01 Şubat 2013 Basın Bültenleri
Basın Bültenleri / 01 Şubat 2013 Cuma Saat 07:59
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
'Namus' baskısı ile 8 yıl tecavüzcüsünü bekledi

Top li taxa Kurdan ket: 14 kes mirin 42 birîndar - ANF

Li bajarê Sûriyeyê Helebê di encama topbarana li ser Taxa Eşrefiyê ku piraniya şêniya wê Kurd in de 14 welatiyên sivîl jiyana xwe ji dest dan û 42 birîndar bûn.

Li Taxa Eşrefiyê ya Helebê 14 welatiyên sivîl di encama topên ku tangên rêjîma Sûryayê li ser taxê barandin jiyana xwe ji dest dan û bi dehan kes birîndar bûne. Şêniyên taxê diyar kirin ku topek li kolana giştî ya Eşrefiyê, beranberî dermanxaneya Sefer a ku nêzî nuqteya kontrolê ya Yekîneyên Parastina Gel (YPG) ket.

Ev yek jî bû sedema kuştin û birîndarkirina welatiyan û 5 topên din li çerxeriya li ber parka Eşrefiyê ket û ziyanên giran giyandin malên welatiyan. Hin welatiyên ku jiyana xwe ji dest dane navên wan ev in; Xelîl Hisên Cefer, Celal Mihemed Heftaro û Mihemed Dîbo Habû. Herwiha Endamê Meclisa Gel a Helebê Emde Rengîn giran birîndar bûye.

Her wiha hate ragihandin ku di pevçûnên li nêzî Eşrefiyê, di navbera Artêşa Azad û Artêşa Sûriyeyê de tangek Sûriyeyê bi temamî hatiye rûxandin.



Li Parlementoya Ewropayê dê Pêvajoya Îmraliyê dê bê gotûbêjkirin - ANF
 

Di rûniştina Parlementoya Ewropayê (PE) ku dê ya 6-7’ê sibatê de, dê rêzeçalakiyên derbarê Diyalogên Tirkiye û Kurdan de bên lidarxistin. Şandeya BDP’ê jî dê bi serokatiya Hevserokê Giştî Selahattîn Demîrtaş beşdar bibe û dê gelek sazî û nunerên partiyên Ewropayê jî amade bibin.

Roja 5’ê sibatê saet di 14.00 de şandeya BDP^ê ya bi serokatiya Demîrtaş, dê li PE’yê tevî nunerên partiyên PE’yê civînek li dar bixin. Di civînê de ku dê nunerên partiyên Çepgir, Kesk, Lîberal û Sosyal-Demokrat ên PE’yê tevil bibin, dê “Pêvajoya Îmraliyê” bê gotûbêjkirin.

CARA YEKEMÎN DÊ LI YE’YÊ DIYALOGA BI OCALAN RE BÊ GOTÛBÊJKIRINÛ

Roja 6’ê sibatê saet di 15.00 de jî dê panela gotûbêjê ya bi sernavê “Li Tirkiyeyê ji bo Çareseriya Aşitiyane ya Pirsgirêka Kurd Diyalog” bê lidarxistin. Axaftina vekirinê dê ji aliyê komîserê berpirsê muzakereyan ên Komîsyona YE’yê Stefan Fule û dê ji hukûmeta Îrlandaya ku niha serokatiya YE’yê dike wezîrek ve bê kirin.

Ji bilî panelê, şandeya BDP’ê dê bi rayedarên payebilind ên YE’yê re hevdîtinan pêk bîne. Bi vî awayî dê yekem car Yekitiya Ewropayê (YE) diyaloga di navbera Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan û Tirkiyeyê de gobûjê bike û nêrîna xwe diyar bike.

DEMÎRTAŞ DÊ CIVÎNEK ÇAPEMENIYÊ LI DAR BIXE

Piştî panela li YE’yê Hevserokê Giştî yê BDP’ê Selahattîn Demîrtaş dê civîneke çapemeniyê bide endamên YE û çapemeniyê. Demîrtaş dê nêrînên xwe yên derbarê gotûbêjên di panela  “Li Tirkiyeyê ji bo Çareseriya Aşitiyane ya Pirsgirêka Kurd Diyalog” ku dê li YE’yê bê lidarxistin de aşkere bike.



AKP’nin ‘4. Yargı Paketi’ şantajı - ANF
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, grup toplantısında yeni anayasa için Mart ayının sonuna işaret etti. Anayasayı referanduma götürmek için yeterli oya sahip olamayan AKP, anayasa konusunda ittifak arayışlarına da hız verdi. CHP ve MHP’nin katı tutumundan dolayı yönünü BDP’ye çeviren hükümet, “4. Yargı Paketi”ni şantaj olarak kullanarak BDP’ye yönelmeyi hedefliyor. AKP, Meclis’te uzlaşma sağlanamazsa Mart ayında yeni anayasa ile birlikte “4. Yargı Paketi”ni Meclis’e sunacak.

Erdoğan, Katar gezisinden dolayı bir gün gecikmeli olarak yaptığı grup toplantısında yeni Anayasa çalışmasına değinerek, Mart ayının sonunu işaret etti. Erdoğan, Mart ayında Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndan sonuç alınamaması durumunda ayın bitimi ile birlikte kendi Anayasa önerilerini Meclis’e getireceklerini söyledi. Erdoğan’ın anayasaya ilişkin konuşmasında dikkat çeken ise, “Eğer biz parlamentoda beklediğimiz desteği aldığımız anda bunu gündeme getiririz, referandum gücünü yakaladığımız anda da biz millete gideriz” sözü oldu. Bu söz aslında şekil itibariyle Erdoğan’ın daha önce anayasaya ilişkin kullandığı söylemlerle aynı olsa da özünde yeni bir oyuna işaret ediyor.

ANAYASA SÜRECİ NASIL ÖNE ÇIKARILDI

2011 genel seçimleri sonrasında oluşan yeni Meclis’in anayasa yapması konusunda toplumsal kesimlerde ve siyasi partilerde mutabakat oluştu. Mutabakat sonucunda Meclis Başkanı Cemil Çiçek başkanlığında Anayasa Uzlaşma Komisyonu kuruldu. Komisyon sürece ilişkin 15 maddelik mutabakat metni yayınladı ve ardından ise çalışmalarına başladı. Buraya kadar her şey yolunda giderken, AKP’nin başkanlık sistemi önerisini sunmasının ardından ise komisyon çalışmaları tıkandı. Tıkanıklığı aşmak için Cemil Çiçek bir yandan devreye girerken, AKP’nin kurmayları ve Başbakan Erdoğan ise yüksek sesle Başkanlık sistemini istedikleri vurgusunu yaptı. Aslında herkesin bildiği ancak dillendiremediği süreçte bu noktada başladı. Çünkü AKP’nin başkanlık sistemini komisyondan geçiremeyeceği bilindik bir gerçek. Bundan dolayı farklı yol ve yöntemlere ihtiyaç vardı. Bunun için yöntem arayışına giren hükümet farklı stratejiler üzerinde durdu. Bunlardan ilki kamuoyunda anayasa konusunda büyük bir beklenti oluşturmak ve bu baskı ile komisyon çalışmalarına yüklenmek, ikincisi ise kendisine anayasa konusunda ittifak yaratmak oldu.

İTTİFAK ARAYIŞLARI

Halktan yaratılacak beklenti ile baskı oluşturmak konusunda yetersiz kalan AKP yönünü ise ittifak arayışlarına çevirdi. MHP anayasa konusunda çok keskin bir tutumu çalışmaların başından itibaren sürdürdü. Vatandaşlık tanımı başta olmak üzere anayasa çalışmaları boyunca birçok konuda şerhini koydu. CHP ise AKP’nin güdümünde çıkarılacak bir “sivil” anayasanın kendisi açısından seçim süreçlerinde olumsuz etki yaratacağını göz önünde alarak başta başkanlık sistemi olmak üzere birçok konuda karşı duruşunu ortaya koydu. Parti içerisindeki “ulusalcı”, “yenilikçi” ayrımının sertleşmesi ise vatandaşlık tanımında dahi CHP’de sıkıntılar yarattı. Tüm bu sıkıntılar içerisinde CHP’de anayasa konusunda net bir duruş yakalayamadı. Böylesi bir süreçte kilit rolde ise BDP yer aldı.

RAKAMLAR NEYİ GÖSTERİYOR?

Uzlaşmalı veya uzlaşmasız şekilde Meclis Genel Kurulu’na gönderilecek olan anayasanın kabulü için 367 oy gerekiyor. Anayasanın referanduma götürülmesi için ise 330 oya ihtiyaç var. Yani Anayasa’da her maddenin 330 oy alması gerekiyor. Bu rakamın altında oy alacak maddeler ise paketten düşecek. Anayasa Mahkemesine başvurmak için ise 110 oya ihtiyaç var. AKP 330’a ulaşabilmenin hesabını yaparken CHP 110 oyun hesabını yapıyor. AKP’nin ise halen 326 milletvekili bulunuyor. Rakamlar buyken AKP açısından BDP/Blok milletvekillerinin 29 oyu altın öneme sahip.

YÜRÜTÜLEN SÜREÇ VE YARGI PAKETİ

AKP tüm bu sıkışmışlık içerisinde BDP’nin oylarına yönelmek için farklı stratejileri de devreye soktu. PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeler sonrasında Başbakan Erdoğan’ın bizzat söylemleri ve medyanın yönlendirilmesi ile BDP üzerinde “ılımlı söylem” baskısı oluşturuldu. Böylece AKP’yi eleştirmeyen bir BDP yaratılması hedeflendi. Ardından ise kimi hükümete yakın medya ve yazarlar eliyle, “KCK tutuklularının tamamı 4. Yargı Paketi ile serbest bırakılacak” haberleri yapılmaya başlandı. Amaç ise bir yandan Kürtlerin gözünde AKP’yi “şirin” göstermek bir yandan da süreç açısından “Bakın AKP adımı attı” imajını yaratmak oldu. Tabi Erdoğan, tüm bu sürece Anayasa sürecini de dahil etti. Çünkü AKP tarafından neredeyse 3 aydır sürekli olarak 4. Yargı Paketi söylemi tekrarlanırken, paketin halen gündeme gelmemesi ise AKP’nin paketi koz olarak kullandığı yorumlarını gündeme getirdi.

‘BİR TAŞLA 2 KUŞ VURMA’ STRATEJİSİ!

Aslında AKP’nin niyeti açısından doğruluğu ağır basan bir yorum. Keza AKP, 4. Yargı Paketi ile, 2009 yılından bu yana “KCK” adı altında yapılan operasyonlarda tutuklananların serbest bırakılmasını söyleyen BDP ile anayasa üzerinden görüşme yürütmeyi amaçlıyor. Yani “4. Yargı Paketi’ni çıkaracağız ancak ortak bir anayasaya imza atalım” söylemi üzerinden AKP hükümeti BDP’ye yönelecek. Hedef bir taşla 2 kuş vurmak. Hem Erdoğan’ın can-ı gönülden istediği Başkanlık sistemi referanduma götürülecek hem de Kürt sorununda çözüm için AKP’nin adım attığı izlenimi oluşturulacak. Hesaba göre böylesi bir atmosferde gidilen referandumdan da büyük bir oran ile anayasa geçirilecek.

Tabi ki, Kürt sorununda çözüm arayışları ekseninde yapılan görüşmeleri salt AKP’nin anayasa hesaplarına indirgemek ne kadar doğru değilse, AKP’nin geçmiş dönemlerde ortaya koyduğu pratiklerini göz önüne almadan sürece bakmak ta o kadar doğru görünmüyor. Bu anlamda önümüzdeki günlerde hükümet tarafından 4. Yargı Paketi ile yeni anayasanın aynı zamanlarda Meclis’e sunulmasına da şaşırmamak gerek.



'Namus' baskısı ile 8 yıl tecavüzcüsünü bekledi - ANF

Tecavüzcüsünü 8 yıl bekledikten sonra sahte bir düğünle evlenen genç kadın,  bu kez şiddeti ve tecavüzcüleri aklayan devlete karşı adalet arayışına başladı. “Namus” baskısı ile karşı karşıya kalan genç kadın, “Tecavüze uğradığımı ne aileme ne kimseye söyleyemedim. Ne ailem ne de toplum böyle bir şeyi kaldıramaz. Mecburen sustum” dedi.

Bir yandan yargının koruduğu ve akladığı tecavüzcüler, diğer yandan hükümetin erkek şiddeti ve tecavüzü cesaretlendiren politikaları nedeniyle kadınlar bir çok açıdan ağır bir mağduriyet yaşıyor. Tecavüzcü değil, tecavüze uğrayan kadının suçlu gösterildiği ülkede, kadınlar çoğu zaman tecavüze uğradığını bile saklamak zorunda kalıyor.

Bir kadın daha tecavüze uğramasının ortaya çıkmasının ardından çevresinden destek göreceğini düşünmediği için gibi toplumun kadına bakışı ve “namus” dayatması nedeniyle yıllarca susarak tecavüzcüyle evlenmek zorunda kaldı.  Iğdır’da 8 yıl önce evlilik vaadiyle kandırılan ve tecavüze uğrayan genç bir kadın, 8 yıl sonra tecavüzcü tarafından kandırılarak sahte bir düğünle evlendi. Kanunen yasak olmasına rağmen imam nikâhı ile evlenen genç kadın yaşadıklarını ANF’ye anlattı.

