Karayılan: 2013 Planlamamızı Gevşetmeden Yürüteceğiz
Röportajlar / 05 Ocak 2013 Cumartesi Saat 09:50
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Karayılan, “Eğer devlet gerçekten ciddi bir kararlaşma düzeyini yaşamış ve bu anlamda adım atacaksa biz bunu karşılıksız bırakmayız” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, İmralı’daki görüşmeler konusunda “Kolombiya devleti ile FARC örgütünün geliştirdiği gibi bir süreç” önerirken, mevcut girişimlerin bir amacının da saflarda beklenti yaratmak ve güçlerimizde rehaveti geliştirmek olduğunu kaydetti. Karayıla, “Bu yüzden kimse gevşememeli, herhangi bir beklentiye girmemeli, hiç kimse 'hemen demokratik çözüm süreci gelişecek” gibi bir hayale kapılmamalıdır' derken, 2013 yılına dönük geliştirmekte oldukları hazırlıkları ve planlamaları “asla ve asla” gevşetmeden yürüteceklerini vurguladı.

İmralı’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeler konusunda, “Eğer devlet gerçekten ciddi bir kararlaşma düzeyini yaşamış ve bu anlamda adım atacaksa biz bunu karşılıksız bırakmayız” diyen Karayılan, ancak görünürde devletin böyle bir kararlaşmayı yaşadığı yönünde hiçbir belirti olmadığını söyledi. Karayılan ANF’ye verdiği mülakatta, devletin hesaplarını, Kürt hareketinin pozisyonunu, Lice’deki saldırıyı, Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın açıklamaları ve medyada yürütülen bazı tartışmaları değerlendirdi.

DİYALOG VE MÜZAKERE SÜRECİ KAMUOYUNA AÇIK OLMALI

-Sayın Öcalan ile görüşmelerin kamuoyuna açık olması daha iyi olmaz mı?

Evet, biz diyalog ve müzakere sürecinin kamuoyuna açık olmasından yanayız. En doğrusu budur. Eğer buna gelirlerse biz buna açığız ve bunu istiyoruz. Daha önceki İmralı-Oslo görüşme sürecinde bize “bu kapalı olacak, asla ve asla kimse yansıtmayacak, yansıtılması beraberinde sürecin sabote olmasını sağlar, ancak sonuca ulaşılırsa taraflar sonucu kamuoyuna aktarır” denildi. Özellikle de aracı-dost grup bunu çok yoğun bir biçimde bir ilke olarak gündeme koydu. Biz de örgütlü bir güç olduğumuz için çok örgütlü ve disiplinli bir biçimde bu kurala harfiyen uyduk ve kendi yapımıza bile hiçbir biçimde yansıtmadık. Biz baştan beri verdiğimiz bu söze bağlı kalarak hiçbir şey yansıtmazken, karşı taraftan bilinen bir çevre bu görüşmeleri deşifre edip kamuoyuna yansıttı.

KOLOMBİYA-FARC ÖRNEĞİ

O dönem bu söz üzerinden kapalı kaldı ama şimdi açık da olabilir, biz açık olmasına daha çok taraftarız. Tıpkı Kolombiya devleti ile FARC örgütünün geliştirdiği gibi bir süreç olabilir. Yani orada nasıl ki hem devlet ve hem de FARC görüşmelerin başta Oslo’da, sonra da Havana’da devam edeceğini, her iki tarafın görüşmeleri sürdürmeye yeniden karar kıldıklarını kamuoyuna açıkladılarsa, böyle açık bir şekilde kamuoyunun önünde bir süreci resmileştirdilerse, biz de bunu daha çok isteriz. En doğru, en açık olan şey, süreci bu biçimde gündemleştirmektir. Yani bu biçimde yaklaşım daha doğru olacaktır. Benim eleştiri konusu yaptığım, kamuoyuna yansıtma konusu değildir. Daha ilk adımda bir propaganda konusu haline getirme tutumudur.

