27 Eylül 2012 Basın Bültenleri
Basın Bültenleri / 27 Eylül 2012 Perşembe Saat 08:13
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
3 kesên di sala 2007'an de li navçeya Şîrînyerê ya Îzmirê bi îdîaya faîlên 2 teqînên cuda ne, her yek 2 caran bi tevahî 6 caran rastî cezayê muebetê hatin.

Beyî delîl û belgeyan 6 caran ezayê muebetê dan -Dîha

3 kesên di sala 2007'an de li navçeya Şîrînyerê ya Îzmirê bi îdîaya faîlên 2 teqînên cuda ne, her yek 2 caran bi tevahî 6 caran rastî cezayê muebetê hatin. Dadgehê li gel 6 caran cezayê muebetê 792 sal cezayê girtîgehê, 6 hezar roj cezayê pereyan birî. Heyetê diyar kir ku cezayê li 3 kesan hatiye birîn tenê li ser îxbara polîsan pêk hatiye.

Di 2'ê Cotmeha 2007'an de li nêzî Tansaş û Maxaza Hali ya navçeya Şîrînyerê ya Îzmirê teqîn pêk hatibûn. Di teqînê de Kesek miribû û 10 kes jî birîndar bûbûn. Piştî teqînê 20 roj şûnde li ser îxbata xeta 155'an a polîsan birayên hev Murat û Firat Yagmakan û xalê wan Ziver Turan û meta wan Miyase Turan hatin binçavkirin. Piştî binçavkirinê Murat Yagmakan, Fırat Yagmakan û Zîver Turan hatin girtin û Miyase Turan jî serbest hate darizandin. Dozger îdîaname amade kir û ji bo Miyase Turan 15 salan û ji bo 3 kesên din 2 caran cezayê muebetê xwest. Di rûniştina ewil de Ziver Turan û Murat Yagmakan serbest hatin berdan. Doza 3 kesan li 10'emîn Dadgeha Cezayê Giran a Îzmirê berdewam kir. Rûniştina biryarê ya 3 kesan li 10'emîn Dadgeha Cezayên Giran a Îzmîrê hate dîtin. Heyeta dadgehê der barê 3 kesan de bi îdîaya faîlên 2 teqînên cuda ne, ji bo her yekî 2 caran bi tevahî 6 caran cezayê muebetê birî. Dadgehê li gel 6 caran cezayê muebetê 792 sal cezayê girtîgehê, 6 hezar roj cezayê pereyan birî. Heyetê diyar kir ku cezayê li 3 kesan hatiye birîn tenê li ser îxbara polîsan pêk hatiye.

Heyetê bi şert ceza birî

Endamê heyeta dadgehê Îsmaîl Şahîn li gel birara pirdengiyê şertê "Ez tev li cezayê bersûc Firat Yagmakan dibin. Lê lê ji bo Zîver Turan û Murat Yagmakan bi şertê delîl tune tenê delîl îfadeya polîsan e" danî pêş.


Wekîlên BDP'ê dê Înfaza Wanê bibin meclîsê - Dîha

Parlementerê BDP'ê yê Wanê Ozdal Uçer, der barê înfaza 2 endamên HPG'ê yên li gundê Zevkê de diyar kir ku ew li hemberî van dîmenan matmayî man û dê mijarê bibin meclîsa Tirkiyeyê.

Di 23'ê Îlonêde li gundê Zêvkê tîmên taybet û leşkeran saet di 17.00 û 18.00'an de bi ser malekê de girt û di serdegirtina malê de 2 endamên HPG'ê bi saxî înfaz kirin. Tîmên taybet heta roja din saet 09.00'an destûr neda ku kes biçe gund û vegere. Heyeta BDP'ê ya ku di navde Parlamenterê BDP'ê yê Wanê Ozdal Uçer, Serokê Rêxistina BDP'ê yê Wanê Yakup Ataş, endam û rêveberên BDP'ê çûn li Gundê Zêvkê lêkolîn kirin. Heyeta BDP'ê li gund bi welatî, esnaf û karekrên gund re hevdîtin pêk anîn û der barê bûyerê de agahî girtin. Heyetê piştî hevdîtinan çûn li cihê ku 2 kes lê hatin qetilkirin lêkolîn kirin. Li vihe lêkolînê Parlementerê BDP'ê Uçer, diyar kir ku di demê dawî de şer zêde dibe û bi zêdebûna şer re înfaz jî zêde dibin.