“Ben bir markette çalışıyordum, orada görüp beğenmiş beni. Araya birilerini koydu ben uzun süre sonra onunla görüşmeyi kabul ettim. Evlenmek istediğini söylüyordu. Bu şekilde yakama yapıştı bırakmadı. 8 yıl böyle geçti” diyor genç kadın.

‘BEN YILLARCA ONU BEKLEMEK ZORUNDAYDIM’

“Ben yıllarca onu beklemek zorundaydım” diyen genç kadın konuşmasının devamında bu zorunluluğunu gözleri dolarak şöyle anlattı: “Beni kaçırıp tecavüz etti. Bu nedenle ben onu beklemek, katlanmak zorunda kaldım. Ne aileme ne kimseye bir şey söyleyemedim. Söylesem olay çıkardı. Ne ailem ne toplum böyle bir şeyi kaldıramaz. Namusumun peşinde olduğum için beklemek zorundaydım onu. ‘Beni şikâyet etme, seninle evleneceğim’ dedi, mecburen sustum. Benden sonra başka birine daha tecavüz etmiş, kız şikâyette bulunması üzerine 4 ay cezaevinde kaldı.”

Tecavüzcüsünün 8 yıl sonra ailesini getirerek kendisini istettiğini söyleyen genç kadın, ailesinin bu evliliğe ısrarla karşı çıktığını ve bu karşı koyuş nedeniyle tecavüze uğradığını söylediğini belirterek alelacele yapılan sahte düğünü ise şöyle anlatıyor: “Gelip beni istediler ailemden sonra alelacele bir yüzük takıp bir ay içerisinde düğün yaptılar. Ancak gözleri beni görmüyordu, akılları hep düğündeydi. Resmi nikâhımız kıyılmadı, düğünden sonra kıyacağız deyip imam nikâhı kıydılar. Meğerse getirdikleri imam da sahteymiş. Şahitleri zaten kanser hastaymış, nikâhtan bir hafta sonra öldü. Onlar şahidin öleceğini de bildikleri için onu getirmişler. Her şeyi bu kadar ince ayrıntısına kadar planlamışlar.

‘RESMİ NİKÂH KIYACAK DİYE UMUTLANDIM AMA…’

"Düğün günü geldi, çeşitli bahanelerle resmi nikâh kıyılmadı. Gelinliği çıkarıp vazgeçecektim ancak mecburdum evlenmeye. Ailemden ayrılmam, ben nerede yaşarsam sende orada yaşarsın diyerek ailesinin evine götürdü beni. Zaten on gün evli kaldım ama ‘gittiğim günden itibaren ailesi, ‘biz seni istemiyoruz’ dedi. Bir gün kayınvalidem ve kızları yine ‘biz seni istemiyoruz, çık git’ dediler, gitmedim. Sonra kayınvalidem kendini yerlere attı, saçlarını yoldu. Bana küfürler, hakaretler etti. Benim babamın 1992 yılında Iğdır’da yapılan bir yürüyüşte vurularak şehit olduklarını bildikleri için babamın mezarına varana kadar küfürler ediyordu. ‘Dağdakiler gidip orada geberiyorlar sonra da bizim adımızı kötüye çıkarıyorlar. Gidip kendilerini Fethullah hocaya adasınlar’ deyip gerillalara, şehitlerimize küfürler ederek beni kaçırtmak istiyordu. O günün akşamı beni annemlere götürdüler. Ben, belki bir daha beni içeri almazlar diye düşünüp altınlarımı da yanıma aldım. Evde altınları bulamayınca sabah eşim aradı. Ablamla da konuştu, gidelim resmi nikâh kıyalım dedi. Sevindim hazırlandım. Ancak eşim akşam geldi, yarın nikâh kıyacağız deyip beni alıp ailesinin evine götürdü. Eve gidince ‘ben seninle resmi nikâh yapmam’ dedi. Bütün altınları istedi, sabah da alıp annesine verdi, annesi ile bir şeyler konuştuktan sonra çıktı gitti. Ben hastaydım odada yatarken kayınvalidem içeri girdi ‘biz seni istemiyoruz, çık git’ dedi. Bütün altınları verdiğimi gitmeyeceğimi söyledim. Annesi, ‘biz bu düğünü oğlum mecbur olduğu için planlayarak yaptık. Bu düğün sahte olduğu için resmi nikâh yapmadık’ diyerek düğünün sahte olduğunu itiraf etti.”

ÖLÜMLE TEHDİT EDİLDİ

Genç kadın, tecavüzcüsünün annesi ve kardeşlerinin psikolojik ve fiziksel şiddetine maruz kaldığını dile getirdiği anlatımında, gördüğü şiddet karşısında kendini odaya kilitlediğini ve iki gün boyunca odada kaldığını ancak ikinci günün sonunda ölümle tehdit edilmesi üzerine önce ablasını sonra da polisi aradığını söyledi. Ve şöyle devam etti: “Ben kendimi odaya kilitledim, iki gün boyunca bir şey yiyip içmedim. Kayınvalidem, ‘öldürüp balkondan atarız intihar etti deriz’ diyordu. Korktum ablamı aradım ablamla annem karakola gitmişler, karakolda polisler kendisi şikâyetçi olmadan bir şey yapamayız demişler, ablam arayıp kendimin aramamı söyledi. Ben aradım polisler geldi. Eşimin ailesi bu defa da polislere benim şizofren olduğumu söyledi. ‘Hani sen PKK’yı çağıracaktın?’ dediler. Ben kendimi odaya kilitlemeden önce bana şiddet uyguladıkları sırada BDP’yi aramıştım yardım istemek için ancak partide kimse olmadığı için ulaşamadım. Bunu bu şekilde söylüyorlardı.”

‘BEN TUZAĞA DÜŞÜRÜLDÜM’

Karakoldaki işlemlerin ardından ailesinin evine gittiğini ve burada bir ay beklediğini söyleyen genç kadın hamile olduğunu da bu sırada öğreniyor. Altınlarına tecavüzcüsünün ailesi tarafından el konulmasına ve tecavüze uğramasına rağmen, tecavüzcüsünün ailesinin köyde, “Altınlarımız çaldı biz de onu kovduk, zaten namuslu değildi” şeklinde söylentiler çıkardığını aktaran genç kadın, “Ben tuzağa düşürüldüm” diyerek yaşadıklarını anlatmaya devam etti.

Köyde çıkarılan söylentilerin ardından Iğdır barosu aracılığıyla mahkemeye başvurduğunu belirten genç kadın, avukatların “delil yok, devlete nasıl ispatlayacaksın?” diyerek kendisini vazgeçirmek istemesi üzerine önce savcılığa gittiğini ve orada avukatlar tarafından oyalandığını öğrendiğini söyledi. Bunun üzerine avukata gidip kendisi hakkında şikâyetçi olacağını söylemesiyle avukatın ilgilenmeye başladığını söyleyen genç kadın, yaşadıkları nedeniyle bu süreçte çocuğunu düşürdüğünü de sözlerine ekledi. Genç kadın son olarak, “Ben şimdi sokağa çıkamıyorum, utanıyorum” dedi.

Genç kadının 8 yıl sonra başlattığı adalet arayışı kapsamındaki dava Mart ayında Iğdır Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.


Emê tenê DBK'ê guhdar bikin – Yeni Özgür Politika

“Em hêzek bi serê xwe nîn in, yên dixwazin bi axivin bila bi Desteya Bilind a Kurd re bi axivin. Em tenê biryarên Desteya Bilind a Kurd guhdar dikin.”

Fermandarê Giştî ye Yekîneyên Parastina Gel (YPG) Sîpan Hemo, destnîşan kir ku şerê li Serêkaniyê tê meşandin şerekî ji rêzê nîn e û bal kişand ku hêzên wekî Tirkiyeyê, yên xwe wekî muxalefeta Sûriyeyê binav dikin û rejîm bixwe jî di nav de ye. Hemo, destnîşan kir ku piştî serkeftinên YPG’ê gelek derdor, her wiha Koalîsyona Muxalefeta Sûriyeyê daxwaza hevdîtinan kirine, lê ew bi tu kesî re hevdîtinê pêk nayinin û got, “Em hêzek bi serê xwe nîn in, yên dixwazin bi axivin bila bi Desteya Bilind a Kurd (DBK) re bi axivin. Em tenê biryarên Desteya Bilind a Kurd guhdar dikin.”
Fermandarê Giştî yê YPG’ê Sîpan Hemo, êrîşên li Serêkaniyê, sedemên van êrîşan, hêzên di nav de cîh digirin, encamên şer û bangên agirbestê nirxandın.

Rewşa dawî ya Sûriyeyê di warê ewlekariyê de hûn çawa dinirxînin?
Şoreşa Sûriyeyê ket sala xwe ya duyemîn û ji hemû aliyan ve rewşên nû tên jiyîn. Hem ji bo muxalefetê hem jî ji bo rejîmê mirov dikare vê yekê bêje. Li Rojhilata Navîn li gel pêvajoya 'Bihara gelan' rejîmên dîktator yek bi yek hilweşiyan. Sûriye jî yek ji van e. Di 15’ê Adara 2011’an de li Sûriyeyê jî pêvajoyek şoreşê ya mafdar destpê kir. Gelên Sûriyeyê ev 47 sal bûn ji destê rejîmê zulmek mezin dîtibû. Lewra serhildana ku ji bajarê Derayê destpê kir, pêl bi pêl li tevahiya welat belav bû û di warê navnetewî de jî piştgiriyek mezin girt. Lê rejîma Sûriyeyê bi awayekî pir hovane bi ser xwepêşandanan de çû û dixwest serhildanan tune bike. Li hemberî vê yekê jî pêvaoya şoreya Sûriyeyê hêdî hêdî bi çekdar bû. Ji ber ku rejîmê li hemberî gel çekên giran bikar dianîn, muxalefet jî mecbûr ma ku çekan bikar bîne. Lewre destpêkê şerê çekdarî mafdar bû. Bi vê yekê re serhildan derbasî asta duyemîn bû, şerê parastinê hatibû destpêkirin.

'Radîkalîzm û çetevanî bi bandor bû'
Ev rewş heta demekê dom kir, li gel bajaran hate meşandin, lê pêvajo çiqas dirêj bû, rewşa şerê parastinê jî guherî. Li şûna şoreşgerên ku xweparastinê esas digirin, komê cuda derketin holê, çetevanî di nava wan de pêş ket. Di bin siya muxalefetê de li Sûriyeyê Îslama radîkal hate pêşxistin. Pêşxistina Îslama radîkal jî lîstikek zanebûn bû û bi armanca ku şoreşa Sûriyeyê ji xeta wê bê derxistin hate pêkanîn. Her wiha dihat xwestin ku bi vê yekê temenê rejîma Sûriyeyê bê dirêjkirin. Di encamê de şoreşa Sûriyeyê ji dema destpêka cudatir ketine merheleyeke pir cuda û ji xeta xwe derketiye. Komên çete derketin, komên ku tenê xizmeta hêzên derve dikin hene. Armanca van jî xistina rejîm Sûriyeyê nîn e, bi temamî li gorî berjewendiya hêzên herêmî û navnetewî dikin. Ev jî hêzên hegemon û hêzên herêmî yên wekî welatên Ereban ên kendavê û Tirkiyeyê ne. Ereban naxwazin Şiî pêş bikevin, Tirk jî naxwazin Kurd pêş bikevin. Lewre jî Îslama radîkal hate pêşxistin. Vê rewşê hêzên rojavayî xistin gumanan. Lewre temenê rejîmê dirêj bû, heta mirov dikare bêje ku rejîmê hinek kom ji bo dirêjkirina temenê xwe birêxistin kirin. Yanî bi kurtasî her hêzekê hinek kom ji bo xwe bikar anîn. Di navbera van hêzan de bazar têne meşandin û ji bo pêşîlêgirtina Îslama radîkal belkî jî li hev kirine û di encamê de jî temenê rejîmê hinekê dirêj bûye. Dixwazin bi Beşar Esedekî zeîf demeke din jî bidomin.

Êrîşên dawî yên li dijî herêmên Kurdan di kîjan çarçoveyê de dikarin bêne nirxandin?
Ev gelekî aşkera ye. Ger ku li cihekî ku rejîm lê nebe, pirsgirêk tunebin, lê dîsa jî ev komên hanê êrîş bikin, wê demê derdikeve holê ku ew ne li pey rejîmê ne. Ji destpêkê ve jî bi vekirî diyar dike ku êrîşên li hemberî herêmên Kurdan bi armanca hilweşandina rejîmê û şerê li dijî wê nayên pêk anîn. Hikûmeta Tirkiyeyê di destpêkirina pêvajoya Sûriyeyê de gelek caran diyar kiribû ku ew nahêle Kurd bibin xwedî înîsiyatîf û gelek caran Meclîsa Niştimanî ya Sûriyeyê jî bi gotinên wekî, 'Ger ku hun destûrê bidin Kurdan, ez alîkariyê nadim me' tehdît kirin. Lê li gel hemû hewldan û êrîşan jî gelê Kurd li gel Yekîneyên Parastina Gel (YPG) bajaran rojavayê Kurdistanê rizgar kirin.
Ji 19’ê Tîrmeha sala 2012’an û vir ve bajarên xwe rizgar kirine, hêzên wê yên parastinê jî van bajaran diparêzin, her wiha meclîsên wan jî bi sîstema xweseriya demokratîk xwe bixwe  birêve dibe. Li gel hemû zehmetiyên tên jiyandin jî, herêmên Kurdan bi aramin û li gorî derfetan pirsgirêkên xwe çareser dikin. Vê rewşê fermiyetek jî derxistin holê. Tenê Kurdan karîbûye ku herêma xwe birêve bibin, li aliyê din ne rejîmê ne jî muxalefetê tiştekî wiha nekarî pêk bîne. Lewre jî Tirkiyeyê ev yek hezim nekir. Ji bilî tehdîtên li ser Meclîsa Niştimanî û hewldanên navnetewî, xwest ku rasterast û bi rengekî gelekî aşkera êrîşî ser destkeftiyên Kurdan bike.

