27 Şubat 2013 Basın Bültenleri
Basın Bültenleri / 27 Şubat 2013 Çarşamba Saat 08:59
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kalkan: Kürtler buranın sahibidirler, gidecek olanlar kendileri - ANF

Li Helepê li dijî kurdan êrîş: 5 kesan jiyana xwe ji dest - Dîha

Li taxa Şêxêmeqsûd a Helebê di encama topbarana hêzên girêdayî rejîma Baas de 5 welatiyên sivîl jiyana xwe jidest dan, gelek kes jî birîndar bûn. Di heman demê de topek li dibistana Yûnis Sebawî ya taxa Eşrefiyê ket, 2 zarok bi giştî 3 kes birîndar bûn.

Hêzên girêdayî rejîma Baasê taxên kurdan ên li Helebê bombebaran kirin. Di encama bombebaranê de topeke li kolana Bîstan a Şêxmeqsûd ket û 5 welatiyên sivîl jiyana xwe jidest dan, gelek kes jî birîndar bûn. Di encama bombebaranê de ziraekî mezin pêk hat. Ligel vê yekê topeke li dibistana Yûnis Sebawî ya taxa Eşrefiyê jî ket û 2 zarok bi giştî 3 kes birîndar bûn. Li gorî çavkaniyên herêmê topbaran ji taxa Sebîl ku navenda leşkeriya Henano pêk hat.

Navê kesên ku jiyana xwe jidest dan ev in: Ehmed Yûsif Betal, Ebdul Rehman Şêxo Axa Safonî, Mihemed Zirêq Dîbo, Hesam Ebdilletîf Ereb û Zozan Letûf Nime.

Navên kesên birîndaran bûn jî ev in: Ebdul Rehman Mistefa, Hesen Reşo (11), Emar Ereb (30), Riyad Hecî Memo (34), Çiya Ebdul Rehman Reşîd, Mihemed Ebdo Îso (50), Dankezî Mehmûd Hereb (11) û Huda Îsa Çerxê (13)

Ligel vê yekê li hemberî dibistana Yûnis Sebawî ku koçberên ji taxa Selahedînê jî topbaran pêk hat. Di encamê de 2 zarok û endameke esayişê birîndar bû. Topbaran nêzî noqteya asayişê ya kontrolê pêk hat. Nevê kesên ku li vir birîndar bûn jî ev in: Zaroka yek salî Beyan Ehmed û birayê wê Ebdil Hadî Ehmed ê 12 salî, endamê asayişê Cemal Bîlal Horo yê ji gundê Kefer Rom. Birîndaran rakirin oçaxa tenduristiyê a Şêxmeqsûd.


Demirtaş: Mektubun diğer muhataplarına ulaşmasını sağlayacağız - Diha

Nuçe Tv'ye bilgi veren BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Öcalan'ın çözüm için bir taslak hazırladığını belirterek, "İmralı'dan gelen mektup bize ulaştı. Mektup 20 sayfalık. Mektubun içerisinde BDP, Kandil ve Avrupa'ya yönelik değerlendirmeler var. Mektubun diğer muhataplarına ulaşmasını sağlayacağız. Kendi önerilerimizi toplayıp yeniden üçüncü heyet ile İmralı'ya ulaştırılması için çalışmaları başlatacağız" dedi.

PKK lideri Abdullah Öcalan'ın BDP'li vekillerle görüşmesi ardından, Avrupa, Kandil ve BDP'ye yönelik mektup göndereceği belirtilmişti. Öcalan'ın kaleme alarak İmralı Cezaevi idaresine teslim ettiği belirtilen mektubu bu sabah BDP'ye ulaştı. Mektubun ulaşması ardından, BDP Parti Meclisi toplanarak mektubun içeriğini değerlendirdi. Mektuba ilişkin Nuçe Tv'ye bilgi veren BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Öcalan'ın çözüm için bir taslak hazırladığını belirtti. Demirtaş, "İmralı'dan gelen mektup bize ulaştı. Mektup 20 sayfalık. Mektubun içerisinde BDP, Kandil ve Avrupa'ya yönelik değerlendirmeler var. Mektubun diğer muhataplarına ulaşmasını sağlayacağız. Öcalan çözüm için taslak hazırlığı içinde. Kendi önerilerimizi toplayıp yeniden üçüncü heyet ile İmralı'ya ulaştırılması için çalışmaları başlatacağız" dedi.

Halkın bu süreçteki tavrının belirleyici olacağını kaydeden Demirtaş, "Halkımız temkinli ve dikkatli olmalıdır" dedi. İmralı ile yapılan görüşmelerin sanki her şey oldu, çözüm gerçekleşti gibi algılanmamasını isteyen Demirtaş, süreci en ince detayına kadar dikkatle incelediklerini belirterek, şu uyarıyı yaptı: "Halkımız son derece uyanık olmalıdır. Örgütlülüğünü daha da güçlendirmeli, 8 Mart ve Newroz hazırlıklarını tüm heyecanıyla sürdürmelidir. Bu süreci rehavete kapılmadan hazırlıklı bir şekilde karşılamalıdır."

Remzi Kartal: Öcalan'ın perspektifine uyacağız

Nuçe Tv'ye konuşan KONGRA GEL Başkanı Remzi Kartal ise, "Biz hareket olarak Önder Apo'nun halkımızın ve hareketin temsilcisi olduğunu ortaya koyduk. Önder Apo görüşmede bizim temsilcimizdir. Avrupa ayrı, halk ayrı, Kandil ayrı diye bir şey yoktur" dedi. Kürt sorununun çözümüne açık olduklarını; ancak tasfiyeyi kabul etmeyeceklerini söyleyen Remzi Kartal, AKP hükümetinin ve medyanın da diline dikkat etmesi gerektiğini ifade etti. "Biz hareket olarak bu sürece ciddi yaklaşıyoruz, AKP'nin de ciddi yaklaşması gerekiyor" diyen Kartal, devletin de müzakere sürecinin ruhuna uygun olarak adım atması gerektiğini söyledi. Askeri operasyonlar ve hava saldırılarının halen devam ettiğine dikkat çeken Remzi Kartal, Lice ve Gever halkının operasyonları engelleme eylemlerinin çok anlamlı olduğunu söyledi.



Balefirên şer herêmên Qendîl bombebaran dike - ANF
 
Balefirên şer yên artêşa Tirk sînorê Başûrê Kurdistanê derbaz kirin û herêmên Qendîl bombebaran dikin.

Du balefirên şer yên artêşa Tirk li gorî demjimêra herêmî 00:40’an de sînorê Başûrê Kurdistanê derbaz kirin û derdora gundên Lewcê û Enzê yên Qendîlê bombebaran dike. Hate ragihandin ku bombebaran hêjan didome.

Heya niha di derbarê windahiya can û mal de agahiyên berfireh nehatine girtin.

Hêjayî gotinê ye ku, îro di demjimêr 15:45’an de balefirên şer yên artêşa Tirk derdorê bajaroka Şêladizê  bombebaran kirin û ziyan da warên gundiyan.



Kalkan: Kürtler buranın sahibidirler, gidecek olanlar kendileri - ANF
 
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, Türk ordusu askeri operasyonları sürdürdüğü müddetçe gerilla operasyonlarının da süreceğini belirtti. Kalkan, BDP ve HDK heyetine Karadeniz'deki saldırıları da değerlendirirken, sorunların hükümetin demokratik zihniyet ve politikalara sahip olmayışından kaynaklandığını belirti. Kalkan, "Türkiye toplumun bu hale getirdiler. Türkiye toplumu böyle değildi. Karadeniz böyle değildi, şoven değildi, milliyetçi değildi, devrimciydi" dedi.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, Salı akşamı Nuçe TV'de gazeteci Erdal Er'in sorularını yanıtladı. Kalkan, gündemdeki konuları değerlendirirken, "Hükümet çözüm üretmez, çözüm süreci gelişmez ise herkes bilsin ki karşılığı olarak mücadele şiddetlenecek" diye uyardı.  "Operasyonları sürerse gerillanın da operasyonları sürer" diyen Kalkan, "Ama tabii ki savaşın durmasını, ateşkes olmasını isteyenler, bunun karşılığını göstermeliler; bir çözüm projesi olmalı. Ben şunu söylemiyorum; çözüm projesi olduğu gibi gelmeli ve ateşkes ile çözüm birlikte gelmeli değil, bir çözüm eğilimi, çözüm yaklaşımı olmalı, üslubuyla, anlayışıyla, zihniyetiyle, sözüyle bir tutarlılık olmalı" ifadelerini kullandı.

 

PKK silahı bırakıp gitsin şeklinde Türk hükümet yetkililerinin açıklamalarına da cevap veren Kalkan, "Kürtler buranın sahibidirler, gidecek olan kendileridir, zorla gelmiş olanlar, baskı uygulayanlar, yerel olmayanlar giderler" dedi.

Karadeniz'deki ırkçı saldırıları değerlendiren Kalkan, şu hatırlatmalarda bulundu: "Kırk yıl önce Ertuğrul Kürkçü Karadeniz’e gittiğinde Dev-Genç Başkanı olarak kitleler gürül gürül sokaklara çıkıyorlardı. Karadeniz böyle değildi, şoven değildi, milliyetçi değildi, devrimciydi. Mahir Çayanların yurduydu. Fındık mitingleri, devrimci mitingleri unutuldu mu? Değil. Kırk yıl içerisinde durum değişti. Bu kadar devrimciliğe açık toplumu şimdi en şoven en faşist, Kürt düşmanı haline gerdiler."

Kalkan, Fransa'yı Paris katliamını aydınlatmaya çağırırken, şu soruları yöneltti: " Niye Paris katliamı aydınlatılmadı? Nerede Paris’in sosyalist yönetimi? Aileler hesap soruyordu. 50 günü geçti. Ben inanıyorum ki Fransa yönetimi aydınlattı, her şeyi biliyor. Ama kamuoyuna açıklamadı. Niye? Acaba Suriye üzerinden Türkiye ile pazarlık mı yaptılar? Sormak istiyorum ben! Açıklasın, aydınlatsın. Suriye üzerinden Türkiye ile anlaştılar, Türkiye Suriye’de Fransa’yı destekleyecek, onun karşılığı olarak Türkiye’nin payını, kendi payını Paris katliamının nasıl olduğunu açıklamaktan vaz mı geçti?"

Kalkan, ABD'nin de aslında Kürt sorununda adım atmadığı için ABD Ortadoğu’da çıkmazda olduğunun altını çizdi.

‘ÖLÜMÜMÜZ ÜZERİNDEN HESAP YAPIYORLAR’

Yönetiminize yönelik daha önce suikast planları yapıldığı yansımıştı. Paris’te bir katliam gerçekleşti. Hükümet’in yönetiminize yönelik politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok tehlikeli, kural dışı, savaş dışı kirli bir politika bu. Hiçbir güç böyle gizli alçakça suikastlardan medet ummamalı. İş o noktaya giderse tehlikeli olur  böyle yapmak birilerinin elinde değil, isterse herkes yapabilir. Herkesten çok da PKK yapabilir. Eğer yapmıyorsa şimdiye kadar yapmamışsa bu siyasi çizgisi gereği örgütlü bütünlüğü tutarlılığı gereği, fakat AKP ya da PKK karşıtlarının tamamı bunu yaptılar. Avrupa'da şimdiye kadar böyle bir durum olmamıştı. İş bu noktaya kadar getirildi ama şunu biliyoruz 2006’da da benzer açıklamalar yapılmıştı. İşte özel güçlerin harekete geçtiğini ve PKK’yi yönetiminden yok edeceğini bazıları söylemişti. Biz o zaman teşhir ettik ve sonra ABD elçisi 'biz buna destek verebiliriz' dedi. Ve Erdoğan büyük tepki duydu. Halbuki tepki duyacak bir şey yoktu. Yardımda destek de bulunmak istiyordu. Biz o zaman anladık ki AKP böyle bir plan yapmış ve ABD desteğini bu planın teşhir edilmesi olarak gördü aslında. Tepki ve öfkeyi onun için duydu. Şimdi bazı çevreler yazdılar 'böyle bir politika var ne anlama geliyor.' Yani PKK yönetimi yok edilir ise sorun biter PKK’yi yok ederiz, Kürt sorununu bastırırız. Yani bazı kişilerin yokluğuna kalmışlar sadece imha etmek, öldürme planları da yapmıyorlar geçen bir kanalda bilmem şunun şu hastalığı var, bunun bu hastalığı var deniliyordu öyle ölümümüzü bekliyorlar. Ölümümüz üzerinden hesap yapıyorlar. Öyle bir duruma düşmüşler ki bir kaç kişinin varlığı koskoca devlet için tehdit yaratıyor bu mümkün mü? Yani akıllı mı mantıklı mı böyle olabilir mi? Hadi diyelim onlar yok oldu; peki bu Kürt halkı, Kürt sorunu yok mu olur?  Kürtlük ne onlarla var oldu, ne de Kürt sorununu onlar icat ettiler. Sadece çözüm mücadelesi geliştirdiler, sorunu ortaya koydular, çözüm dinamiklerini yarattılar buyurun çözümde sizde bundan kurtulun diyorlar. Vallahi şükranla karşılanması gereken bir tutumken bu kadar düşmanlıkla, karşıtlıkla karşılanıyor. Bu aslında soykırım zihniyetinin devam ettiğini gösteriyor.

‘SUİKAST PLANLARI ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLEDE BASINA YANSIYABİLİR’

Elinizde bu konuyla ilgili yeni bilgiler olduğunu daha önceki açıklamalarınızdan biliyoruz...    

Evet var, arkadaşlar çalışıyorlar, bazı çevreler var. Yani bu tür çabalar sadece Avrupa’da değil, gerillaya dönük de vardı. Geçmişte de vardı. 2007’de de bazı sonuçlar yayınladık. Önümüzdeki günlerde belki basına verilebilir.

Hükümet bu politikadan vazgeçmiş değil mi?

Henüz değil tabii. Şimdi bunu bir lütuf gibi görüyor. Bizimle pazarlık yapmak istiyor. Tayyip Erdoğan, siz bütün siyasi yaklaşımlarınızdan vazgeçer silahı da bırakır başınızı alır başka yere giderseniz, öldürmeme sözü vereceğim, öldürme kararını geri alacağım diyor. Bunu kaç seferdir basında açıklıyor. Bu demektir ki yapmazsanız öldüreceğiz öldürme kararı vermiş. Her şeyin karşılığı için pazarlık yapıyor. Yani o kararı değiştirmeyi bize kaşı bir pazarlık olarak yapıyor. Olmaz ki bu.

‘OPERASYONLAR SÜRERSE GERİLLANIN DA OPERASYONU SÜRER’

Askeri operasyonlar var. Operasyon devam ederse, Medya Savunma Alanları’na yönelik hava saldırıları devam ederse ne yapacaksınız?

Elbette saldırılar devam ederse Kürt halkının direnişi gerillanın direnişi sürer. Bundan hiç kimsenin kuşkusu ve tereddüdü olmasın. Hiç kimse bunu yeni bir görüşmüş gibi görmemeli, bu konuda her hangi bir muğlâklık olmamalı. Yönetimden arkadaşlar açıkladılar. Net konuştular. İki boyutlu çalışıyoruz dediler. Cemal (Murat Karayılan) arkadaş açıklamalarda bulundu. Net söyleyeyim. 'Eğer gerçekten Önder Apo’nun çabalarına olumlu karşılık verilir Kürt halkına adil davranılır çözümden yana eğilim gösterilir çözüm projeleri ortaya konulur ise, o eğilim de gelişebilir. Biz ona da açığız, onu da dikkate alıyoruz. Ama operasyonlar devam ederse, ona karşı gerillanın eylemleri de kesintisiz devam eder' dedi. Operasyonları sürerse gerillanın da operasyonları sürer. Biz ona göre de hazırlanıyoruz. Bu konuda hiç kimse sanmasın ki PKK zayıftır, Kürtler zayıflamıştır kayıp veriyorlar, şehit ve riyorlar biz daha çok silaha sahibiz vuruyoruz, kırıyoruz, korkarlar bu direnişi sürdüremezler. Hayır, hayır Kürt halkı ve gençliği özgürlüğü elde etmek için son nefesine kadar direnmekte kararlı.  Direnişi çok daha boyutlandırmak için, aslında bize baskı yapıyorlar, zor frenliyoruz bazı şeyleri daha da ileri götürmek istiyorlar o bakımdan hiç kimse şunu sanmamalı; PKK bu direnişi sürdüremez, Kürtler direnemezler mücadele edemezler. Dolayısıyla vazgeçerler biz operasyonları sürdürürsek tehdit edersek korkuturuz ezeriz. Bunu yapamayacaklarını gördüler. Korkutamayacaklarını da herkes iyi bilmeli şimdiye kadar ki sonuçlar bunu kanıtlıyor. Bir şey söylememe gerek yok. O halde şunu herkes bilmeli. "Tabi biz hep öyle yapacağız, isteğimiz bu" demiyorum ama eğer hükümet çözüm üretmez, çözüm süreci gelişmez ise herkes bilsin ki karşılığı olarak mücadele şiddetlenecek.

 ‘HÜKÜMETİN HASSASİYETİ YOK, FAŞİST POLİTİKALARI VAR’

Daha çok sizin adım atmanız isteniliyor, Türkiye’nin ‘hassasiyeti’ var, ‘hükümetin hassasiyeti’ var. Sizin yok mu?

Nasıl yok? Sorun hassasiyet sorunu değil. Hükümetin hassasiyeti yok, hükümetin faşist politikaları var. Milliyetçi şoven politikaları var. Bunla doldurduğu çevreler var. Hükümet demokratik zihniyet ve politikaya sahip değil. Sorunlar buradan kaynaklanıyor. Bu noktada hiçbir hassasiyet yok. Ben size söyleyeyim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, Hükümeti'nin de Kürdü imha ve inkar etmekten, Kürdü Türkleştirmek istemekten başka bir zorlu sorunu yok. Bu anlayıştan vazgeçsinler. Kürt, Kürt’tür. Kürtler bir millettir, Türkler gibi onların da millet olarak hakları vardır. Bu haklar temelinde kardeş olup yaşayın deseler bir günde çözülür sorun bir günde. Hiçbir sorun kalmaz. Sorun AKP’nin ve devletin bunu diyememesinden, böyle bir zihniyet ve politikaya sahip olmamasından kaynaklanıyor. Eğer gerçekten çözümü engelleyen yer görülmek isteniyorsa oraya bakılmalı. Çözümün önü açılmak isteniliyorsa oranın üzerine gidilmeli. Dikkat edilmeli. Şunun için söylüyorum bunu, tabi önder Apo İmralı’dan mesajlar veriyor, çaba harcıyor. Dedim ya iğne ucu ile kuyuyu kazarak adeta yani bir çözüm umudu yaratmaya çalışıyor. Fakat yani İmralı’dan ne çözümü yaratacak İmralı çözüm projesini defalarca  ortaya koydu. Bunu engelleyen, çözüme gelmeyen Türkiye tarafıdır, devlettir yani.

‘ÖCALAN'SIZ BARIŞ OLMAZ AMA SAVAŞI YÜRÜTENLER VAR’

Görüşme masanın bir tarafında hükümet ya da devlet, diğer tarafında Sayın Öcalan varsa, sayın Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesi gerekmiyor mu? Eşit olmayan koşullarda çözüm nasıl olur?

Biz aslında geçen yıl, güzün açıklamalar yaptık, yönetim olarak, tek tek bireyler olarak. Biz savaşı yürütüyoruz, bunu herkes bilmeli. Eğer Kürtler adına savaş sürüyorsa PKK yürütüyor, PKK’nin, KCK’nin yönetimi var. Yönetim örgütlüyor, yürütüyor. Savaşa bunlar karar verdi, savaştan bunlar sorumlu. Savaşı durdurmak isteyenler varsa buraya müracaat edecekler, burayla şey olacaklar. Hükümet eğer istiyorsa dedik burayı görmeli. İmralı’ya gidildi, gidilebilir dedik, Önder Apo da adresi gösteriyor, işte açıkça söylediler, kardeşi ile yapılan görüşme sonunda, kardeşi açıkladı, somut olarak belirti, ben sorumlu değilim diyor, ben yürütmüyorum diyor, bunu yürütenler ordadırlar. Eğer istiyorsanız bende olumlu görüş belirteyim ama siz da görüş belirtin, siz çaba harcayın, diyor. Bu bakımdan yani bir defa adresler doğru seçilmeli; öyle Önder Apo bu savaştan herhangi bir sorumluluğu yok. Barış yaratma gücüdür, Önder Apo’suz barış olmaz ama savaş yürütmüyor, savaşı yürütenler var. Şimdi o bakımdan eğer gerçekten PKK'den çözüm isteyenler varsa buyursunlar PKK’ye, bakalım PKK ne diyor, onu dinlesinler, bu konuda biz görüşümüzü belirtik, görüşmelere de açığız dedik. Ama tabi ki savaşın durmasını, ateşkes olmasını isteyenler, bunun karşılığını göstermeliler; bir çözüm projesi olmalı. Ben şunu söylemiyorum; çözüm projesi olduğu gibi gelmeli ve ateşkes ile çözüm birlikte gelmeli değil, bir çözüm eğilimi, çözüm yaklaşımı olmalı, üslubuyla, anlayışıyla, zihniyetiyle, sözüyle bir tutarlılık olmalı.  Bir de yani işte o zaman çözümün önünü açacak adımlar atılabilir. Bizden ateşkes yapılısın talebinden bulunanlar herhalde buna karşılık bazı şeylerde yapabilirler.

