02 Nisan 2013 Basın Bültenleri
Basın Bültenleri / 02 Nisan 2013 Salı Saat 08:05
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Öcalan'ın çocukluk arkadaşları: Özgür kalmasını çok istiyoruz - DİHA

Av. Benek: Dozger lêpirsîna kuştina Dag nake - DÎHA

Di sala 2009'an girseya xwastin bimeşin Amarayê, li herêmê Karataş a Bêrecûkê rastî mudaxeleya polîs û leşkeran hatibû û di encama mudaxeleyê de Mustafa Dag jiyana xwe ji dest dabû. Li mala Mustafa Dag ligel 4 sal bi ser bûyerê re derbas bûn hêj êş weke roja nû zîndiye. Endamên malbatê diyar kirin ku ew pêşiya bûyerê bernadin. Parêzer Bekîr Benek jî diyar kir ku dozgeriyê lêpirsîn weke "ez tu tiştî lênapirsim" nirxand. Benek, anî ziman ku wan dosya bire DMME'yê û doz hate qebûlkirin.

Di sala 2009'an de TUHAD-FED'ê ji gundê Amarayê yê navçeya Xelfetiyê ya Rihayê meşa bi navê "Ji Rojê re rêvîngî" li dar xistibû û meş li herêma Karataş a Bêrecûkê ya Rihayê rastî mudaxeleya polîs û leşkeran hatibû. Di encama mudaxeleyê de Xwendekarê Zanîngeha Dîcleyê Mahsum Karaoglan û Mustafa Dag jiyana xwe ji dest dabûn. Malbatên Karaoglan û Dag gelek caran serî li Serdozgeriya Komarê ya Bêrecûkê dan lê her tim bi hinceta "di dosyayê de kêmasî hene" dihate bersivand. Ligel ku bi ser bûyerê re 4 sal derbas bûn li mala Mustafa Dag hêj weke roja ewil êrş zîndiye.

'Dibêjin bavê min leşkeran kuşt'

Dayîka Dag Naîme Dag têkildarî mijarê de ji DÎHA'yê re axivî û wiha got: "Silavên jin ji dayîkên şehîdan re bêjin. 4 salin dilê min dişewite. Qatil azad digerin." Naîme Dag, diyar kir ku ew nikare li ber wêneyê kurê xwe biaxive û ligel hemû êşan ew daxwaza aştiyê dikin. Keça Dag Gulsum Dag dema bavê wê hate qetilkirin 2 salî bû jî diyar kir ku ew bavê xwe nasnake û wiha got: "Li dibistanê her tim hevalên min ji min re dibêjin 'Bavê te leşkeran kuşt'" Hevsera Dag Perîhan Dag jî têkildarî mijdarê de nekarî biaxive û bi giriyê ji odeyê derket. Bavê Dag Salîh Dag jî wiha got: "Kurê min kuştin. Ji bo kiryar bên darizandin tu gav neavêtin. Divê parlementoya wekîlên me jî di nav de kiryaran peyda bike û ceza bike. Heke em dê hata heta doza xwe bişopînin. Di serî de Serokwezîr Recep Tayyîp Erdogan em dê ji hemû kesî hesabê bi pirsîn." Dag wiha bang li gelê tirk kir: "Ligel hemû tiştan em naxwazin tu mirinên din çêbibin. Em aştiyê dixwazin. Em hemû malbatên bi êş bi hev re dibe ku aştiyê bînin. Ez bang li hemû kesî dikim ku bi hestiyar bin." Dag, bang li hemû kesî kir ku tevlî meşa Amarayê bibin.

'Ji ber ku lêpirsînekî bi hêz nehate meşandin em dosya bire DMME'yê'

Parêzer Bekîr Benek jî diyar kir ku lêpirsîna hate destpêkirin weke "ez tu tiştî lêpirsîn nakim" bi nav kir. Benek, anî ziman ku ji dozgeriyê daxwaza cihê keşfê, navên hêzên ewlehiyê yên li wir cih girtin û serî li îfadeyên şahidên bûyerê bidin kirin û wiha got: "Tu gavek jî nehata avêtin. Tenê dimenên çapemeniyê û polîsan wergirtin û danîn dosyayê de. Ne biryara bêşopadinê didin ne jî derbarê berpirsiyaran de dozê vedikin. Em jî ji ber di dosyayê de 'lêpirsînekî bi hêz nehate kirin' dosya di sala 2011'an de bire Dadgeha Mafên Mirovan a Ewropayê (DMME) DMME'yê dosya qebûl kir û doz berdewam dike. Bûyerê weke komkujiya Roboskiyê ji demê re belav dikin û da ku vê yekê veşêrin."


Öcalan'ın çocukluk arkadaşları: Özgür kalmasını çok istiyoruz - DİHA

PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın çocukluğunu anlatan Amara'nın yaşlı sakinleri, "Çok zeki, sevecen, akıllı, kimseye zararı olmayan" diye tanıdıkları Öcalan'ın özgürlüğünü talep etti. Yaşlılar ve köyün muhtarı 4 Nisan'da gelecek misafirleri karşılamanın heyecanını yaşarken, Öcalan'a Kuran okuttuğu ve kendisine "Bu hızla devam edersen uçarsın" dediği kitaplara konu olan Cami İmamı Müslüm Tarhan'ın oğlu 58 yaşındaki İbrahim Tarhan, "Özgür kalmasını çok istiyoruz" dedi.

PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın doğum günü etkinlikleri çerçevesinde "Demokratik çözüm Öcalan'a özgürlük" şiarı ile TUHAD-FED öncülüğünde organize edilecek olan Amara Yürüyüşü'ne katılım için bugünden itibaren uzak il ve ilçelerden yurttaşlar yola çıkacak. Amara köyünde hazırlıklar tamamlanırken Öcalan'ın çocukluk arkadaşları ve köyün yaşlıları da Öcalan'a özgürlük talep edilecek olan etkinlik için, köylerine gelecek misafirleri karşılamaya hazır olduklarını belirtti. Yaklaşık 100 hanenin bulunduğu Amara köyünde yaşayanlar için, köyün her köşesi Öcalan'ın anıları ile dolu. Köydeki yaşlılar Öcalan ismini duyduklarında başlıyorlar anılarını anlatmaya. Her yaşlının Öcalan denince buluştuğu ortak payda ise "Çok zeki, sevecen, akıllı, kimseye zararı olmayan bir çocuk" sözleri oluyor.

Muhtar: Öcalan'ın barış, demokrasi talebi talebimizdir

Çocukluğunda Öcalan ile birlikte gezdiklerini, arkadaş olduklarını söyleyen köy muhtarı 61 yaşındaki Mehmet Tarhan, Öcalan'ın zekası ve aklı ile hep öne çıktığını belirtti. Öcalan'ın babası Ömer Öcalan'ı da gördüğünü ve tanıdığını söyleyen Tarhan, "Anlattıkları gibi kötü bir insan değildir. Amcamın yanında Kuran okurdu. Komşumuzdu. Anlatılabilecek en temiz, doğru ve dürüst insandı. Biz Öcalan'ın talebi olan barış ve demokrasinin bu ülkeye gerekli olduğunu düşünüyoruz" şeklinde konuştu. Muhtar, 4 Nisan etkinliklerine ilişkin ise, "Misafirlerimizin başımızın üstünde yeri var. Biz misafirlerimizden çok büyük mutluluk duyuyoruz. Hepsini ağırlayacağız" dedi.

'Bu hızla devam edersen uçarsın'

PKK Lideri Öcalan'a Kuran okuttuğu ve kendisine "Bu hızla devam edersen uçarsın" dediği kitaplara konu olan Cami İmamı Müslüm Tarhan'ın oğlu 58 yaşındaki İbrahim Tarhan ise, Öcalan'ı anlatmaya 1963 yılından başladı. Tarhan, "Ben ilkokula o ortaokula gidiyordu. 1965'e kadar babamın arkasında namaz kılar ve eğitim alırdı. Köyün aşağısındaki kaya parçalarında biriken suyla abdest alırdı. Sonra Tapu Kadastro Müdürlüğü'nde çalışmaya başladı. Diyarbakır'da çalışırken babasına Kürtçe mektup yazardı. Babası bana getirip okumamı istiyordu; ama ben Kürtçe okuyamadığımı söylüyordum. 1970 ve 1971'de Diyarbakır'da kaldı. Sonra okumak için Ankara Siyasal Fakültesi'ne geçti. 1973'te benim düğünüme geldi. Düğünümde halay çekti" diyerek anılarını anlattı. Yaz tatillerinde Öcalan'ın köye geldiğini söyleyen Tarhan, "Bir ara cezaevine girdi ve 8 ay hapiste kaldı. Son sınıfa kadar başarılı bir öğrenci olarak okudu. Son sınıfta fikrinin peşinden gitmeye başladı. Son olarak 1977 Ocak ya da Aralık ayında köye camideki babamın yanına geldi. Babam ile Abdullah Ağabeye çay pişirip camiye götürdüm. Babam sürekli ona derdi ki 'Bu hızla devam edersen uçarsın.' Bu onu son görüşüm oldu" diye konuştu. 1994 yılında vefat eden babasının yanında Öcalan'ın anılarının çok olduğunu ve babası için çok değerli biri olduğunu söyleyen Tarhan, "Özgür kalmasını çok istiyoruz. Biz de Kürtlerin özgürlüğünden yanayız. 4 Nisan'da gelecekler de hepimizin misafirleridir. Gelişlerinden büyük mutluluk duyuyoruz" dedi.

'Özgür kalmasını istiyoruz'

Öcalan'ın komşusu olduğunu söyleyen 68 yaşındaki Cezayir Çeçen, komşusu ile hayvan otlatmaya gittiğini ve çok iyi bir insan olduğunu söyleyerek anlatımlarına başladı. Öcalan'ın kötü bir insan olmadığını, iyi bir insan olduğunu söyleyen Çeçen, "Biz onun özgür kalmasını istiyoruz. Biz onun da talepleri olan barış ve özgürlüğümüzü istiyoruz. Haklarımızın yok sayılmasını istemiyoruz. Askerde, bizim çocuklarımız ölmesin. Biz hepsini seviyoruz. Öcalan'ın tek isteği Kürtlerin özgürlüğüdür" dedi. Kendilerinin de 4 Nisan'da hem Öcalan'ın ziyaretçisi olduklarını hem de ev sahibi olduklarını söyleyen Çeçen, "Misafirlerimiz başımızın tacıdır, bekliyoruz" ifadesinde bulundu.

'Benimle oyun oynuyordu'

Öcalan'ın çocukluk arkadaşı olan ve PKK'de iken ajan olduğu söylenen Şahin Baliç tarafından öldürülen Hamza kod adlı Hasan Bindal'ın amcasının kızı, aynı zamanda Öcalan'ın değerlendirmelerinde çocuk yaşta evlendirildiğini belirttiği 65 yaşındaki Elif Bindal ise, şöyle konuştu: "Burası Amara. Ben, Öcalan ve amcamın oğlu Hasan arkadaştık. Bağların önünde birlikte bekçilik yapardık. O beni dövdüğünde ben de onu dövüyordum. Tek kötülüğünü görmedim. Ben gelin olmuştum, yine birlikte oyun oynuyorduk, o zaman şimdiki gibi ayrı gayrı yoktu. Kızlar erkekler birlikte oynuyorduk. Eğer beni dinleyecekse çok selam ediyorum, hepimiz iyiyiz onun iyi olmasını istiyoruz." Barış talebinde bulunan Bindal, "Kimsenin çocukları ölmesin. Ölenin yerine yenisi yetişiyor. Bu kan akmasın, nereye kadar sürecek. Benim ailemden kaç kişi öldü" dedi. Bindal, 4 Nisan'da köye gelecek olanların başları gözleri üzerinde yerleri olduğunu ve ellerinden ne geliyorsa sunacaklarını ifade etti.



YPG’ê bersiv da êrîşan: 11 leşker hatin kuştin - ANF
 
Yekîneyên Parastina Gel (YPG) li bajarê Helebê li hemberî topbarana rejîma Baas a Sûriyeyê, çalakiyek bersivdayînê lidar xist û di encamê herî kêm 11 leşker hatin kuştin, her wiha tangek jî hate ruxandin.

Fermandariya Herêma Helebê ya YPG’ê der barê êrîşên rejîma Baas ên li dijî taxên Kurdan Şêxmeqsud û Eşrefiyê de daxuyaniyek nivîskî weşand. Di daxuyaniyê de hate diyarkirin ku hêzên  rejîmê êrîşek hovane li dijî Taxa Şêxmeqsud pêk aniye û di van êrîşan de gelek welatî hatine qetilkirin û ziyana maddî çêbûye.

Di berdewama daxuyaniyê de hate destnîşankirin ku li ser van êrîşan hêzên YPG’ê çalakiya bersivdayînê li dar xistiye û wiha hat domandin:

“Yekîneyên Parastina Gel parastina gel jixwe re esas digire, lewre ji bo tolhildana şehîdên me yên sivîl me bersiv da êrîşan. Di vê çarçoveyê de me li başûrê Taxa Şêxmeqsud tangek ruxand û 11 leşker kuştin.”

 “Di dawiya daxuyaniyê de hate diyarkirin ku YPG wê li gel hemû astengî û zehmetiyan jî parastina herêm û gel bike û wiha hat gotin: “Bila herkes zanibe ku emê wekî hêzek mertal a parastina gelê xwe li Helebê bin.”