'Em dê mijarê bibin Meclisa Tirkiyeyê

Uçer, da zanîn ku polîs bi taybet dibêjin kesên hatine înfazkirin endamên HPG'ê ne û ew jî bawer dikin ku kesên hatine qetilkirin kurdên sivîl in. Uçer, da zanîn ku şahidên bûyerê diyar dirkin ku ev qetilkirin înfaz e û wiha got: "Şaühidên bûyerê diyar kirin ku 2 kes ji aliyê polîsn ve bi saxî hatin girtin û pişt re ji aliyê tîmên taybet ve hatin înfaz kirin. Em li hemberî vê bûyerê matmayî man. Em li deverên cuda rastî şopa xwînê hatin. Ev şop û şahidên bûyerê diyar dikin ku ev înfaz bi xwe ye. Em bang li rayedaran dikin û dixwazin bûyerê lêkolîn bikin. Em dê mijarê bibin meclîsê. "


78'liler Girişimi Diyarbakır'da büyük mitinge hazırlanıyor - Diha

ZEYNEP KURİŞ
78'liler Girişimi Diyarbakır Cezaevi Gerçeğini Araştırma ve Adalet Komisyonu, Diyarbakır Cezaevi'nin İnsan Hakları Müzesi'ne dönüştürülmesi için 30 Eylül'de İstasyon Meydanı'nda düzenleyecekleri mitinge hazırlanıyor. 78'liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, cezaevinin yıkılmasının istenmesi ile bir tarihin yok edileceğine işaret ederek, "Amaç Kürt halkının kalbine dokunmak ve onu yok etmektir" dedi. Can, Diyarbakır halkına mitinge katılmaları yönünde çağrıda bulundu.

78'liler Girişimi Diyarbakır Cezaevi Gerçeğini Araştırma ve Adalet Komisyonu tarafından 30 Eylül'de Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda yapılacak ''Diyarbakır 5 No'lu Askeri Cezaevi 'İnsan Hakları Müzesi' olsun" mitingine sayılı günler kaldı. Diyarbakır Cezaevi'nde yaşanılan vahşetin unutulmaması ve yaşanılanların tekrar yaşanmaması istemiyle cezaevinin müzeye dönüştürülmesi için daha önce de çeşitli etkinlikler düzenleyerek kamuoyu yaratmaya çalışan 78'liler Girişimi, şimdi aynı taleple binlerce kişinin katılımıyla miting düzenleyecek. Düzenleyecekleri mitingle dikkatleri yeniden Diyarbakır Cezaevi'nde yaşanılanlara çekmek isteyen 78'liler Girişimi, 30 Eylül'de taleplerini bir kez daha haykıracak.

78'liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, Diyarbakır Cezaevi Gerçeğini Araştırma ve Adalet Komisyonu'nun 5 yıl boyunca sürdürdüğü bir faaliyetin olduğuna dikkat çekerek, komisyonun faaliyetleri kapsamında Diyarbakır Cezaevi'nde 1980-84 yılları arasında yaşanmışlıkları gündeme getirmeye çalıştıklarını söyledi. "Diyarbakır vahşetinin yaşanmasına neden olan problemlerin ortadan kaldırılması için bir miting düzenleyeceğiz" diyen Can, Diyarbakır'da Kürt halkının evlatlarına Türklüğü zorla kabul ettirilmeye çalışılarak bir soykırım uygulandığını söyledi.

'Bu bir vicdan ve adalet çalışmasıdır'

"Bu bir vicdan ve adalet çalışmasıdır. Bir yanıyla Kürt meselesini de biraz bunun üzerinden dünyanın önüne koyma çalışmasıdır. Bu amaçla 5 yıldır böyle bir çalışma yürütüldü. Gelinen noktada söz konusu çalışmaya paralel çalışmalar çıktı ortaya. Resim sergileri, paneller, forumlar, sempozyumlar düzenledik" diye konuşan Can, cezaevinin yıkılmaması ve müze haline getirilmesine ilişkin de çeşitli görüşlerin ortaya çıktığını ve bu görüşlerin ortaya çıkmasında Başbakan Erdoğan'ın etkili olduğunu ifade etti. Can, "Başbakan cezaevinin yıkılmasına ilişkin bazı açıklamalarda bulunmuştu. Sonrasında AKP'li Bakanlar cezaevinin yıkılarak buranın eğitim yeri yapılmasını istedi" şeklinde konuşarak, "Hiç kabul edemeyeceğimiz bir şeydi. Zaten bu cezaevi yapılırken Türklüğü aşılama amacı vardı. Yıllar sonra buranın eğitim yerine çevrilmesi ile tekrar Kürt çocuklarına Türkçülük aşılacak, bu yaşanmışlıklara saygısızlıktı" dedi.

