verilmeden, korucuların işledikleri suçlar ve mağdur kaldıkları haksızlıklar gündeme getirilmeden, diğer bir deyişle, koruculuk uygulamasına maruz kalan taraflar siyasal birer aktör olarak sürece dahil edilmeden, barışa yapılan çağrıların karşılık bulması kolay olmayacak.

Korucuların çeşitli suçlara karıştığını gözönüne alırsak, sistem düzgün bir şekilde kaldırılmazsa ilerisi için bir tehlikeden söz edebilir miyiz?

Filipinler, Guatemala ve Güney Afrika örnekleri, hükümet ve gerillalar arasında yürütülen barış müzakerelerinin köklü bir hesaplaşma ve değişim sürecine dahil etmediği paramiliter örgütlenmelerin suç işlemeye devam etmek için uygun bir zemin bulmakta güçlük çekmediğini gösteriyor.


Li Laleşê cejna Çarşema Sor hat pîroz kirin - Xendan

Li Kurdistan û derveyê welat bi hezaran Kurdên Êzîdî wekî hersal li perestgeha Laleş ya Nûranî civiyan û cejna Çarşema Sor pîroz kirin.

Cejna Çarşema Sor ji aliyê xelkê ve bi xweşî û şahiyê ve hate pêşwazîkirin û bi hilkirina agir û çira hate xemilandin û sibê jî bi geriyana malan pîrozbahiyên cejnê dê berdewam bibe.


Tehran, Baydemîr Bû Hevserokê UCLG-MEWA’yê - Peyamner


Piştî ku qedexeya derkevtina derveyî welat ji ser Şaredarê Bajarê Mezinê Amedê Osman Baydemîr rabû, piştî 3 sal û 4 mehan çû paytexta Îranê Tehranê û li wir dîsa wek Hevserokê Rêxistina Bajarên Hevgirtî û Hikûmetên Herêmî yên Rojavayê Asya û Rojhilata Navîn (ULCG-MEWA) hate hilbijartin.

Li paytexta Îran Tehranê Kongreya, civîna Desteya Rêveber, Konse û Encûmena Giştî ya rêkxistina UCLG-MEWA hate lidarxistin. Civîn bi malovaniya Şaredariya Tehranê bi beşdariya şaredariyên 15 welatan pêk hat. Ji Tirkiyeyê şaredariyên bajarê mezin ên Stenbol, Îzmîr, Konya, şaredariyên Erzingan, Kirşehîr, Antakya, Colemêrg û Nisêbînê yên endam beşdar bûn.   

 Ligel Kongreya UCLG-MEWA’yê, du komxebatên “Enerjiya Bajarî ya Domander” û “Li Ber Krîzan Xurtkirina Jiyana Bajarî” hatin lidarxistin û şaredariyan ezmûnên xwe parve kirin û pêşniyarên xwe yên çareseriyê pêşkêş kirin.

Bi civînan re desteya rêveber a UCLEG-MEWA’yê dîsa xuya bû. Di kongreyê de şaredariyên endam Osman Baydemîr dîsa weke Hevserokê UCLG-MEWA’yê hate hilbijartin. Ji bo hevserokên din jî yekitiya Şaredariyên Îzmir, Konya û Gazzeyê û şaredariyên Bexda û Tehranê hatin hilbijartin.

Yekitiya Şaredariyên Amed, Istanbul, Îzmir, Konya, Dêrsîm, Çankaya, Tehran, Bexdad, Gazzeyê bo endamtiya Konseya Cîhanîya Rêxistina Bajarên Hevgirtî û Hikûmetên Herêmî yên Rojavayê Asya û Rojhilata Navîn (ULCG-MEWA hatin hilbijartin. 

Baydemîr di Kongreya UCLG-MEWA’yê de bi gelek şaredaran re hevdîtin pêk anî.


Demirtaş: Sürecin ilk aşamasının hazırlık devresindeyiz - Rizgarî Online

Federal Almanya'nın başkenti Berlin'de devam Rojava konulu uluslararası konferansta PYD Eşbaşkanı Salih Müslüm ve BDP Eşbakanı Selahattin Demirtaş basın toplantısı düzenledi. “Kürt sorununun” çözüm sürecinin üç aşamalı olduğunu belirten Demirtaş "Üç aşamalı sürecin ilk aşamasının hazırlık devresindeyiz. Bunun için de Öcalan'ın geri çekilmesi için çağrı yapmasını bekliyoruz" dedi. Berlin Eyalet Meclisi'nin konferans düzenlenen konferans sunum ve tartışmalarla devam ediyor. "Geleceğin Suriyesi’nde Kürt sorununun Çözümü için diyaloga, demokrasiye ve barışa bir katkı" başlığıyla gerçekleşen konferansın öğlen arasında PYD Eşbaşkanı Salih Müslüm ve BDP Eşbakanı Selahattin Demirtaş basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

