12 Şubat 2013 Basın Bültenleri
Basın Bültenleri / 12 Şubat 2013 Salı Saat 08:59
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Artık özgürlük zamanı

Li Amedê ji bo Şahîn Oner meş - Dîha

Li Amedê bi sedan kes ji bo kiryarên xwendekarên lîseyê Şahîn Oner ê ku di encama wesayîta polîsan a zirxî lê qelîbî de jiyana xwe ji dest da bên dîtin meşiyan. Hevalên Oner bi gotinên, "Rastiyan bi nivîsîn. Hûn çima rastiyan nanivîsînin" bertek nîşanî çapemeniyê dan.

Li Amedê bi sedan kes ji bo bûyer xwendekarên lîseyê Şahîn Oner ê ku şevê din di çalakiya şermezarkirina salvegera roja Rêberê PKK'ê Abdullah Ocalan a anîna Tirkiyeyê ya li semta Şehîtlîkê ya navçeya Yenîşehîrê ya Amedê di encama wesayîta polîsan a zirxî lê qelîbî de jiyana xwe ji dest da bê ronîkirin meşiyan. Hevseroka Rêxistina BDP'ê Zubeyde Zumrut, Endamê Meclîsa BDP'ê Înan Kizilkaya, Dayîkên Aştiyê û hevalên dibistanê yên Oner li kuçeya li Kolana Şehîtlîkê ya ku bûyer lê pêk hat hatin cem hev hate li ser gora Oner a li Goristana Şehtlîkê meşiyan.

Berî meşê hevalên Oner ên dibistanê çûn cihê bûyerê û wêneyê Oner vekirin û sruda "Çerxa Şoreşê" xwendin. Di vê demê de komekê posterên Serokwezîr Erdogan û Fethullah Gulen şewitandin û komekî ciwanan jî bi gotinên "Rastiyan binivîsîn. Hûn çima rastiyan nanivîsîn" bertek nîşanî çapemeniyê dan. Piştî re girseyê dest bi meşê kir. Di meşê de sloganên "Şehîd namirin", "Rêheval Şahîn nemir e", "Em aşiti naxwazin şer şer şer", "PKK Tolhildan", "Ey şehîd xwîna te li erdê namîne", "PKK gele gel li vir e" û "Şehîtlîk îsyane ji gerîla silav e" hatin berzkirin. DI meşê de posterên Rêberê PKK'ê Abdullah Ocalan, Sazumankara PKK'ê Sakîne Cansiz a ku li Parîsê hate qetilkirin û pankrata "Heke gelê serokatiya wî girtî be çekan bikar neyne heramzade ye." û "Artêşa TC faşîst ji Kurdistanê biqewire." hatin hilgirtin û vekirin.

'Ev hasasiyetekî çawa ye'

Piştî meşê girseyê li ser gorê rêzgirtin pêk anî. Piştî rêzgirtinê Hevseroka Rêxistina BDP'ê ya Amedê Zubeyde Zumrut axivî û nêzîkahiya hikûmeta AKP'ê ya li hemberî pêvajoyê rexne kir û wiha got: "Serokwezîr li aliyekî dibêje 'hasas bin' li aliyê din ciwanên kurd tên qetilkirin. Ev hasasiyetî çawa ye. Li Amedê her sal 3-4 ciwanên em tê qetilkirin. Em vê şîdetê şermezar dikin." Endamê Meclîsa BDP'ê Înan Kizilkaya jî wiha got: "30 salin ev şer berdewam dike. Incax vî şerî Birêz Ocalan bide rawestandin. Daxwaza me ew e ku Ocalan muhatab bê girtin." Di dema axaftinan de ciwanan Qereqola Polîsan a Şehîtlikê ya li ber goristanê rastî keviran hat.

Di dema meşê de polîsan li semta Şehîtlikê bi wesayîtên zirxî û TOMA'yan tedbîrên berfireh girtin.


Dayîka Solîna biçûk hate berdan  - Dîha

Dayîka Solîna biçûk a 5 salî ya nexweşxana losemiyê Hanim Onur a ku 2 sal berê di operasyona bi navê "KCK'ê" de hatibû girtin serbest hat berdan.

Parêzera Alîkara Şaredarê Cizîrê Hanim Onur a ku di sala 2011'an de li navçeya Cizîrê ya Şirnexê hat girtin Canan Atabay serê sibê ji bo berdanê serî li 7'emîn Dadgeha Cezayên Giran a Amedê dabû. Dayîka Solîna nexweşa losemiyê ya ku rewşa wê bi kampanyaya îmzayan a di çapemeniya civakî de hat rojevê Hanim Onur li ser serlêdana biryara tahliyeya wê hat dayîn. Li bendêne ku Hanim Onur a ku di Girtîgeha Tîpa M a Mêrdînê de tê girtin îro derbikeve.


Hatay'da patlama: 10 ölü, 30'u aşkın yaralı – Diha

Reyhanlı ilçesi Cilvegözü Gümrük Kapısı'nda meydana gelen patlamada ilk bilgilere göre, 10 kişi yaşamını yitirdi, 30'un üzerinde kişi ise yaralandı. Ocak ayında BBC, ÖSO'nun Türkiye'de bomba yapmak için kurduğu tesisleri gündeme getirmişti.

Hatay'ın Reyhanlı ilçesi Cilvegözü Gümrük Kapısı'nda saat 15.00'te Suriye ile Türkiye arasındaki en önemli geçiş noktalarında biri olan Cilvegözü Sınır Kapısı'nın Suriye tarafındaki giriş bölgesinde, Suriye plakalı bir otomobilde büyük bir patlama meydana geldi. Patlamada ilk belirlemelere göre, 10 kişi yaşamını yitirdi, 30'un üzerinde kişi ise yaralandı. Patlama sırasında çok sayıda araç hasar gördü. Yanan araçlar, Reyhanlı Belediyesi İtfaiye ekipleri tarafından söndürüldü.

Yaralılar olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından Reyhanlı Devlet Hastanesi'ne kaldırılarak, tedavi altına alındı. Yaralıların Suriye'ye yapılan yardımların tahliyesini sağlayan Türkiye yurttaşları, gümrük görevlileri ve Türkiye'ye giriş çıkış yapan Suriyeliler olduğu belirtildi.

Cilvegözü Gümrük Kapısı Mülki Amiri Hatay Vali Yardımcısı Mehmet Eriş ile Reyhanlı Kaymakamı Yusuf Güler, olay yerine gelerek inceleme yaptı. Vali Yardımcısı Mehmet Eriş, patlamanın nedeninin henüz netleşmediğini belirterek, "Patlamanın nedenini bilmiyoruz, araştırılıyor" dedi.

Yetkililer, ölü sayısının artabileceğini belirtiyor.

Patlama Türkiye'den taşınan bombalardan mı kaynaklandı?

Öte yandan Suriyeli muhaliflerin Türkiye'de, Suriye sınırına çok yakın bir noktada kurdukları bomba üretim tesisini BBC muhabiri James Reynolds Ocak ayının son günlerinde gündeme getirmişti. BBC ekibi, içinde labaratuvarın da bulunduğu bomba üretim tesisinin koordinatları hakkında bilgi vermeyen BBC ekibi, ancak tesisin Türkiye sınırları içinde olduğu kaydetmişti. BBC'nin haberinde, ÖSO üyelerinin sınıra yakın noktada bulunan binada bir yandan günlük yaşamlarına devam ederken bir yandan bomba ürettiği belirtilmişti. Habere göre, labaratuvar ekipmanlarıyla üretilen el yapımı bombalar, sınırın öbür tarafına geçirilerek Suriye hükümet binalarını havaya uçurmak amacıyla kullanılıyor.


'Sayın Öcalan ile görüşmelerim alenidir, nasıl suç olur?' - Diha

"KCK" ana davası kapsamında tutuklu yargılanan PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın avukatı Ebru Günay, Kürtçe olarak yaptığı savunmasında, "Ben İmralı'ya birden fazla defa gidip geldim. Sayın Öcalan ile görüşmelerim alenidir. Müvekkilimle görüşmelerim nasıl suç olur? Sayın Öcalan İmralı'da ağır bir tecrit altındadır. Ben Sayın Öcalan'ın meraklılarının muhatabıyım. Bu kapsamda birçok görüşme yaptım. Kendisini merak eden herkese cevap vermeye çalıştım" dedi.

Aralarında BDP milletvekilleri, belediye başkanları, insan hakları savunucuları ve gazetecilerin de bulunduğu 108'i tutuklu 175 kişinin yargılandığı "KCK" ana davasının duruşması, tutuklu Avukat Ebru Günay'a ilişkin delil ikamesi ile devam etti. Günay'a ilişkin okunan deliler arasında bulunan, Asrın Hukuk Bürosu'nda bulunan; PKK, DTK, Konfederalizm'e ilişkin yazılar, PKK Lideri Abdullah Öcalan'a yazılan mektuplar, Öcalan ile yapılan görüşmelerin notları, PKK'ye ilişkin yabancı yazarların yazdığı araştırma yazıları, birçok mektup ve Sabri Ok ile yaptığı görüşmeler, yurt dışına giriş çıkışlar, dava dosyaları ve Öcalan'a yazılan şiir, "KCK/TM faaliyetleri" olduğu iddia edildi.

'Diyarbakır Barosu'na kayıtlıyım savcı beni İstanbul Barosu'nda göstermiş'

Delil ikamesi tamamlandıktan sonra anadili Kürtçe ile savunma yapan Günay, kendisinin bir avukat olduğunu ve suçlamaların asli görevi olan avukatlık mesleğine yönelik olduğunu belirterek, "Benim dosyama delil olarak konulan ve Asrın Hukuk Bürosu'nda yapılan aramalarda elde edilenlere ilişkin şunu söylemek istiyorum. Asrın Hukuk Bürosu benim üzerime kayıtlı değildir. Diyarbakır Barosu'nda kayıtlı olmama rağmen savcı benim İstanbul Barosu'nda göstermiş, bu da demek oluyor ki; ben savunma verirken savcı beni dinlememiştir" diye konuştu.

'Öcalan ile görüşmelerin alenidir'

Öcalan'ın avukatlığını yaptığını söyleyen Günay, "Ben İmralı'ya birden fazla defa gidip geldim. Sayın Öcalan ile görüşmelerim alenidir. Müvekkilimle görüşmelerim nasıl suç olur? Sayın Öcalan, İmralı'da ağır bir tecrit altındadır. Ben Sayın Öcalan'ın meraklılarının muhatabıyım. Bu kapsamda birçok görüşme yaptım. Kendisini merak eden herkese cevap vermeye çalıştım. Sabri Ok ile yaptığım telefon görüşmeleri bu çerçevededir. Kendisi o dönem DTP'nin danışmanıydı. Yurt dışına çıkma nedenim ise Öcalan'ın tecrit koşullarına, yeniden yargılanma koşullarına ilişkin AİHM ve CPT ile yaptığım görüşmelerdir. 4 yıllık yargılama sürecinde artık hukuka olan inancım yıkıldı" diye konuştu. Mahkeme başkanı, Günay'ın İmralı ile köprü kurmakla suçlandığını söyleyerek, suçlama hakkında ne düşündüğünü sordu. Günay ise, "Benim İmralı'dan talimat götürme gibi olanağım yoktur. Dört defa aranarak içeri giriyor, kalem kağıt almamıza izin verilmiyor. Müvekkilimiz ile temasımız bile yasakken, görüşmeye müdahale yetkisi olan Adalet Bakanlığı'ndan yetkili birisi varken, benim talimat götürme gibi bir durumum olamaz" dedi.

'Avukat ve müvekkil mahremiyeti var'

Günay'ın ardından söz alan avukatı M. Emin Aktar ise, mesleki yasa gereği avukat ile müvekkili arasında geçen görüşmelerinin mahremiyetinin olduğunu hatırlatarak, mahkeme başkanın Günay'ın Öcalan ile görüşmelerini sormasına tepki gösterdi. Günay'ın tutuklanmasının nedeninin Öcalan'ın avukatlığını yapması olduğunu dile getiren Aktar, "X gizli tanık diye bir şahıs var. Kendisi tutukludur. Dosya kapsamında ifade verdiği bütün sanıklar hakkında ilk sözü 'KCK/TM faaliyetleri yürütür' şeklindedir. Gizli tanık kişiyle ilgili verdiği bilgilerin somut bir karşılığı yoktur. X kişi nerede nasıl ne zaman ne yapıyor, ayrıntı veremiyor. Çünkü kendisi savcının karşısına geçiyor. 'Burcu şu, fotoğrafı şu' bir şeyler söylüyor. Ama karşılığı yok" diye konuştu.

Günay'ın delil ikamesi tamamlanmasının ardından, mahkeme heyeti duruşmaya ara verdi.



Li Başûr di mehekê de 6 jin hatin qetilkirin - ANF

Li Başûrê Kurdistanên cinayetên jinan berdewam dikin. Li Dihokê jinek ji aliyê birayê xwe ve hate kuştin û bi vî awayî di mehekê de  jin li seranserê Başûrê Kurdistanê hatin qetilkirin. Ji vana 4 jin ji ber “sedemên civakî” hatin qetilkirin û 2 yên din jî agir berdan bedena xwe.

Roja 9’ê sibatê li gundê Etîtê yê Dihokê jina 40 salî ji aliyê birayê xwe ve hate kuştin. Bersucê ku 7 gulle li xwîşka xwe xist winda bû. Polîan sedemê kuştinê weke “sedemên civakî” bi nav kir. Li gorî agahiyan jina hate kuştin dayika 5 zarokan e, carek hev berdane û careke din zewiciye.

Dîsa, roja 6’ê sibatê li Dihokê jinek ji aliyê hevserê xwe ve hate kuştin. Li Kerkûkê R.M. ya 18 salî roja 4’ê sibatê ji aliyê bavê xwe ve hate kuştin. Cenazeyê jina ciwan avêtibûn çolê û li wir ji aliyê polîsan ve hate dîtin. Hate diyarkirin ku sedema cinayetê careke din “meseleya namûsê ye.”

Her wiha, bûyerek ji bûyerên ku weke “ji ber sedemên civakî’ tên binavkirin, roja 3’yê sibatê li Silêmaniyê qewimî. Keçika 15 salî xwe daliqand û dawî li jiyana xwe anî. Lêkolînên rayedarên polîsan encam nedan û ew jî  tenê weke “sedemek civakî” hate tomarkirin.

Her wiha, li Silêmaniyê roja 14’ê çileyê jî jinek 29 salî bedena xwe dabû ber agir. Jina bi navê Ş.E.ya 29 salî bi vî awayî dawî li jiyana xwe anî.

21’ê berfanbarê liŞengalê jî jina ciwan bedena xwe da ber agir û dawî li jiyana xwe anî. Jina ciwan a ku xwe şewitand mehek li ber xwe da û roja 25’ê çileyê dawî li jiyana xwe anî.

BÎLANÇOYEK METIRSÎDAR

Li Başûrê Kurdistanê bûyerên weke cinayetên jinan, xwekujî, taciz û tecawiz her ku diçin zêdetir dibin. Tenê li Hewlêr, Silêmanî, Kerkûk û Germiyanê ji çileya sala 2008 heta tîrmeha 2012 17 hezar û 435 jin li rastî tundiyê hatin. Ji vana 2 hezar û 385 jin hewl dan xwe bikujin, herî kêm 399 jin jiyana xwe ji dest dan. Li gorî van hejmaran di çar rojan de jinek tê qetilkirin û di sê rojan de jinek tê tecawizkirin.



Karasu: Hükümetin çözüm yaklaşımı yok - ANF

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, İmralı'daki görüşmelere ilişkin "hükümetin çözüm yaklaşımı yok" derken, Türk devletinin Batı Kürdistan'a yaklaşımını da "açık bir Kürt düşmanlığı" olarak değerlendirdi.  Karasu, çetelerin Serêkaniyê'ye geçişi karşısında Ceylanpınar'ın tavrını da eleştirerek, "Çeteler o kadar saldırdı, o Ceylanpınar ayağa kalkmadı. Ayıptır" dedi.

İmralı'da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Türk devleti arasında yapılan görüşmeleri değerlendiren Mustafa Karasu, "Biz her zaman siyasal çözümden yanayız. Sorun yaratan da Türk devletiydi, çözümsüzlüğü dayatan da Türk devletiydi" dedi.

Karasu, "İmralı'ya gidip, iyi niyet ortaya konulunca, en azından müzakereciler bir şeyler yapmak istiyoruz gibi bir yaklaşım gösterince, önder Apo da buna olumlu cevap vermiştir. Burada olumlu yaklaşım içinde olan hareketimizdir" şeklinde konuştu.

"Hükümetin politikası çözümden yana mıdır, bu belli değil" vurgusunu yapan Karasu, AKP'nin 2006'da da 2008'lerde de böyle bir yaklaşım içine girdiğini hatırlatarak, "Hiçbir zaman da somut bir adım atmadı" diye belitti.

2012'DE KAYBEDEN AKP OLDU

Karasu, "Şu ana kadar da yapılan görüşmelerde herhangi bir somut gelişme yok. Bize yansıyan ciddi bir durum yok. Erdoğan'ın söylemlerinde ciddi bir durum yok" dedi.

Bu noktaya nasıl gelindiğini sorgulayan Karasu, hükümetin KCK operasyonları, askeri operasyonlar ve dış güçlere dayanarak PKK'yi ezmeyi planladığına işaret etti ve ekledi: "2012'de kaybeden AKP oldu. Ordusu nerdeyse bozguna uğradı.  Özel ordusu nerdeyse darmadağın oldu."

Karasu şöyle devam etti: "AKP sıkışınca, bölgedeki politikaları da iyiye gitmeyince, böyle bir görüşmeye başvurdu. Tamam Türkiye kamuoyu çözüm istiyor, biz de istiyoruz, aslında koşullar da müsait. Fakat AKP'nin çözüme ne kadar hazır olduğu belli değil. Hatta hazır olmadığı konusu daha fazla ortada."

HAREKETİMİZLE HERHANGİ BİR GÖRÜŞME YOK

"Söylendiği gibi hareketimizle bir görüşme yok" diyen Karasu, Hewler'de (Erbil) görüşmeler yapıldığı ve bazı adımlar atılacağı yönünde Türk medyasında çıkan haberleri de yalanladı:  "Bunlar hepsi yalan. Hepsi özel savaş haberleri. Hiçbir gerçekliği yok." 

AKP hükümeti için "Çözme isteği varmış gibi bir hava yaratılmak isteniyor. Sonra herhangi bir şey olmayınca da herhalde birilerini suçlayacak. Herhalde böyle bir strateji izliyor" diyen Karasu, mevcut durumda tek taraflı bir yaklaşım olduğunu ve bununda Öcalan'ın geliştirdiği yaklaşım olduğunu kaydetti.