'Amaç Kürt halkının kalbine dokunmak ve yok etmektir'

Cezaevinin yıkılmasının istenmesi ile bir tarihin yok edileceğine işaret eden Can, "Amaç Kürt halkının kalbine dokunmak ve onu yok etmektir. Diyarbakır Cezaevi'nin İnsan Hakları Müzesi olmasının bir vicdan işidir. Bu amaçla Diyarbakır'da bir miting örgütlüyoruz. Miting çalışmaları kapsamında sınır il ve ilçelerde çalışmalar başlattık. Binlerce broşür ile 10 binleri İstasyon Meydanı'na toplamayı hedefliyoruz. Mitingin duyurulması için programlar hazırladık. Basın açıklamalarıyla çalışmalarımızı duyuracağız" diye konuştu.

30 Eylül'de İstasyon Meydanı'nda...

30 Eylül'de İstasyon Meydanı'nda düzenleyecekleri miting için Diyarbakır halkına duyarlılık çağrısında bulunan Can, konuşmasını şöyle sonlandırdı: "Mitinge, bütün siyasi partiler, STK'ler, inisiyatifler, sendikalar, meslek kuruluşları katılacak. Güçlü bir ses haline getirilmesini hedefliyoruz. Ahmet Türk, Mazlum Doğan'ın kız kardeşi Arife Doğan, Necmettin Büyükkaya'nın eşi Cemile Büyükkaya, Cemal Arat'ın annesi Sakine Arat'ın konuşmaları olacak. Koma Çiya ve İlkay Akkaya sahne alacaklar. Mitingi barış ve kardeşlik duygusu içerisinde bitirmeye çalışacağız."


'Önderlik özgür olmadan kimse barış beklemesin' - Diha

Türkiye'nin çeşitli cezaevlerinde başlatılan süresiz dönüşümüz açlık grevlerine gün geçtikçe yenileri eklenirken Antep H Tipi Kapalı Cezaevi'nde açlık grevine giren 10 siyasi tutsaktan Necmettin Ayhan'ın babası Yahya Ayhan, oğlunun eylemini desteklediğini belirterek, "Önderlik özgür olmadan kimse barış beklemesin" dedi.

Türkiye'nin birçok cezaevinde siyasi tutsaklar tarafından başlatılan süresiz dönüşümüz açlık grevleri 24. gününe girerken Antep H Tipi Kapalı Cezaevi'nde bulunan 10 tutsak da 23 Eylül'de süresiz dönüşümüz açlık grevine başladı. PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanması ve anadilde eğitim ile savunma talepleriyle açlık grevine giren tutsaklardan Necmettin Ayhan'ın babası Yahya Ayhan, oğlunun eylemini sonuna kadar desteklediğini belirtti. Ayhan, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi bir kez daha kınadığını belirterek, oğlu ve diğer tutsakların başlattığı eylemi selamladığını dile getirdi. "Bugün bu açlık grevi, zindan direnişleri ve dağların başkaldırısı olmasaydı bizim yaşamımız olmazdı" diyen Ayhan, şöyle devam etti: "Bugün baktığımızda düşmanımız dünyada en kıymetli en değerli kişiyi zindanlara koymuş. O bizim Önderimizdir. Önderimizden 15 aydır haber alamıyoruz. Biz bunu kabul etmiyoruz. Biz Önderliğimizin özgürlüğü için canımızı ortaya koymuşuz. Canımız gitse de malımız gitse de biz bu yoldan dönmeyeceğiz."

'Önderlik özgür olmadan kimse barış beklemesin'

PKK Lideri Abdullah Öcalan'a 13 yıldır ağır bir tecrit uygulandığını hatırlatan Ayhan, "Önderlik özgür olmadan kimse barış beklemesin, biz bu inançtayız. Ayrıca diğer Kürtlere de sesleniyorum. Özellikle Hüseyin Çelik, Mehmet Metiner, Orhan Miroğlu değil de 'MİToğlu'na' sesleniyorum. Bu savaşı görsünler ve doğru tercih yapsınlar. Yoksa bu kanın içinde boğulurlar" dedi. Tutuklu yakınlarının ailelerine de çağrıda bulunan Ayhan, ailelerin acizliği kabul etmemelerini istedi. Ayhan, ailelerin daima tutsakların yanında olması gerektiğine vurgu yaparak,"Biz başaracağız. Ne yaparsa yapsınlar. İsterse zindanlara atsınlar istersen öldürsünler. Biz yolumuza devam edeceğiz. Önderliğimiz özgür olduğunda biz özgür oluruz. Kürdistan özgür olur" diye konuştu.