‘ÖNDER APO’NUN KOŞULLARI DÜZELTİLMELİ’

Eğer bu ateşkes olmasını Önder Apo’ya bağlıysa ancak İmralı buna arabuluculuk yapıyorsa o zaman şu ortaya çıkıyor ki, bir rol oynayabilmeli, imkanı olmalı, zemini olmalı. Bu kadar baskı tecrit altında avukatlarıyla bile görüşemiyor. Bir denizin ortasında, ondan sonra herkese olaşacak, sorunu çözecek, çözüm gücü olacak bu mümkün değil. Çalışabilmesi için, barış için çalışabilmesi için tabi ki, koşulların değişmesi lazım. Bu kadar operasyonlar, saldırılar varken, siyasi alanda varken, diğer alanlarda varken olmaz yani bunlar karşılıklı bir proje olarak öngörülebilir, adımlar atılabilir yoksa zordur.

Önder Apo’nun bizimle ilişki kurması, yani görüşmemiz, tartışmamız gerekli. Bu imkana sahip olması gerekir ki işler yürüsün, bunu kişi olarak istemiyoruz, yönetim olarak da değil, savaşı geniş bir ordu yürütüyor, halk yürütüyor, insanlar her gün kan döküyorlar ve bu kadar zorluk altındalar. Bu insanlar boşu boşuna yapmıyorlar ki, amaçsız, bilinçsiz değiller, hepsinin ikna edilmesi gerekir. Bunları ancak Önder Apo ikna edebilir.

Sayın Kalkan, hükümetin dilini nasıl buluyorsunuz? Tehdidvari bir dilin olduğunu görebiliyoruz, 'aman şunu yaparsanız bozarız, ya da şöyle yapmazsanız bozarız.' Bir baskı mı oluşturmaya çalışıyorlar, pazarlık gücünü mü artırmak istiyorlar?  Bu dil çözüme ne kadar hizmet eder.

‘EGEMEN VE ŞOVEN BİR DİL’

Bir egemenlik yaklaşımı o. Aslında şoven milliyetçi yaklaşımların tezahürü oluyor, bunu böyle görmek lazım. Yani normal da olabilir, kendilerini o egemen üstten gören psikolojiden, ruh halinden kurtaramıyor olabilirler ama bir politika olarak da uyguluyor da olabilirler, çok bilinçli de olabilir. Öyle bir ortam yaratılar ki, sanal bir ortam, daha önce bu daha yaygın vardı, İmralı görüşmesi ile bu biraz aşılıyor, ama  tabi bir buçuk ayı aşan bir süre oldu, aslında bu süre heba edildi, bu konuda da hükümet cephesinde bir tutarsızlık vardır. Bu biçimde nereye kadar gidebilir bilemiyoruz ama bu onda yararlanarak şöyle bir ortam yaratıldı, sanal bir ortam!

‘HERKES ADINA ERDOĞAN KONUŞUYOR’

Kendi adına da söylüyor, PKK adına da konuşuyor, İmralı adına da konuşuyor, hepsini kendi konuşuyor, medya ellinde, böyle AKP’yi cilalayan bir propaganda ortamını yaratılar. Bir demokratik çevreler de, toplumda, hatta Kürt tarafında bu sanal ortamla sanki gerçekten ilerletilmiş bir şey, bir durum, bir süreç varmış gibi izlenimini yarattılar bunun üzerinden baskı uyguluyorlar. Bu mücadeleden vazgeçirme, mücadeleyi zayıflatma, bir pasifikasyon politikası, pasifikasyon tarzı, bu konuda da çok usta oldukları anlaşılıyor. Kendi yaratıkları ortamla insanlara işte bir tehdit aracı olarak kullanıyorlar, bak süreç var, yaparsanız bozulur, o halde yapmayın yani herkes durun, siz durun, bizim dediğimiz ilerlesin gibi bir ortam yaratılar.

Yalçın Akdoğan diyor ki 'operasyonlar devam edecek çünkü bizim kontrolde tutmamız gerekiyor' diyor. Süreci bozabilirler, ikincisi; 'biz kendi pazarlık gücümüzü korumak için bunu yapmamız gerekiyor' diyor…

Tamam, bilinçlidir, o kadar pazarlık yapan birisi bu sorunu çözemez yani. Kürt sorunu öyle bir sorun değildir. Öyle bir yaklaşımla kesinlikle çözülemez bunu net söyleyebilirim. Öyle bozulacak bir durum falan da yok. Kürtler bu konuda çok bilinçliler, PKK çok tecrübeli, çok denetimlidir de, yani bazen hataları oluyor, hatalar olduğunda biz hatadır, kontrol dışıdır diyoruz, özür de diliyoruz. Bizim için de ters olan ama yanlışlıkla yapılmış olanı açıkça ortaya koyuyoruz. Fakat bunlar istisnadır, azdır. PKK öyle zayıf bir örgüt değil, kontrolsüz bir örgüt değil. Dolayısıyla ikide bir Kürtleri hemen bozgunculuk, yapabilirler, yanılabilirler, ortamı bozabilirler gibi görüyorlar. Nerdeyse kaçıp gidecek sanıyorlar, kimsenin bir yere gideceği falan yok.

‘KÜRTLER BURANIN SAHİBİDİRLER, GİDECEK OLANLAR KENDİLERİDİR’

Ülkemizi terk etsinler diyorlar...

Kürtler buranın sahibidirler, gidecek olan kendileridir, zorla gelmiş olanlar, baskı uygulayanlar, yerel olmayanlar giderler. Kürdü kendi yurdunda nasıl çıkaracak, PKK’ye de diyorlar, çık git, nereye gidiyorsan git, bir çıkacak, bir yere gidecek varsa aynaya bakmalılar. O zaman görürler kimin çıkacağını, kimin nerden çıkması gerektiğini, bunu tehdit olarak söylemiyorum, bu bir zihniyet durumudur. Sen demokratik değilsin, sen her şeyi ele geçirmişsin, diktatör gibi her şeyi kendin yönetiyorsun öyle olmaz. Yani bu Kürt olduğu için olmadığı için değil, demokratik bir yönetim değil. Türkiye’nin diğer yerleri, diğer bölgeleri açısından da böyle değil. Hakan Şükür demiş ki ben Arnavut'um kıyamet kopmuş, halbuki en büyük milli oyuncuydu. Herkes bir zamanlar arkasında şey oluyordu. Şovenizmin derecesini görelim bunu kim yaratı, bu şovenizmle hangi sorun çözülür. Niye bunun üzerinde durulmuyor, Sinop, Hatay es geçiliyor. Bir baskı olarak o yaratılmaya çalışılıyor. Bu konuda BDP’nin de HDK’nin de dikkatli olması lazım. Birçoğu hükümet tarafından, devlet tarafından organize yürütülüyor. Doğru, Yalçın Akdoğan’ın dediği doğru. Bir korkutma, sindirme böyle baskı altına alma, koltuğun altında tutma hareketi. Mutlaka bunun da kırılması lazım.

PKK’yi o biçimde hizaya getiremezler, yanıltamazlar bunu herkes bilmeli. Halkın korkmasına, çekinmesine gerek yok. Böyle ince camdan olunmuş bardak değil ki çıt düştü kırıldı, sıcak su koydun kırdı. Bir sorundur, demokratikleşme sorun, bir halkın özgürlük sorun. Yılardır süren mücadele var, savaşlar veriliyor. Bu kadar sert mücadeleyle yürüyor. Ne mücadele kolayı biter, ne süreçler kolayı çözülür, tık kırıldım işi değil. Bu yaklaşım insanları mücadele alıkoyma, uzaklaştırama hiç kimse buna itibar etmemeli. Dikkatli olmalı, oyuna gelmemeli kararlıkla her kes mücadelesini kendi çerçevesinde yöntemi, tarzı neyse eksiksiz yürütmeli. Mücadelede en küçük bir zayıflık olmamalı.

Hükümet beklenti yaratıyor ama çözmüyor…

Beklenti tehdit ortamı yaratıyor. Sadece beklenti değil, onu anlatmaya çalışıyoruz. Tehdit ortamını yaratıyor, şüphe yaratıyor, öyle ki kimse bir şey yapmasın AKP’nin dediğine, yaptığına evet desin. Ondan ötede ses de çıkarmasın, hata nerdeyse BDP faaliyet de yürütmesin. Sinop, Samsun için bir şeyler dendi fakat Hatay’ı gördük. Demek ki bir konsept var. Organize yaklaşım var. Bunun öyle MHP’yle izah edilecek bir durum falan yoktur. Budan hükümet sorumu, AKP sorumlu. Şimdi AKP gerçekten ne yapmak istiyor, doğru anlamak lazım, tutarlık yoktur. Önder Apo yla ilk görüşmeden sonra, daha bir hafta geçmeden Paris katliamı oldu. Sinop var, Samsun var, Hatay var. BDP eş başkanlarına, HDK’ye yönelik saldırı var. Biz bunları es geçemeyiz, görmezden gelemeyiz.

‘HER YERE SALDIRI VAR’

Operasyon yapıldı haberleri de var..

Her yere saldırı var. Biz onları kanıksadığımız için artık bir şey demiyoruz. Savaş gereği sayıyoruz. Fakat Sinop’u görmezden gelemeyiz. Bir Madımak’tı, bir Maraş’tı. Önder Apo Paris için dedi, 'ikinci Dersim katliamı', 'ikinci Maraş katliamı', 'ikinci Madımak katliamı'. Hatay’da oluyor, Sinop’ta oluyor. Tayyip Erdoğan bunu Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli’yle atışma yöntemiyle örtemez. Onlara yükleyemez. Onlar da diyor AKP vardı. Bir çoğu sivil polisti. Öyle olmasa bile hükümet sorumlu, niye tedbirlerini almadı? Alamıyor niye 9 saat o kadar tehdit, tehlike altında oldu. Polis bile diyor, bir size bilmem ne demek istemiyoruz, müdahale etmek istemiyoruz vazgeçin. Peki, Kürdistan’da da aynı şeyi mi söylüyorlar.

‘40 YIL ÖNCE KARADENİZ BÖYLE DEĞİLDİ, DEVRİMCİYDİ’

Devletin yaratığı bir kültür var, PKK’nin de yaratığı bir kültür var. Kürdistan’da benzer görüntüleri görmüyoruz. Bunu neyle açıklıyorsunuz?

PKK’nin çizgisiyle bağlantılı. Evet, iki ayrı kültüre bağlı. Kürt milliyetçiliği var. PKK milliyetçidir, böyle PKK dar milliyetçidir diyenler yanılıyorlar. Tayyip Erdoğan Kürt milliyetçiliği eziyorum derken PKK’nin guruna dokunuyor, hiç alakası yok. PKK başından beri Tayyip Erdoğan sandığı milliyetçilikten Kürtçülükten kendini ayırarak başladı. O Kürtçüler şimdi Tayyip Erdoğan’ın koltuk değneği halindeler. Tayyip Erdoğan’ın kanallarından dolaşıyorlar AKP propagandasını yapıyorlar. PKK’ye karşıdırlar. Kürtçülüğe karşıyım derken, Kürtçülük yapanlarla sarmaş dolaş kol kola yürüyor. Gerillaya merhaba demiş birkaç milletvekilinin nerdeyse aforoz edecek duruma geldi. Kimlerle kol kola geziyor, kimle flört ediyor? Kimse görmüyor, anlamıyor öyle değildir. Şimdi bütün bunlar Türkiye de olup biterken, Kürdü imha eden, inkar etmek istiysen zihniyetin, yani kültürel soykırım zihniyetin politikaların kırk yılık PKK’ye karşı saldır, Kürtlere karşı saldırısında ortaya çıkaran düşüncesi ve zihniyetidir. Türkiye toplumun bu hale getirdiler. Türkiye toplumu böyle değildi. Kırk yıl önce Ertuğrul Kürkçü Karadeniz’e gittiğinde Dev-Genç Başkanı olarak kitleler gürül gürül sokaklara çıkıyorlardı. Karadeniz böyle değildi, şoven değildi, milliyetçi değildi, devrimciydi. Mahir Çayanların yurduydu. Fındık mitingleri, devrimci mitingleri unutuldu mu? Değil. Kırk yıl içerisinde durum değişti. Bu kadar devrimciliğe açık toplumu şimdi en şoven en faşist, Kürt düşmanı haline gerdiler. Ahmet Türk’e yumruk atıyorlar. Kürde merhaba demiş, Kürde dost olmuş insanları vuruyorlar. Yani dikkat edelim, Kürt de değiller zaten. İşçileri sokmuyorlar çalışmak için. O duruma getirdiler. Bu izlenen şoven, ırkçı politikalarla, PKK’ye karşı yürütülen savaş politikalarla bağlıdır. Türkiye hükümetleri yaratı, bu durumun yaratılmasında en az CHP, MHP kadar AKP de sorumudur. Kendi sorumluluğu altındadır. Diğerlerine yıkarak kurtulamaz onu anlatmak istiyorum. Ben bu işin içinde yokum diyemez. Böyle politikalarla da başa çıkamaz. Onları suçlayarak, yada dil ucu politikalarla şovenizm kırılamaz.

Kürtlerdeki bu durum kendiliğinden değil. Önder Apo‘nun düşüncesiyle bağlantılı. Önder Apo‘nun verdiği ruhla, bilinçle bağlı, PKK çizgisiyle, PKK gerçeğiyle bağlıdır. Tümüyle topluma sinmiş denemez ama en azından toplumu kontrol altında tutuyor, yönlendiriyor. Bunun ne kadar kardeşliğe açık olduğu, demokrat olduğu, diğer halklarla yaşama  yanlısı olduğu ortada. Hiç kimseye karşıtlığı yok. PKK gerillasının birleşimi de öyle zaten.

Hükümete güvenmiyorsunuz. Güvenebilmeniz için ne olması gerekiyor?

Sorunu güven güvenmemek olarak ele almak siyaset de çok doğru değil. Siyaset güven ilişkileriyle yürümez. Pazarlıklarla yürür. Bu doğru. Fakat Kürt sorunu salat siyasi bir sorun olarak da görmek dar bir yaklaşım olur. Yetersiz bir yaklaşım olur. Katı siyasi kuralarla Kürt sorunu çözülemez. Başka yaklaşımlar gerekli. Katı siyasi yaklaşımın ötesinde gerçekten de güven verici yaklaşım gerekli, kardeşlik yaklaşımı gerekli. Sosyal kültürel dostluk yaklaşımları gerekli. Güven sorunu burada ortaya çıkıyor. Kürt sorununda güven sorun vardır. Kürtler güvenmiyorlar.

GÜVENSİZLİK ORTAMI DEVLET POLİTİKALARINDAN KAYNAKLI

Geçmiş politikalardan mı kaynaklı?

Evet, devletin politikalarından kaynaklı. Düşman deyiler, karşıt deyiler temkinlidirler. Güven duymuyorlar. Yüzbin kat haklıdırlar. Neye güven duysunlar, ortada güven duyulacak hiçbir şey yok. Şimdi AKP diyecek‚  bana güven duysunlar. Turgut Özal da diyordu‚ 'bana oy verin gerisine karışmayın.' O felsefeyle olmaz. Tayyip Erdoğan’a güven duysunlar ama nasıl duysunlar? 'Düşünmeseler Kürt sorun olmaz' dedi. İnkar ve imhadan vazgeçmiyor. Hala 'terör örgütü' diyor, 'terörün elebaşı' diyor. Bu üslupla ne yapabilir? Bu üslupla eğer Türk şovenizmini, ırkçılığını dizginleyebileceğini sanıyorsa yanılıyor. Onlara karşı ancak doğru tutumla olabilir. Bu bakımdan kardeşlik yapan bir topluma karış bu kadar baskı saldır inkar imha uygulaması, bu güvensizlik yaratılır, doğaldır.

Herkes diyor ki “Kürtler güven versinler” Kürtler neye güven versinler? Kime ne hakaret ettiler ki özür dilesinler, kime ne zarar verdiler ki özgür dilesinler! Özgür dileyecek, zararı ödeyecek, baskı yapan, hakaret eden, inkar eden güven verecek, baskı uygulayan. Bunu yapanın da devlet olduğu açıktır. Yani bu Tayyip Erdoğan nasıl diyelim böyle adımlar atmaya yöneldi de, aslında 2005 Ağustos ayındaki Amed konuşması, Ankara’daki konuşma, ilginç, bir de o boyutu var. Başbakan Tayyip Erdoğan her şeyi konuşuyor, söylüyor…

Sayın Kalkan işin uluslar arası boyutuna gelelim. Önümüzdeki günlerde ABD Dışişleri Bakanı Türkiye’de olacak, Merkel de Türkiye’de, masada yine PKK ve Kürtler var.

Evet, siyaset hareketlendi. Masalar kuruluyor, görüşmeler yapılıyor, pazarlıklar oluyor. Herkes de merak ediyor. Geçmişte de oldu, ne olacak acaba? Yeniden tabii eski oyunlar tezgahlanıyorsa tehlikeli. Eski oyundan kastımız ne? İşte Türkiye zorlandı, PKK direndi, AKP de PKK karşısında başarısız kaldı, yenildi, o halde zorlanıyor, desteğe muhtaç, ben seni PKK’ye karşı destekliyorum derim, biraz PKK’li tutuklarım, PKK terör örgütü derim taviz koparırım biçiminde pazarlık yapılıyorsa tehlikeli. Bu konuda uluslararası sistem de tutarlı olmalı, ciddi olmalı. Sorun Kürt sorunu, bunu küresel sistem yarattı. Kapitalist modernite düzeni yarattı. İki yüzyıllık Ortadoğu egemenliğinin ortaya çıkardığı bir sorun ve sorunu sistem yönetiyor. Dolayısıyla uluslararası boyutu önemlidir. Sorunu yarattılar, bu devletleri de ortaya çıkardılar, boyunlarına yüklediler Kürt sorununu. Onları da kendilerine bağlı kılmak için Kürt sorununun çözdürtmüyorlar, ayakta tutuyorlar. Önder Apo, 30 senedir bunun açıklamasını yapıyor. 15 senedir İmralı’da söylenmedik söz, ortaya çıkarmadık düşünce bırakmadı ki gerçekleri görsünler diye. Komplo bu anlamdaydı; işte bir Kürt kapanı oluşturulmuş, çatıştırılıyor. Kürtler de bağlı kılınıyor. Ortadoğu’nun devletleri de bağlı kılınıyor. Bu kötü bir yaklaşım, emperyalist bir yaklaşım, sömürgeci bir yaklaşım. Böyle devam edilirse tabii ki Kürt soykırımından sorumlu olan bir yaklaşım oluyor. Kürt soykırım denilen sistem oraya dayanıyor. Şimdi böyle olmamalı. Böyle olacaksa eğer AKP zorlandı, gidelim işte PKK’ye bir-iki söz söyleyelim, Türkiye’den biraz daha çıkar sağlayalım, ihale alalım, bilmem şu bu ticaret kapısını açalım, biraz daha sömürü imkanını artıralım deniliyorsa tabii bu gayri insani bir yaklaşımdır. Sömürgeci, emperyalist bir politikadır. Bunu açıkça söylemeliyiz. Böyle olma ihtimali var. Bu konuda duyarlı olunmalı.

‘NEREDE PARİS'İN SOSYALİST YÖNETİMİ’

Niye Paris katliamı aydınlatılmadı? Nerede Paris’in sosyalist yönetimi? Aileler hesap soruyordu. 50 günü geçti. Ben inanıyorum ki Fransa yönetimi aydınlattı, her şeyi biliyor. Ama kamuoyuna açıklamadı. Niye? Acaba Suriye üzerinden Türkiye ile pazarlık mı yaptılar? Sormak istiyorum ben! Açıklasın, aydınlatsın. Suriye üzerinden Türkiye ile anlaştılar, Türkiye Suriye’de Fransa’yı destekleyecek, onun karşılığı olarak Türkiye’nin payını, kendi payını Paris katliamının nasıl olduğunu açıklamaktan vaz mı geçti? Bu ibare vardır. Bizim şüphelerimiz var. Açıkça belirtiyorum. Yanlışsak, doğruları ortaya koysun. Koymazsa, şaibelidir. Böyle bir gizli pazarlık vardır deriz.