Karasu, "Biz de önderliğin tutumunu destekliyoruz.  Ama Türk devleti önderliğe de doğru yaklaşmıyor, önderliğin ortaya koyduğu talepleri var. Önderlik böyle tecrit ortamında, hiç kimseyle görüşmeden,  demokrasi güçleri ile görüşmeden, çeşitli çevrelerle görüşmeden, örgütüyle diyalog içinde olmadan hiçbir şey yapar mı? Önderliğimiz demokrat bir liderdir. Yanındakilerin bile görüşünü alır, herkesin görüşünü alır. Önderliğimiz örgütüyle düşüncelerini paylaşır, BDP'yle paylaşır, Türkiye kamuoyu ile paylaşır" diye konuştu.

HÜKÜMETİN ÇÖZÜM YAKLAŞIMI YOK

Hükümetin "Ortada henüz herhangi bir çözüm yaklaşımının olmadığını" ifade eden Karasu,  "Ama Kürt sorununu, ezerek, başka türlü yöntemlerle çözemedi. Ya gerçekten çözecek, ya ezecek ya da oyalayacak. Bunlardan hangisini yürütecek kısa sürede belli olur. Ama şu anda bize yansıyan şu an andaki yaklaşımlar, çözüm yaklaşımları olmadığını ortaya koyuyor. Bu açıdan çok fazla umutlu olmak, yanlıştır" ifadelerini kullandı.

"Ortada hiçbir şey yokken, bir şeyler oluyormuş beklentisine hiç kimse girmemeli. AKP sıkıştı, şimdi böyle bir politikaya yöneldi" diyerek sözlerini sürdüren Karasu,  "Kürt sorunu çözülmüyorsa, Türk devletinin yaklaşımlarından kaynaklı. Bunu herkesin bilmesi gerekir. Bugün de yarın da eğer bir çözümsüzlük varsa, bu Kürtlerden gelmez" vurgusunu yaptı.

Karasu AKP'nin neden bugün görüşmelerde bulunduğunu şöyle özetledi: "AKP sıkışmıştı, aydınlar tepkiliydi, liberaller bile tepkiliydi. Düne kadar AKP'ye destek verenler de AKP'den kopmuştu. AKP çok zor duruma düşmüştü. Şimdi bunları tekrar, kendine göre, bu tür yöntemlerle toparlamaya çalışıyor."

"Yakın zamanda gelişmelere bakacağız" diyen Karasu, "Önderlikle gerçekten önemli görüşme olsaydı, sorun BDP ile görüşüp görüşme değildi. Bu o kadar basit bir mesele değil. Görüldüğü gibi ortada çok da ciddi bir durum yok" diye belirtti.

AKP'NİN ROJAVA'YA YÖNELİK YAKLAŞIMI AÇIK KÜRT DÜŞMANLIĞIDIR

Suriye ve Batı Kürdistan'daki gelişmeleri de değerlendiren Karasu, "Türk devleti kendi Kürt sorununu çözmediği müddetçe, diğer parçalardaki Kürt sorunlarının da çözülmesini istemez. Kuzey Kürdistan'daki Kürt sorunu çözülmediği müddetçe Güney Kürdistan'daki kazanımlar da tehlikededir. Türkiye İran'daki sorunun da çözülmesini istemez. Rojava'da (Batı Kürdistan) da istemez" dedi.

Karasu şöyle devam etti: "Şu anda Türk devletinin pozisyonu, Rojava'da Kürtlerin hak kazanmamaları üzerinedir. Bu kadar muhaliflerle ilgilenmesinin nedeni ne Esad ne de Suriye'de halkın durumunun ne olacağı değil. O aslında bir Esat gitsin başka bir Esat gelsin istiyordu. Kürtleri kontrol altında tutacak otoriter, demokratik olmayan bir rejim istiyordu. Ama Suriye'de artık her şey dağıldı. Türkiye bundan korkuyor. Bu yüzden  muhaliflerle ilişki geliştiriyor. Onları destekleyerek, Kürtlerin kazanım elde etmesini engellemeye çalışıyor."

Karasu, Türk devletinin silahlı gruplara yaptığı yardımları ve Kürtler yönelik saldırılarına dikkat çekerek, "Bu açık Kürt düşmanlığıdır. Rojava'daki durum sadece oradaki halka değil, bütün Kürtlere düşmanlıktır. Bunu bütün Kürtlerin görmesi gerekiyor. AKP'ye yakın bütün Kürtlerin görmesi gerekiyor" dedi.

CEYLANPINAR'IN AYAĞA KALMAMASI AYIP!

Batı Kürdistan'daki yaşam sorunlarına da işaret eden Karasu, "Esas sorun o halkın özgürlük mücadelesine destek verme sorunudur. Çeteler o kadar saldırdı, o Ceylanpınar ayağa kalkmadı. Ayıptır. Ciddi bir tepki göstermediler. Hepsi orada fedai olmalıydılar. Hepsi göğsünü siper etmeliydiler. O çeteleri oraya koymamalıydılar. Bunu açıkça biz de eleştiriyoruz. Tamam , manevi bir destek var. Ama daha farklı olmalıydı. Yürüyüşler de oldu, yardım da gönderiyorlar, aslında kapılar açık olsa Kuzey Kürdistan halkı çok fazla yardım gönderir, ama biraz daha geniş bakmalı. O çeteler oradan saldıramamalı. Bir daha öyle bir şey olmamalı (...) Türkiye'nin çeteleri saldırtmasına karşı açık tavır koymaları gerekir. Sadece sınırdakiler değil tabi. Doğubayazıt'tan Muş'a, Bingöl'den Dersim'e kadar herkesin Rojava'daki halkın özgürlük mücadelesine katkı sunması gerekir. Çünkü orda halk gerçekten direniyor. Bir devrim var. Yediden yetmişe ayağa kalkmıştır. Bir halk devrimidir. Dünyada böyle devrimler azdır. Bundan daha büyük halk devrimi yoktur."

SOLA ROJAVA ELEŞTİRİSİ

Batı Kürdistan'daki gelişmelere solun ilgisizliğini de eleştiren Karasu, "Solun ilgisi bile az. Başka yerde olsa ayağa kalkarlar. Orada halk büyük bir devrim yapıyor, kendi sistemini kuruyor, özgürlük sistemini kuruyor, kendi meclislerini kuruyor, demokratik temelde yapıyor, bu açıdan Rojava'ya hem Kürt halkının hem de demokrasi güçlerinin desteğinin daha fazla olması gerekiyor" ifadelerini kullandı.

KOMPLO BOŞA ÇIKARILDI

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik 15 Şubat uluslararası komplosunun 14. yıldönümünde değerlendiren Karasu, "Uluslararası komplonun amacı Önderliğimizi İmralı'ya esaret altına alıp, hareketimizi tasfiye etmekti. Çünkü hareketin karargahı önderliğimizin bulunduğu yerlerdi. Ama bugün önderliğimiz etkisizleşmemiştir. En son İranlı Kürt Abbas Vali, Ezgi Başaran'a verdiği röportajda Abdullah Öcalan'ın eskiden siyasi bir lider olduğunu şimdi, hem siyasi hem de toplumsal bir lider olduğunu söyledi. Eskisinden daha etkili bir liderliğe ulaştığını söylüyor." şeklinde konuştu.

Karasu, "Bu açıdan komplo aslında başarısızlığa uğratılmıştır. Komployu yaratan güçler parçalanmıştır. Komployu o dönemde yapan ittifak şu anda yoktur. Ama Türk devleti inkarcı olduğu için yeniden yeniden  komployu diriltmek itiyor" diye belirtti.

"Suriye'de şimdi çetelerle bunu yapmaya çalışıyor" diye ekleyen Karasu, "Apo ayrı Kandil ayrı" şeklinde yapılan ayrımlara da şöyle yanıt verdi: "Öyle bir şey yok. Aksine daha da bütünleşmiş bir güç vardır. Bunu herkes görmektedir. İşte Önderlik yakalandı. Önderlik bir söz söylüyordu: Ben mezarda da olsam rolümü oynarım. İşte Rojava'yı ayağa kaldıran 20 yıllık çalışmasıdır. Demek önderlik etkisizleştirilememiş. Oradaki gelişmelerin bizimle, hareketle doğrudan organik bir ilişkisi yok. Yaşlıları, meleleri, kadınları, gençleri, kızlarI, herkes önderliği tanımıştır. Onun için önderliğin özgürlükçü duruşunu, fırsatını buldukları zaman harekete geçerek örgütlemiştir. Onun için meydanlar, sokaklar önderlik posterleriyle doludur. Bu da komplonun boşa çıkması değil midir?"

Karasu, "Hareketimiz de eskisinden daha güçlü haldedir. Bunu herkes kabul ediyor. 2012'de dünya gördü" vurgusunda bulundu.

"Hareketimiz büyük direnerek komployu boşa çıkardı.  Şehitlerimiz boşa çıkardı" diyen Karasu sözlerini şöyle noktaladı:  "Eğer o fedailerimiz olmasaydı komplo boşa çıkmazdı. Tabi ki komployu boşa çıkaranlara minnet borçluyuz. O direnişten bu güne, tüm fedakarlık gösterenleri, şehitleri minnetle anıyoruz. Halkımızı burada selamlıyoruz. Hareketimizi ve önderliğimizi sahiplenerek boşa çıkardığı için. Komplocuları boşa çıkarmak demek,özgürlüğe tutkunluğu göstermek demektir. Haklarına sonuna kadar sahip çıkacağını göstermek demektir. Kürt halkı 15 yıldır komploya karşı mücadele ederek, özgürlüğüne de demokrasiyi de, haklarınız da isteyeceğini göstermiştir. Hiç kimse artık "alavere dalavere Kürt mehmet nöbete" diyemez.  Komploya karşı mücadele eden, bu komployu boşa çıkaran halk özgürlüğünü de kazanacaktır. Bunu Türk devleti de bilmeli, arkasındaki güçler de bilmeli. Türk devletinin işbirlikçileri de bilmeli."


Türk yalanı patladı – Yeni Özgür Politika

Öcalan’a yönelik gerçekleştirilen 15 Şubat komplosunu protesto eden 19 yaşındaki Şahin Öner polis panzeri tarafından ezildi. Olayın üzerini örtmek isteyen Türk basını ise “polise atmak isterken elinde patlayan bombayla yaşamını yitirdiği” şeklinde yalan haber geçti.

Amed'de 15 Şubat uluslararası komplosunu protesto gösterisinde polis panzerinin ezdiği 19 yaşındaki Şahin Öner yaşamını yitirdi. Emniyet, valilik ve Türk basını gencin üzerindeki bombanın patlamasıyla yaşamını yitirdiği iddiasında bulunurken, Öner'in morgda çekilmiş fotoğrafları polis panzeriyle öldürüldüğünü doğruladı. Lise öğrencisi Öner arkadaşları ve yakınları tarafından dün toprağa verildi. DTK, halkı demokratik eylemlerle tepkilerini göstermeye çağırdı.
Cizre'de polis panzeri ile katledilen Kürt genci Yahya Menekşe ardından, bu kez Amed'de lise son sınıf öğrencisi bir Kürt genci aynı biçimde öldürüldü. Amed'de 15 Şubat'ı protesto eyleminde polis bir genci katletti. Amed'in Yenişehir ilçesi Şehitlik semtinde önceki akşam yapılan eyleme polis saldırdı;19 yaşındaki Şahin Öner adlı genç "akrep" denilen polis aracı tarafından ezilerek öldürüldü. Diyarbakır Devlet Hastanesi morguna kaldırılan Öner'in cenazesi otopsi işlemlerinin tamamlanması ardından dün Şehitlik Mezarlığı'nda toprağa verildi. Tören nedeniyle Şehitlik semtindeki esnaflar kepenk kapattı. Gaffar Okan Lisesi son sınıf öğrencisi Öner'in cenaze törenine arkadaşları ve öğretmenleri de katıldı. Şehitlik Camisi'nde dini vecibelerine yerine getirilen Öner'in PKK bayrağına sarılı tabutu omuzlara alınarak, "Şehîd namirin" sloganlarıyla defnedileceği yere götürüldü. Defin işlemleri sırasında Öner'in okul arkadaşları hep bir ağızdan "Çerxa şoreşê" marşını okurken, Öner'in annesi ve cenazeye katılan kadınlar da ağıtlar yaktı.

Görgü tanıkları doğruladı
Türk basını lise öğrencisi gencin üzerindeki bombaların patlaması sonucu yaşamını yitirdiğini iddia etti. Görgü tanıkları ve gencin morgda çekilen fotoğrafları ise katliamın üzerinin örtülmeye çalışıldığını ortaya koydu. Ön otopsu raporu ailesine verilmeyen gencin hastaneye kaldırılmadan önce karakolda bekletildiği de belirtildi.
DİHA'ya konuşan görgü tanıklarından Keziban Pervane, zırhlı polis aracının Öner'e çarparak yerde sürüklediğini belirtti. Olayın birçok kişi tarafından görüldüğünü belirten Pervane, "Akrep dükkanın önünden geldi. Akrep çocuğu altına aldı, üstünden geçti. Ona çarptı, diğeri geldi. Biz bağırıyorduk, 'durun' dedik, beklemediler. Çocuk yerde yatıyordu. Kimse üzerine gelmedi. Çocuk kafasını kaldırır kaldırmaz onun yakasından tutup akrebe bindirdiler. Biz o sırada bağırdık. Bugün gördüğümü hiçbir zaman unutmam. Olay yerine ambulans falan gelmedi. Onu akrebe koyup götürdüler. Kızım defalarca ambulansı aradı, ambulans gelmedi. Yerde yatıyordu, yaşıyordu. O sırada 2 kişi yakasından tutup akrebe attılar. Mahallenin hepsi olayın nasıl yaşandığını gördü. Polisler karşı binadan bir kadını oraya getirip ona 'Bir şey görmediğini söyleyeceksin' dediler. Sonra kadının ifadesini bu şekilde alıp gönderdiler" şeklinde konuştu.

Akrep çoçuğu ezdi
Olayın yaşandığı sokakta bakkalı bulunan Yılmaz Dağ ise akreplerin hızlı bir şekilde sokağa girdiğini belirterek, "Araç hızlı bir şekilde sokağa girdi. Ben gözümle gördüm akrep hızlı bir şekilde geldi. Çocuğu altına aldı. Çocuk kaçamadığı için akrebin altında kaldı" şeklinde konuştu.
Araç altında kalan gencin yarı çıplak vaziyette zırhlı araca bindirildiğini gören bir diğer görgü tanığı Nurettin Nazilli ise, "Ezilmiş gibiydi. Sırtında ezilme izleri vardı. Alıp akrebin içine attılar. Daha sonra anneler bağırıp çağırdılar; 'Kurtaracak kimse yok mu?' diye. Çocuğu alıp götürdüler. Nereye götürdüklerini bilmiyorum" diye konuştu.

Polis karakolunda mı bekletildi?
DİHA'ya konuşan kaynaklar, "Panzer çocuğu ezdi" diyerek defalarca 112 Acil Servis'in arandığını ve ilk telefonun hemen ardındandan tahmini 5 dakika içerisinde ambulansın olay yerine gittiğini belirtti. 112 Acil Servis ekiplerinin burada çocuğu bulamaması üzerine görgü tanıklarının polisin yaralı çocuğu panzere alıp götürdüğü yönünde bilgi vermesi üzerine sağlık ekipleri Şehitlik Polis Karakolu'na yöneldi.
Aynı kaynak, zırhlı polis aracıyla Şahin Öner'in önce Şehitlik Polis Karakolu'na getirildiğini, burada 25 ila 35 dakika arasında bekletildiğini ve ardından karakol önünde bekletilen ambulansa alınarak hastaneye götürüldüğünü söyledi. Şahin Öner'in ambulansa alındığında da bilincinin yerinde olduğu hatta konuştuğu; ancak hastaneye yetişmeden yaşamını yitirdiği öğrenildi.

Otopsi raporu verilmedi
Öner'in kuzeni Yasemin Öner, aile olarak ön otopsi raporunu istediklerini; ancak hastane yetkililerinin kendilerine raporun hazır olmadığını belirterek vermediklerini kaydetti. Kuzeni Şahin Öner'in kıyafetlerinin de kendilerine verilmediğini söyleyen Yasemin Öner, kıyafetlerin polise verileceği yönünde kendilerine bilgi verildiğini belirtti.
Yasemin Öner, kıyafetlerin polise verileceği yönünde kendilerine bilgi verildiğini belirtti. Otopsi raporu ve kıyafetlerin gizlenerek, delillerin ortadan kaldırılmak istendiğini belirten Yasemin Öner, "Bu işin peşini bırakmayacağız" dedi.
Baba M. Şirin Öner de oğlu Öner'in polis panzeriyle öldürüldüğüne dikkat çekerek,  “Panzer çarpması sonucu öldü oğlum. Zaten ailecek hiç birimiz kendimizde değildik. Raporu kim aldığını bilmiyorum. Kesin olarak panzer ezmiş. Çünkü oğlumun ayakları ve kafatası da ezilmiş. Oğlum öldü ne yapacağız ki? Giden gitti. Liseye gidiyordu. Dersleri çok iyiydi. Acımız çok büyük” dedi.
İHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici de Diyarbakır Adliyesi'nde yaptıkları tüm girişimlere rağmen henüz ön otopsi raporuna ulaşamadıklarını ifade etti.

Kameralar cinayeti kaydetti
Öte yandan gösteri sırasında olay yerinde kayıtta olan kamera görüntülerinde de 2 akrep tipi zırhlı aracın Öner'in yaşamını yitirdiği sokağa hızlı bir şekilde girdiği ve kısa bir süre sonra kadınların ağıtlarının yükseldiği görüldü. Yine olay yerinde zırhlı araçların fren izleri olması görgü tanıklarının ifadelerini doğruluyor.

Medya'nın polisi aklama çabası
Olayın ardından Anadolu Ajansı (AA), Cihan Haber Ajansı (CİHAN), Doğan Haber Ajansı (DHA) ve İhlas Haber Ajansı (İHA) tarafından tek elden çıkmışçasına servis edilen haberlerde, Öner'in "polise atmak isterken elinde patlayan bombayla yaşamını yitirdiği" haberleri servis edildi. Her 4 haber ajansını da haberi görgü tanıklarından ziyade polis bilgilerine dayandırarak verdi. Olay yerindeymiş gibi yansıtılan haberde  "Göstericilerin arasında bulunun bir kişi ise polise atmak üzere hazırladığı el yapımı bomba, polise atmadan patladı. Büyük gürültüyle patlayan bomba genci ağır yaraladı. Gencin eli, yüzü, göğüs bölgesi parçalanırken bir kulağı da koptu. Başında ve vücudunun çeşitli yerlerinde yanmalar var" ifadeleri yer alsa da, Şahin Öner'in morgda çekilen fotoğrafları bu iddiaları yalanladı.
Çekilen fotoğraflarda Şahin Öner'in vücut bütünlüğünde herhangi bir kaybın olmadığı, ellerinde ve avuçlarında herhangi bir yaralama izi bulunmadığı, yüzünün sağ tarafında çarpma ve görgü tanıklarının belirttiği "çarptıktan sonra yerde sürüklendi" ifadelerini doğrulayan izler bulunduğu görüldü.