KAPSAMLI BİR HAMLENİN ZEMİNİ GÜÇLENDİ

-Demokratik kamuoyu ve halk bu konuda nasıl bir tutum geliştirebilir? Zira AKP yetkililerinin bu süreci alabildiğine psikolojik savaş malzemesi yaptığı ve bu şekilde yürüttüğü bir süreçten bahsediyoruz…

Evet. Mücadelemizin çok önemli bir sürece girdiğini herkes bilmeli. Biz hareket olarak önemli bir mücadele yılını geride bıraktık. Bu mücadele yılının birikimlerini ve tecrübelerini önümüzdeki yıl süreci acısından doğru değerlendirme ve mücadeleyi daha üst bir dereceye taşırma imkanını yakalamış bulunuyoruz. Yani hem bölgede yaşanılan çalkantılı süreç ve onun çeşitli sömürgeci devletler arasında yaratığı suni ilişki ve hem de halkımızın Batı’da yaşadığı devrimsel çıkış ile Kuzey’de gerillanın alan hakimiyetine dayalı gerçekleştirdiği hamle ve elde edilen tüm sonuçlar bir araya getirildiğinde Özgürlük Hareketi’nin daha güçlü bir mücadele sürecine girmiş olduğunu görürüz. Ancak “çok güçlüyüz, o zaman kimseyi kaale almayız” tarzında bir yanılsamayı yaşayan bir noktada değiliz.

Halkımız ve dostlarımız şunu bilmeli; mücadelemizin bugün yakaladığı elverişli koşullar, sonuç almak üzere kapsamlı bir hamlenin zeminini güçlendirmiş ve olanaklarını da artırmıştır. Muhtemelen Türk devleti de bunu az çok bildiğinden veya gördüğünden bir girişimle hem kendi konseptinin önünü açmak, hem de bizim yapacağımız yeni hamlesel çıkışların önüne geçmek istemektedir. Bu bir devlet için, kendi politikalarını yürütmek açısından olabilecek bir şey. Herkes elbet çıkarını düşünerek yeni adımlar atmaktadır. Türk devleti de bunu bu çerçevede hesaplıyor olabilir.

DEMOKRATİK CUMHURİYET, DEMOKRATİK ÖZERK KÜRDİSTAN

Ancak biz güçlü bir pozisyondayken, demokratik çözüme daha fazla eğilim gösteririz. Çünkü nihayetinde biz Türkiye’nin mevcut sınırları içerisinde Demokratik Cumhuriyet ve Demokratik Özerk Kürdistan stratejisine bağlıyız. Bu çözüm perspektifi bugün de hareketimizin resmi çözüm perspektifidir. Evet, bazen farklı arayışlar olabiliyor. Devletin her şeye kendini kapatması ve katliamları dayatması tabi ki doğal olarak bizi farklı arayışlara götürebilir. Bu bir seçenektir. Ama hala üzerinde durduğumuz nokta, Türkiye sınırları içerisinde Kürt sorununu çözme noktasıdır. Bu da Demokratik Cumhuriyet ve Demokratik Özerk Kürdistan perspektifinin esas alınması anlamına gelmektedir.

EĞER DEVLET CİDDİ BİR KARARLAŞMA İÇİNDEYSE KARŞILIKSIZ BIRAKMAYIZ

Biz bu noktada ısrarcı olacağız. Dolayısıyla eğer devlet gerçekten ciddi bir kararlaşma düzeyini yaşamış ve bu anlamda adım atacaksa biz bunu karşılıksız bırakmayız. Fakat görünürde devletin böyle bir kararlaşmayı yaşadığı yönünde hiçbir belirti yoktur. Görülen şey, daha çok Özgürlük Hareketi'ni zayıflatacak ve devre dışı kılacak bir formülasyonun uygulanmasıdır. Bugün bölgede PKK bir aktördür. PKK’yi bir aktör konumundan çıkarmaya dönük bir manevra olma olasılığı, ciddi bir biçimde gündemde olan bir durumdur.

Tüm halkımız ve dostlarımız şunu bilmeli; hareketimiz Önder Apo’nun etrafında her zaman kenetlenecek, demokratik çözüme açık olacak ama herhangi bir gevşeme yaratmadan hamlesel çıkışı önüne bir planlama olarak koyacaktır.