Bayık: Bu süreci başarıya götüremezsek büyük tehlikeler yaşanır - ANF

Herkesin demokratik çözüm sürecinin başarıya ulaşması için çaba harcamasını isteyen KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, “Eğer süreci başarıya götüremezsek arkasında büyük tehlikeler var. Bunun yaşanmaması için herkesin buna odaklanması gerekiyor” dedi. Bayık, çözüm süreci tartışmalarının sadece geri çekilmeye indirgenmesinin de yanlış olduğunu belirterek, ““ateşkes gerillanın geri çekilmesi tamamen demokratik siyasal çözümün bir parçasıdır. Buna hizmet ederse anlamı olacaktır” diye konuştu.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, dün akşam NUÇE TV’de yayınlanan özel programda Erdal Er’in sorularını yanıtladı.

Çözüm süreci tartışmalarının sadece geri çekilmeye indirgenmesini eleştiren Bayık, “ateşkes gerillanın geri çekilmesi tamamen demokratik siyasal çözümün bir parçasıdır. Buna hizmet ederse anlamı olacaktır” dedi. Meclisin karar almasının önemini bir kez daha işaret eden Bayık, akil insanlar grubunun da Hükümet tarafından belirlenemeyeceğini, tarafsız-bağımsız olması gerektiğini söyledi.

Müzakerenin eşit koşullarda yürütülebileceğine ancak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın müzakerenin bir tarafı olarak eşit koşullarda olmadığına da dikkat çekti. “demokratik çözüm olacaksa Önder Apo’nun da herkesle görüşeceği şartlar oluşturulmalı” dedi.

Amed’deki Newroz’u bir referandum olarak düşünürsek ve o meydana bakarsak bu yüzde yüz bir kabuldü. Demokratik konfederalizmin ilanında, yine Kürt Halk Önderi Öcalan irademdir kampanyası sırasında böyle bir tablo ortaya çıkmıştı.  Öcalan’ın yapmak istediklerinin toplumu tarafından yeteri kadar doğru anlaşıldığını düşünüyor musunuz?

Elbetteki doğru anlayanlar, anlamaya çalışanlar, doğru anlamayanlar var. Bir de kasıtlı anlayıp da çarpıtanlar var.  Bunların hepsi yaşanıyor. Önder Apo siyaseti öyle gizli kapaklı yürütmüyor, açık yürütüyor. İçinde bulunduğu koşullar dikkate alındığında bunu fazlasıyla zorluyor. Siyaset tarzında açıklık ilkesini esas alıyor. Newroz’da da bu siyasi ilkeyi esas aldı. Sadece Amed’de milyonlara hitap etmedi, dünyaya hitap etti. Bunun için herkes anlamaya, yorumlamaya, bunun sonuçlarını kestirmeye çalışıyor. Buna göre kendini düzenlemek istiyor. İster karşıt olsun ister yandaş olsun herkes üzerinde duruyor anlamaya çalışıyor. Bu kendini başlattığı hamleyi aslında referanduma sunmadır. Sadece Kürtlere değil, dünyaya sunuyor; Kürt sorununun demokratik siyasal çözümünü istiyor musunuz? Kürdistan’ da, Türkiye de, Ortadoğu’da özgürlük ve demokrasi sorunlarının çözümünü istiyor musunuz?  Bunun referandumudur ve buna evet denmiştir. Bunun böyle anlaşılması gerekiyor.

Birtakım çevreler Sayın Öcalan’ın açıklamasından sonra PKK , AKP ile anlaşıp Alevileri dışarda bırakıyor yorumlarından bulundu.

Bunu daha çok özel savaş merkezi ile bir de çeşitli halklardan, inançlardan egemen sınıfa mensup olan kesimler geliştiriyor. Çünkü Önder Apo’nun geliştirdiği çizgi toplumun alt kesimini esas alıyor. Önder APO tüm inançlarda kültürlerde bunu esas alıyor. Tabii ki egemenler bundan rahatsızlık duyuyor, bunu kendi çıkarları açısından tehlikeli görüyor.  Onun için çarpıtma gereği duyuyorlar. Dikkat edilirse yıllardır Türk devletinin Kürtlere ve PKK’ye karşı geliştirdiği bir strateji var. Neydi o strateji? Kürtlerin yürüttüğü mücadeleyi Kürdistan ile sınırlı tutma, PKK’yi ve Kürt halkını izole etme, PKK’yi Kürdistan’a, hatta mücadeleyi dağa hapsetme. Bu, muhalefetin PKK ve Kürtlerle ilişkiye geçmemesi, birleşmemesi güç haline gelmemesi gerekiyor. İşte PKK yıllarca uygulanan bu stratejiye önemli ölçüde darbe vurdu. Özellikle Zap direnişinden sonra bu süreç gelişti. Daha sonra seçimler oldu. Bu seçimlerle hem Kürdistan da hem Türkiye kesiminde bir blok oluşturuldu,  bu blok meclise taşındı. Bu strateji büyük yara aldı. Ve Türkiye kesiminde demokrasi güçlerinde, sosyalist kesimde ezilenlerde PKK ve Kürtlere bakış açısı değişti. PKK ve Kürtler ile ilişkilenme dayanışma gelişti. Rejim ve egemenler bundan ürktü. Bunun için bu stratejiyi yeniden canlandırmak istediler. Önderliğin bazı açıklamalarını çarpıtmalarının nedeni bu.  Bununla PKK ve Kürtleri bu güçlerden uzaklaştırmayı amaçlıyorlar.

Sayın Öcalan’ın sizlere, devlete ve demokratik kamuoyuna dönük çağrılar yaptı.  Kamuoyu da aslında birkaç noktaya odaklanmış durumda. Ateşkes ilan ettiniz.  Gerilla nasıl geri çekilecek? Sayın Öcalan bu sürecin gelişebilmesi için parlamentoyu işaret etti. Hükümet de hayır, muhatap biziz diyor.  Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Önderliğin geliştirdiği hamlede bu çağrıda mesele sadece ateşkes, gerillanın Kuzey’den Güney’e çekilmesi meselesi değil.  Ama bazı çevreler bazı çevreler bunu çarpıtmaya çalışıyor, sadece bu eksende tartışma yürütüyorlar.  Bunu topluma doğru yansıtmıyor.  PKK ateşkes yapıyor geri çekiliyor, boşaltıyor mesele bitiyor biçiminde ele alınıyor. Oysa mesele bu değil.  Ateşkes, gerillanın geri çekilmesi tamamen Kürt sorununun demokratik siyasal çözümünün bir parçası olarak geliştiriliyor. Buna hizmet ederse bir anlamı olacaktır. Bunun da koşulları var.   Bunların koşulları yaratılmadan geliştirilmeden geri çekilme de öyle olmaz.  Tartışmanın çok yüzeysel bir iki şeye sıkıştırılması kabul edilemez. Tartışmalar çarpıtılıyor, derinlikli kapsamlı yapılmıyor. Sorun nasıl çözülecek, Türkiye’de demokratikleşme nasıl gerçekleşecek, Ortadoğu’da nasıl gelişecek. Bunlar tartışılmıyor. Mesele sanki sadece ateşkes ve gerillanın geri çekilmesiyle çözülecekmiş gibi bir hava yaratılıyor.  Böylesi tartışmalara itibar edilmemeli. Bu tartışmaları yürütenlerin de ciddi ve sorumlu davranması gereklidir.  Tartışmayı doğru yürütmeleri, kamuoyunu doğru yönlendirmeleri ve bilinçlendirilmeleri gerekiyor.

Bir kere geri çekilmenin olması için bunun yasal zemininin hazırlanması gerekiyor. Yasal zemini hazırlanmadan bunun tedbirleri geliştirilmeden gerilla geri çekilemez. Çünkü geçmişte bu deneyimi yaşadık.  Gerilla geri çekilirken yüzlerce şehit verildi, yaralananlar, esir düşenler oldu.  Böyle bir pratik ortada iken kalkıp da geri çekilmenin yasal tedbirleri yoktur sadece idari tedbirlerle bu iş başarılabilir demek yanlıştır, tehlikelidir. Erdoğan ve bazı hükümet, AKP çevreleri diyor ki bu bir hükümet meselesidir,  meclis meselesi değil onun için yasalarda değişiklik, yasal güvenceler gerekmiyor. Bu aslında sorunu çözmemede direnmedir, adeta alay etmedir. Ciddi olmaları lazım. Gerilla yasal güvenceyi görmeden tek bir adım geri atamaz. Meclisin karar alması, çağrıda bulunması gerekiyor.

Yine mecliste bir komisyonun oluşması gerekiyor. Bu yasal tedbirler alınırsa, bir de bununla birlikte akil insanlardan bir heyete oluşursa o zaman çözümde samimi oldukları ortaya çıkar. O zaman geri çekilme işlemi başlar. Geri çekilmede sadece Türk devletinin alacağı tedbirler yoktur.  Bizim de alacağımız tedbirler vardır. Çünkü 1999’daki geri çekilmede yaşadığımız sorunlar vardı. İster Türk devletinden ister başka güçlerden kaynaklansın sorunlar ortaya çıktı. Biz bunları yaşadık, bir daha yaşamak istemiyoruz.  Bu nedenle meclisin bu tedbirleri alması gerekiyor. Bizim de kendi cephemizden almamız gereken tedbirleri almamız gerekiyor. Geri çekilme ancak bu şekilde gerçekleşir. Yoksa sorunun çözümüne hizmet etmezse, onun bir parçası olmazsa. Sadece bazı tedbirlerin alınması da yeterli olmaz. Bu sürecin sorunun çözümünün bir adımı olarak ele alınması gerekiyor.  Bunun yasal zemine kavuşturulması, pratik tedbirlerinin alınması gerekiyor.

Yani siz geri çekilmeye hazırsınız, parlamentonun adım atmasını bekliyorsunuz?

Biz zaten kamuoyuna Önderliğimizin başlattığı hamleyi desteklediğimizi, bunun içinde olduğumuzu duyurduk. Destekliyoruz, içindeyiz ama parlamento eğer yasal tedbirlerini,  kanunlarını geliştirirse,  bu temelde pratik adımlarını geliştirirse geri çekilme başlatılır. Bu da koşul değildir olması gerekendir.  Sanıyorum bu Türkiye’den yerine getiremeyeceği bir istemde bulunmamız falan da değil. Tüm dünyada sorunlar böyle çözülmüştür.

Erdoğan şimdiye kadar silah bırakın, gelin parlamentoda mücadele edin diyordu. Ama şimdi parlamentodan karar çıkartmıyor ama savaş tezkeresi çıkartabiliyor.

Bu konuda ben daha birçok şey söyleyebilirim. Onu diyor ama siyaset yapan binlerce insan zindanda.  Peki, elinde silah yıllarca mücadele etmiş bir insan nasıl salt bu söyleme dayanarak gidecek siyaset yapacak?  İkincisi MİT müsteşarları bazı görüşmeler yaptı Oslo’da mahkemelerde hala dosyaları var. Yargılanmak istendiler. Belki AKP bazı kanunlar çıkardı bunu önledi ama dosyaları halen yargıda. Peki, bu sorunu çözmeye çalışanlar var. Önder Apo çalışıyor,  BDP’liler gidip geliyor. Yarın bunlar için neler gelişeceğini kim tahmin edebilir ne güvence var?

Türkiye’ de yasalar var. Bu yasalara göre Türk ordusuna verilen talimatlar, emirler var. Şimdi hangi yasa değişti ki Türk ordusu gerilla çekilirken saldırmasın. Türk ordusu bu yasalara göre hareket eder. Yasalarda herhangi bir değişiklik olmadı parlamento herhangi bir değişiklik yapmadı tedbir almadı ki gerilla geri çekilsin. Erdoğan o açıklamayı yapabilir ama yarın ordu saldırabilir bunun hiçbir güvencesi yok. Yarın böyle bir saldırı gelişse hiç kimse bunun hesabını soramaz. Ordu der ki, bana yasa ile tanınan görevler var, ben görevlerimi yerine getiriyorum! Bu kadar nettir. Yani geri çekilmede de saldırıya uğrayabilir,  hadi orda olmadı güneyde de saldırıya uğrayabilir. Onun için ısrarla bu tedbirlerin alınması gerektiğini söylüyorum.  1999’da geri çekilirken hem Türk ordusunun saldırılarına uğradık, hem de Güney’de 2000’de savaş oldu. Bunların yeniden tekrar etmeyeceği ne malum. Bunun garantisi yoktur.  Türk parlamentosunun bu kararları da alması, bu güvenceleri de yaratması gerekiyor. Sadece geldiğiniz gibi çekin gidin demekle bu sorun çözülmez.

Akil insanlar meselesi de gündemde. Sanki hükümet kendisine bağlı bir takım insanlar tayin edecek, sizin göreviniz bunlardır, size alın şu kadar da bütçe bu meseleyi halledin diyor.

Bu kesinlikle yanlıştır.  Eğer akil insanlar grubu AKP tarafından oluşturulursa bu akil insanlar olmaz.  Bu AKP’nin oluşturduğu bir grup olur daha çok da AKP politikalarına göre olur. Böyle bir grubu da kimse onaylamaz. Çünkü tarafsız olmaz, bağımsız olmaz. Akil insanların bağımsız olması gerekiyor.  Şu ve ya bu partinin, şu veya bu gücün oluşturduğu bir grup olamaz. Herkesin benimseyeceği, kabul edeceği, herkesin üzerinde etkili olabilecek başından sonuna kadar bütün aşamalarda hakemlik rolü oynayabilecek, yanlış yapanın karşısında duracak, düzeltecek bir grubun oluşturulması gerekiyor.  Bunların hem bize hem devlete karşı hakemlik görevi yapması gerekiyor. Eğer biz yanlış adımlar atarsak bize karşı durması onun düzeltilmesini istemesi gerekiyor. Türk devleti yanlış adımlar atarsa onlara karşı durması gerekiyor,  onları doğru tutuma çekmesi gerekiyor.  Akil insanlar içinde toplumun her kesiminden temsil olabilmeli, Halklardan, inançlardan, sosyal kesimlerden, toplum nezdinde etkili olan, herkesin dikkate alacağı, güvenebileceği kişilerden oluşması gerekiyor. Bana göre kadınların daha fazla yer alması gerekiyor. Çünkü kadınlar barıştan, adaletten yanadır. Savaşa, zulme karşıdır, insancıldır. Eğer onlara daha ağırlıklı yer verilirse bu süreç daha sağlıklı işleyebilir.