Polis dezenformasyonu
Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak'ın da İHA'ya yaptığı açıklamada aynı iddiaları tekrarlayarak, "Kimlik bilgileri tespit edilemeyen bir gösterici el yapımı düzeneklerle hazırlanmış bombayı polis aracına attığı esnada elinde patlayarak yaralandı. Yaralıya ilk müdahale olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından yapılarak Eğitim Araştırma Hastanesi Dağkapı Kampusu'na kaldırılarak tedavi altına alındı. İlk belirlemelere göre, gösterici elindeki bombayı atarken kulağında hasar oluştu. Göstericinin elinde patlayan bomba ayrıca akciğer bölgesinde de ciddi hasarlara yol açtığından dolayı yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti" diyerek demeç vermesi dikkat çekti. Ancak Vali Toprak'ın daha sonra AA'ya verdiği demeçte, daha temkinli yaklaşması, polisin Valiye de yanlış bilgi verdiğini ortaya koydu. Toprak AA'ya yaptığı açıklamada, ''İlk belirlemelere göre ölen kişinin adı Ş.Ö olarak tespit edildi. Kulağında da yaralanma söz konusu olduğundan el yapımı patlayıcıyı atmaya çalıştığı sırada göstericinin elinde patladığını düşünüyoruz. Olayla ilgili soruşturma sürüyor'' dedi. Vali Toprak'ın İHA'ya verdiği "elinde patladı" gibi kesin cümlelerin aksine, "düşünüyoruz soruşturma sürüyor" demesi dikkat çekti.

Bu ne biçim hassasiyet

Lise öğrencisi Şahin Öner'in panzerle ezilerek katledildiği sokakta biraraya gelen yüzlerce kişi mezarı başına kadar yürüyerek, olayın aydınlatılmasını istedi. Öner'in posterini açarak "Çerxa Şoreşê" marşını okuyan gençler "Doğruları yazın. Neden doğruları yazmıyorsunuz" diyerek basın mensuplarına tepki gösterdi. "Şehîd namirin", "Şahin yoldaş ölümsüzdür", "Em aşiti naxazin şer şer şer", "Ey şehîd xwîna te li erdê namîne" sloganlarıyla yapılan yürüyüş ardından Öner'in mezarı başında saygı duşurunda bulunuldu. BDP Diyarbakır İl Eşbaşkanı Zübeyde Zümrüt, AKP Hükümeti'nin sürece yaklaşımını eleştirerek "Başbakan bir yandan 'hassas olun' diyor. Öbür yandan da Kürt gençlerini öldürüyorlar. Bu ne biçim hassasiyet. Diyarbakır'da her sene 3-4 Kürt genci katlediliyor. Biz bunu şiddetle kınıyoruz ve şehidimize Allah'tan rahmet diliyoruz" şeklinde konuştu. Yürüyüş esnasında Şehitlik semti zırhlı araçlarla abluka altına alınırken, gençler mezarlık yanında bulunan Şehitlik Polis Karakolu'nu taşlayarak tepkilerini gösterdi.

Basının ilk icraatı değil

Lise öğrencisi Şahin Öner'in üzerindeki bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdiğini iddia eden AA, CİHAN, DHA ve İHA, 15 Şubat 2008 tarihinde Cizre'deki 15 Şubat gösterisinde panzer altında kalarak yaşamını yitiren Yahya Menekşe (16) için de "göstericilerin attığı taşın kafasına isabet etmesi sonucu yaşamını yitirdi" haberlerini servis etmişti. Otopsi raporuyla bu iddia çürütülse de Menekşe'yi öldüren panzerin sürücüsü polis beraat etmişti.


DTK’den çağrı

DTK yaşamını yitiren Şahin Öner'e ilişkin yaptığı açıklamada, Öner anısına demokratik eylemleri yükseltme çağrısında bulundu.
Demokratik Toplum Kongresi (DTK), 15 Şubat eyleminde polis tarafından katledilen Öner için yazılı açıklama yaptı. DTK açıklamasında Öner’in yaşamını yitirmesi ile ilgili “Polise atmak isterken elinde patlayan bombayla yaşamını yitirdi’ şeklindeki iddiaların aksine, görgü tanıkları, Öner’in morgda çekilen fotoğraflarının Öner’in zırhlı aracın çarpması sonucu yaşamını yitirdiğini ortaya koyduğunu vurguladı.
Protesto gösterilerinin demokratik bir hak olduğu ve  ölümlerle sonuçlanan saldırıların halkın demokratik haklarına yönelik  bir saldırı olduğunu vurgulayan DTK, "Devletin de muhattap olarak gördüğü ve bu temelde görüşmeler yaptığı Sayın Abdullah Öcalan için yapılan eylemlere yönelik sert müdahaleler hem anlamsız hem de söz konusu süreçte provokatiftir. Bu nedenle ay boyunca devam edecek olan eylemlere yönelik müdahalelerin son bulması ve halkın demokratik hakkını kısıtlamaktan vazgeçilmesi gerekir” diye belirtti.
Şahin ailesi ve Kürt halkına başsağlığı dileklerini ileten DTK açıklamasında şu ifadelere yer verildi: "Demokratik haklar önündeki engellerin kaldırılması için sokakta olan gençlerimizin ortaya koyduğu güçlü iradenin yarattığı sonuçlar ortadadır. Şahin Öner de bu kapsamda irade geliştirerek demokratik hakların önünün açılması uğruna yaşamını yitirmiş ve özgürlük mücadelesinde bir değer yaratmıştır. Bu temelde tüm halkımızı Şahin Öner şahsında demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlerin yarattığı değerler etrafında kenetlenmeye ve demokratik eylemsellikleri geliştirmeye çağırıyoruz."


Mücadele komployu yendi – Yeni Özgür Politika

KONGRA GEL Başkanlığı, uluslararası komplonun yıldönümüne ilişkin yayınladığı açıklamada, Kürt halkının mücadele ile komployu etkisiz kıldığı belirtilerek, Kürtlere yönelik artan saldırılar karşısında mücadeleyi yükseltme çağrısında bulundu.

KONGRA GEL Başkanlığı, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik 15 Şubat 1999'da gerçekleşen uluslararası komplonun 14. yıldönümüne ilişkin yazılı açıklama yaparak, komploda yer alan güçleri kınadı. Kürt halkının mücadelesi ile komployu boşa çıkardığı belirtilen açıklamada, “Kirli çıkarları için Kürt halkının meşru mücadelesine karşı her türlü vahşeti mübah gören komplocu güçler, tarihin lanetli sayfalarından asla kurtulamayacaklardır.Önderliğimizin etrafında ilk günden itibaren ‘Güneşimizi karartamazsınız’ şiarı ile kenetlenen kahraman şehitlerimizi, bu vesileyle bir kez daha minnet ve saygı ile anıyoruz.  Önder APO, İmralı’da içinde bulunduğu ağır tecrit koşullarına rağmen 14 yıldır yürüttüğü emsalsiz direnişi ile teslim ve tasfiye eksenli yürütülen uluslararası komployu ve buna dayalı tüm planları boşa çıkardı.''

KONGRA GEL açıklamasında Kürt özgürlük mücadelesinin gerillanın devrimci operasyonları, zindan direnişleri ve halk serhildanları ile yükselişini sürdürdüğünü belirterek, bununla AKP devletinin güvenlik eksenli politikalarının da boşa çıkarıldığı ifade edildi. Hükümet ile İmralı arasındaki görüşmelerin de Kürt özgürlük mücadelesinin güçlenmesi sonucu yeniden başladığı belirtilerek, ''Tüm bu gelişmelerin sonucudur ki bölge politikalarında geri saymaya başlayan AKP devleti, kilitlenen sürecin önünün açılması konusunda tekrar İmralı’da Önder APO ile diyaloga başlamak zorunda kalmıştır. Bu durum Önder APO’nun stratejik rolünü bir kez daha tartışmasız bir şekilde ortaya çıkarmıştır'' denildi.

Samimi ve ciddi yaklaşılmalı
 Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın merkezinde olduğu bu süreci önemli ve anlamlı olduğu da vurgulanan KONGRA GEL  açıklamasında devletin barış konusundaki samimiyeti pratik adımlarla ortaya koyması gerektiğini kaydetti. Görüşmelerin sonuç alıcı olması için Oslo sürecinde yaşananların tekrarlanmaması ve ciddi yaklaşılması gerektiği belirtilen açıklamada, Kürt halkı için tek muhatabın Öcalan olduğu vurgulanarak şu noktalara dikkat çekildi: ”Bir yandan Önder APO ile görüşürken diğer yandan da askeri ve siyasi operasyonların ısrarla sürdürülmesi, Paris’te üç öncü kadın yoldaşımızın vahşice katledilmesinde tüm işaretlerin Türkiye’yi göstermesine rağmen bu konuda dikkate değer hiçbir çabanın içinde olunmaması, AKP devletinin Kürt meselesinde ciddiyetten uzak olduğunu, bu süreci doğru yönetme niyetinde olmadığını açıkça göstermektedir.''
KONGRA GEL barış sürecinde yol alınması için kamuoyuna da görev düştüğünü belirterek, bu sorumlulukları ''AKP’nin bu tavrı Türkiye halklarının geleceği açısından çok büyük tehlike oluşturmaktadır. AKP’nin tek taraflı çalıp oynadığı bu tarzın aşılması ve sürecin doğru geliştirilmesi için, gerçek barış ve çözümden yana olan kamuoyunun etkili bir şekilde harekete geçmesinin zorunluluğu vardır. Güçlü kamuoyu baskısı yaratılamaz ise, sürecin gelişmesinin mümkün olmadığı bilinmelidir'' şeklinde ifade etti.

 Özgürlük yılı
15 Şubat protesto eylemlerinin süreklileştirilmesi gerektiği belirtilen açıklamada şu çağrı yapıldı: ''Önderliğimizin etrafında kenetlenerek eylemlerimizi süreklileştirelim. Başta Sara, Rojbin ve Ronahi arkadaşlar olmak üzere son dönem şehitlerimizin anılarına bağlılık temelinde yapılan eylemselliği daha da yükselterek, komplonun 15. yılını Önderliğimizin ve halkımızın özgürlük yılı yapalım. Bunun için tüm koşullar mevcuttur. PKK’nin artık tüm Ortadoğu’nun temel bir aktörü olduğu, buna bağlı olarak Ortadoğu’da Kürt baharının yaşandığı gerçeği ve Kürdistan’ın her parçasında artık özgürlük zamanının geldiği herkes tarafından kabul edilmektedir. Gün bunu gerçekleştirme günüdür.”


Şervanên YPG'ê înfaz kirin – Yeni Özgür Politika

Cenazeyê 5 endamên YPG’ê yên di şerê li taxa Eşrefiye ya Helebê de têkilî ji wan qutbûbû hatin dîtin. Derket holê ku îşkenceyên giran li YPG’yiyan hatine kirin.

Tûgaya Şehîdên Helebê ya YPG’ê bi daxuyaniyeke nivskî ku weşand navê 5 şervanên xwe yên ku di pevçûnên Eşrefiyê de jiyana xwe ji dest dabûn aşkere kir. Di daxuyaniyê de hate diyarkirin ku şervanên wan ên dîl hatine girtin bi îşkenceyê hatine qetilkirin. YPG’ê peyam da ku ew ê êrîşan bê bersiv nehêlin û diyar kir pevçûn didomin.

Fermandariya Tûgaya Şehîdên Helebê ya Yekînînên Parastana Gel (YPG) bi daxuyaniyeke nivîskî ku weşand navê 5 şervanên YPG’ê ku di pevçûnên li Eşrefiyê de jiyana xwe ji dest dane aşkere kir. Di daxuyaniyê de Tûgaya şehîdên Helebê got: ‘’Di 9’ê sibatê de dema ku artêşa rêjîma Bass û alîgirên wan bi çekên giran êrîşî Taxê kirin, rastî bersivdayina şervanên me hatin. Di encamên pevçûnên dijwar de artêşa rêjîmê neçar ma ku şûnde vekişin. Di pevçûnên wê rojê de ji 15 leşker û alîgirên zêdetir hatin kuştin, 30 yê din birîndar bûn û 10 şervanên me birîndar bibûn,  her wiha hevalê me Çîlo yê ku birîndar bibû gihşte şehadetê û têkilî bi 5 şervanê re bi temamî hate birîn’’
Daxuyaniya Tûgaya Şehîdên Helebê da zanîn ku roja din berê xwe dan herêma pevçûnan û cenazeyê 7 kesan ji herêmê anîn û dewam kir ‘‘Roja Yekşemê di saetên nîvro de şervanên bi parastina segvanên me çûn herêma derdora qereqolê ya nêzî çerxe riya duyemîn ku pevçûn lê rûdabûn. Me karî 7 cenaze ji herêmê derxist û bibre deverekê aram ku em nasnameyên wan nas bikin’’.
Fermandariyê diyar kir ku cenaze beriya jiyana xwe ji dest bidin hatine îşkencekirin û wiha dewam kir: ‘’ Piştî ku komîteya bijişkan cenaze teşxîs kirin, hate zanîn ku hevalên me yên dîl ketibûn destê artêşa Bass de beranberî îşkenceyê hatin û milên wan hatibû şkandin, cigare di hemû deverên canê wan de hatibû vemirandin. Raporê diyar kir ku 3 hevalên me bi guleyan di serî de hatibû înfazkirin, cenazeyên hevalekî me dest girêdayî û li pey erbeyê kişandibûn herêmên di bin kontrola wan de, 2 cenaze ne hatine naskirin bê kî ne.”

Nasnameya şervanên YPG’ê
Tûgaya Şehîdên Helebê navê 5 şervanên xwe aşkere kir : 
- Selah Reşîd (Çiya) 20 salî, navê bav Îbrehîm, navê dayikê Hediya, li gundê Koxerê ya navçeya Mabata ya Efrînê jidayik bûye. Di nîsana 2012 tevlî refên YPG’ê bû.
- Elî Mihemed ê 22 salî, navê bav Mihemed navê dayikê Nadya, li gundê Oxcelê ya Efrînê jidayik bûye. Zewiciye û di nava komîteya Tenduristiyê ya Helebê ciyê xwe digirt. Ji destpêka 2012 an de tevlî refên YPG’ê bûye.
- Îbrahîm Pîram (Îbo) 27 salî, navê bav Hemîd, navê dayikê Meryem, ji gundê çela ya Efrînê ye. Di sespêka 2012 an tevlî YPG’ê bû.
- Xelîl Îrahîm Entabî ê 25 salî, navê bav Xelîl, navê dayikê Xedîca ji gundê Erabo ya Efrînê ye. Di despêka 2011 tevlî refên YPG’ê bû.
- Ebdulrehman Hisên (Şêxo) 30 salî, navê bav Ebdiyan, navê dayikê Emîna. Ji gundê Hemam yê Şêx Hedîd a Efrînê ye, zewiciye û bavê 3 zarokane. Di despêka 2012 tevlî refên YPG’ê bû.

Bi gerseyî hatin oxirkirin
Cenazeyê 5 şervanên YPG’ê yên ku li Eşrefiyê jiyana xwe ji dest dabûn, ji aliyê hezaran kesî ve li goristana şehîdan ya Qaziqlî ya Efrînê hatin definkirin. Li taxa Şêxmeqsûd a Helebê ku piraniya şêniyên wê kurdin, do serê sibehê bi hezaran kes li ber dibistana Yasîn Yasîn kombûn û 5 şervanên YPG’ê yên ku di pevçûnên li Eşrefiyê de jiyana xwe ji dest dabûn ber bi goristana Şehîdan a li Qaziqlî ya Efrînê hatin oxirkirin. Li goristanê bi beşdariya hezaran mirovî û bi sloganên ‘Şahîd Namirin’ şervanên YPG’ê hatin definkirin.

YPG: Emê gelê xwe biparêzin
Her wiha daxuyaniya YPG’ê diyar kir ku pevçûn hîn didomin, lê ji duh êvarê de carcaran pevçûn çêdibin û got: “Segvanên me ji rê li ber erîşan bigrin li ser avahiyan belav in. Her wiha qernasên rêjîma bass li gelek deveran belavin û sivîlan dikin hedef.
Daxuyaniya YPG’ê dewam kir: ‘’Em soz didin gelê xwe ku em ê bi hemû hêza xwe berxwedana xwe dewam bikin, em ê nirxên gelê xwe bi hemû hêza xwe biparêzin. Em ê li himber êrîşên li ser gelê me de heta nuqteya dawî ji xwîna xwe bibersivînin.”

 Artêşa Sûriyeyê Şedadê topebaran kir

Li bajarê Hesekê artêşa azad a Sûriyeyê  êrîşî bajarê Şedadê yê li ser riya Dêrelzorê kir. Artêşê Sûriyeyê bi fuziyan êrîşî bajêr kir û şêniyên bajêr berbi Hesekê ve koç dikin. Li gorî agahiyên hatine bidetxistin kuştî û birîndar hene.
Artêşa Azad di saet 02.00’an de êrîşî herêma bajarê Şedadê yê 45 km ji Hesekê dûre kir û karkerên şirketa petrolê ji avahiyê derxistin. Di encamê de Artêşa Sûriyeyê ya li Herêma Mêlebiyê ya nêzî gundê Xemail, fuze bi ser bajarê Şedadê de barandin û di encamê de gelek avahî hilweşiyan û gelek kuştî û birîndar çêbûn. Piştî topbaranê şîniyên Şedadê koçî bajarê Hesekê kirin. Yên ku wesayit bi dest wan ne ketin, li gundê Em Elriz kom bûne.
 Artêşa Sûriyeyê û Artêşa Azad li dore Basil saet di 03.00’an de rû dabûn û di encamê de kuştî û birîndarên herdû aliyan hebûn. Di saetên sibê de bombeyek li ser riya Hesekê li deverek leşkeriyê teqiya û der barê vê de agahî nehat girtin. 


AKLANDIKÇA KATLEDİYORLAR – Özgür Gündem

Amed’de komployu protesto eden Şahin Öner adlı Kürt genci, polis panzeri tarafından ezilerek katledildi. Daha önce Yahya Menekşe de polis panzeriyle ezilerek katledilmiş, polisler yerine Menekşe suçlanmıştı

POLİS PANZERİ SİLAH OLARAK KULLANIYOR

Amed’de PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişini protesto eyleminde, polis, 19 yaşındaki Şahin Öner adlı genci katletti. Lise son sınıf öğrencisi olan Öner, Amed’in Yenişehir ilçesi Şehitlik Semti’ndeki eylem sırasında Akrep tipi polis aracının altında kalarak yaşamını yitirdi.

