Kürtlerin Kazanımlarına Tahamülsüzlük
Politik Analiz / 08 Şubat 2013 Cuma Saat 13:56
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AKP devleti, yaşanan bu yoğun süreçte ahtapot misali çok ayaklı bir şekilde, çok yönlü ve karmaşık bir faaliyet sürecini geliştirmeye çalışmaktadır.

Ortadoğu’da hâkimiyet mücadelesi daha çok Suriye-İran ekseninde şiddetlenirken, Kürdistan ve hareketimizde jeo-politik olarak, bu mücadelenin merkezinde en yoğun şekilde olumlu-olumsuz etkilenmeye devam etmektedir. Kuşkusuz içerisinden geçtiğimiz süreç ve yaşanan toplu durum bağlamında olumlu anlamda büyük fırsatlar, yeni mevziler kazanma imkânı sağladığı gibi, eğer stratejik yaklaşılmazsa çok büyük tehlike ve riskleri de barındırmaktadır. Bu da hem bölgesel, hem de uluslararası egemen güçlerin karşılıklı ekonomik ve siyasi çıkarları doğrultusunda hareketimize karşı uluslararası komplonun devamını ve yeniden güncellenmesini ifade eden büyük bir tasfiye konseptini gündeme getirmiştir. Paris’te 3 arkadaşa yönelik gerçekleştirilen suikast ve yaşanan şahadetleri de, bu tasfiye konseptinin pratik uygulaması olarak görmek ve bu temelde değerlendirmek mümkündür.

İlk günden itibaren AKP ve kurmaylarının ısrarlı bir şekilde Paris’te yaşanılan “ örgüt içi infaz” söylemleri, Fransa hükümetinin uzun süre açıklama yapmaması ve yaptığı açıklamanın tatmin edici olmaması, ABD’nin konuya ilişkin sessizliğini koruması da, derin bir tasfiye planını işaret etmektedir. AKP hükümetinin başkan yardımcısı M. Ali Şahin’in “Almanya’da da benzeri olaylar yaşanabilir”  demesi ve ardından bizzat Erdoğan’ın bir TV programında “Biz istiyoruz vermiyorlar sonra Paris’teki gibi olaylar yaşanıyor” sözleri kendilerinin suikastın içinde olduğunun somut itirafıdır. Fransa’nın yaptığı resmi açıklamayla da ortaya çıkan ve olayı sadece Ömer Güney şahsına indirgemeleri, akıllara “Hrant Dink” suikastını yapan Ogün Samast’ı getiriyor. Böylesi profesyonelce organize edilmiş, bir suikastın kullanılan bir tetikçiye indirgenmesi katliamın üstünü kapatma girişimleri olarak görmek ve yorumlamak gerekiyor.

AKP’NİN BÜTÜN PLANLARI, TASFİYE ETME ÜZERİNE KURULUDUR

Kürt Halk Önderi ile, son olarak bir heyetin yaptığı görüşmeden bu yana, tüm sürecin AKP devleti nezdinde PKK’nin silahları bırakmasına indirgenmesi ve bu sakat anlayıştaki ısrar, AKP’nin tasfiyedeki ısrarı olarak da okunabilir. Hareketin 99’daki geri çekilmesine benzer bir sürece sokulmak istendiği anlaşılıyor. Böylece kurucu-yönetici kadrolar yurt dışına çıkartılarak suikast vb. saldırılarla Kürt Halk Önderi yalnız bırakılarak güçsüzleştirilmek, AKP ve Küresel destekçilerinin, Kürt sorunu yerine kendi çözümleri olan PKK’yi çözme-tasfiye planına razı etmek isteniyor. Bu tavsiye planın içinde NATO, Türkiye, ABD, AB’nin belli oranda uzlaşması söz konusudur. Ortadoğu’daki dış politikalarında başarısız ve yalnız kalan, bunun yanı sıra PKK’nin 2012 hamlesi karşında sıkışan AKP hükümeti, Ortadoğu’daki NATO güçlerine tamamen teslim olmuştur. Bu duruma örnek NATO’nun Türkiye’nin sınırına yerleştirdiği Patriotlar gösterilebilir. Büyük bir sıkışma içerisine giren AKP devletinin, ABD ile girilen pazarlıklar ve verilecek tavizler karşılığında hareketimize karşı kirli ve sinsi yöntemler içerisine girilmesi büyük bir olasılıktır. Yapılan görüşmeler esnasında suikast planı içine girmesi mümkündür. Bunun yanında hareketimizin üst düzey kadrolarına yönelik farklı yönelimlerin planlanması ve suikastların geliştirilmesi gündemlerinde olmaya devam edecektir. PKK’yi silahsızlandırma ısrarının yanında, Kürdistan’ın bütün sınırlarına askeri sevkiyat düzenleme, siyasi ve askeri operasyonlarının devam etmesi, Rojava’da Kürtlerin bir statü sahibi olmalarının önünü almak için, çeteleri örgütleyip Kürtlerin üzerine salması, AKP devletinin dört parça Kürdistan’daki inkâr ve imha siyasetini bir kez daha teyit etmiştir.