AMAÇLARI SAFLARDA BEKLENTİ VE REHAVET YARATMAK

Yani bu girişimlerin bir diğer amacı da saflarda beklenti yaratmaktır. Güçlerimizde rehaveti geliştirmek, daha fazla mücadele azmini gündemleştirme değil de beklentili ruh haline girip kararlı bir mücadelenin önüne geçmek istemektedir. Bunu tüm halkımız ve tüm gençlerimiz bilmeli. Katılımların önüne geçmek temel bir amaçları durumundadır. Bu nedenle katılım yapmak durumunda olan gençler tam da bu dönemde katılmalıdır. Mücadele etme durumunda olan hiçbir gücümüz herhangi bir tereddüt yaşamamalıdır.

HİÇ KİMSE HAYALE KAPILMASIN!

Mücadelemizin bir parçası ve karakteri olarak Önderliğimizle diyalog her zaman olabilecek bir şeydir. Bu, bizim mücadelemizi hamlesel boyutta örgütleyip geliştirmemizin önünde engel olamaz. Biz hareket olarak tüm dönem görevlerini 2012 yılı değerlendirmemizde ortaya koymuştuk. Bunların hepsi geçerlidir. Zaten değişen bir şey yok, henüz yansıyan bir şey de yok. Fakat devlet öyle yapıyor ki sanki Önderlikle bir diyalog oldu ve artık yeni bir süreç başladı gibi göstermeye çalışıyor. Böyle bir şey yok. Bu bir aldatmacadır. Bu bir psikolojik savaş propagandasıdır. Kürt kitlesini yanında tutma, saf-demokratik güçleri de beklentiye sokma ve onların mücadele azmini törpülemeye dönük bir politikadır. Bu yüzden kimse gevşememeli, herhangi bir beklentiye girmemeli, hiç kimse “hemen demokratik çözüm süreci gelişecek” gibi bir hayale kapılmamalıdır.

Çünkü AKP’nin geçmiş pratiği gözler önünde olduğu gibi, şimdiki duruşu da açık ortadadır. “Ya geleceksiniz çizgimize boyun eğeceksiniz ve güçlerinizi yurtdışına çıkaracaksınız ya da sizi ezerim, uluslararası güçlerle birlikte sizi darbelerim ve sizi ona zorlarım” demektedir. Ama nasıl ki AKP’nin 2011’de gündemleştirip 2012’de başarmak istediği Tamil örneği boşa çıktıysa ve tam tersine bir sonuç ortaya çıktıysa bu konudaki sömürgeci amaçlar da hiçbir şekilde sonuca gitmeyecek ve hareketimizin 2013 yılındaki başarısını hiçbir güç engelleyemeyecektir. Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir. Hareketimizin 2012 yılında sağladığı gelişme, edindiği tecrübe ve birikim kesinlikle başarı olanaklarını arttırmış bulunmaktadır.

Mücadelemizin hiçbir aşamasında herhangi bir gevşeme ve herhangi bir değişiklik yapmadan yoğun bir biçimde yüklenme ve yoğun bir şekilde 2013’ün büyük hamlesini, her alanda hazırlama çalışmalarını asla ve asla gevşetmemeliyiz. Unutmayalım ki özel savaşın bir amacı da budur. Hiçbir yurtsever çevre, hiçbir militan topluluk buna aldanmamalı ve buna dikkat ederek mücadelesine daha fazla yüklenmeyi esas almalıdır.

Ayrıca Türkiyeli dostlarımız, demokratik çevreler ve tüm dost kesimler bilmeli ki demokratik çözümden yanayız ama yaş tahtaya da basmayız. Bu konuda Önderliğimize sonuna kadar güveniyoruz. Önderliğimiz bu konuda hepimizden daha duyarlı davranmayı bilmiş bir pratiği sürekli sergilemiştir. Bu açıdan hareketimizin temkinliliği ve bu konuda tutarlı, kararlı bir duruşu sergileyeceği kesindir.

2013 HAZIRLIKLARIMIZI GEVŞETMEDEN SÜRDÜRECEĞİZ

Eğer gerçekten çözüme dönük bir belirti ve bir ışık gözükürse bunu sonuna kadar götürmeye dönük politikalar geliştiririz. Ama 2013 yılına dönük geliştirmekte olduğumuz hazırlıkları ve planlamaları asla ve asla gevşetmeden yürütmek durumunda olacağız. Bunu herkes bilmeli, tüm dostlarımız, tüm halkımız, özellikle Kürdistanlı kadın ve gençlik kesimleri, bütün öncü kesimler bunu bilmeli. Kendimizi daha fazla güçlendirmeliyiz, daha fazla etkin hale gelmeliyiz. Ancak böyle devleti çözüme zorlayabiliriz.