 Hükümetin dillini nasıl buluyorsunuz?

Türk devleti aslında özel savaş rejimi üzerinde oluşan bir devlet. Onun için sürekli düşman üretir, sürekli savaş içerisinde olan bir devlettir. Böyle olmazsa bu devlet kendisini yürütemez, çöker. Kürtlere karşı öyle bir düşmanlık geliştirilmiş ki toplum artık çığırından çıkmış zehirlenmiş. Artık her şeye karşı şiddet uygular hale gelmiş. Şimdi böyle bir toplumun dillini düzeltmek, yöntemini üslubunu barışçıl bir yönteme çekmek kolay değil. Bunu geliştiren iktidardır devlettir, bunu düzeltecek olan da devlettir. Şimdi madem ki değişim olacak Türkiye’de,  siyasette toplumda devlette demokratikleşme olacak; o zaman bu özel savaş rejimi üzerine oturtulan devletin artık kendisini  değiştirmesi gerekiyor. Hala dikkat edilirse terörizm , terörist, teröristbaşı gibi ifadeler kullanılıyor.  Toplumun şovenist damarlarına basıyorlar.

Şöyle davranın, böyle davranın, şundan vazgeçin, toplumun hassasiyetleri var deniliyor. Peki, sizin hassasiyetleriniz yok mu?

Şimdi zaten psikolojik denen şey de budur.  Baskıyla istediği sonucu elde etmek istiyor.  AKP kendi çözüm anlayışını PKK ve Kürtlere kabul ettirmek istiyor. Şimdi çözüm amacı olan biri tehditlerle çözümü gerçekleştirebilir mi? Zaten  80 yıldır bu yapılıyor, son 30 yıldır bu yapılıyor zaten. Bu yöntemle sonuç alınsaydı şimdiye kadar alınırdı. Demek ki çözüm böyle tek taraflı dayatmalarla gelişmez. Çözüm diyalog ile müzakere ile karşılıklı anlaşma ile olur.  Biz ne verirsek ona razı olacaksınız. Hani Türkiye’de meşhurdur ya  ‘eğer komünizm gelecekse onu da biz getiririz’ deniliyordu. Şimdi de Kürt sorunu çözülecekse onu da biz yaparız deniyor. Şimdi burada demokrasi var mıdır?

Hep Türklerin hassasiyetlerinden bahsediliyor. Sanki Kürtlerin hassasiyetleri yokmuş gibi davranılıyor. Bu aslında Kürtleri bir halk olarak görmemekten, egemen zihniyetle yaklaşımdan kaynaklanıyor.  Egemenlerin hassasiyetleri olur ama ezilenlerin de hassasiyetleri vardır.  En çok da ezilenlerin hassasiyetleri vardır onların gözetilmesi gerekiyor.  Eğer gerçekten Türkiye yönetimi Kürt sorununu adalet, kardeşlik, eşitlik temelinde çözmek istiyorsa o zaman Kürtlerin de hassasiyetlerini göz önünde bulundurması gerekiyor. Halan Kürt halkına ve önderliğine hakaretlerde bulunuyor. Peki, bu egemen ulusların ezilen uluslara yaklaşımı değil midir? Bu sömürgeci bir mantık değil midir? Bu mantıkla hangi çözümü gerçekleştirecekler. Eğer çözüm istiyorlarsa o zaman Kürt halkını onun iradesini tanımaları, saygılı olmaları gerekiyor, çözüm isteyen bunu esas alır. 

Türkiye cephesinde kendine aydınım, yazarım, siyasetçiyim, akademisyenim diyen bir takım çevreler her gün televizyon kanallarında gezerek, hatta bunların içinde Kürtler de var, Kürtlere akıl veriyorlar. Bu da egemenliğin bir parçası değil mi?

Biz bugünlere mücadele ile ulaştık. Çok büyük savaştık ve direndik. Çok büyük acılar zorluklar yaşadık. Çok büyük bedeller ödedik. Çok büyük değerler yarattık. Bunun sonucunda özgürlüğü hak eden bir halk haline geldik. Kimse bize bir şey bağışlamıyor. Biz de kimseden herhangi bir şey istemiyoruz. Biz mücadelemizle bugünlere geldik bugünleri yarattık. Bunun herkesçe böyle bilinmesi gerekir. Bu mücadele olmasaydı, bugün Kürtler diye bir şey kalmayacaktı. Türkiye Kürtleri asimile etmiş olacaktı. Kültürel soykırımı asimilasyonu tamamlamış olacaktı. Bunu her vicdan sahibi olan insan teslim eder. Ancak vicdanını kaybedenler bu gerçeği çarpıtabilir. Biz büyük bir mücadele ile kendimizi küllerimizden yarattık. Bir cenaze durumundan bugün iradeli ve özgürlük tutkunu olan bir halk durumuna geldik. Her şart altında özgürlük için mücadele eden bir düzeyi kazandık. Buna herkesin saygılı olması gerekiyor. Kalkıp televizyon televizyon dolaşıyorlar, konuşuyorlar veya gazetelerde yazıyorlar ayıptır.

İnsan biraz vicdanlı olur. Birde kendilerine aydın diyorlar. Topluma öncülük yaptıklarını söylüyorlar. Toplumun böyle aydınları öncüleri olamaz. Yalanla çarpıtmayla saptırmayla aydınlık görevleri yerine getirilemez. Öncülük görevleri yerine getirilemez. Kürtlere kalkıp akıl vermeleri değil tam tersine, kendilerinin biraz akılı olmaları gerekiyor. Biraz düşünmeleri gerekiyor. Kürtlerin bu anlamda akla falan ihtiyaçları yoktur. Kürtler dayanışmaya hazırdır. Herkesi dinlemeye hazırdır. Herkesle düşünce paylaşmaya hazırdır. Maddi manevi değerleri paylaşmaya hazırdır. Herkesi dinlemeye anlamaya hazırdır ama öyle Kürtlere işte böyle yapın, şöyle yapın, böyle yaparsanız doğru yapmış olursunuz. İşte size bir takım şeyler veriliyor, bunun değerini bilin, farkında değilsiniz yoksa bunları kaybedersiniz gibi yaklaşımlar ukalaca yaklaşımlardır. Bu hakarettir Kürtlere. Kırk yıldır mücadele ile kendini yaratan bir halk var ortada ve bütün baskılara tehditlere, şantajlara katliam ve linçlere rağmen özgürlükte direnen geri adım atmayan bir halktır ve herkese ruh da veren bir halktır. Bu üsluplarını değiştirmeleri gerekir. Akıl vermekten artık vazgeçmeleri gerekir. Bu bir egemen mantıktır. Sömürgeci bir mantıktır.

Sayın Öcalan’ın koşulları söz konusu olduğunda tam da bu çevreler   ‘Öcalan bu süreci kendisi için istiyor’ gibi yorumlarda bulunuyorlar. Yani Öcalan ile müzakereler yürütülüyor ancak koşullar eşit değil. Burada da bir adaletsizlik fazlasıyla var.
Sadece adaletsizlik yok. Saptırma çarpıtmalar da var. Deniliyor ki, PKK Önder Apo’nun özgürlüğü dışında bir şey düşünmüyor. Kürt sorunun çözümünü gündemine almıyor. Gündemde sadece kişi var. Önderliği bir kişi durumuna getirmeye çalışıyorlar. Bu bir saptırma çarpıtmadır. Şimdi Kürtler kadar Önderliğin ne demek olduğunu bilen bir halk yoktur sanırım. Yok olma durumundan halkı çıkaran bu halkın Önderliğidir. Kürdistan’daki baş aşağı gidişi de durduran Önderliktir. Bu halkı ayağa kaldıran bu Önderliktir. Bu halka her şeyini veren bu Önderliktir. Bu halk bunu çok iyi anlamıştır. Bunun için, sokaklarda ne diyor? “Önderliksiz yaşam olmaz” “Bize haramdır” diyor. Çünkü Önderliksiz yaşamayacağını çok iyi biliyor. Her şeyi kaybedeceğini çok iyi biliyor. PKK halktır biz de halkız, diyor.

Kişi olmaktan çoktan çıkmış, toplumla bütünleşmiş bir Önderliktir. Eğer bir halk özgür olmak istiyorsa, Önderliğini özgürleştirmek zorundadır. Onun için Kürt toplumu Önder Apo’nun özgürlüğünü gündemine alıyor. Onlar, PKK Kürtler kendi sorunlarının çözümü değil de, sadece bir kişinin özgürlüğünü gündemine koyuyor dediklerinde, buna büyük bir öfke duyuyorlar. Ve bu öfkeyi, daha çok bilince ve örgütlenmeye mücadeleye dönüştürüyorlar. Bunun da herkes tarafından bilinmesi gerekir.

Ne yapılması gerekiyor, Sayın Öcalan’ın koşulları ile ilgili?

Burada yapılması gereken, Önderliğin özgürleştirilmesidir. Şimdi çözümden bahsediliyor. Çözüm iki tarafın eşit şartlarda oturmasıyla müzakere yapmasıyla mümkündür. Şimdi Türk devleti bir sürü danışmanıyla kurumlarıyla çalışıyor, değerlendiriyor, ona göre politika belirliyor, ona göre diyalog işte eğer gelişirse müzakere geliştirecek. Ama diğer taraftan, Önder Apo dört duvar arasında sadece bir BDP heyeti gidip gelebiliyor, o da arasında aylarca zaman geçiyor,  birkaç saat tartışabiliyor o kadar.  

Gidecekleri bile hükümetin kendisi belirliyor. Şimdi bu koşullar, eşit koşullar mıdır? Diyalog geliştiren, çözüm müzakere geliştirmek isteyen çevreler bunu eşit koşullarda yapar. Bir tarafın koşulları çok mükemmel, diğer taraftan Önder Apo’nun hiçbir olanağı yok.  Hiçbir şeyi tartışamıyor. Ne danışmanı, ne tartışacağı insanlar var. Tek başına düşünecek karar verecek. Bu ne kadar demokratiktir.  Çok demokratik olduklarını Türkiye’de ileri demokrasiyi geliştirdiklerini, Kürt sorununu çözeceklerini söylüyorlar.  Ne sorunlar böyle çözülebilir.  Ne de demokrasi böyle gelişebilir. Demokrasi bir tarafın tartışarak koşullarını diğer tarafa kabul ettirmesi değildir.  Eğer demokratik çözüm olacaksa, demokratik siyaset, kendini özgürce ifade etme gelişecekse bu şartların eşit ve adaletli olmasını gerektirir. Önder Apo’nun sadece BDP heyeti ile değil herkes ile görüşmesi gerekiyor.

Sizinle görüşmesi de gerekmiyor mu?

Bizimle görüşmesi gerekiyor. BDP ile, Türkiye’deki sosyalistlerle, demokrasi çevreleriyle, Alevilerle Ermenilerle,  ezilen kesimlerle, kadınlarla, toplumun birçok kesimi var. Bunların demokrasi ve özgürlük sorunları var.  Kendini örgütleme, ifade etme sorunları var. Önder Apo’nun bunların hepsi ile tartışması, düşüncelerini, önerilerini alması bunlarla birlikte karara varması gerekiyor.

Geri çekilme sürecinde Sayın Öcalan’ın gerilla güçlerini ikna etmesi gibi tartışmalar var.

Evet, sadece bizim güçlerimizi ikna etme sorunu yoktur.  Türkiye’deki demokrasi güçlerini ezilen kesimleri de ikna etmesi gerekiyor.  Bu konuda çeşitli kesimlerin endişeleri var. Bunların giderilmesi gerekiyor.  Türkiye’deki demokrasi sorunlarının birlikte tartışılması, bu sorunlara çözüm üretilmesi, bunun koşullarının birlikte sağlanması gerekiyor.  Türkiye’nin demokratikleştirilmesi sorunu çözülmek, bu temelde yeni bir anayasa geliştirilmek isteniyor. Şimdi bu sadece PKK gerillaları ile tartışılarak çözülecek bir mesele değildir.

Süreç başladı ve sorun çözüldü gibi bir algı var. Siz silah bırakıyorsunuz gibi bir algı oluşmuş durumda.

Bir kere Önder Apo’nun geliştirdiği sürecin iyi anlaşılması gerekiyor. İnsan bir şeyi nasıl hangi düzeyde ne kadar anlarsa pratikleşmesini de o düzeyde yapar. Doğru anlarsa doğru yapar, eksik anlarsa eksik yapar, yanlış anlarsa yanlış yapar. Kendine göre anlarsa da kendine göre yapar.  Onun için bu hamlenin Kürtler PKK ve PKK dışındaki tüm Kürt siyasal hareketleri açısından,  diğer parçalardaki Kürtler açısından, Türkiye’deki ezilenler açısından bu kültürleri olur inançlar olur hepsi açısından, Ortadoğu’daki demokrasi çevreleri ve halklar açısından doğru anlaşılması gerekir.

