09 Şubat 2013 Basın Bültenleri
Basın Bültenleri / 09 Şubat 2013 Cumartesi Saat 09:41
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Balafirên tirk gundên Qendîlê bombe kirin

Balafirên tirk gundên Qendîlê bombe kirin - Dîha

Balafirên ku ji balafirgeha Amedê rabûn, gundê Zergele yê girêdayê Qendîlê bombebaran kirin.

Bambebarana ku di saet 18.00'an de dest pê kir, Navenda Gencan û gundê Zergele kir hedefa balafirên artêşa tirk. Di bombebaranê de 3 bombeyên qazanê hatin bikaranîn û riya di navbera Ranya û Diyanayê de jî bû hedef û ji hatin û çûyînê re hat girtin. Di bombebarana ku nîv saetî berdewam kir de, welatiyên gund malên xwe terk kirin, lê der barê mirî û birîndaran de agahî nehatin bidestxistin.


Di doza rojnamegeran de 7 tahliye - Dîha

Di rûniştina doza rojnamegeran de 7 rojnameger hatin tahliyekirin.

3'yemîn rûnşitina doza rojnamegerên kurd bi dawî bû. Heyeta dadgehê biryara tahliyeya Zuhal Tekîner, Ziya Çîçekçî, Omer Çîftçî, Saffet Orman, Çagdaş Kaplan, Îsmaîl Yildiz û Pervîn Yerlîkaya Babîr da. Heyeta dadgehê li hemberî daxwaza parêzeran a parastina kurd bi hinceta berê biryar dan tu biryarên din nedan. Heyeta dadgehê biryara Rojnameger Nurettîn Firat di navbera kîjan dîrokê de dixebitî bê pirsîn da. Dadgehê biryara rojnamegerên zilam sewqî Girtîgeha Sîlîvriyê bên kirin ji Wezareta Dadê re nivîs bê nivîsanda da û li gel vê yekê biryara dîmenên di salona dadgehê de bên guhdarkirin û derbarê parêzerên di parastinan de gotin: "dîlên siyasî", "çapemeniya girtî", "îdîanameya naveroka wê vala" û "îdîanameyekî komîk" serlêdana sûc bê kirin da.

Heyeta dadgehê rûniştin taloqî 22-26'ê nîsanê hate kirin.

Di salona rûnşitinê de bavê Ziya Çîçekçî Mehmet Çîçekçî ji ber ku dujîn dan hate binçavkirin. Derbarê rojnamegerên tahliyebûn biryara qedexeya derveyî welat hate dayîn.

Hate hînbûn ku 7 rojnameger dê li Girtîgeha Sîlîvriyê bên tahliyekirin.


BDP Nusaybin ilçe binasına saldırı - Diha

BDP Nusaybin İlçe binası kimliği belirsiz kişi veya kişilerin saldırısına uğradı. Parti binasına giren kişi veya kişiler, kapı ve pencereleri kırarak içeride bulunan her şeyi dağıttı. BDP İlçe Başkan Vekili Celal Ata, saldırının gözdağı amacıyla yapıldığını belirtti.

Mardin'in Nusaybin ilçesinde dün akşam saatlerinde kimliği belirsiz kişi veya kişiler, BDP İlçe binasına saldırı gerçekleştirdi. Sabah saatlerinde saldırının fark edilmesini üzerine BDP İlçe Başkan Vekili Celal Ata ve BDP'liler parti binasına geldi. Parti binasındaki başkanlık odasının kapılarını kırılmış vaziyette gören partililer, saldırının provokasyon olabileceğine işaret etti. Camları ve kapıları kırılan partinin içine giren kişi veya kişilerin, merdiven dayayarak çıktıkları ve parti binasındaki eşyaları kırıp döktükten sonra bodrum katındaki kapıyı kırarak, çıktıkları belirlendi. Saldırının gözdağı amaçlı yapıldığını ifade eden BDP İlçe Başkan Vekili Celal Ata, sabah saatlerinde parti binasına geldiklerinde partinin çetevari bir şekilde saldırıya uğradığını gördüklerini söyledi. Partilerinin kapılarının kırılarak tarumar edildiğini belirten Ata, partilerinin halkın evi olduğunu ve her şeylerinin halka açık olduğunu söyledi. Bunu gerçekleştirenler gözdağı vermek istedikleri belirten Ata, "Bu komployu bize yapanları kınıyoruz" dedi.

Nusaybin'de en son 4 kişi, "Hançer timi" tarafından ölümle tehdit edilmişti.


Türk: Kimin Sayın Öcalan'la görüşeceğine biz karar veririz - Diha

BDP'nin dayanışma gecesinde konuşan DTK Eş Başkanı Ahmet Türk, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın halkların demokratik birliği ve geleceğinin güvence altına alınması doğrultusunda çok ciddi bir çalışma yaptığını belirterek, "Kürtler, Kürt halkının adil, özgür ve eşit bir yaşama kavuşması konusunda barışa hazırdır. Ama Kürtler asla ve asla tasfiyeyi kabul etmeyecektir. Bunun çok iyi bilinmesi gerekiyor" şeklinde konuştu. Türk, "Eğer barış görüşmeleri yapılacaksa kurumsal olarak bu işin içinde yer almalıyız. Kimin Sayın Öcalan'la görüşeceğine kimse karar veremez, biz karar veririz" dedi.

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Mersin İl Örgütü tarafından Gondol Otel'de dayanışma gecesi düzenlendi. Geceye Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Ahmet Türk, BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, MYK üyesi Ferhat Tarhan, PM üyeleri Cemil Elden, Nihat Akdoğan, Zeki Koç, Zarife Atik, Kadın Meclisi üyesi Suzan Kılıç, Akdeniz Belediye Başkanı M. Fazıl Türk, Mersin İl Eş başkanları Halis Ernarici ve Heybet Geçkin, Adana İl Başkanı Uğur Bayrak, il ve ilçe yöneticileri, Yakınlarını Kaybedenlerle Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği (Yakay-Der) üyeleri, Göç-Der, Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM), Emek Partisi, KESK bileşenleri, İnsan Hakları Derneği (İHD), Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) yönetici ve üyelerinin yanı sıra yüzlerce yurttaş katıldı. Yemekte ilk sözü alan BDP Mersin İl Eş Başkanı Halis Ernarici kısa bir konuşma yaptı. Ernarici, yemeğe katılan herkese teşekkür etti.

Ardından konuşan DTK Eş Başkanı Ahmet Türk, Kürt halkının özgür bir halk olarak tarihte yerini alacağını ve Kürt halkının sindirme politikalarıyla susturulamayacağını dile getirerek, "Bütün zulümlere, antidemokratik uygulamalara, sindirme ve imha siyasetine rağmen büyük bir coşkuyla mücadelesine sahip çıkıyor" dedi.

'Bütün savaşlar barışı gerçekleştirmek içindir'

Barış konusunda birtakım gelişmelerin yaşandığını, Kürtlerin barışa hazır olduğunu söyleyen Türk, AKP'yi Kürtlere yaklaşımı konusunda uyararak, "Özgür geleceğe doğru yol aldığımızı görüyoruz. Ama bazen de devletin o inkarcı mantığı, o tasfiye mantığı maalesef umutlarımızı söndürüyor. Bundan önceki dönemlerde de zaman zaman Kürt sorununun çözümü konusunda çok önemli tartışmalar yaşandı. Bugün de yeni bir sürecin içindeyiz. Buradan onları açık bir şekilde uyarıyoruz. Ve diyoruz ki Kürtler Kürt halkının adil, özgür ve eşit bir yaşama kavuşması konusunda barışa hazırdır. Ama Kürtler asla ve asla tasfiyeyi kabul etmeyecektir. Bunun çok iyi bilinmesi gerekiyor" şeklinde konuştu. Başlatılan görüşmelerden umutlu olduklarını; ancak tedbirli olmak durumunda olduklarını vurgulayan Türk, "Bu konuda çok tedbirli olmamız lazım. Barış bir gün bu topraklara mutlaka gelecek. Çünkü bütün savaşlar barışı gerçekleştirmek içindir. Bu zaman gelmiştir. Burada devletin tavrı, devletin tutumu bu barışçıl sürecin önünü açabilir, barışçı sürecinin önünü kapatabilir" dedi.

'Öcalan halkların demokratik geleceği için çalışıyor'

Özgür bir yaşamı ve demokratik bir gelecek için verilen mücadelede büyük bedellerin ödendiğine dikkat çeken Türk, imha ve inkar politikalarıyla Kürt sorununun çözülemeyeceğinin görüldüğünü ve barış konusunda da halkların büyük bir desteğinin olduğunu söyleyerek, Kürt halkının da Türk halkının da barışa hazır olduğunu dile getirdi.

PKK Lideri Abdullah Öcalan'la yaptığı görüşmede Öcalan'ın halka ve özellikle kadınlara selam ve saygılarını ilettiğini aktaran Türk, "Sayın Öcalan bu süreçte halkların demokratik birliği ve halkların demokratik geleceğinin güvence altına alınması doğrultusunda çok ciddi özverili bir çalışma yapıyor. Sayın Öcalan'ın talebi halklarımızın birbirine düşman olmaması ve Ortadoğu'da etnik ve mezhepsel çatışmalarının önüne geçilmesi. Tüm halkları demokratik ünitede buluşturacak bir siyaset, bir yol haritası ortaya koymayı istiyor" dedi.

'Kürtler Ortadoğu'da politize olmuş kadim bir halktır'

Suriye'de yaşanan çatışmalar ve Ortadoğu'daki gelişmeleri de değerlendiren Türk, Ortadoğu'daki halkların demokratik bir dünyada yaşamak için mücadele ettiklerini; ancak uluslararası güçlerin halkların başlattığı devrimin niteliğini değiştirmeye çalıştıklarını dile getirdi. Yine uluslararası güçlerin çeteler aracılığıyla Rojava'daki halkın özgürlük mücadelesini boğmaya çalıştıklarına dikkat çeken Türk, "Suriye konusunda nasıl bir oyun oynadığını da görüyoruz. Biz elbette ki bütün halkların özgürleşmesini istiyoruz. Ama siyaseti, Kürtleri sindirmeye dönük bir siyasete dönüştürdükleri için bugün Ortadoğu'daki gelişmelere de kuşkuyla bakıyoruz. Burada en önemli mesele Kürt meselesidir. Bugün Ortadoğu'da 4 parçada yaşayan, politize olmuş, geleceğini belirlemeye yönelik kararlılık içinde olan bir halk var. Siz Ortadoğu'da Kürt halkını özgürlük mücadelesini görmezden gelirseniz ve Kürtleri sindirmeye kalkışırsanız Ortadoğu'ya asla ve asla istikrar, barış gelmeyecektir. Çünkü Kürtler Ortadoğu'da politize olmuş kadim bir halktır" şeklinde konuştu.

'Kimin Sayın Öcalan'la görüşeceğine biz karar veririz'

PKK Lideri Abdullah Öcalan'la başlatılan görüşmeleri önemsediklerini ve bu fırsatın heba edilmemesi gerektiğini ifade eden Türk, "Bu süreci kaçırılmaması gereken bir süreç olarak değerlendiriyoruz. Bu nedenle BDP, DTK bütün Kürt siyasetçileri ve sivil toplum örgütleri olarak, barışçıl bir sürecin gelişmesine açık destek veriyoruz. Ama burada bir şey söylüyoruz. Kürtler barışa hazır; ama Kürtleri kimse asla kandıramayacaktır" dedi. DTK ve BDP olarak bu sürecin içinde yer almak istediklerini söyleyen ve hükümet çevrelerinin İmralı'ya kimlerin gideceğine yönelik açıklamalarını da sert bir dille cevap veren Türk, "Eğer DTK ve BDP bu sürecin içinde yer almazsa halkımızda büyük bir güvensizliğe neden olacaktır. Eğer barış görüşmeleri yapılacaksa kurumsal olarak bu işin içinde yer almalıyız. Kimin Sayın Öcalan'la görüşeceğine kimse karar veremez, biz karar veririz" dedi.

Konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisi'ni (CHP) de sert bir dille eleştiren ve geçtiğimiz günlerde "Kürtlerle Türkler eşit olamaz" diyen CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler'in sözlerini hatırlatan Türk, CHP'nin geçmişten beri Kemalist bir ideolojiyle Kürt halkının inkarı üzerinden bir siyaset yürüttüğünü ifade etti.

'Halkımızın emrettiği siyaseti yürüteceğiz'

Kürtlerin barışa hazır olduğunu, Türkiye halklarına da Kürtlerin taleplerini sahiplenme çağrısı yapan ve barışa destek olmalarını isteyen Türk, Kürtlerin, tasfiye planlarını asla kabul etmeyeceğini vurgulayarak, "Bu süreci halkımızla birlikte götüreceğiz. Bizim irademiz halkımızdır. Halkımızın emrettiği siyaseti yürüteceğiz. Bunun faturası ne olursa olsun, ölüm de olsa halkımızın hep yanında olacağız. Halkımızın taleplerini düşüncelerini savunmakta asla ve asla vazgeçmeyeceğiz" dedi.

Konuşmaların ardından dayanışma gecesi müzik ve yemekle devam etti.



Îlham Ehmed: Em li dijî êrîşan yekîtiya xwe xurt dikin - ANF
 
Endama Desteya Bilind Îlham Ehmed, bal kişand ku êrîşên Serêkaniyê û Helebê li dijî kurdan û gelên herêmê pêk hatine, di encama plana hêzên navnetewî ku îradeya gel naxwazin de pêk hatine. Ehmed destnîşan kir ku li dijî van êrîşan berxwedanek xurt hatiye nîşandan, loma muxalefet neçar maye ku bi Desteya Bilind re hevdîtinê pêk bîne got ku ev yek ji bo muxatabgirtina desteyê pêngavek girîng. Ehmed, anî ziman ku ew li dijî êrîşan yekîtiya xwe jî xurt dikin û armac dikin ku di pêşerojê de jî herdu meclîsên Rojava bikin yek.

Endama Desteya Bilind a Kurd Îlham Ehmed, derbarê êrîşên dawî yên Helebê, piştperdeya van êrîşan, hewldanên ji bo yekîtiya kurdan, rewşa aborî ya Rojavayê Kurdistanê û alîkariyên tên kirin de pirsên ANF’ê bersivandin.

* Piştî Serêkaniyê, li Helebê li dijî Taxa Kurdan êrîş pêk hatin û komkujiyek çêbû. Ev êrîş bi taybetî piştî ku pevçûnên li Serêkaniyê rawestiyan û hewldana hevdîtinan çêbû pêk hatin. Hun van êrîşan çawa dinirxînin, çima di vê demê de ev êrîş?

Rewşa ku niha şoreşa Sûriyeyê tê de ye, rewşek xirab û bi xetere ye. Bi bûyerên dawî xuya dike ku êdî hêviyên gel, bendewariyên gel ji vê şoreşê nemane, hêviyên wan dişikên. Şoreşe veguheriye şerê navxweyî. Ev bi riya hinek hêzên derve yên wekî Tirkiyê pêk tê. Her wiha rejîm bixwe jî vê yekê dike. Rejîm dixwaze ku pêvajoya şoreş şansê serkeftinê winda bike. Lewre gelek komikên çekdar li her derê welat belavkirin. Di encamê de jî her mirovekî paqij û nepaqij ket nava şerê çekdarî û her şêwazek nemirovî hate bikaranîn. Muxalefetê jî rêwazek bi vî rengî bikar anî.

