28 Eylül 2012 Basın Bültenleri
Basın Bültenleri / 28 Eylül 2012 Cuma Saat 08:15
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt sorununun çözümünden hiçbir zaman kaçmadıklarını savunan Erdoğan, "Artık siyasi uzantılarla müzakere noktasında değilim" dedi.

Rêwîtiya Karwanê Aştiyê Savda di roja 28'an de didome - Dîha

Redkarê Wîjdanî Halîl Savda ku ji bo aştiyê di 1'ê Îlonê de ji Roboskiyê ber bi enqereyê ve ket rê, di roja 28'an de 600 kîlometre meşiya. Savda ku di roja 28'an de meşa xwe didomîne, diyar kir ku hêj cenazeyên HPG'î û leşkeran diçe malbatan û ji ber şerê heyî di rêwîtiya aştiyê de jî rastî binpêkirina mafan tê.

Redkarê Wîjdanî ji bo li Tirkiyeyê xizmetê bide aştiyê û aştiyek mayinde pêk bê ji gundê Roboskiyê ku 34 welatiyên sivîl ji aliyê balafirên şer ve hatin qetilkirin, ber bi Enqereyê ve dest bi meşê kir, meşa xwe di roja 28'an de berdewam dike. Savda ku di 1'ê Îlonê de derket rê, li Cizîr, Nibêbîn, Qoser, Wêranşar, Riha, Bîrecîkê û Dîlokê bi girseyî hate pêşwazîkirin. Savda li gel leşkerê dîl hatibû girtin û berdan Îbrahîm Yaylali rêya xwe ya ji bo aştiyê berdewam dike. Savda piştî li Dîlokê bi girseyî hate pêşwazîkirin rêwîtiya xwe ya ber bi Enqereyê ve didomîne. Savda li Dîlokê ji aliylê rêveberên MAZLUMDER'ê ve hate pêşwazîkirin Savda, Îbrahîm Yaylali, Bîngol Elmas, Serap Halvaşî, Merve Cunger û rêveberên MAZLUMDER'ê piştî li MAZLUMDER'ê civîna çapemeniyê pêk anîn, rêwitiya xwe berdewam kir. Savda ku heta niha di 28 rojan de 600 kîlometre meşiyan. Savda ku di roja 28'an de meşa xwe didomîne, diyar kir ku hêj cenazeyên HPG'î û leşkeran diçe malbatan û ji ber şerê heyî di rêwîtiya aştiyê de jî rastî binpêkirina mafan tê. Savda,da zanîn ku di rêwîtiyê de her tim ji aliyê dayikên ku zarokên xwe di şer de windakirine û bi zarokê zarokên wan çûne leşkeriyê ew pêşwazî kirine û wiha got: "Her ku em dimeşin piştgiriya me zêde dibe.

'Xizmên gerîlla peyama aştiyê dan'

Savda, da zanîn ku di rêwitiyê de gelek malbatên HPG'ê jî ew pêşwazîkirin û peyam û daxwaza wan a sereke aştiyek mayinde ye. Beriya ku em têkevin rê malbatên Roboskiyê hest û êşên xwe bi mere parve kir Piştgiriyek mezin dan me. Malbata Ceylan Onkol jî piştgirî dan me. Lê di rêde em rastî cenazeyên gerîlla û leşkeran hatin. Em rastî binpêkirna mafan hatin. Heta ku şer bidome binpêkirina mafan û hatina cenazeyan jî dê bidome. Lazim ev şer bi dawî bibe. Malbatên leşkeran jî dixwazin ev şer bi dawî bibe.

Savda da zanîn ku hêj 700 km rê li pêş wî heye û diyar kir ku ew hevî dike ku ev rêwîtiya wî jî serkeftî derbas bibe. Savda anî ziman ku heta niha tu pirsgireka tenduristiya wan tune.


Li sergoya leşkeriyê ya Wanê teqîn: Zarokekî jiyana xwe ji dest da - Dîha

Li naçveya Ebexê ya Wanê li ser sergoya ayîdî leşkeriyê teqîneke pêk hat û di teqînê de zarokekî jiyana xwe ji dest da û zarokekî jî bi giranî birîndar bû.

Li gundên Sînde û Çubuklu yên navçeya Ebexê ya Wanê li ser sergoya ayîdî leşkeriyê teqînê pêk hat. Di teqînê de zarokekî jiyana xwe ji dest da û zarokek jî bi giranî birîndar bû. Hate hînbûn ku zarokê bi giranî birîndarbû rakirin Nexweşxaneya Herêmê ya Wanê.


Erdoğan: Çözümden kaçmadık, müzakere noktasında değilim! - Diha

PKK ile Oslo görüşmelerinin bozulmasının nedeninin PKK olduğunu iddia eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sorunun çözümü için PKK'nin silah bırakması gerektiğini belirtti. Kürt sorununun çözümünden hiçbir zaman kaçmadıklarını savunan Erdoğan, "Artık siyasi uzantılarla müzakere noktasında değilim" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, NTV ve Star'da katıldığı canlı yayın programında gazetecilerin sorularını yanıtladı. PKK ile gerçekleştirilen Oslo görüşmelerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, "Başbakan olarak Emre Taner Bey döneminde İmralı'ya gönderdim, daha sonra Oslo'ya gönderdim. Daha sonra Hakan Fidan Bey döneminde bu adımları attık. Şu anda gerekli gördüğümüz halde bu adımları atarız. Bütün ülkeler istihbarat teşkilatını bu iş için kullanır. Şu anda bizim MİT ne zaman adım atılması gerekirse bu adımı atabilir. Bu konuda bizim atmaması istikametinde bir ön kabulümüz yoktur. Yeri geldiğinde bu adımı atarız" dedi.

'Yargının seçtiği yöntemi doğru bulmadım'

Medyayı eleştiren ve medyadan destek alamadıklarını belirten Erdoğan, "MİT ada ile ilgili Oslo ile ilgili görüşmelerini çok açık, net ve samimi bir şekilde ortaya koymuştur. Burada benim müsteşarımla ilgili atılan adımın arkasında kim vardı, ben varım. Çünkü bu arkadaşımızı oraya getiren benim. O göreve gönderen de benim. O zaman beni hesaba çekin. Niçin onun üzerinden hareket ediyorsunuz. Burada dürüst davranılmasının gereğini istiyorum. Yargının burada seçtiği yöntemi doğru bulmadım. O anda atılan adımların öncelikleri itibarıyla yanlış olduğunu gördüğüm için de bu çıkışımı o gün yaptım, bugün de yaptım, yarın da yaparım. Bu evsahipliğini yapanlar tarafından böyle bir şeyin yapıldığını hissettiğimiz andan itibaren oralarda bir daha bu tür toplantıları arkadaşlarımızın yapması mümkün değil. Norveç'i bundan böyle çok daha farklı bir şekilde değerlendirmeye tabi tutarız" diye konuştu.

Çözüm için yine 'silahın bırakılmasını' istedi

Bölgede artan çatışmalar ve askeri operasyonlara ilişkin soruları da yanıtlayan Erdoğan, sorunun çözümü için yine PKK'nin silah bırakması gerektiğini belirterek, şunları dile getirdi: "Terör örgütü alan hakimiyeti gibi bir gayret içerisine girmiştir. Ama başarılı olamamıştır. Şu anda askerimiz onlara gereken dersi sormuş ve sormaktadır. Bugün Çukurca'da çok ciddi manada gereken dersi vermiştir ve vermeye devam etmektedir. Çözüm noktasında bazı bölücü terör örgütüyle berabermiş gibi davranan ve açıklama yapanlar var. Ne diyorlar, silahlar sussun. Silahın susması bir çözüm değil ki, silahın çözülmesi bir çözümdür. Terör örgütü silahı bırakacaksa bizler de hükümet olarak bu operasyonları minimize ederiz. Askerin ve polisin silahı bırakması sözkonusu olamaz. Bizim çözüm için, eğer İmralı'ya arkadaşlarımız gitmişse, Oslo'ya gitmişse, bunlar çözüm için en kararlı atılmış adımlardır. Ne şahsımın ne arkadaşlarımızın bu konuda millete ihanet içerisinde olacak bir istihbarat verilmemiştir."

'Çözüm için kaçmadık, siyasi uzantılarla müzakere noktasında değilim'

Erdoğan, Kürt sorunu için müzakerelerin yeniden başlatılması tartışmalarına ilişkin, "Bu ara gerek ana muhalefetin genel başkanı ve gerekse diğer uzantılar, çözüm için bir araya gelelim diyor. Biz çözüm için hiçbir zaman kaçmadık ki. Muhalefet partisi lideri randevu istedi, verdik. Terörle kim içiçe? Terörle içiçe olanla neyi konuşacağız. Terör örgütüyle mücadele ama siyasi uzantılarıyla müzakere dedik. Bakıyorsunuz bu partinin 9 milletvekili teröristlerle kucaklaşıyor, yanak yanağa öpüşüyor. Şimdi nasıl olacak da ben teröristle yanak yanağa olan, sarmaş dolan olan bir eş başkanla nasıl konuşacağım. Artık siyasi uzantılarla müzakere noktasında değilim" diye belirtti.

Bölgede sadece BDP ve AKP'nin olduğu belirten Erdoğan, buna ilişkin şunları ifade etti: "Bölgede şu anda parti olarak iki parti var. Biri AK Parti'dir birisi BDP'dir. Niçin CHP bölgede yok? Niçin MHP bölgede yok? Sadece tabela partisi olarak bulunmak yetmiyor. Bir mücadeleyi bölgede vereceksek bu partiler de orada bulunmalı. Orada CHP'nin de, MHP'nin de herhalde gönüldaşları vardır."

BDP'li vekillerin dokunulmazlığı: Partimin takınacağı tavır nettir

Parti kapatmaya karşı olduğunu belirten Erdoğan, BDP'li milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin ise şunları söyledi: "Hakkında fezleke hazırlanan milletvekilleri var. Bunlar parlamentoya geldiği anda bizim bakış açımız, eğer siz terör örgütüyle beraber yürüyeceksiniz, onların yeri parlamento değil Kandil'dir. Burada partimin takınacağı tavır, açıktır nettir. Parlamento dışında mücadelesini sürdürsünler. Onlarla aynı çatı altında olmayız. Parti kapatılmasına karşıyım. Ama şunu da bilin ki, anayasa değişikliği olayında partilerin kapatılması için biz mücadele ederken ne CHP, ne MHP, ne BDP bizim yanımızda yer almadı. Bizim içimizden bazı kişiler gitti onların yanında yer aldı. 330'u yakalasaydık partilerin kapatılması tarih olacaktı. Biz partilerin kesinlikle kapatılmasına karşıyız, suç işleyen bedelini ödesin diyoruz."


Çaldıran’daki olayın görgü tanıkları: Patlayıcılar Umut Tepe 2. Bölük askerlerine aittir - Diha

 Van’ın Çaldıran İlçesi’ne bağlı Umut Tepe (Sindê) ile Çubuklu Köyü’nün Çoraklı (Şorik) mezrası arasında bulunan askeri çöplükte meydana gelen patlama sonucunda bir çocuk yaşamını yitirirken bir çocuğun ise ağır yaralandığı olayın görgü tanıkları patlayıcıların Umut Tepe 2. Bölük Askeri Birliği'ne ait olduğunu belirtti. Görgü tanıkları, askerlerin yaralı kardeşleri hastaneye götürmeye çalışan yurttaşları da engelediklerini söyledi.

Çaldıran ilçesine bağlı Umut Tepe (Sindê) ile Çubuklu Köyü'nün Çoraklı (Şorik) Mezrası arasında bulunan askeriye çöplüğünde meydana gelen patlamada çobanlık yapan bir çocuk ağır yaralanırken biri de yaşamını yitirdi. Askeri çöplükte demir molozları toplayan Sami (13) ve Selami Akti (9) kardeşler buldukları mayını, demir sanarak oynamaya başlayınca patlama meydana geldi. Patlama sonrası ağır yaralanan kardeşler ağır yaralandı. Olay yerinde ilk müdahale köylüler tarfından yapılırken sağlık ekiplerinin müdahelede geç kaldığı belirtildi. Köylülerce Çaldıran Devlet Hastesi'ne kaldırılan yaralılar ilk müdahalelerin ardından Van’a sevk edildi. Sevk esnasında Sami Akti yolda yaşamını yitirirken, köylüler mayının Umut Tepe Askeri 2. Bölük Birliği'ne ait olduğunu belirtti.

Askerler yaralılara müdahale etmek isteyen yurttaşları engelledi

Patlama sonrası yardıma giden köylüler ile askerler arasında gerginlik çıktığı belirtilirken, köylülerin müdahelesine izin verilmek istenmediği, ancak tüm engellemelere rağmen köylülerin yaralılara müdahale ettiği bildirildi. Olay sonrası askerlerin mayın parçalarını toplayarak karakola götürdükleri öğrenildi.

‘Başımıza bir şey gelirse askerler sorumludur’

Umut Tepe Köyü yurtaşlarından Haluk Tanyıldız, ismini bilmediği bölük komutanıyla tartıştığını belirterek, patlayıcı maddelerin çöplere atılmasına tepki gösterdiğini söyledi. Askerlerin kendisini tehdit ettiğini ve kimlik,ehliyet ve ruhsatına el konulduğunu dile getiren Tanyıldız, ”Askerler beni tehdit etti. Başıma bir şey gelirse Umut Tepe karakolundaki askerler sorumludur” dedi. Akti kardeşlerin annesi Nuran Akti ise çocuklarının sabah koyunları otlatmaya çıktığını belirterek, okulda dersler boş olduğundan çobanlık yaptığını belirtti. Akti kardeşlerin kuzeni M. Akif Akti, “ Burada hayvanları otlatıyorlardı. Askeryenin döktüğü beton çöplükleri arasında mayınları bulmuşlar. Ne olduğunu anlamak için ellerine almışlar ve patlamış. Askerler çöpünü buraya döküyor, herhangi bir önlem almıyor, olan bize oluyor” diyerek tepki gösterdi.