Şu gaflettir; “İşte ateşkes ilan edildi güçler de geri çekilecek her şey bitiyor sorun çözülüyor. Hiçbir tehlike yok ortada.” Bu, yenilgiye,  başarısızlığa, katliamlara götürür.  Bunun tam tersi hareket etmek de aynı sonuçlara yol açar. “Güvenilemez, karşıdaki güçlerin çözüm politikaları yok. İşin içinde oyunlar tehlikeler var, bu adımları atmamak gerekir” biçimindeki bir yaklaşım da çok tehlikelidir.  Az önce belirttiğim sonuçlara götürür.  İkisi de yanlış ve tehlikelidir. Onun için doğru anlaşılması ve bu hamlenin bize yüklediği görev ve sorumlulukların doğru anlaşılması, zamanında başarı ile yerine getirilmesi gerekiyor. O zaman bu hamle sonuç yaratır. Özellikle kadrolar açısından ideolojinin çok iyi kavranması gerekiyor. İdeolojide derinleşme sağlanmalı. Yeniden yeniden kendisini yaratma esas alınmalı. Bu temelde düşüncede yoğunlaşma yaratıcılık geliştirilmeli. İdeoloji ve düşünce demokratik siyasete uygulanmalı. Demokratik siyasetin de daha çok demokratik bir toplumu yaratma biçiminde geliştirilmesi gerekiyor.

Esas görev ve sorumluluklar bu hamlenin ilan edilmesiyle birlikte ortaya çıktı. Bunu herkesin bilmesi lazım. Bu süreç öyle kolay gelişmeyecek.  Bedelsiz gelişmeyecek, birçok zorlukları olacak.  Sabote edicileri, kafa karıştırıcıları, başarısızlığa uğratmak için çalışanları olacak. Öyle kolay gelişmeyecek. İçinde birçok tehlike, zorluk var.  Ama bunlara rağmen, bunları gidermek için sonuç alınması gerekiyor. Onun için yürek ve beyinlerin ayağa kaldırılması gerekiyor.  Herkesin görev ve sorumluklarını zamanında ve başarıyla yerine getirmesi gerekiyor. Rahat gelişmeyecek bu süreç. Kimse rehavete kapılmamalı. Öyle kuru endişelerle hareket etmeye de gerek yok. Biliyorum topumda da birçok çevrede de endişeler var bu sürecin başarıya gitmeyeceğine dair, hatta tehlikeli sonuçlar yaratacağına dair. Sadece Kürtler ve PKK açısından değil,  diğer parçalar açısından Türkiye’deki Aleviler, Ermeniler, sosyalistler, demokrasi çevreleri açısından da tehlikeli sonuçların doğabileceği endişeleri var.

Mademki endişeler tehlikeler var. O zaman bunları nasıl giderebilir, ortadan kaldırabiliriz. Tehlikeleri nasıl zafere çevirebiliriz. Bunun esas alınması, siyasetin bu tarzda yapılması gerekiyor.  Demokratik siyasetle bunların aşılması gerekiyor.  Bunun için Önder Apo herkesi bu temelde görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.

Sayın Öcalan sadece Kuzey Kürdistan’daki çözümü esas almıyor.  Kürdistan’ın diğer parçalarını da göz önünde bulunduruyor, Misak-ı Milli’ye vurguda bulunuyor. Biraz açar mısınız?

Önder Apo’nun çabası sadece Kuzey’de Kürt sorunun çözmeye dönük değil.  Tüm parçalardaki Kürt sorununu çözmeye çalışıyor. Var olan sınırlara dokunmadan bu sorunu çözmeye çalışıyor. Eski paradigmamızda bu sınırları ortadan kaldırma hedefimiz vardı. Ulusların kendi kaderini tayin hakkını biz devlet kurma biçiminde ele alıyorduk.  Ama biz bu paradigmayı çoktan terk ettik. Kendimize yeni bir paradigmayı esas aldık bu temelde yeni bir çizgiyi geliştiriyoruz.

Bizim sınırlarla herhangi bir sorunumuz yok. Zaten sınırlar artık anlamsız hale gelmiştir, ulus devletler artık aşılma sürecine gelmiştir. Biz halkları nasıl demokratik sürece çekeceğiz, nasıl onların demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet sorunlarını çözeceğiz; bunu esas alıyoruz. Bu da sadece Kuzey’deki Kürtlerin değil, sadece Kürtlerin de sorunu değil Türkiye’deki, Ortadoğu’daki halkların da sorunudur.

Sınırlara rağmen Kürtler arasında demokratik bir yaşam tarzını geliştirmeye çalışıyoruz.  Sadece Kürtler arasında değil Kürtlerle diğer halklar arasında da bunu geliştirmeye çalışıyoruz. Bunun siyasal, toplumsal sistemini demokratik konfederalizm biçiminde somutlaştırdık.   Bunu gerçekleştirmek istiyoruz.

Türkiye’de Misak-i Milli tartışılıyor. Bu ne anlama geliyor?

Sadece Türkiye tartışmıyor, Kürtlerin bir kesimi de tartışıyor yine bu tartışmalardan rahatsız olan bölge halkları var, hatta siyasal güçler, devletler de var. Şimdi bu tartışmalara da doğru bir içerik kazandırmak, bunu doğru temellere oturtmak, herkesin bu konudaki kuşkularını gidermek gerekiyor.  1960’larda Demirel iktidara geldiğinde ona sunulan bir proje var. Türkiye’nin sorumluluğu altında tüm Kürdistan parçalarının bir konfederal devlet biçiminde örgütlendirilmesi teklifi götürülüyor. Demirel bunu Türkiye’deki generallerle tartışıyor.  Bunu tehlikeli görüyorlar onun için de gündemleşmiyor.  Turgut Özal cumhurbaşkanı olduğunda tekrar bu gündeme geliyor.  Basına da yansıdı, herkes biliyor. Turgut Özal Misak-ı Milli’yi yeniden gündemine aldı.  Musul vilayetini Türkiye’ye katmak istiyordu.  Yani Güney Kürdistan’ı. Bunun için Turgut Özal ile Genelkurmay arasında ayrılıklar çıktı, sonuçta genelkurmay istifa etti. Özal Güney Kürtleri ile bazı ilişkiler geliştirdi. Onlar içinde de bunu benimseyenler vardı. Hem Saddam tehlikesine karşı kendilerini korumak, Türkiye ile anlaşmak, yakınlaşmak, işbirliğine girmek istiyorlardı. Hem de ABD’nin 1960’larda geliştirdiği bir plan vardı Kürtler için.  Bundan dolayı buna yatıyorlardı.  Ama Turgut Özal ekibiyle birlikte tasfiye edildi. Dolayısıyla o süreç o gündem işlemedi. Şimdi AKP içinde, devlet içinde bu yeniden tartışılıyor.  Bütün Türkler nasıl Türkiye’nin bayrağı altında birleştirilecek. Bu tartışılıyor. Bunu yararlı görenler de var tehlikeli görenler de. Güney Kürdistan’da buna uygun adım atanlar da var. Bu gelişmeler ortamında Türk- Kürt ilişkilerinin Kürt-Arap-Fars ilişkilerinin doğru temellere oturtulması gerekiyor. Bunun tarihi temelleri de var.  Bu tarihi temellere dayanarak bunlara yeni şartlarda doğru bir içerik kazandırmak gerekiyor.  Doğru bir yol yöntem geliştirmek, tüm Kürtleri doğru b ir temelde harekete geçirmek gerekiyor.  Bu yapılmazsa bu tip tartışmalar ilişkilenmeler Kürtlerin ve halkların aleyhinde tehlikeli sonuçlar da yaratabilir.

Halkların birleşme istemi farklı amaçlar için geliştirilmek isteniyor. Bunun için Önderlik hakların birliğini, kardeşliğini, dostluğunu, dayanışmasını,  birbirine karşı sorumluklarını yerine getirmesini öne çıkarıyor.

Güney Kürdistan federal hükümeti süreç başladığında desteklediğini açıkladı.  AB devletleri Almanya gibi ülkeler yine ABD’den de benzer açıklamalar geldi.  Bu açıklamaları yeterli buluyor musunuz yoksa somut bir adım mı bekliyorsunuz.

Açıklama anlamında olumludur.  Elbette ki herkes çözümden yana olduğunu, desteklediğini, destekleyeceğini söyleyecektir. Önemli olan açıklamalardan ziyade somutta çözümden yana olup olmayacaklarıdır.  Biz tabii ki herkesten bu sözlerine sahip çıkmalarını, gerçekten çözüm için çaba göstermelerini bekliyoruz.  Hem bizim nezdimizde, hem Türk devleti nezdinde.  Ama pratikte bazı veriler ortaya çıkıyor. Bu tür açıklama yapan güçlerin pek de çözüm yanlısı olmadıkları sabote etmeye çalıştıkları ortaya çıkıyor. Önder Apo bu hamleyi geliştirirken Paris’te bunun cevabı verildi. Paris katliamı bu hamleye verilen bir cevaptır. Sorunun çözümünü istemeyen çatışmayı isteyen güçler bu katliamla bunu yaratmak istedi. Sadece orada değil Türkiye de HDK Karadeniz’e adımlar atmak istedi, bu adımlar sabote edildi. Çözüm istemeyenler bu adımı engellediler tabii. Yine bölgede Suriye somutunda gelişen yeni durumlar var. Mesele Türkiye İsrail ilişkileri yeniden düzeltiliyor. Amerika İsrail’e, arkasından Ürdün’e gitti. Suriye muhalefeti kendi içinde yeni bir başbakan çıkardı. Buna tepki duyanlar oldu, kabul etmeyenler, istifa edenler oldu.  Bunları önderliğin geliştirdiği hamleden bağımsız ele almak doğru değil bunların tümü bu hamle ile bağlantılı. İsrail Türkiye yakınlaşması da bununla bağlantılı. Çünkü Kürtler artık bölgede çok önemli bir güç haline geldi. PKK çok önemli bir güç, belirleyen bir güç durumundadır. Önder Apo’nun geliştirdiği demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa hamlesi tüm Ortadoğu’yu kapsıyor ve bunun en çok somutlaşacağı yerlerden biri Suriye. Bunun için hamleye karşı karşıt hamleleri de gelişiyor Türkiye içinde ve dışında.

Suriye derken hükümetin şimdiye kadar Rojava devrimi ile birlikte politikasını biliyoruz.   Bu yeni dönemle birlikte bir değişim bekliyor musunuz veya olmalı mı?

Gerçekten Kuze’yde Kürt sorununun demokratik siyasal çözümü yönünde ciddi adımlar atılırsa elbette bunun yansıması Rojava üzerinde de olur.  Türkiye’nin Rojava’ya yaklaşımında da değişiklikler olur.  Ama çözüm yönünde ciddi adımlar atılmazsa Türkiye’nin Rojava’ya dönük politikalarında değişiklik beklememek gerekiyor. AKP de tüm Kürtleri kendi şemsiyesi altında toplamak istiyor. Rojava’da farklı bir gelişmeyi önlemeye çalışıyor. PYD‘ye hayır Kürtlere evet, politikası bir aldatmadır.  Bununla güya diğer Kürtleri yanına alarak PYD’ye karşı bir çatışma, yine Arap Kürt çatışması yaratmak istiyor.  Oradaki devrimi boğmak, kendi politikalarını egemen kılmak istiyor. Kuzey’deki politikalarında  bir değişiklik olursa oraya da yansır.

Güney Kürdistan’dan bir beklentiniz tabii ki vardır. Ankara ile Güney Kürdistan arasında bir takım temaslar da var…

Bizim herkesten istediğimiz Önder Apo’nun başlattığı bu sürece destek olmalarıdır. Sadece açıklamalarla değil bizzat bu sürecin olumlu yönde gelişmesi, sonuç yaratması için herkesin sorumluluklarını yerine getirmesi, en çok da Güney’in sorumluluklarını yerine getirmesi gerekiyor pratikte. Herkesten bunu bekliyoruz ama Güney’den daha fazla bekliyoruz. Sadece açıklamalarla yetinmeleri doğru olamaz, pratikte de sorunun çözümü için çaba göstermeleri, destek olmaları, kolaylaştırıcı olmaları gerekiyor.  Güney’deki tüm partilerden ve toplumdan bunu bekliyoruz. Kürt halkı siyasal güçleri Önder Apo’nun başlattığı bu süreçte birlikte olduklarını zaten açıkladılar ama buna pratikte de destek vermeleri geliyor. Bizim beklediğimiz budur.  Hemen Kürt ulusal kongresinin toplanması için adım atmalılar. Eğer böyle bir adım atılırsa bu, Kuzey’deki sorunun çözümüne olumlu bir katkısı olacaktır.   Buna imkanları,  koşulları da var. Ve tüm Kürtler de buna hazır eğer kendileri de isterse bu pratik adımları atarsa çözüme en büyük desteği sağlamış olurlar.

PKK en güçlü olduğu bir dönemde neden böyle bir süreç başlattı diye de çok soruluyor.

Zaten insan güçlü olduğu dönemlerde böyle süreçleri başlatır. Kendine güvenenler böyle süreçleri başlatabilir. Kendine güvenmeyen, zayıf iradesiz olan, bir de tehlikelere bakar böyle bir süreci başlatmaz.  Eğer Önder Apo, PKK, Kürt halkı bir bütün böyle bir adım atıyorsa bu çok net ve kararlı olduğunun, kendine güvendiğinin, böyle bir güç üzerinden bunu yürütmek istediğinin en açık ifadesidir. Eğer biz zayıf güçsüz olsaydık, sorunlarımız olsaydı, onların dediği gibi gruplar parçalanmalar olsaydı herhalde bu kadar tehlikeler, endişeler içerisinde bu hamleyi başlatmazdık.  Tam tersine güçlü olduğumuz,  kendimize güvendiğimiz için bu süreci başlattık.  AKP’nin bizi başarısız kılmak için devreye koyduğu tüm politikalar yürütülemez hale geldi. Uygulanabilirlikten çıktı.  PKK onları başarısız kıldı.  Politika yürütemez duruma gelmek güçsüzleşmektir. Çözümsüzlüğü çıkmazı yaşamaktır. Bunu PKK mücadelesi yarattı dolayısıyla PKK bunun üzerinden bu hamleyi geliştirdi.