Li hemberî van siyaseta kurd herêmên xwe parastin û dest bi avakirina sîstema xwe kir. Her wiha bermahiyên rejîmê jî paqij kirin. Di dema dawî de li herêmê Girzîro berxwedanek hate destpêkirin. Wekî tê zanîn herêma Rimêlanê devereke dewlemend e. Ji bo her kesekî bûye çavkaniyek ku dixwazin dest deynin ser. Lê di rastiyê de ev der herêmek kurdî ye. Ji kurdan tê xwestin ku parastina wê bike. Li ser vê daxwaza gel, tabûrek rejîmê ya li herêmê hate dorpêçkirin. Lê çawa ku hêzên parastinê û gel xwest vê tabûrê ji herêmê derxe, li Serêkaniyê komên çekdar êrîşî hêzên parastinê û şêniyên bajêr ku hêdî hêdî pirsgirêkên xwe çareser dikirin, kirin.

Tişta me ji van êrîşan pêk anî ew bû ku di nava van koman de, kesên girêdayî rejimê jî hene. Yên ku van koman araste dikin, talanê dikin û zulmê li gel dikin ev in. Ji bo ku me li Serêkaniyê zeîf bikin û îradeya me bişikînin ev êrîş pêk anîn. Planek bi zanebûn e, dixwestin piştî Serêkaniyê heta Rimêlanê biçin.  Lê piştî ku rastî berxwedanek bêhempa hatin û biser neketin, heyeteke ji aliyê muxalefetê ve hatibû amadekirin, xwestin hevdîtinan pêk bînin.

ÊRÎŞA HELEBÊ Bİ ZANEBÛN E

Di dema ku wê ev hevdîtin pêk bihatana de, li Helebê êrîş pêk hatin. Yanî ji bo ku pirsgirêk çareser nebe ev êrîş pêk anîn. Ev hemû bi hev re girêdayî ne, raste rast ji aliyê rejîmê ve tê kirin. Ger ku komên çekdar jî bikin, ev girêdayî rejîmê ne. Em nabêjin ku ev planek herêmî ye û tenê li Serêkaniyê û Helebê pêk tê. Destê hêzên derve jî tê de heye. Hêzên ku naxwazin kurd bibin îradeyek, destkeftiyên wan hebin van êrîşan pêk tînin.

Li aliyê din piştî ku şoreşa Sûriyeyê veguherî şerê çekdarî û gelek komên îslamî ketin navê, hêzên derve jî ketin nava metirsiyekê. Lewre ji bo ku îslama radîkal pêş nekeve, nêzîkahiya ku van koman didin şerkirin, nîşan dan û temenê rejîmê hinekê dirêj kirin. Rejîm jî ji vê yekê hêzê digire û bi şêwazekî herî dijar êrîş dike. Lewre dixwaze di Helebê de muxalefetê bi temamî tasfiye bike û bajar bi temamî bigire destê xwe da ku karibin li herêmên din jî êrîşên bi vî rengî pêk bînin.

* Dema pêkhatina van êrîşan balkêş e. Hêzên muxalefeta Sûriyeyê heyetek ava kir û xwest bi we re hevdîtinan pêk bînin. Lê beriya wê ev heyet çû Tirkiyê û li Serêkaniya serxetê bi rayedaran re hevdîtin kirin. Roja ku dê bi we re runiştibana jî, ji aliyê Tirkiyeyê ve hatin astengkirin û nehiştin derbas bibin. Rojek piştre jî êrîşa Helebê pêk hat. Dema ev hemû li ber çavan tên girtin, mirov dikare bêje ku êrîşa Helebê jî wekî li Serêkaniyê hate dîtin, ji aliyê gelek hêzan ve hatiye pêkanîn.

Ev heyeta ku bi me re axivî ne ji aliyê Koalîsyona Muxalefetê ve hatiye şandin. Wan gotin ku ew serbixwe ne. Navê “Lijneya Aştiyane ya Şoreşê” lixwe kiriye. Ji me re gotin ku ew tenê navbeynkariyê dikin, tifaqan çênakin. Lê ev ji aliyê dewleta Tirkiyê ve nehat qebûlkirin. Nehiştin ku heyet derbas bibe, heta ku di qada navnetewî de hewldan çênebûn, vana nekarîn derbas bibin.

Li gorî qenaeta me tiştên li Sûriyeyê diqewimin, bêyî agahiya hêzên derve çênabin. Li ku derê tiştek çêbibe, sedî sed an tiliya Tirkiyê yan hêzên wekî Fransa û Amerîka yan jî tiliya rejîmê bixwe tê de heye. Lewre jî şerê li Sûriyeyê êdî bûye şerê navnetewî, her hêzek dixwaze berjewendiyên xwe biparêz e. Ji ber vê jî êrîşên Helebê ji hêzên wekî ku tiliya hêzên derve tê de nîn e, nayê nirxandin.

* Baş e çima Kurd. Em dibînin ku hêzên li Sûriyeyê wekî ku li dijî hev dixuyin û şerê hev dikin, dema mijar dibe kurd, wekî li Serêkaniyê hate dîtin, di heman eniyê dibin yek û êrîş dikin?

Ya girîng ew e ku ev hêzên li dijî kîjan kurdan e. Ev hêz li dijî kurdên azad û kurdên bi îrade ne. Li dijî kurdên ku bejwendiyên netewî di parêz in, kurdên ku yekîtiya Sûriyeyê û gelên Sûriyeyê diparêz in. Li Rojavayê Kurdistanê jî îradeyek derketiye holê, îradeya civaka azad ku hemû netew dikarin tê de cîh bigirin çêdibe. Ev jî li dijî berjewendiyên wan e. Nexwe kurdên ku xwe teslîm kirine, li gorî berjewendiyên wan tevdigerin, heta dawiyê bikar tînin û digirin cem xwe.  Dema karê bi wan xilas bû, wan jî di avêjin.

* Di çapemeniyê de jî tê nirxadin ku hêzên derve yên wekî Amerîkayê ji van komên îslamî ditirsin ku piştî hilweşandina rejîmê desthilatdariyê bigirin destê xwe. Lewre naxwazin niha mudaxeleyek leşkerî bikin, dixwazin ev kom zeîf bibin. Li aliyê din siyaseta kurd jî rêyek siyemîn ji xwe re hilbijartiye û wekî hêzekê derketiye holê. Li gorî vê mirov dikare bêje ku êrîşên li dijî kurdan, ji ber tirsa ku ev hêz naxwazin li dijî wan îradeyek derkeve holê, pêk tên?

Li gorî qenaeta me, Amerîka, Ewropa û hêzên wekî Tirkiyê jî li Sûriyeyê ji bo demokrasiyê û azadiyê tiştekî nakin. Li pey berjewendiyên xwe ne. Di vê çarçoveyê de kurdekî azad jî bêguman wê xizmeta berjewendiyên wan neke. Kurdê azad wê îradeya gelên Sûriyeyê biparêz in. Niha jî têkoşîna kurdan tenê ji bo wan bixwe nîn e, di heman demê de ji bo parastina mafên gelên Sûriyeyê û îradeya wan e. Siyasetên derve hertim li ser nakokiyên hundirîn xwe didin jiyandin. Dema nakokî nebin nikarin mudaxele bikin. Dixwazin rejîmek ku li herêmê berjewendiyên wan biparêze, siyaseta wan bide meşandin, ava bikin. Lê kurdekî bi îrade û azad, wê li tevahiya Sûriyeyê ji bo sîstemek demokratîk têbikoşe, ev jî li derve nayê qebûlkirin.

* Li hemberî van êrîşan, berxwedanek mezin hate nîşandan û bandorek mezin çêkir. Encamên siyasî jî derketin holê. Lê aliyê din wekî Desteya Bilind a Kurd li dijî van êrîşan di warê dîplomasiyê de çi hewldanên we çêbûn?

Me xwest bi muxalefetê re danustendinan çêbikin. Di vê çarçoveyê de me heyetek jî ava kir. Me nexwest bi komên çekdar re hevdîtinan pêk bînin, li şûna wê rasterast mi Koalîsyona Muxalefeta Sûriyeyê de têkiliyê deynin. Me xwest bi wan re pirsgirêkê çareser bikin. Lê heta niha bersivek, nêzîkahiyek ku mirov tatmîn dike nehatiye nîşandan. Koalîsyon heta astekê hesaban dike. Ji bo ku bibe xwedî îradeyek azad, ji wan re îmkan lazim e. Ji bo ku bi awayekî azad karibin bi Desteya Bilind re danustendinan pêk bînin, li derveyî mudaxeleyên derve hêzek serbixwe ji wan re lazim e.

* He çiqasî heyeta bi we re hevdîtin pêk aniye, li ser navê Koalîsyona Muxelefetê nehatibe jî, cara yekemîn heyetek wiha we muxatab digire. Ev yek wekî encamek siyasî ya Serêkaniyê dikare bê nirxandin?

Em vê wekî gavekê dibînin û baş dinirxînin. Di nava heyetê de yên ku ji van hevdîtinan razîbûn, ji avakirina Desteya Bilind keyfxweş bûn jî hebûn. Lê gumanên wan ên wekî, “gelo dê li ser sînor PYD hebe yan na” hebûn. Me jî got ku li vir îrade Desteya Bilind e û ji 17 partiyan pêk tê. Lewre jî muxatap deste ye. Me got ku me yekîtiya xwe ava kiriye û ji bilî desteyê jî hewldanên hevdîtina bi hinek kes û koman re nayên qebûlkirin. Em dixwazin ev bibe pêngava yekemîn ku hemû kes tenê Desteya Bilind muxatab bigire.

* Ev pêşketin hene, lê li aliyê din hîn jî hêzên ku vê yekîtiya kurdan nabînin, lewre hevdîtinan bi kesan re çêdikin, hincetên cuda nîşan didin hene. Li dijî vê yekê, ji bo xurtkirina yekîtiyê û ji bo ku Desteya Bilind tekane hêza îradeyê bê dîtin, çi hewldanên we çêbûn?

Heta niha gelek xebat hatin meşandin. Em dixwazin ku êdî rêveberiyek vî welatî çêbibe û Desteya Bilind nûnertiya wê bike. Girêdayî vê gelek sazî û dezgeh jî tên avakirin. Asayîşa ku ji aliyê Meclîsa Rojava ve hatibû avakirin, niha dewrî desteyê hatiye kirin. Dîsa komîteya leşkerî ya Desteya Bilind hate avakirin û hemû komên çekdar ên kurd wê girêdayî vê bin. Dîsa komîteya tenduristiyê hatiye avakirin. Xebatên sînor li ser navê desteyê tên meşandin. Alîkariya mirovî li ser navê desteyê tên belavkirin. Êdî rengê partiyekê yan jî meclîsekê ji holê radibe. Em dixwazin ku di pêşerojê de herdu meclîsan jî (Encumenî Niştimanî Kurd û Meclîsa Rojava) bikin yek ku hemû sazî û dezgeh tê de cîh bigirin.

* Yanî wekî hikûmetekê...

Wekî rêveberiyekê. Rêveberiyek vî welatî ye û ji aliyê hemû sazî û dezgehên vê herêmê ve bê avakirin.

* Yanî hun dixwazin kongreyek pêk bînîn û di vir de rêveberiya Rojavayê Kurdistanê bê hilbijartin?

Belê, yanî dema wê hatiye, divê êdî pêk were. Carek kete rojevê, hat belavkirin. Lê di vî warî de nîqaşek me ya berfirek tûneye ku hikûmetek çêbibe. Lê di pratîkê de ev welat ji aliyê rêveberiyê ve tê meşandin. Li vir dewlet nemaye, yên ku kar û baran birêve dibin êdî rêveberiya vî welatî ye.

* Başe ji bo yekbûna herdu meclîsa demeke ku hatiye diyarkirin heye yan na, wê kengî pêk were ku rêveberiyek bê hilbijartin û fermiyeta wê pêk were?

Me biryara wê nedaye ku kengî çêbibe. Lê beriya çend mehan di civîna Desteya Bilind de biryar hatibû girtin ku herdu meclîs bibin yek. Bes heta niha pêk nehatiye, ji ber ku hevalên me yên Encumenî Niştimanî amade nebûn, ev nîqaş pêk nehatin.

* Pirsgirêkek din a herêmê jî rewşa aborî ye. Li ser herêmê ambargoyek heye, hewldanên desteya bilind jî hene. Ev xebat niha di kîjan astê de ne?

Girêdayî Desteya Bilind meclîsek aboriyê hatiye avakirin. Di nava wê de karsaz û maldar hene. Vê meclîsê ji bo pêşxistina bazirganiyê lijneyek ava kiriye û dest bi xebatên xwe kirine. Hewldanên wan ên hevdîtinên bi derve re jî hene. Dîsa li Deriyê Sînor ê Sêmalkan êdî dikare bazirganî bê kirin. Bazirgan dikarin li vir karê xwe bimeşînin. Lê piştî hevdîtinên me yên bi hikûmeta herêm Kurdistanê re çend roj derbas bûn, rayedarên hikûmetê tenê yek cih diyar kiriye. Dixwaze tenê bi bazirganên diyar re têkiliyê deynin. Dixwazin bi vî rengî yekdestiyekê (tekel) çêbikin. Me ev hêvî nedikir ku hikûmeta başûr wiha bike. Me dixwest ku bazirgan karibin di vî derî de derbasî hemû welatên din bibin û bazirganiya xwe bikin. Ku wiha biçe ev dê yekdestiyê pêş bixe û tenê dê hinek derdor jê feyde bigirin. Feydeyek wê nagihîje herêmê û tê wateya domandina ambargoyê.

* Demek beriya niha Komîteya Sînor a girêdayî Desteya Bilind bangaweziyek kiribû û gotibû êdî sazî û dezgeh dikarin alîkariyên xwe bişînin. Piştî vê bangê gelek kampanya jî hatin destpêkirin. Gelo alîkariyên ku gihîştine herêmê hene yan na?

Belê ji gelek deveran alîkarî hatine. Ji Silêmanî, Qendîl û Ewropa hatine. Heyva Sor gelek alîkarî belav kirine. Her wiha li Bakûrê Kurdistanê kampanya hate destpêkirin û beşek jî derbas bû. Ji welatan ereban hinek alîkarî hatine şandin. Heta niha ev alîkarî gihîştiye astekê û bandora wê jî heye.

* Ev alîkarî hemû bi riya Desteya Bilind têne belavkirin?

Raste hemû bi riya Desteya Bilind tên. Komîteyên girêdayî desteyê van alîkariyan li gorî pêdiviyan li bajaran belav dikin.

* Wekî dawî di warê aborî de bangek we heye?

Em dixwazin rêyên bazirganiyê li pêşiya me bêne vekirin. Em naxwazin tenê  bi bazirganekî re kar bikin. Em dixwazin bazirganên me karibin biçin derve û bazirganiya xwe bikin da ku sûka bajarên Rojavayê Kurdistanê jî kar bike. Suk kar bike wê rewşa milet jî baş bibe. Ku ev nebe tenê bazirganek hebe, ev tê wateya yekdestiyê û desthilatdariyê. Dixwazin bi riya bazirganiyê desthilatdariya xwe li Rojava bidin meşandin. Em dixwazin dawî li vê siyasetê were.