ANF´de PERWER YAŞ imzasıyla verilen haberde şunlar kaydedildi:“Türkiye, Suriye muhalefeti ve Esat rejimiyle ilişkilere yönelik sorulara maruz kalan Müslüm "Batılı güçlerle ilişkilerimiz var. Fakat galiba şansızlığımızdır; biz daha görüşmelere başlamadan bize karşı anti-propagandalar başlıyor. Bunun başında da Türkiye geliyor. Bizim PKK'ye bağlı olduğumuzu ve rejim yanlısı olduğumuzu iddia ediyorlar. Bu yüzden gittiğimiz her yerde kendimizi anlatıyoruz" dedi.

'TÜRKİYE İLE GÖRÜŞMELERİMİZ YOK'

Suriye'deki iç savaşın Arap Birliği'nin kararıyla arttığına dikkat çeken Müslüm "Saldırılar, Esat rejiminin yüzüdür. Rejim daha önce özgürlük ve demokrasiden söz ediyordu, şimdi ki kavga ise bir rejim savaştır. Bir yandan gitmek istemeyen rejim var, diğer yandan ise buna karşı direnen rejim var. Biz kendimizi iki güce karşı savunuyoruz; hem muhaliflere ve hem de rejime karşı" diye konuştu.
"Türkiye ile herhangi bir görüşmeniz var mı?" şeklinde soruya yanıt veren Müslüm "Böyle bir şey söz konusu değil. Davutoğlu bazen medya yoluyla mesaj gönderiyor, biz de buna yine medya üzerinden yanıt veriyoruz" dedi. Muhaliflerin Kürtleri bir halk olarak kabul etmek istemediğine dikkat çeken PYD lideri devamla şöyle konuştu:
"Arap muhalefeti Kürtlerin haklarının anayasada yer almasından yana değiller. Demokrasinin savunulması gerekiyor. Bu yüzden demokrasiyi savunacak kimse yoksa o zaman demokrasi daha tohumken yok edecek birçok güç ortaya çıkar. Bunu koruyacak olanlar da halktır. Bunun için de bütün halkı örgütlemişiz. Silahlarımız da halkımızdandır. İstesek de kimse silah vermiyor."

DEMİRTAŞ: SÜREÇ ÜÇ AŞAMALI

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ise Türkiye ve Kuzey Kürdistan'daki çözüm sürecine dair sorulara maruz kaldı. Sürecin üç aşamalı olduğuna dikkat çeken Demirtaş "İlk aşamanın hazırlık sürecindeyiz. Yani ilk sürecin başlaması için hazırlıkları yapıyoruz. Bu hazırlık yeterli düzeyde organize edilirse Öcalan'ın geri çekilmesi için çağrı yapmasını bekliyoruz. Aşamalar şöyle; geri çekilme; anayasal reform ve silahların bırakılarak normalleşme süreci."

ŞU ANDA ÇİFT TARAFLI ATEŞKES YAŞANIYOR

Şu anda iki taraflı ateşkes yaşandığını belirten BDP lideri "Sürecin en büyük sorunu güven sorunudur. Tarihi kökleri olan güvensizlikler var. Bunları aşmak kolay olmuyor. En azından sağlam pratik adımlarla çözüme gitmeye çalışıyoruz. Güvensizlikleri sözle değil, pratikte atımların atılmasını istiyoruz" dedi.
Bu üç süreçle de Kürt sorunu tamamen çözülmeyeceğini savunan Demirtaş "AKP hükümetiyle barış yapılacağına inanıyor musunuz?" şeklindeki soruya ise şu yanıtı verdi: "Bu hükümetle çözüm olacağına inanıyoruz. Çünkü çözüm dostla değil, kavga edilenle olur. Meyveler olgunlaştığında toplanması daha sonra işe yaramaz. Makul bir hızla süreç ilerliyor, bu kararlılık olduğu sürece de bir tehlike görülmüyor."