Kamuoyu olur ve olmazlarınızı da merak ediyor

Nereden bakılırsa bakılsın bu hamlenin başarıya gitme şansı çok yüksek ama yüksektir diye kendimizi aldatmamamız gerekiyor. Tüm tehlikeleri olumsuzlukları (zayıfta olsa) göz önünde bulundurarak bu sürece yüklenmemiz gerekiyor. Eğer süreci başarıya götüremezsek arkasında büyük tehlikeler var. Sadece PKK ve Kuzey Kürdistan açısından değil bütün Kürtler ve bölge halkları açısından çok tehlikeli bir süreç yaşanır. İşte bunun yaşanmaması için mutlaka bu demokratik kurtuluşu ve özgür yaşamı inşa etme hamlesinin başarıya götürülmesi gerekiyor. Herkesin buna odaklanması gerekiyor. Bunun başarılması için yürek ve beynini ayağa kaldırması gerekiyor.  Bütün bilincini, olanaklarını enerjisini bunun için harekete geçirmesi gerekiyor.  Eğer bu tarzda harekete geçirilirse tüm koşullar sonuç alma yönündeki bunun sonuçları büyük olacaktır.  Nasıl ki tarihin başlangıcında Kürtler kendileri ve insanlık için büyük bir devrim ve kültür geliştirirlerse onu da aşan bir devrimi ve kültürü geliştirecekleridir. Bunun öncüsü konumundadır. Tarih şimdi Kürtlerin önüne böylesi bir tarihsel görev koymuş durumdadır. Önder Apo şimdi buna sahip çıkıyor, gereklerini yerine getirmeye çalışıyor. Zaten Önderliğimizin de başlattığı süreç bunun içindir. Eğer Kürtlerin öncüleri buna öncü olurlarsa, bu büyük bir devrime yol açacaktır.

Hamleyi başlatanlar biz olduğumuz için esas sorumluluk bizlere düşüyor. Hükümete düşen görevler var, bizlere düşen görevler var. Bizim dışımızdaki Kürtlere, Türkiye’deki emekçilere, ezilenlere düşen görev ve sorumluluklar vardır. Bütün bunlar birlikte yerine getirilirse sonuçlar elde edilir. Bu sürecin öncüleri kimse, öncülüğün görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi gerekir. Bunu da PKK yapacaktır.


Yekîtiya Rojnamevanên Kurd tê ava kirin – Yeni Özgür Politika

Rojnamevanên Kurd ên Ewropayê bi armanca avakirina Yekîtiya Rojnamevanên Kurd biryara lidarxistina konferanseke berfireh girtin.

Bi armanca ku rojnamevanên di medya Kurdistanê,  çapemenî û saziyên medya Ewropa  da kar dikin, li dora yek armanc û yek hedefê werin komkirin, dibin pêşengiya “Înîsiyatîfa Yekîtiya Rojnamevanên Kurdistanê yên Ewropa de” di “komcivîneke berfireh ya guftûgokirina pirsgirêkên pîşeyî de”,  di 30 Adarê de li Kolnê civînek hate lidarxistin.

Di civînê de, gelek kedkar, xebatkar û rojnamevanên ku di  medya Kurdistanê de, di kanalên telewizyon, rojname û ajansan de kar dikin, amade bûn.
Di civînê de, binbarî û berpirsiyariya Medya Kurdistanê, di pêşengi û pêşketina civaka Kurd, di pêgih û holka dîroka hemdemî de cih bigire hate tespît kirin.
Ji bo ku Medya Kurdistanê, binbarî û berpirsiyariya xwe ya dîrokî, bê kemasî bîne cih û rojnamevanên Kurdistanê, dikaribin di nava xwe de têkiliyan deynin, hevkariyê bikin, pêwistî û pêdiviya sazî û dezgehên bi hêz û xwedî bandor  yên pîşeyî hate destnîşan kirin.  
Ji bo pêkanina yekîtî û hevkariyek bi rêkûpêk û mayinde, di nava rojnamevanên Kurdistanî ku li Ewropa dijîn de pêkwerê û li ser kîjan rêbazan  werê  damezrandin, guftûgoyên berfireh hatin kirin.

Hemfikirî ya ji bo xizmetê 

Di encamnameya komcivîna rojnamevanan de rojeva civînê û encamên hatine standin bi raya giştî re hatin parve kirin. Di daxuyaniya encamê de wiha hate gotin: "Di qonaxa îro de, Kurdistan di pêvajoyeke dîrokî re derbas dibe. Gelê me qedera xwe ji nû de destnîşan dike.  Bi vê mebestê pêdiviya bi  diyaloga rojnamevanên Kurdistanî ku li Ewropa dijîn û pêdiviya  avakirina saziyên hevpar yên pîşeyî û  hevkariya di gelek pêgih û holkan de hate parvekirin. Di encama guftugoyan de, rojnamevanên beşdarî civînê bûn, di çarçoveya etîkên medya û çapemeniya  gerdûnî de,  di taybetmendiya Kurdistanê de, giringiya  sazîbûna medya hemdem ya Kurdistanê ku li dora nirx û pîroziyên hemdemî û ji nû de werê avakirin  hate  axaftin.  Rojnavenanên Kurdistanî, bi bîrûbaweriya ku rol û misyoneke wiha bigirin ser milên xwe, ew ê di pêşxistina  dînamîkên neteweyî û demokratîk de xizmeteke mezin bikin, hemfikir bûn."
 Di encamnameya komcivînê ya hate aşkere kirin de hate destnîşan kirin ku sazîbûna rojnamevanên Kurd mîna mijareke sereke hatiye guftûgo kirin û di vê çerçoveyê de jî biryarên girîng ên rêxistinbûyîna rojnamevanên Kurd hatina dayin. Hat ragihandin ku piştî guftûgoyên berfereh, li Ewropa, ji bo bangî tevahiya rojnamevanên Kurd bike û li ser bingeha  îrade û inîsiyatîfa  wan sazkar bibe, biryara  avakirina Yekîtiya Rojnamevanên Kurdistanê hate dayin.  Bi vê armancê, biryar hate standin ku di 18'ê Gulanê de, li payîtexta Belçîka Brukselê, bi beşdariyek berfereh  konferansek werê lidarxistin. Ji bilî vê, ji bo pêkanîna konferansa berfereh û yekîtî werê pêkanîn û karûxebatên her cure têkilî û hewldanan komîteyek hate bijartin.  Di komîteya hate bijartin de, rojnamevan Meral Çîçek, Sîrwan Rehîm, Hasan Qazî, Gunay Aslan û Amed Dicle cih digirin. 


AKP ipe un seriyor – Yeni Özgür Politika

AKP’nin 2013 ve 2014’ü savaşsız geçirmeye ihtiyacı olduğunu söyleyen Adil Bayram, “AKP’nin ateşkes ötesinde bir arayışı ve planı yok. Başbakan’ın deyimiyle ipe un sererek ‘geri çekilme’ aşamasının önünü kapatmaya çalışıyor” dedi.

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Newroz’da yaptığı tarihi çağrı herkeste ciddi bir umut yaratmıştı. AKP Hükümetinin en üst düzeyde yaptığı açıklamalar da bu yönlüydü ve umudu güçlendiriyordu. PKK 23 Mart günü resmen ateşkes ilan etmiş, yeni sürecin adı bizzat Başbakan tarafından “Çözüm süreci” olarak konmuştu.

Fakat her ne olduysa adı “Çözüm” olarak konan yeni süreç daha başındayken tökezler görüntüler vermeye başladı. PKK ateşkes ilan edip eylemleri durdursa da, basından yansıyan bilgilere göre asker operasyonlarını durdurmadı. Irak ve İran sınır hatlarında yoğun askeri hareketliliğin olduğu yönünde bilgiler basına yansıyor.
Her ne kadar Van KCK Davasında bazı önemli tahliyeler olsa da, siyasi tutuklular ve seçilmiş milletvekilleri cezaevlerinde kalmaya devam ediyor. Dahası yeni polis operasyonları oluyor ve siyasi içerikli tutuklamalar yapılıyor. Böyle giderse demokratik siyasetin önü açılacağa pek benzemiyor.
Daha da önemlisi, son günlerdeki konuşmalar neredeyse bir krizin varlığına işaret eder gibi. PKK yöneticileri, ateşkesin kalıcı hale gelebilmesi ve savaş güçlerinin geri çekilmesi aşamasına geçilebilmesi için konunun meclise götürülmesi, TBMM’nin karar alıp kanun çıkartarak özel komisyonlar görevlendirmesi ve akil insanlar komisyonunun oluşturulması gerektiğini belirtiyorlar.
Başta Başbakan Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP sözcülerinin açıklamaları ise bundan epeyce farklı. Gerçi Adalet Bakanı ve Meclis Başkanı bunun olabileceğine benzer açıklamalar yaptılar. Fakat Başbakan hemen buna müdahale etti ve son hükümet toplantısı ardından “Meclisten kanun çıkarmak gibi bir gündemin olmadığını” açıklandı.
Yine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Silahlı güçlerin sınır dışına çıkması gerektiğini” belirtti. En son Başbakan Tayyip Erdoğan, bazı TV kanallarında yaptığı canlı açıklamalarda neredeyse son noktayı koydu. “Nereye bırakacaklarsa silahlarını bırakıp çıkıp gitsinler” dedi. Gündemlerinde konuyu meclise götürmenin ve PKK Lideri’nin koşullarını düzeltmenin olmadığını belirtti.
Tabi AKP yöneticilerinin bu açıklamalarına ve Başbakan’ın söz konusu sürece ters olan sözlerine cevap PKK’den hemen geldi. KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, “Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi bir çekilmenin gündemlerinde olmadığını” açıkladı.
Böylece daha baştayken sanki süreç önünde bir tıkanma varmış gibi bir görüntü ortaya çıktı. Bu da zaten çok riskli ve kırılgan olan süreci neredeyse tehlikeye sokar bir durum ortaya çıkardı. Zaten umudun zayıf, karamsarlığın çok olduğu ortamda kaygılı yaklaşımlar öne çıkar hale geldi.
Şimdi artan kaygı içinde herkes bunu tartışıyor. Her ne kadar Başbakan, PKK için “İpe un seriyorlar” dese de, asıl ipe un serenin kendisi ve partisi olduğu gözleniyor. Başbakan’ın “Silahlarını atıp gitsinler” sözünün gerçekleşme imkanı teknik ve mevsim açısından bile pek mümkün görünmüyor.
Peki tekniki açıdan bile gerçekleşmesi mümkün olmayan talepleri AKP yönetimi niçin ileri sürüyor? Öyle anlaşılıyor ki, AKP hesabında “Geri çekilme” bulunmuyor. Aslında böyle bir sürece adım atarken AKP’nin hesabının bir ateşkes veya çatışmasızlık olduğu açığa çıkıyor. Geri çekilme hedefine göre AKP’nin ciddi bir hazırlığının ve planının olmadığı görülüyor.
PKK Lideri’nin geri çekilme çağrısı yapmasının AKP’yi biraz da şaşırttığı ve boşluğa düşürdüğü gözleniyor. Beklemediği böyle bir durumla karşılaşınca, bedava bulmuş olmanın bir sonucu olarak mümkünse sonuç almak istiyor. PKK’ye dönük tehdit içeren bir üslûpla böyle bir sonuca ulaşmayı hedefliyor. Başbakan’ın son açıklamadaki üslûp bozukluğunun nedeni bu.
Bu üslûpla iki şey hedefleniyor. Birincisi, eğer PKK’ye geri adım attırılırsa en iyisi bu olur. Böylece gerillanın sınır dışına çekilmesi gibi, AKP’nin pek de inanmadığı ve hazırlıklı olmadığı bir hedef gerçekleşmiş olur. İkincisi, eğer bu olmazsa, bu durumda en azından ateşkese herkes razı olur. Zaten baştan AKP’nin planladığı da bu. Böylece AKP, kendi esas planına ulaşmayı başarır. Bu durumu çevreye ise, “İşte başka çabalar yürüttüm de olmadı, ancak bu gerçekleşti” biçiminde ifade edip desteklerini almaya çalışır.
Bütün bunlardan şu sonuç çıkıyor: Aslında AKP’nin ve hükümetin ateşkes ötesinde bir arayışı ve planı yok. Başbakan’ın deyimiyle ipe un sererek “Geri çekilme” aşamasının önünü kapatmaya çalışıyor. Çünkü geri çekilme gündemleşirse, o zaman bunun bir karşılığı olur. Bu durumda demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünü anayasal ve yasal düzeyde ele almak gerekir.
Oysa AKP’nin ne böyle bir zihniyeti ne de politik planlaması söz konusu. AKP’nin mevcut tutumunun da geçmişi aşar bir yanı yok. Yani gerçekte bir “çözüm projesi”ne sahip değil.  Onun için de konunun meclise gitmesine ve siyasallaşmasına karşı. Yeni süreci hükümet düzeyinde yürütmek istemesi, konuyu meclise taşımaması bundan kaynaklanıyor ve bu anlama geliyor.
Bu durum şu gerçeği açığa çıkarıyor: AKP’nin gündeminde Kürt sorununu çözmek yok. “Çözüm süreci” derken, o aslında “PKK’yi çözme” hedefini ifade ediyor. Olayı siyaset kurumuna götürmekten kaçınması ve hükümet düzeyinde tutmak istemesi hala güvenlikçi yaklaşımı aşmadığını ortaya koyuyor.
AKP, sürecin ilerletilmesini “PKK engelledi” diyerek ateşkes konumunda kalınmasını hedefliyor. MHP tehditleri karşısında bu noktada durmayı kendisi açısından daha yararlı görüyor. Yine ateşkes konumunu kendi planları ve siyasal hesapları açısından yeterli buluyor.
AKP’nin 2023 hedefini gerçekleştirebilmesi için iki yılın fazla çatışmalı olmadan geçmesine ihtiyacı var. Böylece yerel seçimleri ve Cumhurbaşkanı seçimini kazanırsa kendisi için yeterlidir. Buna dayanarak 2015 seçimini de kazanabilir. Buna bir de yeni anayasa yapımını ekleyebilse, o zaman AKP’nin keyfine diyecek kalmaz. 2023’e ulaşacak bir iktidarı garantilemiş olur. Demekki AKP’nin iktidarı açısından 2013 ve 2014’ü savaşsız geçirmeye ihtiyacı var. Yeni süreçle hedeflediği de işte bu. Süreci bu noktada tutup idare etmeye, demagoji ile kendisine gelen eleştirileri bastırmaya çalışıyor. Süreci daha baştan tıkatan ve gelişimini engelleyen AKP’nin bu tutumu ve siyaseti oluyor.
Bu da gösteriyor ki, AKP’nin yeni süreçten anladığı başka. Aslıda ona göre çok yeni bir süreç de yok. Yeni demokratik siyasal mücadele sürecini AKP değil, AKP’ye rağmen PKK Lideri geliştirmeye çalışıyor. Bu gerçeği Kürtlerin ve demokratik güçlerin iyi anlaması, daha duyarlı ve tedbirli olarak ilan edilen yeni demokratik siyasal mücadele sürecini daha güçlü desteklemesi ve sürece tam katılması gerekiyor.