BASININ KATLİAMI GİZLEME TELAŞI

Öner’in katledilmesinin hemen ardından manipülasyon haberleri basına servis edildi. AA, CİHAN, DHA ve İHA gibi ajanslar, Öner’in elindeki bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdiğini iddia etti. Ajansların haberleri hem fotoğraşarla hem de valiliğin temkinli açıklamasıyla yalanlandı.

Görgü tanıkları: Akrep altına aldı

Olayın görgü tanıklarından Keziban Pervane: “Akrep dükkânın önünden geldi. Akrep çocuğu altına aldı, üstünden geçti. Biz bağırıyorduk, ‘durun’ dedik, beklemediler. Çocuk yerde yatıyordu. Çocuk kafasını kaldırır kaldırmaz onun yakasından tutup akrebe bindirdiler.”

Öner karakolda yaralı mı bekletildi?

Öner karakolda yaralı mı bekletildi?

Şahin Öner yaralı olarak Şehitlik Polis Karakolu’nda bekletildi mi?

Ambulans Şehitlik Polis Karakolu önünde bekletildi mi?

Yaralıya neden müdahale edilmedi?

Aile istemesine rağmen ön otopsi raporu niye aileye verilmedi?

Otopside ailenin avukatı neden bulundurulmadı?

DTK: Öner’e eylemlerle sahip çıkalım

DTK, Şahin Öner’in katledilmesi ile ilgili yaptığı açıklamada, “Devletin de muhatap olarak gördüğü Sayın Öcalan için yapılan eylemlere yönelik sert müdahaleler hem anlamsız hem de söz konusu süreçte provokatiftir. Tüm halkımızı demokratik eylemsellikleri geliştirmeye çağırıyoruz” dedi.

Amed’de binlerce kişi Şahin Öner’in faillerinin açığa çıkarılması için yürüdü. Öner’in yaşamını yitirdiği Şehitlik Caddesi üzerindeki sokakta bir araya gelen ve aralarında BDP’liler, Barış Anneleri İnisiyatiŞ üyeleri ve Öner’in okul arkadaşlarının bulunduğu binler, Şehitlik Mezarlığı’na yürüdü.
 
Aklandıkça öldürüyorlar!

Özellikle Bölge’de, yapılan eylemler sırasında polisin sert saldırıları sonucu hemen her yıl bir ya da daha fazla yurttaş yaşamını yitiriyor. 5 yıl önce Şirnex’in (Şırnak) Cizîr (Cizre) ilçesinde 16 yaşındaki Yahya Menekşe bir gösteride polis panzerinin altında kalarak yaşamını yitirdi. Menekşe’yi katleden polisler beraat ederek aklandı. Cizre 2. Asliye Ceza Mahkemesi, sanık polis O.Y.’yi aklamakla kalmadı skandal kararında bir de Yahya Menekşe’nin kendisini panzer altına attığını iddia etti. Bir bir aklanan polisler sokak ortasında insanları katletmeye devam ediyor.
 
Lise öğrencisi Şahin Öner, henüz 19 yaşında özlemini duyduğu barış için eylemlerde hep ön saflardaydı.

Önceki gün ise Amed’de 15 Şubat protestoları sırasında 19 yaşındaki lise son sınıf öğrencisi Şahin Öner hayatını kaybetti. Ajanslar ağız birliği yapmışçasına Şahin Öner’in “elindeki bombayı polise atmak isterken elinde patlaması sonucu yaşamını yitirdiğini” yazdı. Ancak görgü tanıklarının anlatımları ve morgda görüntülenen cenaze, doğrudan polisi işaret ediyor.

Akrep çocuğu altına aldı

Olayın görgü tanıklarından Keziban Pervane, zırhlı polis aracının Öner’e çarparak yerde sürüklediğini belirtti. Olayın birçok kişi tarafından görüldüğünü belirten Pervane, “Akrep dükkanın önünden geldi. Akrep çocuğu altına aldı, üstünden geçti. Ona çarptı, diğeri geldi. Biz bağırıyorduk, ‘durun’ dedik, beklemediler. Çocuk yerde yatıyordu. Kimse üzerine gelmedi. Çocuk kafasını kaldırır kaldırmaz onu yakasından tutup akrebe bindirdiler. Biz o sırada bağırdık.

Polis tehdit etti

Olay yerine ambulans falan gelmedi. Onu akrebe koyup götürdüler. Kızım defalarca ambulansı aradı, ambulans gelmedi. Yerde yatıyordu, yaşıyordu. O sırada 2 kişi yakasından tutup onu akrebe attı. Mahallenin hepsi olayın nasıl yaşandığını gördü. Polisler karşı binadan bir kadını oraya getirip ona dediler ki ‘Sen ben bir şey görmedim diyeceksin.’ Sonra kadının ifadesini bu şekilde alıp gönderdiler” şeklinde konuştu.

Yılmaz Dağ ile bir diğer görgü tanığı Nurettin Nazilli de olayı aynı şekilde tarif etti.

Öte yandan gösteri sırasında olay yerinde kayıtta olan kamera görüntülerinde 2 akrep tipi zırhlı aracın Öner’in yaşamını yitirdiği sokağa hızlı bir şekilde girdiği ve araçların sokağa girmesinin üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra kadınların çığlıklarının yükseldiği görülüyor.

Fotoğraflar ajansları yalanladı

Ancak Şahin Öner’in morgta çekilen fotoğrafları ile haberlerin gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı. Çekilen fotoğraflarda, Şahin Öner’in vücut bütünlüğünde herhangi bir kaybın olmadığı, ellerinde ve avuçlarında herhangi bir yaralanma izi bulunmadığı, göğüs kısmında yerde sürüklenmeden kaynaklı birkaç çizik dışında bir iz olmadığı, emniyetin belirttiği şekilde “kafasında yanık oluştuğu” bilgilerini gösteren herhangi bir emareye rastlanmadığı görülüyor. Şahin Öner’in yüzünün sağ tarafında çarpma ve görgü tanıklarının belirttiği “çarptıktan sonra yerde sürüklendi” ifadelerini doğrulayan izler var.
Ajansların Öner’in elindeki bombanın patlaması sonucu öldüğü, ellerinin koptuğu yönündeki iddiası fotoğraflarla yalanlandı.

15 Şubat 2008’de polis panzerinin altında kalarak yaşamını yitiren Yahya Menekşe için de ajanslar “göstericilerin attığı taşın kafasına isabet etmesi sonucu yaşamını yitirdi” şeklinde haber yapmışlardı.

Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak’ın ise konuya ilişkin ilk açıklamasında kesin bir dil kullanırken, ardından yaptığı açıklamada ise “düşünüyoruz”, “soruşturuyoruz” gibi daha temkinli bir dil kullanması dikkat çekti.

Otopsi raporu  verilmedi

Öner’in ölümüne dair ön otopsi raporu ise ailesine verilmedi. Öner’in amcasının kızı Yasemin Öner, aile olarak ön otopsi raporunu istediklerini, ancak hastane yetkililerinin kendilerine raporun “hazır olmadığını” belirterek vermediklerini kaydetti. Ayrıca İHD Amed Şube Başkanı Raci Bilici de tüm girişimlere rağmen otopsi raporuna ulaşamadıklarını aktardı.

Yaralı halde karakolda mı beklettiler?

DİHA’nın ulaştığı kaynaklar, skandal bir iddiayı daha gündeme getirdi. Görgü tanıklarının anlatımları ile de örtüşen yeni bilgilere göre, yerel kaynaklar, “Panzer çocuğu ezdi” diyerek defalarca 112 Acil Servis’in arandığını ve ilk telefonun hemen ardından tahminen 5 dakika içerisinde ambulansın olay yerine gittiğini belirtti. Ancak 112 ekipleri çocuğu burada bulamadı ve görgü tanıklarının, polisin yaralı çocuğu panzere alıp götürdüğü yönünde bilgi vermesi üzerine Şehitlik Polis Karakolu’na yöneldi. Şahin Öner’in önce Şehitlik Polis Karakolu’na getirildiği, burada 25 ila 35 dakika bekletildiği ve ardından karakol önünde bekletilen ambulansa alınarak hastaneye götürüldüğü bildirildi. Öner’in bu sırada bilincinin açık olduğu kaydedildi.

Öner toprağa verildi

Şahin Öner, öğrenci arkadaşları ve öğretmenlerinin de aralarında bulunduğu yüzlerce kişinin katıldığı törenle Amed’de toprağa verildi. Otopsi işlemlerinin ardından dün sabaha karşı ailesi tarafından Diyarbakır Devlet Hastanesi’nden alınan Öner’in cenazesi, Yenişehir ilçesi Şehitlik semtinde bulunan Şehitlik Camisi’ne getirildi. Öner’in cenaze töreninin yapıldığı cami önünde yüzlerce kişi toplandı. Öner’in okuduğu Gaffar Okan Lisesi öğrencileri ve öğretmenleri de okula gitmeyerek cenaze törenine katıldı. Öner’in tabutunu omuzlayan kitle, Şehitlik Mezarlığı’na yürüdü. Yürüyüşün ardından Öner toprağa verildi. Öner’in yaşamını yitirdiği Şehitlik semtinde esnafların kepenk kapattığı görüldü.

Amed Öner için yürüdü

Amed’de Öner’in yaşamını yitirmesi yüzlerce kişi tarafından protesto edildi. Öner’in yaşamını yitirdiği Şehitlik Caddesi üzerindeki sokakta bir araya gelen ve aralarında BDP Amed İl Eşbaşkanı Zübeyde Zümrüt, BDP PM üyesi İnan Kızılkaya, Barış Anneleri İnisiyatifi üyeleri, Öner’in okul arkadaşlarının da bulunduğu yüzlerce kişi, buradan Öner’in Şehitlik Mezarlığı’ndaki mezarı başına kadar yürüdü. Mezarlıkta konuşan BDP’li Zübeyde Zümrüt, AKP hükümetinin sürece yaklaşımını eleştirerek “Başbakan bir yandan ‘hassas olun’ diyor. Öbür yandan da Kürt gençlerini öldürüyorlar. Bu ne biçim hassasiyet. Diyarbakır’da her sene 3-4 Kürt genci katlediliyor. Biz bunu şiddetle kınıyoruz” diye konuştu.

DTK: Polisin öldürdüğü ortada

DTK ise “Sayın Abdullah Öcalan’a yönelik komployu 1999’dan bu yana sokaklarda protesto eden halka yönelik müdahaleler her yıl olduğu gibi bu yıl da sert şekilde kendini göstermiştir” diyerek, “Şahin Öner’in ölümüne ilişkin, görgü tanıklarının ifadeleri ve morgda çekilen fotoğraflarda vücut bütünlüğünün bozulmadığının ortaya çıkması ile Diyarbakır Valisi’nin temkinli açıklamaları, Öner’in zırhlı aracın çarpması sonucu yaşamını yitirdiğini ortaya koyuyor” ifadelerine yer verdi. DTK, olayın provokasyon olduğunu belirterek, halkı kenetlenmeye ve demokratik eylemsellikleri geliştirmeye çağırdı.

Katledenler cezalandırılsın

“Sorumlu polisler cezalandırılsın!” diyen ESP Amed İl Örgütü, “Zırhlı polis aracı tarafından ezilerek katledilen Şahin Öner, devletin ‘barış’ ve ‘çözüm’ anlayışını bir kez daha gösterdi bize” açıklaması yaptı.


Artık özgürlük zamanı geldi


Öcalan’ın özgürlüğü için Kürtler gece gündüz sokaklarda. Her yerde 15 Şubat’ı protesto eden binlerce kişi, komploya en anlamlı yanıtın “Öcalan’ın özgürlüğü” olduğunu belirtti. Türkiye, Rojava, Federe Kürdistan ve Avrupa’da protestolar sürerken, büyük mitinglere hazırlıklar da hızlandı.

 

Artık özgürlük zamanı – Özgür Gündem

15 Şubat Komplosu’na sayılı günler kala Kürtler dört bir yanda sokaklarda. Amed’in Erxenî, Sur, Kayapınar ilçeleri ve Şirnex, Colemêrg, İstanbul, Dersim’de Öcalan’a özgürlük isteyen binlerce yurttaş, BDP heyetinin bir an önce adaya gitmesini istedi ve hükümete samimi ol çağrısı yaptı.

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişinin 14’üncü yıldönümü Amed’in Bağlar, Erxenî, Sur ve Kayapınar ilçelerinde yapılan meşaleli yürüyüşlerle protesto edildi. Bağlar Kaynartepe Mahallesi’nde bulunan meydanda biraraya gelen yüzlerce yurttaş yaktıkları meşalelerle yürüyüşe geçti. Yürüyüş boyunca sık sık PKK Lideri Öcalan lehine sloganlar atıldı. Evlerin balkonlarına çıkan yurttaşlar alkış ve zılgıtlarla yürüyüşe destek verirken, kimi yurttaşların da evlerinden çıkıp yürüyüşe katıldığı görüldü. Göçmenler Caddesi’nde ateşler yakarak uzun süre yolu trafiğe kapatan kitle havai fişeklerle 15 Şubat’ı protesto etti. Olay yerine zırhlı araçlarla gelen polisler ile kitle arasında çatışma çıktı. Çatışma geç saatlere kadar sürdü.

Erxenî, Kayapınar ve Sur ilçelerinde yapılan eylemlere de binlerce kişi katıldı. Erxeni’de yapılan yürüyüşün ardından konuşan Huzurevleri Özgür Yurttaş Derneği Başkanı Hacı Hasip İnci, “BDP Eşbaşkanları görüşmek için İmralı’ya bir an önce gitmelidir. Hükümet tavrında samimi olmalıdır. Kürt halkı da bu komployu boşa çıkarmak için 15 Şubat günü alanlarda olmalıdır” diye konuştu.

Gençler sokaktaydı

Şirnex’in Hezex (İdil) ilçesinde komployu protesto eden gençler polisle çatıştı. Olayın ardından polis mahalleyi bir süre ablukada tuttu.

Colemêrg’in (Hakkari) Gever (Yüksekova) ilçesinde ise çok sayıda genç, meşaleli yürüyüşle 15 Şubat’ı protesto etti. Sık sık “Biji serok Apo”, “Kahrolsun 15 Şubat Komplosu” sloganlarının atıldığı yürüyüş olaysız sonlandırıldı.

İstanbul’da da Beyoğlu Hacıahmet Mahallesi’nde toplanan bir grup genç, PKK Lideri Öcalan lehine sloganlar atarak Dolapdere Caddesi’ni trafiğe kapattı. Caddeye ses bombaları ve havai fişek atan gençler, yaptıkları yürüyüşün ardından dağıldı.

Diyar TUHAD-DER tutuklu aileler ile birlikte komloya karşı yaptığı açıklamada, Öcalan’ın derhal serbest bırakılmasını istedi. BDP Colemêrg (Hakkari) İl Örgütü, BDP Çaldıran İlçe Örgütü ile BDP İzmir İl Örgütü, 15 Şubat’ı protesto etmek için yapılacak olan yürüyüşlere katılım çağrısında bulundu. Mêrdîn’in Midyad ilçesinde ve Dersim’de de 15 Şubat’a ilişkin halk toplantısı düzenlendi.

Öcalan’a özgürlük talebiyle 25 Haziran 2012’de Strasbourg’daki Avrupa Konseyi önünde başlayan süresiz nöbet eylemi, 235. gününde. Nöbet eylemini, Avusturya’nin Linz kentinden gelen 34. grup devraldı.


Ciwan pêşengên serhildanê ne – Azadiya Welat

Kurdistaniyên li her derê cîhanê dijîn ji bo şermezarkirina Komploya Navneteweyî daketin qadan. Endamên Meclisa Komalên Ciwan jî bang ciwanan kirin ku di serhildanên şermezarkirina komployê de divê ciwan rola xwe ya dîrokî bilîzin û divê hemû ciwan dakevin qadan û pêşengiya serhildanan bikin

Endamên Meclisa Komeleya Ciwan der barê Komploya Navneteweyî ya li hemberî Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan pêk hatiye nêrînên xwe anîn ziman. Endamên meclisê Botan Şaristan, diyar kir ku ciwanên bi biryar li dora Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan kom bûne hêzên desthilatdar ditirsîne. Amara Şaristan, destnîşan kir ku divê ciwanan ji bindestan derxin û li her derê li hemberî komployê pêşengiyê bikin.
Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan bi hevkariya dewletên wekî DYA, Israîl û Yewnanîstanê di 15’ê Sibata 1999’an de ji paytexta Kenyayê li Naîrobiyê dîl hat girtin û radestî Tirkiyeyê kirin. Di 15’emîn salvegera Komploya Navneteweyî de endamên Meclisa Komalên Ciwan li ser rol û peywira ciwanan nêrînên xwe parve kirin.
Endamê Meclisa Komalên Ciwan Botan Şaristan, diyar kir ku ciwan bi biryar li dora Rêberê xwe kom bûne û ev tişt anî ziman: “Ciwan bi awayekî biryardarî li dora Rêber Apo bûne yek. Ev sekna ciwanan çavê hêzên desthilatdar ditirsîne. Ji ber vê yekê dixwazin bi operasyonan, binçavkirin, girtin, çewisandin û qetilkirinê ciwanan çavtirsandî bikin. Lê ev sekna ciwanên kurd a biryardarî û wêrekî nîşanî her kesî dane ku tu hêz nikare wan ji têkoşîn û israra di azadiyê de dûr bixe.”
Şaristan, da zanîn ku dixwazin di şexsê Rêberê Gelê Kurd de gelê kurd û hemû gelên bindest têxin bin destê xwe û wiha berdewam kir: “Em baş dizanin ku bi vê Komploya Navneteweyî xwestin di şexsê Rêber Apo de hemû civakê têxin bin destê xwe. Rêber Apo li hemberî van hêzên komploger sekneke bi biryar nîşan da û komplo ji gelek aliyan ve pûç hat derxistin. Lê hêzên desthiladar dest ji vê armanca xwe bernedan. Divê ciwan di salvegera 15’emîn de nehêle ku hêzên desthiladar bigihêjin armanca xwe. Ciwan di salvegera komployê de bi seknek bihêz nîşan bide. Di van rojên dîrokî de her guleya were avêtin û kevirê ku bavêjin hêzên desthîladar di nirxekî dîrokî de ye. Ciwanên kurd ji bo azadiyê divê rista xwe pêşengiyê bi cih bîne. Encax bi vê seknê komplo pûç were derxistin.”
 