‘Dest bi talanê û êrîşên li dijî gel kirin’
Êrîşan li Efrînê destpê kirin, wekî tê zanîn komên çete yên Kurdan kirin girêdayî Tirkiyeyê bûn. Lê gelê Efrînê gelekî bi nirxên xwe ve girêdayî ye, lewre Tirkiyeyê di polîtîkaya xwe de biser neket. Lewre planên xwe veguherandin ser herêma Cizîrê ku dilê Kurdistanê ye. Êrîşên li Serêkaniyê, ji roja destpêkê heta niha, bi armanca dagirkirina herêma Cizîrê pêk tên. Her wiha dixwestin Kurdan tune bikin. Rejîm li gelek bajarên din heye, lê hedefgirtina Serêkaniyê ku rejîm tê de tune ye, manîdar e.  Me got ketina destpêkê ya van koman temam bila ji ber bermahiyên rejîmê be, lê piştî ku ev bermahî jî neman, komên çekdar êrîşî malên gel kirin, talan û dîzî destpê kir. Lewre hêzên YPG’ê mecbûr ma ku bersiv bide. Gelek pevçûn çêbûn û YPG di van pevçûnan de serkeftinên mezin bidest xistin.

‘Komên bi pere, têk diçûn agibest dixwestin’
Hinek komên çete têne birêxistinkirin, pere ji Tirkiyeyê digirin û tên li Serêkaniyê şer dikin, lê piştî têk diçin 2 roj piştre daxwaza şer sekinandinê dikin. Gelê Kurd û hêzên parastina wan YPG’ê, naxwaza şer û kuştinê bike, zulmê li tu kesî bike, lewre destpêkê ev daxwaz qebûl dikirin. Wê çaxê jî diviyabû ku pirsgirêk bihata çareserkirin. Di vê çarçoveyê de daxwaza YPG’ê tenê ew bû ku ev kom derkevin û gelên Serêkaniyê bajêr birêve bibin. Lê ev yek li dijî daxwazên wan bûn, digotin; 'wê çaxê emê li ku bin, emê çawa ji destkeftiyan par bigirin…' Di encamê de komên ku me pê re şer dikirin, êdî şer nedikirin, lê vê carê hinek komên ên ji aliyê Tirkiyeyê ve hatine şandin dihatin û êrîş dikirin. Lê ew jî têk diçûn û daxwaza agirbestê dikirin.

Li aliyekî rejîm, li aliyê din komên çete
Piştî van pevçûnan û agirbestan ji bo çareseriya pirsgirêkê demeke dirêj devdîtinan dom kir û ev hevdîtin hatibûn asta dawiyê ku êdî bi encam bibin jî. Di vê navberê de planên me yên ku em bermahiyên rejîmê yên li rojavayê Kurdistanê paqij bikin, hebûn. Di vê çarçoveyê de me berê xwe da herêma Rimêlanê ku herêmek mezin a petrolê ye. Li wir hinek hêzêr rejîmê mabûn û tabûrek leşkerên rejîmê ku li dora vê herêmê bicîh bibû, dorpêç kir. Me xwest ji vir derxînin û herêmê bixin bin kontrola xwe. Lê piştî 2-3 rojên dorpêçkirinê, komên çete li Serêkaniyê êrîşî hêzên me kirin. Destpêkê em şaş bûn, yanî li aliyekê em bi rejîmê re şer dikin, li aliyê din komên çete êrîşî me dikin. Me got “gelo rejîm dixwaze dorpêçkirina Rimêlanê rake, loma li Serêkaniyê êrîş dike?” Lê di encamê de li herdu aliyan jî li berxwe da. Li herêma Rimêlanê wekî me plan kiribû, tabûra leşkerî ji gundê Girzîro hate derxistin, serkeftinek pir mezin çêbû.  Di dema dorpêçkirina Girzîro de, li Serêkaniyê jî êrîşên pir dijwar li ser me hebûn. Lê balkêş e, dema me Girzîro girt destê xwe, van komên çete bi riyên cuda daxwaza agirbestê kirin.

Yanî li Serêkaniyê şerekî ne ji rêzê heye. Hêzên herêmî yên wekî Tirkiyeyê, muxalefet û rejîm bixwe jî tê de cîh digirin?
Yanî, di navbera wan de peymanek fermî nebe jî, li hemberî me, di navbera van hêzan hemuyan de lihevhatine heye. Yanî balkêşe, dema xwest rejîmê ji Girzîro derxînin, li Serêkaniyê êrîş hatin pêkanîn, dema me Girzîro girt jî, hêzên muxalefetê bi riyên cuda agirbest xwest. Bi rastî êrîşa dawiyê ya li Serêkaniyê em wekî bêbextiyek mezin dinirxînin. Piştî hevdîtinên bi komên çekdar re û hevdîtinên dihatin meşandin êdî me bawer kiribû ku dê li Serêkaniyê rewş aram bibe, emê encamekê bigirin û rêveberiya sivîl dê bê avakirin. Lê bêbextiyek pir mezin hate kirin. Hem piştgiriya mezin a Tirkiyeyê heye, hem jî hemû hêzên xwe yên ji cihên cuda anîn Serêkaniyê.

‘Cara yekem bi hejmarek evqas mezin êrîş dikin’


Di rojên dawî de li Serêkaniyê kesek hate kuştin û derket holê ku ji Tirkiyeyê ye û nasnameya wî ya ku berê di nava Hîzbul-kontra de bû aşkera bû. Têkildarî vê rewşê wekî belge û hwd. ku ketine destê we hene?
Li Serêkaniyê cara yekemîn Artêşa Azad,-yanî naxwazim navê Artêşa Azad bikar bînim, lê mixabin ev komên hemû xwe wisa binav dikin-, bi hejmarek evqas zêde şer kirin. Yanî ji bajarên wekî Idlib, Heleb, Bab, Dêra Zorê, Tilebyat, Hesekê hejmarek gele zêde hatin, heta dikarim bêjim ku hinek ji Şamê jî hatibûn. Dîsa Tirkiyeyê piştgiriyek mezin da, ji wî alî gelek hatin.

‘Subayên Tirk çeteyan koordine dikin’


Di hate gotin ku ji Tirkiyeyê 1500 endamên komên çekdar derbasî Serêkaniyê bûne. 
Hejmar pir pir zêdetir e. Yanî belkî ji Tirkiyeyê hezar û 500 kes hatibin, hejmarê tam nizanim, lê qasî wan jî ji bajarên din ên Sûriyeyê hatibûn. Hejmarek pir zêde heye. Şerekî mezin çêbû, lê hêzên YPG’ê biser ketin û li piraniya bajêr kontrol xistiye bin destê xwe. Êdî şer li taxên li ser sînor Tirkiyeyê didomin. Piştî vê serkeftina dawî, ev çend rojên dawî ne, bi awayekî pir aşkera êdî Tirkiye bixwe êrîş dike. Em di cîhazan de guhdar dikin, subayên Tirkan ji komên çete agahiyan dixwazin, cihên YPG’ê ji wan dixwazin, wan araste dikin. Berê jî Tirkiye di nava şer de bû, lê niha bi awayekî aşkera di nava şer de ye. Jixwe di çapemeniyê de jî hate weşandin kesên ji Tirkiyeyê hatibûn hatin kuştin.

Tê gotin ku komên çekdar ên li Serêkaniyê guleyan berdidin Serêkaniya serxetê û welatiyan birîndar dikin. Gelo dibe ku Tirkiye vê yekê bike hinceta û bi awayekî fermî êrîşî Serêkaniyê bike?
Bawer nakim ku Tirkiye tiştek wisa bike. Lê bi fermî bi me re biketa şer dê baştir bûya. Ji ber ku bi wî awayî encam nedigirtin. Lê bi riya van çeteyan li gorî xwe baştir encaman digire, tevlîheviyan derdixîne û xwe li derve digire. Her wiha evqas leşkerên wan ên bê pere, yên ehmeq (Komên çete) hene, wê çima bixwe bikeve şer.

Serêkaniyê yekîtî afirand


Li hemberî şerê Serêkaniyê, helwesta partî û rêxistinên Kurd, her wiha gelên herêmê çawa ye?
Bi rastî di vî warî de, ji ber nêzîkahiya hatiye nîşandan em gelekî hestewar in. Belkî cara yekemîn e ku gelê Kurd di meseleyek wiha de dibe yek. Li Serêkaniyê piştgiriyek gelek mezin hate nîşan dan û vê yekê rê vekir ku YPG hêza xwe mezintir bike. Me jî ji roja yekemîn ve ev yek dixwest. Lê demekê nakokî hebûn, lê di encama berxwedana Serêkaniyê de pêngavên gelek girîng hatin avêtin. Ramanên wan çi dibin bila bibin, gelek aliyên Kurd li dora YPG’ê bûne yek. Gelek alî bi awayekî fermî hatin mil dan me, yên hêza wan nebûn jî, bi awayekî siyasî piştgirî dan. Yên ji YPG’ê hes nakin jî, daxuyaniyan didin, ev ji bo me gelekî girîng e.

Nêzîkahiya gelên din bi taybetî gelên li Serêkaniyê yên wekî Ereb, Suryanî, Asûrî û hwd. çawa ye?
Gelên Ereb û Suryanî jî piştgiriya xwe aniye ziman. Em her tim dibêjin ku YPG’ê tenê parastina Kurdan nakin, parastina hemû gelên herêmê dikin. Lewre wekî ciwanên Kurd, tevlîbûna ciwanên gelên din a YPG’ê jî girîng e. Alîkariya wan gelekî girîng e, her wiha hinek ciwanên ji netewên din jî tevlî YPG’ê bûne, lê em dixwazin ciwanên hemû netewan tevlî refên YPG’ê bibin.

Niha li Serêkaniyê rewşa dawî çiye?
Niha ji bilî mentîqa Mehete ku piranî komên çete yên dibin kontrola Tirkiyeyê de têde ne, piraniya bajêr di destê YPG’ê de ye. Yanî ji başûr û rojavayê riya Hesekê, heta nava bajêr, ji wir heta mentîqeyên Xiraba, Sînaa, Ebra û Sukê di destê YPG’ê de ne. Cihên mane jî niha dorpêçkirî ne. Rewş gelekî baş e, em serkeftî ne.
Ev çend roj in tu alî nemane ku dixwazin bi mere bikevin têkiliyê û em şer rawestînin. Lê em wekî YPG’ê ne biserê xwe ne ku dema em bixwazin şer bikin an jî rawestin. Em wekî komên çete nîn in. Hinek aliyên muxalefeta Kurd, muxelefta Sûriyeyê, her wiha pir kesên niha bi me re şer dikin jî daxwaza hevdîtinê kirin. Em hemû rewşan dinirxînin, lê gelê Kurd bi tu awayî van koman naxwaze.

Yanî ji ber îstîsmarkirina agirbestên baweriya gel nemaye...
Rast e, ji Efrînê heta herêma Cizîrê tu kes van koman naxwaze. Di hemû meş û xwêpaşandanan de tê xwestin ku ev kom bêne derxistin. Ma dê çawa qebûl bikin, komên xwe wekî Artêşa Azad bi nav dikin gelê xwe dikuje, lewre bi tu awayî naxwazin.

Koalîsyona Muxalefeta Sûriyeyê, bi daxuyaniyekê diyar kir ku wan ji bo Serêkaniyê komîteyek ava kiriye, ev komîte heta niha bi we re ketiye têkiliyê yan na?
Vê komîteyê biryar girtiye ku bi hemû aliyên li Serêkaniyê şer dikin re hevdîtinan pêk bînin, lê heta niha tiştek çênebûye. Hinek kesên Kurd ku di nava wan de cih digirin daxwaza hevdîtinê kirin, lê me qebûl nekir. Em dîsa dibêjin ên ku dixwazin bi me re bi axivin bila bi Desteya Bilind a Kurd re bi axivin, em bi tu kesî re na axivin. Desteya Bilind derbarê Kurdan de biryaran digire û ew jî girêdayî wan in. Lewre bila ev komîte bi Desteya Bilind re bi axive. Bixwe gotine ku şer tiştekî baş nîn e, ew na ecibînin. Wê çaxê tişta dikeve ser milê wan bila bicîh bînin, ew jî divê Koalîsyona ketina Artêşa Azad a herêmên Kurdî qedexe bike. Ji ber ku Kurd têrî xwe hene.

Derbarê encamên pevçûnan de hûnê çe agahiyê bi me re parve bikin?
Li Girzîro fermandarekî payebilind û 7 leşkerên Sûriyeyê hatin kuştin. Hevalekî me birîndar bûn. Li Serêkaniyê jî di şerê heta niha de 11 hevalên me şehît ketine. Ji vana hevalên Serhet, Lewend û Zerdeşt fermandarên yekîneyan bûn û bi lehengî şehîd ketin. Hemû hevalên me bi lehengî şer kirin û şehîd ketin. Her wiha 11 hevalên me birîndar in, lê birînên wan sivik in. Derbarê windahiyên aliyên din de naxwazin tiştek bêjin, ew bixwe bêjin baştir e.