Şimdi onlar bizi yurtdışına çıkarmaya zorlamak istiyorlar. Hem şiddetle bize bunu dayatıyorlar, hem de çeşitli diyalog yollarıyla. Biz de yenilmez mücadelemizi ortaya koyarak onları çözüme zorlamalıyız. Yenilmez olduğumuzu, giderek güçlendiğimizi ortaya koyarak onlara asla başarılı olamayacaklarını göstermeli ve Türk devletini de artık Kürt halkını inkar etmekten, yine sömürgeciliği sürdürmekten vazgeçmeye zorlamalıyız. Başarıya gitmenin tek yolu budur. Eğer gerçekten bir çözüm süreci gelişse de yine de son imza atılana kadar hiçbir zeminde gevşemeden mücadelemizin sürdürülmesi kesin bir gerekliliktir. Ama bugün ortada bir şey yok. Henüz hiçbir şey söz konusu değilken ortamı bu kadar toza dumana boğmak bizde çok ciddi kuşkular yaratıyor. Bu nedenle kimse psikolojik savaş propagandalarına kulak asmamalı. Herkes bulunduğu yerde büyük bir azimle mücadelesine yüklenmeli. Özellikle halkımızın Kuzey’de serhildan hareketini pekiştirip güçlendirmesi bu noktada önem taşımakta ve genelde mücadeleye yüklenerek 2013 yılını bir başarı ve sonuç alma yılına dönüştürme hedefinde derinleşmeliyiz.

HERKES 20 BİN ŞEHİDİ OLAN BU HAREKETE SAYGI GÖSTERMELİ

Yine bugünlerde medyada boy gösteren diğer bir kısım Kürt kişilikler, silah bırakmayı dayatan değerlendirmelerde bulunuyorlar. Bu kesimler için neler belirtebilirsiniz?

Şimdi bazı kişi ve çevreler var, adeta görüşme olmuş, o zaman her şey bitmiş diyerek hemen “PKK silah bırakmalı” diye televizyonlara çıkıp boy vermekteler. Bakın devlet bile bizden silah bırakmamızı hemen istemiyor. Çünkü akıl dışı bir şeydir. Onu istemek işi yokuşa sürmektir. Ama işbirlikçi bazı şahsiyetler bunu istiyor. Yani bir kişi bu kadar kendi gerçekliğine, içinden çıktığı toplumun reflekslerine ve çıkarlarına ters bir duruş sergileyemez. Ama ne yazık ki Kürt toplumunda böyle tipler de ortaya çıkabilmektedir. Biraz vicdan olsa, biraz ar ve namus olsa hiç olmazsa “devlet görüşme başlatmışsa biz de bu görüşmelerin sonuç almasına dönük bir çaba gösterelim. En azından destekçi olalım” der. Ama bunlar hemen “PKK’ye yüklenelim” diye kılıç çekiyorlar. Bunun kadar alçakça bir duruş olamaz. Çirkincedir. Bunları kınıyorum. İnsaf! Bu halk bu kadar evladını verdi. 20 bin şehidi var; insan buna biraz hürmet gösterir. Ve bir devrim hareketi var buna biraz saygı gösterir.

PARAZİT YAPMAYIN

Benim bu çevrelere söyleyeceğim şudur; “lütfen ortalığı bulandırmayın. Yapabilecekseniz destek sunun ama böyle ortalığı bulandırmayın. Parazit yapmayın. Sizin parazitleriniz yüzünden bu sorun bu kadar tıkanmaya gidiyor.” Eğer Kürtler bir bütün kendi değer yargıları etrafında birleşmiş olsaydı elbette şimdiki durum ortaya çıkmazdı. Ama ruhunu satmış keklik soylu tipler Kürt halkını, bugüne kadar ezilen, trajedilerle karşı karşıya kalan, Roboskîler yaşayan bir halk durumuna getirmiştir. Bu bilinmeli. Ve bunlara diyoruz ki “bu tür davranışlardan vazgeçin. Artık yeter! Bu halkın özgürlük mücadelesinin fedailerine küfür etmeyin. Saldırmayın. Onların kendi canı karşılığında yarattığı değerler vardır. Bu değerler bu toplumun değerleridir. Saygı gösterin.” Benim bunlara söyleyeceğim şimdilik bunlardır.