 ÖZGÜRLÜK HAREKETİNE YÖNELİK SALDIRILAR HIZ KESMİYOR

AKP devleti, yaşanan bu yoğun süreçte ahtapot misali çok ayaklı bir şekilde, çok yönlü ve karmaşık bir faaliyet sürecini geliştirmeye çalışmaktadır. Yaptığı kabine değişikliği ile seçimde daha güçlü çıkabilmenin birinci adımını atmıştır. AKP devleti her ne kadar Kürt Halk Önderi ile görüşme başlatmış olsa da, asıl amacını gizlemekte ve zaman kazanmak için oyalama politikalarını yürütmektedir. Ancak bu sefer küçük bir taktik değişikliğe gitmiştir. Bir taraftan Önderlikle görüşmeler yapmakta, diğer taraftan da Kürtler ve Kürt hareketi üzerinde soykırım politikalarını uygulamaya çalışmaktadır. Görüşmeler yapılmadan önce, Erdoğan, Amerikan Başkonsolosunun kendilerine “El-Kaide’nin suikast yöntemini teklif ettiğini ancak, AKP devletinin bunu kabul etmediğini” açıklamıştı. Bu nedenle hareket olarak böylesi saldırılara karşı özellikle iç ve dış güvenliğimiz noktasında daha hassas ve duyarlı yaklaşarak, bir takım pratik güvenlik tedbirlerini geliştirme zorunluluğumuz yakıcı bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Genel olarak bu süreç Patriotlar Türkiye’ye yerleştirilmesi, yeni bir sürecin başlayacağının işareti gibi görülüyor. Ortadoğu’nun siyasi yoğunluğu içinde, hedef her ne kadar Suriye gibi gösterilmeye çalışılsa da, nihai hedefin İran ve onun bölgesel-küresel güçleri içine alan cephe olduğu anlaşılmıştır. Bu süreçte Mesut Barzani ve Türk Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu arasında Davos’ta yapılan görüşme oldukça dikkat çekicidir.Bu görüşmenin rutin ve sıradan bir görüşme olmadığı açıktır. Bu görüşmenin AKP-Barzani ittifakı ile özellikle siyasi-ekonomik çıkarlar temelinde daha da ilişkilerin derinleştirilmesini ifade eden sembolik bir anlamı vardır. Günlük olarak Güney Kürdistan’da180 bin varil Petrolün AKP eliyle akışının sağlanması da, bu ilişki ve ittifakın ekonomik boyutunu gözler önüne sermektedir.

Güney Kürdistan’da giderek güçlenen ve ideolojik olarak örgütlenen bir Cemaat gerçeği vardır. Irak’ta bulunan 36 okuldan, 18’nin Güney Kürdistan’da olması değerlendirmeye değer bir konudur. Türkiye ekonomik ve iş kurma açısından da, bölgede önemli bir gücü elinde bulundurmaktadır. Bölge de Türkiye’ye en yakın güç ve işbirliği halindeki KDP, Önümüzdeki süreçte Türkiye ile daha iyi ilişkiler kurmanın çabasını sürdürmeye devam edeceğine benziyor. Kürt Halk Önderi ile yapılan görüşmelerden de, kendilerine pay çıkaracakları,  arabuluculuk mesajlarını vermeye devam edecekleri kesindir. Bu yaklaşım daha çok Rojava sınırının kapatılmasından sonra, Kürtler nezdinde itibar kazanmaya çalışacaktır. Ancak Rojava’ya yönelik Türklerle yaptığı ittifak ve pazarlıkların da, Kürt ulusal birliğine zarar verdiği de bilinmektedir.

 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.