‘ABD KÜRT SORUNUNDA ADIM ATMADIĞI İÇİN ORTADOĞU'DA ÇIKMAZDA’

Bu kadar operasyon yapıyorlar. Bu operasyonu İspanya’ya yayıyorlar. Bilmem ekonomik kaynakları kurutacaklarmış. Zaten AKP de, biz ona Çiller yasası dedik. Tansu Çiller döneminde biraz oluşmaya yüz tutan Kürt sermayesini tasfiye etmek için yasalar çıkarttı, katliamlar yaptı. Şimdi AKP’de onu yapıyor. Böyle olmamalı. Eğer böyle olmazsa, tabii insan olumlu bakabilir. Bu görüşmeler bu temelde olursa tabii tehlikeli. Yoksa geçmişi devam ettiren olur. Kürt sorununun çözümünü engelleyecekler demektir, ona müdahale etmek istiyorlar. Çözümü geliştirme değil de, çözümü önlemek, engellemek karşılığında pazarlık yapıyorlar. Çünkü sorunu yaratanlar onlar. Sorunu yarattık, çözelim diye yaklaşıyorlarsa, iyidir. Obama ilk başkan olduğunda geldi, DTP başkanı olarak Ahmet Türk ile görüşme yaptı. “Kürt siyasetçisiyle ilk defa görüşüyoruz” dedi, bazı açıklamaları oldu, beşinci yılı oldu ama çok ileri adım atılmadı. Aslında Kürt sorununda adım atmadığı için ABD Ortadoğu’da çıkmazdadır. Suriye’de de çıkmazda, Mısır’da da çıkmazda, Tunus’ta da çıkmazda, Libya’da da hiçbir sorunu çözemedi ki, o politikayı yürüten dışişleri bakanını neredeyse ABD’nin Senatosu yargılayacaktı. Öyle çıktı senatodan. Çünkü sonuç alamadı. Çok başarılı değildi. Başarılı olduğu sanılıyor, başarılı değildir. Başarısızlığının nedeni ne? Yani demokratik görünüm veriyor, ama AKP demokratik tutarlılık göstermedi. Kendi demokrasisi içerisinde bile Ortadoğu’ya tutarlı yaklaşmıyor. Bunu en açık bir biçimde Kürt sorununa yaklaşımda görüyoruz. Güney Kürdistan’a böyle yaklaşıyor diye, ABD Kürt sorununa çözüm üzerinden yaklaşıyor dememek lazım. Onu kendi siyasetinin aracı yaptığı için öyle yaklaşıyor. Niye? İran’da, Türkiye’de de, Suriye’de de Kürtler var. Suriye’de Kürtler en dinamik demokratik güç olduklarını ortaya koydular. Bilinçli, örgütlü, demokrasinin en güçlü dinamiği, savunucusudurlar. ABD hala görmezden geliyor, uzak duruyor. Hala bazı çevrelerin baskı uygulamasını destekliyor, göz yumuyor. Yani bir tavır koymadı, bir politika geliştirmedi. Böyle olmaz. Bu biçimde olmaz. Tabii dikkatle izlemek lazım.

Batı Kürdistan da bununla ilişkili bir durum. Nihayetinde hükümetin orada uyguladığı politikada tayin edici olacak.

Doğru, yani ABD’nin de, Avrupa Birliği ülkelerinin de, Türkiye’nin de, Ortadoğu ülkelerinin de tutumunu gösteriyor. Tabii bu daha çok da  Kuzeyde Türkiye politikası, işte Kuzey Kürdistan’da PKK’nin yürüttüğü çözüm mücadelesine yaklaşım aslında Kürt sorununa yaklaşımın anahtarıdır.

Son olarak önümüzde 8 Mart var. Kürtler uluslararası komployu protesto etmek için alanlara çıkmıştı. Bu halan de devam ediyor. Önümüzdeki dönemde de 8 Mart önemli bir durak. Sonrasında Newroz geliyor. Sayın Öcalan da Newroz’u işaret edebilir veya en azından bu türden beklentiler var Newroz’a ilişkin. Herkesten beklentiler var.

Tabii uluslararası komploya karşı “Güneşimizi Karartamazsınız” şiarıyla büyük bir fedai direnişi oldu. Bu bir tutumdu, tavırdı. Uluslararası komployu boşa çıkartan, başarısız kılan, yenilgiye uğratan tutumun temellerini attı. Yani uluslararası komploya karşı mücadelenin ruhunu, direncini yarattı. 2006 15 Şubat’ında komploya karşı mücadelede Kürt halkı ikinci bir tutum koydu ortaya; “biz bu İmralı sistemini kabul etmek istemiyoruz” dediler. İlk defa “İmralı parçalansın, Önder Apo özgür olsun, İmralı işkence sistemiyle birlikte yaşamak istemiyoruz” dediler. Şehit Viyan bu ruhun, bilincin sembolü, öncüsü oldu, çağrısı oldu. Gerçekten de halk öyle bir tutum koydu. Şimdi 2013 Şubat'ı da bir üçüncü çıkış gibidir. İlk defa bu kadar kitlesel oldu, bu kadar yaygın oldu. Kürdistan’ın dört parçasında ve dünyanın dört bir yanında, gerçekten de en ileri düzeyde bir ulusal birlik ve ruhla komplo lanetlendi, protesto edildi ve tek bir ağızdan Önder Apo’nun özgürlüğü istendi; “İmralı yıkılsın, parçalansın” dedi. Önderlik etrafında Kürt halkının ve dostlarının sımsıkı bir birlik oluşturdukları açıkça ortaya çıktı. Tabii bu süreçle bağlantılı, bunun kıvılcımı da Sara, Rojbin ve Ronahi yoldaşlar oldu. Paris katliamıyla işte PKK kurucularını vururuz, kadın direnişçiliğini vururuz, Kürt kadınına, Kürt toplumuna, geri adım attırırız, korkuturuz, ürkütürüz hesabını yapanlar yanıldılar.

‘KÜRT TOPLUMUNU TÜMDEN ÜRKÜTMEK İSTİYORLAR’

Yalnızlaştırmak mı istiyorlar, Filistin gibi…

Evet, öyle de yapmak istediler. Kürt kadını şahsında direnişi geriletmek istiyorlardı. Kürt toplumunu tümden ürkütmek istiyorlardı. Tabii bu yoldaşlara sahip çıkma, Avrupa’dan Kürdistan’a kadar her alanda sahip çıkma tutumu bu hesabı yapanların hesaplarını kursaklarında bıraktı. Tersine, PKK’nin nasıl şehitleriyle, önderliğiyle birlikte yekvücut olduğunu ve özgürlükte nasıl ısrarlı ve kararlı olduğunu, her türlü bedeli ödemeye gücüne, cesaretine, fedakarlığına hazır olduğunu ortaya koydu. Bir de PKK’nin dünyadaki gücünü, duruşunu ortaya koydu. Kürt halkının, Kürt kadınının mücadelesinin dünyayı ne kadar etkilediğini, dünyada nasıl bir çekim gücü olduğunu ortaya koydu. Bu temelde 15 Şubat komplosunu protesto gelişti. Bunlar iç içe geçtiler ve yeni bir duruş koydu Kürt toplumu 2006 Şubatında İmarlı ile yaşamak istemiyoruz dedi, 2013 Şubat'ında ise İmralı yok olmalı, Önder Apo özgür olmalı, dedi. Bu kesin bir duruştur. Bu temelde büyük bir duruş gösterildi. Ben bu tutumu gösteren herkesi selamlıyorum. Bu direnişin çok yüce, kutsal bir direniş olduğunu belirtiyorum. Bu devam edecek diyorum. Kürt kadını Paris katliamına karşı daha büyük bir dirençle Önder Apo çizgisinde daha da bilinçlenip örgütlenerek daha keskin bir mücadele yürüterek ortaya çıtı. Daha şimdiden 8 Mart etkinlikleri başladı. Sara, Rojbin ve Ronahi bayrağı altında yürüyor bu kutlamalar. Bu büyük şehitlerimizin anısı temelinde geliştirilmiştir, doğru tanımlanmıştır. Her şey iyi yürüyor.

‘EN KİTLESEL 8 MART OLACAK’

Ben inanıyorum 8 Mart bir gün değil. Tabii şimdiden başladı, sürekli her gün 8 mart olarak kadın özgürlük devrimi olarak yaşanacak. Her alandaki kadınlar Önderliğimiz ve şehitlerimiz öncülüğünde özgürlük bilinçlerini, eylemlerini geliştirecekler. Bu 8 Mart da şimdiye kadar olan 8 Martların en devrimci, en özgürlükçü, en mücadeleci, en kitlesel 8 Mart'ı olacak, bu temelde Newroz'a yeni bir doruk, yeni bir zirve ortaya çıkacak. İnancımız bu, isteğimiz bu. Bu temelde şimdiden tüm kadınların 8 mart özgürlük bayramlarını kutluyorum, halkımızı da bu Newroz’u Önder Apo’ya özgürlük Newroz’u yapmak üzere kendi özgürlük iradelerini dost düşman herkese bir kere daha zirvede gösterme çağrısı yapıyorum.


Neteweya demokratîk ava dikin – Yeni Özgür Politika

Yekîtiya Star ku bi beşdariya jinên Sûryanî û Ereb Înîsiyatîfa Jinên Sûriyeyê ava kir, wê di 28’ê Adarê de bi kongreyekê jî vê xebata xwe bigihîne asteke jortir.

Di demeke de ku li Sûriyeyê şoreşa gelan veguheriye şerê berjewendiyên hêzên serdest û talankirin didome, li rojavayê Kurdistanê xebatên avakirina sîstemek nû her roj pêşve diçin. Di van xebatên ku yekîtî û wekheviya gelan esas tê girtin de, yek ji hêzên diyarker jî jin in. Jinên Kurd ku di bin navê Yekîtiya Star de li her derê û her warê jiyanê xwe bi rêxistin kirine, li aliyekê di avakirina sîstema xweseriya demokratîk de rolek aktîf digirin, li aliyê din jî ji bo netewa demokratîk hewldanên xwe zêde dikin.

Piştî Komîteya Têkiliyan a Desteya Bilind a Kurd, jinên Kurd jî bi rêxistin û saziyên jinan ên netewên din re ketin nava têkiliyê û pêngavên girîng avêtin. Piştî hewldan û hevdîtinên ku demek dirêj dom kirin, di 26’ê Çileya 2013’an de bi beşdariya jinên Kurd, Sûryanî û Ereb Înîsiyatîfa Jinên Sûriyeyê hate avakirin. Înîsiyatîfê di vê civîna ku 150 jin tevlî bûn de li ser pirsgirêkên jinan nîqaş dan meşandin û biryara xurtkirina înîsiyatîfê girt.
Di vê çarçoveyê de di 9’ê Sibatê de jî civîna duyemîn dîsa bi beşdariya 150 jinên Kurd, Sûryanî û Ereb pêk hat. Di vê civînê de jî piştî nîqaşên kûr, biryar hat girtin ku di 28’ê Adarê de kongreyek bê lidarxistin. Jinên ku niha amadekariyên vê kongreyê dikin, dixwazin bi vê kongreyê hem pirsgirêkên xwe çareser bikin, hem jî di warê yekîtiya gelan de pêngavên girîng biavêjin.
Endama Înîsiyatîfê Nûjîn Yusuf derbarê armanca înisiyatîfê û amadekariyên kongreyê de ji ANF’ê re axivî. Nûjîn Yusuf, destnîşan kir ku Sûriye û rojavayê Kurdistanê di pêvajoyek hesas de derbas dibin, lewre pêdivî bi rêxistinkirinek xurt heye û ew jî bi vê fikrê derketine rê. Yusuf, got ku wekî Yekîtiya Star xebatên wan hene, lê tenê bi beşdariya jinên Kurd ji bo avakirina welatekî demokratîk têrî nake, ji ber vê yekê jî wan xebatên înîsiyatîfê dane destpêkirin. Yusuf, anî ziman ku wan di encama nîqaşên berfireh de, hevdîtinên bi jinên ji neteweyên din re dane destpêkirin.

‘Jin dikarin xwe biparêzin’
Yusuf, bal kişand ku di rewşa niha ya Sûriyeyê de herî zêde jin zirarê dibînin û got: “Jinên ji hemû netewan vê pirsgirêkê dijîn, lewre pêwîstî bi yekîtiya hemûn jinên Sûriyeyê heye.” Nûjîn Yusuf, anî ziman ku di avakirina înîsîyatîfê de wan gelek zehmetî kişandine û ev zehmetî jî wiha rêz kirin: “Jinên li tevahiya Sûriyeyê dijîn, rastiya hevdû nizanin, lewre diyalog jî zor e. Her jinek xwedî raman û felsefeyeke jiyanê ye, ji bo ku her jinek karibe jiyana xwe bi raman û felsefeya xwe ava bike, pêwîstiya vê hebû ku em hemû werin gel hev. Ji kîjan ol û netewê dibe bila bibe di encam de jin e û pêwîstiya me bi hev du heye, li ser esasê danûstandina fikir û raman me ev însiyatîf ava kir.”

Pêvajoya hevdîtinan 
Nûjîn Yusuf, destnîşan kir ku wan ji bo avakirina înîsiyatîfê li Şamê û tevahiya herêma Cizîrê bi sazî û rêxistinên jinên netewên din re gelek hevdîtin çêkirine û di encama van hevdîtinan de jî, di 26’ê Çile de bi beşdariya 150 jinan civîna yekemîn li dar xistiye û îlana înîsiyatîfê kiriye. Yusuf got ku di vê civînê de ji bo çêkirina zagonan komîteya hiqûqê hatiye avakirin. Yusuf, da zanîn ku di 9’ê Sibatê de jî civîna duyemîn lidar xistiye û biryara lidarxistina kongreyê girtine û zêdetirîn li ser çêkirina zagonan nîqaş hatine meşandin.

Amadekariyên kongreyê 
Nûjîn Yusuf, diyar kir ku di civînê de ji bo amadekariyên kongreyê komîteyek ji 16 kesan pêk tê hatiye avakirin û dest bi xebatên xwe kirine. Yusuf, anî ziman ku ji bo kongreya wê di 28’ê Adarê de bê lidarxistin, ew tevlîbûna jinên Ereb esas digirin û hewl didin ku hejmara wan zêde bikin. Yusuf, da zanîn ku di çarçoveya amadekariyên kongreyê de endamên komîteyê civîn û hevdîtinên xwe didomînin.

‘Armanc avakirina îradeya siyasî ye’
 Nûjîn Yusuf, li ser armanca kongreyê jî ev tişt anîn ziman: “Di kongreyê de wê hemû tişt bêne nîqaşkirin. Wê zagonên derbarê pirsgirêka jinê û birêxistinkirina wê de bêne derxistin. Em dixwazin hemû jinên Sûriyeyê û Rojava bigihîjin hev û yekîtiya xwe ava bikin. Emê di kongreyê de ji perwerdeyê heta rewşa zarokan, rewşa aborî û hiqûqî her tiştî nîqaş bikin. Em dixwazin îradeyek siyasî ya jinê derxînin holê. Her wiha em dixwazin li tevahiya Suryê di navbera jinan de bibin pirek.”


Hükümetin adımları belirleyici – Yeni Özgür Politika

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın yazdığı mektubun ellerine ulaştığını belirterek, "Mektubun diğer muhataplarına ulaşmasını sağlayacağız. Kendi önerilerimizi toplayıp yeniden üçüncü heyet ile İmralı'ya ulaştırılması için çalışmaları başlatacağız” dedi.

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında konuştu. Kürt sorununda yaşanan gelişmelere değinen Demirtaş, "Sürecin ayaklarının sağlam yere basması konusunda üstün bir çaba gösteriyoruz. Görüşmelerin müzakere ve kalıcı barışa dönüşmesi için siyaseten ne yapmamız gerekiyorsa yapıyoruz. Kamuoyunun bu kadar ilgisinin ve desteğinin altında yatan şey barışa ve demokrasiye duyulan özlemdir. Bunu anketlere bakmadan anlayabilirsiniz" dedi.

Halkın müzakerelerin özgürlüklerle birlikte barışı getireceğine inandığını vurgulayan Demirtaş, şöyle konuştu: "AKP kendini merkeze koyarak, barışı tek başına getirme sevdası ile hareket ederek bu işin yürümeyeceğini biliyor. Ama bunu kendi partisinin gelecekteki seçimlerde oylarına tahvil etmenin yollarını arıyor. En büyük güvensizlik kaynağı budur. Bu ülkeye barış gelecekse oyların artıp düştüğüne göre karar vermeyelim. Biz koltuğumuza göre bunu endekslersek ilk tökezlemede barıştan vazgeçeriz. Partizanlık çıkarlarını bir kenara bırakarak yola çıktık diyorsak, popülist kelimeleri bırakacağız. Barış kimsenin iki dudağının arasında değildir. Tutuklu olanlar da barış sürecine katkı sunanlardır. Bunları yok sayarak barışı gökten zembille indiriyorum yaklaşımı hesapçılıktır. Bu kaygı uyandırıyor" dedi.

Hükümetin yol haritası netleşmedi
Demirtaş, hükümetin yol haritasının netleşmediğini bunun da ikinci kaygıları olduğunu vurgulayarak, "Biz konuşarak çözme taraftarıyız. Silahlar elbette sussun. Barışçıl yollarla Kürt sorununu çözümünü savunmak bizim ilkesel duruşumuzdur. Ama kalıcı barışın bu ilkelerin altının doldurulmasından geçtiğini bilecek kadar deneyimliyiz. Barış, barış demekle barışın gelmeyeceğini biliyoruz. O nedenle sağlam adımlarla karşılıklı güven veren bir adımla ilerlemekte fayda görüyoruz. İlk heyet, ve ikinci heyet de bu amaca katkı sunmak için gitti. Başka bir amacı veya beklentileri yok bu arkadaşların. Partimizin de yok. Süreç şu kritik günlerde sağlam iplerle bağlanmak isteniyorsa hükümetin söylemi, üslubu ve atacağı adımlar belirleyici olacak. Biz yapmamız gereken her şeyi başından beri yapıyoruz. Hükümet atması gereken adımları korkmadan atacak mı izliyoruz. İmralı'dan gelen mektuplar bize ulaştı. Mektubun diğer muhataplarına ulaşmasını sağlayacağız. Kendi önerilerimizi toplayıp yeniden üçüncü heyet ile İmralı'ya ulaştırılması için çalışmaları başlatacağız. Biz sorumluluktan kaçmadan hükümetin sorumluluklarını hatırlatmak görevi ile karşı karşıyayız. Tek başına AKP'nin bu süreci yürütmeyeceği kesindir. Gücü veya Meclis'teki sayısı yetmiyor diye değil, demokrasi algısı yetmediği içindir" dedi.

'Çözüm önerilerinden taviz vermeyiz'
"Biz barış girişimini ve süreci destekliyoruz. AKP'yi veya parti programını desteklemiyoruz. Bizim detaylı önerilerimiz ve arkasında durduğumuz çözüm önerileri var. Bizi tanıyanlar bundan taviz vermeyeceğimizi bilir. İktidarda AKP olduğu için onlarla sürecin nasıl olacağını tartışırız. İlişki kurulması gerekiyorsa kurarız" diyen Demirtaş, AKP'nin programının Türkiye'ye derman olmayacağını bildiklerini söyledi. Demirtaş, "Çözüm için uğraşmak, önümüzdeki seçimlerde AKP'yi sandığa gömmemek için gerekçe değildir. Halkımız BDP'nin çözüm anlayışını bilmelidir. Eğer bu gerçekleşemezse biz halkımızla birlikte her yere bunu anlatamazsak demokrasiyi getirmek çok zor olacak" diye belirtti.

AKP zihniyet değişimine gidecek mi
"AKP döneminde pratikleri gördük. Şimdi AKP zihniyet değişimine gidecek mi gitmeyecek mi onu görmek istiyoruz" diyen Demirtaş, konuşmasına şöyle devam etti: "Bildiğimiz tekçi anlayış değişecek mi bunu görmek istiyoruz. AKP'nin bugüne kadar bahaneleri vardı. Haklı ya da haksız. Şimdi hiçbir bahanesi yok. Toplumun ezici bir çoğunluğu görüşmeleri, müzakereyi ve demokratikleşmeyi destekliyor. Medya, aydın ve yazarların önemli bir kısmı destekliyor. Fakat köklü bir zihniyet değişikliği olmadan, ''Cumhuriyetin tekleştirme anlayışı ile sorunu çözerim'' yaklaşımı bir kez daha dayatılırsa bizim kaygımız buradan demokrasi ve özgürlüğün çıkmayacağı yönündedir."

'Onlara biz de kulak asmayacağız'
Süreçten rahatsız olanların olduğunu söyleyen Demirtaş, "Onlara biz de kulak asmayacağız. Kürt sorununu yaratan zihniyet bize demokrasi dersi veremez. Katliamlara imza atmış zihniyet bize demokrasi dersi veremez. Cumhuriyet tarihi boyunca halktan, Kürtten, Aleviden bihaber olanlar bize nasihat veremez" dedi.

BDP mektubu görüştü

Grup toplantısı ardından BDP Parti Meclisi, Genel Merkez binasında toplandı. BDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın BDP'ye gönderdiği mektuba ilişkin PM üyelerine bilgi verildi. PM ardından ise Merkez Yürütme Kurulu'nun toplanacağı öğrenildi.
BDP Eşbaşkanı Demirtaş'ın önceki gün yaptığı açıklamada, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın taslak hazırlığı içinde olduğunu belirterek, birkaç gün içinde kendilerine ulaştırılmasını beklediklerini belirtmişti. Mektup, dün sabah BDP Eşbaşkanlarına teslim edildi. İmralı'da Öcalan ile görüşen ikinci BDP heyeti içerisinde yer alan BDP Amed Milletvekili Altan Tan, bir televizyon kanalında görüşmenin ayrıntılarına ilişkin yaptığı açıklamada, Öcalan'ın kaleme aldığı mektuba ilişkin ise şunları belirtti: "Sayın Öcalan, bütün konuştuklarımız ve daha ötesi düşündüklerini, planladıklarını ifade eden, üç ayrı konuyu içeren bir mektup gönderecek. Birinci başlık genel bir değerlendirme, ikinci başlık yol haritası, üçüncü başlıkta ise demokratik ilkeler yer alacak.” Altan Tan, mektubun, Kandil, Avrupa ve BDP’ye iletileceğini ve sonraki görüşmede gelecek tepkilere göre Öcalan’ın değerlendirme yapacağını dile getirdi.