‘İmralı sürecini psikolojik operasyona dönüştürüyorlar’ - ANF
 
İmralı sürecini değerlendiren KCK Yürütme Konseyi Üyesi Bozan Tekin, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın İmralı’ya gidecek BDP heyetini bile kendisinin belirlemeye çalıştığına dikkat çekerek Erdoğan’ın “Kürtleri özünde bir taraf olarak görmediğini” söyledi. Tekin, “Herkes sussun sadece AKP’liler konuşsun” yaklaşımıyla İmralı görüşmelerinin psikolojik operasyona dönüştürüldüğünü de ifade etti.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Bozan Tekin, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın uluslararası komplo ile Türkiye’ye teslim edilişinin 14. Yıldönümü ve İmralı görüşmeleriyle ilgili ANF’nin sorularını yanıtladı.

Türk devletinin çözüm yönünde hiçbir adım atmadığının altını çizen Tekin, “Erdoğan dünyanın hiçbir yerinde olmamış ve olmayacak bir şeyi Kürtlere dayatıyor. Öyle ki ‘heyetinizi de biz belirleyeceğiz’ demektedir. Şimdi bütün bunlar ortadayken hangi çözümden hangi adımdan ve hangi iyi niyetten bahsedilebilir?” diye sordu.

15. yılına girerken uluslar arası komplonun tümden etkisizleştirilmediğine vurgu yapan Bozan Tekin Kürt halkına ulusal birliğini güçlendirmesi, Batı Kürdistan’la dayanışmayı yükseltmesi çağrısında da bulundu.

AKP hükümeti ve Başbakanı, Kürt Halk Önderi ile görüşmeleri kullanarak kamuoyunda bir beklenti yarattı. Diğer yandan imha operasyonları ve siyasi soykırım operasyonlarını sürdürüyor. Gelişen bu durumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Görüşmelerin anlamına ilişkin görüşlerimi açıklamadan önce, bu görüşme durumuna nasıl gelindiği üzerinde kısaca durmakta yarar var.  Bilindiği gibi 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana Önder Apo üzerinde ağırlaştırılmış tecrit uygulanıyor. Ve tecridin kaldırılmasına dönük tüm çağrılara sömürgeci AKP hükümeti olumsuz yanıt vermiştir. Fakat birden bire sömürgeci AKP hükümetinin başbakanı kendi müsteşarını Önder Apo ile görüşmeye göndermiştir. Neden görüşmelerin başlatıldığı hususu anlaşılmadan ve bu sorunun cevabı ortaya konulmadan diğer konular da anlaşılamaz. Önder Apo ile yeniden görüşmelerinin başlamasını nedenlerini birkaç başlık altında izah edebiliriz. Birincisi, Önder Apo İmralı’da ağırlaştırılmış tecride rağmen gösterdiği yüce direniş tutumunun Kürdistan’da ve Kürt ulusunda ve bireylerinde “Önder Apo mezar kadar bir yerde olsa bile direniş sergileyebilmiş ise dışarıda, işte, sokakta, okulda, dağda, yurtdışında Kürt halkının ve Kürdistan’ın özgürlüğü için neden daha iyi mücadele etmeyeyim”, diye sorgulamaya başlamıştır. Bunun ulusal bilinç, örgütlülük ve kararlı mücadele etmede etkili ve hatta belirleyici bir motivasyon sağladığını belirtmek gerekir.

İkincisi, sömürgeci Türk devleti 2011-2012 yılını Sri Lanka modeli temelinde gerillayı tasfiye etmeyi önüne hedef olarak koymuştu. Türk devletinin bu hesabı Eriş ve Andok yoldaşların fedai eylemiyle başlatılan ve Kuzey Kürdistan’ın diğer sahalarında geliştirilen eylemleriyle paramparça olmuştur. Gerillayı bitirme ya da darbeleme şurada kalsın, ABD, AB, NATO ve İsrail’in başta askeri ve siyasi olmak üzere çok yönlü desteğine rağmen Sri Lanka modeli sadece başarısızlığa uğramadı, birçok alanda gerilla hakimiyeti Şemzinan, Çukurca, Beytüşşebap hattı olmak üzere, Kuzey Kürdistan’da gerilla hakimiyet alanları ortaya çıkmıştır.

‘PANİĞE KAPILAN AKP GÖRÜŞME YOLUNA GİTTİ’

Üçüncüsü, Kürt siyasetini ezip sindirerek tasfiye etmek amacıyla halkta korku panik, umutsuzluk yaratmak için on bine yakın yurtsever Kürt insanının esaret altına alınmasına rağmen Kürdistan halkı eylemliliklerini çeşitli düzeylerde ortaya koymaktan geri durmamıştır. Eylemlilikler belli bir süreklilik kazanmıştır. En önemlisi Batı Kürdistan’da 19 Temmuz devrimi ile beraber yeni bir süreç başlamıştır. Rojava devrimi ile Kürdistan halkı bir parçasında, başta Türk sömürgeciliğine onun ittifakı, Suriye muhalefetine ve rejime rağmen bu devrim gerçekleşmiş ve kendi demokratik özerklik sistemini adım adım kurmaya devam etmektedir. Rojava devrimi ile sömürgeci AKP devletinin Ortadoğu hesapları, planları bir daha dirilmemecesine ölümcül bir darbe yemiş ve çökmüştür. Rojava devrimini bastırıp tasfiye etmek için besleyip semirttiği, silahlandırıp harekete geçirdiği çetelerin tüm saldırıları boşa çıkartılmıştır. Halep’te Afrin’de ve en son Serêkani’de yenilen sadece çeteler değil, sömürgeci Türk devleti ve onun liderliğini yapan T.Erdoğan’ın ta kendisidir. Özellikle de 68 gün boyunca süren açlık grevi eyleminin giderek kitleselleşmesi karşında paniğe kapılan AKP hükümeti,  Önderlikle görüşme yapmak durumunda kalmıştır. Önder Apo’nun açlık grevini bitirmesiyle, bir kez daha Önder  Apo’nun çözümleyicilikteki belirleyici gücü açığa çıkmış ve bu tüm Kürdistan, Türkiye ve dünya kamuoyunda da büyük taktir toplamıştır.

Bir de, sömürgeci AKP devletinin başbakanını Önder Apo ile görüşme yapmak zorunda bırakan Türkiye’deki iç siyasi hesapları eklemek gerekir. Bilindiği gibi önümüzde başarısızlığa uğramış bir anayasa yapım süreci vardır. Kendilerine göre bir anayasa yapma hesabının yan ısır yerel, cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler hesabı da vardır. Özellikle Batı Kürdistan başta olmak üzere Suriye’deki gelişmeler ve bölgenin yaşadığı alt-üst oluş sürecinde sömürgeci Türk devletinin inisiyatif kaybetmesi, bölge hesaplarının tutmaması gibi durumlar da, böyle bir görüşmenin yapılmasının nedenleri arasında sayılabilir.

‘AKP KRİZİ NASIL LEHİME ÇEVİRİRİM HESABINDA’

Diğer önemli bir neden de, gerek Kürdistan’da gerekse de Türkiye toplumu içerisinde ve gerekse dünyada Kürt ulusal sorunun çözümünde muhatabın Önder Apo olduğu gerçeğini iyi gördü. Siyaseten böyle bir durumda Önder Apo ile görüşmemek halkların çözüm beklentilerini görmezden gelmek sömürgeci hükümete büyük kaybettirirdi.

Sömürgeci AKP devleti bütün bunlardan hareketle Önder Apo ile görüşme yapmak durumunda kalmıştır. Belirtilen nedenlerden hareketle bir kriz durumuna giren AKP, böyle bir kriz durumunu nasıl kendi lehime çeviririm hesabını yapmış, öyle de davranmıştır. Sorunu nasıl çözerim değil bu durumu nasıl kendi lehime dönüştürürüm, yani krizi nasıl yönetirim ve bu kriz durumunu nasıl kendi hesabıma çeviririm zihniyetiyle hareket etmiştir.

Peki AKP Hükümeti görüşmelerle nereye varmak istiyor?

Sömürgeci devletin başbakanı Tayyip Erdoğan’ın gizlice kamuoyu araştırması yapmaksızın, neyin kendisine oy kazandıracağını görmeden, emin olmadan hareket etmediğini herkes bilir. Böylesine olumlu, böylesine çözüme odaklanmış bir kitleyi kendi lehine dönüştürmenin en uygun yolu Önderlikle görüşme olabilirdi ve nitekim bunu da yapmıştır. T. Erdoğan’ın geçen yılın son günlerinde “İmralı’da görüşmeler vardır” konuşmasından bu yana nelerin olduğuna bakarsak,  sorunuzun cevabını da vermiş oluruz.

Yapılanların medya ayağına bakalım, sarf edilen sözlere bakalım. Öncelikle bir taraftan yandaş medyası ve yeni dönemin parlatılan sözde gazetecileri yoluyla kendi lehinde bir kamuoyu oluşturmaya başlanmıştır. Görüşmelerin anlamını ve adını, “terörden kurtulmak, terör belasından kurtulmak, PKK’ye silah bıraktırmak, PKK’nin ülkeden çıkışını sağlamak, terörle mücadele, siyasetle müzakere, terörle mücadelede en ufak bir gevşeme olmayacak, tek bir terörist kalmayıncaya kadar bu devam edecektir”  biçiminde ifade etmişlerdir. Yine bizzat sömürgeci sistemin başbakanı tarafından “anadilde eğitim olmaz, Kürt sorunu yok, terör sorunu vardır” vb. ifadeler yoğunca ve sıkça kullanılmıştır. En önemlisi ise, bizzat sömürgeci sistemin başbakanı, Kürdistan halkının bayrak ve sembollerine “ paçavra” demek suretiyle alçakça bir saldırıda bulunmuştur. Yine Önderlikle görüşecek BDP heyetini kendisinin belirlemeye çalışması vb. DTK eşbaşkanı Ahmet Türk’ün sözlerine yönelik hakaret içeren sözleri ve daha birçok şey söylenebilir. Şimdi bunlar işin söz boyutudur. Ve bu sözler gerçekten de sorunu çözmek isteyen bir tarafın sözleri olabilir mi? İçinde inkar, küfür, hakaret, aşağılama her şey vardır!  Sözleri alt-alta ve yan yana dizip baktığımızda sömürgeci devletin başbakanının önceki sözlerinden farklı olmadığı, aynı zihniyetin ifadesi olduğu kendiliğinden anlaşıyor. Yine her fırsatta, bizzat Başbakan ve yardımcısı Bülent Arınç, “biz görüşmüyoruz, hükümet olarak görüşmemiz, muhatap almamız mümkün değil. MİT görüşüyor” denilmesi bir başka konu.

Söz böyle de, pratik daha mı farklı? Hayır, pratikte farklı değildir.  Birincisi, gerillaya yönelik operasyon hız kesmeden sürdürmektedir. Özellikle Lice’de içinde Ethem Karabulut yoldaşın bulunduğu grubun imhası. Hem de yılbaşı günü gerçekleşen bu imha tesadüf değildir. Silvan’da yaşanan çatışmayı günlerce işleyen Türk basını adeta bunu çok normal bir şeymiş gibi görmüş ve üzerinden geçmiştir. Demek oluyor ki, Türk devletinin hakkıdır, vurur, öldürür!  Peşi sıra medya savunma alanlarına dönük hava kuvvetlerinin askeri operasyonları ve yaşanan şahadetleri herkes biliyor. Botan’da, Amed’de,  Mardin’de, Nusaybin’de süren operasyonlar. Ve şuan beşinci gününe giren Dersim operasyonu. Şemzinan - Gever hattında yoğun askeri yığınak yapılmaktadır. Siyasi soykırım operasyonlarında en ufak bir gevşeme olmamıştır. Bu süre zarfında onlarca insan KCK operasyonu adı altında esaret altına alınmışlardır.

‘PARİS KATLİAMININ SORUMLUSU AKP HÜKÜMETİDİR’

Paris’te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez yoldaşlar bu süreçte AKP devleti tarafından, alçakça katledildiler. Tüm bilgiler, veriler ve başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere M. Ali Şahin ve Hüseyin Çelik olmak üzere AKP’lilerce yapılan açıklamalar ve Ömer Güney’e ilişkin ortaya çıkan bilgiler, bu olayın sorumlusunun Recep Tayyip Erdoğan olduğunu gözler önüne sermektedir. Tam bir suçüstü yakalanmış olmanın ruh haliyle, ortada henüz tek bir bilgi-belge, açıklama yokken, Kürdistan özgürlük hareketini suçlaması bunun en somut kanıtıdır.

Batı Kürdistan devrimini bastırmak, Kürt kazanımlarını tasfiye etmek için habire kendisine bağlı çeteleri harekete geçirmektedir. Onlar eliyle her türlü kötülüğü Kürt halkına yapmaktadır. Sözü ve pratiği böyle olan bir sömürgeci hükümetin, Önder Apo ile görüşmeleri iyi niyetli, çözüm geliştirmek amacıyla yapılan görüşmeler olduğunu söylemek, kendini kandırmaktır. Sömürgeci AKP gerçeğinden bihaber olmaktır. “Acaba zaman kazanabilir miyim, acaba kafa karıştırabilir miyim, acaba bir beklenti yaratarak, özellikle kitle eylemliliklerini, serhıldanları gevşetebilir miyim? Gerillada bir beklenti yaratarak, hazırlıklarında bir gevşeme yaratabilir miyim?” hesabı içindedir.

Hele hele AKP hükümetinin, BDP’nin İmralı’ya gidecek heyetini bile kendisinin belirlemeye çalışması, aslında Kürtleri özünde bir taraf bile görmediğini ortaya koymaktadır.

‘İMRALI SÜRECİNİ PSİKOLOJİK OPERASYONA DÖNÜŞTÜRÜYORLAR’

Önder Apo’nun diyalog ve müzakereyi gerçekten de sonuca götürebilmesi için elinde Kürdistan Özgürlük hareketine, gücüne, örgütlülüğüne ve halkın durumuna ilişkin elinde ayrıntılı bilgilerin olması gerekir. Ama ne yazık ki henüz Önder Apo’ya bu bilgilerin ulaşması için gerekli zemin yaratılmaktan uzaktır. BDP’lilerin görüşme talepleri ise işkenceye ve hakarete dönüşmüştür. İş öyle bir noktaya varmış ki, “görüştürürüm görüştürmem seni görüştürürüm onu görüştürmem görüşmeden sonra neden Ahmet Türk böyle açıklama yaptı” türünden düzeysiz seviyesiz açıklamalar ortaya çıkmıştır. Bir taraftan da herkese sussun konuşmayın diyerek adeta süreç bozulur korkusunu tam bir psikolojik operasyona dönüştürerek herkesi dilsiz sessiz ve eylemsiz kılmaya çalışırken kendisi, yardımcıları ve yandaş basını ile bin bir senaryo yaratıp üzerinde tartışmalar yürütmektedir.