ARMANC TÊKBIRINE
Endamê Komelaya Meclisa Ciwanan Amara Şaristan, diyar kir ku ciwan pêşerojin û bi vê komployê herî zêde jî pêşeroja ciwanan tê tarîkirin û da zanîn ku ev komplo jî berdewama polîtîkayên qirêj e. Şaristan di berdewama axaftina xwe de wiha got: “Divê ciwan pêşeroja xwe di bin serdestiya serdestan derbixin û ji bo azadbûna pêşeroja xwe li hemberî komployê li her qadî têkoşîna xwe bilintir bikin.”
Şaristan, bi bîr xist ku hikûmeta AKP’ê careke din dest bi hewldanên qirêj kiriye û wiha pêde çû. “Li hemberî polîtîkayên qirêj û komployên dijmin, rêxistina Komeleya Jinên Ciwan, bi perspektîfa serdema nû dest bi pêvajoyê bikin. Em ê wekî jin li hemberî AKP’ê û pergala wê ya şerê taybet ku dixwaze hêviyên azadiyê yê gelekî tune bike û li ser bedena jinê ku bêperwa her tiştî dike têbikoşin. Em ê azadbûna xwe di azadbûna Serokatî de bibînin û têbikoşin. Sekna Rêber Apo komployê vala derxist, lê hêzên komploger ji armancên xwe dest bernadin. Di serdana AKP’ê de şer zêde bûye. Bi deh hezaran kes kirin girtîgeha, bi hezaran jin bi riya dewletê rastî tecawizê hatin, bûn ajan û hatin qetilkirin. Herî dawî komkujiya Parîsê nîşan da ku heta jin azad nebe di nav vê pergala qirêj de nikare bijî.”
 
NAGIHÎJIN ARMANCA XWE
Endamê Meclisa Komeleya Ciwana Ugur Bagok jî destnîşan kir ku di 15 saliya Komploya Navneteweyî de hêzên desthilatdar di Rojhilata Navîn de li ser gelan di nava komployên nû de ne. Bagok anî ziman ku komploger hê jî li ser kar in û wiha dawî li axaftina xwe anî: “Pêngava yekem di 9’ê cotmeha 1998’an de bi komployê li hemberî Rêber Apo hat destpêkirin. Di pêvajoya nû de ku herêm ji nû ve şekil digre, dixwazin li ser kurdan komployan pêk bînin. Lê êdî gelê kurd bi hişmendî tevdigere û ji dîrokê jî ders girtiye. Hêzên komploger nikarin di vê merhelê de bigihîjin armancên xwe. Dê gelê kurd ji bo azadiya Rêber Apo bi çalakiyan xwedî derbikeve. Gelê kurd êdî nahêlin hêzên komploger bigihîjin armancên xwe. Em ketine pêvajoyek nû lê hê jî komplo bi awayên cuda li ser gelê kurd tê meşandin. Li hemberî êrîşên dijmin gelê kurd li serê çiya, girtîgehan û li her derê jiyanê di nava berxwedanekê de ne û dê tu car ji bo azadiya xwe jî paşve gav navêjin. Di herêmê de ji bo geşedan û guhertinên nû herî zêde bar dikeve ser milê gelê kurd. Ji ber wê jî komploya înkar û îmhayê li ser gelê kurd didin meşandin. Ji bo ku gelên herêmê bi demokrasiyê bijîn, tecrûbeyên gelê kurd a 30 salî dê bandora xwe li ser guhertina herêmê û pêvajoyê bike. Ev bi berxwedanê pêk hatiye.”


Kışanak: Yeni bir öneri sunacağız – Etkin Haber Ajansı

BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, İmralı'ya ikinci bir heyet gönderilmesi konusunun hükümet tarafından hikayeye çevrildiğini belirterek, "Yarın parti grubumuzda, ertesi gün de MYK'da toplanıp, tartışacağız ve bir kez daha oyalamaya izin vermeyecek şekilde önlerine bir öneri koyacağız" dedi.

Daha sonra kapalı pazar yerinde düzenlenen eylemde konuşan Kışanak, "Sizler bu sevgiyi ülke hasretiyle gösteriyorsunuz. Topraklarınızdan kopup buralara gelmek zorunda kaldınız. Bu hasreti bizimle gidermeye çalışıyorsunuz. Başka büyük bir hasret daha var. O da Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan'a duyulan hasrettir. Ben inanıyorum sizlerde bu kararlı, mücadeleci duruş olduğu sürece bu hasret de bitecek. Bir gün Kürt halkı önderiyle buluşacaksınız, bu hasreti gidereceksiniz" diye konuştu.

Abdullah Öcalan ile görüşmelerde hükümetin sürecini doğru yönetememesi ve çeşitli planlar kurup bunun içinde oynamaya çalışması durumunda kaybedeceğine işaret eden Kışanak, "Bizim çetrefilli, anlaşılması zor bir yolumuz yok. Dümdüz bir yolumuz var. O da demokratik cumhuriyet, özerk Kürdistan'dır. Artık 21. yüzyılda bir tek kişinin ağzından bir ülke yönetilemez. Bu yetkileri yerellere, bölgelere devredeceksiniz, demokratik bir sistemi kabul edeceksiniz. Biz Kürt halkı olarak kendi özerkliğimizi, dilimizi, tarihimizi özgürce yaşamak istiyoruz. Ama bu yetmiyor. Herkes kendi özerkliğini, özgürlüğünü yaşamalıdır" dedi.

Kışanak, yeni anayasa konusuna da değindi, şöyle dedi: "Şimdi anayasa yapım sürecinde 'Acaba BDP ile AKP birlikte hareket edebilir mi' diye bir tartışma başladı basında. Bizim 'şu partiyle birlikte bir anayasa yapmam, onunla yapmam, şununla yapmam' diye özel bir kategorimiz yok. Kim özgürlükler konusunda yapıcı olursa, bu ülkenin sorunlarını çözecek çoğulcu, demokratik bir anayasadan yana tavır alırsa biz onunla birlikte halkımıza bir barış anayasası armağan etmek için çalışırız. Yapılacaksa bir anayasa ve buna yeni anayasa diyebileceksek, o anayasanın barış anayasası olması lazım. Eğer AKP böyle bir anlayışa gelirse, böylesine özgürlükçü bir çizgiye gelirse biz zaten buna hazırız."

Konuşması sırasında sık sık Abdullah Öcalan sloganları atılması üzerine Kışanak, "Ben ne koşunursam konuşayım, sizin tek gündeminiz var o da sayın Öcalan'ın özgürlüğü, biliyorum. Arkadaşlarımız İmralı'ya gittiler, sayın Öcalan'la görüştüler, tüm halkımıza özellikle de kadınlara sevgi ve selamları var" dedi.

YENİ BİR ÖNERİ SUNACAKLAR

Gültan Kışanak, İmralı'ya ikinci bir heyet gönderilmesi konusunun hükümet tarafından hikayeye çevrildiğini söyledi. Bu konuyla ilgili her gün yeni bir spekülasyon yapıldığını kaydeden Kışanak, şöyle devam etti: "BDP'yi kurumsal olarak muhatap alıp, şimdiye kadar bize ne bilgi paylaştılar ne bir öneride bulundular. Yarın parti grubumuzda, ertesi gün de MYK'da toplanıp, tartışacağız ve bir kez daha oyalamaya izin vermeyecek şekilde önlerine bir öneri koyacağız."

'SİZİN BİZDEN NEYİNİZ FAZLA?'

BDP Eş Genel Başkanı Kışanak, "Türklerle Kürtler eşit olamaz" diyen CHP milletvekili Birgül Ayman Güler'e "Sizin neyiniz bizden fazla, kulaklarınız mı bizden fazla? Niye sizle biz eşit olamıyoruz?" diye seslendi.

Başbakan Erdoğan'ın "Biz ayrımcılık yapmıyoruz, yaradılanı yaradandan ötürü seviyoruz" sözlerini de hatırlatan Kışanak, "Bu sözü samimi olarak söylüyorsan, inanarak söylüyorsan, gereğini yapmalısın. Çünkü yaradan, yaradılanı sadece cisim olarak yaratmıyor. Bir varlık olarak yaratırken, dilimizi de kimliğimizi de veriyor. O zaman dilimize de kimliğimize de saygı göstereceksin, kabul edeceksin" dedi.


"Silah Ticareti Anlaşması Gerekli" - Bianet

Uluslararası Af Örgütü Çocuk Askerlerin Kullanımının Durdurulması Günü nedeniyle uluslararası güçlü bir silah ticareti anlaşması yapılmasının önemini vurguladı, çocuk askerlerin çatışmalarda kullanılmasını durdurmak için gerekli olduğunu bildirdi.
 
Uluslararası Af Örgütü güçlü bir silah ticareti anlaşmasının çocuk askerlerin çatışmalarda kullanılmasının durdurulmasına katkıda bulunacağını bildirdi.

Örgütten yapılan açıklamada, tüm devletlere, insan haklarını korumak adına etkili kuralları olan güçlü bir anlaşmayı kabul etme çağrısı bir kez daha dile getirildi.

Konuyla ilgili bilgi veren Uluslararası Af Örgütü Silahlar Denetlensin Kampanyası ve İnsan Hakları Direktörü Brian Wood, Uluslararası Af Örgütü'nün Mali'de yaptığı son saha araştırmasına atıfta bulunarak çocuk askerlerin karşı karşıya kaldığı dehşetten söz etti.

"Bu çocuklar, dünya çapındaki sayısız çatışmada -hatta bazen cephe hattında görev alarak- askeri birlikleri ve silahlı grupları desteklemek için askere alınıyor.

"Silah Ticareti Anlaşması, hükümetlerin çocuklara yönelik şiddet gerçekleştirmek için kullanılacak silah ticaretini engellemesini gerektirmeli ve silahların hükümet güçlerinin ellerine ve savaş suçlarından sorumlu silahlı grupların eline geçmesini sağlayan silah akışını kesecek kurallara sahip olmalı.

"Fakat şu anki taslak metinde bulunan kurallar gerçek bir fark yaratacak güce sahip değil."

Gelecek ay bu konudaki bir anlaşmanın taslak metnine son halinin verilmesi bekleniyor. Şu anki taslak metin çocuk asker kullanan devletlere ya da gruplara silah ticaretini engellemeye yardımcı olacak zayıf kurallar içeriyor.
"Motorlu bir araca dönüştüm"

Uluslararası Af Örgütü'nün de üyesi olduğu küresel Uluslararası Çocuk Askerler sivil toplum koalisyonunun verilerine göre Ocak 2011'den bu yana çocuk askerler en az 19 ülkede kullanılıyor.

Örgütün yaptığı Mali'de araştırmada tanıklar, Diabali'de, yaşları 10 ila 17 arasında değişen çocukları İslami silahlı gruplarla birlikte gördüklerini söyledi. "Bu çocuklar tüfek taşıyordu. Bir tanesi o kadar küçüktü ki, tüfeği bazen yere sürünüyordu."

Ségou'da görüşülen iki asker çocuktan biri ruhsal bozukluk belirtileri gösteriyordu. 16 yaşındaki arkadaşı ise nasıl zorla askere alındıklarını anlattı.

"23 öğrenci ile birlikte bir Kuran mualliminden ders alıyordum. İki ay önce muallimin torunu bizi İslamcılara sattı. Ateşli silah taşıyan, 14 gençten oluşan bir gruba katıldık...

"Bizi kalbi ya da ayağı nişan alarak ateş etmek için eğittiler. Savaşmadan önce beyaz bir tozla karıştırılmış pilav ve kırmızı bir tozla karıştırılmış sos yememiz gerekiyordu. Aynı zamanda iğne de oluyorduk. Ben üç tane olmuştum...

"Bu iğneler sonrasında ve tozla karıştırılmış pilav yedikten sonra motorlu bir araca dönüşüyordum, muallimlerim için her şeyi yapardım. Düşmanlarımızı köpeklermiş gibi algılıyordum ve aklımda sadece onları vurmak vardı."
Kanıtlar

Uluslararası Af Örgütü'nün elinde Mali hükümeti tarafından desteklenen milis gruplarının da öncesinde çocukları askere aldığına dair kanıt bulunuyor. Ancak örgütten yapılan açıklamada,  "şu ana dek bu grupların çocukları cephe hattında kullandığına dair belgelenmiş bir vaka olmadığı" bildiriliyor.

Örgüt son yıllarda, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Fildişi Sahili, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Sri Lanka, Somali ve Yemen'in aralarında olduğu ülkelerde çocuk askerlerin kullanıldığını ya da kullanıldığına dair iddiaları belgeledi.


YPG`ê encama şerê Eşrefiyê radighîne - Xendan

Tûgaya Şehîdên Helebê ya YPG'ê bi daxuyaniyeke nivîskî ku weşand navê 5 şervanên xwe yên ku di pevçûnên Eşrefiyê de jiyana xwe ji dest dabûn aşkere kir.

Di daxuyaniyê de hate diyarkirin ku şervanên wan ên dîl hatine girtin û bi îşkenceyê hatine qetilkirin. YPG’ê peyam da ku ew ê êrîşan bê bersiv nehêlin û diyar kir pevçûn didomin.

Fermandariya Tûgaya Şehîdên Helebê got:''Di roja duyemîn a pevçûnên ku di navbera şervanên me û artêşa rêjîma Sûryê de rûdabûn. Di 9'ê sibatê de dema ku artêşa rêjîma Baas û alîgirên wan bi çekên giran êrîşî Taxê kirin. Di encamên pevçûnên dijwar de 15 leşker û alîgirên wê hatin kuştin, 30 yê din birîndar bûn û 10 şervanên me birîndar bibûn.

Daxuyaniya Tûgaya Şehîdên Helebê da zanîn ku:''Roja yekşemê me karî 7 cenaze ji herêmê derxist û bibre deverekê aram ku em nasnameyên wan nas bikin''.

Fermandariyê diyar kir ku: '' Piştî ku komîteya bijişkan cenaze teşxîs kirin, hate zanîn ku hevalên me yên dîl ketibûn destê artêşa Baas de û rastî îşkenceyê hatine û milên wan hatibû şkandin, cigare di hemû deverên canê wan de hatibû vemirandin. Raporê diyar kir ku 3 hevalên me bi guleyan di serî de hatibû înfazkirin, cenazeyên hevalekî me dest girêdayî û li pey erbeyê kişandibûn herêmên di bin kontrola wan de, 2 cenaze jî nehatine naskirin.”

Tûgaya Şehîdên Helebê navê 5 şervanên xwe aşkere kir:  "Selah Reşîd 20 salî, li gundê Koxerê ya navçeya Mabata ya Efrînê jidayik bûye, Elî Mihemed ê 22 salî, li gundê Oxcelê ya Efrînê jidayik bûye. Îbrahîm Pîram 27 saliyê, ji gundê çela ya Efrînê ye. Xelîl Îrahîm Entabî ê 25 salî, ji gundê Erabo ya Efrînê ye. Ebdulrehman Hisên 30 salî,. Ji gundê Hemam yê Şêx Hedîd a Efrînê ye, zewiciye û bavê 3 zarokane."
 
Her wiha daxuyaniya YPG'ê diyar kir ku pevçûn hîn didomin, lê ji duh êvarê de carcaran pevçûn çêdibin .


Halep muharebesi: Kürdler direniyor! - Rizgarî Online

Halep'te Baas rejiminin Kürd mahallesine ağır silahlarla saldırması sonucu başlayan çatışmalarda çok sayıda sivil hayatını kaybederken, YPG güçlerinin alanda bir yandan çatışıp, diğer yandan da sivilleri koruyarak, yaralarını tedavi etmeye çalıştigi bildirildi.ANF´nin verdigi haberde sunlar kaydedildi:“Kürt çoğunluklu Eşrefiye mahallesinde 7-8 Şubat gecesinden bu yana şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Bu çatışmalar 31 Ocak günü Suriye ordusunun mahalleyi bombalayarak 23 kişiyi katletmesinden sonra yaşandı.Çatışmalar mahalle açısından stratejik öneme sahip olan Birinci ve İkinci Dörtyol dolaylarında yaşanıyor. Doğrudan mahalle merkezine giden bu yollar, mahallenin güvenliği ve insani yardımların ulaştırılması açısından son derece önemli olarak görülüyor.

Suriye ordusunun bombardımanları ve sonucu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, rejim yanlısı milis güçleri de suikast silahları ile sivilleri hedef alıyor. Pazar günü Behçet Xelil Heco isimli bir mahalle sakini Eşrefiye'deki İkinci Dörtyol'da rejimin milisleri tarafında suikast sonucu katledildi. Suikast silahlarıyla yapılan saldırılarda Ziyad Qudera ve Mehmud Ewli isimli sivil de yaralandı.

8-10 Şubat arasında YPG kaynaklarına göre en az 35 asker ve rejim milisi öldürülürken, 70'i aşkını da yaralandı. Temmuz 2012'de kurulan ve bir süre kendisini Kürt ordusu olarak ilan eden YPG, şu ana kendi saflarında 7 savaşçının hayatını kaybettiğini söyledi.

Alandan gelen görüntüler YPG'nin bir yandan savaştığı, diğer yandan da sivilleri güvenlikli alanlara taşıdığı ve yalarını tedavi ettiğini gösteriyor.

MEDYA VE BATI ÜÇ MAYMUNU OYNUYOR

Kürt ordusu yaptığı yazılı bir açıklamada, hiç bir gücün Kürt bölgelerine girişine izin vermeyeceklerini, sivilleri ve bu bölgeleri hedef alan tüm saldırılara sert karşılık vereceklerini bildirdi. Batı Kürdistan'da ise binlerce kişi sokaklara çıkarak saldırıları protesto etti. Bu eylemlerde gençler Eşrefiye'ye gitmeye hazır olduklarını bildirdi.

Suriye ordusunun diğer bölgeler ve silahlı gruplara yönelik tüm saldırılarına tepki gösteren Batı medyası ve hükümetleri ise Kürtler sözkonusu olunca üç maymunu oynuyorlar.

Kürtler, Mart 2011'de başlayan ve kısa sürede yabancı devletlerin silahlı grupları destekleyerek ve finanse ederek geliştirdiği müdahalesi sonucu bir iktidar savaşına dönüşen olaylardan uzak durdu. Bu durumu devrime yönelik bir sabotaj olarak değerlendiren Kürtler, demokratik ve halkların meşru taleplerine saygılı bir Suriye için içerden ve barışçıl bir ayaklanma olarak tanımlanabilen üçüncü bir yol izlemeyi tercih ettiler. Bu amaçla Kürtler, Temmuz 2012'de Batı Kürdistan'da kentlerin yönetimlerini ele geçirerek demokratik özerklik projesini hayata geçirmeye başladılar.”


DBK; “Halkımız, kendini savunmak için geri adım atmayacaktır” - Dengê Azad

Kürt Yüksek Kurulu’ndan-DBK yapılan açıklamada Suriye’nin Halep kentindeki Eşrefiye mahallesinde yaşananların Kürtleri varlığının yok edilmesi olduğu kaydedildi.