Hastaneye kaldırılırken yolda yaşamını yitiren Sami Akti'nin (9) cenazesi ailesi tarafından yapılan otopsi işlemleri ardından sabah erken saatlerinde Çaldıran Devlet Hastanesi morgundan alınarak Çubuklu Köyü’nün Çoraklı (Şorik) Mezrası’na götürülerek defnedileceği öğrenildi.


İşte polis kayıtlarındaki Aydın Erdem cinayeti! - ANF

Diyarbakır polisinin Dicle Üniversitesi’nde 2008-2011 yılları arasında öğrenim gören 43648 öğrenciyi fişlediği ortaya çıktı. Fişlenenler arasında polisler tarafından katledilen Aydın Erdem ve Mahsun Karaoğlan da bulunuyor. Belgede Karaoğlan ve Erdem’le ilgili ‘gebertildi’ ifadelerinin yer alması her 2 Kürt gencinin hedef gözeterek katledildiğini doğruluyor.

43 BİN 600 ÖĞRENCİ FİŞLENDİ

Roj Hack Hacker grubu, Lekolin.org adlı siteye gönderdiği açıklamada, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne ait bilgisayar sistemine sızarak, Dicle Üniversitesi öğrencilerini fişleme belgesine ulaştıklarını bildirdi.

Bir kopyası ANF’ye de gönderilen belgelere göre Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Dicle Üniversitesi ve bağlı tüm fakültelerinde 2008-2011 yılları arasında öğrenim gören 27471’i erkek 16177’si kız öğrenci olmak üzere toplam 43648 öğrenciyi fişledi.

Fişlenenler arasında 2009 Amara Yürüyüşünde katledilen Mahsum Karaoğlan ile aynı yıl Diyarbakır’da katıldığı yürüyüş esnasında polislerce hedef gözetilerek vurulan Aydın Erdem de var.

KARAOĞLAN VE AYDIN ‘GÜVEN VERİCİ’ BULUNMAMIŞ

Her iki Kürt genciyle ilgili belgede skandal sözler sarfediliyor.

Mahsum Karaoğlan ve Aydın Erdem’in cenazelerine katıldıkları gerillalar için “leş cenazesi” deniyor. Karaoğlan ve Erdem’i “güven verici” bulmayan Diyarbakır Polisi, her iki gencin yaşamını yitirdiği bilgisini “gebertildi” şeklinde belgelere işlemiş. İfade, Erdem ve Karaoğlan’ın hedef gözetilerek katledildiğini doğruluyor.

Belgenin ayrıntılarını veri tabanlarının çözümü ardından açıklayacağını duyuran Roj Hack, ellerinde öğrencileri fişleyen Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı “Terörle Mücadele” polislerinin fotolarının da bulunduğunu bildirdi.


Eurominority'den yeni Kürdistan haritası - ANF
 
Devletsiz Uluslar ve Avrupa Ulusal Azınlıkları Derneği (Eurominority) ile Paris’teki Kürt Enstitüsü, yeni bir Kürdistan haritası hazırladı. Harita ile “Ararat Dağı Ulusunun tanıtılması” amaçlanıyor.

Avrupa Azınlık Halklarını teşvik için kurulan Eurominority (Eurominority.eu) ile Paris Kürt Enstitüsü’nün hazırladığı harita Kürtçe ve İngilizce olmak üzere iki dilli.

Eurominority, “Halkın coğrafyasını tanımak için sık sık oraya gitmekle işe başlamak gerekiyor” diye belirtirken bu yeni posterin amacının “Ararat Dağı Ulusunun tanıtılması” olduğunu ifade ediyor.

Haritada tarihi Kürdistan’ı oluşturan temel Kürt şehirleri ve büyük dağlar, nehirler ve göllere yer verilmiş. Ayrıca iki küçük haritadan birinde Türkiye, Suriye, Irak ve İran arasında paylaşılmış Kürdistan’ın bölgelerine ışık tutulurken, diğerinde ise Kürt dilinin lehçeleri haritalandırılmış. Eurominority, bunun tarihi Kürdistan’ın en sentetik haritalarından biri olduğunu belirtiyor.

Haritada Kürdistan’ın bir ucu Hatay’ı içine alarak denize değerken, devamla şu kentleri içine alarak sınırları çizilmiş: Maraş, Elbistan, Koçgiri, Erzincan, Erzurum, Kars, Iğdır, Ağrı, Maku, Urmiye, Mahabad, Bicar, Kirmaşan, İlam, Xaneqin, Kerkük, Musul, Qamişlo, Afrin.

Haritada ayrıca Kürdistan’daki dağlar ve rakımları ile göller de Kürtçe isimleri ile yer almış.

Devletsiz Uluslar ve Avrupa Ulusal Azınlıkları, 1999 yılında Mikael Bodlore-Penlaez tarafından kuruldu. Eurominority, Avrupa’daki geniş bir muhabir ağı ile yapılan araştırmalar sayesinde azınlıklar üzerine bilgilerin yayınlanmasını amaçlıyor. www.eurominority.eu bugün gönüllüler sayesinde 30 dilde yayın yapıyor. Kürdistan haritası internet üzerinde 11 euroya satılıyor ve adrese poster şeklinde gönderiliyor.


Klavuzu AKP olan Tunus iktidarı tecavüze zemin hazırlıyor! - ANF

Tunus’ta bir kadın polisin tecavüzüne uğradı. Ancak tecavüz mağduru kadın bir anda kendisini sanık sandalyesine buldu. Kadının avukatı polisin kadınlara yönelik saldırılarının “ahlaki ve politik olarak" sorumlusunun İslamcı Ennahda hükümeti olduğunu kaydetti. Bu parti Türkiye’deki AKP’ye olan sempatisi ile tanınıyor.

Tunus’ta Zeynel Abidin Bin Ali rejiminin devrilmesi sonucu Ennahda partisinin iktidara gelmesi ardından Tunuslular kendilerini yeni bir baskı rejimi ile karşı karşıya buldular. Özellikle kadınlara yönelik şiddet ve ayrımcılıkta büyük artış yaşandı. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi mağdurlar, sanık olmaya başladı.

TECAVÜZ MAĞDURU KADIN SANIK OLDU

En son 3 Eylül günü bir kadın ve nişanlısı araçla giderken, üç polis tarafından durduruldu. Polislerden ikisi genç kadına tecavüz ederken, diğeri arkadaşını tuttu. Olay skandal yarattı. İçişleri Bakanlığı sözcüsü Khaled Tarrouche, polisin çifti “ahlaksız bir pozisyonda” yakaladığını söyleyerek utanç verici bir açıklamada bulunurken, yine de bu durumun tecavüze gerekçe olamayacağını sözlerine ekledi.

İki polis tecavüzden tutuklanırken, genç kadın ve nişanlısı 26 Eylül günü “ırza geçme” suçlamasıyla ifadeye çağrıldı. Aralarında Tunuslu Demokrat Kadınlar Derneği ile Tunus İnsan Hakları Ligi’nin de olduğu çok sayıda sivil toplum örgütü bu duruma sert tepki göstererek, bu prosedürün “mağduru sanığa dönüştürdüğünü, kendisini ve nişanlısını haklarından vazgeçirmeye zorlamayı ve terörize etmeyi hedeflediğini” belirtti.

TECAVÜZ ZEMİNİNİ ENNAHDA HAZIRLIYOR

Genç kadının avukatı Bouchra Belhaj Hmida, hükümetin bu olayda “siyasi ve ahlaki sorumluluğu” olduğunu kaydetti. Hmida, polis şiddetinin organize bir olay olmadığını ancak Ennahda partisinin kadınlara yönelik açıklamalarını bu zemini hazırladığına dikkat çekti.

Bu partinin iktidara geldiği 23 Ekim 2011’den bu yana polisler tarafından çok sayıda cinsel, moral ve mali saldırı gerçekleştiğini ifade eden Hmida, “Modern bir kadın, bir Tunuslu kadın, hesap sorma hakkı olduğunu düşündüğünde mağdur kadınlar hemen mahkum ediliyorlar” dedi. Avukat, polisler nezdinde bir cezasızlık hissi olduğunu sözlerine eklerken, bu davanın bir şeyleri değiştirip değiştirmeyeceğini söylemek için henüz çok erken olduğunu kaydetti.

Genç kadın polis kendilerini durduğunda giyinin olduğunu belirterek Bakanlığı yalanlarken, “Mahkemeye sanık olarak çağrılacağıma asla inanmazdım. Sanık değil mağdur olduğumu düşünüyordum” dedi. Genç kadın, bu denli aşağılandıktan sonra davadan vazgeçmeyeceğini ifade etti.

İslamcı parti Ennahda Ağustos ayında yeni Anayasa için önerdiği tasarıda kadından söz ederken eşitlik yerine “erkeğe tabi” olmasını istemesi geniş bir tepkiye yol açmış. Geçen pazartesi günü bu tasarıdan vazgeçilmişti.

TUNUS’UN AKP’Sİ

Tunus’ta Ekim 2011’de yapılan seçimlerde iktidar olan Ennahda AKP’ye olan sempatisinin defalarca açık bir şekilde ifade etmişti. Türkiye’nin model olarak pazarlandığı bir dönemde iktidara gelen Ennahda’nın seçim kampanyasında Türkiye’den de para aldığı iddia ediliyor.

Geçen yılın Kasım ayında Fransız LCP kanalında yayınlanan panele katılan Paris X-Nanterre Üniversitesi profesörü ve aynı zamanda “Tunus Baharı” isimli kitabın yazarı Abdelwahab Meddeb, İslami hareket Ennahda’ya “bir kısım paranın Türkiye’den geldiğini” söylemişti.

Aralık 2010’da Sidi Bouzid kentinde Muhammed Buazizi isimli bir gencin bedenini ateşe vermesi, bugün adına Arap Baharı denilen ayaklanmaları ateşlemişti. Tunus’taki ayaklanma 14 Ocak 2011’de Zeynel Abidin Bin Ali rejiminin düşmesiyle sonuçlanmış. Bin Ali’nin Suudi Arabistan’a kaçmasıyla 23 yıllık iktidar sona ermişti.


Dengê kurdî ceza kirin – Yeni Özgür Politika

Sekreteriya Medyayê ya Denmarkê ji ber doza Roj TV, 2 meh cezayê weşanê da kanalên Nûçe TV, MMC û METV (Mezopotamya TV) yên ku girêdayî Mesopotamia Broadcasting in.

Sekreteriya Medyayê ya Denmarkê ji ber doza Roj TV, 2 meh cezayê weşanê da kanalên Nûçe TV, MMC û METV (Mezopotamya TV) yên ku girêdayî Mezopotamia Broadcasting in. Desteyê ji bo Roj TV´yê jî diyar kir ku tu delîlên ku dibêjin Roj TV di weşana xwe de tundiyê teşwîq dike nehatine dîtin. Rêveberiya Mesopotamia Broadcast der barê cezayê girtinê de daxuyanî da û diyar kir ku ev biryar ji ber zextên siyasî hatiye danîn.
Desteya Radyo û Televîzyonan a Denmarkê lêkolînên xwe yên der barê saziyên weşanê ya ku di Çileya 2012´an de li hemberî saziyên girêdayî Mezopotamia Broadcasting dabû destpêkirin bi dawî kir. Desteyê di daxuyaniya xwe ya doh de, biryar da ku weşanên kanalên Roj TV, Nûçe TV, MMC û Mezopotamya TV yên girêdayî vê şîrketê ji bo du mehan rawestîne. Hate diyarkirin ku Desteya Radyo û TV ya Denmarkê bi hincetên “berpirsyariya xwe ya tomarkirin û veşartina bernameyên xwe bi cih neaniye” û “ nehiştine çavdêriya desteyê berpirsyariya xwe bi cih bîne” biryar girtiye ku weşan ji bo 2 mehan were rawestandin.

Îdayên şîdetê derew derket
Tevî ku yek ji sedema vekirina doza li dijî Roj TV îdayên teşwîqkirina şîdetê bû, Desteya Radyo û Televîzyonan a Denmarkê ev îdîa derew derxistin. Desteyê di daxuyaniya ku da de, ragihand ku wana li ser dîmenên Roj TV lêkolîn kirine, lê belê tu delîlên ku piştrast dikin ku şîdet û sucê nefretê teşwîq dikin nehatine dîtin.
Piştî dadgeha Denmarkî der barê doza Roj TV de biryar da, Desteya Radyo û Televîzyonê ya Denmarkê der barê saziyê weşanê yên girêdayî şîrketê de lêkolîn da destpêkirin. Desteyê kopiya hemû weşanên saziyan ên ji 28´ê Cotmeha 2011 û heta 26´ê Çileya 2012´an  xwest. Desteyê da zanîn ku şîrketê tenê beşek a kopiya van weşanan dane. Desteya Radyo û Televîzyonê diyar kir ku şîrketê vê berpirsyartiya xwe bi cih neaniye, ji ber wê jî cezayê 2 meh rawestandina weşanê li saziyên weşanê yên saziyê hatine birîn.
Bi vî awayî wê weşanên kanalên Nûçe TV, MMC, Roj TV û METV yên girêdayî şîrketa Mesopotamia Broadcasting ji 3´yê Cotmeha 2012´an, saet 24.00 ve ji bo du mehan bên rawestandin.
´Sedem zextên siyasî ne´
Rêveberiya Mesopotamia Broadcast ya ROJ TV, Nûçe TV, MMC û Mezopotamya TV girêdayî wê ne der barê cezayê girtinê yê Desteya Radyo û Televîzyonê ya Denmarkê daye daxuyanî da. Rêveberiya şîrkeya Mesopotamia bal kişand ku di weşanê wan de ti delîlên piştras dikin ku teşwîkkirina şîdetê nehatiye dîtin. Şîrketê destnîşan kir ku cezayê li dijî weşanan bê wate ye û ji ber zextên siyasî hatiye dayîn. Di daxuyaniyê de weha hate gotin: “Her çendî tu saziyên medyayê yên girêdayî şîrketê tu suc nekirine, lê tenê “kêmasiyek” a karûbar kirine hincet û cezayek ewqas dirêj a rawestandina weşanê dane. Em vê yekê bê wate dibmînin û bi taybet didin diyarkirin ku ev biryar ji ber zextên siyasî yên li ser Desteyê hatiye dayîn. Her wiha; hemû bername û meteralyalên ku Sekreteriya Medyayê xwestine, di arşîva me ya bernameyan de hene û kopiyên wan amade ne.”