'Kilîta çareseriyê Ocalan e' – Yeni Özgür Politika

Nivîskarê navdar û çepgir Vedat Turkalî, têkîldarî tecrîda ku 18 mehin li ser Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan û hevdîtinên li Îmraliyê yên di navbera Ocalan û dewletê de tên meşandin nirxand.

Turkalî, diyar kir ku rola Ocalan a di pêvajoye de gelek girîng û zêde ye û wiha got: "Turkalî, Divê bi gelê Kurd re têkilî bê dayîn. Rêberê Tevgera Azadiya Gelê Kurd Abdullah Ocalan e. Ji ber ve yekê hevdîtina li Îmraliye bi Ocalan re perçeyê bûyerek mezin e. Serokomarê Tirkiyeyê yê berê Suleyman Demîrel digot "Gelê Kurd 28 caran serî rakir me têk bir emê vê yekê jî tek bibin. Lê vê carê têk nebirin. Ji ber ku Kurdan rêxistin bûn û hişyariyer ava kir. Di nava rûpelên dîrokê de gavên aqilane avêt. Lê li hemberî vê yekê dewletê tundiya liser gelê Kurd berdewam kir. Her ku gelê Kurd aştî xwest dewlete bêtir şewitand, bombe kir û kuşt. Çi resaletiya ji destê wan hat kir. lê tu encam bi dest nexist. "


'Rastiyek mezin dît'
Turkalî, da zanîn ku li ser axa Kurdistanê ligel Kurdan ermenî, asûrî keldanî, û komên xirîstiyanan jî dijîn û bûne şahidê gelek serhildanan. Turkali, da zanîn ku ji serdema Osmanlî heta niha her tim dixwazin gelê herêmê têxin pêxîla hev û bi hev bidin şerkirin û wiha axivî: "Di serdema Osmanî de Kurd hatin xapandin. Di serdema Abdulhamit de digotin 'Bavê Kurdan' Lê di rastiya xwe de ne bavê Kurdan bû. Ji bo ermeniyan têk bibe Kurd wekî maşikê bikar dianîn. Bi avakirina alayên Hamidiyê li gelê Kurd û ermenî zulim kir. Ji bo ku li herêmê aramî û îstîkrar pêş bikeve divê rastiya dîrokê baş bê xwendin û zanîn. Karê Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan ê herî mezin ev rastî dît û ev rastî nîşanî gelê xwe da. Ji ber vê rastiyê mirovên li çiyê çanê xwe feda dikin. Gelê Kurd û BDP'ê ev rastî dît. hikûmet û leşkerê jî zext û zor li ser gelê Kurd kir. Xwest serhildana gelê Kurd desteser bike û bifetisîne. Niha Abdullah Ocalan gelê Kurd û Kurdên ewropayê hemû li hemberî vê zilmê ne û dengê xwe li hemberî vê zilmê bilind dikin."

Rêya çareseriyê
Turkali, destnîşan kir ku bi milyonan Kurd dibêjin "Rêya min rêya Ocalan e" ji bo bigêjin azadiyê ji bo Ocalan kampanya îmzeyan dan destpêkirin. Ji bo çareseriya pirsgirêka Kurd divê şert û mercên Ocalan bên başkirin. Cîhan jî vê yekê guncav dibîne. Lê hikûmet ji bo hin lîstik û berjewendiyê xwe rêbazên din bikar tîne. Tu çareya dewletê ji bilî aştiyê wêdetir tune. Dewlet dawiya dawî neçar e aştiyê pêk bîne. Di mijara Kurd de di nava tevgera gelê Kurd de gelek kesên bi aqil ên di rêça Ocalan de dimeşin hene."
Turkalî, da zanîn ku ji bo pirsgirêka Kurd bi rêya demokratîk û aştiyane çareser bibe divê rêya ku Ocalan nîşan daye bê şopandin û xwest her kes vê rastiyê bibîne û wiha got: "Tirkiye welatikî pir çandî û pir ziman û civakî ye. Mao di dema xwe de digot bihêlin bila 100 kulîlk vebin. Li gel me jî kulîlkên rengo rengo hene. Berdin bila hemû gel reng û çanda xwe bijîn. Erdogan dibêje, "PKK ne muhatabê min e. Ev lîstikên polîtîk in. Li aliyekî dibêje PKK ne muhatabê min e. Li aliyê din jî mirovên çiyê dibêjin em girêdayî Ocalan in. Li gorî vê rastiyê PKK muhatabê Recep Tayyip Erdogan e." 


Fransa gerçeği biliyor – Yeni Özgür Politika

MİT elemanı Murat Şahin’in açıklamalarını değerlendiren Remzi Kartal, “Haber, soruşturmayı yürüten Fransa yetkililerine ve Türk Hükümeti’ne sorumluluk yüklüyor. Kürt tarafı olarak Fransa’nın elinde yeterli bilgi ve kanıt olduğunu düşünüyoruz” dedi.

KONGRA GEL Başkanı Remzi Kartal, MİT elemanı Murat Şahin'in gazetemizde yayınlanan açıklamalarının çok önemli olduğunu vurgulayarak,  "Özellikle Fransa Hükümeti ve ilgili makamları bu haberi ciddi bir şekilde değerlendirmeli" dedi. Fransa Kürt Dernekleri Federasyonu (FEYKA) Başkanı Mehmet Ülker ise haberimizi Fransızcaya çevirip avukatlarına vereceklerini söyledi.

MİT elemanı Murat Şahin'ın Paris katliamının zanlısı Ömer Güney'in kendisi ile aynı birime bağlı olduğunu açıklamasını değerlendiren KONGRA GEL Başkanı Remzi Kartal ve FEYKA Başkanı Mehmet Ülker, Türk ve Fransız hükümetlerinin sorumluluklarını bir kez daha hatırlattı.
KONGRA GEL Başkanı Remzi Kartal, MİT elemanı Murat Şahin'in Devrim Karargah operasyonunda oynadığı role dikkat çekerek, "Bu kişinin Ömer Güney hakkında söyledikleriyle ilgili Türk devleti ve MİT'in gerekli açıklamaları yapmaları gerekiyor. Haber, soruşturmayı yürüten Fransa yetkililerine ve Türk Hükümeti'ne sorumluluk yüklüyor. Fransa Hükümeti ve İçişleri Bakanlığı yetkilileri bu haber üzerine ciddi bir şekilde eğilmeli" dedi.
Kürtlerin hem Türk hem de Fransız yetkililerinden doyurucu bir cevap beklediğini söyleyen Kartal, "Türk tarafı İmralı'da sürdürülen diyalog sürecinin devamını istiyorsa bu cinayeti mutlaka çözmesi gerekiyor" ifadesini kullandı.
Fransa'nın elinde yeterli sayıda kanıt ve delil olduğunu kaydeden Kartal, Ömer Güney hakkındaki iddaların ciddi anlamda derinleştirilmesiyle olayın çözüleceğini söyledi. Katliamı bir kişinin tek başına yapacağını düşünmediklerini belirten Kartal, Fransa yetkililerin elinde kamera görüntüleri olduğunu hatırlatarak, "Kürt tarafı olarak Fransa'nın elinde yeterli bilgi ve kanıt olduğunu düşünüyoruz. Fransa devleti soruşturmayı derinleştirirse, perdenin arkasındaki gerçek katilleri ortaya çıkarır" şeklinde konuştu.

Türk basınındaki haberler
Türk basınında yer alan heberlere de dikkat çeken Remçi Kartal, Ömer Güney'in Ankara bağlantılarının tamamının açıklanmasını istedi. Güney'in Ankara'da iki PKK'li görüştüğü yönündeki iddiaların da devlet kaynaklı ve manipülatif olduğunun altını çizen Kartal, "Doğrudur diyorlarsa açıklanmasını istiyoruz" dedi.

Fransız makamlara verilecek
FEYKA Başkanı Mehmet Ülker ise MİT elemanı Murat Şahin'in açıklamalarına tereddütlü yaklaşsa da Türk devletinin sızma yöntemini kullandığının bilindiğini söyledi. Haberin çok önemli olduğunu ve Fransızcaya çevirip avukatları aracığıyla Fransız yetkililere verileceğini söyleyen Ülker, "Ömer Güney'in MİT ile bağlantılı olduğuna büyük ihtimal veriyoruz. Bir yerlerle bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Kürt tarafı olarak da araştırma içindeyiz" dedi.
"Ömer Güney'in Kürt mücadelesini canı gönülden destekleyen biri değil, bir sızma" olduğunun artık netleştiğini belirten Ülker, bu sızmanın nereden olduğuna yönelik cevabın da Fransız polisince verileceğini söyledi. Ülker, "Fransa polisi, Ömer Güney'in yalnız olup olmadığını biliyor" diye konuştu.


Türkali: Hükümet görüşmek zorunda – Yeni Özgür Politika

Yazar Vedat Türkali, “Kürt Özgürlük Hareketi’nin lideri Abdullah Öcalan’dır, bu nedenle İmralı’daki görüşmeler büyük bir olayın parçası. Ama Hükümetin sinsi bir takım oyunları işin nereye varacağına dair bize kolay kolay güvence vermiyor” dedi.

Yazar Türkali, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la İmralı’da gerçekleşen görüşmeleri değerlendirdi. Öcalan’ın süreçteki rolünün önemine işaret eden Türkali, “Kürt halkıyla ilişki kurmak gerekiyor. Kürt özgürlük hareketinin lideri Abdullah Öcalan’dır, bu nedenle İmralı ile görüşme büyük bir olayın parçası” dedi. Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, “Kürtler 28 defa isyan ettiler yendik, bunu da yeneceğiz” sözlerini hatırlatan Türkali, “Yenemediler. Yenemediler çünkü Kürtler bambaşka bir yapıda ortaya çıktılar. En akıllıca, tarihe de en uygun biçimde adım atmaya başladılar. Bunun karşısında devlet şiddet uygulamaya devam etti. Daha fazla bomba attı, daha fazla insan öldürdü. Elinden gelen her türlü rezilliği yaptı; ama bir sonuç alamadı” diye konuştu.


Çözüm anahtarı Öcalan’da
Mezopotamya’nın Kürtlerin yanı sıra, Ermenilerin, Asurilerin, Keldanilerin, ilk Hristiyan grupların isyanlarına tanık olduğunu dile getiren Türkali, Osmanlı zamanından beri bölge halklarının birbirine kırdırılmaya çalışıldığını söyledi. Osmanlı döneminde Kürtlerin kandırıldığına vurgu yapan Türkali, “Abdülhamit döneminde ona, ‘Bavê Kurda (Kürtlerin Babası)’ denirdi. Ancak o Kürtlerin babası falan değildi. Kurnaz bir hükümdardı. Ermenileri bastırmak için Kürtleri kullandı. Hamidiye Alayları’nı kurarak Kürt halkına ve Ermenilere zulüm etti” dedi. “Bölgenin sükuna kavuşması için bu gerçeğin doğru saptanması lazımdı“ diyen Türkali, şöyle devam etti: “Abdullah Öcalan’ın yaptığı en büyük iş bu gerçeği görmesi ve halkına da bunu göstermesidir. Hükümet, askerlerin de baskısıyla ya da kendisi de askerlere baskı yaparak, Kürt hareketini bastırmak için epey marifet gösterdi; ama hiçbir şey yapamadı. Sonra anlaşıldı ki çözüm anahtarı Abdullah Öcalan’da. Dağdaki adamlar bunu diyor, Avrupa’daki Kürt bunu diyor, aydınlar ve halk da bunu diyor.”

Çaresiz barışacaklar
Milyonlarca Kürt’ün, “Benim yolum Öcalan’ın yoludur” diyerek özgürlüğüne kavuşması için imza vererek Kürt sorununun çözümü için şartların bir bakıma hazır olduğu mesajı verdiğini belirterek, “Dünya şartları da buna uygun düşüyor. Ama Hükümetin sinsi bir takım oyunları işin nereye varacağına dair bize kolay kolay güvence vermiyor” diye konuştu. Devletin barış yapmaktan başka çaresinin olmadığını vurgulayan Türkali, “Sonunda barış yapacaklar, çünkü çaresizler. Mesela Kürt hareketi içinde çok akıllı ve Öcalan’ın çizdiği çizgide yürüyen çok yetenekli insanlar var” dedi.

‘Çözüm Öcalan çizgisinde’
Kürt sorununun demokratik temelde çözümünün Türkiye halkları açısından önemine dikkat çeken Türkali, “Bu işin çözümü Öcalan’ın çizdiği iç çizgi formülüdür. Bunun değerini bilmek lazım. Türkiye çok kültürlü ve çok halklı bir ülkedir. Mao vaktiyle, ‘Bırakın yüz çiçek açsın’ diyordu. Bizde çeşit çeşit çiçek var. Bunların ne zararı var. Bırakın bütün halklar birbirini severek yaşasın” diye belirtti. Türk Başbakan Recep T. Erdoğan’ın, “PKK benim muhatabım değildir” söylemlerini, “politik oyunlardır” diyerek şu sözlerle eleştirdi: “PKK benim muhatabım değil diyor; ama dağdaki adam ‘ben ancak Öcalan’ın sözüyle hareket ederim’ dediği anda PKK, Recep Tayyip Erdoğan’ın muhatabıdır. Ben bunlara önem vermiyorum. Bunlar diplomatik ayak oyunlarıdır.”