 Halk Savunma Birimleri ile Suriye ordusu arasında Halep’in Eşrefiye mahallesinde meydana gelen çatışmalar ile ilgili olarak Kürt Yüksek Kurulu tarafından açıklama yapıldı.

Baas rejimi güçlerinin Eşrefiye mahallesini ele geçirmek için birkaç gündür saldırı düzenlediğin belirten DBK’nin açıklamasında; “YPG bu saldırılara cevap vermiştir. Çatışma sonucunda onlarca sivil vatandaş hayatını kaybetmiş ve birçok yaralı bulunmaktadır. Ayrıca çatışmalardan dolayı evleri harabeye dönen sivil halk göç etmek zorunda kalmıştır” denildi.

 Eşrefiye mahallesine düzenlenen saldırıyı Kürtlere karşı gerçekleştirilen bir saldırı olarak niteleyen DBK açıklamasının sonunda; “Kürt Yüksek Kurulu olarak Eşrefiye mahallesinde meydana gelen çatışmaları Kürt halkına karşı düzenlenen bir saldırı olarak görüyoruz. Birkez daha belirtmek istiyoruz ki bu tip saldırılar halkımız meşru savunma hakkından geri adım atmayacağı gibi demokratik bir Suriye’nin kurulması için mücadelesine devam edecektir. Şüphesiz ki bu tip saldırılar tüm Kürt siyasi güçlerini Halk Savunma Birimleri-YPG’nin saflarından birleşmesini sağlayacaktır” denildi.


Karasu: Herhangi Bir Görüşme Yok – Kurdistan - Post
 
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Türkiye destekli çetelerin Serêkaniyê'ye geçişi karşısında Ceylanpınar'ın tavrını eleştirerek, "Çeteler o kadar saldırdı, o Ceylanpınar ayağa kalkmadı. Ayıptır" dedi. Karasu, Türk devletinin Batı Kürdistan'a yaklaşımını "açık bir Kürt düşmanlığı" olarak değerlendirdi, İmralı'daki görüşmelere ilişkin "hükümetin çözüm yaklaşımı yok" dedi.

AKP SIKIŞINCA GÖRÜŞMEYE BAŞVURDU

Karasu, "Şu ana kadar da yapılan görüşmelerde herhangi bir somut gelişme yok. Bize yansıyan ciddi bir durum yok. Erdoğan'ın söylemlerinde ciddi bir durum yok" dedi.

Karasu şu değerlendirmede bulundu: "AKP sıkışınca, bölgedeki politikaları da iyiye gitmeyince, böyle bir görüşmeye başvurdu. Tamam Türkiye kamuoyu çözüm istiyor, biz de istiyoruz, aslında koşullar da müsait. Fakat AKP'nin çözüme ne kadar hazır olduğu belli değil. Hatta hazır olmadığı konusu daha fazla ortada."

HAREKETİMİZLE HERHANGİ BİR GÖRÜŞME YOK

"Söylendiği gibi hareketimizle bir görüşme yok" diyen Karasu, Hewler'de (Erbil) görüşmeler yapıldığı ve bazı adımlar atılacağı yönünde Türk medyasında çıkan haberleri de yalanladı:  "Bunlar hepsi yalan. Hepsi özel savaş haberleri. Hiçbir gerçekliği yok." 

AKP hükümeti için "Çözme isteği varmış gibi bir hava yaratılmak isteniyor. Sonra herhangi bir şey olmayınca da herhalde birilerini suçlayacak. Herhalde böyle bir strateji izliyor" diyen Karasu, mevcut durumda tek taraflı bir yaklaşım olduğunu ve bununda Öcalan'ın geliştirdiği yaklaşım olduğunu kaydetti.

HÜKÜMETİN ÇÖZÜM YAKLAŞIMI YOK

Hükümetin "Ortada henüz herhangi bir çözüm yaklaşımının olmadığını" ifade eden Karasu,  "Ama Kürt sorununu, ezerek, başka türlü yöntemlerle çözemedi. Ya gerçekten çözecek, ya ezecek ya da oyalayacak. Bunlardan hangisini yürütecek kısa sürede belli olur. Ama şu anda bize yansıyan şu an andaki yaklaşımlar, çözüm yaklaşımları olmadığını ortaya koyuyor. Bu açıdan çok fazla umutlu olmak, yanlıştır" ifadelerini kullandı.

Karasu AKP'nin neden bugün görüşmelerde bulunduğunu şöyle özetledi: "AKP sıkışmıştı, aydınlar tepkiliydi, liberaller bile tepkiliydi. Düne kadar AKP'ye destek verenler de AKP'den kopmuştu. AKP çok zor duruma düşmüştü. Şimdi bunları tekrar, kendine göre, bu tür yöntemlerle toparlamaya çalışıyor."

AKP'NİN ROJAVA'YA YÖNELİK YAKLAŞIMI AÇIK KÜRT DÜŞMANLIĞIDIR

Suriye ve Batı Kürdistan'daki gelişmeleri de değerlendiren Karasu, "Türk devleti kendi Kürt sorununu çözmediği müddetçe, diğer parçalardaki Kürt sorunlarının da çözülmesini istemez. Kuzey Kürdistan'daki Kürt sorunu çözülmediği müddetçe Güney Kürdistan'daki kazanımlar da tehlikededir. Türkiye İran'daki sorunun da çözülmesini istemez. Rojava'da (Batı Kürdistan) da istemez" dedi.

Karasu şöyle devam etti: "Şu anda Türk devletinin pozisyonu, Rojava'da Kürtlerin hak kazanmamaları üzerinedir. Bu kadar muhaliflerle ilgilenmesinin nedeni ne Esad ne de Suriye'de halkın durumunun ne olacağı değil. O aslında bir Esat gitsin başka bir Esat gelsin istiyordu. Kürtleri kontrol altında tutacak otoriter, demokratik olmayan bir rejim istiyordu. Ama Suriye'de artık her şey dağıldı. Türkiye bundan korkuyor. Bu yüzden  muhaliflerle ilişki geliştiriyor. Onları destekleyerek, Kürtlerin kazanım elde etmesini engellemeye çalışıyor."

Karasu, Türk devletinin silahlı gruplara yaptığı yardımları ve Kürtler yönelik saldırılarına dikkat çekerek, "Bu açık Kürt düşmanlığıdır. Rojava'daki durum sadece oradaki halka değil, bütün Kürtlere düşmanlıktır. Bunu bütün Kürtlerin görmesi gerekiyor. AKP'ye yakın bütün Kürtlerin görmesi gerekiyor" dedi.

CEYLANPINAR'IN AYAĞA KALKMAMASI AYIP!

Batı Kürdistan'daki yaşam sorunlarına da işaret eden Karasu, "Esas sorun o halkın özgürlük mücadelesine destek verme sorunudur. Çeteler o kadar saldırdı, o Ceylanpınar ayağa kalkmadı. Ayıptır. Ciddi bir tepki göstermediler. Hepsi orada fedai olmalıydılar. Hepsi göğsünü siper etmeliydiler. O çeteleri oraya koymamalıydılar. Bunu açıkça biz de eleştiriyoruz. Tamam, manevi bir destek var. Ama daha farklı olmalıydı. Yürüyüşler de oldu, yardım da gönderiyorlar, aslında kapılar açık olsa Kuzey Kürdistan halkı çok fazla yardım gönderir, ama biraz daha geniş bakmalı. O çeteler oradan saldıramamalı. Bir daha öyle bir şey olmamalı (...) Türkiye'nin çeteleri saldırtmasına karşı açık tavır koymaları gerekir. Sadece sınırdakiler değil tabi. Doğubayazıt'tan Muş'a, Bingöl'den Dersim'e kadar herkesin Rojava'daki halkın özgürlük mücadelesine katkı sunması gerekir. Çünkü orda halk gerçekten direniyor. Bir devrim var. Yediden yetmişe ayağa kalkmıştır. Bir halk devrimidir. Dünyada böyle devrimler azdır. Bundan daha büyük halk devrimi yoktur."


Demîrtaş: Emê şanda biçe Îmraliyê diyar bikin – Rûdaw

Hevserokê Partiya Aştî û Demokrasiyê (BDP) Selahedîn Demîrtaş diyar kir ku şanda duyemîn a ku biçe Îmraliyê wê ji aliyê wan ve bê diyarkirin.

Serokwezîrê Tirkiyê Recep Tayîp Erdogan berî niha di daxuyaniyekê de derbarê şanda duyemîn a serdana Îmraliyê bike de diyar kiribû kesên ‘terorîst’ hembêz kirine nikarin serdana Îmraliyê bikin. Kesên Erdogan behsa wan dikir jî hevseroka BDP’ê Gultan Kişanak û hevseroka KCD’ê Aysel Tugluk e.

Hevserokê BDP’ê li hemberî daxuyaniyên serokwezîrê Tirkiyê nerazîbûn nîşan da. Demîrtaş li parlamentoya Tirkiyê bersiva pirsên rojnamevanan da û wiha got: “Şanda duyemîn a biçe Îmraliyê emê diyar bikin û AKP diyar nake.”

Selahedîn Demîrtaş wiha got: “Heta niha serlêdana me nehatiye bersivdayîn. Ji bilî tiştên di çapemeniyê de tên gotin, tiştekî din nîne.”

Li aliyê din rojnameya Akşam a Tirkiyê belav kir ku serdana hevserokên BDP’ê ji aliyê wezareta dadê ya Tirkiyê ve hatiye vetokirin. Herwiha wezaretê daxwaz kiriye ku navên nû bên destnîşan kirin.

Rojnameyê diyar kir ku li gor çavkaniyên ji nêzî BDP û wezareta dadê hatine wergirtin, piştî lîste hat amadekirin, wê hinek parlamenterên BDP’ê ligel wezîrê dadê Sadullah Ergin hevdîtinê bikin. Ger li vir krîzek derneket, şanda duyemîn wê vê hefteyê serdana Îmraliyê bike.

Rojnameya Vatan a Tirkiyê jî di nûçeya xwe ya îro de behsa şanda duyemîn kir. Rojnameyê diyar kir ku di şanda duyemîn de wê hevserokek û parlamenterek cih bigre.

Berî çend roja wezîrê dadê yê Tirkiyê Sadullah Ergin di daxuyaniyeke xwe de diyar kir w kuê vê heftiyê derbarê şanda BDP’ê ya serdana Îmraliyê bike de hinek pêşveçûn çêbin. Li ser vê yekê behsa wê yekê tê kirin hevserok Demîrtaş û parlamentera BDP’ê ya Êlihê Ayla Akat Ata serdana Îmraliyê bikin. Ata ji rojnameya Vatan re got ku hê di vê derbarê de ti agehdariyek ji wan re nehatiye û wiha got: “Ger ji wezaretê bersivek ji wan re bê, di vê derbarê de wê nirxandinekê bikin.”

Hevserokê Kongreya Civaka Demokratîk (KCD) Ahmed Turk û parlamentera BDP’ê Ayla Akat Ata roja 3’ê Çileya 2013’n serdana Îmraliyê kiribûn û ligel rêberê PKK’ê Abdullah Ocalan hevdîtin pêk anîbûn.


 
BDP isimlerde sorun çıkarmayacak - Milliyet

İmralı sürecinde önemli bir haftaya girilirken, BDP grubu, adaya gidecek heyette yer alacak isimleri belirleme konusunda eşbaşkanlar Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak’a yetki verdi

İmralı sürecinde önemli bir haftaya girilirken BDP’lilerin dün yaptığı toplantıda, diyalog sürecinin “isim tartışması” nedeniyle bozulmaması benimsendi. Abdullah Öcalan’la görüşmek için başvuruda bulunan BDP ve DTK eşbaşkanlarının tümüne Adalet Bakanlığı’nın vize vermemesi durumunda, adaya gidecek milletvekillerini eşbaşkanların seçmesi görüşü kabul gördü.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yeni anayasaya dair “ittifak” mesajı da toplantıda tartışıldı. BDP yönetimi, “anadilde eğitim, yurttaşlık tanımı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması ve demokratik özerklik” talebinin belli ölçüde karşılanması durumunda işbirliğine olumlu yaklaşılacağında birleşti. BDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak’ın başkanlığında basına kapalı olarak yaklaşık 5 saat süren toplantıya Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana da katıldı. Toplantıda, İmralı’ya gidecek heyette yer alacak isimlerle ilgili olarak milletvekilleri görüşlerini aktardı.

‘Süreç bozulmamalı’
Toplantıda ağırlıklı olarak iki görüş öne çıktı. Bazı milletvekilleri, “Ak Parti’ye isim konusunda ödün vermeyelim, başvuru yapan 4 eşbaşkanımızın adaya gitmesinde ısrarcı olalım” görüşünü dillendirdi.
Ancak bu görüşü savunan milletvekilleri azınlıkta kaldı. Bazı milletvekilleri ise tabanın yanı sıra, “İsimler konusunda çok ısrarcı olunmamalı. Sadece gidecek isimler nedeniyle süreç bozulmamalı. Önemli olan sürecin yürümesi. Bu nedenle diyalog süreci kesilirse, AKP bunu bize karşı koz olarak kullanır, suçlanan yine biz oluruz, halka anlatamayız” uyarısını dile getirdi.
BDP Eşbaşkanı Demirtaş, “Gidecek ikinci heyette görevlendirmeyi AKP değil biz yapacağız. Başvurumuza resmi ya da gayri resmi bir yanıt gelmedi. İzin onlara, heyet konusundaki karar bize bağlı. Adalet Bakanlığı’ndan gelecek öneriyi de değerlendiririz” dedi.



 BDP: Çözüm süreci isim tartışması nedeniyle bozulmasın - Radikal

İmralı görüşmeleri ve yeni Anayasa'yı masaya yatırmak için toplanan BDP grubunda ilginç diyaloglar yaşandı.
ANKARA - Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in “Bu hafta İmralı’da sürpriz gelişme olabilir” açıklamasının ardından BDP, Meclis grubunu toplayarak, İmralı’ya gidecek isimlerle ilgili tartışmaları ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘yeni anayasa’da BDP ile “ittifak” mesajını masaya yatırdı.

Toplantıda, İmralı’ya gidecek heyette yer alacak isimler konusunda Eşbaşkanlar Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak’a yetki verilmesi kararlaştırılırken, çözüm sürecinin “isim tartışması” nedeniyle bozulmaması görüşü benimsenirken, “anadilde eğitim”, “yurttaşlık tanımı”, “Diyanet’in kaldırılması” ve “demokratik özerklik” konusundaki taleplerin belli ölçüde karşılanması koşuluyla işbirliğine sıcak bakma kararı alındı.

DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk ve BDP’li Ayla Akat’ın 3 Ocak’ta İmralı’ya giderek Öcalan ile görüşmesinin ardından, Adalet Bakanı Ergin’in beklenen ikinci görüşmenin bu hafta gerçekleştirilebileceğini açıklaması, BDP’de kimin gideceğine ilişkin çalışmayı hızlandırdı. BDP’nin her hafta Pazartesi günü öğle saatlerinde gerçekleştirdiği basına kapalı grup toplantısında bu konu masaya yatırılırken, milletvekillerine toplantıya katılmaları konusunda uyarı mesajları gönderildi. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, AK Parti Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan’ın “Sen-ben çekişmesine girmek, meseleyi kişiselleştirmek, fayda değil zarar getirir” sözlerine “Kim olursa olsun görevlendirmeyi biz yapacağız, AK Parti yapmayacak” diyerek yanıt verirken, isim tartışmalarının krize kapı aralamaması için kapalı grup toplantısında formül arandı.

Yaklaşık 5 saat süren toplantıda, edinilen bilgiye göre İmralı’ya gidecek heyette yer alacak isimlerle ilgili milletvekillerinin görüşü alındı. Bu çerçevede iki görüş öne çıktı. Bazı milletvekilleri, “AKP’ye isim konusunda ödün vermeyelim, başvuru yapan 4 eşbaşkanımızın Ada’ya gitmesinde ısrarcı olalım” derken, bu görüştekiler azınlıkta kaldı. Bazı milletvekilleri ise “İsimler konusunda çok ısrarcı olunmamalı. Sadece gidecek isimler nedeniyle süreç bozulmamalı. Önemli olan sürecin yürümesi. Diyalog bu nedenle kesilirse, AKP bunu bize karşı koz olarak kullanır, suçlanan yine biz oluruz” görüşünü dile getirdi. Bu görüşe milletvekilleri tarafından sıcak bakılıken kesin karar bugün yapılacak MYK toplantısına bırakıldı.

BDP Eşbaşkanı Demirtaş, İmralı ile görüşme yapmalarına yönelik yaptıkları resmi başvuruya yanıt gelmediğini belirterek, “Gidecek ikinci heyette görevlendirmeyi AKP değil biz yapacağız. Başvurumuza resmi ya da gayri resmi bir yanıt gelmedi. İzin onlara, heyet konusundaki karar bize bağlı. Adalet Bakanlığı’ndan gelecek öneriyi de değerlendiririz” dedi.

TAN’DAN TÜRKAN ŞORAY TEKLİFİ
Toplantıda İmralı’ya gidecek isimlerle ilgili tartışma sürerken, BDP’li Altan Tan, oyuncu Ayşen Gruda’nın açıklamalarını anımsatarak, “Bütün tartışma isimler üzerinden yürüyor. Oldu olacak Türkan Şoray, Cüneyt Arkın gitsin” diye espri yaptı. Toplantıda bazı milletvekillleri, bir yandan süreç devam ederken, askeri operarasyon, gözaltılar, milletvekillerine dönük saldırıların devam etmesinin Kürt tabanında AKP’ye güvensizlik yarattığı değerlendirmesinde bulundu. Toplantıda AKP’nin medya üzerinden verilen mesajlar dışında, kamuoyuna somut bir “çözüm projesi sunmaması” da eleştiri konusu oldu.

BDP ANAYASA İTTİFAKINA SICAK
Toplantıda Başbakan Erdoğan’ın ‘yeni anayasa’yla ilgili BDP’ye işbirliği çağrısı da değerlendirilirken, anayasa masasının dağılması halinde “ittifak” önerisinin değerlendirileceği görüşünde uzlaşma çıktı. BDP’nin kırmızı çizgileri “anadilde eğitim, vatandaşlık tanımı, bölgesel özerklik ve din ve vicdan özgürlüğü kapsamında devletin din alanından çekilmesi” olarak bir kez daha belirtilirken, AKP ile BDP’nin vatandaşlık tanımı konusunda görüş ayrılığı olmadığı belirtildi. Anayasadan “Türklük” ifadesinin çıkarılması koşuluyla, “üst kimlik olarak “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” olabileceği belirtildi. Uzlaşmaya göre “bölgesel özerklik” denmese de AB kriterleri arasında yer alan “kamu idari reformu” adı altında uzlaşmaya varılabileceği dile getirildi. Toplantıda “anadilde eğitim, yurttaşlık tanımı, Diyanet’in kaldırılması ve demokratik özerklik” konusundaki taleplerin belli ölçüde karşılanması koşuluyla işbirliğine sıcak bakma kararı alındı.