AMED HALKINA ÇAĞRI: NUMANLARIN YOLUNU BIRAKMAYIN

-2013 yılına girişle beraber bölgeden yine çatışma haberleri geliyor…

Bakın, herkes gibi halkımız da sevinçle yeni bir yılı karşılamak ister. AKP devleti 2011’in sonunda, 28 Aralık’ta, bildiğiniz gibi Roboskî Katliamı’nı yaptı. Yeni yıla Kürt halkı eğlenerek veya kutlayarak değil, yas içinde girdi. Şimdi 2012’nin 31 Aralık gününde ise Amed’in Lice ilçesinde bir biçimde tespit ettiği bir gerilla grubunun üzerine büyük bir vicdansızlıkla, namert ve vahşi yöntemlerle giderek imha etti. Yine 31 Aralık günü, Avaşîn alanına dönük kapsamlı bir hava saldırısı gerçekleştirdi.

Nerede kayıp vermişsek, bu devletin güçlü olmasından değil, güçlerimizin verdiği açıktan kaynaklanmıştır. Hareketimizin hamleyi başlattığı Mayıs ayından bu yana ilk kez Türk devleti, bir grubu imha etmiş oluyor. Mutlaka verilmiş bir açıklık vardır. En önemli ve acı olan şey de Alan sorumlusu olan Numan arkadaş, 4-5 gün öncesinden basılan bu noktadaki birimin yanına geliyor ve kendisi de bu çatışmada şehit düşüyor. Bu bizim için ve tüm Kürdistan halkı için önemli bir kayıptır. Burada 10 arkadaş, kahramanca direnerek şehit düşüyor.

Başta Numan arkadaş olmak üzere, Amed halkının yiğit evlatları olan Rênas ve diğer yoldaşlarımızın sergilemiş oldukları bu direniş karşısında saygıyla eğiliyoruz. Onları Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ni yükselterek yaşatacağımızın sözünü veriyoruz. Bu değerli militanların yılbaşı gecesinde şahadete ulaşması ve büyük bir direniş sergilemesi hepimize olduğu gibi, tüm Amed gençliği ve tüm Kürdistan gençliğine bir mesajdır.

Amed’deki tüm şerefli-yurtsever gençliğe sesleniyorum; Numanların yolunu bırakmayın, bu kahramanların yolunda ilerleyerek gerillaya katılmayı ve Türk devletinin vahşi katliamcı gerçeğine cevap vermeyi kendinize görev bilmelisiniz. Bu temel görevinizdir. Biz bu yoldaşlarımızın Çemê Alîkê’de sergiledikleri direnişi 2013 yılının mücadele perspektifi yapma durumundayız. Evet, bir taraftan “Kürt sorununu çözüyoruz” diyorlar ama öbür taraftan da böyle katliamlar yapıyorlar. Hem de namert ve alçak yöntemlerle. Çağın en gelişmiş tekniğini kullanarak, üstelik bununla kalmayıp farklı imha silahları kullanarak (ki kimyasal silah kullandığı belirtisi var) bir avuç insana karşı binlerce askerle gidiyorlar. Her türlü tekniğin yanı sıra uluslararası düzeyde kullanımı yasak olan kimyasal silahları kullanmanın yiğitlik ve mertlikle bir alakası yoktur. Erdoğan ve danışmanı bununla övünüyor. Ama siz insanlık dışı silahları kullanarak ancak bu sonuçlara ulaşıyorsunuz ve böylece zayıflığınızı kapatmak istiyorsunuz. Bu tür insanlık dışı yöntemlerle hiçbir yere varamazsınız. Bin bir türlü hileyle, bazı Kürt öğelerini düşürmek ve Kürdü Kürde karşı kullanmaktan ancak sömürgeci egemenlik için her türlü kirliliği reva gören bir mantık övünebilir.