Basın özgürlüğü sağlanmalı

BDP Eşbaşkanı Demirtaş, 24 Şubat 1992 yılında Batman'da katledilen Yeni Ülke Gazetesi muhabiri Cengiz Altun'u rahmetle andıklarını belirtti. 2013 yılında halen 72 tutuklu gazeteci olduğunu hatırlatan Demirtaş, "Başbakan bunun bir elin parmaklarını geçmediğini söyleyebilir. Ya Sayın Başbakan 80 parmaklı ya da kamuoyunu yanıltıyor. Gazeteciler sendikası ve örgütleri isim isim raporlarla ortaya koyarken, hükümetin temsilcileri, 'gazeteci faaliyetlerinden dolayı içeride tek bir kişi yoktur' diyebiliyor. Başbakan, yazdıklarından dolayı suçlanmadıklarını söylüyor. Diktatörlükle yönetilen ülkelerin yasalarında bile 'gazetecilik suçtur' diye bir kanun yazmaz" dedi.
 ''Toplum gerçek bilgiye ulaşamıyorsa o toplumda özgürlüklerin ve barışın gelişmesi imkansızdır'' diyen Demirtaş, ''Dersim, Koçgiri, Sivas, Maraş'ı yazamayan, faili meçhulleri yazamayan basın bugün barışın gelişmesi yönünde ciddi bir rol oynamıştır. Başbakan eğer özgürlüklerden ve kalıcı barıştan söz ediyorsa ilk el atması gereken nokta basın özgürlüğüdür. Artık 'terörist oldukları için içerdeler' sözünü bırakmaları lazım" şeklinde konuştu. Demirtaş, yapılması gereken şeyin basın özgürlüğünü kısıtlayan maddelerin özgürlükler lehine yeniden ele alınması ve yargıya, "basının üzerine gitmeyin" mesajının verilmesi olduğunu söyledi.

‘Alevileri savunmakla mükellefiz’

BDP Eşbaşkanı Demirtaş grup toplantısında Alevilere yönelik inkar ve hak ihlallerine de yer verdi. İstanbul'da 50'ye yakın Alevi örgütü ve derneği ile yapılan diyalog toplantısına değinen Demirtaş, ''Bizlere gerek Alevilerin gerekse diğer farklılıkların kendi talepleri neyse onları dönüştürmeden olduğu gibi savunmak düşmektedir. Partilerin kendini o inançların yerine koyarak onların sınırlarını belirlemek gibi bir işi yoktur. Biz toplantıda parti olarak 'siz ne diyorsanız biz onu savunmakla mükellefiz' dedik" ifadesini kullandı.
"Biz hiçbir kimlik ve dini yapı arasında ayrım yapmıyoruz diyen zihniyetin, Aleviler ve cemevi konusundaki yaklaşımının nasıl facia olduğu ortaya çıktı. Alevilerin devletin karar verdiği yerde ibadet yapabileceğini, onun dışındaki yere ibadethane denilemeyeceğini söylediler" diyen Demirtaş, bir inancı veya ibadet yaptığı yere yüklediği anlamı tanımlamanın devletin görevi olmadığını söyledi.Demirtaş, hükümetin Alevilere karşı kullandığı ötekileştirici ve nefret içeren dili terk etmesi gerektiğini ifade etti.
Demirtaş Alevi toplumunun da kendi içinde birliği oluşturması gerektiğini vurgulayarak, ''Şu noktada Alevi toplumu netleşmelidir. Her şeyden önce kendi içinde birliğini sağlamalıdır. Yavuzdan sonra Alevi toplumunun başına ne gelmişse birliğini oluşturamamasından gelmiştir. Alevilerin birliğini oluşturması Türkiye demokrasisi açısından güç olacaktır. Alevi kimliğini ifade etmekten sakınan bir siyasi kimliğin Alevi yurttaşlara verebileceği bir şey yoktur" şeklinde konuştu.


KÜRTLER HAZIR HÜKÜMET HAZIR MI? – Özgür Gündem

BDP Eşbaşkanı Demirtaş, sürecin ilerlemesi için AKP’den adım beklediklerini söylerken, Öcalan’ın gönderdiği mektubun kendilerine ulaştığını kaydetti. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Kalkan da, ‘Kürtler kararlı ve net. Ama tek taraflı olmaz’ dedi

MEKTUPLAR BİZE ULAŞTI

“Çözüm için biz gereken her şeyi yapıyoruz” diyen BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, hükümetin de kaygıları gideren pratik adımlar atmasını istedi. Demirtaş, “Hükümetin atacağı adımlar belirleyici olacak” derken, Öcalan’dan gelen mektupları ise muhataplarına ulaştıracaklarını kaydetti.

BİR BAŞLANGIÇ ARAYIŞI

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, İmralı’daki ikinci görüşme için önemli değerlendirmelerde bulundu. Kalkan, “Bir hazırlık çalışması içinde olunduğu anlaşılıyor. Bir başlangıcın arayışı denilebilir. Bu konuda Kürtler kararlı ve netler. Ama tüm bunlar tek taraflı olmuyor” dedi.

AKP’nin adım atmasını  bekliyoruz

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında konuştu. Demirtaş, 24 Şubat 1992 yılında Batman’da katledilen Yeni Ülke Gazetesi muhabiri Cengiz Altun’u anarak konuşmasına başladı. Kürt sorununda yaşanan gelişmelere değinen Demirtaş, “Neredeyse 2 aydır temel gündem İmralı süreci dediğimiz ve İmralı’da Sayın Öcalan ile hükümet arasında yaşanan görüşmelere biz de katkı ve destek sunuyoruz. Görüşmelerin müzakere ve kalıcı barışa dönüşmesi için siyaseten ne yapmamız gerekiyorsa yapıyoruz” dedi. Demirtaş ayrıca şunları kaydetti: “AKP kendini merkeze koyarak, barışı tek başına getirme sevdası ile hareket ederek bu işin yürümeyeceğini biliyor. Ama bunu kendi partisinin gelecekteki seçimlerde oylarına tahvil etmenin yollarını arıyor. En büyük güvensizlik kaynağı budur” dedi.

‘Mektubu ulaştıracağız’

Demirtaş, hükümetin yol haritasının netleşmediğini, bunun da ikinci kaygıları olduğunu vurgulayarak, “Barışçıl yollarla Kürt sorununun çözümünü savunmak bizim ilkesel duruşumuzdur. Ama kalıcı barışın bu ilkelerin altının doldurulması ile geldiğini bilecek kadar deneyimliyiz. Sağlam adımlarla karşılıklı güven veren bir adımla ilerlemekte fayda görüyoruz. Gerek ilk heyet gerekse ikinci heyet de bu amaca katkı sunmak için gitti. Süreç şu kritik günlerde sağlam iplerle bağlanmak isteniyorsa hükümetin söylemi, üslubu ve atacağı adımlar belirleyici olacak. Hükümet atması gereken adımları korkmadan atacak mı izliyoruz. İmralı’dan gelen mektuplar bize ulaştı. Mektubun diğer muhataplarına ulaşmasını sağlayacağız. Kendi önerilerimizi toplayıp yeniden üçüncü heyet ile İmralı’ya ulaştırılması için çalışmaları başlatacağız. Biz sorumluluktan kaçmadan hükümetin sorumluluklarını hatırlatmak görevi ile karşı karşıyayız” dedi.

‘AKP’nin pratiği belli’

“Biz barış girişimini ve süreci destekliyoruz. AKP’yi veya parti programını desteklemiyoruz” diyen Demirtaş, “Halkımız BDP’nin çözüm anlayışını bilmelidir. Eğer bu gerçekleşemezse biz halkımızla birlikte her yere bunu anlatamazsak demokrasiyi getirmek çok zor olacak. AKP döneminde pratikleri gördük. Şimdi AKP zihniyet değişimine gidecek mi gitmeyecek mi onu görmek istiyoruz. Bildiğimiz tekçi anlayış değişecek mi bunu görmek istiyoruz. Toplumun ezici bir çoğunluğu görüşmeleri, müzakereyi ve demokratikleşmeyi destekliyor. Medya, aydın ve yazarların önemli bir kısmı destekliyor. Fakat köklü bir zihniyet değişikliği olmadan, Cumhuriyetin tekleştirme anlayışı ile sorunu çözerim yaklaşımı bir kez daha dayatılırsa bizim kaygımız buradan demokrasi ve özgürlüğün çıkmayacağı yönündedir” diye konuştu. Süreçten rahatsız olanların olduğunu söyleyen Demirtaş, “Onlara biz de kulak asmayacağız. Kürt sorununu yaratan zihniyet bize demokrasi dersi veremez” dedi.

 Devlet dine karışmaktan vazgeçsin

Demirtaş’ın gündeminde Alevilerin yaşadığı sorunlarda vardı. Demirtaş, “Kim kendi ibadetini nerede nasıl yapmayı arzuluyorsa devlete ve partilere düşen şey bunu olduğu gibi kabul etmektir. Aleviler cemevine ibadethane diyorsa gerisini tartışmak devletin görevi değildir” dedi. Demirtaş, “Camide ne konuşulacağını diyanet belirliyor. Bu Allah dini değil, devlet dinidir” diyen Demirtaş, farklı inançta olan yurttaşlar ile Sünni vatandaşların da buna itiraz etmesi gerektiğini söyledi.

PM üyelerine bilgi verildi

BDP Parti Meclisi (PM) dün Genel Merkez binasında toplandı. Toplantıda, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın BDP’ye gönderdiği mektuba ilişkin PM üyelerine bilgi verildi. BDP PM üyeleri, BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak başkanlığında toplandı. Toplantıda PKK Lideri Öcalan’ın BDP’ye gönderdiği mektuba ilişkin PM üyelerine bilgi verildiği öğrenildi.


Serbestberdan bi pêvajoyê ve girêdayî ye – Azadiya Welat

Endamê Konseya Rêveber a KCK’ê Duran Kalkan der barê banga Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan a serbestberdana girtiyan de axivî û got ku ev bang li her du aliyan hatiye kirin û şertên berdanê vegot. Kalkan anî ziman ku ger pêvajoya demokratîk pêş ve biçe, ew ji bo vê ne girtî ne û wiha got: “Lê ev ne yek aliye, bila kes vê ji me nexwaze.”

Kalkan der barê hevdîtina duyemîn a heyetê de axivî û wiha got: “Diyar e nîqaşek hatiye kirin. Belkî hin tişt tên amadekirin. Berê Rêber Apo ji bo hemû hevdîtinan wiha gotibû; “Em hîmê zîhniyetê diavêjin.” Belê xebatek, biryarek heye lê ev encam nîn e.  Heta destpêk jî nîn e, tenê lêgerîna destpêkê ye.  Bi zor û zehmetî bi têkoşînê hewldana amadekirinê heye. Ev ji xwe rêbaza Rêber Apo ye. Têkoşîna azadiyê jî wiha pêk hat. Kurd zelal in û ligel çareseriyê ne.”
 
SERBESTBERDAN
Kalkan da zanîn ku ew di warê mirovahî de, polîtîk te tiştekî red nakin û got: “Em weke tevger xwediyê ferasetê ne. Jixwe ger pirsgirêk bi serbestberdana girtiyan çareser bibûya, me jî dê wekî AKP gelek bigirtana. Me jî dikarî peywirdarên dewleta tirk sûcdar bidîta û bigirta. Hêza me jî têrê dikir lê me ev nekir. Serbestberdan di van şertan de çêdibe; aliyek bi pêvajoyê ve girêdayî ye. Ger ev pêvajoya Rêber Apo pêş xistiye pêşve biçe, niyeta baş derkeve holê  û ev pêngav beramber dê bê avêtin û navbeynkar divê hebin.”
 
YEKALÎ NABE
Kalkan  got ku ew ev bang wekî yek alî fêm nekirine û wiha got: “Divê herdu alî guh bidin vê bangê. Ger lêgerînek wisa hebe deriyê me ne girtî ye. Ji bilî vê bi awayekî yekalî bila kes ne li bende me be. Berê me dikir.  Malbat ketin navberê, me neşkandin.  Em tevgereke mirovahî ne. Pirsgirêka me bi wan re tune. Ji ber wê em mirovane nêz dibin.  Madem çareseriya siyasî tê xwestin, ev têkoşîna siyasî ye û yek alî nabe.”
 
AKP BÊÇARE YE
Kalkan bal kişand ser konsepta Srî Lanka ku behsa wê dihat kirin û wiha got: “Daxuyaniyên Gulen hebûn; digot lêxe bikuje. Gotin ên din nekir, lê Srî Lankayê li dijî Tamîla kir.  Lê Tamîl di nav xwe de parçe bû. Ji ber rewşa xwe winda kirin. Ji ber êrîşan nebû. AKP ji xwe re kir amûr.  Der barê ku PKK tasfiye dibe de konseptek avakirin. Ji tîrmeha 2011’an heta tebaxa 2012’an ev plan meşandin. Yanî şêwirmendê Erdogan, Yalçin Akdogan digot dê heta adarê bi dawî be. Lê berxwedana kurdan ev vala derxist. Têk çû. Niha Erdogan dibêje, ez hemû rîskan digirim ser xwe.  Ev jî baweriyê nade mirovan. Lê divê mirov vê fêm bikin; AKP bê çare maye.”
 
REWŞA ARTÊŞA TIRK
Kalkan bal kişand ser nîqaşên  agirbest, çekdanîna PKK’ê û vekişîna gerîla û wiha got: “Yên ku van gotinan dibêjin, ez van pêşniyaran bo wan dikim; bila wisa bêjin, gelo dê artêşa tirk hêza xwe ji Kurdistanê vekêşe, polîsên dewleta tirk dê ji Kurdistanê biçin? AKP dê rêveberiya Kurdistanê ji kurdan re bihêle? Dê kurd bê asta ku dê hilbijartinên xwe bi xwe bikin? Ger pirsgirêk bê çareserkirin divê wisa be.”
Duran Kalkan diyar kir ku ger kurd vê çaresriyê qebûl bikin PKK ne asteng e û got: “Bihêlin bila îradeya kurdan derkeve holê. Em ji bo kurdan hilbijartinê bikin. Bê guman bila PKK jî nêrînên xwe bêje.  Civak bêje çi, em nabêjin na.  PKK bêguman ger çareserî pêk were, dikare rewşa xwe biguhere jî. Divê li dijî asîmîlaysonê derkevin.”


‘Dünyayı kadın mezarlığına çevirenlere karşı alanlardayız’ – JINHA

2-3 Şubat’ta İstanbul’da, “Politikada Derinleşiyor, Örgütlenerek Yürüyoruz” şiarıyla gerçekleştirilen Yeni Demokrat Kadın Kurultayı ardından, kadınlar şimdi de 8 Mart’a hazırlanıyor.

Kurultayda önümüzdeki süreç için “kayıt dışı çalışma sektöründe kadın emeği” ve “kadına yönelik şiddet” şeklinde 2 politik gündem belirlemiş ve önceliğini kadın emeği konusu üzerine verme kararı alan Yeni Demokratik Kadın üyeleri,  “Bu süreç boyunca emek gündemi üzerine çeşitli araştırma-incelemeler yapacak, önümüze bu konu ile ilgili pratik çalışmalar ortaya koyacak ve bu konuda derinleştiğimiz oranda emekçi kadın kitleleri ile biraraya geleceğiz. Emekçi kadın kitleleri ile biraraya geldikçe emek konusunda politika üretmekte derinleşeceğiz" belirlemesini yaptı.

103 yıldan sonra… ‘Ortak örgütlenme ve ortak eylem’

1857 yılında, ABD’nin New York kentinde büyük çoğunluğu kadın 40 bin dokuma işçisinin “insanca yaşam” talebiyle tezgahlarından doğrulduğu ve bu yüzden katliama maruz kaldığı 8 Mart tarihinin, 1910 yılında 2. Enternasyonal Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda emekçi kadınların mücadele günü olarak ilan edilmesinin üzerinden 103 yıl geçti, değerlendirmesini yapan Yeni Demokrat Kadın üyeleri şu belirlemede bulundu:

“2013 8 Mart’ı yaklaşırken, hazırlık çalışmalarımızı emek yönelimimizi derinleştirmek amaçlı bir araç haline getirmeliyiz. Bulunduğumuz alanlarda 8 Mart’a dair ortak örgütlenen eylem ve etkinliklerin etkin bir öznesi olması gereken bizler, bu süreçteki çalışmalarımızı örgütlülüğümüzün kurumsallaşması için bir basamak işlevi görmesini sağlamalıyız. 8 Mart’a sayılı günler kala komisyonlar oluşturmalı, bu komisyonlarda yer almalı, komisyonlara kadınların etkin bir şekilde katılmasını ve kolektif bir çalışma örmesini sağlamalıyız. Bu birlikteliğin salt 8 Mart çalışmaları ile sınırlı kalmaması için de çaba harcamalıyız. 8 Mart çalışmalarında önümüzde iki net hedefimiz olmalı: Bunlardan ilki bu süreçte yapacağımız çalışmalarla emek konulu politik yönelimimizi derinleştirerek kadınlarla iletişime geçmek, bu alan çalışmamızı kurumsallaştırmak olmalıdır. İkincisi ise, bu gündem aracılığıyla kadınlar olarak daha fazla sokağa çıkmalı ve etkinliklerle kapatılmaya çalıştığımız dört duvar arasından çıkmalıyız. Yeni Demokrat Kadınlar olmak üzere tüm kadınlara örgütlenme ve dünyayı kadın mezarlığına çevirenlerin iktidarına karşı savaşma çağrısıdır.”


'AKP'yi üniversitemize sokmayacağız' – Etkin Haber Ajansı

İstanbul Üniversitesi Kongre Merkezi'nde Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç ile Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış'ın katılımıyla yapılacak olan "İfade Özgürlüğü Konferansı" protesto edildi. Konferansı iptal ettiden öğrenciler, alternatif forum düzenledi.

İstanbul Üniversitesi öğrencileri, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç ile Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış'ın katılımıyla İstanbul Üniversitesi Kongre Merkezinde düzenlenecek olan "İfade Özgürlüğü Konferansı"nı yaptırmadı.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Öğrencileri, yemekhane önünde bir araya gelerek, "İfade özgürlüğüne düşman AKP üniversiteye giremez" pankartı ile "Yüzlerce öğrenci tutuklu ifade özgürlüğü nerede", "40 öğrenci iki asistana soruşturma açıldı, ifade özgürlüğü nerede" dövizlerini açtı. Buradan "AKP defol üniversiteler bizimdir", "Üniversiteler bizimdir, bizimle özgürleşecek", "AKP'den hesabı gençlik soracak" sloganlarıyla konferansın yapılacağı Kongre Merkezi'ne yürüdü.

Burada öğrenciler adına açıklama yapan Deniz Can, ifade özgürlüğü kapsamında düzenlenen bir etkinliğe AKP'li bakanların çağırılmış olmasını eleştirdi.

"AKP'liler ODTÜ'den de aldıkları dersle üniversitelilerin tepkisinden çekinerek bir süredir üniversitemize gelmiyorlardı" diyen Can, şöyle devam etti: "Ancak bu sefer de 'ifade özgürlüğü' panelini fırsat bilen AKP'nin bakanları üniversitemize gelerek 'demokrasinin ne kadar ilerlediği' yalanlarını anlatacak ve güya üniversitelileri de bu yalana inandırmaya çalışacak. AKP'ye karşı çıkan hakkını savunan herkesin polis şiddetine maruz kaldığı günümüzde AKP'lilerin üniversitelerimize gelerek demokrasi şovları yapması üniversiteliler tarafından kabul edilebilir bir durum değildir. Bu yüzden bir kez daha ilanımız olsun; AKP üniversiteye giremez."

'İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ YÖNETİMİ DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SAVUNAMAZ'

İstanbul Üniversitesi yönetiminin de fikir ve ifade özgürlüğünü ayaklar altına alan bir anlayışı temsil ettiğini söyleyen Can, rektörlüğün iki ay önce yeni YÖK Yasası ve ODTÜ ile ilgili bir foruma katılan ve konuşma yapan iki akademisyen ile 40 öğrenciye soruşturma açtığını hatırlattı.

Can, "Bu yüzden son kez ilanımız olsun; iki gün boyunca sürecek bu etkinlikler boyunca AKP'ye, AKP'nin rektörü Yunus Söylet'e ve sözde özgürlükçülere rahat vermeyeceğiz. Düşünce özgürlüğüne düşman AKP'yi üniversitemize sokmayacağız" dedi.

Açıklamanın ardından öğrenciler Kongre Merkezine girmek istedi. Özel Güvenlik görevlilerinin kimlik kontrolü yapmak istemesi üzerine kısa süreli arbede yaşandı. ÖGB barikatını aşan öğrenciler içeri girdi. İfade özgürlüğünün tanımının yapıldığı sırada Konferans Salonuna giren öğrenciler, "AKP defol üniversiteler bizimdir", "Üniversiteler bizimdir, bizimle özgürleşecek" sloganlarını attı ve kürsüyü işgal etti.