Akın var akın AMARA’YA AKIN! – Özgür Gündem

PKK Lideri Öcalan’ın barış sürecini başlattığı günlerde Newroz meydanlarına dökülerek Öcalan etrafında kenetlenen milyonlar, daha tarihi Newroz kutlamalarının dumanı tüterken, şimdi de Öcalan’ın doğum günü şahsında barış sürecine sahip çıkmak için Amara’ya akma hazırlığında.

‘ÖCALAN’LA ÖZGÜRLÜĞE’ YÜRÜYÜŞÜ

Dün de PKK Lideri Öcalan’ın 64’üncü doğum günü vesilesiyle Adana, Amed, Manisa, Mersin, Qers, Sêrt, Riha, Semsûr, Şirnex ve Mêrdîn başta olmak üzere onlarca merkezde binlerce kişi Öcalan’ın başlattığı barış sürecini coşkulu söylemlerle sahiplendi. Her yerden Newroz ruhuyla, Amara’ya çağrıları yapıldı.

DEMOKRATİK ÇÖZÜM SEFERBERLİĞİ

BDP ve DTK seferberlik ilan etti. Halkı Amara’ya çağırdı. Hazırlıklar için Riha’da bulunan BDP Milletvekilleri, “Demokratik çözüm için tüm Kürtleri Amara’ya davet ederken, TUHAD-FED Genel Başkanı Teker de halka “Sayın Öcalan’ın etrafında kenetlenmek için Amara’ya akalım” çağrısında bulundu.

Demokratik kurtuluş için Amara’ya

TUHAD-FED Genel Başkanı Zübeyde Teker, DTK Koordinasyon Kurulu üyeleri ve Wan Milletvekilli Özdal Üçer, Bedlîs Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu ile BDP Amed Milletvekili Nursel Aydoğan ve Riha (Urfa) Milletvekili İbrahim Binici, BDP Riha il binasında Amara yürüyüşüne ilişkin basın toplantısı düzenledi. Zübeyde Teker, yürüyüşü “Demokratik çözüm Öcalan’a özgürlük” şiarı ile düzenlediklerini hatırlatarak, “Kürt halkı önderinin özgür bırakılmasını hep istedi. Bu etkinliğimizde de temel şiarımız Sayın Öcalan’ın özgürlüğü olacaktır. Çünkü halkımız biliyor ki özgürlüğün, eşitliğin, barışın, kardeşliğin anahtarı Öcalan’dır. Bu çerçevede DTK, BDP çalışmalarımızda bize destek veriyor” diyen Teker, şöyle konuştu: “Biz bu çerçevede 4 parçada ve Türkiye metropollerinde yaşayan tüm halkımıza katılım çağrımızı yineliyoruz. Gelsinler önderliğimizin etrafında kenetlenelim ve onun çözüm projesine katkı sunalım.”

Öcalan özgür kalmalıdır

Nursel Aydoğan ise, kutlamaların çözüm sürecinin ruhuna denk düşeceğini ifade ederek, “İçişleri bakanı ve Urfa valisi ile yapılan görüşmelerden olumlu sonuçlar alınmıştır. Halaylarla coşku ile Öcalan’ın özgürlüğünü talep edeceğiz” şeklinde konuştu. İbrahim Binici de, ev sahibi olarak, bu yürüyüşe katılacakları ağırlamaya hazır olduklarını belirterek, “Çalışmalar tamamlanma aşamasında. Halkımız gelsin önderinin özgürlüğünü haykırsın ki tüm dünya onunla nefes aldığımızı görsün” dedi.

Öcalan için Amara’ya

Öcalan’ın Newroz’da okunan mesajına atıfta bulunan Özdal Üçer ise, “Öcalan’ın çağrısı, tüm Ortadoğu halklarının özgür, kardeşçe, barış içinde yaşamasının projesidir. Milyonlar bu projeyi alkışlamış ve arkasında olduğunu göstermiştir. Onun bu kimliğine dahi saygı duymak ve özgürlüğünü sağlamak temel şiardır. Tüm halkımızı bu şiara sahip çıkmaya ve Amara’ya akmaya davet ediyoruz” diye konuştu. 4 Nisan’ı “Kürtlerin toplumsal algılarının değiştiği gün” olarak tanımlayan Hüsamettin Zenderlioğlu da, “Tüm halkımızı Öcalan’a özgürlük ve bu süreci sahiplenmesi için Amara’ya davet ediyoruz” şeklinde konuştu.

4 Nisan seferberliği

PKK Lideri Öcalan’ın 64’üncü doğum günü Adana, Amed, Mersin ve Mêrdîn’de binlerce kişi tarafından pastalar kesilip, havai fişek gösterisi yapılarak kutlandı. Kutlamalarda, Öcalan’ın başlattığı barış projesine koşulsuz destek verilerek, Amara yürüyüşüne katılım çağrısı yapıldı.

Kadınlardan ‘Öcalan’a özgürlük’ nöbeti

DÖKH Amed bileşenleri PKK Lideri Öcalan’ın 64’üncü doğum günü nedeniyle bir günlük “Öcalan’a özgürlük” nöbeti tuttu. Dün başlayan ve bugün sabaha kadar süren nöbette aralarında BDP Amed Milletvekili Emine Ayna’nın da bulunduğu yüzlerce kadın katıldı. Ruşen Seydaoğlu, “Zirveleşen demokrasi ile tüm halkları özgürleştirebilecek olan Sayın Öcalan’ın kadınlara çocuklara özgürlüğü götürebileceğinin vurgusunu yapmak istiyoruz. Öcalan’ın koşulsuz özgürlüğü için şuandan itibaren nöbetimiz başlamıştır” diye konuştu. Nöbet bu sabah yapılacak basın açıklamasıyla sonlandırılacak.

Amara’ya çağrılar sürüyor

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın doğum günü kutlaması için 3-4 Nisan’da Amara’ya yapılacak yürüyüş için Sêrt, Manisa, Gimgim (Varto), Gever (Yüksekova), Wêranşar (Viranşehir), Riha (Urfa), Serê Kanî (Ceylanpınar), Qers (Kars) ve Semsûr’da (Adıyaman) yapılan basın açıklaması ve çağrılarda halk yürüyüşe davet edildi. Şirnex’in Cizîr ve Sîlopya ilçelerinde ise, kadınlar fidan dikti. Öcalan’ın fotoğrafı, PKK ve KCK bayraklarının kitle tarafından taşındığı etkinlik öncesi, erbanelerle Botan yöresine ait söylenen şarkılar eşliğinde halaya duran kadınlar, “Ey Serok rojbûna te pîroz be”, “Bijî Serok Apo” ve “Öcalan” sloganı attı.


Barış pastasını kesmek istiyoruz

Amed ve Wan Barış Anneleri İnisiyatifi aktivistleri, PKK Lideri Öcalan’ın 64’üncü doğum gününü pasta keserek kutladı. Şarkılar söyleyip, zılgıtlar çeken Barış Anneleri, “Roj buna te pîroz bê ey serok Apo” sloganı attı. Amed’deki kutlamada konuşan Sultan Koyun, “Zindandaki ve dağdaki çocuklarımızla beraber kutladığımız doğum günleri gelecektir mutlaka. Tek dileğimiz, Başkan Apo’nun özgürleşmesidir. Başkan özgürleştiğinde ve beraberinde Kürdistan’a da barış ve özgürlük geldiğinde zindandaki ve dağdaki çocuklarımızla birlikte özgürlük ve barış pastasını kesmek istiyoruz” dedi. Wan’daki kutlamada konuşan Barış Annesi Aliye Balık ise, tüm Kürt halkına Newroz ruhuyla Amara yürüyüşüne katılım çağrısı yaptı.


Li Helebê topbaran û pevçûn didomin – hawarnews

 Li Helebê topbarana rejîma Baas a li hemberî Taxa Şêxmeqsud û pevçûnên di navbera YPG’ê û hêzên rejîmê de didomin. Di encama topbarana îro de gelek avahî hilweşiyan.Li Taxa Şêxmeqsud ku piraniya şêniyên wê kurd in, topbaran û pevçûnên ku di 29’ê Adarê de destpê kiribûn, di roja 5’an de didomin.Hate ragihandin ku di saetên serê sibehê de bi dehan top li taxê ketin. Di encama topbaranê de gelek avahî hilweşiyan.

Hate gotin ku welatiyên birîndar jî hene.Li aliyê din hate ragihandin ku alîgirên rejîmê êrîşî noqteya kontrolê ya Cizîrê ya YPG’ê ku li Taxa Şêxmeqsud Xerbî ye kirin. Hate hînbûn ku di encama êrîşê de pevçûn derketiye û ji êrîşkaran mirî hene. Hate gotin ku êrîşkarên windahî dane, paşve vegeriyan e.

Her wiha li serbuhurka bi navê Cisril Ewarid a di navbera taxên Şêxmeqsud Şerqî û Bustan Başa de, di navbera YPG’ê û alîgirên rejîmê de jî car caran pevçûn derdikevin.

Hate ragihandin ku şevêdin jî li biryargeha leşkerî ya li Çerxerêya Cendul di navbera komên çekdar û hêzên rejîmê de pevçûn derketine, lê derbarê encamên pevçûnê de agahî nehatin bidestxistin.


Amara ji bo pêswazîkirinê amade ye – Azadiya Welat

Malbata Ocalan ji bo mêvanên bi boniya 64’emîn roja rojbûna Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan de tên pêşwazî bike amadekariyên xwe bi dawî kirin. Malbatê got ku ew hêvî dikin ku sala bê Ocalan bi xwe mêvanan pêşwazî bike

 


Ji sala 2004’an heta niha ji bo rojbûna Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan ji bo Amarayê meş tê lidarxistin û gelek caran ev meş bi pevçûnên di navbera polîs û welatiyan de hat rojevê. Di meşa di sala 2009’an de ya bi navê “Ji Rojê re rêvîngî” pêk hat de li herêma Karataşa Bêrecûkê leşker û polîsan pêşiya welatiyan girt û di encama mudaxeleya polîs û leşkeran de Mustafa Dag û Mahsum Karaoglan jiyana xwe ji dest dabûn.
Meşa di sala 2012’an de ji aliyê Wezîrê Karên Hundir Îdrîs Naîm Şahîn ve hat qedexekirin. Welatiyên ku xwestin derkevin ser rê rastî mudaxeleya polîsan hatin û ketina Rihayê hat qedexekirin. Ji welatiyên Rihayê re jî wekî biryara dernekevin kolanan hat îlankirin û hemû riyên Amarayê hatin girtin. Di meşa sala 2011’an de ya di 3’yê nîsanê de li navenda Xelfetiyê bi girseyî hatibû pîroz kirin û di 4’ê Nîsanê de jî bi meşekê çûbûn Amarayê polîs û leşkeran mudaxele nekiribûn. Bernameya 9 sal in ji aliyê TUHAD-FED’ê ve tê organîzekirin amadekariyên bernameyên sala 2013’an jî bi lez berdewam dikin.
Bi pêvajoya Ocalan daye destpêkirin re Waliyê Rihayê Celalettîn Guvenç got ew ê li hemberî meş û bernameyê bi hesas nêzîk bibin. Malbata Ocalan diyar kir ku hemû amadekarî bi dawî bûn û ji bo mêvanan pêşwazî bikin dê hemû tiştî bikin.