Weşan wê dîsa dewam bike
Rêveberiya Mezopotamia Broadcast dest nîşankir ku piştî vê biryarê Sefareta Tirk a Kopenhagê jî ji ber li benda girtina bi giştî a weşanê bû û daxwazên wê bi cîh nehatine nerazîbûneke tund nîşan daye û got: "Ev nerazîbûna ku dewleta Tirk nîşan da, diyar dike ku tiştên aliyê Tirkan hêvî dikir pêk nehatine. Ew her tim biryarê didin ku bê çapemenî çi binivîse. Vê yekê jî weke “azadiya çapemeniyê” dibînin. Hemû endamên çapemeniyên yên li derveyê pîvanên fermî yên Tirkiyeyê tevdigerin, di girtîgehan de ne.
Şîrketa Mesopotamia Broadcast wê li gorî vê biryara Desteya Denmarkê tevbigere û sererastkirinên pêwîst bike. Weşana me wê ji 3’ê cotmehê ve saet di 24.00 de ji bo du mehan raweste. Piştî du mehan wê ji cihê lê mane berdewam bikin.” 


Türk devleti şaşkın – Yeni Özgür Politika

HPG gerillalarının başlattığı devrimci harekat karşısında Türk devleti şaşkına döndü. Zagros’tan Dêrsim’e, Botan’dan Serhat’a kadar her yerde eylemler var. En son Çelê’de gerçekleştirilen eylemde 10 asker öldü.

Türk ordusu ile HPG gerillaları ararısnadik çatışmalar, Kürdistan'ın birçok iline yayılmış durumda. Önceki gün ve dün de bölgede şiddetli çatışmalar yaşandı.

Türk ordusu, Çukurca'ya bağlı Geliye Zap alanında dün sabaha doğru yeni bir operasyon başlattı. Çukurca ve Hakkari'deki askeri birliklerden havalanan helikopterlerle bölgeye jandarma özel harekat timleri indirildi. Sınır bölgesinde bulunan Eriş(Çayırlı), Serê Sêvê(Işıklı) ve Bilêcan(Kavuşat) köylerine yoğun askeri sevkiyat yapıldı. Gerillalar ise operasyona gücüne eylemle karşılık verdi. HPG Basın ve İrtibat Merkezi(BİM), Helwesîs tepesi mevkiinde indirme yapmak isteyen Skorsky helikopter ve askerlere yönelik gerçekleştirilen eylemde 10’un üzerinde askerin öldüğünü bildirdi. HPG gerillalarının 6 asker cenazesi üzerine giderek öldürülen askerlere ait 1 adet BKC tam otomatik silah ile 1 adet HK33 melez tipi silaha el koyduğunun ifade edildiği açıklamada, çatışmaların devam ettiği kaydedildi.
Savaş uçakları, Kobra helikopterler, obüs ve havan toplarıyla yoğun bir şekilde bombalanan alandaki çatışmalara ilişkin en kısa zamanda ayrıntılı açıklama yapılacağı belirtildi.

Rubarok Taburu'na havan
Hakkari'nin Şemdinli İlçesi'ndeki sınır taburuna gerillalar havan saldırısı düzenledi. Rubarok (Derecik) 2. Hudut Tabur Komutanlığı'na yönelik dün sabah gerçekleşen eylemin sonuçları öğrenilemezken, Goman Dağı, Beyaz Tepe, Meydan Tepe, Bağlar Köyü kırsalı ile Güzelkaya, Rüzgarlı ve Zorgeçit mezralarının kırsalına asker ve mühimmat sevkiyatı yapıldığı öğrenildi.

Helikopter vuruldu
HPG gerillaları dün Kars’ın Kağızman İlçesi'ne bağlı Sesveren Köyü mevkiinde operasyon güçlerine havadan destek veren bir helikopteri vurdu. Gerillaların vurduğu helikopter operasyon bölgesinden çekilmek zorunda kalırken, helikopterde bulunan astsubayın kulağından yaralandığı bildirildi.

Yol kontrolleri
Gerilla güçleri, Hakkari ve Van'da yol kontrolleri gerçekleştirdi. HPG-BİM, 26 Eylül günü 16.00-18.30 saatleri arasında Hakkari’nin Şemdinli ile Geliye Bembû arasındaki yol üzerinde gerillalar tarafından bir yol kontrol eylemi gerçekleştirildiğini kaydetti. Yüksekova’ya bağlı Geliye Dostkî alanında süren gerilla denetimine müdahalede bulunamayan Türk ordusu, 23 Eylül'den itibaren Yüksekova-Oramar yolunu araç trafiğine kapatmış durumda.
Van'ın Gürpınar-Nodize yolu üzerinde ise 26 Eylül günü 17.00-19.30 saatleri yol kontrol eylemi gerçekleştirildi. Durdurulan çok sayıda araçta kimlik kontrolü gerçekleştiren gerillaların halka süreç gelişmeleri hakkında bilgilendirmede bulunduğu kaydedildi.
Yol kontrolü esnasında Gürpınar’a bağlı Spîndarokê köyünde koruculuk yapan bir kişinin toplanan halk önünde mahkemeye çıkarıldığı, koruculuğu bırakması kararına uyacağı sözü ardından halkın istemi doğrultusunda serbest bırakıldığı kaydedildi.

Şırnak'ta patlama
Şırnak merkezde önceki akşam askerlerin içinde bulunduğu sivil aracın geçişi sırasında patlama yaşandı. Türk devlet kaynaklarına göre 3 uzman çavuş yaralandı.

Silvan'da mezra bombalandı
Amed'in Silvan İlçesi'nde ise önceki akşam operasyona çıkan Türk askerleriyle gerilla güçleri arasında çatışma yaşandı. Hava destekli operasyon sırasında Silvan'a bağlı Dağcılar Köyü Hındese(Üçdirek) mezrasının helikopterler tarafından bombalandı. Bombardımanda çok sayıda küçük ve büyük baş hayvanın telef olduğu, bağ ve bahçelerde yangın çıktığı öğrenildi. Bölgedeki operasyon dün de devam etti.

Kato'ya askeri sevkiyat
TSK, Şırnak'ın Beytüşşebap İlçesi ile Hakkari il sınırlarında blunan Kato Dağı ile Faraşin Yaylası'na önceki gün askeri sevkiyata başladı. Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı'nda hareket eden Kirpi denilen zırhlı araçlar ile cephane ve erzak yüklü kamyonlar Durankaya ve Geçitli Köyü üzerinden Kato Dağı ve Faraşin Yaylası bölgesine gönderildi.
 Muş'un Bulanık İlçesi'nde Bilican Dağı eteklerinde önceki gün başlayan operasyon devam ediyor.

Çarçela'ya bombardıman
HPG-BİM ise Türk ordusunun bombardımanları hakkında açıklama yaptı. Buna göre; 26 Eylül günü 13.00-18.00 saatleri arasında Hakkari'de Çarçela Dağı'na bağlı Xanemîr sırtları, Baye Köyü ve Şehidan boğazı alanlarına yönelik obüs ve havan toplarıyla bombardıman düzenlendi.

Eylem yapan gerilla, birliğinde
HPG-BİM, Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde bir polisin öldüğü eylemi gerçekleştiren gerillanın yaşamını yitirdiği yönünde Türk basınında çıkan haberleri yalanladı ve "eylemi gerçekleştiren gerilla birliğinde görevine devam etmektedir" dedi. n HABER MERKEZİ

Pülümür’de 2 asker öldü
YJA Star Basın Birimi, Dersim'in Pülümür ilçesinde Küllü Jandarma Karakolu'na yönelik eylemin YJA Star gerillaları tarafından gerçekleştirildiğini duyurdu.  Açıklamada, "Şehit Ronahi, Şehit Armanç ve Şehit Harun devrimci harekatı" kapsamında kadın gerillaların 26 Eylül'de gerçekleştirdikleri eylemde 2 askerin öldürüldüğü, 3 askerin de yaralandığı bildirildi. Eylem ardından Kobra helikopterlerin karakol çevresini rastgele bombalaması sonucu orman yangını çıktığı belirtildi


AKP’li Çelikkanat serbest
HPG gerillaları tarafından Ağustos ayında gözaltına alınan AKP eski Sur İlçe Başkanı Hamit Çelikkanat’ı serbest bıraktı. HPG-BİM, yaptığı açıklamada, 22 Ağustos günü Amed'in Dicle ilçesinde gerillalar tarafından gözaltına alınan eski AKP Sur İlçe Başkanı Hamit Çelikkanat’ın, hukuki ve idari işlemlerinin tamamlanması ardından serbest bırakıldığını bildirdi.
2 Eylül tarihinde esir alınan AKP Hakkari İl Başkanı Abdulmecit Tarhan ise hala tutuklu.


Erzurum Eyaleti’ne kutlama
HPG Anakarargah Komutanlığı yayımladığı bir açıklamayla, Bingöl’de polis ve askerlere yönelik gerçekleştirilen eylemler ve bu eylemler ardından Türk ordusu tarafından başlatılan operasyonlardaki başarıları nedeniyle Erzurum eyalet güçlerini kutladı.
Öte yandan HPG-BİM, Türk ordusunun 10 binden fazla askerin katılımıyla Bingöl’ün Ilıcalar beldesi Şehit Serxwebun ve Terkan alanlarında başlattığı operasyonda yaşanan çatışmalar ardından birliğinden kopan 1 gerillanın yaşamını yitirdiğini bildirdi.  21 Eylül günü saat 06.30 sularında operasyon gücüne yönelik gerçekleştirilen eylemde ve sonrasında yaşanan kısa süreli çatışmadaki ölü ve yaralı asker sayısı tespit edilememişti. HPG-BİM açıklamasında yaşamını yitiren gerillanın Siirt’in Eruh ilçesi doğumlu Sipan Çırav kod isimli Ferman Şamcı olduğunu belirtti.


Adalet 3 yıldır ulaşmadı – Yeni Özgür Politika

12 yaşındaki Ceylan Önkol, üç yıl önce, Lice'nin bir köyünde karakoldan atılan patlayıcı ile hayatını kaybetti. Türkiye'deki adli ve idari soruşturma yerinde sayarken, AİHM'e başvuran Önkol ailesi adalet arayışından vazgeçmeyeceğini belirtiyor.

Amed'in Lice İlçesi Şenlik Köyü-Xambaz mezrasında 28 Eylül 2009'da hayvanlarını otlattığı sırada Yayla Karakolu'ndan atılan patlayıcı ile katledilen 12 yaşındaki Ceylan Önkol olayı ile ilgili yürütülen soruşturma ölümünün 3'ncü yılında da henüz aydınlatılmış değil. En son patlamaya neden olan cisim ile ilgili 3 yıldır beklenen raporu açıklayan Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) Kurumu Genel Müdürlüğü, yaptıkları kriminal inceleme sonucu cismin "40 mm bomba atar mühimmatı" olabileceğini belirtmişti.

MKE Ceylan'ı suçladı
Raporun en dikkat çeken ve aslında MKE'nin uzmanlık alanına girmeyen kısmı ise "Tüm dosya kapsamı olay yeri ve ölenin fotoğrafları incelendiğinde atılan bir havan mühimmatının isabet etmesi değil yerde bulunan patlamayan bir bomba atar mühimmata elindeki tahra denilen demirden üretilen cisimle çömelerek, vurması sonucu olabileceği" yönündeki iddiaydı.

Adli Tıp uzmanı yalanladı
Üç yıldır süren adli ve idari soruşturma ile ilgili tek somut adım olarak görülen MKE raporunda patlama ile ilgili olarak Ceylan Önkol suçlanırken, Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Ümit Biçer tarafından hazırlanan bağımsız uzman raporunda ise, MKE'nin aksine Önkol'un tahra ile patlayıcıya vurmadığının altı çizilmişti. Önkol'un patlamanın şiddetinden dolayı kendisini korumak için savunma pozisyonunda iken yaşamını yitirdiğinin belirtildiği raporda, şu hususlara dikkat çekilmişti: "Vücutta tanımlanan lezyonlar ve fotoğraflar, patlamanın kişinin önünde ve ayaklarından belli bir mesafede uzaklıkta gerçekleştiğini düşündürmektedir. Ellerde kopma ve kırıkların bulunmaması ve ön kolda görülen yaralanmalar (her iki kol ve önkolda yaraların kolun iç arkaya bakan yüzeyde olması) kolların önde, savunma pozisyonunda olduğu sırada isabet ettiğini düşündürtmektedir."

AİHM'e taşındı
Aradan geçen 3 yıla rağmen, yavaş işleyen hukuk, patlayan cismin türünü yeni tespit ededursun fail veya faillere ilişkin ise en ufak bir emare ortaya konulamadı. Olayın peşini bırakmayan Önkol ailesi ise İHD Diyarbakır Şubesi Av. Rahşan Bataray ve Serdar Çelebi ile birlikte hak arayışını sürdürüyor. Davanın avukatları olayın meydana geldiği andan itibaren birçok hukuksuzluğun peş peşe yaşandığını belirtirken, bunların başında ise soruşturmanın savcılık tarafından değil olayın şüphelisi olan askerler tarafından yürütülmesine dikkat çekti. Önkol'un katledildiği olay ile ilgili soruşturma halen devam ederken, soruşturmanın etkisiz yürütülmesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşınan dosya ile ilgili ise henüz bir gelişme yaşanmadı.