KCK: HABERLERİN HEPSİ ASPARAGAS – Özgür Gündem

Türk basınında İmralı Süreci ile ilgili çıkan haberleri yalanlayan KCK, ‘Önder Apo’nun İmralı’da yaptığı görüşmelerin dışında ne Hewler’de ne de başka bir yerde hareketimiz adına bir görüşme yapılmadığı gibi, haberler yalandır’ dedi

TUTUMUMUZU AÇIKÇA VE NETÇE BELİRTMİŞTİK

“Önderliğimizin, hareketimiz ve halkımız adına yaptığı görüşmelere ve hareketimizi temsil etmesine tümüyle katıldığımızı ifade etmiştik” diyen KCK, “Önder Apo’nun yönetimimizle görüşmesine olanak sağlanmasını istemiştik. Medyada konuyla ilgili birçok çarpıtma yapılmıştır; bunları reddediyoruz” dedi.

HABERLER PSİKOLOJİK SAVAŞ FAALİYETİ

KCK, “Türk basını, psikolojik savaş çerçevesinde hemen her gün hareketimizle ilgili haberler yayınlamakta ve tartışmalar yapmakta. Bu çerçevede ifade edilen ‘PKK’nin, güçlerini falan zamanda geri çekeceği’, ‘filan yerde görüşmelerin olduğu’, yönündeki haberlerin tamamı asparagastır” diye kaydetti.

KCK: Haberler ASPARAGAS

ANF’nin geçtiği habere göre, KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı yaptığı açıklamada, son günlerde Türk basınında yer alan Hewlêr’de görüşmeler yapıldığı ve HPG’nin geri çekileceği yönündeki iddiaları yalanlayarak söz konusu haberlerin tümüyle asparagas olduğunu vurguladı. KCK açıklamasında, “Önder Apo’nun İmralı’da yaptığı görüşmelerin dışında ne Hewlêr’de ne de bir başka yerde hareketimizi temsilen herhangi bir görüşme yapılmadığı gibi, bu yönlü yapılan haberler tamamen üretilmiş yalanlardır” denildi. KCK sürecin gelişmesi için ise Paris Katliamı’nın aydınlatılması gerektiğini belirtti.

Psikolojik savaş faaliyeti

KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, son günlerde basında sıkça yer alan Hewler’de görüşmeler yapıldığı ve HPG güçlerinin geri çekileceği iddialanın tümüyle asparagas olduğunu vurgularak, haberlerin psikolojik savaş amaçlı olduğunu kaydetti. KCK açıklamasında şu hususlara dikkat çekildi: “Daha önce Önderliğimizin hareketimiz ve halkımız adına yaptığı görüşmelere ve hareketimizi temsil etmesine tümüyle katıldığımızı ifade ettiğimiz gibi, sürecin ilerlemesi için Önder Apo’nun yönetimimizle tartışma imkanı yaratılmasını istemiştik. Buna rağmen, medyanın yaptığı çarpıtmaları reddediyoruz. Türk basını ve medyası, psikolojik savaş çerçevesinde son dönemlerde hemen her gün hareketimizle ilgili haberler yayınlamakta ve tartışmalar yapmaktadır. Yapılan bu haber ve tartışmaların hepsi manipülasyona yönelik bilinçli birer psikolojik savaş faaliyetidir. Bu çerçevede ifade edilen ‘PKK’nin, güçlerini falan zamanda geri çekeceği’, ‘filan yerde görüşmelerin olduğu’, hatta, ‘şu kadar sayıdaki grupların silah bırakacağı’ yönündeki haberlerin tamamı kesinlikle asparagas, uydurma ve gerçeklerle hiçbir alakası olmayan haberlerdir.”

Öcalan’ın koşulları değiştirilsin

İmralı’daki görüşme sürecine ilişkin görüşlerini ve tutumunu net bir şekilde daha önce açıkladıklarını vurgulayan KCK, “Bu açıklamada, Önderliğimizin, hareketimiz ve halkımız adına yaptığı görüşmelere ve hareketimizi temsil etmesine tümüyle katıldığımızı ifade ettiğimiz gibi, sürecin doğru ve sonuç alıcı bir biçimde ilerleyip gelişmesi için Önder Apo’nun yönetimimizle ve KCK sisteminin bileşenleri ile görüşme ve tartışma yapma olanaklarının yaratılmasının gerekli olduğunu belirtmiştik. Görüşümüz ve tutumumuz bu kadar açık ve net olmasına rağmen, medyada bu konuyla ilgili birçok çarpıtma yapılmıştır; bunları reddediyoruz. Önder Apo’nun İmralı’da yaptığı görüşmelerin dışında ne Hewlêr’de ne de bir başka yerde hareketimizi temsilen herhangi bir görüşme yapılmadığı gibi, bu yönlü yapılan haberler tamamen üretilmiş yalanlardır” ifadelerini kullandı.

Süreç Paris Katliamı’na bağlı

KCK, ayrıca Paris Katliamı’na da işaret ederek, sürecin ilerlemesi için katliamın aydınlatılması gerektiğini belirterek, “Türk devletinin bir faaliyeti olarak belirginlik kazanan, Partimizin kurucularından Sakine Cansız yoldaşın da içinde bulunduğu üç kadın yoldaşın Paris’te hunharca katledilmesi olayı orta yerde dururken, hiçbir şey olmamış gibi bu tür haberlerin Türk basınında yoğunca yer bulması dikkat çekicidir. Açık ki, sürecin gelişmesi için bu olayın netleşmesi önemlidir. Çünkü bunun Türk devletinin bir saldırısı olduğu artık şüphe götürmeyecek bir biçimde açığa çıkmıştır. Eğer AKP hükümeti samimi ise öncelikle bu olayın ne amaçla ve kimler tarafından gerçekleştirildiğini bizlere ve topluma izah etmesi gerekmektedir” denildi.

Kürt-Arap çatışması olmamalı

Rojava’ya ilişkin açıklama yapan KCK, Kürt-Arap halkları arasında bir çatışma yaratılmasına fırsat verilmemesi gerektiğini duyurdu. KCK, Rojava’da Türkiye’nin teşviki ve yönlendirmesi sonucunda yoğun çatışmaların yaşandığını hatırlatarak YPG’nin buna karşı geliştirdiği savunma direnişinin başarı kazandığını kaydetti. Serêkaniyê’de yaşananların Türkiye’nin bölge ve Suriye üzerindeki emelleri çerçevesinde planlanan bir saldırı olduğunu kaydeden KCK, “Gelinen aşamada bölge yönetiminin sivil bir meclise devredilmesi temelinde çatışmaların biran önce durdurulması, Kürt ve Arap halkları arasında çatışma değil, kardeşliğin geliştirilmesi gerekmektedir. Dostluk ve ortaklıkları tarihi bir temele dayanan Kürt ve Arap halkları arasına fitne sokmak ve çatışma yaratmak isteyen güçlere fırsat verilmemelidir. Bu temelde Serêkaniyê’de Kürtleri ve Arapları demokratik, eşit, özgür ve barış içinde bir arada yaşamaya, bunun için savaş ve çatışmayı değil; diyalog ve barışı esas almaya çağırıyoruz” dedi.

Iraklı parlamenterlere takdir

KCK, ayrıca geçtiğimiz gün Irak Parlamentosu’nda 83 parlamenterin PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için ortak açıklama yapmasını saygı ve takdirle karşıladığını duyurdu. Açıklamada, “Irak Parlamentosu’nda ortaya çıkan bu iradenin çok anlamlı ve değerli olduğunu ifade ediyor ve bu gibi çabaların Ortadoğu halklarının demokrasi, özgürlük ve barış içinde bir arada yaşamaya en çok muhtaç olduğu böylesi bir dönemde gelişmiş olmasının, bu anlamlı girişimin önemini daha da arttırmış bulunduğunu belirtiyoruz” denildi.


MİT elemanından çarpıcı açıklamalar – Özgür Gündem

 Yeni Özgür Politika gazetesine dikkat çekici açıklamalarda bulunan MİT elemanı Murat Şahin, Nuçe Tv'de canlı yayında nasıl MİT'in içine girdiğini, MİT tarafından nasıl eğitildiklerini, yönlendirildikleri örgütlerde nasıl güven kazandıklarını ve Ömer Güney'i fotoğrafından nasıl tanıdığını bir bir anlattı. Devrimci Karargah davasında gözaltına alındıktan sonra nasıl bırakıldığını da anlatan Şahin, "Bırakıldıktan sonra rahatça İsviçre'ye çıktım. Hatta İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde KCK masasına bakan Komiser Ayhan beni havaalanına bıraktı" dedi.

Avrupa'da yayın yapan Yeni Özgür Politika gazetesine dikkat çekici açıklamalarda bulunan MİT elemanı Murat Şahin, Nuçe Tv'de Baki Gül'ün sunduğu "Aktüel 14" programında canlı yayına katıldı. Gazeteci Gül'ün sorularını yanıtlayan MİT elemanı Şahin, Devrimci Karargah davasından gözaltına alınma süreci, MİT'e nasıl çalıştıkları, nasıl eğitildikleri, halkın arasında nasıl güven kazandıkları ve Ömer Güney'i nasıl tanıdığı gibi birçok konuda dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

32 yaşında olduğunu ve İsviçre'de yaşadığını ifade eden Murat Şahin canlı yayında şunları anlattı: "Geçici bir süre çalıştığım bir kurum vardı. Direk Ankara'ya MİT'e çalıştım. İsviçre'de MİT personelleri ile ilişki kurdum ve Ankara'ya gittim Türk soluna bakan Teyze diye bir sorumlu ile görüştürdüler. Ali Doğan MİT personeli İsviçre'de, onun tarafından yönlendirildim. 4 senede bir değişiyor bunlar. Ali Doğan'dan önce Mutlu diye biri vardı. Sonra o gitti Ali Doğan vardı o geldi. Yakalanma sürecine kadar onunla kaldım. Ankara'da Çankaya çevresinde MİT'e ait olduğunu söyledikleri bir eve götürdüler. MİT'e çalıştığımıza dair herhangi bir kimlik, form doldurma yok.

Beni daha çok bir sol örgüte yönlendirdiler, bilgi alışverişi için. 'Şu kişi burada mıdır değil midir? Neler yapıyor gibi şeyleri aktarıyordum. 6 Aralık'ta gözaltına alındım emniyete götürüldüm. MİT elemanı olduğumu söyledim, inanmadılar. Çünkü elimde kanıt yoktu. Kimlik filan yoktu araştırma yaptılar savcılık da inanmadı. Aradan birkaç gün geçtikten sonra İstanbul MİT'ten gelenler personelleri olduğumu söylediler bırakıldım. Yakalanmadan önce Ali Doğan bana 'oldu ki Türkiye'de yakalanırsan bizi tanımıyorsun seni kısa sürede kaçırırız cezaevinden' dedi. Bırakıldıktan sonra rahatça İsviçre'ye çıktım. Hatta İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde KCK masasına bakan Komiser Ayhan beni havaalanına bıraktı.

Bırakıldıktan sonra eve geçtiğimde irtibat kurmak istedim. Yıldız'lardaki MİT personelleri resmen beni kovdu, 'kendi başının çaresine bak' dediler beni kovdular. Ben MİT üyesiyim dediğim için ve basına yansıdığı için deşifre olduğum için beni kovdular...

Başka elemanlarla bir araya gelmedim, zaten birbirleri ile tanıştırmıyorlar. O riske girmiyorlar. O evde (Ankara'daki MİT evinde) bana birkaç resim gösterdi (Teyze) ve Ömer Güney vardı. Şu şekil düşünüyorum elemanlar ikiye ayrılır tetikçiler vardır, bilgi alışverişi yapanlar vardır. Büyük ihtimalle görmüş olabileceğimi sanmıştır herhangi bir yürüyüş veya gecelerde olabilir, onun için gösterdi, ben de tanımadığımı söyledim. Gözlüklü resmini gösterdi, beyaz gömlek vardı, duvarın önünde çekilmiş bir fotoğraftı. O olduğundan eminim çünkü teorik anlamda eğitiliyorduk; yüz, isim, cisim unutmamız imkansız.

Örgüte sızabilmem için ilk başta kolay yollardan başlıyorduk. Önceden tanıdığımız çevreden başlıyorduk. Tabiki sonra dernek üyeliğine geçiyorduk. Orada hemen 'bildiri dağıtalım dergi dağıtalım' diye ön plana atılıyorduk, güven kazanıyorduk ve kolaylıkla bilgilere ulaşıyorduk.

Tetikçiler ayrı onların nasıl eğitildiğini tam bilmiyorum. Avrupa'da tam olarak net bilmiyorum nerede tetikçiler vardır. Bu saatten sonra devamı gelir mi gelmez mi (suikastların) tam bilemiyorum. Tetikçiler genelde Avrupa'dadır ve sorumluların olduğu bölgelerde olurlar. Tam olarak nerede oldukları konusunda bilgi veremem. Almanya olur Fransa olur... Onlar gizli tutulur.

2006'dan 2013'e kadar içinde kaldım, eğitimi veren kişi MİT personelidir. MİT personelleri büyükelçilikte resmi olarak çalışırlar. 2 haftada bir görüşülür. 2 haftada bir hata yapmayacağın bir şeyi anlatırlar. Şunu şu şekilde yaparsın. Yürüyüşlere gittiğim zaman birisiyle konuştuğumda ona selam veririm ve sırama geçerim. Fazla konuşmam. Bern Büyükelçiliği'nde eğitim veren tek kişidir. Eğitimi veren Ali Doğan şimdi gitti ve yerine başka birisi geldi.