BDP’den yavru başkanlık modeli - Taraf

AKP yeni anayasada “başkanlık” sistemini isterken, BDP’nin teklifinin ise “bölgesel başkanlık” esasına dayandığı ortaya çıktı
Kürt sorununa barışçıl çözüm ve yeni anayasa sürecinde kritik öneme sahip “demokratik özerklik” talebinin sahibi olan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), bu önerisini “ülke bütünlüğü” vurgusuyla pekiştirdi. BDP, her bölgeye bir Başkan, bir de Bölge Meclisi kurulmasını içeren demokratik özerklik düzeninin işleyişinde “ülke bütünlüğüne saygı” şartına da yer verdi. Dört partili TBMM Anayasa Yazım Komisyonu’nun yeni anayasa çalışmalarını uzlaşmayla mart sonuna kadar bitirememesi halinde, gündeme AKP-BDP ortak anayasası gelebileceği her iki parti tarafından da deklare edildi. BDP’nin AKP ile ortak anayasa için ileri sürdüğü şartlar arasında sayması nedeniyle de, demokratik özerklik konusunun, yeni anayasa ve İmralı’da başlatılan yeni süreçte çok konuşulacağı öngörülüyor.

Her bölgeye bir meclis
İşte BDP’nin bu konuda durduğu nokta netleşti. BDP, Meclis Anayasa Yazım Komisyonu’nun 8 Şubat tarihinde yaptığı toplantısında özerklikle ilgili teklifini maddeler halinde sundu. AKP, yeni anayasada “Başkanlık” sistemi isterken, BDP’nin özerklik teklifinin ise “Bölgesel Başkanlık” esasına dayalı olduğu görüldü. BDP’nin yeni anayasa teklifinde demokratik özerklik projesi “Bölgesel Kamu İdaresi” başlığı altında yer aldı.

Yasama dokunulmazlığı
Teklifte özerklik sisteminin temel esasları da şöyle düzenlendi: “Bölgesel özerk kamu yönetimlerinin sınırları, tarihî, kültürel, sosyolojik, coğrafi ve ekonomik özellikler dikkate alınarak kanunla düzenlenecek. Bölgesel Kamu İdaresi, Bölge Meclisi ve Bölge Başkanlığı’ndan oluşacak. Bölge Meclisi üyeleri; üyelikle bağdaşmayan işler, yasama sorumsuzluğu-yasama dokunulmazlığı, vekilliğin düşmesi ile ödenek ve yolluklara dair hususlarda TBMM üyelerine ilişkin hükümlere tâbi olacak. Bölge Meclisi, kanuni düzenleme yapma ve karar alma yetkisine de sahip olacak. Bölge meclisleri, “mali özerklik” çerçevesinde merkezi bütçeden aktarılan kaynaklar ile yerel mali kaynakların bütçesini yapma yetkisine sahip olacak. Bölge Başkanı, halk tarafından seçilecek ve Bölge Meclisi tarafından kabul edilen kanun ve kararları yürütmekle görevli olacak. Bölge Başkanı, bu görevi yerine getirirken kendisine yardımcı olacak Bölge Yürütme Kurulu üyelerini Meclis üyeleri arasından ve Meclis dışından atayacak ve görevden alabilecek.

Bölücülük yok, bütünlük var
BDP, Meclis’e ilettiği teklifinde, bölgesel özerk kamu idarelerinin “ülke bütünlüğüne saygı”yı gözetmeleri şartını koydu. İşte o bölüm: “Bölge Kamu İdaresi yetki ve görevlerini, ülkenin bütünlüğü ile illerin diğer birimlerinin yetkilerine saygı çerçevesinde kullanmakla yükümlüdür.”


 
Başbakan: Saldırı 2 araçla yapıldı - Akşam

Başbakan Erdoğan, Suriye sınırındaki patlamanın iki ayrı araçla yapıldığını açıkladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Cilvegözü sınır kapısında meydana gelen patlamayla ilgili olarak kısa bir açıklama yaptı. Saldırının iki ayrı araçla yapıldığının anlaşıldığını belirten Erdoğan, 13 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi.

Başbakan Erdoğan, Cilvegözü Sınır Kapısı'ndaki patlama ile ilgili "Bu olay hem terör hem de Suriye'deki olaylar konusunda hassasiyetimizin ne derece isabetli olduğunu, bu konu üzerindeki yapmış olduğumuz çalışmaların ne denli isabetli olduğunu göstermesi bakımından çok önemli" dedi. Erdoğan Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) süreci konusunda da değerlendirmelerde bulunarak, "Türkiye AB hedefinde hiç de uzaklaşmamıştır. Bunu isteyenler olabilir. Ama bizim çok önemli adımlar attığımız ortadadır. 54 yıldır kapıda bekleyen Türkiye, daha önce hiçbir ülkenin tanık olmadığı bir müzakere süreci ile karşı karşıya kalmıştır. Teknik olması gereken müzakere süreci tamamen politize edilmiştir" diye konuştu.

"EN KÜÇÜK BİR TAVİZ VERMEYECEĞİZ"

Başbakan Erdoğan, AB ülkeleri büyükelçilerine akşam yemeği verdi. Erdoğan yemek öncesinde yaptığı konuşmasında ilk olarak Cilvegözü Sınır Kapısı'ndaki patlama ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.  Başbakan Erdoğan, "Türkiye tarafından Suriye tarafına geçerken olduğu kamera kayıtları ile tespit edilmiştir. İki ayrı araç olduğu görülüyor. Şu an itibariyle 13 ölümüz var. 3'ü Türk diğerleri ise Suriyeli. Yaralıların da büyük kısmı ağır durumda, temennimiz kısa sürede iyileşmeleri.  Bu olay hem terör hem de Suriye'deki olaylar konusunda hassasiyetimizin ne derece isabetli olduğunu, bu konu üzerindeki yapmış olduğumuz çalışmaların ne denli isabetli olduğunu göstermesi bakımından çok önemli. Her iki konudaki kararlılığımızdan da en küçük bir taviz vermeyeceğimizin özellikle bilinmesini istiyorum" dedi.

"TÜRKİYE'Yİ ELEŞTİRMEK ÇİFTE STANDARTTIR"

Başbakan Erdoğan, "Bizimle her anlamda dayanışma içerisinde olanlara şükranlarımı ifade ediyorum. AB'nin terörle arasına mesafe koymaması izah edilemez" diyerek AB ile ilgili sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye AB hedefinden hiç de uzaklaşmamıştır. Uzaklaşmasını isteyenler olabilir. Ama biz tam aksine fasıllar yolunda devam ediyoruz. Bazı AB liderleri birliği ortaya çıkaran siyasetten tamamen uzaklaşmıştır. AB'den artık somut adımlar ve kararlar bekliyoruz.

AB'nin bizi reformlar ve uygulamalar konusunda kıyasıya eleştirirken, terörle arasına mesafe koymaması hakkaniyetle ifade edilemez. Teröre musamma gösterip, öbür yandan Türkiye'yi eleştirmek çifte standarttır. Bizimle dayanışma içinde olan ülkelere şükranlarımı ifade ediyorum. AB ile ilgili duyduğumuz bir başka kaygının hızla yükselen ırkçılık akımı olduğunu ifade etmek istiyorum. Türkiye AB hedefinden hiç de uzaklaşmamıştır. Bunu isteyenler olabilir. Ama bizim çok önemli adımlar attığımız ortadadır. 54 yıldır kapıda bekleyen Türkiye, daha önce hiçbir ülkenin tanık olmadığı bir müzakere süreci ile karşı karşıya kalmıştır. Teknik olması gereken müzakere süreci tamamen politize edilmiştir."

"ÖNEMLİ OLAN AB'NİN BU İRADEYİ GÖSTERMESİDİR"

Başabakan Erdoğan, AB sürecinde Türkiye'ye saygısızlık yapıldığını ifade ederek şunları kaydetti:  "Son 5 dönem başkanlığında yani 2,5 yıldır hiçbir fasıl müzakereye açılmamıştır. Genişmeler tarihinde bir ilk olan ve Türkiye'ye karşı saygısızlık olarak nitelediğimiz bu durumun devam etmesini kabul etmemiz mümkün değildir. Siyasi blokajların kalkması durumunda Türkiye 12 ayda 10 faslı, 18 ayda ise 15 faslı açabilecek durumdadır. Biz Türkiye olarak süreci yeniden hızlandırmak noktasında son derece kararlıyız. Ancak asıl önemli olan AB'nin bu iradeyi göstermesidir. Ancak AB'den somut adımlar, somut kararlar bekliyoruz. AB'ye aday ülkeler arasında Şengen Vize istenen tek ülke Türkiye'dir. Teröre karşı iş birliği istiyoruz."

Erdoğan ayrıca, "Suriye'de Esad yönetiminin hızla devreden çıkması gerekmektedir. Esad yönetimi bölge için tehdit haline geldi" ifadelerini kullandı.


Tampon bölgeye bomba! - Milliyet

Cilvegözü sınır kapısında bombalı araçla yapılan saldırıyı 3 kişinin gerçekleştirdiği, şüphelilerden 2’sinin Suriye, birinin Türkiye’ye kaçtığı iddia edildi. Bombalı araçta en az 35-50 kilogram arası patlayıcı bulunduğu öne sürüldü. Suriye’deki internet siteleri, saldırının ardında Esad rejiminin istihbarat örgütü El Muhaberat’ın olabileceğini duyurdu

Hatay’ın Reyhanlı ilçesindeki Cilvegözü Sınır Kapısı’nda dün dehşet saatleri yaşandı. Türkiye tarafına sadece 40 metre uzaklıktaki bulunan tampon bölgedeki park alanında 15.00 sularında patlayan bombalı araç 3’ü Türk, 10’u Suriyeli 13 kişiyi öldürdü. Yaralanan 30’dan fazla kişinin durumlarının ise ağır olduğu bildirildi. Saldırının ardından, güvenlik ve istihbarat birimleri, olayı çok yönlü soruşturmaya başladı.
Öncelikle son dönemde bölgedeki etkinliğini artıran ve ABD Büyükelçiliği’ne yönelik saldırıyla gündeme gelen DHKP-C, Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getiriliş tarihi olan 15 Şubat nedeniyle PKK ya da PKK içinden yürütülen müzakereleri kesmek isteyen gruplar mercek altına alındı. Bombalı araç saldırılarıyla bilinen El Kaide de patlamadan hemen sonra araştırılmaya başlandı.
Ancak incelenen “olağan şüpheliler” arasında, en fazla öne çıkan Suriye istihbarat örgütü El Muhaberat oldu. Patlamadan kısa süre sonra, Özgür Suriye Ordusu’na yakın kaynakların yaptığı, saldırıyı Esad yanlılarının gerçekleştirdiği açıklamalarından hemen sonra bazı internet sitelerinde de El Muhaberat’ın Türkiye sınır kapısında başarılı bir operasyon gerçekleştirdiği haberleri yayımlandı. İdlib kaynaklı bir internet sitesinde, Suriye istihbaratının Türkiye’de başarılı bir özel operasyon yaptığı, Türkiye’ye gelen silahları taşıyan bir aracı bombayla havaya uçurduğu ifadeleri yer aldı.

İkinci araç patladı
Güvenlik birimleri, olaydan 22 dakika önce ara bölgeye park eden aracın değil, 2 dakika önce gelen ikinci aracın bomba yüklü olduğu üzerinde durdu. Bu aracın Rus ya da İran yapımı binek otomobil olduğu ifade edildi.

50 KG TNT TESPİT EDİLDİ
Patlamanın, yüksek olasılıkla uzaktan kumandaya dönüştürülen cep telefonuyla gerçekleştirildiği ve aracın bagajına yüklenen TNT ağırlıklı patlayıcının kullanıldığı iddia edildi. Aracın bagaj bölümüne 35-50 kilogram arası TNT ağırlıklı patlayıcı yüklendiği ifade edildi. Bombaların elle hazırlanmadığı ve “fabrikasyon” olduğu saptandı. Patlama sonrasında olay yerinde yapılan incelemelerde elde edilen deliller, incelenmek üzere laboratuvara götürüldü.
Dikkati çeken zamanlama
Patlamadan bir gün önce, Esad muhaliflerinin oluşturduğu Suriye Ulusal Konseyi’nden bir heyetin Cilvegözü ve Kargamış sınır kapılarında incelemelerde bulunduğu ortaya çıktı. Bu durum da Suriye rejiminin muhalifleri hedef almış olabileceği yorumlarına yol açtı.

3 KİŞİ OLAY YERİNDEN KAÇTI
Olaydan hemen sonra alandaki kamera kayıtlarına yönelik incelemelerde, araçtan inen 3 kişinin farklı yönlere kaçtığı, 2’sinin Suriye tarafına, birinin Türkiye tarafına doğru gittiği tespit edildi.
Ancak Suriye tarafındaki sınır kapısında resmi kayıt tutulmaması nedeniyle aracın kime ait olduğu ve içindeki kişilerin kimliği ile ilgili sağlıklı bilgi elde edilemediği gelen ilk bilgiler arasında.

Arınç’tan ‘canlı bomba’ yanıtı
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bakanlar Kurulu’nun ardından “CHP Hatay milletvekili tarafından intihar saldırısının olabileceği gündeme getirildi. Şu an itibarıyla yoğunlaştığınız bir ihtimal söz konusu mu?” sorusu üzerine, “İşin siyasi boyutu var mıdır, yok mudur? Bireysel midir? Bir örgüt ilişkisi var mıdır? İstihbaratımız da ilgili kurumlarımız da bu konuda ayrıntılı bir çalışma yapıyorlar. Özenli bir çalışma yapıyorlar. Doğrusu Sayın CHP milletvekilinin böyle bir konuda çok aceleci bir açıklamada bulunmasını üzüntüyle karşılı-yorum. Yanlış anlamalara meydan verebilecek bir açıklama yapmasını doğrusu yadırgadığımı ifade etmek istiyorum” yanıtını verdi

Yakınlardaki çatışma sürüyor
Cilvegözü Sınır Kapısı’nın tam karşısına düşen ve 4.5 kilometre uzaklıktaki Suriye’nin Bab-El Hava Sınır Kapısı muhaliflerin kontrolünde bulunuyor. Ayrıca Reyhanlı’ya 45 kilometre uzaklıktaki İdlib ve 60 kilometre uzaklıktaki Halep’te Suriye ordusu ile muhalifler arasında olayların başladığı günden bu yana şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Reyhanlı’ya 30 kilometre uzaklıkta olan Harim İlçesi’nin bir bölümü muhaliflerin diğer bir bölümü de halen Suriye ordusunun kontrolü altında ve zaman zaman çatışmalar yaşanıyor.

En önemli ‘yardım’ kapısı
Cilvegözü Sınır Kapısı, Suriyeli muhaliflerin insani yardım sevk edilen önemli kapılardan biri. Suriye’ye çimento taşıyan araçların da geçiş ve stoklama yaptığı Cilvegözü Sınır Kapısı’nda meydana gelen patlamanın sabotaj olma ihtimali de değerlendiriliyor. Türkiye’den götürülen insani yardımlar patlamanın meydana geldiği tampon bölgedeki depolara indiriliyor, buradaki yardımlar da muhaliflerin aracılığıyla alınarak ihtiyaç sahibi Suriyelilere dağıtılıyor.

ABD’den sert tepkİ
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, Cilvegözü Sınır Kapısı’nda yaşanan patlamayla ilgili olarak, “İnsanların, malların ve fikirlerin iki ülke arasında özgürce dolaşımını sağlamakla yükümlü barış içerisindeki bir sınır geçiş kapısına yapılan bu saldırının hiçbir gerekçesi olamaz” dedi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland da, can kayıplarından üzüntü duyduklarını, barış içerisindeki sınır noktalarına saldırmanın hiçbir haklı gerekçesinin olmadığını söyledi.

Kızılay ekibi şans eseri kurtuldu
Patlamanın ardından Reyhanlı ve Antakya’da birçok yurttaş yaralılar için kan vermek üzere hastanelere başvurdu. Ancak şimdilik gerek olmadığı belirtildi. Kızılay Genel Başkanı Ahmet Lütfü Akar da, bölgedeki tüm hastanelerde yeterli kan stoku bulunduğunu söyledi. Akar ayrıca, Kızılay ekiplerinin bir süredir bu sınır kapısından insani yardım gönderdiğini, gönderilen un miktarının 5 bin tonu bulduğunu, ekiplerindeki görevlilerin o saatte Bükülmez sınır karakolunda olmaları nedeniyle büyük bir şans eseri olaydan etkilenmediğini açıkladı. Sınır kapısı resmi işlemlerinin yapıldığı bölüme 40 metre uzaklıkta, tampon bölgedeki patlama noktasında daha çok araçların ve sahiplerinin bulunduğu; bu patlamanın biraz daha sınır kapısına yakın olması halinde ölü sayısının daha fazla olabileceği de belirtildi. Olayın dehşetini yaşayan yaralılar ve görgü tanıkları ortaya çıkan manzarının tam bir savaş meydanını andırdığını, araçlar arasında yanmış cesetler bulunduğunu aktardı.
Türk Kızılayı’ndan yapılan açıklamada, Hatay’ın Reyhanlı ilçesindeki Cilvegözü Sınır Kapısı’nda meydana gelen patlamanın hemen ardından harekete geçildiği, bölgeye uzman ekiplerin ve öncü araçların sevk edildiği kaydedildi. Türk Kızılayı’nın Cilvegözü Sınır Kapısı’ndaki patlama sebebiyle bölgedeki hastanelere 644 ünite kan ulaştırdığı bildirildi.

ABD: Saldırının hiçbir haklı gerekçesi yok
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ricciardone, “Barış içerisindeki bir sınır geçiş kapısına yapılan bu saldırının hiçbir gerekçesi olamaz. Masum insanların kasten hedef alınması elem vericidir” dedi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland da kaygı verici bombalı saldırının hiçbir haklı gerekçesinin olmadığını söyledi.


'Araç Suriye'den geldi' - Akşam

Adalet Bakanı Ergin: Patlamaya sebebiyet veren araç Suriye istikametinden geldi. İçişleri Bakanı Muamer Güler, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, Hatay'ın Reyhanlı İlçesi Cilvegözü Sınır Kapısı'ndaki patlama dolayısıyla bu şehre geldi.