Fakat bu yoldaşlarımızın bıraktığı büyük fedai direniş geleneği, Kürdistan gençliğini mücadeleye daha fazla katılmaya yönlendirecektir. Buna kesinlikle inanıyoruz. Bu hareketin nereden sinerji aldığını iyi görmek gerek. Bu hareket her şehit halkasından büyük hamleler ve büyük çıkışlar yapan bir harekettir. Bunun için hiçbir zaman yenilmeyerek, her saldırı karşısında daha büyük bir direniş ve güçlenmeyle çıkmaktadır. Amed’de yaşadığımız bu şahadetlerle bu şehitler halkasının Kürdistan halkı ve gençliği için anısını yaşatmak üzere güçlü bir çıkış zemini olacağını belirtmek istiyorum. Ve bu temelde herkesi Numanların yolunda daha güçlü yürüyerek direnişi yükseltmeye çağırıyorum.

KATLİAMLAR BİR PSİKOLOJİK SAVAŞ KONSEPTİDİR

Dikkat edelim: Nasıl ki 2012’nin başında Roboskî Katliamı yapıldı. Şimdi de Çemê Alîkê katliamı yapıldı. Hem de farklı silahlar kullanılarak. Bu bir psikolojik savaş konseptidir. Toplumu sürekli bir yas ve matem havasında tutarak böylece iradesini kırma ve gözünü korkutma konseptinin birer programları olarak uygulanmaktadır. Bunlar çok bilinçli bir konsept temelinde yapılan saldırılardır. Hem halka ve hem de gerillaya dönük bu biçimde yeni yılı zehir etme, yeni yılda sömürgeci şiddetini dayatarak insanları zorla yola getirmenin bir gereği olarak bunlar yapılmaktadır. Fakat bilinmeli ki PKK bunlara panzehirdir. PKK’nin Apocu ruhu, her saldırı karşısında daha büyük bir direniş göstererek ve her şahadet halkasını daha güçlü bir çıkışın zemini haline getirerek bugünlere gelmiştir. Ve bu değerli yoldaşların şahadeti de kesinlikle böyle bir çıkışa yol açacaktır. Amed halkının derin yurtseverliği Numanları mutlaka yaşatacak ve bunu başaracaktır.

EGEMEN BAĞIŞ PALAVRACI BİR KİŞİ

-AB Bakanı Egemen Bağış sizi Avrupa'da kaçakçılık yapmakla suçladı. Bu açıklama hakkında neler belirteceksiniz?

Bu Egemen Bağış adındaki zat zaman zaman hareketimize karşı palavraya dayalı açıklamalar yapan bir kişidir. Son dediğiniz açıklamasında, PKK’nin Avrupa’da en büyük uyuşturucu trafiğini yönettiğini, nasıl ki Türkiye’de insanları silahla öldürdüğünü, Avrupa’da ise uyuşturucu ile öldürmekte olduğunu, bunu da Avrupa devletlerinin anlamış olduğunu ifade ederek, bu çerçevede bazı şeyler söyledi. Bu tamamen yalandır. Açıkça bir iftiradır. Bunu en iyi bilen de Avrupa devletleridir. Umarım Avrupa devletleri bu Egemen Bağış denilen kişinin konuşmalarına bakarak Türk devletinin PKK hakkında nasıl çarpıtmalarda bulunduğunu anlamış olacaktır. Çünkü Avrupa devletleri de çok iyi biliyor ki; PKK’nin uyuşturucu ile ilgili hiçbir ilişkisi bugüne kadar tespit edilmiş değildir. Bu kişi bu sözleri söylerken dayandığı hiçbir bulgu yoktur. Sadece suçlama ve propaganda olsun diye bu iddiaları ortaya atmaktadır.

Bu hareketin yüzlerce çalışanı Avrupa’da yargılanmış ve sorgulanmıştır. Bunların genellikle yargılanma nedenleri, örgüt üyesi olma ve para toplama gibi konulardır. Hiçbir yerde bu hareketin uyuşturucuyla ilgilenmiş olduğunu yansıtan herhangi bir bulgu ve belge yoktur. Çünkü böyle bir şey yok. Dolayısıyla Egemen Bağış’ın yaptığı bu açıklama tamamen yalandır. Doğru değildir. Avrupa devletlerinin Türkiye'nin ve ABD'nin dayatması sonucu, NATO çerçevesinde hareketimizi hedefleme durumları vardır. Bu haksız bir yönelimdir. Onu ayrıca değerlendirmek ve eleştirmek gerekiyor. Fakat Egemen Bağış’ın sözleri tamamen gerçek dışıdır.