Ankara'da Teyze diye hitap ettiğimiz kişi bana şunu söyledi. Bir ilk 'heval' geldi ikincisi de sensin dedi. Bir de seninle görüştüm. Heval'den kastı Ömer Güney'di. MİT daha çok sol olan eylemlerde Devrimci Karargah ve Ergenekon üzerinde duruyorlardı. Beni de Devrimci Karargah'a yönlendirdiler.

Komiser Ayhan bana ben bırakıldıktan sonra 'hiç merak etme KCK, Ergenekon, Devrimci Karargah davasını birleştireceğiz' dedi. Nasıl yapacaklarını söyleyemedi bana. Yanımızda MİT tarafından tutulan bir avukat vardı. Polat Küçük diye bir avukat. Siyasi şeylere bakmıyor. Daha çok mafya, çete, şike davalarına bakan bir avukat. MİT tarafından bana yönlendirildi. Yani MİT karşıladı.

Emniyetin elemanları farklıdır MİT'in elemanları farlıdır. MİT bilgileri toplar Emniyet'e bildirir onlar da operasyon yapar. Başka birlikte çalışmaları yoktur. Zaten birbirleri ile çatışma halindeler.

Bazı bildiğim bilgiler var onları canlı yayında açıklamak istemiyorum. Daha sonra açıklayabilirim. Sol örgütlere ilişkin, kişilere yönelik, bazı bilgiler var onları şu anda tehlike altına giriyorum.

Ömer Güney fotoğrafını MİT binasında Teyze kod adlı MİT elemanı bana gösterdi. Katliamdan sonra bir arkadaş beni aradı 'yakalanan kişiyi gördün mü' dedi hayır dedim, internetten baktım ve evet bu kişiyi tanıyorum dedim.

En son 2011 Mayıs'ında Teyze ile görüştüm. 1 Mayıs'a katılmaya gitmiştim İstanbul'a ve bana telefon açtılar '1 Mayıs'a katılmayacaksın ortalık karışık' denildi. Sonra 3 gün sonra filan bir telefon geldi ve ben Ankara'ya çağrıldım oraya gittim. Önce beni bir personel aldı eve götürdü bir saat sonra korumalarıyla, şoförüyle Teyze kod adlı MİT'çi geldi. Trabzonlu, kızılsaçlı, 55 yaşlarında. Sanırım 30 yıldır MİT'in içinde. Sadece Türk soluna bakıyor. Kendisi Trabzonlu olduğunu söyledi. Türkmen misiniz diye sordum yok Trabzonluyum dedi.

Yıllardır çalıştım ve sonra ayrıldım. Düne kadar gazeteye görüşmeyene kadar saklanıyordum. Hem çevreden hem Türk tarafından saklanıyordum. Düşündüm taşındım, bu olay da beni biraz şok etti. Kendimi temize çıkarıp tekrardan sola geçmek için değil. Bir Kürt olarak utandım.

Elazığ Karakoçanlıyım. MİT elemanları için Kürt olmasına dikkat ediyor. Kürtçe bilmesi lazım elemanın. Benim Kürtçem yok o yüzden beni daha çok Türk soluna yönlendirdiler. Fransa devleti beni çağırırsa bu saatten sonra konuşurum ve her şeyi konuşurum. Bütün bu yaptıklarımdan pişmanım. Birçok şeyi kaybettim. Hem aile içinde sorunlarım çıktı sokağa çıkamaz oldum. Artık bu işe bir son vermeyi düşündüm.

Şahin'in söz ettiği Avukat Polat Küçük DİHA'ya konuştu

Murat Şahin'in MİT tarafından kendisine tahsis edildiğini belirtti Avukat Polat Küçük, DİHA'ya yaptığı açıklamada, "Murat gözaltında MİT elemanı olduğunu söylüyordu. Ama ben bunun doğru olup olmadığını bilmiyorum. Beni MİT değil ailesi tuttu. Gözaltının ardından tutuklandı ve biz itiraz ettik. MİT elemanı olduğu için mi yoksa delil yetersizliğinden mi bırakıldı bilmiyorum. Ara kararla 10 ya da 12 gün sonra serbest bırakıldı. Daha sonra vekalet ücretinde anlaşamayınca avukatlığını bıraktım" iddiasında bulunmuştu.


3 bajaran deriyê xwe ji şehîdan re vekirin – Azadiya Welat

 Gerîlaya HPG’ê Fatma Aykaç li Sêrtê, gerîla Faruk Dolu li Licê û gerîla Metîn Baran li Midyadê hatin definkirin. Bi deh hezaran kurdistaniyên ku tevli merasîman bûn peyama ku wê her tim xwedî li şehîdên xwe derkevin dan

Bi hezaran kurd xwedî li gerîlayên Kurdistanê yên ku di şerên cuda de şehîd ketibûn derketin û bi merasîmên li bajarên cuda cangoriyên welatên xwe defin kirin. Gerîlaya HPG’ê Fatma Aykaç(Sorxwîn Koçer) li Sêrtê, gerîla Faruk Dolu ‘Egîd Amed) li Licê ya Amedê, gerîla Metîn Baran (Harûn Agir) li Midyada Mêrdînê ji hêla deh hezaran kurdistaniyan ve bi dirûşman û xwendina sirûda Çerxa Şoreşê hatin definkirin.
Hevseroka BDP’ê Gultan Kişanak di merasîma gerîla Aykaç de diyar kir ku gelê kurd dê heta dawiyê ji bo aştî û azadiyê têbikoşe û xwest her kes hurmetê nîşanî nirxên gelê kurd bide.
Gerîlaya HPG’ê Fatma Aykaç (Sorxwîn Koçer) ku bi 13 hevalên xwe re di şerê Çelê ya di 7’ê çileyê de qewimî şehîd ket, li Sêrtê bi merasîmê hat definkirin. Malbata gerîla Aykaç piştî cenazeyê keça xwe ji morga Saziya Tipa Edlî ya Meletiyê wergirt bi karwanekî wesayîtan bir Sêrtê. Bi hezaran kurdistanî bi dirûşman cenazeyê gerîla pêşwazî kirin. Jinan darbesta gerîla ku bi ala PKK’ê hatibû xemilandin li ser milê xwe kirin û heta Goristana Zeviyeyê meşiyan. Girse di meşê de posterên Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan, alên PKK û KCK û wêneyê 14 şehîdên Çelê hilgirtin û dirûşmên wekî “Şehîd namirin”, “Bijî Serok Apo” û “PKK gel e, gel li vir e” berz kirin. Cenazeyê gerîla bi xwendina sirûda Çerxa Şoreşê hat definkirin.
 
‘EM DIXWAZIN AZAD BIJÎN’
Hevseroka BDP’ê Gultan Kişanak jî tevli merasîma cenazêyê Aykaç bû û li goristanê axaftinek kir. Hevserok Kişanak, diyar kir ku ev ax û gelê vê axê ji siyaseta durû têr bûne û ev tişt anî ziman: “Gelê kurd ji bo bi ziman, çand, nasname, statu, dîrok û hemû nirxên xwe yên neteweyî li ser axa xwe bijî bi salan bedelên mezin dan û hêj dide. Gelê kurd, zilmê, zorê û koletiyê qebûl nake. Dixwaze bi rûmet û aştiyane li ser axa xwe bijî. Serokwezîr Erdogan li hemberî gelê kurd durû ye. Divê bi durustî tevbigere.”
 
GERÎLA DOLU HAT DEFINKIRIN
Malbata gerîlayê HPG’ê Faruk Dolu (Egîd Amed) ku di 31’ê kanûna 2012’an de li Licê di encama bikaranîna çekên kîmyewî de bi 9 hevalên xwe re şehîd ket, ji bo wergirtina cenazeyê kurê xwe çû Meletiyê. Malbata gerîla Dolu piştî cenazeyê kurê xwe wergirt ji bo definkirinê bir Licê ya Amedê.
 Bi hezaran kurdistanî piştî cenezayê gerîla Dolu ji mizgeftê wergirtin danîn ser milên xwe û heta goristana gundê Goma Bekiran meşiyan. Girsê qurnefil danîn ser darbesta Dolu û darbest bi ala PKK’ê û KCK’ê pêçan. Ciwanan bi hilgirtina posterên Rêberê Gelê Kurt Abdullah Ocalan, dirûşmên “Bijî Serok Apo”, “Kurdistan dê bibe goristana faşizmê”, “Ey şehîd çeka te li erdê namîne” û “Şehîd namirin” berz kirin.
Parlamentera BDP’ê ya Amedê Nursel Aydogan jî di merasîmê de axivî û wiha got: “Gelê Licê dizanin ku gerîlabûyîn cangoriya ji bo gelê kurd e. Ji ber vê yekê gelê kurd bi girseyî û bi heybet li cenazeyên gerîla xwedî derdikevin. Ji bo jiyanek bi rûmet û mirovane têdikoşin. Ji bo dozek pîroz jiyana xwe ji dest dan.
Ger ku hûn bixwazin PKK’ê tasfiye bikin hûnê gelê kurd li hemberî xwe bibînin. PKK û gerila êdî nayên tunekirin.” Cenazeyê gerîla Dolû li goristana gundê wî hat definkirin.
 
MIDYAD RABÛ SER PIYAN
Cenazeyê gerîlayê HPG’ê Metîn Baran (Harûn Agir) ku di şerê Çelê de şehîd ket, ji hêla malbata wî ve ji Meletiyê hat wergirtin û birin Midyada Mêrdînê. Cenaze li Midyadê ji aliyê bi hezaran ve hat pêşwazîkirin.
Kurdistaniyên ku darbesta gerîla bi ala PKK’ê pêçan, bi berzkirina dirûşmên “Şehîd namirin”, “Bijî Serok Apo”, “Tolhildan” û “Kujer Erdogan” heta goristanê meşiyan. Cenazeyê gerîla bi dirûşma “Şehîd namirin” hat definkirin.
Piştî merasîmê ciwanan li ser rê agir pêxistin û rê ji trafîkê re girtin. Piştî demekê çalakiya ciwanan bidawî bû.


'Gerîlayên Kurdistanê paşve venakişin' – Azadiya Welat

Serokatiya Konseya Rêveber a KCK’ê îdiayên çapemeniya Tirk ên ku dibêjin dê hêzên gerîla xwe ji bakurê Kurdistanê vekişînin derewand û vê yekê wekî “Şerê psîkolojîk ê manîpulasyona bi zanebûn” nirxand. KCK’ê diyar kir ku ji bo pêşketina pêvajoyê divê komkujiya Parîsê were ronîkirin

 KCK’ê bi daxuyaniyekê ragihand ku di navbera tevgera kurdan û tu hêzan de ne li Hewlêrê û ne jî li ciheke din tu hevdîtin pêk nehatine û diyar kir ku ev nûçeyên bi vî awayî ji binî ve derew in. KCK’ê der barê nûçeyên bi awayê “100 gerîlayên HPG’ê dê vekişin”, “Ji bo vekişîna gerîlayan di hevdîtina bi KCK’ê re lihevkirin çêbû” daxuyaniyek weşand û ev îdia derewand.
KCK’ê diyar kir ku medyaya tirk di van demên dawiyê de li ser esasê şerê psîkolojîk li dijî tevgera kurd her roj nûçeyan diweşîne û vê yekê wekî “Şerê psîkolojîk ê manîpulasyona bi zanebûn” nirxand. KCK’ê destnîşan kir ku ev nûçeyên bi vî awayî bi temamî derew in û destnîşan kir ku tu eleqeya van îdiayan bi rastiyê re tune ye.
 
HEVDÎTIN ÇÊNEBÛNE
Her wiha KCK’ê destnîşan kir ku wan helwesta xwe ya ji bo hevdîtinên li Îmraliyê di navbera Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan û dewletê de pêk tên aşkera kirine û wiha got: “Rêbertiya me bi navê tevger û gelê me hevdîtinê dike, nûnertiya gelê me dike û em bi temamî tevli vê yekê dibin. Me ji bo vê yekê dabû diyarkirin ku ji bo hevdîtin encameke rast bi xwe re bîne, divê Rêber Apo bikare bi rêveberiya me û hevparên sîstema KCK’ê re hevdîtin pêk bîne û bi wan re nîqaşê bike.” KCK’ê ragihand ku çapemeniya tirk vê yekê bi awayekî din diweşîne û da zanîn ku ji bilî Îmraliyê di navbera tevgera wan û dewletê de li tu cihek din hevdîtin çênebûne.
 
KOMKUJIYA PARÎSÊ
KCK’ê destnîşan kir ku heta niha bûyera komkujiya li Parîsê ku tê de sê jinên kurd ên siyasetmedar hatin qetilkirin li holê ye û bal kişand ku çapemeniya tirk wekî ku ev bûyer çênebûbe, nûçeyên bi vî awayî belav dike. KCK’ê diyar kir ku ji bo pêşketina vê pêvajoyê, zelalbûna komkujiya Parîsê girîng e.
KCK’ê di daxuyaniya xwe de daxuyand ku êdî bêguman aşkera bûye ku ev êrîş a dewleta tirk e û wiha got: “Ger hikûmeta AKP’ê ji dil be, divê ji tevgera me û civakê re rabigihîne ka ev êrîş bi çi armancê û ji aliyê kê ve hatiye kirin.”