'ALMANYA KÜRT POLİTİKASINI DEĞİŞTİRMELİ'

Demirtaş Almanya'daki temaslarına ilişkin ise şu bilgileri verdi: "Son iki günde 10'dan fazla görüşmeler yaptık. Dışişleri bakanlığının yanı sıra çok sayıda görüşme yaptık. Almanya'nın yeni bir Kürt politikasına ihtiyacı var. Kürt halkı kimseye düşmanlık yapmadan kendi özgürlüğünü ve özgünlüğünü elde etmek istiyor. Bütün büyük devletlerin de bu yüzyılda Kürt ve Kürdistan ile nasıl bir stratejiyle ilişkilerinin olacağı şimdiden belirlemeli."

Müslüm: Kuzeydeki süreç bizi doğrudan etkiliyor

Almanya'nın başkenti Berlin'de devam eden Rojava konferasında konuşan PYD Eşbaşkanı Salih Müslüm, Esat rejiminin son saldırılarının Kuzey Kürdistan'daki barış ve çözüm sürecinden dolayı gerçekleştiği yönünde bir görüş olduğunu söyledi. Kuzey'deki barış ve çözüm sürecinin direk olarak Batı Kürdistan'ı etkilediğine dikkat çeken Müslüm, "Demokratik bir Suriye'den yanayız" dedi.
Berlin Eyalet Meclisi'nin konferans salonunda bu sabah start alan "Rojava" (Batı Kürdistan) konulu konferans sunum ve tartışmalarla sürüyor. "Geleceğin Suriyesi’nde Kürt sorununun Çözümü için diyaloga, demokrasiye ve barışa bir katkı" başlığıyla gerçekleşen konferansın ikinci oturumunda Batı Kürdistan temsilcileri söz aldı.
Bu bölümde ilk söz alan tarihçi Dr. Khaled Issa Suriye'deki etnik grupların yaklaşımlarını anlattı. Yakın bir zamana kadar Kürtlerin ikinci bir sınıf olarak görüldüğünü belirten Issa "Rojava devrimine kadar Kürtlerin hakları verilmiyordu. Rojava'daki bütün Kürtler birlik olarak bu devirme katıldılar. Bu birlik Türkiye'yi de korkuttu. Ancak diğer tarafta baktığımızda Suriye'deki muhalifler birlik olmuş değiller, aralarında birçok görüş farklılığı var" şeklinde konuştu.

'KUZEYDEKİ BARIŞ SÜRECİ BİZİ DOĞRUDAN ETKİLİYOR'

Sosyal Demokratlar Partisi (SPD) Eyalet Milletvekili Robert Schaddach, Civaka Azad ve Diyalog-Kreis kuruluşları tarafından organize edilen konferansa daha sonra söz alan PYD Eşbaşkanı Salih Müslim ise geçtiğimiz yıl Kobani'den başlayan 'Rojava devrimi'ni anlattı. Devrimle birlikte doğalında demokrasi geliştiğini söyleyen Müslüm devamla şöyle konuştu:

"Diğer halklarla kardeşçe yaşamak istiyoruz. Ezidiler ve Süryaniler olmak üzere diğer etnik gruplarla hiç bir fark gözetmeksizin binlerce yıldır birlikte yaşıyoruz. Cami ve kilise arasına hiç bir fark koymadık. Suriye'nin diğer bölgelerinden gelip Kürdistan'a yerleşenler var. Çünkü bizim bölgemizde barış ortamı var. Bizim Esat rejimiyle işbirliği içinde olduğumuzu iddia ettiler, fakat bunun öyle olmadığı görüldü."

Halep'te son günlerde Kürtlere artan son saldırılara dikkat çeken Müslüm "Rejim Şêxmaqsud mahallesini boşaltmak istiyor. Son saldırıların Kuzey'deki barış sürecinden dolayı yapıldığına dair bir görüş yaygın. Bu yüzden Kuzey'deki barış ve çözüm sürecinin direk olarak sadece bize değil, bütün Ortadoğu'ya etkisi var. Biz kimseyle birlikte değiliz, biz kendimizi koruyoruz. Biz yeni bir demokratik Suriye'nin kurulmasından yanayız Kendi öz savunmamız var. Esat rejimiyle de çatıştık, birçok kentte şehit verdik." dedi.

Kendilerine "Ne istiyorsunuz?" diye şeklinde sık sık soru yöneltildiğini belirten PYD lideri "Biz bütün Kürtlerin birlikte yaşacağı bir Kürdistan konfederal yönetimden yanayız" yanıtını vererek sözlerini bitirdi. Batı Kürdistan Yüksek Kürt Konseyi üyesi Ahmad Süleyman katılmadığı için sunumunu yazılı olarak gönderdiği konferansın bu bölümünde son olarak gazeteci Dilşah Osman "Rojava devriminde kadın rolü" konulu bir sunum verdi.