KÜRT KURUMLARI SULTANDAĞI’NDAKİ KÜRTLERE SAHİP ÇIKMALI

-Afyon Sultandağı’nda 40’a yakın Kürt ailesinin çarşıya çıkamadığı ve baskı altında olduğuna yönelik haberler var. Buna dönük düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Bu konuyu biz basından takip ettik. Bence Kuzey Kürdistan’daki ve Türkiye’deki Kürt kurumları, Sultandağı’ndaki Kürtlere karşı görevlerini yapmamaktadırlar. Mademki orada halkımız faşist saldırılara bu kadar maruz kalıyorlar; evleri, işyerleri ve arabaları bu kadar tahrip ediliyor, o zaman Kürt siyasetçilerinin ve değişik Kürt kurumlarının da bu insanlarımızı daha fazla sahiplenmesi ve oradaki insanlarımızın daha fazla zorda kalmalarına karşı sessiz kalmamaları gerekmektedir.

Tüm Kürtler bulundukları her yerde daha güçlü bir şekilde dayanışma içinde olmalıdırlar. Daha güçlü bir şekilde birbirlerine sahip çıkmalıdırlar. Bu konuda faşist çevrelerin saldırıları karşısında halkımızın daha duyarlı olması gerekmektedir. Biz şunu iyi biliyoruz: Erdoğan’ın Kürt siyasetçilerini ve Kürt halkını hedef gösteren, Türkiye toplumunu kışkırtan konuşmalarının bu tür faşist saldırıların artmasında rolü fazladır. Muhtemelen ilerde de bu tür saldırlar yoğunlaşabilir. Bu açıdan metropollerde bulunan tüm Kürtler kendi savunma sistemini geliştirmeli. Bunun en iyi yolu da kendi içinde geliştirecekleri örgütlülük ile birlikte dayanışma ve kendi savunmalarını geliştirmeleridir. Buradaki halkımız kendisini daha iyi bir biçimde savunabilmeli; kendini savunamayacak iseler de kendini savunabilecekleri yerlere taşınmalıdırlar.

Bu konu önemli. Belli ki bazı faşist odakların Kürt halkını sindirmeye dönük geliştirdikleri polis baskılarını, şiddeti, tutuklamaları yeterli görmeyip bizzat kitlesel linç uygulamalarıyla Kürt toplumunu bastırmak istemektedirler. Buna karşı Kürt toplumu duyarlı olmalı, her yerde örgütlü bir dayanışma içine girerek kendini savunabilmelidir. Ayrıca demokratik çevreler ve halkların kardeşliğinden yana olan bütün demokratik kesimler ile Kürt siyasetçileri de Afyon Sultandağı’ndaki insanlarımıza sahip çıkmalıdırlar. Bugüne kadar etkili bir sahiplenmenin olmaması ciddi bir eleştiri konusudur diye düşünüyorum.

DEMİR İÇİN BAŞSAĞLIĞI MESAJI

Bu arada sizin aracılığınızla şunu da söylemek istiyorum: 3 gün önce Bitlis'e bağlı Pirxus Belediye Başkanı Mehmet Demir’in bir hastalık nedeniyle vefat ettiğini duydum. Değerli emekçi, yurtsever Mehmet Demir’in ailesine başsağlığı diliyor, acılarını paylaştığımızı belirtmek istiyorum. Mücadelede emek vermiş, yurtseverliğiyle öne çıkmış ve halkımız tarafından seçilmiş Kürt siyasetçilerinin bu mücadelenin gelişmesinde önemli bir yeri olmuştur. Onların anılarını, onların bıraktıkları mücadeleyi daha da yükselterek yaşatmalıyız. Tüm yurtsever halkımızın Mehmet Demir’in Pirxus’ta bıraktığı mücadeleye sahip çıkması ve bu biçimde değerlerimizi, mücadelenin yükseltilmesinde bir zemin haline getirmesi gerekmektedir. Bu hepimiz için temel bir görevdir. - Deniz Kendal-Rosida Mardin / ANF

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.