Katilleri bulunsun
Patlamada Ceylan'ın cansız bedenine ait parçaları eteği ile toplayan gözü yaşlı anne Saliha Önkol'un "Kızımı öldüreni bilmek istiyorum" feryadı kulaklarda 3 yıldır çınlarken, baba Raif Önkol ise, sorumlu ya da sorumlular ile ilgili etkin soruşturmanın yürütülmemesine sert tepki gösterdi. Sorumluların yargı önüne çıkarılması konusundaki isteksizlik nedeniyle davayı AİHM'e taşıdıklarını söyleyen baba Önkol, "Hiç bir gelişme yok. Soruşturmadan memnun değiliz tabi, bekliyoruz. Ama kızım yaşamını yitirdiği günden bu yana başta eşim olmak üzere tüm aile fertleri gece gündüz gözyaşı döküyor" dedi.


553 çocuk katledildi

Ceylan Önkol gibi katledilen çocuklar ile ilgili yürütülen soruşturma dosyaları tozlu raflardaki yerini alırken, İHD tarafından yapılan araştırmaya göre; Türkiye'de 1988 yılından 2012 yılına kadar katledilen çocuk sayısı 553 olarak tespit edildi. Her fırsatta "faili meçhulleri bitirdik" diyen AKP Hükümeti'nin iktidara geldiği 2002 yılında 18, 2003 yılında 12, 2004 yılında 12, 2005 yılında 12, 2006 yılında 23, 2007 yılında 9, 2008 yılında 17, 2009 yılında 21, 2010 yılında 16 ve 2011 yılında ise 33 çocuk yaşamını yitirdi. Çocuk katliamlarının devam ettiği Türkiye'de, 2012 yılı 25 Mart'ta Berfin Akın (11) Mardin'in Nusaybin İlçesi, 4 Nisan'da Şükrü Erdoğan (13) Bitlis'in Hizan İlçesi, 6 Haziran'da Özgür Taşar (15) Hakkari'nin Yüksekova İlçesi, 20 Haziran'da Şaban Aslan (12) Hakkari'nin Çukurca İlçesi, 12 Temmuz'da Ertan Tilaver (14) Ağrı'nın Doğubayazıt İlçesi, 4 Ağustos'ta Mazlum Akay (11) Adana'nın Yüreğir İlçesi, 6 Ağustos'ta Seray Yavuz (8) Muş'un Kızılağaç Beldesi ve 7 Ağustos'ta Vesim Zengin (13) Van'ın Çaldıran İlçesi'nde katledildi.

1 çocuk daha

Van’ın Çaldıran İlçesi’nde Sind(Çoraklı) ve Çubuklu köyleri arasında askeriyeye ait çöplüplükte patlama meydana geldi. Çobanlık yaban isimleri öğrenilemeyen bir çocuk yaşamını yitirirken, bir çocuk da ağır yaralandı. - METİN İNAN


‘Azadiya Ocalan azadiya me ye’ – Azadiya Welat

‘Azadiya Ocalan azadiya me ye’ Bavê dîlê azadiyê Necmetîn Ayhanê ku di berxwedana dîrokî de ye, Yahya Ayhan diyar kir ku ew heta dawiyê li pişt berxwedana kurê xwe ye û wiha got: “Heta Serokatiya me azad nebe em jî azad nabin. Kurdistan azad nabe.”

Berxwedana greva birçîbûnê yên li girtîgehan dest pê kirin her roj berfireh dibin.
Ji Girtîgeha Tîpa H a Dîlokê jî 10 dîlên azadiyê yên bi navê Mehmet Çelîk, Cevzet Derse, Muslum Demîr, Necmettîn Ayhan, Murat Gumuş, Eyup Çelîk, Mulazim Manyak, Şaban Şahîn, Mubarek Aku û Îlyas Arzu tevli berxwedana dîrokî bûn.
Bavê dîlê azadiyê yê bi navê Necmettîn Ayhan Yahya Ayhan, diyar kir ku ew piştgiriyê dide çalakiya kurê xwe û armanca xwe bi van hevokan anî ziman: “Heta serokatiya me azad nebe em jî azad nabin. Kurdistan azad nabe.” Her wiha endamê TUHAD-FED’a Enqereyê Mehmet Baytekîn diyar kir ku heke bi vî awayî bidome ew ê jî têkevin greva birçîbûnê.
Dîlên azadiyê yên PKK û PAJK’ê ku li girtîgehên Tirkiye û Kurdistanê tên girtin, ji bo azadiya Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan û pêkanînên li ser zimanê kurdî bêne rakirin di salvegera darbeya 12’ê Îlonê de li 6 girtîgehên wekî Tîpa D û Tîpa E yên Amedê, Tîpa F a Boluyê, Tîpa F a hejmar 1 û hejmar 2 yên Kandirayê û Tîpa E ya Sêrtê dest bi greva birçîbûnê ya bêdem û bêdorveger kirin. Ji ber ku daxwaziyên wan bi cih nehatin 7 girtîgehên wekî din di roja 24’ê îlonê de girtîgehên wekî Bakirkoye, Edîrne, Erzirom, Rîze, Mîdyat, Sîlîvrî û Mêrdîn tevli berxwedanê bûn.

ME CANÊ XWE DANIYE HOLÊ
Berxwedana dîrokî ku bênavber lê didome yek jê Girtîgeha Tîpa H a Dîlokê ye. Li vir 10 dîlên azadiyê di berxwedana dîrokî de ne. Li aliyekê berxwedana dîlên azadiyê bi hemû hêza xwe didome, li aliyê din jî malbatên wan piştgiriyê didin vê berxwedana wan. Bavê Necmettîn Ayhan ku di berxwedanê de ye, Yahya Ayhan, diyar kir ku ew heta dawiyê piştgiriyê dide berxwedana kurê xwe. Ayhan, tecrîda li ser Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan bi tundî şermezar kir û anî ziman ku ew berxwedana dîlên azadiyê silav dike. Ayhan wiha got: “Heke berxwedana girtîgehan û gerîla neba em îro tune bûn. Dijminê me îro kesê herî bi qîmet avêtiye girtîgehê. Ew Serokê me ye. 15 meh in em tu agahiyê ji serokê xwe nagirin. Em vê yekê qebûl nakin. Me ji bo azadiya serokê xwe canê xwe daniye holê. Can û malê me di vê rê de biçe jî em ji vê riya xwe venagerin.”

‘BÊ SEROKATÎ NABE’
Ayhan, da zanîn ku 15 meh in li ser Rêberê PKK’ê Abdullah Ocalan tecrîdeke giran tê meşandin û wiha axivî: “Heta serokatî azad nebe bila tu kes li benda aştiyê nebe. Em di wê baweriyê de ne. Ez bang li kurdên din dikim. Bi taybet Huseyîn Çelîk, Mehmet Metîner, Orhan Mîroglu na ‘MÎToglu’ dikim. Bila vî şerî bibînin û rast tev bigerin. Heke dê di xwînê de bixeniqin.” Ayhan, wiha bang li xizmên dîlên azadiyê jî kir: “Divê malbat tengezar nebin. Divê malbat her tim li cem dîlên azadiyê bin. Em dê bi ser bikevin. Çi bikin bila bikin. Me bigirin û bikujin em ji riya xwe venagerin. Heta serokatiya me azad nebe em azad nabin. Kurdistan azad nabe.” Ayhan wiha dawî li axaftina xwe anî: “Ez dixwazim dubare bikim. Ez çavên Necmettîn maç dikim û piştgiriyê didim wî û hevalên wî. Ez soz didim heta dawiya jiyana xwe ez dê di riya wî de, di riya ya serokatiyê de bimeşim.”

‘OCALAN QASÎDÊ AŞTIYÊ YE’
Nûnertiya TUHAD-FED’a Enqereyê ji bo balê bikşîne ser berxwedana dîlên azadiyê li avahiya BDP’a Çankayayê daxuyanî da çapemeniyê. Daxuyanî ji hêla endamê TUHAD-FED’ê Mehmet Baytekîn ve hate xwendin. Baytekîn diyar kir ku li hemberî hemû peymanên hêzên emperyalîst ên navneteweyî Ocalan nûner û şopdarê aştiyeke birûmet e û wiha got: “Em daxwaza sererastkirina şert û mercên Ocalan nakin, ji ber ku ji bo gelê kurd qasidê aştiyê ye azadiya Ocalan dixwazin. Divê dewlet demildest dest ji hewldana xwe ya neyarî berde û azadiya Ocalan bi cih bîne. Em piştgiriyê didin berxwedana ku li zindanan hatiye destpêkirin.”
Baytekîn destnîşan kir ku heke pêvajo bi vî awayî bidome û daxwazên dîlên azadiyê ji nedîtî ve bên, ew ê li ser daxwazên malbatên dîlên azadiyê wekî nûnertiya TUHAD-FED’ê tevli berxwadan greva birçîbûnê bibin. Baytekîn herî dawî li ser rewşa dîlên azadiyê yên nexweş rawestiya û xwest ku demeldest bên berdan.

‘Li Her Derê Standên Îmzeyan Deynin’

Gera Otobusa “Ji Ocalan re Azadî” ya ku ji bajarê Manheîm a Almanyayê dest pê kir, gihîşt Amsterdama Hollandayê.
Serokê KONGRA-GEL Remzî Kartal tevli mîtînga Amsterdamê bû û wiha got: “Divê her kurdek mîna dîplomatan, dostên xwe yên biyanî beşdarî kampanyaya ji Ocalan re Azadî bikin. Divê her esnafên kurd li ber deriyê kargeh û firoşgehên xwe stand deynin.”
Welatiya hollandî J.De Yong sedema tevlibûna kampanyayê bi van gotinan anî ziman: “Ocalan bi azwerî dilsozê azadiyê ye, ji ber wê ez jî îmze dikim.”
Gera otobusê ya Ji Ocalan re Azadî, ku dê li 8 welat û 69 bajarên Ewropayê bigere, piştî Almanyayê derbasî Holandayê bû. Otobusa azadiyê ji hêla hollandiyan ve jî bi çoş hate pêşwazîkirin.
Otobusa azadiyê li rawestgeha Arnheimê rawestiya û li wir ji bo kampanyayê standa îmzeyan vekir.
Serokê KONGRA-GEL Remzî Kartal li qada standê axaftinek kir. Kartal, diyar kir ku Ocalan li Îmraliyê, gerîla li çiyayên Kurdistanê, dîlên azadiyê li zindanan û gelê kurd jî li qadan li ber xwe didin.
Kartal bang li kurdan kir ku her kes bi ruhê serferberiyê bixebite û wiha got: “Divê her kurdek mîna dîplomatan dostên xwe yên biyanî beşdarî kampanyaya ji Ocalan re Azadî bike. Divê her esnafên kurd li ber deriyê kargeh û firoşgehên xwe standan deynin. Ger em xwe baş bi rêxistin bikin, em ê serkeftinê bi dest bixin.”
Serokê KNK’ê Tahir Kemalîzade jî axivî. Kemalîzade destnîşan kir ku Ocalan ji bo azadiya gelê kurd li Îmraliyê bedelên mezin dide û wiha berdewam kir: “Kîjan rêberê kurdan di şert û mercên wiha de bûya, me yê îro heman helwesta nîşan bida. Em îro li rêberê xwe xwedî derdikevin û ji niha şûnde derkevin.”
Welatiyên hollandî jî ji bo azadiya Ocalan tevli çalakiyê dibin. J.De Yong ê ku bi îmzeya tevli kampanyayê bû, hestên xwe bi van gotinan anî ziman: “Têkoşîna Ocalan a ku ji Îmraliyê ji bo evîna 3 hezar kîlometre dûr re dibe ronahî. Ocalan bi azwerî dilsozê azadiyê ye, ji ber vê yekê ez jî îmze dikim.” Her wiha teologê hollandî Henrî Dahlem (41) ê ku di sala 2010’an de ji bo azadiya Ocalan 1000 km meşiyabû tevli gera otobusa azadiyê bû. Dahlem der barê tevlibûna kampanyaya azadiyê de wiha got: “Ez ji bo bertekê nîşanî zilma ku Tirkiye li kurdan dike û siyaseta Hollanda û Ewropayê bidim tevli vê kampanayayê bûm. Heta dawiyê ez ê di nav vê kampanyayê de cihê xwe bigirim.”


Açlık grevindekiler tek kişilik hücrelerde – Etkin Haber Ajansı

Silivri 2 No'lu Cezaevi'nde açlık grevindeki 10 tutuklu darp edilerek tekli hücrelere konuldu. Tutuklular havalandırmaya dahi çıkarılmazken, battaniye, yatak, sabun, tabak, bardak gibi hiçbir ihtiyaçları karşılanmadı. Tutukluların dışarı ile hiçbir bağlantısı yok.
 
 
İHD İstanbul Şubesi, Silivri 2 No'lu Cezaevi'nde açlık grevinde bulunan Kürt tutuklulara yönelik saldırıya ilişkin hazırladığı raporu açıkladı. Silivri Cezaevi'nde tutuklularla görüşülerek hazırlanan rapor, dernek binasında düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

Raporu okuyan İHD Şube Başkanı Ümit Efe, 25 Eylül'de 15 tutuklunun saldırıya uğrayarak tecrit hücresine alındığını bildirdi. Efe, heyette yer alan 1'i KCK tutuklusu olmak üzere 4 tutuklu ile görüştüklerini, tutuklularla görüşme yapan diğer avukatlardan da bilgi alındığını bildirdi.