Sömürgeci devletin temsilcilerinin ve yandaş medyasının ortak ifadesi şudur: “Terörü bitirmek, PKK’yi silahsızlandırmak, teröristleri yurt dışına çıkarmak, terör belasından kurtarmak, bunun için elimizi değil bedenimizi taşın altına koymuşuz.”  Erdoğan “Kürt sorunu yoktur benim Kürt vatandaşlarımın ekonomik sosyal sorunları vardır” demiş yine en önemlisi Kürt halkının şehitlerine sardığı göklerde bayrağımıza paçavra diyecek kadar alçalmıştır. Sömürgeci devletin başbakanı Erdoğan söz konusu Kürt ulusu, hakları ve özgürlük hareketi olunca, çok üstten ve çok kibirli davranmaktadır. Sanıyorum kibri İmam-ı Şafi’ den daha iyi tarif eden çıkmamıştır. Şöyle diyor İmam-ı Şafi; " Kibir, alçakların ahlakındandır." Bir taraftan askeri operasyon yapacaksın, bir taraftan Paris’te üç arkadaşımızı katledeceksin, bir taraftan siyasi soykırım operasyonlarına devam edeceksin! Bir taraftan Önder Apo’nun kendi örgütüne, yoldaşlarına, dostlarına ulaşmasına ve kimsenin Önder Apo ile görüşmesine izin vermeyeceksin ama öte yandan tam bir psikolojik operasyon mantığıyla tek taraflı bilgilendirme ile “İmralı şöyle dedi yurt dışına çıkmaya hazır, silahları bırakmaya hazır “ diyerek kamuoyunu şartlandırmaya çalışacaksın, diğer yandan ise bunları inkar edenleri veya farklı konuşanları Ahmet Türk meselesinde olduğu gibi azarlayacaksın. “Taşları bağlayıp itleri salmak” diye buna derler herhalde.

Bugüne kadar olduğu gibi Kürtleri susturup tutuklamak yetmiyormuş gibi şimdi de “barış süreci” adı altında ve onun için yaptığını söylemeye başladılar. Şimdi bütün bunların barışla, çözümle ne alakası var? Bu tasfiye için, mücadele motivasyonunu dağıtmayı, bölüp parçalamayı, kafa karışıklığı yaratmayı, beklenti içine sokmayı ve oyalamayı hedefleyen bir psikolojik savaş operasyonundan başka bir şey değildir.

‘ERDOĞAN DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE OLMAYAN BİRŞEYİ DAYATIYOR’

Öncelikle Kürdistan Halk önderinde doyurucu bir açıklama gelmeden başta R.T. Erdoğan ve ekibi, yandaş ve yalaka basının söylediklerinin hiçbirini dikkate almamalıdırlar. Bütün bu söylenenlerin bir psikolojik savaş operasyonu olduğunu bilerek hareket etmelidirler. Atalarımızın “ Bextê Romê nine” sözünü hiç unutmadan hareket etmelidirler.  Kimseyi önderlikle görüştürmeyeceksin, avukatlarını, örgütünü görüştürmeyeceksin, diplomatlarını, savaşçılarını görüştürmeyeceksin ama diğer taraftan sanki Önderlik söylüyormuş gibi yalan yanlış haberleri servis edeceksin. Bu nasıl barış çalışması veya girişimidir?  Görüşmeleri de entegre stratejinin bir parçası haline getirdikleri çok açıktır. Bu nedenle de Kürdistan halkı, dostları bunları ciddiye bile almamalıdır.  Çünkü Kürt ulusunun varlığını, haklarını ve ülkesi Kürdistan’ı tanıyan, yapılan katliamlardan dolayı özür dileyen, Kürt ve Kürdistan gerçekliğini anayasal güvenceye kavuşturmaya yönelik tek bir söz ve davranış yoktur. Dolayısıyla ortada ciddiye alınacak bir durum yoktur. R.T. Erdoğan dünyanın hiçbir yerinde olmamış ve olmayacak bir şeyi Kürtlere dayatıyor. Öyleki “heyetinizi de biz belirleyeceğiz” demektedir. Şimdi bütün bunlar ortadayken hangi çözümden hangi adımdan ve hangi iyi niyetten bahsedilebilir? Sömürgeci Türk devletinin başbakanı adeta “ bana güvenin, gerisini merak etmeyin” demeye getiriyor! Kürdistan’da Kürt halkına hep katliam yapmış, sömürgeci ordu birliklerini çekeceğini mi açıkladın,  işgale son vereceğini mi açıkladın? Önder Apo’nun özgürlüğünü mü açıkladın? Tam tersine, sen hala, Kürdistan özgürlük savaşçılarını nasıl tasfiye edeceğini ilan ediyorsun, Kürt diliyle eğitimin olmayacağını ilan ediyorsun! Bayrağına, sembollerine hakaret ediyorsun! Bu halk sana neden güvensin? Barış adı altında yürüttüğün imha saldırıları, entegre stratejin ortadayken Kürtler sana neden güvensin!

15 Şubat uluslararası komplonun 15. Yılına giriyoruz. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki esaret devam ediyor. Bugün gelinen düzey açısından komployu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle, Önder Apo şahsında Kürdistan halkına karşı gerçekleştirilen uluslar arası komplocu güçleri olanca nefretimle protesto ediyor ve kınıyorum. Uluslararası komplo karşısında “ güneşimizi karatamazsınız” şiarıyla bedenlerini ateşe veren tüm şehitlerimizi saygıyla anıyor, anılarını yaşatacak ve mücadeleye Önder Apo’nun özgürlüğünü ve Kürdistan’ın özgürlüğünü sağlayıncaya kadar devam edeceğiz.

Önder Apo’ya karşı gerçekleştirilen uluslar arası komplo, Önder Apo’yu etkisizleştirip, anlamsızlaştırma, PKK’yi bölüp-parçalama, Kürdistan özgürlük gerillasını tasfiye etme ve Kürdistan halkının PKK ile birlikte yeşeren özgürlük umutlarını kırmayı ve bölgeyi kapitalist modernite için dikensiz bir gül bahçesi haline getirmeyi amaçlıyordu. Uluslararası komplonun 15. Yılına girerken, Önder Apo geliştirdiği eşsiz direnişi, çözümleyiciliği ve yeni paradigmasıyla,  sadece Kürdistan halkının değil, bölge halkının da önderliği olarak kabul görmektedir. PKK her zamankinden daha güçlü ve örgütlüdür. Kürdistan özgürlük gerillası, komplocu güçlerin Türk ordusuna yapmış olduğu tüm desteğe ve yardıma rağmen 2013 yılında yenilmezliğini kanıtlamış ve zaferi getirebilecek güçte olduğunu ortaya koymuştur. Kürdistan halkı daha fazla Önder Apo ile PKK ve gerillasıyla birliktedir, ayaktadır, serhıldandadır. Özgürlüğünü sağlayabilecek, zaferi kazanacak kadar kendine, öz örgütlülüğüne güvenmektedir. Bu bilinç ve kararlılıktadır. Rojava devrimi, Uluslararası komploya vurulmuş en büyük darbedir. Kürdistan halkına karşı gerçekleştirilen uluslararası komplonun başlangıcı niteliğindeki Lozan anlaşmasının, anlamsızlaşması anlamına gelmektedir. Özellikle 2012 yılı içinde Önder Apo’nun özgürlüğü, sadece Kürdistan halkının bir talebi olmaktan çıkmış, bölgenin ve dünyanın ilerici insanlığının bir talebi haline gelmiştir. Burada kazanan bir kez daha Önderlik ve PKK, kaybeden uluslar arası komploculardır.

‘ABD BÜYÜKELÇİSİNİN SÖZLERİ TESADÜF DEĞİL’

Uluslararası komplo ittifakı büyük bir darbe almış ve önemli oranda bir dağılmayı ve çözülmeyi yaşamaktadır. Ancak uluslararası komplocu güçler, henüz tümden etkisizleştirilmiş değildirler. Bugün başta hareketimizin yönetimini hedef alan saldırılar devam etmektedir. Sömürgeci Türk devletinin kirli-kanlı eliyle gerçekleşse de, arkasında-yanında uluslararası güçlerin olduğu çok açıktır. ABD Türkiye büyük elçisinin Kandil’e ilişkin açıklamasının tesadüf olmadığı, uluslar arası komplonun yıldönümünde sarf ettiği sözler bunu açıkça ortaya koymaktadır. Kandile yönelik operasyon kapasitesinin arttırılmasından söz etmesi, uluslararası komplocu güçlerin kirli hesaplarını ortaya koymaktadır.  Yine Batı Kürdistan devriminin kazanımlarına yönelik saldırıları da bu kapsamda ele almak gerekir. Ancak artık, Kürdistan halkı ve özgürlük hareketinin ulaştığı bilinç, örgütlülük düzeyi bütün hesapları bozacak düzeyi yakalamıştır. 

Kürdistan tarihinde de görüldüğü üzere Halk olarak Önder Apo’nun tarihi çıkışına kadar kaybetmemizin esas nedeni, çağdaş bir Önderlikten yoksun olmamız gerçeğidir. Doğru bir önderliğe ulaşamayan hiçbir halkın varlığı ve geleceği güvence altında değildir. Bunun için de Önder Apo Kürdistan halkı için, varlığının kesinleşmesi, özgürlüğün ve geleceğinin garanti altına alınması anlamına gelir.  Kürdistan halkının ilk günden başlayarak yediden yetmişe Önder Apo’yu sahiplenmesi Kürdistan halkının bu tarihi bilincinden gelmektedir. Uluslararası komplonun ilk gününden başlayarak Kürdistan halkı aralıksız olarak Önder Apo’ya sahip çıkmıştır. Ancak artık bu çıkış yeterli gelmemektedir. Artık Kürdistan halkı bir gün dahi olsa, Önder Apo’nun İmralı’da esaret altında tutulmasına izin vermemelidir. Halkımız bugüne kadar yürüttüğü mücadele ile Önder Apo’nun tecrit altında tutulmasına, etkisizleştirilmesine ve unutturulmasına izin vermedi. Artık görev, Önder Apo’nun özgürlüğünü kesinleştirmektir.

Bunun için de uluslararası komplonun 15.yılında, halkımız ve dostları, Önderliğin özgürlüğü ve Kürdistan’ın özgürlüğü için, serhıldana kalkmalı, sonuç alınıncaya kadar bu serhıldanlarını daha bilinçli, daha örgütlü bir biçimde sürdürmelidir. Uluslararası komploya hizmet eden, Kürtlerin katillerini sevindiren, umutlandıran hiçbir Kürt kalmamalıdır. Özellikle AKP ile şu veya bu nedenle ilişki kurmuş Kürtler, kendilerini bu lanetli konumdan kurtararak ulusal birlik içindeki şerefli yerini almalıdırlar. Özellikle Batı Kürdistan’daki halkımızla dayanışma en ileri düzeye çıkarılmalıdır. Bunun için ulusal birliğini her zamankinden daha fazla güçlendirmelidir. Uluslararası komplo her ne kadar Önder Apo’yu ve Kürdistan özgürlük hareketini hedef aldıysa da, bu aynı zamanda başta Türk, Fars, Arap ve bölgedeki diğer halkların özgürlük iradelerinin de hedef alınması anlamına gelir. Bu nedenle de,  başta Türk, Fars, Arap, Ermeni ve Asuri halkını Kürdistan halkıyla dayanışmak amacıyla uluslararası komployu protesto etmeye çağırıyoruz.


YPG'ê bersiv da hêzên rejîmê – Yeni Özgür Politika

Li aliyekî komên çete yên Tirkiyeyê li aliyê din jî hêzên rejîma Sûriyeyê êrîşî Kurdistaniyan dike. YPG li hemberî van êrîşan berxwedana dîrokî dimeşîne û hêzên êrîşkar dûrî warên Kurdan digirin.

Şervanên Yekîneyên Parastina Gel (YPG) hem rojavayê Kurdistanê û hem jî Kurdên li Sûriyeyê dijîn diparêze. Hêzên rejîma Sûriyeyê ku êrîşî Kurdên Helebê kir rastî berxwedan şervanên YPG'ê hat. Hat diyarkirin ku şervanên YPG'ê herî kêm 20 endamên rejîma Sûriyeyê kuştin.

Li aliyekî komên çete yên Tirkiyeyê, li aliyê din jî hêzên rejîma Sûriyeyê êrîşî ser Kurdan dikin. YPG bi berxwedana xwe ya dîrokî gelên Rojava û Kurdên li hemû bajarên Sûriyeyê dijîn diparêzin. Piştî ku şervanên YPG'ê Girê Zîro ji destê hêzên rejîma Sûriyeyê derxist û komên çete yên Tirkiyeyê ji Rojava derxistin, êrîşên li ser Kurdan kêm nebû.
Hat hînbûn ku hêzên rejîma Sûriyeyê hewl dan ku ji ser riya Yek û Du têkevin taxa Eşrefiyeya Helebê. Şervanên YPG'ê demildest bersiv da vê êrîşa hêzên Sûriyeyê û destûr nedan ku têkevin nav taxê. Şervanên YPG'ê di ketina taxê de bi hêzên Sûriyeyê re ketin şer. Piştî berxwedana bi saetan şervanên YPG'ê hêzên Sûriyeyê ji wir qewirandin. Hat hînbûn ku di şer de herî kêm 20 endamên hêzên Sûriyeyê hatin kuştin û gelek kes birîndar bûn. Hat zanîn ku hêzên Sûriyeyê kuştî û birîndarên xwe li pey xwe hiştine û ji wir reviyane.
Çavkaniyên herêmê ragihandin ku şervanên YPG'ê cihê ku hêzên Sûriyeyê desteser kiribûn ji destê warn derxist û dîsa radestî paneberan kirin.

Ciwanê Kurd winda ye
Her wiha li Helebê ciwanê Kurd Şêx Mûsa Mehmûd ji 45 rojan zêdetir bi armanca kar ji mala derketibû, hîn winda ye. Li taxa Şêxmeqsûd a Helebê ciwanê Kurd Şêx Mûsa Mehmûd beriya 45 rojan ve dema ku nan difrot winda bû. Malbata Mehmûd diyar kir ku kurê wan di karê dirûtinê de dixebitî, lê ji ber rewşa ceyranê ya xerab Mehmûd neçar ma ku berê xwe bide firotina nan. Mehmûd ji ber rewşa ewlekariyê yê dijwar ji taxa Şêxmeqsûd derneket jî,  lê 45 de winda bû. Malbata Mehmûd diyar kirin ku kesên ku kurê wan dîtiye demildest agahiyê bidin wan. 


Kürt halkı sınır tanımıyor – Yeni Özgür Politika

Kuzey Kürdistan’da toplanan insani yardımlar dün Rojava’nın Qamişlo kentine götürüldü. Yardımlar, sınır kapısında toplanan binlerce kişi tarafından coşkuyla karşılandı. Yardım kampanyası önümüzdeki günlerde de sürecek.

Suriye Kürdistanı ile Dayanışma Platformu tarafından Rojava için toplanan yardımların taşıyan kamyonlar, yapılan görüşmelerin ardından Batı Kürdistan tarafına geçti. Böylece Kuzey’den toplanan yardımlar ilk kez ulaştırıldı. Temsili yardımlarla beraber Qamişlo kentine geçen heyeti binlerce kişi gösterilerle karşıladı.