KCK’ê spasiya parlamenterên Iraqê kir

Roja 27’ê çileyê 83 parlamenterên ji partî û fraksiyonên cuda yên kurd, ereb, şiî, sunî, xirîstiyan daxwaza azadiya Ocalan kiribûn û îmzeyên xwe pêşkêşî serokê parlamentoyê kiribûn. Serokatiya KCK’ê bi daxuyaniyekê spasiya
parlamenterên Iraqê kir û wiha got: “Ev vîna ku ji Parlamentoya Iraqê derket pir girîng û bi nirx e. Em hewldanên wekî vê yên di demek de ku herî zêde pêwîstiya Rojhilata Navîn bi aştî, demokrasî, azadî û jiyana bi hev re heye, hatiye pêşxistin hewldaneke pir bi wate dibînin.”

Ji KCK’ê banga ji bo Serêkaniyê

Serokatiya Konseya Rêveber a KCK’ê der barê êrîş û pevçûnên li Serêkaniya Rojavayê Kurdistanê diqewimin de jî daxuyaniyek da û diyar kir ku divê firsend neyê dayîn ku pevçûneke kurd û Ereban çêbibe û ev bang kir: “Em bang li hemû gelê Kurdistanê û hemû derdorên alîgirên demokrasiyê û biratiyê dikin ku li hemberî polîtîkayên dijminane yên dewleta tirk ên li hemberî gelên Rojavayê Kurdistanê û hewldanên wê yên ji bo çêkirina dijminahiya di navbera gelan de çalakiyên protestoyî li dar bixin.”
KCK’ê bi bîr xist ku ji ber êrîşên komên çekdar ên ku ji aliyê dewleta tirk ve tên arastekirin, şerên dijwar li Serêkaniyê diqewimin û diyar kir ku berxwedana YPG’ê ya li hemberî vê yekê serkeftinê bi dest xistiye.
KCK’ê destnîşan kir ku ev bûyerên li Serêkaniyê yek ji emelên dewleta mêtinger a tirk ên di çarçoveya planên li ser herêmê û Sûriyeyê de diqewimin e û wiha got: “Li ser esasê ku herêm dewrê mecliseke sivîl were kirin, divê demek beriya demekê ev şer raweste, divê ne pevçûna di navbera kurd û ereban de, biratiya di navbera her du gelan de were pêşxistin. Dostaniya di navbera gelên kurd û ereb de xwedî bingeheke dîrokî ye, divê ji bo hêzên ku dixwazin fitneyê bixin navbera wan û pevçûnan derbixin firsend neyê dayîn.”


Nerazîbûn li dijî hêrişa Israîl bo ser Sûriyê - Xendan

Balyozê dewleta Sûriyê yê li Beyruta paytexta Lubnanê Elî Ebdulkerîm, piştî hêrîşa ser navenda lêkolînên zanistî li herêma Cimaya ya bajarê Şam`ê de nerazîbûn û helwesta xwe nîşanî hêrîşê da û got: Ez nikarim derbarê dema hêrişê de agahiyan bidim  lê em li benda fermana rayedarên hikûmeta xwe ne. 
Ji aliyekî din ve wezîrê karên derve ye Êranê eli Ekber Salihî, derbarê nûçeyên ku firokên cengî yên Israîl`ê navenda lêkolînên zanistî li herêma Cirmaya ya li bajarê Şama paytexta  Suriyê bombebaran kiriye de ku 5 kes birîndar bibûn got: Em wê hêrişê bi tundî şermezar dikin.

Salîhî di daxuyaniya xwe ya ku di televizyona dewletê IRINN de hate weşandin de got: Hêrişa Îsraîlê li dijî  desthilatdariya Sûriyê û yekpariya axê Suriyê pêk hatiye.

Divê navberê de hat gotin ku grûpên çekdar li Sûriyê gelek caran beriya niha hewl dane ku, herêma ku ji aliye Îsraîlê hatiye bombebarankirin bidestbixin, lê di planên xwe de serkeftî nebûne.

Hêjayî gotinê ye ku, Ji Israîlê derbare hêrişê tu daxuyanî nehatiye, lê hikûmeta  Israîl`ê li bajarê Heyfa hêzên xwe xistiye amadebaşiyê.


ÖSO'nun Kürd bölgelerine girişi yasaklanmalı - Rizgarî Online

Kürdistan'ın Batı Bölgesi savunma ordusu Halk Savunma Birlikleri'nin (YPG) Genel Komutanı Sipan Hemo, Serêkaniyê'deki saldırılarla Türkiye'nin amacının Cizîrê bölgesini ele geçirmek olduğunu söylerken, bölgeye gönderilen binlerce silahlı çete mensubunun YPG karşısında başarısız kalarak sınır hattına sıkıştıklarını kaydetti. Halkın bu grupların bölgeden çıkarılmasını kendilerinden istediğini kaydeden Hemo, çatışmaların durması için oluşturulan komiteden, Özgür Suriye Ordusu'nun (ÖSO) Kürd bölgelerine girişini yasaklamasını istedi.

ANF´nin haberi:”YPG Genel Komutanı Sipan Hemo, Mart 2011'de başlayan ve kısa sürede silahlı çatışmalara dönüşen olayları değerlendirirken, radikal İslam'ın öne çıkarılmasının, Suriye devriminin kendi rayından çıkarılması için olduğunu söyledi. Hemo, "Bununla aynı zamanda Suriye rejiminin ömrü uzatılmak istendi. Sonuç olarak Suriye devrimi başlangıçtan farklı bir merhaleye girdi ve kendi çizgisinden çıktı" dedi.

Dış bağlantılı silahlı grupların ortaya çıktığına dikkat çeken Hemo, bunların hegemon güçler, Körfez ülkeleri ve Türkiye ile bağlantılı olduğunu söyledi ve "Araplar Şiilerin, Türkler ise Kürtlerin ön plana çıkmasını istemiyor. Bu nedenle radikal İslam'ı öne çıkardılar" dedi.

AMAÇLARI CİZÎRE'Yİ ELE GEÇİRMEK

19 Temmuz 2012'de Kürtlerin kentlerin yönetimini ele geçirmeye başladığını hatırlatan YPG Komutanı, Kürtlere yönelik ilk saldırıların da Afrin'de başladığını söyledi. Hemo, "Bilindiği gibi bu saldırıları yapan Kürt gruplar Türkiye'ye bağlıydı. Ancak Afrin halkı değerlerine bağlı bir halktır, bu nedenle Türkiye'nin bu politikası başarılı olmadı" diye belirtti.
Hemo, "Bu nedenle Kürdistan'ın kalbi olan Cizîre bölgesi üzerindeki planlarını değiştirdiler. Serêkaniyê'deki saldırılarla, başından bu yana Cizîre bölgesinin işgal edilmesi hedefleniyor. Aynı zamanda Kürtlerin de imha edilmesi amaçlanıyor. Rejim güçleri bir çok kentte var, ama rejim güçlerinin bulunmadığı Serêkaniyê'ye saldırılar manidardır" diye ekledi.

Başlangıçta bu grupların Serêkaniyê'ye girmelerinin rejim güçlerinden kaynaklı olabileceğini düşündüklerini belirten Hemo, "Ancak rejimin artıklarının da kentten çıkarılması ardından silahlı gruplar halkın evlerine saldırdı, yağmaladı ve hırsızlıklara başladı. Bu nedenle YPG karşılık vermek zorunda kaldı. Bir çok kez çatışmalar yaşandı ve YPG bu çatışmalarda büyük başarılar elde etti" diye konuştu.

ATEŞKES İSTEDİLER, ARDINDAN SALDIRDILAR, NAMERTLİKTİR

Hemo, 11 gün süren kuşatma ve çatışmanın ardından Girkê Legê'ye bağlı Girziro bölgesindeki Suriye ordusuna ait bir taburun 21 Ocak günü ele geçirilerek rejim güçlerinin bölgeden tamamen çıkarıldığı sırada Serêkaniyê'de Kürtlere saldırı geliştirilmesi karşısında şaşırdıklarını ifade etti. Hemo, "Girziro Kuşatması sırasında da Serêkaniyê'de bize yönelik çok şiddetli saldırılar vardı. Ama ne gariptir ki, Girziro'yu ele geçirdikten sonra bu çeteci gruplar farklı yollarla bizden ateşkes istedi" dedi.

YPG Genel Komutanı, "Doğrusu biz Serêkaniyê'deki son saldırıları büyük bir namertlik olarak görüyoruz. Silahlı gruplarla yapılan ve devam eden görüşmelerden dolayı biz Serêkaniyê'ye sükunet geleceğini, bir sonuç alınacağını ve sivil bir yönetimin oluşacağına inandık. Ama büyük bir namertlik yapıldı. Burada (silahlı gruplara) hem Türkiye'nin büyük bir desteği sözkonusu hem de farklı yerlerdeki güçlerini de Serêkaniyê'ye getirdiler" şeklinde konuştu.

SEREKANİYE'DE İLK KEZ BU BÜYÜKLÜKTE SALDIRI OLUYOR

16 Ocak günü Özgür Suriye Ordusu'nun (ÖSO) ilk kez Serêkaniyê'de bu kadar büyük bir güçle saldırıya geçtiğini ifade eden YPG Komutanı, "Yani İdlib, Halep, Bab, Deyr Ezor, Tilebyat ve Haseke gibi şehirlerden çok sayıda güç geldi. Hatta söyleyebilirim ki Şam'dan bile gelenler vardı. Yine Türkiye de büyük bir destek verdi ve o taraftan da geldiler" şeklinde konuştu.

Sadece Türkiye tarafından giriş yaptığı belirtilen bin 500 çete mensubu konusunda Hemo şunları söyledi: "Sayı çok daha fazlaydı. Belki Türkiye'den bin 500 dolayında gelmiş olabilir, sayılarını tam olarak bilemiyorum ama bir o kadar da Suriye'nin diğer bölgelerinden geldiler. Büyük bir savaş yaşandı, fakat YPG güçleri başarılı oldu ve kentin büyük bir kısmının kontrolünü ele geçirdi."

TÜRKİYE ARTIK AÇIK BİR ŞEKİLDE KENDİSİ SALDIRIYOR

Hemo şöyle devam etti: "Çatışmalar Türkiye sınırındaki mahallelerde yaşanıyor. YPG'nin son başarısı ardından, bu son günlerde Türkiye artık açık bir şekilde kendisi saldırılarda bulunuyor. Biz telsizlerden dinliyoruz. Türkiye subayları çeteci gruplardan bilgi istiyor, YPG'nin yerlerine ilişkin bilgi istiyor, onları yönlendiriyor. Türkiye daha önce da savaşın içindeydi ancak bu kez açık bir şekilde içinde."

PARASIZ ASKERLER, AHMAKLAR

Türkiye'nin olası bir askeri müdahalesine ilişkin ise Hemo şu değerlendirmede bulundu: "Türkiye'nin böyle bir şey yapacağına inanmıyorum. Ancak bizimle resmi olarak savaşa girseydi daha iyi olurdu. Çünkü o şekilde bir sonuç almayacaktı. Ancak bu çeteler vasıtasıyla kendisine göre daha iyi sonuçlar alıyor, karışıklık çıkarıyor ve kendisini dışarıda tutuyor. O kadar çok 'parasız' askerleri, ahmaklar (silahlı gruplar) var ki, neden kendisi savaş girsin?"
Hemo, Serêkaniyê'deki çatışmalar karşısında Kürt parti ve örgütlerinin duyarlılığı konusundaki memnuniyetini de dile getirirken, "Belki de ilk kez Kürt halkı böyle bir konuda birlik oluyor. Serêkaniyê'de büyük bir destek sunuldu ve bu da YPG'nin gücünü arttırdı" dedi.

Arap ve Süryani halklarından da sözlü yardım aldıklarını ifade eden YPG, "Biz her zaman diyoruz ki, YPG sadece Kürtlerin savunmasını yapmıyor, bölgenin tüm halklarını savunuyor. Bu açıdan Kürt gençlerinin yanısıra, diğer halklardan gençlerin de YPG'ye katılması önemlidir. Onların yardımları çok önemlidir" diye belirtti.

SEREKANİYE'DE SON DURUM

Hemo 16 Ocak'tan beri çatışmaların yaşandığı Serêkaniyê'deki mevcut durum hakkında şu bilgileri verdi: "Şu an, çoğunluğu Türkiye'nin kontrolü altındaki çetec grupların bulunduğu Mehet mıntıkası dışında kentin büyük bölümü YPG'nin elindedir.Yani Haseke yolunun kuzey ve batısından kent merkezine, oradan Xiraba, Sinaa, Ebra ve Suk'a kadar YPG'nin denetiminde bulunuyor. Kalan yerler de kuşatma altındadır. Durum oldukça iyi, biz başarılıyız.

Son bir kaç gündür tüm çevreler araya girerek bizden çatışmaları durdurmamızı istediler. Savaşmak veya ateşkes yapmak sözkonusu olduğunda YPG olarak tek başımıza hareket etmiyoruz. Biz çeteci gruplar gibi değiliz. Kürt muhalefeti, Suriye muhalefeti ve aynı zamanda bizimle savaşan bir çok çevre görüşme talebinde bulundu. Biz tüm durumları değerlendiriyoruz ancak Kürt halkı hiçbir şekilde bu grupları istemiyor."