ROBOCOPLARLA GELDİLER

Efe'nin verdiği bilgiye göre, saldırı ve sonrası yaşananlar şöyle:

25 Eylül günü açlık grevinde bulunan 10 tutuklunun bulunduğu değişik koğuşlara, robocop giyimli görevliler eşliğinde giden cezaevi 2. müdürü ve baş infaz memuru, açlık grevi yapanların ayrı birimlere yerleştirileceğini bildirdi. Bazı tutuklular, açlık grevi eylemine gölge düşmemesi için, robocopların çekilmesi halinde koğuşlara geçeceklerini belirterek, direnmeksizin tecrit hücrelere gitti. Bazıları ise açlık grevine ilişkin böyle bir yaptırım uygulanamayacağını belirterek, pasif direniş gösterdi. Bunun üzerine bazı anlatımlara göre 60-70, bazılarına göre ise 150 robocop tutuklulara saldırdı.

GÖSTERİLERDEKİ SALDIRIDAN DAHA AĞIR

Raporda, tutukluların saldırıyı "toplumsal gösteride yaşananlardan çok daha ağır", "Vahşet" diye tanımladığı belirtilirken, birçok tutuklunun çeşitli yerlerinden yaralandığı, yaşlı, hasta ve sakat tutukluların da dövüldüğü kaydedildi.

Raporda, bazı tutukluların darp izlerini rapor etmediği ve Hipokrat yeminine bağlı kalmadığı için, protesto tavrı olarak hücrelere gelip durumlarını soran cezaevi doktoruyla görüşmeyi reddettikleri de ifade edildi.

Raporda, saldırıda açlık grevindeki 10 tutuklunun yanı sıra 5 tutuklunun da tecrit hücresine alındığı, ertesi gün bu kişilere yanlışlık olduğunun söylendiği ancak 5 tutuklunun, açlık grevindeki arkadaşlarının koğuşlara döndürülmemesi halinde koğuşlara dönmeyeceklerini bildirdiği belirtildi.

Raporda, ayrıca şu bilgiler yer aldı:

-25 Eylül günü ve gecesi 15 tutukluya battaniye, çarşaf, nevresim ve yastık verilmedi. Açlık grevindekilere bir gün sonra bu eşyalar verilirken, diğerlerine hala verilmedi.

-4 tutuklunun bulunduğu hücrelerin camları kırık ve battaniye yok.

-Hücreler çok pis, kötü koku yayılıyor ve temizlik için hiçbir malzeme verilmiyor.

-Hücrelerde kalanlar havalandırmaya çıkarılmıyor, basına ulaşmaları engelleniyor ve sabun, tabak, bardak, şişe suyu verilmiyor.

-Açlık grevindeki tutuklulara ilk gün limon, şeker ve şişe suyu verilmedi. İkinci gün verilne limon ve şeker, tutuklular tarafından protesto edilerek alınmadı.

-Tutuklulara kalem ve kağıt verilmediği için idari mercilere ve avukatlarına başvuru yapamıyor, haklarında açılan disiplin soruşturmaları için savunma yazamıyorlar.

Ümit Efe, tutukluların sloganlar ve kapı döverek uygulamaları protesto ettiğini belirterek, açlık grevine katılmayanların da karavanaları reddettiğini bildirdi. Efe, ayrıca cezaevi müdürü ile görüşme taleplerini de kabul edilmediğini söyledi.

İHD İstanbul Şube Başkanı Efe, açlık grevi eylemini onaylamadıklarını, ancak bilinci ve iradi olarak yapılan bu eylemin cezalandırılamayacağını ve yasaklanamayacağını ifade etti. Tutukluların yaşadıklarını "işkence ve kötü muamele" olarak tanımlayan Efe, hak gaspları, işkence ve baskının son bulmasını istedi.

TALİMAT ADALET BAKANLIĞI'NDAN

Avukat Ramazan Demir de tutukluların, cezaevi idaresinin "talimat Adalet Bakanlığı'ndan" dediğini söylediğini aktardı.

Tutukluların 24 saat tek başlarına hücrede olduklarını, açlık grevinin etkisinin görülmeye başlandığını belirterek, hak gaspları ve saldırıların son bulması için kamuoyu baskısının şart olduğunu dile getirdi.

AİLELER MÜCADELE ETMELİ

Eşi Silivri Cezaevi'nde bulunan Melahat Anlı da görüşlere gittiklerinde saat çıkarma, ayakkabı çıkarma, kemerle kapalı görüşe gidemezsiniz deyince protesto ettiler hepsi düşünce suçlusu. Anlı, tutukluların baskıya maruz kaldığını, açlık grevi eylemlerinin bile baskı ile karşılandığını kaydetti. Anlı, Onların sonuna kadar arkasındayız. Suçlu değiller" dedi, tutuklu yakınlarının birlikte mücadele etmesi gerektiğine işaret etti.


Nêçîrvan Barzanî Daxwaz Ji PDK û YNK Kir Hevkriya Hukûmetê Bikin - Peyamner

Nêçîrvan Barzanî serokwezîrê Kurdistanê, li bajarê Duhokê duhî serdana melbendê 4 ê Bedînan ê Yekêtiya Niştimaniya Kurdistanê kir û ji aliyê berpris û endamên Melbendê 4 ê YNKê ve hat pêşwazî kirin.

Di civînekê de digel berpris û endamên melbendê Badînan, serokwezîrê Kurdistanê behsa kar û pirojeyên hikûmeta herêma Kurdistanê li Badînan kir û got ku, di pilana hikûmeta herêma kurdistanê heye ku, di sewyeyeke bilindtir de pirojeyên xizmetgozarî di hemû waran de pêşkeşî xelkê deverê bike.

 Serokwezîrê Kurdistanê daxwaz ji saziyên hizbî kir ku, piştgiriyê li kar û xebat û pirojeyên hikşmetê bikin û got:

 - Min li devera Zaxo û Şêxanê jî daxwaz ji saziyên hizbî kir, û ez li vir jî dubare dikim, ez daxwazê ji saziyên hizbî dikim, bi taybetî saziyên PDK û YNK weke du hizên sereke di Hukûmetê de, piştgirî û hevariya hikûmeta Kuridstnê bikin. Dawazên xelkî bigehînin saziyên Hukûmetê daku, bi alîkariya tev aliyan xizmetên baştir bo hevwelatiyan bên çareser kirin.

 Ji aliyê xwe ve berprisê melbendê 4 yê YNK di axavtinekê de ew pirojeyên serokwezîrê Kurdistanê, di çarçoveya serdana xwe a bo wîlayeta Duhokê kevirê bingehîn bo danaye, bilind nirxandin û got ku, ew amade ne ji bona serxistina wan pirojeyan bi her awayê hevkarî û piştgiriya hikûmeta herêma Kurdistanê bikin.

 
Her li bajarê Duhokê, Nêçîrvan Barzanî serokwezîrê Kurdistanê serdana liqa yek a Partiya Demokrata Kurdistanê kir û ji aliyê berpirs û kargerên Liqa yek ve hat pêşwazî kirin.

 Barzanî di axavtinekê de tekîd li ser hevkarî û hevahengiya saziyên hizbî bo hevkarî û piştgiriya kar û pirojeyên Hukûmetê ji bona xizmetkirina hevwelatiyan kir. Serokê Hukûmetê daxwaz ji saziyên hizbî kir ku, bi ti awayî destê xwe nexin nav karûbarên Hukûmetê: "Lê dive saziyên hizbî di navbera hikûmet û xelkî bibne pirek bo gihanidna daxwaz û pêdawîstiyên xelkî."

Her di berdewamiya serdana xwe bo Badînan de, serokwezîrê Kurdistanê li Zaxoyê piştî encamda hijmareke pirojeyên xizmetgozarî, serdana Liqa 8 a Partiya Demokrata Kurdistanê kir û di civînekê de digel berpris û endamên Liqê, tekîd li ser baştir kirina hevkarî û hevahengiya navbera saziyên hizbî û saziyên Hukûmetê de hat kirin.

Li Şêxanê jî, serokwezîrê Kurdistanê serdana mezarê Laleşê kir û digel mir Tehsîn mire êzidiyan û civata ruhaniya êzidiyan civiya.

Her li Şêxanê, Nêçîrvan Barzanî digel Liqa 20 a PDK civiya û di civînê de himareke pirsên aktuel di rojeva hermê de hatin behis kirin.


Hepimiz destek olalım - Radikal

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ’ın ‘çatışmaların sona ermesi için İmralı ile görüşme’ mesajı, BDP ’yi sevindirdi. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş , açıklamayı çok önemli bulduğunu belirtirken, “Askeri yöntemle çözeriz yaklaşımından daha cesurca bir çıkış” dedi. BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken ise Erdoğan’ın sözlerini, “Çözüme gidecek en önemli açıklama” diye değerlendirdi. Kürt sorununun çözümüyle ilgili hükümetten gelen peş peşe açıklamalar, BDP’de heyecan yarattı. Hafta başında Adalet Bakanı Sadullah Ergin ’in, “Sorunu çözecekse Öcalan’la da görüşülür” mesajının ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın televizyonda “Çözüme dönük her şeyi yapmak durumundayız” açıklaması, BDP yönetimi tarafından oldukça olumlu karşılandı.

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Bakan Ergin’in yaptığı açıklamanın “Kökünü kazırız, bu işi askeri yöntemlerle hallederiz, bitiririz” söylemi dışında telaffuz edilen yeni bir bakış olduğunu belirtirken, Başbakan Erdoğan ve Bakan Ergin’in açıklamalarıyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Çok önemli buluyorum. Bu aslında, ‘biz askeri yöntemlerle bu işi çözeriz’ diyenlerden daha cesur bir söylemdir. Bu söylemin pratiğe geçmesi için hepimizin destek olması lazım. Ölümlerin ve akan kanın durmasını Türkiye ’nin büyük bir kısmı istiyor. Bu acı hepimizin. Müzakerelerin yeniden başlamasına hepimiz destek sunalım.” Sürecin normalleşmesi ve yeniden müzakerelere başlanması için siyasi partilerin bir araya gelebileceği ve oluşturulacak bir heyet aracılığı ile yol haritası hazırlanabileceğini belirten Demirtaş, müzakere için sadece AKP değil diğer partilerin de destek sunması gerektiğini savundu.

Çok olumlu bakıyoruz
BDP Grup Başkanvekili Baluken ise hükümetten gelen açıklamaları, “Çok olumlu değerlendiriyoruz. Yanlıştan bir an önce dönülmesi en büyük kazançtır. Savaş ile bir yere varılamayacağını anlamak için 50 bin kişi daha kaybedilmesine gerek yoktur. 3,5 milyon insanın, ‘irademiz, liderimiz’ dediği insanın çözüme yönelik sürece dahil edilmesi en uygun olan şeydir. Oslo sürecinin yeniden başlayabileceğine yönelik açıklamaları Kürt sorunu açısından olumlu buluyoruz. Bu sorunun çözümünün savaş politikaları olmadığını, müzakere ve diyalog olduğunu, müzakere ve diyalog için muhatapların doğru tanımlanması gerektiğini ifade ediyoruz” dedi.

Erdoğan ne demişti?
Katıldığı bir TV programında gündemdeki konuları değerlendiren Başbakan Erdoğan, Oslo görüşmelerinin yeniden başlayıp başlamayacağı konusunda şunları kaydetti: “Ben MİT Müsteşarım Emre Bey zamanında başlattım görüşmeleri. Ve şu anda kesilmenin bazı sebepleri oldu. İletişimdeki samimiyetsizlik nedeniyle burada bu işi keselim dedik. Bölücü terör örgütü yanlış ve yalan haberi terör örgütü ifşa etti. Kendilerine göre hazırladıkları belgeyi bazı yazılı ve görsel medyaya servis ettiler. Belki görüşülenlerden bazıları da o metin içinde vardı. Önce Hakan Bey’in üzerine gidildi, sonra da benim üzerime geleceklerdi. Biz devlet yönetiyoruz, bakkal yönetmiyoruz. Çözüm için ne gerekiyorsa bunu yapmak durumundayız. CHP ‘ye iki parti arasında ortak çalışma yapılması teklifinde bulunduk. MHP‘den olumsuz tavrına karşın CHP, hâlâ bir cevap vermedi. Bu arada İmralı ile görüşmeler yine olabilir.”

Demirtaş: Bir siyasi heyet İmralı'ya gitsin - Milliyet

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Oslo süreci için, "Çözüme dönük her şeyi yapmak durumundayız" diyerek İmralı ile de görüşülebileceği, Adalet Bakam Sadullah Ergin'in de "Sorunu çözecekse Öcalan'la da görüşülür" mesajı BDP'de de olumlu yankı buldu. Erdoğan ve Ergin'in açıklamalarım, "Cesur bir girişim olarak değerlendiren Demirtaş, Milliyet'e şunları söyledi: "Açıklamayı çok önemli buluyorum.

Bu aslında, 'biz askeri yöntemlerle bu işi çözeriz' diyenlerden daha cesur bir söylemdir." 
Demirtaş Yol haritası çıkarılsın Öcalan'ın yeniden sürece katılması konusunda siyasi partilerden oluşacak bir heyetin İmralı'ya gidebileceğini belirten Demirtaş, "Öcalan'ın sürece katılması konusunda biz herhangi bir şart koşacak durumda değiliz. Sürece nasıl katılacağını hep birlikte konuşabiliriz. Hatta siyasi bir heyet İmralı'ya gidip kendisi ile görüşebilir" dedi.

Bizimle aynı noktaya geldiler - Akşam

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in, çözüm için İmralı ile yeniden görüşülebileceğine ilişkin açıklamaları, BDP cephesinde olumlu karşılandı.

BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak AKŞAM'a konuştu. İşte öne çıkanlar:
ÖCALAN'IN POZİSYONU GÜÇLÜ: Başbakan'ın ve Adalet Bakanı'nın açıklamaları son derece olumlu. Kürt sorununun diyalog-müzakere yoluyla çözülmesini tercih etmeleri doğru bir tutum olacaktır. Çünkü diğer yollar ağır bedeller ödetti, ödetiyor. Artık hükümetin bu konuda daha açık bir politika izlemesi lazım.  Öcalan'ın, hem örgüt hem de halk üzerinde pozisyonu oldukça güçlü. Biz bunu söylediğimizde 'Niye orayı adres gösteriyorsunuz?' diyorlardı. Şimdi bizimle aynı noktaya geldiler.

İLK OSLO ANALİZ EDİLMELİ: Oslo görüşmelerinin kesilmesi konusunda önce oturup bu sürecin bir analizinin yapılması gerekiyor. O süreçte neler yaşandı, görüşmeler neden tıkandı? Bunları açığa çıkarıp dersler çıkartarak doğru bir yolda ilerlemek gerekiyor. Yeni bir süreç başlayacaksa bu güveni temin eden adımların atılması gerekir.

BİZ DE SAMİMİYET BEKLİYORUZ: Oslo'da görüşmeler yürütülürken -çok resmi olarak bilgimiz yoktu ama böyle ilişkilerin olduğunu biliyorduk- biz de dedik ki; 'Parlamentodaki partiler olarak bir demokratikleşme programı çıkaralım.'  Ama hükümet reddetti bu yaklaşımlarımızı. Bu süreçte hükümetin bize karşı samimi davrandığını düşünmüyoruz. Bir taraftan görüşmeler yapılırken, bir taraftan KCK operasyonları yapıldı, Öcalan'ın avukatların cezaevine tıkıldı, askeri operasyonlar durdurulmadı.

CHP DAHA TUTARLI OLMALI: CHP önemli bir toplumsal tabana hitap eden ve sorunun çözümü konusunda katkı yapması gereken bir parti. Sayın Kılıçdaoğlu'nun 'gerekirse görüşürüz' demesi önemli ama yeterli değil.

BDP'ye by-pass
BAŞBAKAN Erdoğan'ın, 'Abdullah Öcalan, İmralı'da kardeşiyle görüştü' açıklaması, birçok soruyu da beraberinde getirdi. Mehmet Öcalan, geçen hafta gerçekleşen ziyaret konusunda suskunluğunu korurken, BDP'nin ziyaretten haberdar olmadığı ve by-pass edildiği ortaya çıktı. BDP Eşbaşkanı Kışanak şunları söyledi: 'Mehmet Öcalan, İmralı'ya gitti mi, gitmedi mi? Gittiyse hangi maksatla gitti, bunu bile bilmiyoruz. Mehmet Öcalan Parti Meclisi üyemiz ama partinin bu ziyaretten haberi yok. BDP'nin konuya dahli de olmamıştır. Kimlerin dahli var bilmiyoruz.'

Artık ne bir asker ne bir gerilla ölsün - Taraf

Geçen hafta İmralı’ya giden Mehmet Öcalan, ağabeyi Abdullah Öcalan’ın mesajını Taraf’a açıkladı: Artık kanın durmasını istiyor
Başbakan Erdoğan’ın, “Kardeşinin oraya gitmesini istedik, gitti görüştü” sözleri üzerine gözler, Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan’a çevrildi. Hürriyet gazetesi dün, Urfa’da yaşayan Mehmet Öcalan’ın, geçen hafta adaya gidip Abdullah Öcalan’la görüştüğünü yazdı. Haberde, “Görüşme gizli tutuldu. Abdullah Öcalan, görüşmede kardeşine PKK’nın son dönemde gerçekleştirdiği eylemlerden duyduğu rahatsızlığı iletti. Ayrıca Öcalan’ın Kandil’deki PKK yönetimini sorumsuzca davranmakla suçladığı ileri sürüldü” ifadelerine yer verildi.

Dün Taraf ’ın ulaştığı Mehmet Öcalan, tarih vermemekle birlikte görüşmeyi doğrulayarak şunları söyledi: “Başbakan’ın açıklamalarına bir şey diyemem. Ama şunu söyleyebilirim. Doğrudur. Ağabeyimle 15 ayda iki kez görüştüm. Ama ne zaman görüştüm, neyi konuştum bunu açıklayamam. Son görüşmemizde bana ‘Ne bir polis, asker ne bir gerilla ölsün artık. Tek isteğim kan dursun, bu sorun çözülsün’ mesajını verdi.” Mehmet Öcalan, “Sayın Öcalan Kürt sorununun çözümü için büyük bir aktör. Kürt ve Türk halkı için bir köprü. Sayın Öcalan’ın dediklerini dikkate almak lazım” ifadelerini kullandı.

Müzakere samimiyet ister – Özgür Gündem
 
Milazgîr'de (Malazgirt) belediye tarafından yapılan toplu açılış törenine katılan BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, burada yaptığı konuşmada Erdoğan'a seslendi. Kışanak, son günlerde hükümet sözcülerinin ve son olarak Başbakan Erdoğan'ın İmralı ile ilgili açıklamalarını değerlendirerek şunları söyledi: "Geçmişte yapılan görüşmeler Kürt halkının talepleri, hükümet tarafından kabul edilmediği için kesilmiştir. Bugün eğer yeniden 'bu işi konuşarak çözelim' diyorlarsa, Kürt halkının öncüleri, politik aktörleri sonuna kadar hazır. Sayın Ocalan'm çözüm önerileri zaten masada, bu konuda bir samimiyet varsa Kürt halkı buna hazırdır. Samimiyetsiz bir şekilde başka yöntemlerle bu halkı artık kimse oyalayamaz.

Bunu da herkes bilerek yola çıkmalı. Bu kez diyalog ve müzakere masası kurulacaksa herkes oraya vicdan, adalet duygusu ve samimiyetiyle gelmelidir. Geçmişte bir yandan diyalog yapıp diğer yandan özgürlük mücadelesini bastırmak için tüm yöntemi kullandılar. Bugün cezaevlerinde 10 bini aşlan Kürt siyasetçi var. Bu en büyük samimiyetsizliktir, bir taraftan konuşurum deyip diğer taraftan cezaevine tıkmayacaksınız." Öcalan'a doğru yaklaşılması gerektiğini de vurgulayan Kışanak, "Bu savaşı durdurabilecek, hem demokratik cumhuriyeti hem de demokratik özerk Kürdistan'ı kuracak kadar güçBaşbakan Erdoğan'ın PKK ile müzakere konusunda söylediklerine

BDP'den yanıt gecikmedi.
Erdoğan'ı yanıtlayan Kışanak, 'Müzakere samimiyet ister' dedi W lü bir aktördür. Eğer çözüm süreci başlayacaksa Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan'a doğru yaklaşılmalı, rolünü oynayabileceği özgür koşullarına kavuşmalıdır" diye konuştu.

Geç bile kalındı - Cumhuriyet

AKP kurmayları ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Kürt sorununun çözümü konusunda Abdullah Öcalan'la görüşmelerin yeniden başlayabileceği ve kardeşi Mehmet Öcalan ı da bu nedenle İmralı'ya gönderdikleri yönündeki açıklamaları BDP kanadında "olumlu", ancak biraz "geç kalınmış" olarak değerlendirildi.
Erdoğan'ın Kürt sorununun çözümüne dönük "diyalog sürecF'nin yeniden başlayabileceği yönündeki mesajlar, BDP'lileri "umutlandırdı". BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Erdoğan'ın son açıklamalarının "olumlu bir iklim" oluşturmaya başladığını söyledi. Erdoğan'ın Öcalan'ın kardeşi Mehmet Öcalan'ı İmralı'ya göndermesini de olumlu bulduklarını belirten Sakık, "Oradan birtakım mesajlar alındıysa, sürece katkı sağlayacaksa, elbette bu görüşmeler yapılmalı, sürece katkı sağlayacağını düşünüyoruz" diye konuştu.
BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken de sorunun diyalog ve müzakere ile çözülmesini baştan beri savunduklarını anlatırken "Abdullah Öcalan, Kürt sorununun çözümü ve barış sürecinin başlaması ile ilgili en önemli aktör konumundadır" diye konuştu. Erdoğan'ın son açıklamalarının önemli ancak biraz geç kalınmış olduğuna da dikkat çeken Baluken, "Keşke Başbakan bu yaklaşımı yoğun çatışmalı, kanlı çatışmaların yaşandığı yaz aylarından önce yapsaydı" dedi.

Baluken, BDP'nin içinde yer almadığı bir sürecin hiçbir şekilde çözüm sağlamayacağını savundu.
£; İzin verin ölümleri durdurayım' BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile Adalet Bakanlığı'nın vereceği bir izinle, İmralı'da tutuklu bulunan Abdullah Öcalan ile yapacağı bir görüşme sonucu çatışmalı ortamı ve ölümleri durdurabileceğini iddia etti. Kaplan "Çözüm sürecine katkı sunabilirim. 12 yıl önce olduğu gibi, yanımda 3 kişi, Adalet Bakanı, hükümet izin versin. İmralı'da bir görüşme bile önemli. Yeni bir sayfa açma zamanı" ifadelerini kullandı.

 
Müzakere taktiği değil müzakere başlamalı -Birgün

BDP Eş Başkanı Gültan Kışanak, "Zaman geçirmeden, bir an önce, ama geçmişin eksiklik ve yanlışlarından da gerekli dersleri çıkararak müzakere sürecine acilen dönülmesi gerekiyor. Biz BDP olarak müzakere sürecine yeniden dönülebilmesi için çağrı yapıyoruz, diyoruz ki, bir yol haritası oluşturalım. Eminizki doğru mücadele barış getirecektir. Ancak İmralı'yla da geçen süreçteki gibi bir görüşmenin sonuç alıcı olmadığını da herkes gördü. Öcalan çözüm yolunda önemli bir aktörse, bunu yapabileceği koşullara da sahip olmalı." ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş: "Savaşan kimse, meselenin tarafları kimse onlarla görüşülmelidir. Sürecin gerektirdiği ölçüde bir mahremiyet elbette olabilir ama bu süreçten genel hatlarıyla kamuoyunun haberdar olması haklı bir taleptir.11 TKP MK üyesi Mehmet Kuzulugil: "Bu sorun yalnızca devlet kurumları ve hükümet ile PKK'yi ilgilendirmez. Elbette silahların susmasının siyasi bazı koşulları olacaktır. Burada doğrudan tarafları ilgilendiren başlıklarla Türkiye'yi ilgilendiren başlıklar ayrıştırılmalıdır. Kapalı kapıların ardında ve her tür spekülasyon ve provokasyona açık görüşmelerin yarardan çok zarar getirdiği açıktır." EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan: "Bu çözümün yolunu açacak girişimler içinde en temel olanı muhataplarla görüşmedir. Hem ana muhalefet partisi olarak CHP'nin, hem iktidar partisi olarak AKP'nin, aynı zamanda sorunun çözümünde taraf olarak BDP'nin bu oluşum içerisinde yer alması gereklidir." Başbakan Erdoğan'ın "İmralı ile görüşülebilir" sözleri 'müzakere süreci' sinyali olarak yorumlanırken, sol partiler uyardı: Ancak gerçek, açık ve doğru bir müzakere barış getirir

SİNYAL GELDİ, SIRA GÖRÜNTÜDE!
 BHP'nin Meclis'i 'terör gündemiyle toplama' önerisini 'terör örgütünün istediğini yapmak olur' diyerek geri çeviren AKP'nin i. ismi Erdoğan, müzakere sürecinin tekrar başlayacağının sinyallerini verdi. Erdoğan'ın, "CHP 'ye iki parti arasında ortak çalışma yapılması teldifde bulunduk. MHP 'den olumsuz tavrına karşın CHP, hala bir cevap vermedi. Biz yine de CHP'ye aynı teklifi yineleyeceğiz. Bu arada İmralı ile görüşmeler yine olabilir" demesinin yankıları sürüyor.
"OSLO'DAKİ GİBİ OLMAMALI" VURGUSU
Açıklamayı BirGün'e değerlendiren sol partiler, Oslo'daki gibi değil, gerçek ve doğru yöntemlerle girişilen bir müzakere sürecinin tek yol olduğunu vurguladı. BDP, ÖDP, TKP ve EMEP yöneticileri; müzakere sürecinin barışa kavuşmanın tek yol olduğunda ortaklaştı. Sorunun tüm muhataplarca konuşularak, doğru bir yol haritasıyla ilerlenmesi gerektiğini söyleyen parti yöneticileri, müzakere süreci sırasında kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi gerektiğini de vurguladı.

Manevra değil gerçek müzakere
fiskos değil doğru bilgilendirme Başbakan'ın Kürt sorununun çözümüne dair "İmrali ile de görüşülebilir" diyerek müzakere süreci sinyali vermesini BirGün'e yorumlayan sosyalist partiler, müzakere başlamazsa savaş da bitmez dedi ve şerh koydu: İlgili her kesimle görüşülüp kamuoyu doğru bilgilendirmeli TBMM tatildeyken CHP'nin Meclis'i 'terör gündemiyle toplama' önerisini 'terör örgütünün istediğini yapmak olur' diyerek geri çeviren AKP'nin i. ismi, önceki akşam yaptığı konuşmada müzakere sürecinin tekrar başlayacağının sinyallerini verdi.
Daha önce kamuoyunda 'Oslo süreci' olarak bilinen görüşmelerin gizli kapaklı yapılmasıyla eleştirilen hükümetin en önemli ismi Başbakan Erdoğan'ın, "CHP 'ye iki parti arasında ortak çalışma yapılması teklifde bulunduk. MHP 'den olumsuz tavrına karşın CHP, hala bir cevap vermedi. Biz yine de CHP'ye aynı teklifi yineleyeceğiz. Bu arada İmrali ile görüşmeler yine olabilir" demesinin yankıları sürüyor.
Açıklamayı BirGün'e değerlendiren sol partiler, daha önce yapılan taktiksel manevraların değil, gerçek ve doğru yöntemlerle girişilen bir müzakere sürecinin, akan kanın durmasının tek yolu olduğunu vurguladı.