Yardımlar, Amed’den Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) bileşenlerinin yanı sıra ÖSP, ESP, KADEP, DDKD, Azadi İnisiyatifi ve Dicle Fırat Diyalog Grubu ile sendika ve sivil toplum örgütlerinin içerisinde yer aldığı Suriye Kürdistanı ile Dayanışma Platformu öncülüğünde toplandı. Günlerdir devam eden kampanya sonucunda toplanan yardımlar, bir heyet tarafından Amed’den Mardin’in Nusaybin İlçesi’ne götürüldükten sonra Nusaybin Sınır Kapısı’ndan Qamişlo’ya geçirildi.
BDP Amed Milletvekilli Emine Ayna, Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan, TUHAD-FED Genel Başkanı Zübeyde Teker, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Nusaybin Esnaf ve Sanatkarlar Odası Temsilcisi Abdulgani Bilge, Nusaybin Eğitim Sen Temsilcisi Abdullah Gökçe ve İHD Amed Şube Başkanı Raci Bilici’nin aralarında bulunduğu heyet Nusaybin İlçe Kaymakamı ile görüştükten sonra sınırdan Qamişlo tarafına geçiş yaptı. Heyeti kapıda aralarında Qamişlo Belediye Başkan Yardımcısı Abdulkerim Saruhan’ın da bulunduğu bir grup karşıladı.

Yardımlar sürecek
Qamişlo tarafına geçen heyet adına kısa bir konuşma yapan TUHAD-FED Genel Başkanı Zübeyde Teker, ulaştırdıkları ilk yardımın temsili olduğunu dile getirerek, kampanya çalışmalarının önümüzdeki günlerde kapsamlı olarak sürdürüleceğini belirtti. Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan ise, yardımların devam edeceğini ifade etti. Qamişlo Belediye Başkan Yardımcısı Abdulkerim Saruhan yardım için heyete teşekkür etti.
Heyetler arasında yapılan görüşmenin ardından giysi ve temel ihtiyaç malzemesinden oluşan 7 kamyon yardımdan 3’ü sınırdaki kontroller ardından Qamişlo tarafına geçirilerek, Qamişlo Sivil Toplum Derneği’ne teslim edildi. Diğer 4 kamyonun da kontroller ardından sınırdan geçeceği bildirildi.


Qamişlo’da binler karşıladı
Qamişlo’ya geçen heyeti burada binlerce kişi “Kurdên azad sînor nas nakin” ve “Em piştgiriya gelê Bakurê Kurdistan slav dikin” pankartlarıyla karşıladı. Heyetin sınırdaki güvenliğini ise Halk Savunma Birlikleri (YPG) sağladı.

790 kurumdan deklarasyon
35 kentten 790 kurum ortak bir deklarasyon yayınlayarak Rojava’ya ambargonun kaldırılmasını, Nusaybin-Qamişlo, Şenyurt-Dirbesiyê ve Ceylanpınar-Serêkaniye sınır kapılarının açılmasını istedi.
Aralarında DTK, HDK, KESK, DİSK, TMMOB, TTB ve TUHAD-FED’in de olduğu “Suriye Kürdistan’ı ile Dayanışma Platformu”, Rojava’ya uygulanan ambargoyu kırmak amacıyla topladıkları insani yardımları Nusaybin Sınır Kapısı’ndan Qamişlo’ya ulaştırdı. Yardımların ulaştırılması ardından Nusaybin merkezine dönen heyet Mitanni Kültür Merkezi önünde yaptığı açıklamada 790 kurumun imza attığı deklarasyonu duyurdu.
Batı Kürdistan’a yönelik ambargonun kaldırılması için 35 ilden 790 kurumun imza attığı deklarasyonu okuyan TUHAD-FED Genel Başkanı Zübeyde Teker, halkların eşitliği, özgürlüğü ve demokratik değerleri esas almak yerine, ekonomik ve politik çıkarlar temelinde Ortadoğu’da oluşturulan sistemin çökmekte olduğunu söyledi.
Suriye’de hem insani hem de politik olarak büyük kayıplara yol açan savaşın, Suriye halklarını ciddi bir trajediye sürüklediğini ifade eden Teker, “Bu temelde Nusaybin-Qamişlo, Şenyurt-Dirbesiyê ve Ceylanpınar-Serêkaniye’de sınır kapılarının insani yardıma açılmasını ve yardım kampanyası önündeki tüm engellerin kaldırılmasını, Ceylanpınar-Serêkanîye sınır kapıların çetelerin geçişine kapatılmasını talep ediyoruz” dedi.
Ardından söz alan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, hiçbir halkın, hiçbir bölgenin ambargo altında olmaması gerektiğini söyledi. KESK Genel Başkanı Lami Özgen ise Ortadoğu’daki halklar gibi Suriye’deki halkların da eşit özgür yaşaması gerektiğini vurguladı. ESP MYK Üyesi Fethiye Ok, ezilenlerin dayanışma ile kazanacağını belirtirken, Suriye Kürtlerinin inşa ettiği sistemi desteklediklerini kaydetti.
Dicle-Fırat Diyalog Grubu üyesi Muhittin Batmanlı ve EMEP’ten Kamil Tekin Sürek’in yaptığı kısa konuşmaların ardından eylem son erdi.

 Tutsakların desteği sürüyor
Şakran ve Siir cezaevinde bulunan tutsaklar, topladıkları maddi yardımları aileleri aracılığı ile Rojava’ya gönderdi.
Şakran Kadın ve Şakran 2 Nolu T Tipi cezaevlerinde tutulan PKK’li ve PAJK’lı tutsaklar, Rojava için başlatılan yardım kampanyası kapsamında topladıkları 2 bin TL’yi aileleri aracılığı ile Rojava’ya ulaştırdı.
Şakran 4 Nolu T Tipi Cezaevi’nde tutulan tutsakların, Rojava için toplamak istedikleri yardımların da cezaevi idaresi tarafından engellendiği öğrenildi.
Daha önce de Rojava’ya yardımda bulunan Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan PKK’li ve PAJKlı tutsaklar ise bu kez topladıkları bin 500 TL yardımı aileleri aracılığıyla gönderdi. Tutsaklar adına yapılan açıklamada da Rojava halkıyla dayanışma çağrısı yapıldı.

Güney'den 160 ton

Rojava için Güney Kürdistan'ın Derbendixan kasabasında toplanan 160 ton insani yardım malzemesi, Rojava'dan gelen Kürt Yüksek Konseyi heyetine teslim edildi.
Rojava'ya yardım amacıyla Güney Kürdistan'ın birçok yerinde başlatılan yardım kampanyaları devam ediyor. Süleymaniye'ye bağlı Derbendixan kasabasında on beş gün boyunca devam eden yardım kampanyasında da çoğunluğu temel gıda maddelerinden oluşan 160 ton civarında yardım malzemesi toplandı. Araçlarla önceki gün Zaxo'ya bağlı Peşxebur Sınır Kapısı'na getirilen malzemeler, burada Batı Kürdistan'dan gelen Kürt Yüksek Konseyi (Desteya Bilind a Kurd-DBK) heyetine teslim edildi. Kampanyaya gönüllü destek veren çok sayıda şoför de toplanan yardımları araçlarıyla Semalka Sınır Kapısı'na taşıdı. Kampanya yürütücülerinden Cemal Mahmut, tüm Kürt halkının kampanyayı ulusal bir görev olarak görmesi gerektiğini belirterek, katılım çağrısında bulundu.
Yardımlar Semalka Sınır Kapısı'nın yanısıra, 16 Ocak tarihinden itibaren Peşabur Sınır Kapısı'ndan da Rojava'ya ulaştırılıyor. Peşabur Sınır Kapısı Müdürü Şewket Muhammed ise Dicle Nehri üzerinde geçici olarak bir köprünün yapılması için karar alındığını belirterek, bunun için çalışmaların başlatıldığını  kaydetti. Muhammed, "Peşabur Sınır Kapısı'ndan şu ana kadar insani yardımların geçişine izin veriyoruz. Ticaret için de gecikmeli de olsa kısmi miktarlarda mazot ve gazın geçişine izin vermeye başladık. Köprü yapıldıktan sonra buranın her iki Kürdistan parçası arasında bir ticaret kapısı haline gelmesini istiyoruz.''


ÇÖZÜM İÇİN MÜZAKERE BARIŞ İÇİN EŞİTLİK – Özgür Gündem

HDK, görüşme sürecinin müzakerelere dönüşmesi için ‘Çözüm için müzakere, barış için eşitlik’ adıyla büyük bir kampanya başlattı. Barış Anneleri ve Roboskili aileler de Öcalan’la yapılan görüşmelere tam destek verdi

İLK AŞAMA NEWROZ’A KADAR

HDK, İmralı görüşmelerinin müzakerelere dönüşmesi amacıyla büyük bir kampanyanın startını verdi. Kampanyaya ilişkin konuşan HDP Eşbaşkanı Fatma Gök, demokratik çözümün takipçisi olduklarını ve değişik eylemlilikler geliştireceklerini vurgularak, 17-21 Şubat tarihlerinde Karadeniz’de olacaklarını kaydetti.

ROBOSKİ VE ANNELERDEN DESTEK

HDK Yürütme Kurulu Üyesi Gençay Gürsoy ise, “Siyasi iktidar tarafından görüşmeler kabul edilmiş durumda” diyerek sürece çok geniş kitlelerin sahip çıkması gerektiğini belirtti. Barış Anneleri ve Roboskili aileler de, yaptıkları açıklamada barışın Öcalan’la yapılacak müzakerelerle geleceğini vurguladı.

 Barış ve çözüm için görev başına

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) yeni başlattıkları, “Çözüm için müzakere, barış için eşitlik” kampanyasına ilişkin Cezayir Toplantı Salonu’nda basın toplantısı düzenledi. Toplantıya BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, HDK Yürütme Kurulu Üyesi Gençay Gürsoy, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Fatma Gök, eski milletvekilleri Ufuk Uras ve Akın Birdal katıldı.

Barışı savunacağız

Toplantıda konuşan Gürsoy, “Bu kez her şeye rağmen umutlu olmak zorundayız. En azından daha şeffaf bir süreç yaşıyoruz. Siyasi iktidar tarafından görüşmeler kabul edilmiş durumda” diyerek sürece çok geniş kitlelerin sahip çıkması gerektiğini belirtti. Eski milletvekili Ufuk Uras ise, “Barışla kucaklaşmak için buradayız. Bir yandan da barışa sırtını dönenler var. Görüşmeleri kriminalize etmek isteyenler karşısında makuliyet oluşturmak önemlidir” dedi. Uras, halkların gerekirse sokak sokak bir arada yaşam için örgütlenmesi gerektiğini belirterek, “Milliyetçiliğin öldürücü cazibesi karşısında ‘halkların kardeşliği’ şiarımızdan vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu. CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in “saldırıdayız” dediğini anımsatan Uras, “Biz de savunmadayız. Barışı savunacağız” dedi.

Tuncel: Muhatap net

BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel de, barış sürecinin ‘seyirci’ kalınmayacak kadar önemli olduğunu belirterek, Türkiye’de tüm halkların eşit haklarla bir arada yaşamasının mümkün olduğunun altını çizdi. 30 yıldır çok büyük acıların çekildiğini hatırlatan Tuncel, herkesin bu süreci sahiplenmesi gerektiğini vurguladı. Birdal ise, sorunun demokrasi ve eşit yaşayabilme sorunu olduğunu belirterek, çözüm için herkesin adım atması gerektiğini ifade etti. İSTANBUL / DİHA

HDK, barış bayrağını dalgalandıracak

Kampanya çerçevesinde yerel halk toplantıları, barış yemekleri, sempozyum ve konferanslar düzenleneceğini dile getiren Gök, sokaklarda stantlar, barış köşeleri ve fotoğraf sergileri oluşturulacağını belirtti. Kampanyanın ilk aşamasının Newroz’a kadar tamamlanacağını söyleyen Gök, ayrıca her yurttaşın kendi barış hayalini yazabileceği barış defterleri de oluşturulacağını, öte yandan oturma eylemleri, barış yürüyüşü, barış konserleri ve spor etkinlikleri düzenleneceğini ifade etti. 17-21 Şubat tarihlerinde ise Karadeniz’de etkinlikler yapılacağını belirten Gök, Çorum, Sinop, Ordu ve Trabzon’da yapılacak etkinliklere, BDP Milletvekili Sebahat Tuncel, İstanbul Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel, BDP Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile HDP Eşbaşkanları Fatma Gök ve Yavuz Önen’in de katılacağını kaydetti.

 ‘Müzakere süreci hızlandırılmalı’

Görüşmelere ilişkin açıklama yapan Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grubu, “Kürt sorunu sadece müzakerelerle çözülebilir” dedi. Grup adına yapılan açıklamada, “Devlet ile PKK Lideri Abdullah Öcalan arasında başlatılan görüşmelerin tarihi bir fırsat olduğu” belirtilerek, sorunun barışcıl yollardan çözümü için müzakerelerin hızlandırılması çağrısında bulundu. AP Sosyalist Grubu’nun Dış İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Verenigue De Keyser, “Kürt sorununun sadece müzakerelerle çözülebileceğine inanıyoruz. Bu nedenle müzakere süreci hızlanmalı” dedi. AP Sosyalist Grubu Dışişleri Koordinatörü Ana Gomez, görüşmelerin barış için bir şans olduğunu vurgulayarak, “Süreç heba edilmemeli” dedi.

‘İmralı süreci büyük bir fırsat’

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten, NTV’ye verdiği röportajda, İmralı sürecini değerlendirdi. Ria Oomen-Ruijten, Türk makamlarından talep gelmesi halinde Avrupa Birliği’nin İmralı sürecine yardımcı olabileceğini belirterek, “Bence İmralı süreci çok büyük bir fırsat. Her türlü çatışmayı bitirmek için büyük bir fırsat. Bu nedenle ben içten, en samimi biçimde bu sürecin mükemmel bir şekilde sonuçlanmasını umuyorum. Barış süreci sayesinde insanlar için yeni bir şeyler yapma fırsatı doğacak” dedi. AB’nin de talep olması durumunda sürece katkı sunabileceğini ifade eden Ria Oomen-Ruijten, “Parlamentonun da desteği olacaktır ama şu anda taraflar konuşmalı biz de susmalıyız” dedi.


Divê tecrîda li Îmraliyê bi dawî bibe – Azadiya Welat

Di bin pêşengiya MAZLUMDER’ê de gelek malbat hatin cem hev û piştgiriya xwe ya ji bo pêvajoya muzakere û hevdîtinan dubare kirin û diyar kirin ku dewleta tirk divê bi awayekî lezgîn tecrîda girankirî ya li ser Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan bide rakirin û ji bo aştiyeke bi rûmet gav biavêje

Piştî daxuyaniyê hemû dayikan kevokên di destên xwe de berdan û diyar kirin ku dê di demeke nêz de Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan jî wekî van kevokên aştiyê azad bibe.