Kürt halkının özgürlüğünün kadının özgürlüğünden geçtiğinin Rojava devrimiyle bir kez daha ıspatladığını belirten Osman "Bölgede sadece bir Kürt ve Arap baharı yaşanmıyor, aynı zamanda bir kadın baharı da söz konusu" dedi.”



Li Amerîka teqîn: 60 mirî – Rûdaw

Piştî bajarê Boston ê Amerîka vê carê li eyaleta Texasê teqînek çêbû. Li gor agehdariyan herî kêm 60 kes mirine.

Li eyaleta Texas a Amerîka di fabrîqeya gubreyê de teqînek çêbû û herî kêm 60 kes mirin û derdora 100 kesan birîndar bûn.

Li gor televizyona herêmî ya KWTX a Amerîkî, di fabrîqeya West Fertilizer a gobreyê de li gor saeta herêmî 19.50an teqînek çêbûye û herî kêm 60 kes birîndar bûne.

Şaredarê Texasê Tommy Muska ji kanala CNN re axivî û diyar kir ku di 60-80 xanî bi temamî bûne xwelî.

Hê nayê zanîn ku teqîn ji ber çi çêbûye û bi sedan kes birîndar bûn. Piştî teqînê ekîbên agirkuj hewl dan ku agir kontrol bikin.

Li bajarê Boston ê Amerîka jî berî du rojan teqînek çêbibû. Di encamê de 3 kes miribûn, 17 birîndarên giran û bi giştî nêzî 130 kesan birîndar bibûn.


DMME rekor cezayek da Tirkiyê - AvestaKurd

DMME (Dadgeha Mafên Mirovan a Ewrupa) ji ber ku di sala 1994 an de leşkerên Tirk 14 gundî girtibûn binçavan û dûra jî kuştibûn û binax kiribûn, mîlyonek û nîv euro cezayê tezmînatê da Tirkiyê.
 
Di sala 1994 an de, leşkerên Tabura Ewlehiyê a Derecikê, avêtibûn ser gundê girêdayê Şemzînanê gundê Ormancikê û li ber çavan li 14 gundiyan xistibûn, ku di nav wan de cerdevan jî hebûn, girtibûn binçavan. Dûra ji wan gundiyana qet xeber derneket. Malbatan her çiqas gilî û doz, pêşiyê li Şemzînanê dûra li Colemêrgê di derheqê leşkerên ku gundî biribûn de xwestibûn vekin jî, rayedarên dewletê destûr nedabûn ku lêpirsîn were vekirin.
Malbat û parêzerên gundiyên ku di bin çavan de hatibûn wenda kirin, serî li DMME (Dadgeha Mafên Mirovan a Ewrupa) dabûn. Salan şûnda derkete holê ku, 14 gundî di nav taburê de hatine kuştin û li heman derê hatine binax kirin.
Di bergeha vê dozê de DMME rekor cezayek da Tirkiyê. Dewleta Tirkiye, bi mîlyonek û nîv euro cezayê tezmînatê hate mehkum kirin.
Di sala 2009 an de hîn ku doza 14 gundiyên Derecikê li DMME dihat dîtin, rojnameya Tarafê di meha Tebaxê de bi manşeteke ku krokiya cihê ku gundî hatine kuştin û binaxkirin derket. Rojnameya Taraf, di nûçeya xwe de cih dabû îfadeyên ku şahidên bûyerêbûne jî û li gorî îfadeyên şahidên bûyerê krokî hatibû xêzkirin.
Doza ku li DMME dihat dîtin, doh bi encam bû. Dadgehê, li gorî pîvanên Peymana Mafên Mirovan a Ewrupa; Tirkiyê di dinpêkirina ev xalan de mehkum kir; "binpêkirina mafê jiyanê", "êşkence û muameleya xirab" û "mafê azadî û ewlehiyê binpêkirin."
Tirkiye mehkuma tezmînata 1.5 mîlyon euro bû.
Gundiyên ku di sala 1994 an de ji aliyê leşkerên Tirk ve hatibûn kuştin navê wan wiha ne: Casim Çelik, Yusuf Çelik, Mihraç Çelik, Hurşit Taşkin, Kemal Îzci, Abdulaziz Înan, Salih Şengul, Naci Şengul, Sidik Şengul, Cabbar Selvi, Reşit Selvi, Hayrettin Ozturk, Kerem Înan û Aşir Seçkin.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.