Bunun üzerine panel iptal edildi ve öğrenciler forum düzenledi.

İfade özgürlüğünün tartışıldığı bir panelde sivil polislerin içeride olmasına tepki gösten öğrenciler, Rektör'den polisleri dışarı çıkarmasını istedi ve "Polis dışarı üniversiteler bizimdir" sloganını attı.

Forumda ilk sözü konferans organizatörlerinden AKP Gençlik Kolları üyesi Fatih isimli kişi aldı. Fatih'in, "İfade özgürlüğü dediğiniz yerde ifade terörü yaptınız, provakasyon yaptınız. Kendi görüşlerinizi değil muhalefetin görüşlerini savundunuz" sözleri salonda büyük tepki aldı.

'HAYATIMIZIN YARISI AKP TERÖRÜYLE GEÇTİ'

Muhalif öğrencilerden Bircan Biral, "Ortalama hepimiz 20-22 yaşlarındayız. Hayatımızın yarısı AKP iktidarıyla, bu halkın yoksullaştırılmasını izlemekle, katliamları, ölümleri, sefaleti izlemekle geçti. Esas bizim hayatımız AKP terörüyle geçti" dedi.

Konferansı organize edenler daha sonra salonu terk etti.


Demîrtaş: Nameya Ocalan 20 rûpel in - Xendan

Piştî ku şandeya Piştî ku BDP'ê piştî ku di roja 23'e Sibatê de li Îmraliyê bi Rêberê Gelê Kurd Ebdullah Ocalan re hevdîtin pêk anî, Rêbere Gelê Kurd Ebullah Ocalan derbarê çareseriyê û aştiyê de nameyek ku ji 20 rûpelan pêk tê ji bo Partiya Aştî û Demokrasiyê ( BDP'ê) , Qandîl û Ewrupayê şand.

 Nameya ku ji BDP'ê rehat şandin gihişt destê BDP'ê, hevserokê BDP'ê Selahedîn Demîrtaş ragihand ku piştî ew nameyê di civîna partiya xwe binirxînin dê pêşniyara xwe pêşkêşî Îmraliyê bikin.

 Hevserokê Giştî yê BDP'ê Selahedîn Demîrtaş, beşdarî Nûçe TV bû der barê nameya ku Rêberê Gelê Kurd Ebdullah Ocalan ji wan re şandiye agahî da. Demirtaş, diyar kir ku serokê PKK Ebdula Ocalan ji bo aştiyê û çareseriyê pêşnûmeya ku ji 20 rûpelan pêk tê amade kiriye û ji wan re nivîsaniye.

Demîrtaş da zanîn ku piştî wan name girt û nirxand ji bo ku name bigêje muxatabên din dê di nava hewldanan de bin û wiha got: "Birêz Ocalan ji bo çareseriyê pêşnûmayekê amade dike, em dê pêşniyaren xwe amade bikin û bi şanda sêyemîn ji Îmraliyê re bişînin.

Demîrtaş têkest kir ku, helwest û sekna gelê me dê diyarker be, divê gelê me baldar û hişyar be, divê vê hevdîtina li Îmraliyê wekî ku her tişt pêk hatibe û çareserî dê pêş bikeve nenirxînin ji ber ku ev gavên destpkê ne, divê pajoyê pir baldar û hûr bişopînin , divê rêxistinbûna xwe xurt bikin, û divê amadekariyên 8'ê Adar`ê û Cejna Newrozê bi coş û heyecana herî mezin pêş bixin.


Son bir ayda İran’da 64 kişi idam edildi - Dengê Azad

Edinilen bilgilere göre son 36 gün içinde İran İslam Cumhuriyetindeki cezaevlerinde 64 kişinin idam edildiği kaydedildi.
İran Kürdistan Demokrat Partisi-PDKÎ resmi yayın organı Kurdistanmedia internet sitesinin haberine göre son 36 gün içinde biri Afganistan vatandaşı olmak üzere 64 kişinin çeşitli suçlardan dolayı İran’da idam edildiği bildirildi.
İdam edilenlerin çoğunluğunun İran Devrim Mahkemeleri tarafından uyuşturucu madde kaçakçılığından suçlu bulundukları kaydedildi.
İran İslam Cumhuriyeti dünyada idam cezasının en çok uygulandığı Çin’in ardından ikinci sırada yer alıyor.


Mustafa Karasu:Adım Atması Gereken AKP’dir – Kurdistan - Post
 
Şu anda Türkiye’de en fazla tartışılan konu BDP’lilerin İmralı’ya giderek Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmelerdir. Kuşkusuz İmralı’da devlet yetkilileri de görüşmeler yapmaktadır. Kürt Halk Önderi’nin çözüm için hangi önerileri ortaya atacağı da merak edilmektedir. Şu anda Kürt Halk Önderi’nin çözüm için önemli rol oynayacağı hususunda genel bir kanı oluşmuş bulunmaktadır. Bu kanı ve beklenti, Kürt Halk Önderi’nin çözüm için büyük yoğunlaşması ve çaba göstermesine denk bir durumdur. Gerçekten de Kürt sorununun çözümü konusunda bu Önderlik kadar çaba gösteren başka bir kişi gösterilemez.

Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi 1988 yılında Mehmet Ali Birand’la yapılan röportajdan bu yana bu sorunu demokratik yollardan çözmek için büyük bir çaba göstermiştir. Dünyada bu pozisyonda bulunan bir halk ve onun önderi çözüm için bu düzeyde bir çaba göstermemiştir. Ancak Türkiye’de Kürt sorununu çözmek değil de, Kürtleri zaman içinde soykırıma uğratmak ve ortadan kaldırmak hedeflendiği için bu çabalar karşılık bulmamıştır. Kürt Halk Önderi’nin her çabası Türk devletindeki bu anlayış nedeniyle boşa çıkarılmıştır. Bu açıdan sorun Kürt Halk Önderi’nin ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin çözüm için olumlu yaklaşıp yaklaşmaması değildir. Bu konuda Kürt tarafında bir sorun yoktur. Sorun, Türk devletinin zihniyet değiştirmemesidir. Eski zihniyet ve amacı bazı rötuşlarla yenileyerek değiştirmemede ısrar etmesidir. Kürt sorunu konusundaki siyasi durum ve çözüm çabalarının neden sonuç vermediği bu çerçevede ele alınırsa anlaşılabilir. Yoksa gerçek durum anlaşılmaz. Dolayısıyla da bu sorunu çözmenin önünü açacak gelişmeler yaratılamaz.
1993’te PKK Önderliği, PKK yönetimi ve tüm komutanlarıyla da tartışarak bir ateşkes ilan etti. Bu ateşkes, Kürt Halk Önderi’nin örgütüyle yaptığı tartışmalarla aldığı bir karardı. Türk devletinin bir çözüme yanaşacağına inanılmasa da böyle bir adım atılmıştı. Çözüm için böyle adımlara her zaman gerek vardır. Siyasette cesaret ve girişimcilik her zaman mücadele kadar önemlidir. Özellikle çatışmalı ortamlarda ateşkesler de her zaman politik çözüm arayışları için atılan ve atılması gereken adımlardır. Kürt Halk Önderi de o zaman Özal’ın bazı konuşma ve yaklaşımlarını cesaretlendirmek ve bu konuşmaları karşılıksız bırakmamak için ateşkes ilan etmiştir. Özal’ın bazı aracılarla gönderdiği mesajda bu ateşkesler de rol oynamıştır.

Barış çağrıları ve Özal’ın ölümü
Bu ateşkes uzun sürmemiştir. Daha sonraları savaş daha da şiddetlenmiş ve Kürdistan’da görülmemiş bir kirli savaş dönemi başlamıştır. Tarihin gördüğü en büyük kirli savaşlardan biri 1993 ve 1994 yıllarında Kürdistan’da gerçekleşmiştir. Ateşkes ilk bir ay sorunsuz geçmiştir. Bir ayın bitmesinden sonra tekrar uzatılmıştır. İkinci uzatılma sürecinde Özal öldürülmüştür. Bilindiği gibi Özal’ın ölümünden sonra “Özal ölmedi, öldürüldü” diyen de Kürt Halk Önderi’dir. Özal’ın öldürüldüğüne dair kuşku ve kanaatlerin oluşmasında Kürt Halk Önderi’nin değerlendirmeleri etkili ve belirleyici olmuştur. Zaten o dönemde başkaları da bu durumu açık dillendirmemiştir. Aile de kuşkularını daha sonra ortaya koymuştur.
Özal’ın katledilmesi zaten bu ateşkes sürecinin bittiğinin ilanıdır. Özal’ı öldüren irade bu sorunu demokratik yoldan çözmeyi değil, kirli savaşla bu sorunu gündemleştiren etkenleri, güçleri ortadan kaldırmayı hedeflemişlerdir. 1993, 1994 ve sonrası yıllardaki kirli savaş bunun kanıtıdır.
Kuşkusuz 33 askerin ölümü, öldürülmesi bu ateşkes sürecinin tümden son bulmasında etkili olmuştur. Ancak bu ateşkes sürecinin ve Kürt Halk Önderi’nin çabalarının sonuç vermeyeceği ve buna koşulların olmadığı önceden, yani Özal’ın ölümüyle netleşmiştir. 33 askerin ölümü ise sadece kirli savaş kararıyla Kürt Özgürlük Hareketi’ni bitirmek isteyenlere gerekçe olmuştur. Kısa sürede kirli savaşın en üst boyuta çıkması Kürt sorununda herhangi bir demokratik çözüm iradesinin olmadığının, aksine bu tür eğilimlerde olanların cezalandırılacağının kanıtı Özal’ın öldürülmesidir. Yoksa 33 asker ölmeseydi bazı gelişmeler olurdu düşüncesi gerçekçi değildir. Kürt Halk Önderi de olayı böyle ele almıştır.
Özal’ın öldürülmesi, Türk devletinin soruna yaklaşımıdır. Kürt Özgürlük Hareketi ne yapsaydı da bu kirli savaşçılar o yılları böyle yürüteceklerdi. Çünkü zihniyet Kürtlerin varlığını tanımama ve yok etme üzerine kuruluydu. Tabii ki öyle bir süreçte 33 askerin ölümü olmasaydı kirli savaşa karşı mücadele daha etkili yürütülürdü. Kirli savaş gerekçeleri zayıf bırakılırdı. Bu da sonraları demokratik çözüm iradesinin ortaya çıkarılması ve kamuoyunu hazırlamada daha fazla kolaylık sağlardı. Ancak bu durum Kürt hareketinin demokratik çözüm iradesi olmadığını göstermez.
Kürt Özgürlük Hareketi demokratik çözüme her zaman hazırdı. Eğer Türkiye tarafında böyle bir irade olsaydı zorluklar ve engeller aşılır ve çözüm için adımlar atılabilirdi. Çünkü o yıllarda da Kürt Halk Önderi bu sorununun demokratik çözümü için bir çaba içindeydi. Her fırsatı bu konuda değerlendirmek istiyordu. Nitekim Refah Partisi birinci parti olup Erbakan da Hükümet içinde yer alınca Kürt Halk Önderi, 1995 yılının sonunda da tek taraflı ateşkes ilan etmiştir. Ancak bundan da olumlu bir karşılık alınmamıştır. Türk devleti savaşa son hızla devam etmiştir. Öyle ki Kürt Özgürlük Hareketi’ni savaşla bitirmek için İsrail’le tarihin en büyük anlaşması Erbakan tarafından yapılmıştır. Daha doğrusu Erbakan böyle bir anlaşmaya mecbur kılınmıştır. Kürt sorunu söz konusu olunca Türkiye’de en fazla İsrail karşıtı olan bir Başbakan’a bile İsrail’le tarihin en büyük antlaşması yaptırılmıştır. İsrail’le ilişki geliştirilerek ABD’nin tam desteği alınıp Kürt Özgürlük Hareketi ezilmek istenmiştir. 1998 uluslararası komplosu bile 1996 yılındaki Erbakan ve İsrail arasındaki anlaşma ve ilişkilere dayandırılarak geliştirilmiştir.

Çözüm için yeni arayışlar
Kürt Halk Önderi, Erbakan ve daha sonraki hükümetler döneminde gelen her yumuşak mesajı Kürt sorununun çözümü için değerlendirmek istemiştir. Devletin niyetinin ne olup olmadığına bakmadan her ilişki kurma girişimine olumlu cevap vermiştir. Bu nedenle 1997 yılında cezaevleri üzeri kurulmak istenen ilişkiye de olumlu cevap verilmiştir. Hatta daha 9 Ekim 1998 komplosu başlamadan önce Kürt Halk Önderi yaptığı çözümlemelerde artık yeni arayışların ve yolların denenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Örgütü ve toplumu bu tür çabalara hazırlama çalışmasını yapmıştır. Savaşın yeterince sonuç yarattığını, artık siyasal yolların da denenmesi gerektiğini ifade etmiştir. 1998 15 Ağustos değerlendirmesi buna en somut örnektir. Nitekim daha Ortadoğu’dan çıkmak zorunda kalmadan önce 1 Eylül Dünya Barış Gününde yaptığı değerlendirme ve tek taraflı ateşkes bunun somut ifadesi ve pratikleşmesi olmuştur. Ancak  bu ateşkes süreci komplonun daha kolay yürütülmesine vesile yapılmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi demokratik siyasal çözüm niyetini ve bu yönlü arayışını ortaya koyarken, Türk devleti buna karşı tasfiye saldırıları ve komployla cevap vermiştir.
Kürt Halk Önderi komployla esaret altına alınmasından sonra şiddetli bir savaşın yaşanacağını bilmektedir. Nitekim komplo sonrası PKK çok derinleşmiş bir savaş karar ve planlaması içinde olmuştur. Fedailiğin önde olduğu bir direniş tarzını devreye koymak için kendini yeniden örgütlemiş ve düzenlemiştir. Her PKK’li bir fedai eylemcisi olmak için yarışa girmiştir. Kürt Halk Önderi bunun Kürt halkıyla Türkiye halkı arasında onarılmayacak bir savaşa yol açacağını görmüş ve buna engel olmak için gerillayı sınır dışına çektirmiş ve süresiz ateşkes çağrısı yapmıştır. PKK ve gerilla güçleri bu çağrıya uymuştur. Türk devleti bunu Kürt Halk Önderi’nin korktuğuna ve PKK’nin zayıflığına bağlamış ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni tümden bitirme planları yapmıştır. Güya silahlı güçlerin geriye çekildiği süreçte ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel, eğitsel, psikolojik yönden tedbirler geliştirilip tabanı zayıflatılarak Kürt Özgürlük Hareketi marjinalleştirilip yok edilecekti.

Devletin aklı hep tasfiyede
Kürt Halk Önderi 1999, 2000, 2001, 2002, 2003 ve 2004 yıllarında ısrarla ve yakarırcasına çözüm için adım atın çağrısı yapmasına rağmen hiçbir adım atılmamıştır; tasfiye politikalarında ısrar edilmiştir. 2003 ABD müdahalesiyle Güney Kürdistan ilişkisinden yararlanılarak PKK ortadan kaldırılmak istenmiştir. PKK’nin demokratik çözüm ve barış çağrılarına bu politikayla cevap verilmiştir. Bu dönemde bazı çevreler PKK’yi barış dilencisi olarak bile ifade etmiştir. Ne var ki Türk devleti, Ecevit ve daha sonraki Erdoğan hükümeti, yani devlet bu yaklaşımı bir zayıflık olarak değerlendirmiş, ciddiye almamış, kendi bildiği yolda -tasfiye politikası- yürümeye devam etmiştir. Tayyip Erdoğan 2003 yılında açıkça düşünmezseniz böyle bir sorun da –Kürt sorunu- olmaz demiştir.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin tüm çabalarına rağmen AKP Hükümeti de savaş ve tasfiyede ısrar etmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin demokratik çözüm çağrılarına yeni tasfiye yaklaşımıyla cevap vermiştir. 2005’te DEP’lilerin cezaevinden bırakılması bile Kürt hareketini parçalama, karşı karşıya getirme ve tasfiye etme olarak ele alınmıştır. Yani özel savaş, psikolojik savaş, tasfiye dışında başka bir şey düşünmemiştir. 2005 yılında bu yönlü nasıl çabalar yürütüldüğü ve hesabının ne olduğu belgelidir. Kürt Halk Önderi bu gerçeği görmüş, Kürt Özgürlük Hareketi bu çabalardan bilgi sahibi olmuş ve doğru politikalarla bu yönlü çabaları da boşa çıkartmıştır.
AKP bu yönlü çabalardan sonuç alamayacağını görünce 1996 yılında belli çevreleri de araya koyarak tek taraflı ateşkes yaptırmayı amaçlamıştır. Bizzat Başbakan kimi Kürt şahsiyetlerle ilişki kurup Özgürlük Hareketi’ne aracılar göndermiştir. Yine bu dönemde MİT de başka yollardan devreye girmiştir. AKP Hükümeti, Başbakan ateşkes olursa kendilerinin de adım atacaklarını söylemişler ve ateşkes yapılmasını istemişlerdir.
Kürt Özgürlük Hareketi de o günkü siyasi ortamda ateşkes ilanının hükümeti çözüme zorlayacağını düşünüp süresiz ateşkes ilan etmiştir. AKP Hükümeti bu ateşkesi bir çözüm fırsatı olarak değil de, hükümetini rahatlatıp iktidarını pekiştirme olarak ele almıştır. Ateşkes sürecini bir çözüm olarak değerlendirmemiş, 2007 yılında Genelkurmayla iktidarını sürdürme karşılığında Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme konusunda uzlaşmaya gitmiştir. Böylece o güne kadarki devletin Kürt politikasını hükümetin politikası haline getirmiştir. Sadece yöntem değişiklikleri yaparak psikolojik savaş yöntemlerine biraz daha ağırlık vererek bu işi yürütmeyi hedeflemiştir. Genelkurmayla bu uzlaşma sonucu eşi türbanlı bir Cumhurbaşkanı Çankaya’ya çıkabilmiştir. 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra hükümetin aldığı ilk karar sınır dışına asker gönderme olmuştur. O güne kadar “içeridekileri hal ettik mi ki dışarıya yöneliyoruz” diyen hükümet, bu defa sınır ötesi harekatların bir numaralı savunucusu haline gelmiştir. Bu karar 2007 Temmuz seçimleri sonrası ilk Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alınmıştır. 2006 ve 2007 yıllarındaki ateşkesler böyle değerlendirilmiştir. 2007 yılı 5 Kasım’ında gerçekleşen Erdoğan-Bush görüşmesinden sonra imha harekatları havadan ve karadan sürdürülmüştür. 

AKP’nin planları bozunca...
Zap operasyonu başarısızlığı ve 2008 yılında İlker Başbuğ’un Genelkurmay başkanlığı sırasında yapılan görüşmeler sonucu AKP Hükümeti Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı tasfiye saldırılarını güçlendirmek için kültür alanında bazı yumuşama kararları almıştır. Ecevit hükümeti döneminde bir anayasa değişikliği sonucu haftada birkaç saat olan Kürtçe TV yayıncılığı TRT 6 gibi bir kanal kurma ve üniversitelerde Kürtçe diliyle ilgili bölümler açmayla yeni bir biçime kavuşturmuştur. Tasfiye saldırılarının meşruiyeti ve psikolojik boyutu böylece güçlendirilmiştir. 2008 yılında Milli Güvenlik Kurulunda alınan bu karar yanında Kürt Özgürlük Hareketiyle görüşmeler yapılması ve sağlanacak ateşkes ortamında Kürt Özgürlük Hareketi zayıflatılıp tasfiye edilmesi hedeflenmiştir. Nitekim 2008 yılındaki ateşkes ve görüşmeler AKP iktidarını pekiştirme ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni zayıflatma fırsatı olarak ele alınmıştır. Öyle ki, Kürt Özgürlük Hareketi 29 Mart 2009 yerel seçimlerinden sonra 13 Nisan’da ateşkes kararı alırken bir gün sonra 14 Nisan’da siyasi soykırım operasyonları başlatılmıştır. Böylece ateşkes ortamı bir daha çözüm için değil, Kürt Özgürlük Hareketi’ni zayıflatıp AKP Hükümetini güçlendirme fırsatı olarak değerlendirilmiştir.
Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt Halk Önderi buna rağmen yine de Türkiye kamuoyundaki eğilimi dikkate alarak demokratik siyasal çözüm yönünde bir irade ortaya koymuştur. Ancak AKP Hükümeti Kürt Halk Önderi’nin Yol Haritası’nı vermeyerek ve Habur’dan giriş yapan çözüm için barış elçilerini elinin tersiyle iterek siyasi soykırım operasyonları ve askeri harekatlarda ısrar etmiştir.
Ateşkes ortamının bu biçimde kötüye kullanılması 2010 Haziran’ında çatışmaları yeniden şiddetlendirmiştir. Bu durum AKP’nin planlarını bozunca, AKP zorlanınca Kürt Halk Önderi’nin yanına heyetler göndererek yeni bir ateşkes ilan edilmesini istemiştir. Eğer 2010 12 Eylül anayasa değişiklikleri referandumu onaylanırsa olumlu gelişmelerin olacağı söylenmiştir. Ateşkes ilan edilmiş, çatışmaların durması ortamında anayasa referandumu onay görmüş, ancak AKP verdiği hiçbir sözü tutmamıştır. Bunun yerine 2012’de seçim var, ateşkes seçime kadar uzatılsın, ondan sonra bir şeyler yapabiliriz denilmiştir. Kürt Halk Önderi AKP’ye bir şans daha tanımıştır. Seçimlere kadar ateşkes içinde olunmasını istemiş, Kürt Özgürlük Hareketi de buna uymuştur. Ancak AKP hem Kürt Özgürlük Hareketi’nin eylemsizlik içinde tutmak, hem de milliyetçilerin oyunu alarak seçimde anayasayı tek başına çıkaracak bir sayıya ulaşmayı hedeflemiştir. Bu nedenle askeri ve siyasi operasyonları durdurmamış, yüze yakın gerilla seçim öncesi katledilmiş, yüzlerce Kürt siyasetçisi tutuklanmış, ben olsaydım Abdullah Öcalan’ı idam ederdim diyerek şoven milliyetçi çevrelerin oyunu almaya çalışmıştır. Bu ateşkes ortamını da tamamen bir seçim kazanma fırsatı olarak değerlendirmiştir.