Piştgirî gihîşt gelê Rojava – Azadiya Welat

Alîkariyên bitonan yên ji bo Rojavayê Kurdistanê hatine komkirin, ji deriyê sînor yê Nisêbînê re derbazî Qamişloyê bûn. Bi hezaran kesên li aliyê din yê Sînorê Rojavayê Kurdistanê kombûn û alîkariyê pêşwazî kirin. Li Ranyayê jî kampanya didomiya

Gelek rêxistinên ku di nav de KESK, DÎSK, TMMOB, TTB, TUHAD-FED, DTK û ESP jî heyî ji bo ambargoya li ser Rojavayê Kurdistanê bişkênin alîkariyên komkirine, derbazî Qamişloyê kirin.
Li gorî agahiyên ku ji nûçegihanê ANF’ê yê li ser sînor hatine girtin, ji heft kamyonên alîkariyê yên 70 tonan qismek derbazî aliyê din yê sînor bû.Li gel karwana alîkariyê Parlementera BDP’ê Emîne Ayna, Seroka Giştî ya TUHAD-FED’ê Zubeyde Teker, Şaredara Nisêbînê Ayşe Gokkan, endamê Meclisa Daîmî ya KCD Seydî Firat û komek derbazî Qamişloyê bûn.
Li aliyê din yê sînor Rojavayê Kurdistanê bi hezaran kesî alîkarî pêşwazî kirin. Alîkariyên hatine
Alîkariya yekemîn ku li Bakûrê Kurdistanê û Tirkiyeyê di encama kampanaya ji aliyê 770 saziyên sivîl ên civakî û 20 partî û rêxistinên siyasî ve ji bo Rojavayê Kurdistanê hatiye destpêkirin de hatibû komkirin, gihîşt bajarê Qamişlo.

ALÎKARIYA RANYAYÊ
Li aliyê din ji bo ambargoya li Rojavayê Kurdistanê bişkênin kampanyayên alîkariyê yên li perçeyên din yên Kurdistanê û dervey welat hatine destpêkirin û didomin, li navçeya Derbendîxan ya Silêmaniyê bi tonan erzaq û cilûberg hatin komkirin. Bi saya dildarên ku 15 rojin bê navber dixebitin, bi tonan malzemeyên xwarinê komkirin. Duh alîkariyên kom kirine anîn Deriyê Sînor yê Pêşxabûr yê Zaxoyê û radestî heyeta ji Rojava hatin kirin.
Li bajarokê Serkepkanî û gundên dewrê û berê ku di keve ser navçeya Ranya bi armanca alikarîdayîna gelê Rojavayê Kurdistanê alîkariya xwarin, cil û berg û hwd. kom dikin. Her wiha bi heman armancê li devera Bîtîwin û li hemû navçe û bajarokên girêdayî vê deverê bi aweyek keyfxweş û ji dil ji bo gelê Rojava alîkariya aborî tê komkirin. Di der barê kampanya alîkariyê ya devera Ranya û derdorê wê de komiteya komkirina alîkariyê (THR) daxuyaniyek da û di daxuyaniyê de hat gotin ku alîkariya ji bo gelê Rojava a li herêma Ranya tê komkirin wê di nava çend rojan de li navçeya Ranya bê komkirin û ber bi Rojavayê Kurdistanê ve wê bê şandin. QAMIŞLO- ANF

10 hezar kurd jî ber şer koçber bûn

Goçdera Amedê rapora der barê Serêkaniyê de amade kiribû aşkere kir. Di raporê de diyar kir ku piştî şerê Serêkaniya binxetê nêzî 10 hezar kurd koçî Serêkaniya Serxetê û gundê derdorê kirine.
Amed Goç-Derê rapora der barê koçberên Serêkaniyê de bi raya giştî re parve kir. Komeleyê li avahiya xwe rapor aşkere kir. Rêveberê Amed Goç Der’ê Yilmaz Kan rapor aşkere kir û wiha got: “Komeleya me ji bo geşedanên li herêmê lêkolîn bike li ser nûçeyên di çapemeniya neteweyî û navneteweyî de çûn li Serêkaniyê lêkolîn kir.Ji 8’ê Mijdarê ku pevçûnan dest pê kir heta niha koçberiyek mezin hatiye destpêkirin. Ev koçberî bi awayekî fermî nayê dîtin lê nêzî 10 hezar kesan ji Serêkaniya binxetê koçî Serêkaniya serxetê û gundên wê kirine. Heta niha 3 hezar û 840 kesan, 4 hezar kesan koçî navçe û bajarên derdorê û 2 hezar kesên din jî li deveren din belav bûne.”
Kan, da zanin ku kesên koçî navçeya Serêkainyê kirine, ji aliyê rêxistina BDP’ê û şaredariyê ve tên parastin û ji bilî BDP û şaredariyê û welatiyan tu kes alikarî û piştgiriyê nade wan. Kan, anî ziman ku koçber li xirbe, eywan, gov, kadin û xaniyên saroceftê dijîn û di nava şert û mercên pir xerab de dijîn.
Kan, diyar kir ku di her xaniyekî ango buroyekê de nêzî 12- 14 kes dijîn û piranî zarok û biçûk in. Kan, aşkera kir ku ji bilî BDP’ê û Şaredariyê tu kes alîkarîyê nadin wan.
Kan, daxwazên koçeran wina rêz kir: “Divê sînor ji çeteyan bê parastin û rêya sînor li çete, tacîz û tecawizkaran bê rizgarkirin. Divê hemû pêdiviyên koçberên navçe gundan bê temamkirin.” Kan, bang li her kesî kir û xwest piştgiriyê bidin gelê rojava.


Kurdên Bakûr alîkarî şandin Rojava - Xendan

Li gor nşûçeyek ajansa Firat`ê, alîkariyên Platforma Piştgiriya bi Rojavayê Kurdistanê re komkirin ji navçeya Nisêbînê ya Mêrdînê gihiştin Qamişloyê.

Seroka TUHAD-FED'ê Zubeyde Teker, xwest ku deriyên sînor ji alîkariyên mirovahî re bên vekirin û wiha got: "Em dixwazin seriyên Qamişlo, Dirbesiyê, Serêkaniyê ji alîkariyên mirovahiyê re bên vekirin û hemû astengiyên pêşiya kampanyayên alîkariyê bên rakirin û deriyên sînor ên Serêkaniya binxetê û serxetê ji çeteyan re bên girtin."

Alîkariyên Platforma Piştgiriya bi Rojavayê Kurdistanê re komkirin ji navçeya Nisêbînê ya Mêrdînê gihiştin Qamişloyê.

Şanda ku di nav de Parlementera BDP'ê ya Amedê Emîne Ayna, Şaredar Nisêbînê Ayşe Gokkan, Seroka TUHAD-FED'ê Zubeyde Teker, Berdevkê Platformê û Endamê Meclîsa Daîmî yê KCD'ê Seydî Firat, Nûnerê Odeya Sanatkar û Esnafan ê Nisêbînê Ebdulxenî Bîlge, Nûnerê Egîtîm Sen'ê yê Nisêbînê Ebdullah Gokçe, Serokê Giştî yê ÎHD'ê Ozturk Turkdogan, Serokê Şaxa ÎHD'ê yê Amedê Racî Bîlîcî jî heye j sînor derbas bûn. Piştî alîkarî ji sînor derbasbûn radestî Komeleya Civakî ya Sivîl a Qamişloyê hatin kirin.

Piştî kamyon derbasbûn ew şand ji wir veqetiya û hate Navenda Çandê ya Mîtanniyê. Li vir şand ji aliyê Serokê Giştî yê KESK'ê Lamî Ozgen, Serokê Rêxistina BDP'ê yê Mêrdînê Reşat Kaymaz, Alîkarê Serokê Giştî yê EMEP'ê Kamîl Tekîn Surek, Alîkara Seroka Giştî ya ESP'ê Fethiye Ok, Endamê MYK'ê yê Egîtîm Sen'ê Ebdullah Karan, Endama MYK'ê ya KESK'ê Meryem Çag, Endamê Meclîsa BDP'ê Haluk Katar, geleK nûnerên rêxistinên sivîl yên civakî ve hate pêşwkzîkirin, û pankarta "Ji vîna gelan re rêzdarî ji amborgoyê re na" hate vekirin.

Li ser navê platformê Seroka TUHAD-FED'ê Zubeyde Teker, diyar kir ku divê ji bo alîkariyên mirovahî sînorê Rojava bê vekirin û hemû astengên li pêşiya alîkariyan bên rakirin.

Teker, xwest ku sînor jî alîkariyên mirovahiyê re bên vekirin û wiha got: "Em dixwazin deriyên Qamişlo, Dirbesiyê, Serêkaniyê ji alîkariyên mirovahiyê re bên vekirin û hemû astengiyên pêşiya kampanyayên alîkariyê bên rakirin û deriyên sînor yên Serêkaniya binxetê û serxetê ji çeteyan re bên girtin.

Hêjayî gotinê ye ku, nûnerên saziyên sivîl ên civakî jî bi heman armancê axaftin kirin.
 

Maliki'den Kerkûk'e 2 bin asker - Rizgarî Online

Federal Irak Başbakanı Nuri El Maliki Kerkûk'te konuşlu bulunan 12. Tümen Komutanlığı'na 2 bin asker atadı. Askerlerin 650'si Kerkûk´lülerden olacak.F.Irak Başbakanı Nuri El Maliki Kerkûk'te konuşlanan 12. Tümen Komutanlığı'na 2 bin asker atamasına onay verdi. 12. Tümen Komutanlığı'ndan yapılan açıklamada 2 bin askerden 650’sinin Kerküklülerden olacağı belirtildi.Dicle Operasyonlar Komutanlığı'na bağlı Irak ordusu 12. Tümen Komutanı General Muhammet Said Halaf yaptığı basın açıklamasında Maliki’nin Kerkük için 2 bin askerin yeni atamasına onay verdiğini açıkladı.

DHA´nın kaydettiğine göre,”Tümen komutanı açıklamasında 2 bin askerden 650’sinin Kerkük halkından olacağını açıkladı. Tümen komutanı açıklamasında atama için başvuruların KONE bölgesindeki eğitim merkezinden yapılacağını açıkladı. General Muhammet Said Halaf Başbakan Maliki'nin Sahva güçlerinin de Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na katılmasını kabul ettiğini ve maaşların da 500 bine yükseltilmesini kararlaştırdığını açıkladı.

Ülkenin farklı illerinde yapılan protesto gösterilerine de değinen Komutan, provokasyonlara dikkat edilmesini isteyerek Başbakan ve Silahlı Kuvvetler Genel Komutanı Nuri Maliki’nin talimatı üzerine ordu güçlerinin dikkatli ve titiz davrandığını açıkladı.”


Erdoğan’a başkanlık, Öcalan’a özgürlük” – Dengê Azad

Guardian gazetesi, İmralı ile MİT arasındaki barış görüşmelerinin amacına ulaşması durumunda Erdoğan’a başkanlık, Abdullah Öcalan’a ise özgürlük yolunun açılabileceği yorumunda bulundu

Britanya’nın önemli gazetelerinden Guardian ’da yayımlanan bir makalede Kürt sorununu çözmesi durumunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başkan olabileceği yorumu yer aldı. Makalede, İmralı’da tutuklu bulunan Abdullah Öcalan ile MİT arasındaki görüşmelerin PKK liderine özgürlük yolunu açabileceği de belirtildi. Guardian ’da konu hakkında şu ifadeler kullanıldı:

Önce ev hapsine çıkabilir

“Erdoğan’ı daha parlak ama bir o kadar da tartışma yaratacak bir ödül bekliyor olabilir: Tam yetkili başkanlık. Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) destek verirse konuyu referanduma götürebilir. PKK lideri açısından da sürecin sonunda özgürlük bile gelebilir. Ondan önceki süreçte ise Öcalan ev hapsine çıkarılabilir.” Guardian ’daki yazıda, Balyoz davasında yargılanan subayların darbe girişiminden hüküm giymesinin ardından Erdoğan’da PKK ile doğrudan görüşme konusunda fikir değişikliği olduğu da belirtildi.

“Bu defa farklı”

Daha önce de Kürt sorununun çözümü için çeşitli adımlar atıldığını ancak bunlardan sonuç alınamadığını dile getiren gazete, “Ancak bu defa durum farklı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 14 yıldır cezaevinde tutulan PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmesi talimatını MİT Başkanı’na kamuoyunun önünde verdi” ifadelerini kullandı. Haberde şu ifadeler kullanıldı: “Başlayıp hızla çöken barış girişimlerine son 30 yılda çokça tanık olundu. 34 PKK’lının (Habur’dan) sınırı geçip Türkiye’ye dönüşünün başlatabileceği süreç kaosla bitti. Kimse hazırlık yapmamıştı ama bu defa durum farklı: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 14 yıldır cezaevinde tutulan PKK lideri Öcalan ile görüşmesi talimatını MİT Başkanı’na kamuoyunun önünde verdi.”

IRA’yla karşılaştırma

Paris’te ocak ayında üç PKK’lı kadının bu süreci engellemek için öldürüldüğü kanaatinin giderek güçlendiğini öne süren gazete, PKK ile İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu (IRA) arasında şöyle bir karşılaştırma yaptı: “PKK ateşkesine daha epey bir mesafe var. Türkiye’deki 2 bin militanın, Irak dağlarından inecek 6-7 bin savaşçının silahlarının Erbil’de Mesut Barzani’ye teslim etmesiyle edilmesiyle karşılaştırıldığında IRA’ya silah bıraktırma süreci parkta yürüyüş gibi görünüyor. İleride çok engel var; ama en azından karşılıklı konuşuluyor olması, onca yıkımdan sonra iyi olmalı.”

“Kürt siyasi hareketi üzerindeki baskılar sona erebilir”

GUARDIAN gazetesi, yaklaşık 10 bin PKK’lının silahlarını teslim etme aşamasına gelmesinin önünde pek çok engel olduğunu ifade etti. Gazete, bununla birlikte Kürt siyasetçiler ile Başbakan Erdoğan’ın talep ve beklentilerinin örtüşüyor olabileceğini dile getirdi. Guardian ’ın görüşünü yansıtan baş makalede “Kürt baharı olacaksa, 40 bin kişinin hayatına mâl olan çatışmaların sona ermesinin ötesinde ödüller bekliyor iki tarafı da” dendikten sonra şu ifadeler kullanıldı: “Kürtler açısından uzlaşma, yeni bir anayasa; terörle mücadele yasalarının değişmesi demek... Kürt siyasi hareketinin binlerce eylemcisinin gördüğü büyük baskı sona erebilir.”


Baydemîr: Êdî Pevçûna Navbera Tirk û Kurdan Heram e - Peyamner

Şaredarê Amedê Osman Baydemîr, di Sempozyûma Aştiyê de axivî û got, êdî heram e ku kurd li hemberî tirkan, tirk jî li hemberî kurdan gule berdin.