ARAÇ SURİYE'DEN GELDİ
Adalet Bakanı Ergin, olay mahallinden gerekli incelemeleri yaptıktan sonara açıklama yapacağını belirtip, "Ancak şu anda şunu söylemek mümkün; olayla ilgili görüntüler kameralardan indirilmiş durumda. Patlayama sebebiyet veren araç Suriye istikametinden gelip gümrük sahamıza girdikten sonra parkedilip infilak eden bir araçtır. Bu açık bir şekilde kayıtlarda görülüyor." dedi. Bakanlar Hatay Havalimanı'nda Vali Celalettin Lekesiz ve diğer ilgililer tarafından karşılandı. Üç bakan daha sonra Cilvegözü Sınır Kapısı'na hareket etti.



Kanlı saldırının detayları - Hürriyet

Hatay’da 13 kişinin ölümüne, onlarca kişinin yaralanmasına neden olan kanlı saldırının detaylarına hurriyet.com.tr ulaştı.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, İçişleri Bakanı Muammer Güler ile Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, Hatay'a geldi. Bakanlar kanlı saldırının görüntüleri hakkında bilgi aldı ve incelemelerde bulundu. hurriyet.com.tr saldırının görüntülerinde tespit edilen unsurlara ulaştı.

ŞAM DEĞİL CİLVEGÖZÜ: 13 ÖLÜ
Araç, patlamadan 15-20 dakika önce olay yerine gelerek park ediyor. Otomobilden inen üç kişi araçtan uzaklaşıyor. Daha sonra bir kişi tekrar aracın yanına gelerek ön kapıyı açıyor ve içeride bir şeylerle uğraşıyor. Ancak şüphelinin tam olarak ne yaptığı kamera kayıtlarında görülmüyor. Daha sonra bu kişide aracın yanından ayrılıyor.

Birkaç dakika sonra araçtan inen ilk 2 kişinin başka bir otomobile binerek Suriye yönüne doğru gittikleri görülüyor. Üçüncü kişinin ise Türkiye sınırları içinde kaldığı tahmin ediliyor.


Üç bakandan önemli açıklamalar
Hatay’ın Reyhanlı İlçesi Cilvegözü Sınır Kapısı’na giderek incelemelerde bulunan İçişleri Bakanı Muammer Güler, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, Hatay Havaalanı’nda açıklamalarda bulundu.
 Detayı için tıklayınız
Bakanlarla birlikte olay yerindeki incelemelere katılan Adalet Bakanı'nın danışmanı Adnan Boynukara “Olay tahmin edilenin ötesinde planlı. Araç Suriye tarafından Türkiye'ye giriyor ve gümrük alanında terk edilip zaman ayarlı olarak patlatılıyor" ifadesini kullandı.

İDDİA: HEDEF MUHALİFLER MİYDİ?
Bu arada Ankara'da bombalı saldırının hedefinin Suriyeli muhalif liderleri olabileceği değerlendirmesi yapılıyor. Gelen istihbaratlarda, Türkiye'de bulunun bir grup Suriyeli muhalifin sınır kapısında Suriye'deki muhaliflerin askeri komutanlarıyla buluşacakları, patlamanın da tam buluşma saatinde planlandığı ifade ediliyor. Ancak Suriye'den gelenlerin gecikmesi üzerine muhalif komutanların patlamadan kurtulduğu iddia ediliyor. Ancak bu istihbarat resmi makamlarca doğrulanmadı.

Hedef Esad’sız çözüm arayan koalisyon mu
Cilvegözü Sınır Kapısı’ndaki patlamanın zamanlaması “Hedef Esad’sız çözüm arayan koalisyon üyeleri miydi?” sorusunu akla getirdi. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’sız bir geçiş için “rejimle görüşmeye hazırız” mesajı veren Suriye Ulusal Koalisyon Üyeleri, Suriye’ye geçti ve görüşmelerin ardından Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye girdi. Heyetin dönüşünden 10 dakika sonra patlama oldu. Koalisyon üyesi Louay Safi, heyette Koalisyon Başkanı Muaz El-Hatip ve çok sayıda üst düzey yetkilinin bulunduğunu söyledi. Patlama sonrası Emniyet Genel Müdürlüğü’nde güvenlik zirvesi yapıldı, istihbarat, terör ve bomba uzmanlarından oluşan özel bir ekip bölgeye gönderildi. Bir başka iddiaya göre de, Türkiye’deki bir grup muhalifin sınırda Suriye’deki muhaliflerin komutanlarıyla buluşacakları, patlamanın da buluşma saatinde planlandığı, ancak komutanların gecikmesi üzerine saldırıdan kurtuldukları belirtiliyor.


Kurbanın kimliği bileğinde gizli - Akşam

Sınırdaki patlamada ölenlerden birinin bileğindeki muhalifleri simgeleyen bileklik dikkat çekti.
Olay yerinde inceleme yapan CHP Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz, patlamanın tam anlamıyla açıklığa kavuşturulması için kamera kayıtlarının bütün basın kuruluşlarına servis edilmesi gerektiğini söyledi. Eryılmaz yaptığı incelemelerle ilgili AKŞAM'a bilgi verirken, "Patlamanın olduğu araçların yanı başındaki cesetlerin birinin bileğinde 'Özgür Suriye Ordusu'nu simgeleyen üç yıldızlı yeşil bileklik vardı. Bu önemli bir durum ve mutlaka aydınlatılmalıdır" dedi. CHP'li vekil ayrıca, "Bomba yüklü araçlar Suriye'den mi gelmişti, yoksa Suriye'ye mi gidecekti ve daha da önemlisi kimlerin denetimi ve bilgisi dahilindeydi?" diye sordu.


Öner'i panzer mi ezdi? - Radikal

Diyarbakır'da, polise bombalı saldırı yapmak üzereyken elindeki bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetiği iddia edilen Şahin Öner'in, ölümü hakkında aile ve tanıklar farklı konuşuluyor. Öner'in panzer çarpması sonucu hayatını kaybettiği iddia ediliyor.
İSTANBUL - Diyarbakır ’ın Yenişehir İlçesi Şehitlik Mahallesi’nde 10 Şubat pazar akşamı saat 20.30 sıralarında gösteri yapan çocuklar ile polis arasında çıkan çatışmada Şahin Öner (20) adlı vatandaş hayatını kaybetti. Öner’in ölümüyle ilgili açıklama, 'gösteri sırasında lastik yaktıktan sonra el yapımı bomba ile polise saldırmak üzereyken elindeki bombanın patlaması sonucu' hayatını kaybettiği yönünde oldu. Basında da bu yönde bilgiler yer aldı. Ancak Şahin Öner’e ait olduğu iddia edilen ve sosyal medyada yayınlanan fotoğraflarda ölüm sonrasında vücutta patlamaya ilişkin izlerin bulunmaması kafaları karıştırdı. Morgda çekilen fotoğraflarda Öner’in elleri, göğsü ve kafasının sağlam olduğu ancak vücudunun değişik bölgelerinde yara izleri olduğu görüldü. Olay sonrasında otopsi için oğlunun cesedini inceleyen baba Mehmet Şirin Öner ise oğlunun panzer altında kalarak hayatını kaybettiğini iddia etti. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü konuyla ilgili herhangi bir açıklamada bulunmadı.


AVUKAT OLMAK İSTİYORDU
Oğlunun henüz lise son sınıf öğrencisi olduğunu ve üniversiteyi kazanmak için dershaneye gittiğini söyleyen inşaat işçisi baba Mehmet Şirin Öner, “Pazar günü işe gittiğimde oğlum evde oturuyordu. Akşamleyin saat 8-9 civarında bana oğlumun öldüğünü söylediler” dedi. Baba Öner, “Olay yerine gittiğimde oğlumun cenazesi hastaneye kaldırılmıştı. Hastane morgunda oğlumun cesedini iyice inceledim. Sol kulağı yoktu. Ancak elleri, göğsü sapasağlamdı. Ayakları ise ezilmişti. Hastaneden adli tıp raporu istedik fakat raporu alamadık” diye konuştu. Mehmet Şirin Öner, “Ölüm şeklini ancak Adli Tıp raporuyla öğrenebiliriz. Görgü tanıkları ise panzerin oğluma çarptığını ve panzer altında kalarak hayatını kaybettiğini söylüyor. Şahin en büyük çocuğumdu” dedi.


Minik Solin ve Mirhat annelerine kavuştu - Milliyet

Lösemi hastası Solin ve epilepsi hastası Mirhat’ın KCK?davası kapsamında tutuklu bulunan anneleri Hanım Onur, Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nce adli kontrolle tahliye edildi

Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde 2011 yılında KCK/TM operasyonu kapsamında gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Cizre eski Belediye Başkan Yardımcısı Hanım Onur’un lösemi hastası kızı 5 yaşındaki Solin’e bakması için mahkemeden tahliye talebinde bulunuldu. Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi, Onur’un tahliyesine karar verdi.

2011 Eylül ayından beri tutuklu bulunan Cizre belediyesi eski başkan yardımcısı Hanım Onur’un tahliyesine ilişkin dilekçe avukatı tarafından Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne verildi. Avukat Canan Atabay’ın mahkemeye verdiği dilekçede, Hanım Onur’un kızı Solin’in 1 yıl önce lösemi hastalığına yakalandığı, 8 yaşındaki oğlu Mirhat’ın ise epilepsi hastası olduğu belirtildi. Solin’in, annesi tutuklu olduğu için tedaviye cevap vermediği ve son zamanlarda psikolojik travma nedeniyle davranış bozukluğu yaşadığı, bu nedenle anne Hanım Onur’un hasta çocuklarının yanında bulunması gerektiği belirtilerek tahliyesi talep edildi.
Adli kontrol kapsamında tahliyesine karar verilen Hanım Onur’a yurtdışına çıkış yasağı getirilirken, haftada bir gün bulunduğu yerde polis merkezine giderek imza vermesi, çocuklarının tedavisi için gittiği yerde de imza vermesi kararlaştırıldı.

Evde bayram sevinci
KCK/TM davasından tutuklu buluurken, avukatının başvurusu ile tahliye edilen Cizre eski Belediye Başkan Yardımcısı Hanım Onur’un evinde bayram sevinci yaşandı. Haberi alan Onur’un çocukları lösemi hastası 5 yaşındaki Solin ile epilepsi hastası 7 yaşındaki Mirhat, evde birbirlerine sarılarak sevinçlerini yaşadı.
Zaman zaman dans eden Solin Onur, “Büyük sevinç yaşıyorum, Şimdi kapı önünde annemin gelmesini bekliyorum” dedi. Mirhat ise, “Annem bırakıldığı için çok mutluyum, çok sevinçliyim. İnşallah herkesin annesi bırakılır. Herkese teşekkür ediyorum” dedi. Hanım Onur’un annesi Ayşe ile babası Cemal Yura kızını almak için Mardin’de gitti. Cezaevi’nden çıkan Hanım Onur, Şırnak’ın Cize İlçesi’ndeki evine gelişinde  kurban kesilerek karşılandı. Büyük sevincin yaşandığı karşılama sırasında havaya ateş açılırken, havai fişeklerde atıldı.

Çocuklarıma ihtiyacım var
Çocukları Solin ile Mirhat’a sıkı sıkı sarılan Hanım Onur, büyük mutluluk yaşadı. Evine giren Onur, burada yaptığı açıklamada, “Benim çocuklarıma ihtiyacım var. Ben herkese verdiğim röportajlarda aynı şeyi söyledim. Benim çocuklarım gibi binlerce çocuk var. Bu çocukların aileleri cezaevlerinde kimi eşli, kadın-erkek birlikte cezaevlerinde ve kiminin çocukları yuvada yatıyor. Kimi başkalarının yanında kalıyor, bence o çocuklar için de bir şeyler yapmalı. Eğer bu halk, Türkiye’deki tüm halklar eğer Solin ölmesin diyorsa, barışın gelmesi için herkes elini taşın altına koysun. Barışın gelmesi için de çaba gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Onur’un babaannesi Fatma Onur, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini mutlu ettiğini belirterek, “Allah Tayyip’i de mutlu etsin” dedi.


Şüpheli asker ölümleri araştırılsın - Yeniçağ

TBMM BDP, şüpheli asker ölümlerinin açığa çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için Meclis Araştırması açılmasını istedi. BDP Grup Başkanvekili İDRİS BALUKEN ve arkadaşlarının imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunulan araştırma önergesinin gerekçesinde, askeri mahkemelerin, şüpheli asker ölümlerinin üzerini örtmeye çalıştığı iddia edildi. Çocukları askerde şüpheli şekilde ölen ailelerin bir araya geldiği ve bazı taleplerde bulunduğu belirtilen gerekçede, " Aileler, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve açılacak Meclis Araştırma Komisyonu tarafından dinlenmek istiyor. Ayrıca askeri mahkemelerin kaldırılarak, şüpheli şekilde yaşamını yitiren çocukları ile ilgili soruşturmanın sivil mahkemelerde görülmesi ve bu mahkemelerin, sorumluları belirleyerek gerekli cezayı vermesini talep ediyor " ifadelerine yer verildi. Önergede, şüpheli asker ölümlerinin açığa çıkarılması, sorumluların belirlenerek sivil mahkemeler önünde yargılanması, bu askerlerin ailelerinin dinlenerek taleplerinin dikkate alınması için Meclis Araştırması açılması talep edildi.


Baydemir'den sitem: Kenti uzaylılar kirletmiyor - Radikal

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, kentin gerçek anlamda temizlenmesi için öncelikle kentte yaşayanların kenti temiz tutması gerektiğini söyledi.
DİYARBAKIR - Diyarbakır halkına sitem eden Baydemir, "Uzaylılar gelip bu kenti kirletmiyor. Artık apartmanların yüksek katlarından çöp atmaktan vazgeçin. Bu Diyarbakırlıya yakışmaz" dedi.

Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir , Çevre Koruma Daire Başkanlığı bünyesindeki yaklaşık 300 personel ile yemekte bir araya geldi. Baydemir, 2013 yılında, sitelere zorunlu konteyner uygulaması getireceklerini belirterek, şöyle dedi:

"İlçe belediyelerimizle birlikte tüm ana cadde ve sokaklara çöp kutuları konulacak. Okul önleri, semt pazarları, inşaat alanları, kent içi kazılarla ilgili zabıtai tedbirler alınacak. Suriçi ve Yenişehir bölgesi temizlik konusunda pilot bölge seçilerek, buradaki esnaf ve yurttaşlarımızla birlikte ortak çalışmalar yürütülecek. Sizin de kadro almanız için ben çalışmalarımı sürdüreceğim. Medyada, konferanslarda, her yerde bunun gerçekleşmesi için sizinle birlikte olacağım ve çalışacağım. Temizlik, itfaiye, zabıta, ambulans ve mezarlık çalışmaları durdurulamaz, aksatılamaz. Biz öyle bir aşamaya gelmişiz ki artık tüm cihan bizden ders almalıdır, bizden moral almalıdır ve bizden feyz almalıdır."

"7’Cİ KATTAN AŞAĞIYA ÇÖP ATMAKTAN VAZGEÇİN"

Diyarbakır halkına da çağrı yapan Baydemir, insanların evlerinde uyuduğu saatlerde, görevlilerin gece-gündüz çaba içerisinde olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:

"Sizler evlerinizde uyurken, sadece evinizin temizliğinden sorumluyken, buradaki emekçi arkadaşlarım gece- gündüz, emeklerinin de karşılığı olmayan bir ücretle, bu kenti temizlemeye çalışıyorlar. Kentin gerçek manada temizlenmesi için öncelikle Diyarbakır’da yaşayanlar kenti temiz tutması gerekir. Apartmanların 5’inci katından, 7inci katından artık aşağıya çöp atma alışkanlığından vazgeçin. Bir Diyarbakırlıya yakışmaz. En nihayetinde bu kenti kirletenler yine bu kentte yaşayanlardır. Uzaylılar gelip bu kenti kirletmiyor. Bu arkadaşlarımızın emeğine duyacağımız saygının gereği Diyarbakır’ı temiz tutmalıyız. İlçe belediyeleriyle birlikte bin 150 kişi temizlik işinde çalışıyor. Doğrusunu isterseniz siz kirletmeye devam ederseniz, 15 bin kişi de olsak yetmez."(dha/Mehmet Türk)


Papa Görevi Bırakıyor - BBC

Vatikan'da 600 yıl sonra ilk istifa Papa 16. Benedict'ten geldi, Papa 28 Şubat'ta görevden ayrılacağını açıkladı

Papa 16. Benedikt bu ay sonunda görevini bırakacağını açıkladı.

85 yaşındaki Papa, istifasına gerekçe olarak ilerleyen yaşını ve buna bağlı olarak azalan gücünü ve muhakeme yeteneğini gösterdi.

2005 yılından beri görevde olan Papa 16. Benedikt’in yerine geçecek isim için seçimi kardinaller kurulu yapacak. Kardinallerin kısa süre içinde toplanması bekleniyor.

Bu istifa, Vatikan’da yüz yıllar sonra gerçeleşen ilk istifa olma özelliği taşıyor.  Vatikan’da en son istifa 600 yıl once gerçekleşmişti.

Asıl adı Aloisius Ratzinger olan Alman asıllı eski Kardinal 16. Benediktus, 1927 yılında Almanya’da doğdu. Kilise tarihindeki 265. papa olarak göreve geldiğinde 78 yaşındaydı.


'İran Suriye’de Milis Birlikleri Oluşturuyor' -Amerikanın Sesi

Amerikalı yetkililer Tahran’ın, Suriye’de rejimin devrilmesi durumunda kendi çıkarları doğrultusunda hareket edecek bir milis kuvvet oluşturduğunu söylüyor

Washington Post gazetesinde çıkan bir habere göre İran ve Lübnan’daki Hizbullah örgütü, Beşar Esat hükümetinin devrilmesi durumunda çıkarlarını koruyabilmek için Suriye’de bir milis ağı kuruyor.

Adı açıklanmayan Amerikalı ve Ortadoğulu yetkililerin sözlerinin yer aldığı haberde milislerin şu anki amacı, Esat’ın ordusuna destek vermek.

Ancak yetkililer uzun vadeli amacın Esat hükümetinin devrilmesi ya da Şam’dan çekilmeye zorlanması durumunda Suriye’de güvenilir bir güç oluşturmak.

Gazete, Obama yönetiminden üst düzey bir yetkilinin ‘İran için Suriye’de güvenilir bir güç oluşturması çok önemli’ şeklindeki sözlerine yer veriyor.

Haber hakkında İranlı yetkililerden ya da Hizbullah örgütünden herhangi bir yorum gelmedi.
Birleşmiş Milletler, 2011 yılının Mart ayından bu yana Suriye’de 60 bin kişinin öldüğünü bildiriyor.

Öte yandan direnişçilerin Suriye’nin kuzeyindeki Raka bölgesinde, Fırat Nehri üzerinde kurulu ülkenin en büyük hidroelektrik santralini ele geçirdiği bildirildi. Suriye İnsan Hakları Gözlem Örgütü, barajın hala çalışır halde olduğunu duyurdu.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.