HÛRMET DIVÊ

Birayê Abdullah Ocalan, Mehmet Ocalan têkildarî odeya birayê wê lê hatî dinê û bi wêneyên wî xemilandî agahî da. Ocalan, diyar kir ku rojbûna birayê wî ji bo kurd û Rojhilata Navîn miladeke û birayê wî îsal dibe 64 salî. Ocalan, anî ziman ku hefteyeke ji bo mêvanan pêşwazî bikin amadekariyan dikin û wiha got: “Amadekariyên me bi dawî bûn. Yên tên li ser seran û ser çavan bila bên.” Ocalan, da zanîn ku berî rojbûnê xwestin bi birayê xwe re hevdîtinê bikin lê 2 serlêdanên wan hatin redkirin. Ocalan bal kişand ser pêvajoya birayê wî daye dest pê kirin û wiha axivî: “Mafên me yên demokratîk tên astengkirin. Pêvajoya nû ancax bi rastiyan dikare bê meşandin. Em nikarin mafên xwe yên qanûnî jî bi kar bînin. Heke astengî hebin bila rastiyan ji me re bêjin. Bila bêjin em ji ber vê sedemê nabin.” Ocalan, têkildarî meşa Amarayê ya dê di 4’ê nîsanê de pêk bê jî wiha got: “Gelek dibêjin ‘Ocalan serokê min e. Divê hemû kes hûrmetê nîşanî vê yekê bide. Hatina gel a heta niha bi şîdetê hate astengkirin. Di sala 2009’an de du ciwanên me şehîd ketin. Em dibêjin bila mirin çênebin. Tu kes ewqas mirovan ji cihên dûr bi zorê nayne. Tên û dixwazin rojbûna rêberê xwe pîroz bikin. Dewlet neçar e rast û dirûst be.”

DAXWAZA AZADIYÊ

Xwîşka Ocalan, Fatma Ocalan jî diyar kir ku ew ê mêvanan bi dil pêşwazî bikin û wiha got: “Ew mêvanên birayê min in. Çi ji destê me bê em ê ji wan re pêşkêş bikin.” Xwarziyê Ocalan, Alî Ocalan jî diyar kir ku ew ê wekî malbat tevli pîrozbahiya Xelfetiyê bibin û rojbûnê dê wekî mîhrîcanekê pîroz bikin. Ocalan, anî ziman ku amadekariyên li gund bi dawî bûn û wiha got: “Bila bi sed hezaran kes bên. Em ji pêşwazîkirinê re amade ne. Cih û tiştên din jî hene. Bila hemû gelê kurd bê em bi hev re rojbûna serokê xwe pîroz bikin. Da ku hemû kes bibîne em bi wî re ne. Hêvî dikim ku 4’ê Nîsana sala bê dê xalê min li gund mêvanan bi xwe pêşwazî bike.”


Emek kıskacında kadının görünmeyen hastalıkları - JINHA 

Türk İş içerisinde 10 muhalif sendikanın bir araya gelmesiyle kurulan, Sendikal Güç Birliği Kadın Koordinasyonu, alan gözlemlerine dayanarak İşçi Sağlığı- İş Güvenliği raporu hazırladı. Raporda, kadınların işten kaynaklı yaşadıkları sorun ve hastalıklar yer alıyor.

Türk İş içerisinde 10 muhalif sendikanın bir araya gelmesiyle kurulan Sendikal Güç Birliği Kadın Koordinasyonu, alan gözlemlerine dayanarak İşçi Sağlığı- İş Güvenliği  raporu hazırladı. Kadınların,  işten kaynaklı en çok maruz aldıkları baskı, risk ve sağlık sorunlarına dair konular yer aldığı rapor, özelde kadın çalışması da yapan Deri İş, Hava İş, Petrol İş, Tüm Tis ve Tek Gıda İş'li kadınlar tarafından hazırlandı.

Kadınların daha tehlikesiz işlerde çalıştıkları önyargısının kadın işlerinde koruyucu yasal önlem alınması önünde çok büyük bir engel teşkil ettiğini belirten Koordinasyon, çalıştayın önemini ve amaçlarını şöyle özetliyor; “Bu çalıştayı, emekçi kadınların yaptıkları işten kaynaklanan risklerin, ‘meslek hastalığı’ olarak görülmeyen ama işe bağlı olarak ortaya çıkan hastalıkların, kadınların uğradığı ölümlü ya da sakat bırakan iş kazalarının görünür kılınması, kaydının tutulması açısından çok önemli bir adım. Bunu yaparken mevcut  ‘İş sağlığı ve iş güvenliği’ yaklaşımlarının üzerinde oturduğu maddi zeminin, temel felsefesinin, kavramsal çerçevesinin erkek egemen yapısını unutmamak gerekiyor.”

Farklı meslekler, farklı hastalıklar

Deri – İş Sendikası

Deri İş sendikasının açıklamasına göre, “Deri iş kolu ağır ve tehlikeli iş kolu kapsamına girdiği için kadın çalıştırılması kanunen yasak. Fakat yine de işin belli bölümlerinde yer alabiliyor” diyerek, Bunun dışında az sayıda kadın tozlu ve havalandırma sistemi çalışmayan ortamlarda bulunmalarından dolayı solunum yolu rahatsızlıkları yaşadıklarını ifade etti. Sendika ayrıca, ağır derileri kaldırdıkları için bel fıtığı, deriyi işlemekte kullanılan kimyasallara maruz kaldıkları için solunun sistemi rahatsızlıkları, asit yanıkları, cilt rahatsızlıkları, sindirim sitemi rahatsızlıkları yaşadıklarını belirtti.

Hava-İş Sendikası

“Kabin memuru kadınlar arasında en sık rastlanan hastalıklar arasında yüksek radyasyona bağlı olarak ortaya çıkan kanser vakaları ortaya çıkıyor” diyen Hava-iş sendikası, basınç değişikliklerinden kaynaklanan rahim sarkmasına bağlı olarak çocuk yapamama riskinin dee bulunduğunu aktardı. Hava-iş, Eğilip bükülmeden kaynaklı boyun ve bel fıtıkları ve  müşterilere iyi davranmak zorunluluğundan kaynaklı taciz ve mobbing vakalarının olduğunu söyledi.

Petrol-İş Sendikası

Petrol- İş Sendikası, “ Bu bünyede çalışan kadınlar ciddi oranda uyku sorunları yaşamaktadır. Yine gece vardiyalarında  servisler kadınları evlerine en yakın merkeze bıraktıkları için cinsel taciz, cinsel şiddet, tecavüz tehditli, kapkaça bağlı yaralanma biçiminde kadının beden ve ruh sağlığını tehdit eden vakalara rastlanabiliyor” dedi. Petrol-iş, uzun sürelerle ayakta kalmaktan kaynaklanan bir başka rahatsızlık da varis ve damar hastalıkları olduğunu ifade etti.

Tek Gıda-İş Sendikası

Tek Gıda-iş Sendikası, “Ağır yük kaldırmadan dolayı bel fıtığı, boyun fıtığı, bilek ağrısı, uzun süre ayakta kalmaktan diz ağrısı, ayakların şişmesi, mesai olduğu zamanlarda uzun süre çalışmadan uykusuzluk, yorgunluk, dikkat dağınıklığı” olduğunu belirtti.

Tümtis Sendikası

“Taşıma iş kolunda az sayıda kadın çalışan yer almakta. Çalışan kadınlar da paketleme, faturalama gibi bölümlerde ya da masa başı işlerde çalışıyorlar” din Tümtis Sendikası, çalışan kadınlar kolileri kaldırmaktan kaynaklı bel ve boyun fıtıkları görüldüğünün altını çizerek, özellikle hamile çalışan kadınlar için  indir kaldır ya da masa başı işleri zorlu olduğu şeklinde açıklamalarda bulundu. Sendika bu konuda herhangi bir uygulamanın mevcut olmadığını belirtti.

Ne yapmalı?

Kadın koordinasyonu'nun  talepleri ise şunlar:

‘İşçi sağlığı ve güvenliği’ politikalarının toplumsal cinsiyet açısından yeniden gözden geçirilmesi ve bu politikaların cinsiyetlendirilmemesi gerekmektedir. Ayrıca, işyerlerinde, kadınların ağırlıklı olarak çalıştığı işlerin ve bu işlerde çalışan kadınlarda rastlanan ortak sağlık sorunlarının ve risklerinin raporlanması yapılmalıdır. Kadınların kullandığı kimyasalların tek tek dökümü ve bunların kadınların adet döngülerine, hamilelik, cenin ve yeni doğan bebek sağlığı açısından risklerinin saptanmalıdır. İşyerlerinde kadına yönelik cinsel şiddet, taciz, cinsel sataşma tehlikesine karşı başvuru masası oluşturulmalıdır. Sendikaların kadın işçi sağlığının raporlanması için çaba göstermeleri, veri toplama, raporlama konusunda ortak bir çalışma grubu oluşturmalıdır.” 


Kışanak: Aleviler bu süreçte etkin olmalı – Etkin Haber Ajansı

Ankara'da Alevi örgütleriyle biraraya gelen BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, Alevilerin bu süreçte etkin rol alması gerektiğini belirtti. Kışanak, "Önemli tarihsel bir süreçten geçiyoruz. Bu süreç hepimizi ilgilendiriyor" dedi.

BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, Ankara Neva Palas Otel'de Alevi örgütleriyle kahvaltılı toplantıda biraraya geldi.

Toplantıya, BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, BDP Grup Başkan Vekili ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken, BDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Başkanı Kemal Bülbül, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Engin Gündük, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Varto Derneği (Vartoder) Başkanı Ayten Gülsever, AK-EL Vakfı Başkanı İbrahim Yörük ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker katıldı.

Toplantıda konuşan BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, sürecin anlaşılması için şeffaf bir şekilde yürütülmesi gerektiğini belirtti. Kışanak, "Herkes için doğru bilgilerin paylaşılması gerektiğine inanıyoruz. Ayrıca toplumun tüm kesimleri de bu süreci anlayabilmesi için de bu sorumluğun bilincindeyiz" dedi. Toplantının amacını belirten Kışanak, "Önemli tarihsel bir süreçten geçiyoruz. Bu süreç hepimizi ilgilendiriyor. Bir bütün olarak Türkiye halklarının geleceğini ilgilendiren bir süreçtir bu" dedi.

'ALEVİ TOPLUMU SÜRECE YÖN VERMELİ'

Alevi toplumunun Türkiye'de özgürlük ve demokrasiye en fazla ihtiyaç duyan kesim olduğunun altını çizen Kışanak, "Alevi toplumunun bu süreci çok daha yakından takip etmesi, katılması, yön vermesi ve anlaması gerektiğini düşünüyoruz. Özgürlük ve demokrasiye ihtiyacı olan Alevilerin bu süreçte aktif ve etkin olmaları önemlidir. Sürece ilişkin ortaya çıkabilecek sonuçlarda payına düşen özgürlükleri almada birinci derecede sorumludur" ifadelerini kullandı. Kışanak, Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözülmesi için bütün Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından emek veren bir parti olduklarını belirterek, "Türkiye'de demokratik bir yönetim tarzı benimsenmeden Kürt sorunu çözülemez. Aynı şekilde sorunu çözemeyen bir yönetim anlayışı da demokratik olamaz. Bu ikisini birlikte başarmak zorundayız. Birileri ısrarla bu ikisini birbirinden ayırmaya çalışıyor. Kürt sorunu ile Türkiye'nin demokratikleşmesi sorunu birbirinden ayrılamaz" şeklinde konuştu.

'HERKES İÇİN ÖZGÜRLÜK'

Temel hak ve özgürlükleri teminat altına almayan yönetim anlayışının demokratik bir anlayış olmadığını kaydeden Kışanak, "Kürt sorunu bu ülkede yaşayan 20 milyon Kürdün temel hak ve özgürlükleri ile ilgili bir sorundur. Fakat bu hak ve özgürlükler belli kesimlere verilip, belli kesimlere verilmemesi anlayışına da karşıyız. Özgürlükler herkes için olmalıdır" dedi.

Türkiye'nin yeniden yapılandırılarak eksik olan demokrasi ayağının tamamlanması gerektiğni ifade eden Kışanak, "Hem Kürtlerin hem de diğer kesimlerin temel ve özgürlüklerine kavuşabilecekleri yeni bir yönetimin olması gerektiğini düşünüyoruz. Yeniden toplumsal bir inşa olması gerekir" diye konuştu. Kışanak, AKP hükümetinin sadece silahların susmasına odaklandığını dile getirdi, "Biz silahların susmasını istiyoruz. Artık hiç kimsenin ölmediği bir ortam istiyoruz. Bunun için toplumsal barış şart. Bu ülkede adaletin olmadığı yerde çatışma çıkar. Çatışmanın olmaması için temel hak ve özgürlüklerin teminat altına alınması gerekir. Biz hem silahların susmasını hem de temel hak ve özgürlülerin önündeki engellerin kalkmasını istiyoruz" dedi.

'HÜKÜMET SORUNU TEK BAŞINA ÇÖZEMEZ'

Hükümetin bu süreci kendisi yönetiyor gibi görülmesinin yanlış olduğunu dile getiren Kışanak, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Biz buna katılmıyoruz. Hükümet bu sorunu tek başına çözmede başarılı olamaz. Bu sereci hükümet tek başına yürütmüyor. Hükümetin böyle bir dili kullanması yanlıştır. Sürecin içinde devlet konsepti de var. Bu sürecin kendisi topyekun bir değişim olursa anlam kazanır. Kürt sorunu çözüme evirilmiş ise bu ülkede direnen, yanlışa karşı çıkan duyarlı kesimlerin mücadelesi ile bu aşamaya geldi."

Kürt halkını olduğu kadar, Alevilerin ve tüm emekçilerin demokrasi mücadelesinin önemli olduğunu belirten Kışanak, "Bu sürece herkesin katkısı sunması lazım. Herkesin bu sürecin aktörü olması gerekir. Süreci sadece PKK ile devlet arasında görünen bir gelişme olarak görmemeliyiz. Bundan dolayı herkesin bu çözüm sürecinin içinde yer alması anlamlı ve olumludur. Aksi taktirde hem Kürtler hem Aleviler hem de diğer kesimler yine bu baskıcı, otoriter yapı ile baş başa kalır" dedi.