 Sempozyûma Aştiyê ku ji aliyê Weqfa Dildarên Ciwanên Civaka Sivil ve tê lidarxistin îro li Amedê dest pê kir. Ji 70 bajarên Tirkiyeyê ciwan tevli sempozyûmê dibin. Axaftina destpêkê ya sempozyûmê Şaredarê Amedê Osman Baydemîr kir û peyamên aştiyê dan. Baydemîr, bi bi bîr xist ku di dîrokê de peymana aştiya ewil li ser axa kurdan hatiye çêkirin û da zanîn divê niha jî kurd û tirk ji wan rojan sûd werbigrin. Baydemîr, ji bo ku bal bişkînê li ser guhertinên li Tirkiyeyê hatine çêkirin, behsa hin bîranînên xwe kir û destnîşan kir wan beriya 30 salan ji 2 tiştan tirsiyane. Baydemîr wiha behsa bîranînê xwe kir: “Malbata min malbateke Nexşîbendî ye. Dema ez zarok bûm, hemû gundiyan li mala xwe zikir dikir. Ji bo ku dema leşker hat me agahdar bikin, me ji tirsa dewletê kesekî li ber derî dihişt. Me dema di Radyoya Erîvanê de stranên kurdî guhdar dikir, dîsa me ji tirsa leşkeran, kesekî datanî ber derî. Li ser wan rojan 30 sal derbas bûn. Ez bûm şaredar. Min di sala 2007’an de pîrozbahiya sersalê ji hin waliyên Tirkiyeyê re şand. Min bi Îngilizî, bi tirkî û bi kurdî, sersala wan pîroz kir. Lê ji ber ku tê de kurdî derbas dibû waliyan pîrozbahiya min ji min re paşve şandin. Ez bawer im qedexeyên ku niha hene jî piştî çend salan dê ji holê bên rakirin. Em ê behsa wan qedexeyan bikin û bikenin.”

Baydemîr, bal kişand li ser pêvajoya aştiyê û da zanîn ku çi mafê tirk, ereb û farisan hebe divê heman mafê kurdan jî hebin. Baydemîr got kurd, mafên xwe yên weke şîrê dayîke helal in dixwazin û wiha berdewam kir: “Em naxwazin Tirkiye perçe bibe. Êdî piştî vê pêvajoyê heram e ku kurd li hemberî tirkan, tirk jî li hemberî kurdan gule berdin.”


“Tirkiyê 200 mîlyon $ daye Navaf Beşîr ku êrîşa Kurdan bike“ - AvestaKurd

Rojnamevan Cengîz Çandar, di qunciknivîsa xwe a doh (08.02.2013) de, cih dide îdiayeke balkêş. Çandar dinivîse ku, Salîh Muslim, di hevpeyvîna ku daye Rudawê de gotiye ku, Tirkiyê 200 mîlyon dolar daye Navaf Beşir ku li Serêkaniyê êrîşa Kurdan bike.
 “Tirkiyê 200 mîlyon $ daye Navaf Beşîr ku êrîşa Kurdan bike“
Rojnamevanê ku wek pisporê Rojhilata Navîn tê naskirin Cengîz Çandar, di gotara xwe a doh de, qala daxuyaniyeke Serokê PYD Salîh Muslim, ku di hevpeyvîna bi Rudawê re gotiye, dike. Çandar wiha dibêje, "Salîh Muslim, di daxuyaniya ku da Rudawê de, îdiayeke nû aniye ziman. Tirkiyê, bona ku hêzên Navaf Beşîr li Serêkaniyê û li herêma el-Cezîre êrîşa hêzên Kurdan bikin, 200 mîlyon dolar daye Rêberê saziya bi navê 'Eniya Rizgariya Firat û El Cezîre" yê Navaf Beşîr."
Çandar dinivîse ku Salîh Muslim wiha gotiye, "Plana wan ew e ku Kurdan bêçek bikin. Ti eleqeya vê bi şoreşa Suriyê re tine. Wana bi şoreşa Suriyê re xizmet nakin. Ev daxwaziyeke Tirkan e ku hewl didin Kurdan bêpar bihêlin."
Cengîz Çandar, di heman mijarê de cih dide daxuyaniyên Serokê berê yê Konseya Netewî a Kurdî Abdulhekîm Başşar jî. Diyar dike ku Başşar jî heman îdia bilêv kiriye û dewam dike, "di navbera Abdulhekîm Başşar û Tirkiyê de av nediçû. Balkêş e ku bûyerên Serêkaniyê, Kurdên dij hev tîne ba hev."
Rojnamevan Çandar, di berdewamiya gotara xwe de îfade dike ku, rojnameya Rudaw, heman rojê bi Navaf Beşîrê 59 salî re jî hevdîtin kiriye. Navaf Beşîrê ku êrîşa Kurdan dike, li Stenbolê dijî û alîkariya Tirkiyê jî înkar nake. Navaf Beşîr wiha gotiye, " Tirkiyê, di warê leşkerî, manewî û mirovî de piştgirî daye me. Em spasdarê Tirkiyê ne."
Çandar, di nivîsa xwe de, esas li ser pêvajoya Îmraliyê disekine û tîne ziman ku, "şerê li Rojava yê li dijî Kurdan, xwedan potansiyeleke wisa ye ku, kare pêvajoya Îmraliyê ji rê derxîne, lê ti kes li ser vê rastiyê nasekine." 


Demirtaş: Tahliyelere Başbakan karar veriyor – Etkin Haber Ajansı

"KCK" basın davasını izleyen BDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, "Burada yargılama yapılmıyor. İnsanlar yargılama adı altında infaz ediliyor" dedi. Başbakan'ın tutuklu generaller için yaptığı açıklamaları hatırlatan Demirtaş, "Eğer tutuklu gazeteciler serbest bırakılmazsa demek ki Başbakan karar vermemiştir" dedi.
 
33'ü tutuklu 46 gazetecinin yargılandığı "KCK" basın davasının bugünkü duruşmasında ara kararlar bekleniyor.

Duruşmanın öğleden sonraki oturumu avukatların savunmaları ile devam etti. Duruşmayı Gazetecilere Özgürlük Platformu, Türkiye Gazeteciler Sendikası, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, BDP Milletvekili Mülkiye Birtane, BDP İstanbul İl Eşbaşkanı Asiye Kolçak da izledi.

BDP Eş Başkanı Demirtaş, duruşma çıkışında açıklama yaptı. Gazetecilerin bir yıldır hukuksuz bir şekilde tutuklu olduğunu hatırlatan Demirtaş, "Burada yargılama yapılmıyor. Her yerde durum böyle" dedi.

"Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yargı hiç bağımsız, adil, eşitlikçi olmadı, hukukun üstünlüğünü tutturamadı" diyen Demirtaş, yargı sisteminde vicdanını konuşturmak isteyen hukuk insanlarının da olduğunu, ancak bunların baskı altına alındığını kaydetti.

Demirtaş, şöyle devam etti: "İnsanlar yargılama adı altında infaz ediliyor. Birkaç ay sonra Başbakan çıkıp bir şeyler söyler. Yıllarca tutuklattığı generaller için 'tutuklu yargılanmalarına gerek yok' açıklaması yaptığı gibi. Çünkü bu ülkede Başbakan kararları veriyor. İşte bugün gazeteci arkadaşlarımız serbest kalmazsa demek ki Başbakan gazeteciler hakkında karar vermemiş demektir."

TOPLUM BARIŞ İSTİYOR

Türkiye'nin bir gün mutlaka demokrasiye kavuşacağını kaydeden Demirtaş, "Ama özgürlük ve barışa geç kalırsak işte bu zihniyetten kaynaklanıyor. Bunlar barışa ulaşmamızın önündeki en büyük engellerdir. Toplumun tamamı barış istiyor. Barış olacaksa önce yargının karar vermesi gerekiyor. Yargı bu şekilde siyasetin, iktidarın egemenliği altında çalıştığı sürece bir şey olmaz" dedi.

MAHKEME YASAYI TANIMIYOR

BDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, anadilde savunma hakkı düzenlemesinin yasalaştığını da hatırlatarak, mahkemenin bu yasayı tanımadığını söyledi.

Demirtaş, şunları söyledi: "Niye çıkarıldı bu yasa? Hakim yasaları tanımıyorsa sokaktaki insan neden kanuna uysun? Türkiye Cumhuriyeti yargıçları Kürtlerin dilini kullanmasına tahammül edemiyor. Bu dışarıdaki 20 milyon Kürde tahammülsüzlüktür. Devlet bugüne kadar 'ben istediğimde, istediğim kadar konuşursun' dedi. Mahkemeler de bu tavrı sürdürüyor. Hayır buna hakkınız yok. Laz istediği yerde istediği kadar anadilini konuşur, Kürtler istediği kadar istediği yerde anadilini konuşur."

80 yıllık statükonun AKP ve tabanına yaptığını, bugün AKP'nin kendilerine yaptığını kaydeden Demirtaş, "Bu zihniyetle barış yolunu yürümek zor ama bize düşen bu yolu yürümek. AKP yasayı doğru düzgün çıkarsaydı bu hakim yasayı ihlal edemezdi. Ortada mahkeme yok, özel yetkili AKP komisyonları var. Sistem düzelecekse, savaş sisteminden barış sistemine geçeceksek yargıda, medyada, siyasi iktidarda kendini barışa göre şekillendirmeli" dedi.


 BDP'li Tan: İmralı'daki görüşmeler Ankara'dan canlı izleniyor – Radikal

BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, İmralı Adası'nda Abdullah Öcalan ve avukatlarının yaptığı görüşmeleri canlı yayınla Ankara'dan izlendiğini ileri sürerek, "Ama biz milletin vekili olarak bu konudan haberdar değiliz, ne konuşulduğunu bilmiyoruz" dedi. DİYARBAKIR - Avrupa’da yayımlanan Rudaw gazetesine konuşan BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, Kürt sorununun siyasi bir sorun olduğunu ve çözümünün de siyasi olması gerektiğini belirterek, "Siyasi metodlarla sorun, oturularak diyolog ile çözülmelidir. Siyasi çözüm yolunun açılması için silahların susması gerekiyor. Çatışmaların durması ile ilgili muhatap Abdullah Öcalan ve PKK ’dır. Onun için Öcalan ile yapılan görüşmeleri doğru ve yerinde görüyoruz. Bu görüşmelerin sürmesi gerekir" dedi.

‘BİZ PARLAMENTERLER OLARAK KİMİN DOĞRU SÖYLEDİĞİNİ BİLMİYORUZ’
Tan, daha önce de PKK ve MİT’in Oslo’da bir araya gelerek sorunun çözümü için görüştüklerini ifade ederek, "Ancak bu görüşmeler sonuçlanmadan bitti ve yeniden çatışmalar başladı. Çatışmaların başlamasından hükümet PKK’yı, PKK ise Türkiye hükümetini suçladı. Biz parlamenterler olarak kimin doğru söylediğini bilmiyoruz" dedi.
Tan, Türkiye’deki yöneticilerin İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan ve avukatlarının yaptığı görüşmeleri canlı yayın ile Ankara’dan izlediğini de ileri sürerek, "Ama biz milletin vekili olarak bu konudan haberdar değiliz, ne konuşulduğunu bilmiyoruz. İki arkadaşımız İmralı Adası’na gidip Abdullah Öcalan ile görüştü. Biz devlet yetkilileri ile de görüşmelerin yolunun açılmasını istiyoruz. Bu görüşmelerin açık yapılmasını istiyoruz. Ben bu görüşmelerin geçmişte olduğu gibi taktik amaçlı olmamasını ümit ediyorum" dedi.

Kardeş Öcalan İmralı yolcusu - Radikal

BDP heyeti İmralı ’ya gitmek için Adalet Bakanlığı ’ndan izin beklerken, Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan da ziyaret için başvuruda bulundu. Kardeş Öcalan’a pazartesi günü için ziyaret izni çıkması bekleniyor. DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk ve BDP’li Ayla Akat’ın İmralı’da Öcalan ile görüşmesinin ardından, BDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak ile DTK Eşbaşkanları Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un ikinci heyet olarak başvurusu henüz sonuçlanmadı. Başvurunun ardından kimlerin adaya gideceği tartışma konusu olurken açlık grevlerinin sonlandırıldığı görüşmede de devreye giren Mehmet Öcalan’ın abisini ziyaret için Asrın Hukuk Bürosu avukatları başvuruda bulundu. Mehmet Öcalan, bakanlıktan gelecek yanıtı beklediğini belirterek, “Bir önceki görüşmenin üzerinden bir ay geçti. Başvurumuza henüz bir yanıt verilmedi. Olumlu yanıt verilirse pazartesi görüş günümüz, gidebiliriz” dedi.

 
BDP Karadeniz’e çıkarma yapacak - Milliyet

BDP’lilerden oluşan bir heyet İmralı görüşmeleriyle başlayan çözüm sürecini Karadeniz halkına anlatacak
BDP, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) aracılığıyla Karadeniz bölgesine çıkarma yapacak.

BDP milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder, Ertuğrul Kürkçü ve Sabahat Tuncel ile Bağımsız İstanbul Milletvekili Levent Tüzel’in yer aldığı heyet, İmralı görüşmeleriyle başlayan çözüm sürecini Karadeniz halkına anlatacak.

BDP’lilerin ziyaretinin yerel gazetelerde haber olması bölgede gerilime neden oldu. Bölgedeki bazı gazeteler, BDP’lilerin “propaganda amaçlı geldikleri” haberleri yaptı.

BDP’nin de içinde yer aldığı HDK, İmralı sürecine katkı amacıyla  planladığı “Çözüm için müzakere, barış için eşitlik” kampanyasını Karadeniz’den başlatacak.
17-22 Şubat tarihlerinde, sırasıyla Sinop, Ordu, Samsun, Giresun, Trabzon gibi kentlere gidecek olan BDP’li heyet, HDK bileşeni partiler ve bazı  sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile biraraya gelip kapalı salon toplantıları yapacak.

HDK yöneticisi Tüzel, toplantılarda HDK’nın halka tanıtılacağını belirterek, “HDK’nin tanıtımını, ve Karadeniz’de örgütlenmesini güçlendirmek istiyoruz. Orada çevre ve ekoloji sorunlarıyla ilgili direniş alanları da var. Son dönemdeki barış gündemini, süreci halkla paylaşmak istiyoruz. Çözüm tartışmalarında Karadeniz halkının da desteğini isteyeceğiz” dedi.

BDP’li Tuncel ise geziyi önceden planlamalarına rağmen İmralı süreciyle birlikte yapmayı planladıkları kampanyayı bu bölgeden başlatmayı uygun bulduklarını, yapılacak toplantılarda barış sürecine nasıl katkı sağlanabileceğini tartışacaklarını söyledi.

Bakan bilgilendirildi
Karadeniz gezisi öncesi İçişleri Bakanı Muammer Güler’e de bilgi verildi.
Tüzel, “Yerel basın tahrik edici yayınlar yapmaya başladı. Bize yer verilmemesi çabaları var. Hükümet toplumsal barış için sonuç almak istiyorsa bu gibi durumlarda çabalarımıza katkı sunması lazım. Karadeniz halkı bu süreçte en çok kışkırtılmış bir halk. Dolayısıyla onların da sürece dahil edilmesini istiyoruz” diye konuştu.

 
Amacımız yargı birliği – Milliyet

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na yüksek yargının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili yaptıkları önerinin yargı birliğini sağlamayı amaçladığını söyledi.

Bozdağ, dün Ak Parti MYK toplantısı öncesinde, yüksek yargıya yönelik yapmayı planladıkları çalışmayı savundu.