AKP hiçbir adım atmamıştır
AKP seçimi kazandıktan sonra Oslo görüşmeleri bir daha yapılmamış; AKP Oslo görüşmelerine son verdiği gibi, Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi’nin istediği hiçbir adımı atmamıştır. Kürt Halk Önderi’nin sunduğu ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin uygun gördüğü protokoller kabul edilmemiştir. Ne Meclis devreye sokulmuş, ne de çözüm için herhangi bir taahhüt verilmiştir. Bu durum karşısında Kürt demokratik hareketi kendi Demokratik Özerklik çözümünü kendisi gerçekleştirme kararı almıştır. AKP’nin tüm ateşkes imkanlarını kendi hükümetini güçlendirme ve devlet içine yerleşme olarak değerlendirdiği netleşmiştir. Devletin içine yerleştikçe de eski zihniyet, söylem ve pratiği daha açıkça ortaya koyduğu görülmüştür.
AKP Hükümeti defalarca ilan edilen ateşkesleri kötüye kullanmış, çözüm için hiçbir adım atmamıştır. Sadece parti çıkarları için bu süreci heba etmiştir. Böylece ateşkesleri ve görüşmeleri anlamsız hale getirmiştir. Seçimlerden de başarılı çıkınca askeri ve siyasi operasyonlarla PKK’yi bitireceğine inanmıştır. 12 Haziran seçimleri sonrası Kürt Halk Önderi’nin sunduğu protokolleri yok sayması ve çözüm için adım atmaması bunun sonucudur. 14 Temmuz özerklik ilanı bu tutuma bir cevap olmuştur. Bu sorunu Demokratik Özerklikle çöz çağrısı olmuştur. AKP Hükümeti BDP’nin Demokratik Özerklik çözüm iradesi karşısında buna olumlu cevap verip adım atma yerine, bu iradeyi zorla ezmeyi düşünen bir savaş kararı gündeme koymuştur. Tam bu sırada bir meşru savunma eylemi olarak tesadüfen aynı günde gerçekleşen Silvan eylemini de her türlü saldırısı için bir gerekçe olarak göstermeye çalışmıştır. Kendisi 12 Eylül referandumu ve 12 Haziran 2011 seçimine kadar yüzden fazla gerilla katledip yüzlerce demokratik siyasetçiyi katlederken bu hiçbir şey ifade etmiyor, ama kendilerini öldürmeye gelen askerlere karşı koyan gerillalar süreç bozuyormuş! Öldürmeyi ve tutuklamayı kendine hak gören, buna karşı direnmeyi de suçlu ilan eden bir zihniyetin zaten bir çözüm zihniyeti ve pratiği olamaz. AKP için istenen tek şey, AKP’nin tasfiye politikalarına ses çıkarılmamasıdır. AKP’ye göre tasfiyeye kuzu kuzu boyun eğilmelidir. AKP’nin barıştan ve çözümden anladığı budur. 

AKP’nin geçmiş sicili bozuktur
AKP bu zihniyetle 2012’de kendi politikasına boyun eğmeyen gerillayı bitirmeyi hedeflemiştir. Ne var ki 2012 AKP için hüsranla sonuçlanmıştır. PKK’yi tasfiye edeyim derken kendi hükümetinin varlığı tehlikeye girmiştir. Eğer 2013 yılı da 2012 yılı gibi geçerse ayakta kalamayacağını görmüştür. Bu nedenle 2012 yılının sonunda Kürt Halk Önderi’yle yeniden görüşme yolunu seçmiştir. PKK’yi tasfiye edeceğim, İmralı’yı da idam ederim diyebilen hükümet şimdi İmralı’nın ayağına gitmiş, ömrünü bu görüşmelerde kendisini rahatlatacak bir sonuç çıkmaya bağlamıştır.
AKP bu defa kararlı olduğunu ve bu sorunu çözeceğini vaaz etmektedir. Bu konuda bu yönlü bir kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadır. Kendisini çözüm isteyen taraf olarak göstermektedir. Ancak Kürt halkı ve birçok çevre AKP’nin bu yaklaşımına kuşkuyla bakmaktadır. Çünkü geçmiş sicili bozuktur. Ateşkesi ve görüşmeleri hep seçim kazanmak ve iktidarını pekiştirmek için kullanmıştır. Türkiye’nin böyle en temel sorununa parti çıkarları ekseninden yaklaşmıştır. Bu nedenle inandırıcılığı yoktur, güven vermiyor. Öte yandan söylemleri de çözüm isteyen bir taraf imajı vermiyor. Psikolojik savaşı yeni boyutlarda yürüten bir güç olarak görünüyor. Bu nedenle sadece Kürt halkı değil, demokratik birçok çevre tarafından da kuşkuyla yaklaşılıyor. Hatta çözüm isteyen birçok çevre de AKP bu süreci kendi çıkarı, başkanlık sistemi ve öngördüğü anayasa için değerlendirdiği kuşkusunu dile getiriyor. Tüm bu kuşkular haklı ve yerindedir. Çünkü AKP tutumuyla güven vermiyor, kuşku uyandırıyor.
Bu açıdan sorun Kürt tarafının ne yapacağı, ne adım atacağı değildir. Bu bir çarpıtmadır. Psikolojik savaşın asıl adım atması gereken tarafın AKP olduğu gerçeğini gözden uzak tutma faaliyetidir. Kürt tarafı her seferinde iyi niyetini ortaya koymuş, ama AKP bunu sadece bencil çıkarları için çarçur etmiştir. Bu açıdan asıl dikkatler AKP’nin ne adım atacağı üzerinde toplanmalıdır. Tartışmalar AKP’nin hangi adımları atması gerektiği yönünde olmalıdır. Diğer yaklaşımlar, PKK ne yapacak diyen yaklaşımlar saptırmadır. Çözümde esas yönü kaybetmektir. Çözüm için esas olan, AKP’nin hangi adımı atıp atmayacağıdır. Bu çerçeveden bakıldığında AKP güven vermemektedir. Yine kendi çıkarları için zaman kazanmaya çalıştığı kuşkusunu akla getirmektedir.
Bu süreci ele alırken böyle yaklaşmak en doğrusudur. Böyle yaklaşılırsa süreç ve olaylar konusunda daha doğru değerlendirme yapma imkanı bulunur.


Li Amerîka `Kurdistana Biçûk` Ava Dibe - Peyamner

Li gor nûçeyeke kû di rojnameya The Washington Times de hatiye belavkirin, ji ber zêdebûna hejmara Kurdan ya li eyaleta Nasville êdî navê wê eyaletê bi Kurdistana Biçûk tê binavkirin.

Li gor zanyariyên rojnameyê hejmara Kurdan ya li vî eyaleta Amerîkayê roj bi roj zêdetir dibe û di nava gelê Amerîkayê de jî navê Nasville êdî zêdetir bi navê Kurdistana Biçûk tê binavkirin.

 Rapora ku ji aliyê Jennifer Harper ve hatiye amadekirin, zêdetir balkişandiye li ser hejmara penaberan û bi cîhbûna wan ya li ser eyaletên cûr bi cûrên Amerîkayê. Her wiha li gor zanyariyên ku rojnamevan dide zanîn li pêşerojê de dibe ku bi awayeke fermî jî navê Nashville biguhere û bibe Kurdistana Biçûk.


“Em Kurd û Tirk ne neynok û goşt in“ – AvestaKurd

Hevserokê BDPê Selahattîn Demîrtaş, li meclîsê di komcivîna partiya xwe de axifî. Demîrtaş di axaftina xwe de bi granî li ser pêvajoya Îmraliyê sekinî û got, "em ne neynok û goşt in. Em ê bibine du gelên wekhev û birûmet."
Hevserokê BDPê Selahattîn Demîrtaş, doh li meclîsa Tirkiyê, di komcivîna partiya xwe de derkete ser kursiyê.
Demîrtaş, di beşeke axaftina xwe de wiha got: Em ne du gelên wek neynok û goşt in. Em ê bibine du gelên wekhev û birûmet. Herkes li ser vê xakê bi hev re wê wekhev û birûmet bijî. Bila ti kes ne bibe neynok ne jî bibe goşt. Gotin baş in. Lê werin em li pirtûkên ku 11 sal in têne nivîsandin binêrin. Dinivîse ku, miletê Tirk li Asya Navîn hatiye û li vira dewletek ava kiriye. Madem têgeha te ne li ser esasê nijadiyê ye, pêwiste tu wek serokwezîr vê fermanê bidî wezîrê xwe yê perwerdehiyê, 'ev pirtûkên tişe derew yên dîrokî ji holê rakin.' Gel, milet û qewmê Tirk yê ku ji Asya Navîn hatiye û li Anatolyayê bicih bûye heye, lê Tirkiye tenê ji van pêk nayê. Dema ku hemwelatiyên Kurd, Ermenî, Rum van tiştana dixwînin, gelo ma nerehet nabin? Hûn bi hêsane pirtûkên ku di heyama CHPê de hatine çapkirin rexne dikin û nîşan didin. Pirtûkên ku îsal çap bûne hene. Bi temamî li ser esasê nasnameya nijadî sekinîne. Bi gotinan dibêjim, 'em li hemberî nijadperestiyê ne' lê di pratîkê de heman tiştên ku 90 sal in di dîroka Komarê de tên kirin dikin. Gotina, 'bi zimanê zikmakî perwerdehî nabe' ji xwe nasnameya gelekî biçûk dîtine. Ev tê vê wateyê, 'ez ê zimanê te ji holê rakim."


Katliama imza atanlar demokrasi dersi veremez' - Sabah

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, İmralı'dan bekledikleri mektubun kendilerine ulaştığını belirterek "Biz AK Parti'yi değil barış sürecini destekliyoruz" dedi. Partisinin grup toplantısında konuşan Demirtaş, "Görüşmelerin müzakereye, bunun da barışa dönüşmesi için siyaseten üstümüze ne düşüyorsa onun çalışmalarını sürdürüyoruz" diye konuştu. "Silahlar elbette ki sussun. Bu, partimiz var olduğundan beri savunduğumuz bir ilkedir. Biz, etle tırnak falan değiliz, biz onurlu iki eşit halk olacağız" ifadeleri kullanan Demirtaş, şunları söyledi: "Süreçten rahatsız olanlar var. Kürt sorununu yaratan, katliamlara imza atmış zihniyet bize demokrasi dersi veremez. Cumhuriyet tarihi boyunca halktan, Kürt'ten, Alevi'den bir haber olanlar bize nasihat veremez. MHP ve CHP, bizi inkâr etme pahasına Türkleri inkâr etme noktasına geldi." Demirtaş, İmralı mektubunun ellerine ulaşmasının ardından yaptığı açıklamada ise "Kürt sorunun birkaç ayda çözülmeyeceğini biliyoruz. Bunlar adım adım, yol aça aça ilerler. Özgürlükler konusunda çözüm yolunun açılması. Demokratik haklar anayasal ve yasal düzeyde tanımlandığında bu süreç tamamlamış olur" dedi. Demirtaş, PKK'nın fiili ateşkes halinde olduğunu savunarak "Bunun resmiyet kazanması sürecin sonunda belli olur" diye konuştu. Demirtaş, hükümetten beklentilerine ilişkin ise "İki haftada Anayasa değişikliği olmaz biliyoruz. Örneğin 8 Mart etkinlikleri yasaklanacak mı? Bunlara bakılır" dedi.

KAÇIRILANLAR İÇİN ZAMAN...
Demirtaş PKK'nın rehineleri bırakması konusunda ise "Cumartesi veya Pazar... PKK bu çağrıyı açıkta bırakmaz" dedi.


Hükümet netleşmiyor’ - Milliyet

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, hükümeti, müzakerelerde, “gelecek seçimlerde oya tahvil etme arayışı”na girmekle suçlayarak, “Bal bal diyerek ağız tatlanmayacağı gibi, barış diyerek de barışın gelmeyeceğini biliyoruz” dedi. Demirtaş, dün partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda, İmralı sürecini Ak Parti’nin ‘oya tahvil ettiğini’ savunarak, “7 den 70’e herkes ‘barış gelsin’ diyor. AKP hükümeti, bunu kendi partisinin gelecekteki seçimlerde oylarına tahvil etmenin de envai çeşit yolunu arıyor. En büyük güvensizlik kaynağı budur” dedi.

‘Reformlar ötelenmeden...’
PKK’nın silah bırakmasıyla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Demirtaş, şöyle devam etti:
“Hükümetin yol haritası, çözüm anlayışı henüz netleşmiş değil. Siyasetle konuşarak çözme taraftarıyız. Silahlar elbette ki sussun, başından beri savunduğumuz ilkedir. Ama kalıcı barışın da bu ilkelerin altının doldurulması gerekir. Bal bal diyerek ağızın tatlanmayacağını, barış barış diyerek de barışın gelmeyeceğini biliyoruz. Sağlam adımlarla karşılıklı güven veren, demokrasi reformlarını da ötelemeden hızlı adımlarla ilerlemekte fayda görüyoruz.”


Üç aşamalı 10 maddelik yol haritası - Radikal

BDP'ye giden 20 sayfalık mektuba göre Öcalan'ın üç aşamalı çekilme planı var: Çekilme ve silah bırakma, tam demokrasi, normalleşme.Öcalan ın izlediği tartışma programları ile ilgili Beni köşeye sıkışmış gibi gösteriyorlar. Saçma sapan yorumlar yapılıyor dediği öğrenildi.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın üç ayrı adrese gönderdiği mektupların içeriği ortaya çıktı. Mektuplarda; ‘silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi’, ‘yeni anayasa’ ve ‘normalleşme’ şeklinde üç ana başlıkta çözüm sürecinin formülü anlatılıyor. Öcalan, çözüm formülünün merkezine de ‘bölünmez bütünlük ve tam demokrasi’yi oturtuyor. Öcalan’ın yeni anayasada çok tartışılan ‘vatandaşlık tanımı’ ile ilgili önerisi de var: “Özgür iradesiyle kendisini bu ülkeye bağlı hisseden herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.” BDP ’lilerin İmralı görüşmelerinin ardından Öcalan’dan beklenen mektup BDP’ye geldi. Mektup dün Parti Meclisi (PM) toplantısının ardından milletvekilleri ve PM üyelerinin katıldığı özel toplantıda değerlendirildi.

Öcalan’ın gönderdiği mektup el yazısı ile arkalı önlü 20 sayfadan oluşuyor. Mektup ile birlikte KCK Yürütme Konseyi, KCK Avrupa ve BDP’ye hitaben üç ayrı üst yazı zarftan çıktı.

Barış dili vurgusu

Öcalan’ın mektubunda ‘Barışın Felsefesi’, ‘Eylem Planı’ ve ‘Karşılaşılacak sorunlar ve sonuç’ şeklinde üç ana başlık var. Barışın felsefesi üst başlığındaki bölümde, Kürt sorununun tarihsel süreci ve analizler yer alıyor. İkinci başlık olan Eylem Planı’nda ise 3 alt başlık altında 10 madde sıralanıyor. Eylem Planının ilk maddesi ise “Herkes çatışma dilinden uzak durmalı, her söz barış diline dönüşmeli’ şeklinde. Bu bölümde; ‘geri çekilme’, ‘yeni anayasa’ ile ‘normalleşme’ alt başlıkları dikkat çekiyor.

Ben de devlet de ders çıkardık

Öcalan’ın bu yol haritasının hayata geçirilmesi için bir takvim öngörmüyor ancak bu süreçte herhangi bir sabotojın yaşanmaması için adımların hızlı atılması gerektiğine dikkat çekiyor. Öcalan, “Ben de devlet de ders çıkardık, bu süreçte hızlı davranmazsak sabotaja açık hale gelinir” görüşünü de dile getirdi.

Başkanlık sistemi....

Mektubunda, başkanlık sisteninin tartışılabileceğini ifade eden Öcalan, AK Parti ’nin bu sistemi hegamonik bir yapıya dönüştürmesi noktasında endişesini de dile getiriyor. Başkanlığın senato ve her kesimin temsil edileceği Meclis ayakları üzerinde yapılandırılabileceğini de ifade ediyor. Öcalan, yeni anayasada eşit vatandaşlık ile ‘tam demokratikleşme’nin esas olması gerektiğini, böyle olursa Kürtler’in temel hak ve özgürlüklerle ilgili sorunlarının da Türkiye’nin geneliyle birlikte çözüleceğine dikkat çekiyor. Hükümetin yıl sonuna dek yeni anayasa vaadi Öcalan’ı ikna etmiş görünüyor.

Sakine’nin hesabı...

BDP heyetinin İmralı’da Öcalan ile görüşmesinde yaşanan diyaloglar da ortaya çıkmaya başladı. Edinilen bilgiye göre Öcalan, eşi Savaş Buldan’ı faili meçhul cinayette kaybeden BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan’a, “Acını biliyorum ama senin duruşun Kürt kadının ortak duruşudur. Sakine (Paris’te öldürülen Sakine Cansız) de öyleydi” dedi. Öcalan, Sakine Cansız’a yapılan saldırıyı da ‘kendisine karşı yapılmış’ olarak değerlendirdi ve “Hesabını soracağım” dedi.

1. AŞAMA

Eylem planının birinci alt başlığı olan silahlı güçlerin ülke dışına çekilmesi için Öcalan çağrısını Nevruz’da (21 Mart) yapacak. Süreç, temmuz sonunda tamamlanacak. Ancak, bu süreçte ‘parlamento, devlet ve hükümet tarafından oluşturulan içinde sivil toplum örgütü temsilcilerinin de yer aldığı bir komisyon’ gözlemci olacak. Bir başka şart ise silahlı güçlerin geri çekilmesinin ardından boşalan alana Jitem ve korucu gibi bir başka silahlı gücün yerleşmemesi için güvence verilmesi. PKK’lıların tam çekilmesinin ardından ise ‘silah bırakma’ modaliteleri ve takvimi belirlenecek.

2. AŞAMA


İkinci alt başlık olan yeni anayasa ise çözüm ve barış sürecinin temel anahtarı niteliğinde. Mektupta çözümün adresi olarak da bu bölüm gösteriliyor. Burada özellikle ‘ülkenin psikolojik ve sosyolojik bölünümez bütünlüğüne’ ve ‘tam demokrasiye’ vurgu yapılıyor. Öcalan, anayasaya etnisiteyi çağrıştıracak herhangi bir ifadenin konmasına karşı çıkarak, çok tartışılan vatandaşlık tanımıyla ilgili de, “Özgür iradesiyle kendisini bu ülkeye bağlı hisseden herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır” önerisini getiriyor. Öcalan, Kürt ibaresinin anayasada yer almasının barışı engellemek isteyenler tarafından kullanılabileceğine de dikkat çekiyor. Ayrıca, millet kavramının bir ırkı işaret etmediğini de savunuyor. Öcalan, yeni anayasada ‘AB Yerel Yönetim Şartnamesi’nin yer alması halinde sorunun çözülebileceğine işaret ediyor. Tam demokrasi ve evrensel hukuk ilkelerinin yeni anayasada iç hukuka dönüştürülmesini istiyor.

3.AŞAMA

Öcalan, mektubunun son bölümünde özellikle çözüm sürecindeki üçüncü aşamaya ilişkin görüşlerini aktarıyor. Normalleşme başlığı altındaki bu bölümde ise “Herkesin siyaset yapmasının önünün açılması” önerisi yer alıyor. Türkiye’de tepki çekecek söylemlerden kaçınılmasını isteyen Öcalan, normalleşme süreci sonunda, yaraların sarılması ve ‘birlikte yaşam’ ortamının pekiştirilmesini istiyor ve mektubunda buna dair fikirlerini ortaya koyuyor.