'KÜRT HAREKETİ TÜRKİYE'NİN DEMOKRATİKLEŞMESİ İÇİN MOTOR GÜÇTÜR'

Kürt hareketinin Türkiye'nin demokratikleşmesi için motor güç olduğunu vurgulayan Kışanak, "Tarih böyle bir sorumluluk yükledi bize. Biz de bu sorumluluğun bilinci ile soruna yaklaşıyoruz. Bu süreç değişim ihtiyacından çıkmıştır" dedi.

PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın Diyarbakır'daki Newroz'da verdiği mesajda Ortadoğu'daki savaşlara karşı bir seçenek sunduğunu ifade etti ve şunları söyledi: "ABD ve Rusya endeksli bir kutuplaşmaya karşı Öcalan'ın mesajı farklı bir konsept sunuyor. Biz birlikte eşit, özgür bir yaşamı savunuyoruz. Bize dayatılan savaşları da reddederek bu yaşamı inşa etmede Öcalan'ın mesajı önemlidir" dedi. Kürt harekinin Aleviliği devrimci bir hareket olarak gördüğünü söyleyen Kışanak, "Alevilerin bu çözüm sürecinin içinde yer almasını istiyoruz. Çünkü bu değişim kaçınılmaz. Katılımların az olduğu yerde kazanımlar da az olur."

Kışanak'ın konuşmasının ardından toplantı basına kapalı olarak devam etti.


Bayik: Mebest li Misaq-î Milî, sînor ranabin - Xendan

Endamê konseya rêvebir a KCK`ê Cemîl Bayik îro 1/4/2013`an di gotareke xwe ku di rojnameya Azadiya Welat de bi navnîşanna "Peyama 21’ê Adarê cewherê paradîgmaya me ye", belavkiriye.

Bayik di nivîsa xwe de bal kişandiye ser naveroka peyama serokê PKK`ê Abdulah Ocalan û weha pêde çûye: “Beriya her tiştî nabêjin, yê ev peyam amade kiriye kî ye, heta îro çi gotiye û armanca wî çî ye. Lewma em wisa fêm dikin ku nivîsên vê Rêbertiyê heta niha nivîsîne nehatine xwendin û fikrên vê Tevgerê der barê van mijaran de ji nêz ve nizanin.”

Cemîl Baik naveroka peyama Newrozê a Ocalan ku behsa konfedralîzma rojhilata navîn dike û dibêje: “Konfederalîzma Rojhilata Navîn a Demokratîk, fikrek e ku PKK bi deh salane diparêze. Dema fikra Kurdistana serbixwe hebû jî ev fikir dîsa hebû. Nexasim bi paradîgma nû ya Rêberê Gelê Kurd bêhtir ev fikir derketiye pêş û bi ziman bûye. Bi vê fikrê kes nabêje, kurd û tirk bi yek bin, li ser gelên din otorîteyekê çêkin. Berovajî, ev tê wê maneyê ku aştiya kurd û tirkan wê li tevahiya Rojhilata Navîn belav bibe. Ango behsa hêza aştiya kurd û tirkan tê kirin ku wê çawa bandorê li ser demokratîkbûna Rojhilata Navîn bike.”

Endamê konseya rêvebir a KCK`ê li ser Mîsaqa Milî jî diaxive û weha berdewam dike: “Di peyamê de behsa Mîsaq-î Millî tê kirin. Mebest ji vê ew e, sînor ranabin, bêyî ku sînor rabin pêşdebirina têkiliyên siyasî, civakî û aborî ên kurdên Bakur bi kurdên din re armanc e. Bi vê jî dixwaze Tirkiyeyê kengî destûra bingehîn amade kir, li pêşiya vê nebe asteng.”


Kürd Yüksek Konseyi’nden yardım çağrısı - Rizgarî Online

Rojava´daki Kürd Yüksek Konseyi, ulusal ve uluslararası insan hakları ve yardım kuruluşlarına Halep’ten göç edenlere yardım çağrısında bulundu.ANF nin haberinde şunlar yer verildi:”Suriye rejim ordusunun Halep’in Şexmeqsud Mahallesi’ne 29 Mart günü başlattığı ve halan devam etmekte olan top saldırıları sonucu binlerce kişi Afrin’e göç etmek zorunda kaldı. Kürt Yüksek Konseyi Hizmet ve Yardım Komitesi imkanları ile kente göç edenlere yardımlarda bulunarak barındırmaya çalışıyor.Sınırlı imkanlara sahip olduklarını söyleyen komite, Birleşmiş Milletler ve İslam Ülkeleri Konferansı’na bağlı ulusal ve uluslararası insani yardım kuruluşları, Uluslararası Kızılhaç ile Heyva Sor a Kurdistane’ye yardım çağrısında bulundu.

Komite yetkilileri, Afrin’e göç edenlerin sayısının 100 bini geçtiğini belirterek, acil yardıma ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Bu arada, komite yardımların ulaştırılacağı yerleri de belirlediklerini bildirdi.“


Kürdistan’daki Mit ve Jit Ajanlarının Resmi Faaliyetleri – Kurdistan Post
 
Van ve ilçelerinde faaliyet yürüten MİT ve JİT tarafından ajanlaştırılan kişilere ait iki resmi belgeyi deşifre ediyoruz.

Van ve ilçelerinde faaliyet yürüten MİT ve JİT tarafından ajanlaştırılan kişilere ait iki resmi belgeyi deşifre ediyoruz.

1962 doğumlu, Van-Özalp Kurtpınar köyü nüfusuna kayıtlı Celal Kutpınar’a ait Van Cumhuriyet Başsavcısı ve Van Askeri Asayiş Şube Başkanı Kurmay Albay tarafından imzalanmış resmi belge ile yine aynı köyden 1974 doğumlu Erdal Gülmez’ait olan “Muhbir Görüşme Tutanağı”nı sitemizde yayınlıyoruz.
 
“VÖ-132-62 SİCİL NUMARALI” MİT AJANI

Celal Kutpınar, 2003 tarihinden bu yana VÖ-132-62 sicil numarasıyla MİT adına başta Van- Özalp olmak üzere diğer ilçe ve köylerinde ajanlık faaliyeti yürütüyor.

Van Cumhuriyet Başsavcısı ve Van Askeri Asayiş Şube Başkanı Kurmay Albay tarafından imzalanmış;

Sayı: B.11.2.CHBŞ.4.65.00.10./4724

Konu: 2013/239 Esas sayılı dosya numarasında ismi geçen

“Celal Kutpınar’ın gerekli gördüğü durumlarda emniyet birimlerine ve silahlı kuvvetlere gerekli bilgileri vermesi yönünde gerekli izin verilmiştir” şeklindeki resmi bir belge ile Celal Kutpınar’ın MİT adına Van ve ilçelerinde faaliyet yürüttüğü ortaya çıkmıştır.

HEM AJAN, HEM KORUCU, HEM DE EROİNCİ

Celal Kutpınar’ın ajan-kontra faaliyetleri 17 yıldır devam ediyor. 1996 yılında Koçkıran köyü muhtarı olduğu dönemde köylüleri zorla toplayarak Özalp ilçesine getirip MHP bayrakları ile “kahrolsun PKK” sloganları arttırmış, yürüyüşe katılmayanlar Celal Kutpınar’ın isteği üzerine askerler tarafından gözaltına alınarak ağır işkencelerden geçirilmişti.

Celal Kutpınar, kendi köyü Koçkıran ve diğer köylerde koruculuğun geliştirilmesinde de öncülük yapmıştır. Köylülere PKK karşı zorla silah aldırmış, silah almayan köylülerin evlerini yakmıştır.

Koçkıran köylüleri,  Celal Kutpınar’ın, devletten gördüğü destek ve imtiyaz sayesinde birçok köylünün arazilerine ve mallarına zorla el koyduğunu, koruculuğu kabul etmeyen köylülerin arazilerini kendi üzerine kaydettirdiğini anlatıyorlar.

Köylülerin aktardığı bir diğer önemli konu ise Celal Kutpınar’ın köyden kovdurduğu köylülerin arazilerine karakol komutanın bilgisi dahilinde haşhaş ektiği, İran üzerinden kaçak yollardan Afganistan’dan esrar-eroin getirttiğini söylüyorlar.

Celal Kurtpınar’ın bir oğlu Veysi Kurtpınar, Hewler’de Gülen Cemaatine ait Işık üniversitesinde çalışıyor. Babası gibi oğlu da MİT ajanı olarak  Hewler  birimlerinde görev yapıyor. Yine Celal Kurtpınar’ın kardeşi Doğan Kurtpınar’da Hewler’de MİT hücrelerinde faaliyet yürütüyor aynı zamanda Yüksel inşaatta taşeronluk yapıyor.

VAN KCK DAVASINDA GİZLİ TANIK

Sitemiz muhabirlerinin bir ay önce ele geçirdiği Van KCK davasındaki “gizli tanık” listesinde Celal Kutpınar ve Erdal Gülmez isimlerinin yazılı olduğu ortaya çıktı. Dava kapsamında Van Cumhuriyet Başsavcısı tarafından iki defa ifadelerinin alınmış ve ilgili yasada geçen tanık koruma programından yararlandırılmış.

Ayrıca 6 Kasım 2012 tarihinde Özalp belediyesine yapılan polis baskının da Celal Kutpınar’ın ihbarı üzerine gerçekleştiği iddia ediliyor.

 KELLE AVCISI

14 Ağustos 2012 tarihinde Özalp’a bağlı Gültepe köyü kırsal alanında bir gerilla birliği Celal Kutpınar tarafından ihbar edilmiş, çıkan çatışmada iki PKK gerillası yaşamını yitirmişti.

Celal Kutpınar’ın icraatları bunlarla sınırlı değildir.

•     23 Haziran 200 8 tarihinde yapılan ihbar sonucu iki PKK gerillası askerlerin kurduğu pusu da yaşamlarını yitirdiler.

•    16 Temmuz 2010 tarihinde PKK’ye katılmak için Van-Özalp’a gelen 3 kişiyi yakalattı.

•    10 Eylül 2011 tarihinde yaptığı ihbar sonucu Van-Çatak’ta 10 kişi gözaltına alınarak tutuklandı.

•    2 Şubat 2013 tarihinde yapılan ihbar sonucu Van-Çatak’ta PKK’li gerillalara ait yaşam malzemelerinin bulunduğu bir sığınak ele geçirildi.

ERDAL GÜLMEZ: J-3005 KODLU JİT AJANI

Ele geçirilen ikinci belge ise J-3005 Muhbir kod numarasını kullanan JİT ( Jandarma İstihbarat) ajanı Erdal Gülmez’e aittir.

Celal Kutpınar gibi Van-Özalp Koçkıran köyü nüfusuna kayıtlıdır. 1974 doğumludur. 2007 yılından itibaren JİT elemanı olarak Van-ilçe ve köylerinde ajanlık yapmaktadır.

19 Eylül 2012 tarihinde, Jandarma Binbaşı  S-102543 (JİT) ve  Jandarma Yüzbaşı S-401256 (JİT) sicil kodlarını kullanan Jandarma İstihbaratçıları (JİT) Van merkezde bulunan Maraş Caddesinde ki Ayça pastanesinde, Erdal Gülmez ile bir görüşme gerçekleştirmişler.

Muhbir Görüşme Tutanağı (S-5 GİZLİ BELGE) olarak kayıtlara geçirilen görüşmede, Erdal Gülmez’in ajanlık faaliyetlerinden duyulan memnuniyet dile getirilmekte, bu çerçevede kendisine para verildiği ayrıca daha hızlı ihbarda bulunabilmesi için JİT tarafından Türkcell numaralı bir telefon verildiği görüşme tutanağına geçirilmiştir.

Van merkez, ilçe ve köylerinde PKK’ye çalışan milisleri, katılım yapmak isteyenleri, gerilla üslenme alanlarını ettiği anlaşılmaktadır.

J-3005 KODLU JİT AJANI ERDAL GÜLMEZ’İN KONTRA FAALİYETLERİ

•    27 Temmuz 2011 tarihinde Sipan ve Leheng isimli iki PKK’liye Van-Çatak kırsal alanında komplo düzenledi. İki PKK’li çıkan çatışmada yaşamlarını yitirdi.

•    26 Haziran 2011 tarihinde yaptığı ihbar sonucu PKK’ye yardım eden-milislik yapan 6 kişi gözaltına alınarak tutuklandı.

•    1 Kasım 2011’de Çatak’tan Van şehir merkezine giden 4 PKK gerillası ihbar sonucu Van girişinde yakalandı.


KCK: Bo Vekişînê Zemîneyeke Qanûnî Pêywîste - Peyamner

Serokatîya konseya Koma Civakên Kurdistan (KCK) di beyannameyekê de bersiva Receb Teyib Erdogan serok wezîrê Turkiyeyê da û ragihand ku pêwîstiya vekişînê bi zemîneyeke qanûnî heye. Erdogan gotibû, ku divê PKK çekaên xwe dane û piştre ji Turkiye biçe.

 Serok wezîrê Turkiye Receb Teyîb Erdoxan di heyama hevpeyvînekê digel televizyona CNN Turk de ragihandibû ku, divê endamên PKK çekên xwe danin û piştre biçin cihêku ji bo wan hatine destnîşan kirin.

Erdoxan amaje bi ewê yekê jî kiribû ku, geşekirina Turkiye bi awayekî giştî girêdayî bidawîanîna cengê li Turkiyê ye, û di vê çarçoveyê de divê endamên PKK çekên xwe danin neku çekan bêdeng bikin.

Di bersiva Erdoxan de jî, serokatiya konseya Koma Civakê Kurdistanê di beyannameyekê de ragihand ku, ew şêwazê vekişînê ku Eredoxan behsa wê dike qet di bernameya PKK de nîne, lê li ser bingehê girtina tedbîrên pêywîst û amadekirina zemînekî yasayî gerîllayên PKK dê ji Turkiyeyê vekişin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info.

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.