HALK ÇETECİ GRUPLARIN ÇIKARILMASINI İSTİYOR

Önceki ateşkeslere uymadıkları için halkın bu gruplara güveninin kalmadığını söyleyen Hemo, "Afrin'den Cizîrê'ye kadar hiç kimse bu grupları istemiyor. Tüm yürüyüş ve gösterilerde bu grupların çıkarılması bizden isteniyor. Nasıl kabul etsinler ki, kendilerini Özgür Ordu olarak tanıtan gruplar kendi halkını öldürüyor, bu nedenle hiçbir şekilde kabul etmiyorlar onları."

ÖZGÜR SURİYE ORDUSUNUN KÜRT BÖLGELERİNE GİRİŞİ YASAKLANMALI

Serêkaniyê için bir komite kurduklarını açıklayan Suriye muhalefeti koalisyonunun bu yaklaşımı konusunda Hemo, "Bu komite savaşın durması için Serêkaniyê'deki tüm taraflarla görüşme yapma kararı almış ama şu ana kadar bir şey yapılmadı. Onlar içerisinde yer alan bazı Kürt kişiler de görüşme talebinde bulundu ama biz kabul etmedik. Bir kez daha söylüyoruz: Bizimle görüşmek isteyenler Yüksek Kürt Konseyi ile konuşsun. Biz kimseyle konuşmayacağız. Kürtler hakkındaki kararları Yüksek Konsey alıyor ve biz onlara bağlıyız. Bu açıdan sözkonusu komite Yüksek Konsey'le görüşmeli. Zaten savaş söylemi iyi değil, biz de benimsemiyoruz. O halde onların yapacağı şey, Kürt bölgelerine Özgür Ordu'nun girişinin yasaklamak olmalıdır. Zire Kürtler kendi kendilerini koruyacak gücü var. "

ÇATIŞMALARIN BİLANÇOSU

Girziro ile Serêkaniyê'deki çatışmaların bilançosuna ilişkin bilgi veren YPG Komutanı, "Girziro'da Suriye ordusunun üst düzeyi bir komutanı ile 7 asker öldü. Bir arkadaşımız ise yaralandı. Serêkaniyê'de (16 Ocak'tan bu yana) 11 arkadaşımız şehit düştü. Bunlardan Serhet, Lewend ve Zerdeşt birliklerin komutanıydı ve kahramanca savaşarak şehit düştüler. Tüm arkadaşlarımız kahramanca savaştılar ve şehit düştüler. Ayrıca 11 arkadaşımız yaralandı, ancak yaraları hafiftir. Diğer tarafın kayıpları konusunda biz bir şey söylemek istemiyoruz, kendilerinin söylemeleri daha iyi olur."


Diskoların Kalkması İyi, Ama… - Bianet

Asker Hakları İnisiyatifi’nden Tolga İslam, Meclis’te kabul edilen TSK Disiplin Kanun Tasarısı’na temkinli yaklaşıyor: “Diskoların kalkması olumlu ama iyileştirilmesi gereken daha pek çok madde var.”
 
“Türkiye’nin ‘disko’ olarak tabir edilen ‘disiplin koğuşu’ uygulamasından kurtulması sevindirici ama yeterli değil. Kanunda değişiklik yapılırken diğer maddelerde de insan haklarını göz önünde bulunduran değişiklikler yapılmasını beklerdik. Bu noktada bazı eksikler olduğu açık.”

Asker Hakları İnisiyatifi’nden Tolga İslam, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Disiplin Kanun Tasarısı’nın Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilmesini bu sözlerle değerlendiriyor.

Kanun tasarısına göre, “ahlaki zayıflık”, “iffetsiz kişiyle evlenmek ya da yaşamak”, “gayri tabii mukarenette bulunmak”, “aşırı derecede borçlanma ve borçlarını ödeyememe” ile “siyasi amaçlı faaliyetlere karışmak” da TSK’dan atılma sebebi sayılacak.
İslam: Üstüne düşünülmesi gereken çok madde var

Asker Hakları İnisiyatifi olarak diskoların ve oda hapsi cezalarının kaldırılmasını çok önemsediklerini ve bu konuda uzun zamandır çalıştıklarını dile getiren İslam, gerek Milli Savunma Bakanlığı ile gerek iktidar ve muhalefet milletvekilleriyle yaptıkları görüşmelerde bu sorunu gündeme getirdiklerini ifade etti.

“Diskolar adeta işkence merkezi gibi çalışmaktaydı. Bize son bir buçuk yıl içinde yüzün üstünde şikayet gelmişti. Bunların bir kısmını medyayla paylaşarak kamuoyu önünde görünür kılmıştık.

“2013 yılında genç insanların hala bu şekilde sistematik şekilde kötü muameleye maruz kaldıkları devlet mekanizmasının varlığı Türkiye’nin bir ayıbıydı.

“Türkiye’nin bu ayıptan kurtulmuş olması sevindirici. Ancak disiplin tasarısı içinde üstünde düşünülmesi gereken ve iyileştirilmesi gereken daha pek çok madde var.

“Kanunda değişiklik yapılırken genel olarak diğer maddelerde de insan haklarını göz önünde bulunduran değişiklikler yapılmasını beklerdik. Bu noktada bazı eksikler olduğu açık.
“Kötü muamele sadece diskolarda yok”

Askerde kötü muamelenin sadece diskolarla sınırlı olmadığını, diskoların sadece kötü muamelenin çok daha sistematik şekilde yaşandığı mekanlar olduğunu ifade eden İslam sözlerine şöyle devam etti:

“Zorunlu olarak askere giden genç erkeklerin sahipsiz olmadığını, şikayetçi olmaları durumunda başlarına bir şey gelmeyeceğini gösterebilecek çok güçlü bir iradeye ihtiyaç var.

“TSK’nın şeffaf, hesap verebilir ve insan haklarına saygılı bir kurum olması için sivil denetime açılması çok önemli.

“Biz Asker Hakları İnisiyatifi olarak yaşanan sorunların takipçisi olmaya devam edeceğiz.”


Firokeyên Sûriyeyê Taxa Eşrefiya Helebê Bombebaran Dike - Peyamner

 Firoke û Tangên şer yên rejima Sûriyeyê Taxa Eşrefiye ya Helebê ku piraniya wan Kurdin bombebaran dike.

Herî kêm îro pênçemê heft rokêt (gule- mûşek) heya niha li taxa Eşrefiye ketine, têde li gorî zaniyariyên ajansa Firatê bi dehan kes birîndar bûne û sê kes jî jiyana xwe ji dest dan.

Weke amarên sertayê yên vê bombebaranê kû ji aliyê firoke û tankên rejîma Esed ve tên avêtin sê hemwelatiyan jiyana xwe ji dest dane û bi dehan jî birîndar hene.

Roketeka tankê li şeqama serekiya Eşrefiyê li pêşberî dermanxaneya Sifir ya nêzîkî xala kontirola Yekîneyên Parastina Gel, wekî heman jêder diyar dike kû di nava birîndaran de endamê Encûmena Gelê bajarê Helebê Ehmed Rengîn kû rewşa wî di metirsiyê deye, wekî din yên ku jiyana xwe ji dest dane navên wan wehane: Xelîl Hisên Cimo, Celal Mihemed Heftaro û Mihemed Dîbo Habo.

Wekî din pênc roket li sûraneweya yekemîn li nêzîkî baxê taxa Eşrefiyê ketine, hat zanîn kû têde ziyaniyên giyanî nebûne lê wekî bin gelek ziyaneke madî gihandiye malên hemwelatiyan.


ÇHD'den yalanlara yanıt – Etkin Haber Ajansı

ÇHD, avukatlara dönük operasyon sırasında basında çıkan yalan haberlere, "11 çelik kapılı yer nerede? Kozmik oda hangi büroda? Kimdir yakalanan ajan?" sorularıyla yanıt verdi. Operasyonun devrimci avukatlık geleneğini sürdüren ÇHD ve Halkın Hukuk Bürosu'nu bitirmeyi amaçladığını belirten ÇHD, "Fakat yanıldılar, bizler mücadeleyi daha da büyütüyoruz, büyüteceğiz" dedi.

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi, geçtiğimiz günlerde tutuklunan ÇHD'li avukatlarla ilgili olarak basında yer alan yalan iddialara yanıt verdi.

İstanbul Barosu'nda düzenlenen basın toplantısında avukatlar Zeycan Balcı Şimşek, Behiş Aşçı ve Süleyman Gökten açıklama yaptı. Basın açıklamasını okuyan Süleyman Gökten, operasyonun başladığı andan itibaren adeta yalanların havada uçuştuğuna dikkat çekti, "Yapılan 'büyük operasyonun' bir ayağı da kara ve kirli propagandaydı" dedi.

'BU KOZMİK ODA NEREDE?'

Yalanların başında "kozmik oda" iddiasının geldiğini belirten Gökten, şöyle konuştu: "Öncelikle bu kozmik odanın nerede bulunduğu, ne emniyetin yalanlarından oluşan beyanlarında ne de haberlerde belirtilmemiştir. Bu kozmik oda ve sırlar niçin arama ve el koyma tutanaklarında belirtilmemiştir? Arama ve el koyma tutanakları bile üyelerimizin Çağdaş Hukukçular Derneği faaliyetleri ve avukatlık mesleklerinden dolayı tutuklandıklarının açık ispatıdır. Çünkü el konulan eşyalar baro ajandası, ÇHD basın açıklamaları ve dava dosyalarıdır" dedi.

'KİMDİR YAKALANAN AJAN?'

Basında yer alan "ajanlık faaliyetinde bulunulduğu" iddiasına da yanıt veren Gökten, "Kimdir yakalanan ajan?" diye sordu. Avukat Gökten, "Gözaltına alınan hiçbir müvekkilimize ifade ve sorgularında ajanlık suçlaması yöneltilmemiştir" diye konuştu.

Gökten, Avukat Taylan Tanay'ın DHKP-C'ye özgeçmiş verdiği iddiasına ilişkin olarak da şunları söyledi: "Avukat Taylan Tanay tarafından yazıldığı iddia edilen özgeçmiş raporunda, Tanay 1981 doğumlu olduğunu ve kronik bronşit hastası olduğunu beyan etmiştir. Av. Tanay, 1979 doğumlu olup kronik bronşit hastası değildir. Ayrıca Tanay, bu özgeçmiş raporu iddiasıyla Ankara DGM'de yargılanmış ve dosya kapatılmıştır."

Avukat Gökten, ÇGD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı'nın da aynı iddia nedeniyle daha önce yargılanıp beraat ettiğini belirtti.

'11 ÇELİK KAPI HANGİ BÜRODA?'

Avukat Süleyman Gökten, "11 çelik kapı var" iddiasına ilişkin olarak da, "11 çelik kapılı yer nerdedir? Bir işyerinde, büroda, evde 11 tane çelik kapının olması mümkün müdür? Velev ki olsun suç mudur?" diye sordu.

Avukat Gökten, son olarak "avukatların toplantı halinde olduğu, bürolarda sahte kimlik ve yakılan dosyalar olduğu" yönündeki iddiaya şu yanıtı verdi: "Öncelikle tüm meslektaşlarımız gece yarısı kendi evlerinden yani ayrı yerlerden gözaltına alınmıştır. Evinde ve ofisinde arama yapılan meslektaşlarımızın hiçbirisinin arama ve el koyma tutanağında sahte kimlik, yakılmış dosya yoktur. Fakat bürolarımızda, hapishanelerde katledilen devrimcilerin otopsi raporlarını, işkencede öldürülen müvekkillerimizin klasorlör dolusu dosyalarını, sokak ortasında infaz edilen halk çocuklarının infaz dosyalarını, kentsel dönüşüm adı altında evleri yıkılıp mahalleleri talan edilen yoksul gecekondu halkının dava dosyalarını, işten atılan işçilerin dava dosyalarını bulmuşlardır."

'YANILDILAR'

Operasyonun devrimci avukatlık geleneğini sürdüren ÇHD ve Halkın Hukuk Bürosunu amaçladığını belirten Gökten, "Fakat yanıldılar, bizler mücadeleyi daha da büyütüyoruz, büyüteceğiz. Derneklerimiz ve bürolarımız bir an için bile kapalı kalmamıştır, kalmayacaktır. Bizi bitiremeyeceksiniz. Biz yine işten atılan işçilerin, evleri başına yıkılmak istenen yoksul gecekondu halkının, okuldan atılan öğrencilerin, işkenceye uğrayanların, sokak ortasında infaz edilen insanların ailelerinin avukatlığını yapmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

'HİÇBİR ÇALIŞMA AKSAMAYACAK'

Avukat Zeycan Balcı Şimşek de, tutuklunan avukatların baktıkları dosyalara dışarıdaki avukatların bakacağını belirtti, "Müvekkillerimizi, hepimizin müvekkilleridir. Hiçbir çalışma, dava aksamayacak. Bürolarımız, derneklerimiz açık kalacak" dedi.

Avukat Behiş Aşçı da, Halkın Hukuk Bürosu'nun saat 04.30'da kapısı kırılarak basıldığını, polisin saat 08.30'da kadar barodan temsilci olmadan büroda olduğunu belirtti, "Bu bile tek başına tam bir haydutluk olduğunu gösteriyor" dedi.

İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı Ömer Kavili de, polisin baskın sırasında İstanbul Barosu'nu arayarak avukat istemediğinin altını çizdi, "Saat 07.00'de avukatlar, arayarak barodan bir gözlemci istedi" diye konuştu.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info









 
 


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.