Tecritten hiç etkilenmemiş - Milliyet

Öcalan’la görüşen heyette yer alan BDP Grup Başkanvekili Buldan, adaya indikleri andan itibaren ayrılana kadar her şeyi not aldığını belirterek, bunları kamuoyuyla paylaştı

BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, İmralı’da Abdullah Öcalan ile yaptıkları görüşmenin, hayatının en önemli, anlamı görüşmesi ve yolculuğu olduğunu belirterek, her ayrıntıyı dakika dakika not aldığını söyledi. Buldan, hediye istediği Öcalan’ın, kendisine, “Sevgi ve saygılarımla Abdullah Öcalan” yazılı hatıra notu yazıp verdiğini belirtti.
Buldan, İmralı’ya gidiş sürecini ve orada yaşadıklarını Dicle Haber Ajansı’nan Alper Atalay’a anlattı. İmralı’daki görüşmeyi, “Hayatımın en önemli ve en anlamlı görüşmesi” diye anlatan Buldan, şunları kaydetti:
“İmralı Adası’na gidiş, yaklaşık 1 saat 40 dakika sürdü. Saat 11.10’da İmralı Adası’na vardık. Ben her şeyi saati saatine yazdım. Saat 11.00’de, ‘İmralı Adası görüldü’ notunu yazdım. Feribottan inerken askeri bir yetkili bizi karşıladı ve komutan olduğunu söyledi. İçeriye kadar bize eşlik etti. İlk etapta cezaevine girmedik. Cezaevinin hemen yanında misafirhane dedikleri küçük bir yer vardı orada, gelecek olan MİT görevlilerini bekledik. Onlarla birlikte gireceğimiz söylendi. Saat 12.30’a kadar orada oturduk. Birinci, ikinci müdür ve askeri komutanla birlikte sohbet ettik.

KURU FASULYE VE PİLAV: Saat 13.00’te yetkililer, yemek faslını aradan çıkarmak istediklerini söyledi. Cezaevine, yemek yemek için girdik. Bu arada MİT yetkilileri henüz gelmemişti. Yemekte bütün personelin ve orada bulunan Öcalan ile diğerlerinin aynı yemeği yiyeceği ifade edildi. Yemekte kuru fasulye ve pilav vardı. Salata ve yoğurt da ikram edildi. Sayın Öcalan’la aynı yemeği yedik.

İLK KARŞILAŞMA ANI: Saat 14.00’te cezaevi müdürü, MİT heyetinin geldiğini ve Öcalan ile görüşmeye başladığını söyledi. Cezaevinin içinde başka bir bölüme geçtik. Bu bölümde uzun bir koridor ve onun sonunda boş bir oda hazırlanmıştı. Koridorda giderken Sayın Öcalan’ın sesi duyuldu. İçeriye ilk giren ben oldum. Sayın Öcalan, ayakta MİT görevlisi ile konuşuyordu. Ben girince ‘Oo hoş geldiniz’ dedi. Benim arkamdan Altan Tan ile Sırrı Süreyya Önder girdi. Ardından tokalaştık. ‘Gözüm yollarda kaldı. Çok geç kaldınız niye böyle geciktiniz’ dedi. Biz de bizden kaynaklanmadığını ve saat 11.10’dan beri adada olduğumuzu, sisten dolayı yetkili arkadaşların geç geldiğini ve onları beklediğimizi söyledik. ‘Öyle mi’ dedi ve yuvarlak bir masaya geçtik. Bir blok not, dosya ve kalemi vardı. ‘Masada hemen yerinizi alın’ dedi. Sağ tarafına Altan bey, sol tarafına ben, karşısına da Sırrı bey oturdu. MİT görevlisi, arkada hazırlanan bir masada oturdu. Zaten bir kişiydi. Ardından görüşme başladı. 2 saat görüşme yapıldıktan sonra ayağa kalktık.

BİR DAMLA YAŞ İNDİ: Sayın Öcalan’ı yakından ilk defa gördüm. Tabii daha öncesi basından izlediğim kadarıyla konuşma yaparken özellikle gözlerini kapattığını biliyordum. Bizimle yaptığı görüşmede de konuşurken sürekli gözlerini kapattı. Fakat gözlerinin rahatsızlığı dışında herhangi bir sağlık sorunu olmadığını söyledi. Sol gözünde bir akıntının olduğunu gördüm. Bir damla yaş indi konuşurken. ‘Doktorlar çok baktı ama bir çare bulunamadı’ dedi. Onun dışında sağlığının çok iyi olduğunu söyledi.

2 SAATLİK KONUŞMA: Üzerinde gri bir kadife pantolon, gri fermuarlı bir hırka, ayağında da beyaz bir spor ayakkabı vardı. 2 saatlik konuşma süresince arada bir gülerek espri yaptı, arada bir de çok ciddi bir tutum sergiledi. Sayın Öcalan’ın da anlatırken heyecanlandığını, bazı noktalara vurgu yaparken sinirlendiğini söyleyebilirim.

HÜCRE ÖCALAN’I ETKİLEMEMİŞ: Hem geçmişi değerlendirirken hem de yaşanacakları ifade ederken, umutlu olduğunu gördüm. Gerçekten 14 yıllık tecrit yaşayan bir insandan ziyade, her şeye hakim ve çok iyi analiz eden birisiyle karşılaştım. 14 yıldır hücrede kalmasına rağmen, Türkiye’de, Ortadoğu’da ve dünyada yaşananlara ve yaşanacaklara ilişkin anlatımları doğrusu bende çok etki bıraktı. Tek kişilik hücre, Sayın Öcalan’ı hiçbir şekilde etkilememiş.

ÖCALAN YAZILI HATIRA NOTU:
Görüşmenin sonunda biz ve MİT yetkilisi ayağa kalktık, ben, ‘size ait bir şey almak istiyorum’ dedim. Etrafına ve masaya baktı, ‘Size bir kalem verebilirim’ dedi. Ama sonra, ‘Size kalem verebilirim ama ben daha sonra yetkili ile kalıp yazı yazacağım. Peki nasıl yapacağım’ diye sordu. MİT görevlisi, araya girerek, ‘Siz kaleminizi verin ben size veririm’ dedi. Kalemi elime verdi, sonra tekrar aldı. ‘Kalemle birlikte sana bir şey imzalayalım’ dedi. Boş bir kağıda, ‘Sevgi ve saygılarımla Abdullah Öcalan’ yazdı ve imzaladı.


Ada’da gündem ‘milliyetçilik’ti - Milliyet

BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın İmralı’da Abdullah Öcalan’la yaptığı görüşmenin detayları ortaya çıkıyor. Görüşmede milliyetçilik tartışmalarına dikkati çeken Öcalan, “Millete aitiz, Türk ulusçuluğuna değil” dedi

Öcalan, BDP heyeti ile yaptığı görüşmede, kendisi tarafından oluşturulan “demokratik özerklik”in nasıl formüle edilmesi gerektiğini aktardı. “Demokratik özerklik” ifadesinde değil, ancak içeriğinde ısrarlı olacağını aktaran Öcalan, “Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı’ndaki çekinceler kaldırılabilir. İlla da özerklik demeyebiliriz. Toplumu kırıp dökmeden ifade etmek lazım” dedi.

‘Türk ulusçuluğuna ait değiliz’
Milliyetçilik tartışmalarında, anayasal taleplerin vazgeçilmez olduğunu ifade eden Öcalan, milliyetçilik kavramını, “Millet ile ulus farklı şeylerdir. Millet kavramı içinde Kürt, Türk, Arap gibi birçok etnik unsur vardır. Biz millete aitiz, milletin içindeyiz. Ama Türk ulusculuğuna ait değiliz” ifadeleri ile açıkladı.
Çözüme dair bilgi verirken, İran ve Suriye’nin içinde bulunduğu durumdan örnekler vererek konuşmasına devam eden Öcalan, “Dünya değişiyor, Ortadoğu’da bir değişim var. Bu süreçte Kürtler de değişiyor. Kürtler de Türkler de değişirse, demokratik bir değişim olursa PKK’nın silahlı eylemleri durur. Bunun için yeni bir anayasa ve demokratikleşme gerekli. Eğer süreç değişmezse, Allah korusun, biz de Irak Suriye gibi oluruz. Bu süreci test edelim, AKP bunlara uyacak mı uymayacak mı, AKP demokratikleşmeyi sağlayacak mı sağlamayacak mı? Karşılıklı mutabakat olursa, silah bırakmaya yönelik eylemsizlik çağrısı yapabilirim” dedi.


Fazla kıvırma belinde hasar olur - Hürriyet

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Her türlüsünü ayaklarımın altına alıyorum” sözleriyle başlattığı “Milliyetçilik” tartışmasıyla ilgili “Başbakan, partisinin grup toplantısındaki konuşmasının yaklaşık 1 saatlik bölümünü milliyetçilik kavramına ayırdı. Çünkü öyle bir laf ettik ki nasıl kurtaracak, nasıl kıvıracak onun çabası içinde. Kabahati biliyor, özrünü de biliyor. Aman fazla kıvırma belinde hasar oluşursa kabahatlisi ben değilim” dedi.

Kılıçdaroğlu, grup toplantısında özetle şunları söyledi:

HALK YARALANDI

- “Bizim insanımız sağduyusu güçlüdür. Erdoğan’ın bir saat kendi grubunda kıvırarak, ‘Acaba ben bunu nasıl düzeltirim’ demesinin nedeni de budur. Halk, Başbakan’ın söyleminden yara almıştır, kendi milletini aşağılayan bir başbakan kimliği ortaya çıkmıştır, kendi milletini aşağılayan bir başbakan, kendi bayrağını aşağılamıştır; bu algı çıkmıştır ortaya.

- Bir insan milliyetinden hiç utanmaz. İnsanlar, kendi kimliğini, rengini, anne, baba ve kardeşini seçme, belirleme özgürlüğüne sahip değil ki. O nedenle kişiler ailesiyle, milletiyle ve inancıyla gurur duyar. Gidin köyün kahvesinde oturan vatandaşa, ‘Sen milliyetçilikten ne anlıyorsun?’ diye sorun, ‘Vatanımı, milletimi, bayrağımı seviyorum. Milliyetçilikten anladığım budur benim’ der. O ne anlıyorsa milliyetçilikten CHP’nin genel başkanı olarak ben de aynı şeyleri anlıyorum.

- AKP hükümetinin Recep Tayyip Erdoğan’ın devirdiği çamları düzeltme görevi var. Bir şey söyler, hemen bir sözcü kalkar, ‘Efendim o onu demek istemiyor, aslında şunu demek istiyor’ derdi. Defalarca böyle ek açıklamalar yapıldı. Dahası alay konusu olmaya başladı. Geldiğimiz noktada, ‘Efendim Sayın Başbakanımız öyle değil, böyle demek istiyor.’ Ama kimse düzeltmiyor artık. Çünkü öyle bir laf etti ki düzeltilecek bir tarafı yok bu lafın. Başı da belli, sonu da belli. Neresini düzelteceksiniz?

ÖZÜR DİLEYECEKSİN

- Kendi milletini aşağılayan bir başbakan kimliği ortaya çıktı. ‘Ben her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına alıyorum’ diyorsan orada dur, sen onu söyleyemezsin. Açık yüreklilikle bu milletten özür dileyeceksin. Şimdi kendisini kurtarmak için antropolojiyle ilgili dergiler gösteriyor, elli dereden su getiriyor. Geçmiş olsun. Antropoloji bölümü var, haberi var mı yok mu bilmiyorum, eline dergi tutuşturmuşlar, dergiden söz ediyor. Bırak dergiyi, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi orada, bölümü var bunun.

- Neymiş kapsayıcı milliyetçilikten söz ediyor. Sevsinler senin yeni milliyetçilik anlayışını. Rize’de bunu söyle dedim. ‘Rize’de de aynı şeyleri söyleyeceğim’ demiş. Sen Rize’de eğilip, bükülmeden, kıvırmadan şu lafı edeceksin: ‘Ey Rizeliler, ben her türlü milliyetçiliği, ayaklarımın altına aldım, çiğnedim.’ Rizeliler seni dinler, kararını verirler.

‘Tutsaklar var’ önemli cümle

‘BDP milletvekilleri, Abdullah Öcalan ile görüşmelerinin ardından ‘PKK’nın elinde tutsaklar varsa, devletin de elinde tutsaklar var’ açıklaması yaptı. Önemli bir cümle... Ancak Erdoğan’ın bu önemli cümlenin ayırımına varmaması mümkün değil. Varmamışsa zaten Başbakanlığı şaibeli olur. PKK’nın elindeki tutsakları biliyoruz. Sayın Başbakan’a açıkça soruyorum; Türkiye Cumhuriyeti hapishanelerinde tutsaklar var mı yok mu, kim bunlar?’


 
Paket basını rahatlatacak - Milliyet

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, 4. Yargı Paketi’yle ilgili, “İfade ile şiddetin ayrılması, şiddet taşımayan her düşüncenin ifade edilebilirliği konusu. Bu paketin özelliği o. Biz onu uluslararası standart açısından çok önemli görüyoruz” dedi

Atalay, dün TBMM’de partisinin grup toplantısı öncesi gazetecilerin sorularını yanıtladı. Atalay, 4. Yargı Paketi’nin Meclis’e gönderildiği, 5 gün geçmesine rağmen ulaşılamadığının ifade edilmesi üzerine, “Orada bir yanlış anlama olmuş. 4. Yargı Paketi imzaya açıldı, ben Bakanlar Kurulu’nda imzaladım. Herhalde yoldadır, gelmek üzeredir” dedi.

‘Şiddet ayrılıyor’
Atalay, “Bildiğiniz bir paket o. AİHM ile oryante, onunla irtibatlı, oradaki sorunları çözücü bir paket” dedi. Atalay, “TCK’nin 314. maddesinden bahsediliyor, daha çok BDP kanadı orada bir düzenleme yapılmasını istiyor” ifadesi üzerine, şunları söyledi:
“Terörle Mücadele Kanunu 6. ve 7. madde, TCK’nın 215, 220. maddeleri, bunlar birbirinin karşılığı maddelerdir. Orada düşünce ve ifade ile şiddeti ayırıyor. Şiddet unsuru taşımayan düşünce ve ifadeyi ayırmış oluyor. O zaten uluslararası bir standart.Bu paketin özelliği o. ”
Bunun ciddi bir rahatlamaya yol açıp açmayacağının sorulmasına üzerine Atalay, “Öyle tabii. O çok önemli bir değişiklik. Düşünceden ve ifadeden şiddetin ve cebrin ayıklanması daima çok büyük bir rahatlama getirir. Bu sizler için, basın kesimi için çok önemlidir. Çok önemli bir şey. AİHM’de bizim en fazla sorunla karşılaştığımız hususlardan biriydi bu biliyorsunuz. Dolayısıyla da böylece çözülmüş oluyor” dedi.
 

MGK’nın mesajı net: Operasyonlar sürecek - Milliyet

Milli Güvenlik Kurulu’nun şubat ayı olağan toplantısı, dün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başkanlığında Çankaya Köşkü’nde yapıldı. Ocak ayında kabinede yapılan revizyonda İçişleri Bakanlığı’na atanan Muammer Güler, MGK’ya ilk kez katıldı

MİT Müsteşarı Hakan Fidan toplantıda, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeler konusunda, kapsamlı istihbarat sunumunda bulundu.
MGK toplantısında, PKK’nın silah bırakması için başlatılan çok yönlü süreç bütün boyutlarıyla değerlendirildi.

5.5 saat süren toplantıdan sonra yayımlanan bildiride, İmralı sürecine bir vurgu yapılmaması, sürece yönelik ifadelere yer verilmemesi dikkati çekti. MGK’nın bildirisinde, bu yönde atıfların olmaması kurulun sürece bu aşamada temkinli yaklaştığı yorumuna neden oldu.
Bildiride, şu ifadeler yer aldı: “Dönem içerisinde ülkemizde meydana gelen terör eylemleri ile bunlara karşı güvenlik güçlerimizce başarıyla gerçekleştirilen operasyonlar görüşülmüş, bahar-yaz döneminde yürütülecek faaliyetler gözden geçirilmiştir. Terörle mücadelemiz kararlı bir şekilde devam ederken, halkımızın huzur ve güvenliğinin temin edilmesine yönelik alınabilecek tedbirler değerlendirilmiştir. Terörle mücadelede başarı elde etmek amacıyla diğer devletler ve uluslararası toplumla işbirliğinin önemi bir kez daha ifade edilmiştir.”


5475 kişi dinleniyor - Milliyet

Komisyonun gizli gerçekleştirdiği toplantıda Kurmay Albay Fuat Güney, jandarmanın an itibarıyla 5475 aboneyi dinlediğini söyledi. Emniyet İstihbarat’tan Aktepe ise, “20 El Kaideci eylem kararı aldı. Dinledik, operasyon yaptık” dedi

Jandarma Genel Komutanlığı Teknik İstihbarat Daire Başkanı Kurmay Albay Fuat Güney, jandarma istihbaratının şu an itibarıyla 5 bin 475 aboneyi dinlediğini açıkladı. TBMM Telekulak Araştırma Komisyonu’nun gizli gerçekleştirdiği toplantıda emniyet temsilcisi Aktepe’nin açıklamaları resmi tutanaklara özetle şöyle yansıdı:
-  SORUNLAR?VAR?AMA:?Bu işin bize bakan yönüyle, yasa dışı anlamda yapılabilmesi mümkün değil ama kamuoyunda her hususta bir şekilde suçlanma gündeme gelebiliyor. Dinlemede sorunlar var tamam, biliyoruz, ama bu sorunlara bizim neden olamayacağımızı anlatmaya çalıştım.
-  İKİ TEFTİŞ: Biz, 2006’da ve 2010’da iki defa teftiş geçirdik. İşlemlerin hukuksuzluğu çerçevesinde yansıyan hiçbir husus yok. Yasadışılık olursa 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası var.
-  EL KAİDE OPERASYONU: 2001’de 20 kişilik bir grup, ülkemizden gidiyor Afganistan’da silahlı eğitim alıyor. Ve 2008’de eylem kararı alıyorlar. Bakın, eylem kararı alınıyor ve eylem kararı alındıktan hemen sonra örgüte operasyon düzenlendi. 17 örgüt mensubu yakalandı ve tutuklandı.

Jandarma: Araçlar bizde değil
Jandarma Kurmay Albay Güney’in açıklamaları ise resmi tutanaklara şöyle yansıdı:
-  ADLİ 2 BİN ABONE: Şu anda 2 bin 597 abonenin takibi yapılmaktadır adli, toplam 5 bin 475 abone takibi yapılmaktadır.
-  ARAÇLAR BİZDE YOK: (Türkiye’de var olan teknik takip araçlarının basında 11 ya da 13 olarak söyleniyor, ne kadarı şu anda MİT, emniyet, jandarmanın elinde? sorusu üzerine): Jandarmada observasyon aracı yoktur.

Suriye mücavir alanımız
Türkiye’ye mücavir alanlarda son dönemde yaşanan gelişmelerin muhtelif boyutlarıyla değerlendirildiği ifade edilen bildiride, Suriye’deki iç çatışma konusunda şöyle denildi:
“Suriye’de devam eden sorunların, ülkemizin yanı sıra bölgenin güvenlik ve istikrarına yönelik etkileri ele alınmış, ihtilafın halkın meşru talep ve beklentileri doğrultusunda kısa zamanda sonuçlandırılmasına matuf uluslararası çabalarda gelinen aşama gözden geçirilmiştir. Ayrıca ülkemizdeki barınma merkezlerinde misafir edilen ve sayıları 180 bini aşan Suriyelilerin ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla yürütülen çalışmalar da görüşülmüştür.”
Bildiride, Arap Baharı yaşanan ülkelerdeki gelişmeler ile Irak’taki siyasi sıkıntıların da toplantıda ele alındığı kaydedildi.


GÜLSÜM’ÜN DOSYASI ADALET BAKANLIĞI’NDA - Milliyet

Bir polisin yaralandığı silahlı saldırı nedeniyle yargılandığı davada ‘Gizli tanık’ ifadesi ile müebbet hapis cezası alan liseli Gülsüm’ün dosyasını bakanlık incelemek için istedi

Bingöl’de polis aracına silahlı saldırıda bulunduğu gerekçesiye Diyarbakır’da yargılanandığı mahkemece ‘gizli tanık’ ifadesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırılan lise öğrencisi 19 yaşındaki Gülsüm Koç’un dosyasını incelemek üzere Adalet Bakanlığı mahkemeden istedi. Silahlı saldırıya uğrayan polis memurlarının ifadelerinde saldırıyı gerçekleştiren kişileri görmedikleri ortaya çıktı.

Bingöl’de 2011 yılında polis aracına düzenlenen silahlı saldırı olayına katıldığına ilişkin hakkında gizli tanık ifadesi bulunan lise öğrencisi Gülsüm Koç, Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nce ömür boyu ve 26 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Saldırıda araçta yara almadanı kurtulan polis memuru Reşat Onan ve bacaklarından yaralanan Hasan Hüseyin Korkut’un Bingöl Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdikleri ifadelerinde saldırganları görmediklerini anlattıkları ortaya çıktı.
Kararın haber olarak yayınlanması ardından Adalet Bakanlığı konuyu inceleme altına aldı. Adalet Bakanlığı, Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği yazıda Gülsüm Koç ile ilgili dosyanın incelenmek üzere gönderilmesini istedi. Yazı üzerine mahkeme Gülsüm Koç’un dosyasının örneğini Adalet Bakanlığı’na gönderdi. İncelemenin basına yansıyan haberlerden dolayı yapıldığını belirten yetkililer, içeriğine ilişkin bir bilgi vermedi.