Bozdağ, şunları söyledi:
“İki başlı yargının veya çoklu yargının hukuk devleti ile bağdaşmadığını ifade etmeyen hukukçu kalmadı. Dört tane ayrı temyiz mahkemesi var. Hâkimleri, savcıları birbirinden farklı. Bu kadar farklılık içerisinde hukuk devletini güçlü bir şekilde hayata geçirme imkanı maalesef başarılamıyor. O yüzden bunun tek çatı altında birleşmesi tek temyiz mahkemesi olması bugüne kadar önerilen bir husustu.”

İnsani yardım Kamışlı'ya ulaştı – Radikal

DTK ve BDP'nin öncülüğünde Güneydoğu'da toplanan yiyecek ve giyecek yardımları Suriye'nin Kürt bölgesindeki Kamışlı'ya ulaştırıldı.

MARDİN - Güneydoğu'da toplanan yardımlar, Kızılay gözetiminde Suriye'nin Kamışlı kentine gönderilmeye başlandı. Bakım ve onarım yapıldığı gerekçesiyle 8 Aralık 2011'de Suriye tarafından kapatılan Nusaybin Sınır kapısı, sınırın iki tarafındaki yetkililerin izniyle 2 yıl aradan sonra insani yardımlar için açıldı.

DTK, BDP , ÖSP, KADEP, DDKD, Azadi İnisiyatifi ve Dicle Fırat Diyalog Grubu tarafından Diyarbakır , Şırnak ve Mardin başta olmak üzere bölge illerinden toplanan 70 ton un, kuru gıda ve giyecek yardımları 4 kamyon ve 2 kamyonetle Mardin'in Nusaybin ilçesine götürüldü.

Nusaybin'de toplanan yardımlarla birlikte sınır kapısına götürülen yardımlar, burada Gümrükler Muhafaza personeli tarafından arandı.

Türk Kızılayı yetkililerinin yaptığı sayımdan sonra yardım kamyonları, BDP Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna ve Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan'ın öncülüğünde oluşturulan heyetle Kamışlı'ya geçti.

Bu arada, araçların geçmemesi için daha önceden tampon bölgede Suriye güvenlik güçleri tarafından açılan büyük çukurların kapatıldığı görüldü.

YARDIMLAR SÜRECEK

Yardımları Suriye'ye geçiren heyetin başkanlığını yapan Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan, Kamışlı'nın Suriye'deki en büyük mülteci kampı olduğunu söyledi.

Kamışlı'nın güvenli bölge olması nedeniyle Suriye'nin her tarafından göç aldığını ifade eden Gökkan, ''Nusaybin'deki kapı 8 Aralık 2011 tarihinde kapandı. Hem iktisadi anlamdaki alışveriş bitti hem oraya ciddi bir göçün olması, yerel halkı açlık sınırına gelecek bir düzeye ulaştırdı. Nusaybin'de yaşayanların çoğunun akrabası Kamışlı'dadır. Türkiye 'de yaşayan akrabalar, vicdanen ve ahlaken bu insani yardımın ambargoyla Kamışlı'ya gitmemiş olmasının sıkıntısını yaşıyorlar. Hem yerelin hem genelin bu konudaki çabaları olumlu sonuç verdi. Bu yardımları, ihtiyaçlar tespit edilerek daha kontrollü bir şekilde yapacağız'' dedi.

İHD Doğu Güneydoğu Bölge Temsilcisi Şevket Akdemir ise, Kamışlı'ya gitme amaçlarının sadece insani yardımları ulaştırmak olduğunu belirterek, ''Karşı tarafta devlet ile gruplar arasında çatışma var. Biz de bundan zarar gören insanlara insani yardımı ulaştırmak istiyoruz. İlk etapta iki kamyon içeri girdi, yardımlarımız devam edecektir'' şeklinde konuştu.

Öte yandan Nusaybin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mahsun Özmen, Ticaret Borsası Başkanı Necdet Aktaş ile Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Abdulğani Bilge de Kamışlı kentine geçerek yardımların dağıtılmasına yardımcı oldu.

SURİYE TARAFINDA SEVİNÇ GÖSTERİSİ
Öte yandan yardımlar nedeniyle sınır kapısı yakınlarında toplanan halk sevinç gösterisinde bulundu. Sabahın erken saatlerinden itibaren sınır kapısının Kamışlı tarafında toplananların sevinci, yardımların Kamışlı'ya ulaşmasıyla arttı. Müzik eşliğinde eğlenen göstericilerin bulunduğu bölgeden zaman zaman silah sesleri de duyuldu.

 
7 sanık tahliye edildi – Milliyet

Terör örgütü PKK’nın üst yapılanması KCK’ya ilişkin, 33’ü tutuklu 46 sanığın yargılandığı İstanbul’da süren davada mahkeme heyeti, 7 sanığın tutuklu kaldıkları süre, ve mevcut delil durumu göz önüne alarak tahliyesine karar verdi

İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nce alınan ara kararda, duruşma kayıtlarının çözümü yapıldıktan sonra sanık avukatların sözlü talepleri sırasında sarfettikleri suç teşkil edebilecek sözleri nedeniyle gereğinin yapılması için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmasına karar verdi.

Mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Ömer Çiftçi, Safet Orman, Çağdaş Kaplan, İsmail Yıldız ve Pervin Yerlikaya Babir’in tutuklu kaldıkları süre ve mevcut delil durumu göz önüne alınarak sanıkların tahliyelerine hükmederek, sanıklara yurtdışına çıkma yasağı koydu.

Tutuklu sanıklar hakkında mevcut delil durumu, haklarında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunduğunu belirten mahkeme heyeti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatları doğrultusunda tutukluluk konusunda makul süreyi aşan bir durumun bulunmaması, sanıklar hakkında adli koruma tedbiri uygulanmasının yetersiz kalacağından 26 sanığın tutukluluk hallerinin devamına karar
verdi. Duruşma 22 Nisan Pazartesi gününe ertelendi.

 
CHP'ye seçimler için Obama taktiği! - Vatan

Belediye başkanları toplantısında ABD Başkanı Obama ve Fransa lideri Hollande ile çalışan seçim kampanyası şirketi sunum yaptı. CHP’lilere “Sıkılmadık el bırakmayın” denildi.

CHP’nin iki gün süren belediye başkanları toplantısında ABD Başkanı Obama ve Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ile çalışan seçim kampanyası şirketi sunum yaptı. Sunumda CHP’lilere, “Ev ziyaretleri yapın”, “Sıkılmadık el bırakmayın” dedi.

Toplantının önceki günkü basına kapalı bölümünde 100’ü aşkın seçim kampanyası yürüten Fransa’dan gelen bir araştırma şirketine mensup Vanessa Bouquillon-Coqueret ve Aurelien Raspiengeas 3 saat boyunca brifing verdi.

Başbakanlar da bu ikiliye sorularını yöneltti. ABD Başkanlık seçiminde Barack Obama ile de çalışan Fransız ikilinin Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’a seçim kazandıran kampanyanın detayları hakkında MYK üyelerine, milletvekillerine ve belediye başkanlarına bilgi verildi. Fransız araştırmacıların Fransız soluna uzun bir aradan sonra zafer getiren kampanyanın stratejisi hakkında bilgi verdikleri ve kampanyaya ilişkin detayları ilettikleri kaydedildi. Fransız şirket temsilcilerinin “Halkın karşısına gündelik yaşamını ilgilendiren projelerle çıkın”, “Her sokağa girin, seçmen ile uzaktan değil elini sıkarak yakından temas kurun” uyarılarında bulundukları ifade edilirken, seçim sürecinde “insan odaklı” çalışmalara ağırlık vermeleri yönünde bilgilendirdi.

Araştırmacıların Obama ve Hollande’ın seçim kampanyalarını örnek gösterip, “Ev ziyaretleri seçimin en kritik noktası. Bu yapılmazsa başarı hayal olur” dedikleri de öğrenildi.

Uludere'de gizlilik kalkmadı – Akşam

ŞIRNAK'IN Uludere İlçesi'ne bağlı Ortasu Köyü'nün Irak sınır kesiminde 28 Aralık 2011'de düzenlenen hava operasyonunda 34 kişinin ölümüyle ilgili soruşturmayı yürüten Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği, gizlilik kararının kaldırılması talebini reddetti. Soruşturma kapsamında halen bazı kurumlardan yazı ve belgeler beklendiği, TBMM Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanacak olan Uludere raporunun da isteneceği belirtildi. Uludereli ailelerin avukatları savcılığa verdikleri dilekçede, olayın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen sürdürülen soruşturmadaki 'kısıtlılık kararı' nedeniyle ne tür işlemler yapıldığının kamuoyu tarafından bilinmediğini, bu nedenle bu kararın kaldırılması ve dosyanın bir örneğinin kendilerine verilmesini istemişti.

 
Ergenekon davası bir projeydi bitti’ - Vatan
 
ERGENEKON davası savcılarının verdiği ifadeleri referans gösterdiği Tuncay Güney, SkyTürk 360’ta Şimdi Söz Sende programına konuk oldu. Kanada’nın Toronto kentinden canlı yayın bağlantısıyla programa katılan Güney, ilginç açıklamalarda bulundu. “Ergenekon davası bir projeydi bitti artık. İçerdekilerin çıkması gerekir” diyen Güney “Benim yüzümden tabii ki insanlar cezaevine girmesinler. Ben vicdanen rahatsızım. İşkence görmeseydim o konuşmaları yapmazdım. Ergenekon’un temeli sayılan emniyette verdiğim ifadeler geçersizdir. Devlet beni kullandı. Türkiye’de adalet aramak genelevde bakire aramaktan farksızdır” diye konuştu. Güney, Paris’te öldürülen üç PKK’lı kadının katili Ömer Güney’i tanımadığını belirterek “Paris suikastı faili meçhul kalacaktır” dedi. Ocak 2009’da TRT’de bir programa katılan Güney en son 5 Mayıs 2012’de yazarımız Mustafa Mutlu’ya yazdığı mektupta “Ergenekon bir oyundur” demişti.

 
Suriye'de muhalefeti birliğe çağırdılar - Radikal

Suriye'nin birçok kentinde "Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve parçalanıp bölünmeyin" cuması ilan edilerek, farklı kentlerde muhalefeti birliğe çağıran protesto gösterileri düzenlendi. İSTANBUL - Muhalifler “Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve parçalanıp bölünmeyin” cuması ilan ettikleri bu günde, çeşitli kentlerde muhalefeti birliğe çağıran geniş katılımlı protestolar düzenledi. Suriye Devrimi Genel Meclisi Sözcüsü Temmam Hazım, Halep'teki Askeri Meclis Komutanı Yarbay Abdulcebbar el-Akidi'nin de gösterilere katıldığını ve göstericilerin Suriye muhalefetine yaptığı “birlik” çağrısını desteklediğini kaydetti. Suriye Devrimi Genel Konseyi Humus Sözcüsü Hadi Abdullah, muhalefetin birleşmesini isteyen çağrılarda geç kalındığını ifade etti. Abdullah, birlik çağrısının, muhalefetin zayıf düştüğü ve Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu Başkanı Muaz el-Hatib'in, bütün tutukluların serbest bırakılması karşılığında Esed rejimi ile müzakerelerin mümkün olabileceği açıklamasının ardından geldiğini dile getirdi. Sözcü Abdullah, bugün gerçekleşen gösterilerin içerideki ve dışarıdaki muhaliflerin birleşmesine katkı sağlamasını umut ettiğini belirtti.

Tunus'un gözyaşları - Radikal
Tunus ’ta suikasta kurban giden solcu lider Şükrü Bilayd dün gözyaşı ve öfke dolu bir törenle uğurlandı. Başkent Tunus’un Cebel Calud semtinde yağmurun altında yaklaşık 50 bin kişinin katıldığı cenaze töreninde iktidardaki İslamcı El Nahda’ya karşı sloganlar yükseldi. Genel İşçi Sendikası’nın genel grev çağrısı uçuşların durduğu Kartaca Havaalanı dahil her yerde etkisini hissettirirken tören sonrası ortalık karıştı. İçişleri Bakanlığı önünde polisle çatışan göstericiler bazı araçları ateşe verdi.

Bu denli büyük bir cenaze töreni en son 2000’de Cumhurbaşkanı Habib Burgiba için düzenlenmişti. Gösteride başörtülü kadınların yoğunluğu dikkat çekerken bazı göstericiler El Nahda’nın lideri Raşid el Gannuşi’ye aften ‘Katil Gannuşi’ ve ‘Halk yeni bir devrim istiyor’ sloganları attı. Gannuşi, cinayetin devrim karşıtları tarafından işlendiğini belirtip suçlamaları reddetmişti. Batı destekli İslamcı iktidar, laik kesimleri hedef alan selefilere göz yummakla suçlanıyor. Farklı kentlerden de şiddetli gösteri haberleri gelirken genel grev çağrısıyla bankalar, fabrikalar ve bazı dükkânlar kapatılırken çok sayıda uçuş iptal edildi. Tunus Genel İşçi Sendikası nadiren başvurduğu genel greve en son 2011’de dönemin Devlet Başkanı Zeynel Abidin bin Ali’ye karşı gitmişti. Genel grev Bin Ali’nin ülkeyi terk etmesinde kritik rol oynamıştı.

Ahmedinecad’a saldırı - Milliyet

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, Mısır ziyareti sırasında bir kez daha zor anlar yaşadı. Halkı selamladığı sırada bir kişi Ahmedinecad’a fiziksel saldırı girişiminde bulundu

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’a, Mısırlılarla selamlaşması sırasında fiziksel saldırı teşebbüsünde bulunuldu.

Kimliği henüz belirlenemeyen saldırgan, Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’a, İran’ın Kahire’deki çıkarlarını koruma bürosu başkanı Mücteba Emani’nin evininin bahçesine girdiği sırada, saldırı teşebbüsünde bulundu. “Necad’a ölüm, Beşar’a ölüm” diye slogan atan saldırgan, Mısır ve İranlı emniyet yetkililerince etkisiz hale getirildi.
Bahçenin dışına çıkarılarak gözaltına alınan saldırganın kimlik bilgileri hakkında bilgi verilmezken saldırı anında üzerinde herhangi bir saldırı aracı bulunmadığı kaydedildi.

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, daha önce de Kahire’de Hz. Hüseyin camisinden çıkışı sırasında Suriyeli bir gencin ayakkabılı saldırısına maruz kalmıştı.

Irak’ta kara cuma: 29 ölü, 70 yaralı - Hürriyet

Irak’ın başkenti Bağdat’ta Şiilerin yoğunlukta oldukları bölgede patlatılan iki araba ilk belirlemelere göre 29 kişinin hayatına kaybetmesine sebep oldu. Bombalı saldırının ülkede tatil olan cuma günü yaşanması ölü sayısının artmasına sebep olurken olayda 70’e yakın kişi de yaralandı. Irak’ta bu saldırıyla beraber hafta boyunca yaşanan patlamalar ve çatışmalar sonucu 100’den fazla kişinin öldüğü belirtildi. Hükümet yetkilileri patlayıcıların akıl sağlığı yerinde olmayan iki kadına bağlandığını ve uzaktan kontrol edilerek patlatıldığını belirtti. Ülkede artan Sünni-Şii politik gerilimin sonucu olarak yaşanan patlamaların içlerinde El Kaide bağlantısı da olan Sünni gruplar tarafından gerçekleştirildiği tahmin ediliyor.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info



Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.