KIŞANAK: HİÇ ZAMAN KAYBETMEYELİM
 Başbakan'ın söylediklerinin henüz muğlak ancak her şeye rağmen önemli olduğunu söyleyen BDP Eş Başkanı Gültan Kışanak, Adalet Bakanı ve Başbakan'ın açıklamalarının bir şekilde müzakere yoluna yeniden dönüleceğinin işaretlerini verdiğini söyledi.
Kendilerinin temennilerinin de bu olduğunu belirten Kışanak, "Zaman geçirmeden, bir an önce, ama geçmişin eksiklik ve yanlışlarından da gerekli dersleri çıkararak müzakere sürecine acilen dönülmesi gerekiyor. Biz BDP olarak müzakere sürecine yeniden dönülebilmesi için çağrı yapıyoruz, diyoruz ki, bir yol haritası oluşturalım. Müzakereler başladıktan sonra barış hedefine, çözüm hedefine ulaşılması, demokratikleşme konusunda atılacak adımların en güçlü şekilde atılması için neler yapılabilir? Bunun önünü açmak lazım. Bunun için de güven geliştirici adımların atılmasına ihtiyaç var" dedi.

"OSLO'DAKİ HATALAR TEKRARLANMASIN"
 Müzakere sürecinin Türkiye'yi barışa ve çözüme götüreceğinden emin olduğunu söyleyen Kışanak, daha önce adına müzakere denilen sürecin bir takım siyasi hesaplarla yapıldığını, sadece görüşmüş olmak için görüşmelerin yapıldığını ve bu nedenle barışa kavuşulamadığını belirtti. "Bunun artık tekrarlanmaması gerekiyor, artık herkes samimiyetle, çözüm için masaya gelmeli. Siyasi tezler farklı olabilir, konuşulur, tartışılır. Ama niyet olarak samimi şekilde çözüm hedeflenmeli. Geçen süreçte ciddi derece güven sarsıldı. Bir tarafta görüşmeler devam ederken, politik kimliği olan Kürt, gazeteci, avukat, herkesi içeri attılar. Müzakereler öncesi, ön açıcı adımlar kapsamında, güven kapsamında neler yapılabilir, bunu konuşmak istiyoruz.
Böylece müzakerelere dönmek ve müzakerelerden sonuç almak da daha kolay olur" diyen Kışanak, bu samimiyeti Erdoğan'ın muğlak açıklamasında bulamadıklarını belirtti.

"SİLAHLAR KISMİ MASADA KONUŞULUR"
Kışanak, Erdoğan'ın 'silahlar susuz değil', 'bırakılsın' dediğine dikkat çekerek, "Dünyadaki tüm deneyimler gösteriyor ki müzakereye oturduktan sonra hem siyasi, demokratik talepler konusu, hem de silahların nasıl devre dışı bırakılacağı konusu konuşulur. Bunlar müzakere masasında konuşulacak şeyler. Bunu sağlamak gerekiyor. Hükümetin 'biz açık, samimi bir şekilde bu sorunu müzakereyle çözmek istiyoruz, Kürtlerle konuşarak çözmek istiyoruz' demesi gerekiyor. Bunu açıkça kamuoyuna deklare etmeli. Silahları mı susturacak, silahları mı bıraktıracak, bunlar müzakere masasında konuşulacak şeyler" diye konuştu.

ÖCALAN'A GEREKLİ ŞARTLAR VURGUSU
Müzakere sürecinde kimle görüşüleceğini görüşmecilerin kendisinin belirlemesi gerektiğine vurgu yapan Kışanak, nasıl kendileri 'hükümet adına Erdoğan gelmesin' diyemeyecekse, Erdoğan'ın da Kürt halkının adına kiminle görüşüleceğini belirlemekten vazgeçmesi gerektiğinin altını çizdi. Ve Öcalan ile yapılacak müstakbel görüşmeye ilişkin şunu söyledi: "Öcalan'ı muhatap gösteriyorlar, onun özgürlüğüne kavuşması için güçlü kampanyalar yürütüyorlar. Ancak îmralı'yla da geçen süreçteki gibi bir görüşmenin sonuç alıcı olmadığını da herkes gördü. Öcalan çözüm yolunda önemli bir aktörse, bunu yapabileceği koşullara da sahip olmalı." 'TARAFLAR KİMSE

ONLARLA GÖRÜŞÜLMELİ'
 "Başbakan silahlar sussun talebini doğru bulmuyor. Silahlar bırakılmalı diyor. Devletin görevi silahların bırakılmasının yolunu açmaktır. Müzakere şarttır, diyalog şarttır, silahların bütünüyle susması, artık Kürt sorununun silahların gölgesinde konuşulmaması açısından bu gereklidir" diyen ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş, çözüme dairse şunları söyledi: "Bu savaşın sonu yok. Bu savaş daha 30 yıl sürebilir ama bundan ne Kürtler ne Türkler kazanır.
Kürt sorunu barışçıl yollarla çözülmelidir, savaşarak çözülmeyeceği ortadadır. Gençlerimize, emekçi çocuklarına yazık. Bir an önce müzakereler başlamalıdır. Savaşan kimse, meselenin tarafları kimse onlarla görüşülmelidir. Sürecin gerektirdiği ölçüde bir mahremiyet elbette olabilir ama bu süreçten genel hatlarıyla kamuoyunun haberdar olması haklı bir taleptir. "

 "SADECE DEVLET VE PKK'Yİ İLGİLENDİRMİYOR"
Müzakerelerin sürmemesinin savaşın sürmesi demek olduğunun altını çizen TKP MK üyesi Mehmet Kuzulugil de şöyle konuştu: "Sürekli 'akan kan'dan söz edilen bir ülkede muhatapların müzakere yürütmeleri gerekir. Ancak bu müzakereler Türkiye'nin geleceğine ilişkin öğeler içerdiği oranda kamuoyuna açıklanmalıdır. Sonuçta ortada nedenleri, kaynakları olan bir sorun var. Bu sorun yalnızca devlet kurumları ve hükümet ile PKK'yi ilgilendirmez. Elbette silahların susmasının siyasi bazı koşulları olacaktır. Burada doğrudan tarafları ilgilendiren başlıklarla Türkiye'yi ilgilendiren başlıklar ayrıştırılmalıdır. Kapalı kapıların ardında ve her tür spekülasyon ve provokasyona açık görüşmelerin yarardan çok zarar getirdiği açıktır."

 'ANAYASA BUNUN ÖNEMLİ BİR AYAĞIDIR' OLMUŞTU
EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan ise "Her gün hem askerler tarafında hem de PKK tarafında çok sayıda genç ölümü yaşanıyor. Bu siyasal atmosfere bakarsak, çözüm için bu müzakerelere acilen başlanması gerektiği ortadadır. Bu çözümün yolunu açacak girişimler içinde en temel olanı muhataplarla görüşmedir. Hem ana muhalefet partisi olarak CHP'nin, hem iktidar partisi olarak AKP'nin, aynı zamanda sorunun çözümünde taraf olarak BDP'nin bu oluşum içerisinde yer alması gereklidir. Bu açıdan da bir an önce bu partilerin de dahil olduğu bir görüşme sürecinin başlatılması gerektiğini düşünüyoruz. Önümüzdeki dönem zaten anayasa tartışmaları çokça yapılacak. Çözüm noktasında gerekli temel koşulların anayasada yer alması da ikinci önemli adım olacaktır" dedi.

KANAL 7 televizyonunda îslami basından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yeni bir Oslo görüşmeleriyle ilgili şunları söyledi: "Ben MÎT Müsteşarım Emre Bey zamanında başlattım görüşmeleri. Ve şu anda kesilmenin bazı sebepleri oldu. İletişimdeki samimiyetsizlik nedeniyle burada bu işi keselim dedik. Burada çok ciddi yanlışı bölücü terör örgütü uydurma bir metin ortada ama bunu belge olarak sundular. Oradaki görüşmelerin içerisinde yok mu?
Vardır. Ama tarafların imzası yok.
Bunu yazılı ve görsel medyaya pas ettiler. Bakıyorsunuz hemen yargı devreye gitti hemen ardından benim üzerime geleceklerdi. Onun üzerine niye gidiyorsunuz benim üzerime gelin dedim.Eğer imzası olsaydı niye attın diye sorardın.
Görüşmelerdeki detaylar bize anlatılıyor. Biz devlet yönetiyoruz bakkal dükkanı yönetmiyoruz." 'NE

YAPACAKSANIZ BANA YAPIN DEDİM'
Erdoğan, Star gazetesi yazarı Fehmi Koru'nun "Oslo görüşmeleri ne noktaya gelmişti? CHP'liler bir metinden bahsediyorlar son zamanlarda?" sorusuna ise şu yanıtı verdi: "O aslında bir belge değil, kendilerine göre uydurdukları bir yazı ama bunu belge olarak sundular, burada o görüşmelerden şeyler var mıdır? Vardır elbette Iama bir belgenin belge olması için altında tarafların imzası olması lazım. Terör örgütü bir takım medyaya, çevre-
¦ lere servis ettiler görüşmeyi. İntikal edince bu olaylar benim müsteşarımın üstüne gittiler, bende dedim ki; Ne yapacaksanız bana yapın, onu oraya gönderen benim' dedim. Adayla ilgili olarak bunların her görüşmeden sonra görüşmeler bize geliyor, özetleniyor dünyanın neresinde istihbarat teşkilatları yan gelip yatar? Onlar sadece terörü bırakın, adi suçlar, anarşi ile ilgili her şeyde istihbarat elemanları kullanılır. Biz şimdi burada çözüm için yapılması gereken neyse bunu yapmak durumundayız. Biz medyadan da yazılı, görsel bu konuda istifade etmek isteriz. Onların da bu konuda bize katkısı olabilir."

 "CHP'YE TEKLİFİMİZİ YİNELEYECEĞİZ"
"CHP 'ye iki parti arasında ortak çalışma yapılması teklifde bulunduk. MHP 'den olumsuz tavrına karşın CHP, hala bir cevap vermedi. Biz yine de CHP'ye aynı teklifi yineleyeceğiz. Bu arada İmrali ile görüşmeler yine olabilir. îmralı'da avukatlarını kendisi de kabul etmiyor, zaman zaman bizim de kabul etmediğimiz de oldu. Çünkü görüşmeleri maniple edilerek dışarıya haberler aktarıldı." İ» AKP Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten, BirGün'e şunları söyledi: "Bu süreci önemsiyoruz, r—Müzakere edilmesinde, siyaset kurumunun değil, ama devletin bu görüşmelere devam etmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Bunun da sadece Ak Parti'yle çözülmesi mümkün değil. MHP'nin de, CHP'nin de, BDP'nin de bu sürece dahil olmaları gerekiyor. Tüm siyasi partiler bir araya gelerek bunun yolunu açmalılar. CHP'nin sabah dediği farklı, akşam dediği farklı. Oslo görüşmelerini provoke eden, bu nedenle Ak Parti'nin üzerine gelen bir parti, şimdi de Oslo görüşmelerinin tekrar yapılmasını talep ediyor. Bu çelişkidir ve bu yaklaşım Kürt sorununda adımların atılmasını engelleyen bir yaklaşımdır. Devlet elbette görüşmeler yapar, bu görüşmeler bir noktaya geldikten sonra da elbet deşifre edilir. Ama henüz görüşmeler sürerken, her görüşülenin deşifre edilmesi akla mantığa uygun değildir, doğru da değildir. Biz silahların tamamen bırakılmasından yanayız, silahların susmasını söylemiyoruz, silahların bırakılması bu sorunun çözümüne çok önemli katkı sağlayacaktır. Bunun zemini hazırdır.
BDP de bu konuda inisiyatif almalıdır; topu elinde silah olanlara, Kandil'e atmamalıdır. Halk ona bunun için oy verdi.
Türkiye Barış Meclisi sözcüsü Hakan Tahmaz da şöyle konuştu: "Bir yıl önce, Başbakan müzakere sürecinin sona erdiğini, artık toleranslı davranmayacağını söyleyerek güvenlik eksenli yeni bir siyaset inşa etti. Başbakan'ın katıldığı son televizyon programında, AKP'li yetkililerin son bir haftadır yaptıkları açıklamalarda anlaşılıyor ki, bu siyasetin bir karşılığının olmadığı bu bir yılın sonunda görülmüş oldu. Bir yıl gibi bir zaman kaybı yaşandı. Ama gelinen noktada bu iş siyaseten çözülmek zorundadır. Bunun için ilk adımı atması gereken meclistir. Daha önce

CHP çağrı yapmıştı, şimdi BDP'den çağrı geldi.
Öncelikle AKP'nin Kürt sorununa ve bu sorunun siyasi aktörlerine yönelik yaklaşımında bir değişiklik olması gerekiyor. Ama bir değişiklik yok. Başbakan, hala silah bırakma, bırakmama noktasında, meseleyi salt bir terör sorunu olarak ele alıyor. 0 yüzden müzakereler gerçek, sahici bir zeminde olmuyor. Müzakere demokratik çözüm için yapılmalıdır. Şiddet içi yöntemlerin tasfiyesi için, siyasetin hüküm sürdüğü bir sürecin inşası için yapılmalıdır. Pazarlık için, kandırmak için siyaset yapılmaz. 1999'da ya da Oslo sürecinde olduğu gibi biz nasıl kamuoyunu oyalarız, Kürt siyasetini rehin alırız mantığıyla yapılamaz. Bu müzakerelerle silahların bırakılmasının önünü açacak adımların yanı sıra eşit demokratik bir yaşamın koşullarının da yaratılması gerekir. Açık bir müzakere olması lazım, bunun ilk adımını da parlamentonun atması lazım. Görüşmeler sırasında konuşulan her şeyin canlı yayında yayınlanması elbette doğru değil, ama kamuoyuna yalan konuşulmaması lazım.
Doğru bilgilerin aktarılması, manipülasyon yapılmaması lazım. Biz birçok bilgiyi sızdırma belgelerden öğrendik. Şeffaf bir süreç yaşanmalı.
MHP lideri Devlet Bahçeli ise Erdoğan'ın sözlerini yazılı bir açıklamayla eleştirirken, tipik MHP çizgisinde bir gelişme olmadığını tekrar gösterdi: "AKP zihniyetinin, İmralı'dan hala medet umması affedilmez bir hezeyandır."
 