Konteyner kentte arbede: 20'si görevli 35 yaralı - Radikal

Harran'daki konteyner kentte kalan Suriyelilerin asker ve güvenlikçilere saldırması sonucu 35 kişi yaralandı.
HARRAN - İç savaşın sürdüğü Suriye’den kaçarak Şanlıurfa ’nın Harran İlçesi’ne kurulan Harran Konteyner Kent’e yerleşmek isteyen Suriyeli grup ile görevli güvenlik görevlileri arasında başlayan sözlü tartışma taş ve sopaların kullandığı kavgaya dönüştü. Kavgaya konteyner kentte barınan Suriyeli sığınmacılar da katılınca; 1’i itfaiye eri, 6’sı asker, 13’ü güvenlik görevlisi ve 15’i Suriyeli olmak üzere toplam 35 kişi yaralandı.

Olay, dün gece saatlerinde Suriyeli sığınmacıların barındığı Harran Konteyner Kent’te meydana geldi. İç savaşın sürdüğü Suriye’den kaçan bir grup sığınmacı, dün gece Şanlıurfa’nın Harran İlçesi’nde kurulan ve yapımı kısa süre önce tamamlanan yaklaşık 12 bin Suriyelinin barındığı Harran Konteyner Kent’e gelerek içeri geçmek istedi. Yapılan kontrollerin ardından konteyner kentte kayıtları olmadığı saptanan grubun isteğine güvenlik görevlileri olumsuz yanıt verdi. Bunun üzerine, güvenlik görevlileri ile Suriyeli grup arasında sözlü tartışma çıktı.

Sözlü tartışma kavgaya dönüşünce, konteyner kentte görevli askerler duruma müdahale etti. Konteyner kentte barınan ve yakınlarının içeriye alınmadığına tepki gösteren Suriyeli sığınmacılar da kavgaya karışınca ortalık bir anda karıştı. Güvenlik görevlileri ile askerlere taş ve sopalarla saldıran Suriyeliler, güçlükle kontrol edilmeye çalışılırken, konteyner kente çok sayıda sağlık ekibi ile takviye asker ve polis sevk edildi.

35 KİŞİ YARALANDI

Konteyner kente sevk edilen takviye asker ve polis ekipleri, çevrede yoğun güvenlik önlemi alarak kavgayı sonlandırmaya çalıştı. Polis ve askerler tarafından güçlükle kontrol altına alınan, taş ve sopların kullanıldığı kavgada; 1’i itfaiye eri, 6’sı asker, 13’ü güvenlik görevlisi ve 15’i Suriyeli olmak üzere toplam 35 kişi yaralandı. Yaralılar olay yerine sevk edilen sağlık ekipleri tarafından ilk müdahalenin ardından ambulansla Şanlıurfa, Akçakale ve Harran’da bulunan hastanelere götürüldü. Tedavisine başlanılan yaralı güvenlik görevlilerinden 3’ünün sağlık durumunun ağır olduğu belirtildi.

KAYMAKAM YAZICI: SURİYELİLERİN TALEPLERİNİ ALDIK

Harran Kaymakamı Selami Yazıcı ve Şanlıurfa İl Jandarma Alay Komutanı Albay Emin Dursun, konteynEr kentte giderek incelemelerde bulundu. Suriyeli sığınmacıların konteynEr kent içerisinde bulunan yönetim binalarına zarar verdiğini belirten Kaymakam Yazıcı, şöyle dedi:

"Akşam saatlerinde 150-200 civarında Suriyeli bir araya gelerek yönetim ve diğer binalara saldırmaya başladı. Olayın duyulması ardından konteyner kente gelerek Suriyeli misafirlerimiz ile görüşüp taleplerini aldık. Konteyner kente verilen zarar artınca, takviye kuvvet çağırdık ve olaya müdahale edildi. Suriyelilerin dağıtılmasının ardından aralarında seçilen temsilciler ile toplantı yaptık ve yapılması gerekenleri konuştuk. Bizden istenen talepleri aldık ve imkanlar dahilinde yerine getireceğiz. Konteyner kent içerisinde meydana gelen hasar dışında şu an her hangi bir sıkıntı yok."


Kızlara KTÜ’de sert müdahale - Milliyet

Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde (KTÜ) eğitim gören ve ’Kadın Kollektifi’ üyesi olduklarını söyleyen bir grup kız öğrenci, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) salonunun tiyatro oyunu için kendilerine verilmemesini protesto etmek için Rektörlük önünde oturma eylemi yaptı
20 kız öğrenci, ’AKM’yi istiyoruz, alana kadar gitmiyoruz’ yazılı pankart taşıdı. ’Kadınlar susmuyor, AKM’yi istiyor’ sloganı atarak Rektörlük binası önüne kadar geldi. Burada, ’Anam, bacım, avradım’ adlı tiyatro oyunundan bir bölümü oynayan öğrencilerden Tuba Öztürk, açıklamalarda bulundu.
Açıklamanın ardından elerindeki pankartları yere açan grup daha sonra Rektörlük binası önünde oturma eylemine başladı. Ancak kısa süre sonra gruba özel güvenlik ekipleri müdahale etti.
Özel güvenlikçiler öğrencilerin açtığı büyük pankartı almaya çalışınca arasında arbede çıktı. Rektörlük binasına girmeye çalışan bir öğrenci yaka paça dışarı atıldı.

 
Türkiye asla AB’ye üye olamayacak’ - Milliyet

Alman basını, Şansölye Angela Merkel’in Türkiye ziyaretine geniş yer ayırdı

 Almanya’nın en çok okunan gazetesi Bild, ziyareti değerlendirdiği haber-analizinde, müzakere sürecine değinerek “Türkiye, hiçbir zaman AB’ye üye olmayacak” yorumunda bulundu.
“Türkiye asla Avrupa Birliği’ne giremeyecek. Hem Merkel hem de Erdoğan bunu biliyor. Bunun sebebi ekonomik nedenlere dayanmıyor. Alman şirketleri, Merkel’in Türkiye seyhatine katılmak için adeta birbirleriyle yarıştı. Türkiye ekonomisi son yıllarda, krizin hakim olduğu Avrupa ülkelerinin aksine büyüyor” diyen Bild, ekonomisine rağmen Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin “imkansız” olduğunu vurguladı. Gazete bunun nedenlerini ise şöyle sıraladı:
-  Açılan 13 müzakere başlığından sadece bir tanesi kapatılabildi.
-  Üç müzakere başlığı daha kapatılabilir ama Kıbrıs sorunu buna engel.
-  Birçok müzakare başlığı Fransa, Güney Kıbrıs ve Yunanistan gibi AB üyesi ülkelerce bloke ediliyor.
-  Üç müzakere başlığının ise AB istediği halde Türkiye tarafından açılması istenmiyor.

İkili ilişkiler önemli
Ankara’da yapılan görüşmeleri değerlendiren bir Alman diplomatın, “Müzakereleri şu anki hızımızla devam edeceğimizi hesaplarsak aşağı yukarı 60 yılda bitiririz” sözlerini aktaran Bild, “Kısacası Türkiye hiçbir zaman AB’ye üye olmayacak” yorumunda bulundu.
Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi ise “Almanya Başbakanı, Türk ‘dostlarını’ Avrupa’ya davet etmek için Ankara’ya gidip diz çökmedi. AB’nin genişleme temposunu belirleyen üyeleri ile Ankara, daha uzun bir süre üyelik müzakereleri ile meşgul olacaklar. Lehte ve aleyhte sebepleri aşikâr olan Türkiye’nin AB’ye alınması konusunda ne düşünülürse düşünülsün, bundan bağımsız olarak, Türkiye-Almanya arasında istikrarlı ve iyi ilişkiler, iki ülkenin de çıkarınadır” yorumunu yaptı.
Merkel’in Türkiye’nin AB üyeliği konusunda kendi partisi Hrıstiyan Demokrat (CDU) ile tutumunun uyuşmadığını belirten Berliner Zeitung ise, “Merkel, CDU Genel Başkanı’nın yanlış bulacağı bir şeyi yapıyor. İşte siyaset, bu kadar şizofren olabilir” dedi.


Atmaca: 'Kerry’nin Türkiye Ziyareti Önemli' - Amerikanın Sesi

WASHINGTON — Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim üyesi  Dr. Ayşe Ömür Atmaca, Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Türkiye’yi de içine alan  Avrupa ve Ortadoğu gezisini değerlendirdi.

Amerika’nın Sesi Türkçe Bölümü’nden Hülya Polat’ın sorularını yanıtlayan Dr. Atmaca, şöyle konuştu: “ABD Dışişleri Bakanı ziyaretinde Amerika’nın dış politikasında da önemli konuların başında gelen Suriye krizi ve Ortadoğu Barış Süreci gibi konuları ele alacak. Türkiye’ye 1 Mart’ta gelecek Kerry.  1 Mart 2003’te Türkiye’yle Amerika arasında en büyük güven krizi yaşanmıştı. Kerry bunun 10’uncu yıldönümünde geliyor. Bu yüzden sembolik bir önemi var. Konuşulacak en önemli konu, Suriye meselesi. Kerry’nin Roma’daki durağında Suriyeli muhaliflerle masaya oturacağı konuşuluyor. Suriye krizinde Amerika’nın ve Türkiye’nin konuya yakalaşımı arasında derin ayrılıklar olduğunu biliyoruz. Türkiye özellikle Amerikan seçimlerinden sonra Obama yönetiminin Suriye’ye karşı doğrudan müdahaleyi de içeren  daha önemli adımlar atacağını düşünüyordu, böyle bir beklentisi vardı. Ancak bunun gerçekleşmediğini görüyoruz. Obama yönetimi yine doğrudan askeri müdahale ya da daha önce Bush yönetiminin kullandığı tek taraflı önleyici saldırı gibi araçlar yerine diplomasiyi tercih ediyor. Kerry’nin Suriye konusunda bir çözüm planı üzerinde çalıştığını biliyoruz. Ancak planın içeriği hakkında bilgimiz yok. Planı Avrupalı liderlerle ve bölge liderleriyle ele alacak. Bir dinleme gezisi bu. Kerry, liderlerin görüşlerini almak istiyor. Ancak ben Türkiye’nin beklentilerini çok gerçekleştireceğini düşünmüyorum Amerikan yönetiminin çünkü hala Suriye’ye müdahale konusunda çok isteksiz. Özellikle önemli bir insani kriz yaşanmadığı sürece, bir kimyasal silah, biyolojik silah kullanımı gibi çok önemli bir insani kriz yaşanmadığı sürece de müdahale etmeyecek. Tarafları diplomatik çözüme doğru götürmeye çalışacak.”

Dr. A. Ömür Atmaca’ya göre artık Amerikan yönetimi sadece Esat’ın gitmesinin yeterli olacağını, rejimin gitmesi gerekmediğini düşünmeye başladı. Kerry’nin Türkiye ziyaretinde İran konusu da gündeme gelecek. İran konusu Dr. Atmaca’ya bakılırsa, Türkiye’yle Amerika arasında önemli görüş ayrılıklarının bulunduğu bir mesele: “Türkiye İran konusunda bir ikilemin içinde” diyen Ömür Atmaca, Ankara’nın bir yandan NATO koruması altına girerken, diğer yandan  bazı konularda Amerika’yla birlikte hareket ettiğine dikkati çekiyor.


Alman nükleer sektörünün gözü Türkiye'de - BBC

Almanya, Ekonomi, Avrupa Birliği, Angela Merkel, Türkiye Siemens şirketi, görüşmeleri devam eden bir ihalenin Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Türkiye ziyareti sırasında karara bağlandığını açıkladı.
Söz konusu ihale çerçevesinde Siemens'in Türk enerji şirketi Cengiz Elektrik'e Karadeniz bölgesinde kurulmak üzere 300 milyon euro değerinde bir doğal gaz kombine çevrim santrali sattığı bildiriliyor.
Alman enerji sektörü bir süredir Türkiye'de de yatırım imkanı arıyor.

Alman nükleer söktörü neden dış pazar arıyor?
Japonya'daki Fukuşima nükleer enerji santralinde tsunami ile bağlantılı olarak yaşanan felakete kadar, nükleer enerjinin ateşli savunucusu olan Merkel hükümeti, bu gelişmeden sonra Alman kamuoyunun da yoğun baskısı üzerine şaşırtıcı bir hızla Almanya'da nükleer enerji üretimini bitirecek yasal düzenlemeleri yapmıştı.
"Erdoğan hükümetinin Türkiye'de nükleer enerji üretimi gerçekleştirmek için her türlü tepki ve uyarıyı göz ardı eden kesin tavrı, özellikle nükleer enerji teknolojisi üreten Alman kökenli firmaların iştahını kabartıyor."
Önümüzdeki 20 yıl içinde nükleer tesislerinin tümüne kilit vurulacak olan Almanya'da, nükleer teknoloji üreticisi firmalar şimdi dış pazarlarda kendilerine yer arıyor.
Erdoğan hükümetinin Türkiye'de nükleer enerji üretimi gerçekleştirmek için her türlü tepki ve uyarıyı göz ardı eden kesin tavrı, özellikle nükleer enerji teknolojisi üreten Alman kökenli firmaların iştahını kabartıyor.
Ancak Türkiye'de, şu anda inşaatı kesinleşmiş iki nükleer santralin ihaleleri tamamlandığı için, Alman enerji devleri Türkiye pazarında en azından şimdilik diğer enerji üretim teknolojileriyle pazar payı kapmaya çalışıyor.
Nitekim Alman enerji devi E-On geçen yıl Sabancı Holding ile ortaklığa gitmişti; enerjide buna benzer Alman yatırımlarının önümüzdeki dönemde daha da artacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Zaten Erdoğan hükümetinin amacı da bu.
Türkiye’nin enerji pazarında daha şimdiden kendine sağlam bir yer edinen Alman endüstri devlerinden biri de Siemens.
Şirket, enerji teknolojisi üretiminin bir kısmını Türkiye'de gerçekleştiriyor ve portföyündeki çeşitli imalat birimlerinde toplam 2700 kişiye istihdam sağlıyor.
Öte yandan Almanya, diğer sektörlerde de Türkiye'nin en önemli dış ticaret ortağı konumunda sahip.

35 milyar ticaret hacmi
 
İki ülke arasındaki dış ticaret hacmi son rakamlara göre 35 milyar dolara yükseldi.
Türkiye’nin ithalat yaptığı ülkeler arasında ise Almanya ikinci sırada yer alıyor.
Türkiye de hali hazırda 5 binden fazla Alman firması faaliyet gösteriyor. Bu rakamın bu yıl itibarıyla 5 bin 500'ü aşması bekleniyor.
Nitekim Türk tarafı, Volkswagen başta olmak üzere büyük Alman firmalarını Türkiye'de yatırım yapmaya ikna etmeye çalışıyor.
Başbakan Erdoğan'ın son Almanya ziyaretinde Lufthansa ile THY arasında "stratejik işbirliği" ve yeni ortaklıklar konusunu gündeme getirmişti. Bu konudaki ikili temaslar da devam ediyor.
Rakamlar ve ticari düzeydeki temaslar, iki ülke arasında olumlu ilişkilere işaret ediyor, ancak tarafların yine de birbirlerinden şikayetleri var.

Ankara neden şikayetçi?
Türk tarafı, özellikle Alman otomobillerinin Türkiye de genel olarak çok beğenilmesine ve satış rakamlarının da gayet iyi olmasına rağmen Alman otomobil sektörünün yıllardır hâlâ Türkiye'de üretimine girmemesinden şikayetçi.
Başta Türk hükümeti tarafından Türkiye'de üretim yapması için uzun zamandır sıkıştırılan Volkwagen olmak üzere, Alman endüstrisinin diğer temsilcileri ise, Türkiye'deki yüksek ÖTV'den ve keyfi bürokrasi uygulamalarından yakınıyor.
Buna rağmen Almanya Başbakanı Merkel, Ankara'dan ayrılırken Türkiye'nin ekonomik başarısını övmeden edemedi.
Ekonomik sorunların doğru çözümler eşliğinde ve sabır göstererek pekala çözülebileceğini göstermesi açısından, Türkiye’yi ekonomik krizle boğuşan AB ülkeleri için ''umut kaynağı" olarak da niteledi.


Suriye Muhalefeti Roma Zirvesine Gidiyor - Milliyet

Muhalefet, daha önce, diğer ülkelerin Suriye'deki krizi sona erdirmede yetersiz kaldıkları gerekçesiyle toplantıyı boykot etmeyi planlıyordu

Suriye muhalefeti, bugüne kadar ülkedeki şiddeti önleme konusunda, diğer ülkelerin yeterince çaba sarfetmediğini düşündükleri için boykot etmeyi planladıkları Roma’daki uluslararası zirveye katılacaklarını açıkladı. 

Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Ahmet El Katip Facebook sayfasında yayınladığı açıklamada, diğer muhalefet liderlerinin de Pereşembe günü düzenlenecek “Suriye’nin Dostları” konfreansına katılacaklarını söyledi. 

Muhalefetin bu kararı Amerika Başkan Yardımcısı Joe Biden tarafından da olumlu karşılandı. Biden bu toplantının Suriye muhalefetinin görüşlerini paylaşmak için önemli bir fırsat olduğunu söyledi. Başkan Yardımcısı, El Katip’le yaptığı telefon görüşmesinde, Roma’daki konferansın muhalefete ve Suriye halkına nasıl yardım edileceği konusuna da müzakere kapısı açacağını belirtti.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada Dışişleri Bakanı John Kerry’nin de muhalefetle biraraya geleceği bildirildi.


İtalya ‘yönetilmesi imkânsız’ hale geldi - Milliyet

İtalya’da dün kesin sonuçları açıklanan seçimler, içinden çıkılması zor bir tablo ortaya çıkardı. Merkez sol yüzde 0.4 oy farkı ile yarışı önde tamamlasa da parlamentonun üst kanadı Senato’da çoğunluğu elde edemedi

Seçim sonuçları, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde ettiği için hükümeti kurma görevini alması beklenen merkez solun tek başına ülkeyi yönetemeyeceği yorumlarına neden oldu. İtalyan gazeteleri dün şu manşetlerle çıktı:
-  Corriere della Sera: Seçim şoku! Çoğunluk yok!
-  La Repubblica: Grillo patlama yaptı. İtalya yönetilemez durumda
-  La Stampa: Grillo patlaması. Parlamento bloke
-  Il Messaggero: Yönetilemezlik kazandı

 
İtalya’da pazar ve pazartesi günü yapılan genel seçimin sonucunda hiçbir partinin parlamentonun her iki kanadında birden mutlak çoğunluğu elde edememesi ülkede yeni bir istikrarsızlık havası doğurdu. Temsilciler Meclisi için yapılan oylama, ülkenin üçe bölündüğünü gösterdi: Demokratik Parti (PD) liderliğindeki merkez sol oyların yüzde 29.5’ini, eski başbakan Silvio Berlusconi’nin Özgürlükçü Halk Partisi’nin (PdL) başını çektiği merkez-sağ yüzde 29.1’ini aldı. Komedyen Beppe Grillo’nun 5 Yıldız Hareketi de yüzde 25.5’lik oy oranıyla tek başına en çok oy toplayan parti oldu.

Temsilciler Meclisi’ne sol hâkim
Yüzde 0.4’lük bir farkla da olsa ilk sırada gelen merkez sol, Temsilciler Meclisi’ndeki sandalyelerin yüzde 55’inin birinci partiye verilmesi sayesinde, 630 sandalyeden 340’ını aldı. Merkez sağ 124, 5 Yıldız Hareketi 108, teknokrat başbakan Mario Monti’nin Yurttaşlık Seçimi yüzde 10.5’lik oyla 45 temsilci kazandı. Ancak 315 sandalyeli Senato’da mutlak çoğunluğa ulaşan olmadı. Bölgesel oy oranlarına göre sandalye dağılımı yapılan Senato’da merkez sol 120, merkez sağ 117, 5 Yıldız Hareketi 54, Monti 18 sandalye kazandı. Diğer sandalyeler ise yurtdışında verilen oylarla belirlenecek.

Koalisyon tartışmaları
Hiçbir partinin tek başına istikrarlı bir hükümet kuramayacak olması, koalisyon ihtimalini gündeme getirdi. Berlusconi, “İtalya’nın yönetilemez hale gelmesi kabul edilemez. Hepimiz büyük bir sorumlulukla seçenekleri düşünmeliyiz” diyerek merkez-sol ile koalisyon ihtimalini açık tuttu. PD lideri Pier Luigi Bersani dün düzenlediği basın toplantısında seçim sonuçlarını değerlendirirken “Birinci parti olsak da seçimi kazanmadık. Bu bizim hayal kırıklığımız” dedi. Bersani, Berlusconi ile koalisyon kurma ihtimaline soğuk baktığı izlenimi verirken Grillo’ya açık kapı bıraktı. PD başkan yardımcısı Marina Sereni ise “İçinde bulunduğumuz felaketin sorumlularıyla hükümet kurmayacağız” diyerek Berlusconi’nin yüzüne kapıyı kapattı. PD’nin 5 Yıldız Hareketi’yle koalisyon kurma seçeneğine daha sıcak yaklaştığı tahmin ediliyor. Beş Yıldız Hareketi lideri Grillo ise tek parti oylarında ilk sırada kendilerinin geldiğini hatırlatarak “PD-PdL hükümetini engelleriz. Bize rağmen bir şey yapamazlar”dedi.
İtalyan medyası, karmaşıklığı nedeniyle ‘domuz ağılı’ (porcellum) olarak anılan seçim yasasının, kaos yaşanmasında etkili olduğu gerekçesiyle yeni parlamentonun ilk iş bu yasayı değiştirmesi çağrısı da yaptı.



Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.