 
Saldırı emri Adalet Bakanlığı'ndan- Özgür Gündem

Silivri Cezaevi'nde, açlık grevinde olan tutsaklara askerler coplarla saldırdı ve tekme tokat hücrelere attı. İHD, 'Cezaevi idaresi kendilerine emri Adalet Bakanlığı'nın verdiğini aktardı' dedi İSTANBUL / DİHA - İHD, Silivri Cezaevi'nde açlık grevi başlatan 15 siyasi tutsağa yapılan saldırılara ilişkin hazırladığı gözlem ve değerlendirme raporunu açıkladı. İHD İstanbul Şubesi Başkanı Ümit Efe, "KCK" davasından tutuklu bulunan ve süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi yapan 10 tutsağın 25 Eylül'de cezaevi askerleri tarafından saldırıya uğradıktan sonra tek kişilik hücrelere atıldıklarını söyledi.

10 tutsağın bulunduğu değişik koğuşlara robokop giyimli çok sayıda askerin girdiğini belirten Efe, "Bazı koğuşlarda bulunan mahpuslar provokasyona neden olmamak ve açlık grevi eylemini gölgelememek gerekçesiyle robokop kıyafetli güvenlik görevlilerin çekilmesi halinde kendilerinin koğuşlarından çıkacaklarını belirterek, direnmeksizin tecrit hücrelerine gitmiştir" dedi. Tutsakların muayeneden geçirilmesi için doktora çıkmak istediğini, ancak engellendiğini aktaran Efe, "Açlık grevindeki bazı mahpuslar da, darp izlerini rapor etmediği ve Hipokrat yeminine bağlı kalmadığı gerekçesiyle hücrelere gelip durumlarını soran cezaevi doktorunu protesto ederek, doktor ile görüşmeyi reddetmişlerdir" diye konuştu.

Cezaevi yönetimi görüşmeyi reddetti Hücrelere konulan 15 tutsağın hiçbirine 25 Eylül günü ve gecesinde battaniye, çarşaf, nevresim ve yastık verilmediğini ifade eden Efe, "Bir gün sonra sadece açlık grevinde bulunan mahpuslara koğuşta kalan arkadaşlarının gönderdiği battaniye, çarşaf, nevresim ve yastık ulaştırılmıştır. İdare açlık grevinde olmayanlara herhangi bir eşya vermeyi ya da ulaştırmayı reddetmiştir" dedi. Efe ayrıca cezaevinin fiziki durumu ve genel olarak yaşanan hak ihlalleri konusunda da bilgi verdi.

Açlık grevinde olan tutsaklara ilk gün limon, şeker ve su verilmediğini de aktaran Efe, "İkinci gün verilen limon ve şeker de mahpuslar tarafından protesto edilerek, alınmamıştır. Mahpuslar sloganlar ve kapı dövmeler ile uygulamaları protesto etmekte olup, açlık grevine katılmayanlar da verilen karavanaları reddetmişlerdir" dedi. Efe, cezaevi müdürü ile görüşme taleplerinin de fiilen reddedildiğini söyledi. Avukat Ramazan Demir ise, "Cezaevi idaresi kendilerine Adalet Bakanlığı tarafından emir verildiğini söyledi" diye konuştu.

Tuncel: Talimatı siz mi verdiniz?
Öte yandan BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel de Silivri Cezaevi'ndeki saldırıyı Adalet Bakanı Sadullah Ergin'e sordu. Tuncel, Bakan Ergin'e "Cezaevi yönetimi avukatlara açlık grevinde olanlara müdahale etme yönünde Bakanlıktan talimat geldiğini belirtmiştir. Böyle bir talimat var mıdır?" diye sordu.

 
Maliki, Erdoğan’ın teklifini geri çevirdi - Milliyet

Irak Başbakanı Nuri el- Maliki, Başbakan Erdoğan’ın davetini nazikçe geri çevirdi. Maliki “Seyahatim var, gelemem” dedi
Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, kendisine yaptığı Türkiye davetini geri çevirdi. Maliki, Irak’ın yarı resmi televizyon kanalı El Irakiye’ye yaptığı açıklamada, Erdoğan tarafından kendisine yapılan davete icabet edemeyeceğini söyledi. Maliki, 30 Eylül’de AKP’nin Büyük Kongre’si için yapılan davete, o tarihlerde bir başka seyahati olduğundan ötürü olumlu yanıt veremediğini söyledi. Maliki, “Sayın Erdoğan’a teşekkür mektubu yazdım. Yakında seyahatimin bulunması sebebiyle davete icabet edemeyeceğimi belirttim” dedi. Erdoğan, önceki gece katıldığı bir televizyon programında, Maliki’nin ‘davete olumlu cevap vermesini’ temenni ettiğini söylemişti. AFP haber ajansı Maliki’nin davete icabet etmeyeceğini açıklamasının ardından son bir yılda iki ülke arasında gerilimin tırmandığını hatırlattı. İki lider arasında gerilim Nisan ayında Maliki’nin Erdoğan’ı kendi içişlerine karışmakla itham edip Türkiye’nin ‘düşmanca bir devlete’ dönüştüğünü söylemesi ile başlamıştı. Daha sonra Ankara’nın Kuzey Irak Kürt yönetimi ile petrol anlaşması yapması aradaki gerilimi tırmandırmıştı. Son olarak Türkiye’nin Irak’ta gıyabında idam kararı çıkan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi’yi iade etmeyeceğini açıklaması ile gerilim daha da artmıştı.

Assange: Obama Arap Baharı’nı kullanıyor - Milliyet

Wikileaks’in kurucusu Julian Assange, ABD Başkanı Barack Obama’yı Arap Baharı’nı seçim kampanyasında kullanmakla suçladı
Assange, İngiltere’nin başkenti Londra’da sığındığı Ekvador Büyükelçiliği’nden video bağlantısıyla Birleşmiş Milletler 67. Genel Kurulu çerçevesinde bir toplantıda konuştu. 2011’de Tunus’ta Muhammed Buazizi adlı seyyar satıcının kendini yakarak Arap Baharı’nı başlattığını anımsatan Assange, “Muhammed, kendisini Obama yeniden seçilebilsin diye yakmadı” dedi.

Çizdikleri yeni haritada Kürdistan da var... - Vatan

New York Times gazetesinde yayınlanan bir makalede dünyanın Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, dünyanın yeni bir bölünmenin eşiğinde olduğu vurgulanarak yeni bir dünya haritası yayınlandı.
Amerikan gazetesinde Frank Jacobs ve Parag Khanna imzasıyla yayınlanan makaleye göre, haritada Kuzey Irak'taki Özerk Kürt Yönetimi de 'Kürdistan' adında bağımız bir devlet olarak gösteriliyor. Haritada Suriye'de üçü bölünüyor ve Şam, Halep, Lazkiye olmak üzere üç şehir devletinden oluşuyor. New York Times'ta harita ile verilen analiz metninde, 3 bin yıllık tarihi olan Kürtler'in bölgede bağımsız bir devlet kuracağı belirtildi.Haritanın Kürdistan ile ilgili bölümününün yazılı açıklamasında Türk ve Amerikan petrol şirketleriyle yapılan enerji anlaşmalarına dikkat çekildi.

'BAĞIMSIZ BİR KÜRDİSTAN'
New York Times'taki haritada Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi, bağımsız Kürdistan’a dönüyor. Harita sadece bununla da kalmıyor. Kürdistan dışında 'Kürt bölgesi' olarak ayrı bir renge boyanan bölge Türkiye'nin Güneydoğu'sunu işaret ediyor.

BELÇİKA İKİYE BÖLÜNÜYOR
Yeni haritadaki bir başka önemli detay da Belçika’yı ilgilendiriyor. Hep bölünmenin eşiğinde gözüyle bakılan Belçika, Flaman ve Valon olmak üzere ikiye ayrılıyor. Ancak bu arada, Avrupa Birliği de zaten küçük devletlerden oluşan Brüksel merkezli bir federal yapılanmaya geçilmiş oluduğu için analizde bu bölünmenin sorun yaratmayacağı vurgulanıyor.

AZERBAYCAN BÖLGE GÜCÜ OLUYOR
Rejimin düşmesi halinde ülkede yaşayan 20 milyon Azeri, mevcut Azerbaycan devletiyle birleşiyor. Böylece bölgede Türkiye’ye destek olabilecek ikinci bir büyük Türk devletinin olacağını Azeriler’in Türkçe konuştuğu ve enerji konusundaki girişimleri de vurgulanarak öne sürülüyor.

ÇİN SINIRINDA DA YENİ DEVLET
Yine haritaya göre Kuzey Doğu Asya'da Rusya ve Çin sınırında yeni bir devlet kurulabilir. Nüfus olarak Çinliler'in yoğun olduğu bölgede Ruslar'ın silah ve asker gücü yüksek.

Afrika'da ise Mali, Kongo ve Somali'de yeni devletlerin kurulacağı öne sürülüyor.

 
DÜNYA

Clinton: BM Suriye konusunda ‘felç oldu’-BBC

Hillary Clinton, Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Güvenlik Konseyi'nden Suriye sorunuyla baş etmek üzere yeni bir girişimde bulunmasını talep etti.

ABD Dışişleri Bakanı, konseyin ‘felç olduğunu’ söyledi.
Dün gerçekleştirilen yıllık toplantıda BM Genel Kurulu’na konuşan İngiltere Başbakanı David Cameron da aynı şekilde BM’nin harekete geçmesini talep etti.

Fransa, İngiltere ve ABD, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı yapının daha sert tepkiler vermesi gerektiğini düşünüyor. Ancak Rusya ve Çin Suriye hükümetini destekliyor.

Clinton Güvenlik Konseyi’nin şiddete son vermek zorunda olduğunu söyledi ve üyeleri “ileri doğru yeni bir yol bulma çabasına” girmeye çağırdı.

Cameron, BM’den harekete geçmesini talep ederken, kısa süre önce ortaya Suriyeli çocuklara işkence edildiğini gösteren kanıtların ortaya çıkmasının “Birleşmiş Milletler üzerinde bir berbat leke” olduğunu söyledi.

Cameron konuşmasında “bu zulüm karşısında durmakta başarısız olan ve bazı durumlarda Esad’ın terör iktidarına yardım ettikleri ve kışkırttıklarını” söylediği ülkeleri ayrıca eleştirdi.

Konseyin veto hakkı olan beş daimi üyesi şu ana kadar Suriye’deki duruma müdahaleye dair ortak bir planda anlaşamadı.

Şam'ın kalbine saldırı
Suriyeli isyancılar dün başkent Şam’ın kalbini hedef alan saldırılar düzenledi.

Genelkurmay Başkanlığı karargâhına yönelen saldırılarda resmi açıklamalara göre dört muhafız öldü, 14 kişi yaralandı.

Genelkurmayın ana binası da ciddi hasara uğradı.

Eylemi hem Özgür Suriye Ordusu hem de Ansar El İslam adlı İslamcı bir grup üstlendi.

Ordu kaynaklarına göre militanlar Emevi Meydanı'ndaki karargâha yerel saatle 07:00 civarında otomobillerle intihar saldırıları düzenledi.

Patlamaların etkisiyle 1 kilometre uzaktaki binaların sarsıldığı bildiriliyor.

Patlamalar sonucunda genelkurmayın ana binası alev alırken, isyancılar karargâha saldırmaya başladı.

Çatışmalar yüzünden Şam'da silah seslerinin saatlerce dinmediği kaydediliyor.

Suriye devlet televizyonu "terörist güçlerin" karargâhın içinde ve çevre sokaklarda ateş açtığını, güvenlik güçlerinin de onlara yanıt verdiğini belirtti.

Saldırının yapıldığı, kentin en işlek noktalarından biri olan Emevi Meydanı'nın öteki ucunda da devlet televizyonunun binası var.

Hedef ve zamanlama
BBC'nin Şam'daki muhabiri Rafid Cabburi hedefin ve zamanlamanın önemli olduğunu belirtiyor.

Muhabirimize göre saldırganlar Suriye ordusunun kalbini, üstelik de Özgür Suriye Ordusu'nun komuta merkezini Türkiye'den Suriye'nin içine kaydırdığını açıklamasından birkaç gün sonra vurdu.

Şam'da Temmuz ayında savunma bakanı, genelkurmay başkanı ve bazı diğer üst düzey güvenlik görevlilerin öldürüldüğü saldırı ardından güvenlik önlemleri artırılmıştı.

Muhabir öldü, Türkiye'ye suçlama
İran'ın İngilizce yayın yapan televizyon kanalı Press TV de muhabirleri Maya Nasır'ın bugünkü olayları izlerken vurularak öldüğünü, büro şeflerinin de yaralandığını duyurdu.

Kanalın açıklamasında 33 yaşındaki Suriyeli Nasır'ın ölümünden isyancılar sorumlu tutuldu.

Press TV Haber Müdürü Hamid Rıza Emadi, AFP'ye "Şam'daki muhabirimizin ölümünden Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ı sorumlu tutuyoruz çünkü Suriye'deki isyancılara silahları onlar sağlıyor." dedi.

Öte yandan rejim karşıtı Suriye İnsan Hakları Gözlemevi gurubu, hükümet yanlısı milislerin bu sabah Şam'da 16 sivili evlerinde öldürdüğünü öne sürdü.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.