Ayhan, son olarak "Şunu tekrar söylemek istiyorum. Ben Necmettin'in gözlerinden öperim ve onu destekliyorum. Ben söz veriyorum kanımın son damlasına kadar onun seçtiği Önderlik yolunda yürüyeceğim" şeklinde konuştu.


Askeri bölgede bulunan YİBO'da kadın öğretmenlere taciz! - Diha

Eğitim sistemindeki '4+4+4' uygulaması nedeniyle öğrencilere askeriye içerisindeki Yatılı İlköğretim Okulu'nun (YİBO) tahsis edildiği Hozat İlçesi'nde kadın öğretmen ve öğrencilerin askerlerin tacizine maruz kaldığı ortaya çıktı. Askeriyenin tacizini Hozat Kaymakamlığı'na ileten kadın öğretmenler, "Yaşadığımız karşısında kaymakamlığa gittik. Kaymakamlık bize askeriyenin olduğu yerlerde bu tür olayların olabileceğini ve okul olmadığı için de okulun orada kalacağını söyledi" dedi.

Dersim'in Hozat İlçesi'nde '4+4+4' eğitim sistemi nedeniyle ortaöğretim öğrencilerine 41. Motorlu Piyade Tugayı içinde bulunan ve ilçe merkezine bir kilometre uzaklıkta olan YİBO binasının tahsis edilmesine yönelik öğrenci velilerinin tepkileri devam ederken, bu kez kadın öğretmenlerin ve öğrencilerin askerlerin sözlü tacizine maruz kaldığı haberleri gündeme geldi. Öğrencilere askeriye binasının tahsis edilmesine tepki gösteren veliler, çocuklarını okula göndermeyerek boykot kararını sürdürürken, önceki gün Hozat merkezden okula giden ve boykot nedeniyle sınıfın boş olduğunu gören kadın öğretmenler, okuldan ayrılırken bahçede bulunan askerlerin sözlü tacizine maruz kaldığını söyledi. Yaşadıkları durumun soruşturulması için Hozat Kaymakamlığı'na başvuran öğretmenlere, Kaymakamlık tarafından, "Ne yazık ki askeriyenin olduğu yerlerde bu tür şeyler olabilir. Başka bir yer olmadığı için okul orda kalacaktır" verildiği öğrenildi. Duruma tepki gösteren öğretmenler, bunun ilk kez yaşanmadığını daha önce de diğer öğretmen arkadaşlarının ve kadın öğrencilerin de bu tür tacizlere maruz kaldığını belirtti. Suç duyurusunda bulunan öğretmenlerden Satı Bajet, okula gidip gelirken, askeriyenin bulunduğu alandan geçmek zorunda olduklarını belirterek, önceki günde okuldan ayrılırken, askerlerin sözlü tacizine maruz kaldıklarını aktardı.

'Top tüfek sesleriyle ders yapıyoruz'

Bir hafta önce bir öğretmen arkadaşlarının daha aynı şekilde tacize maruz kaldığını dile getiren Bajet, "Ve sadece bizimle sınırlı değil. Öğrencilerimiz de aynı şekilde şikayetçiler" dedi. Askeri kışla içerisinde asla sağlıklı bir eğitimin verilemeyeceğinin altını çizen Bajet, asker, top ve tüfek sesleri içerisinde ders yapmak zorunda kaldıklarını aktardı. "Okulun oradan taşınması için İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile kaymakamlığa gerek biz öğretmenler gerekse veliler tarafından başvurularımız oldu. Dilekçeler verildi" diyen Bajet, şunları söyledi: "Yaşadığımız karşısında kaymakamlığa gittik. Kaymakamlık bize askeriyenin olduğu yerlerde bu tür olayların olabileceğini ve okul olmadığı için de okulun orada kalacağını söyledi. Suç duyurusunda bulunduk. Şikayet dilekçimizi de verdik. Yer tespiti yapıldı. Sanırım askeriyenin komutanı ile de görüşüldü." Velilerin askeriyenin içinde çocuklarının eğitim görmesini istemediklerini belirten Bajet, bu yüzden kararlı olan velilerin "boykot" kararının da devam ettiğini vurguladı.

'Kaymakamın tavrı tacizden daha ağırdır'

Eğitim Sen Dersim Şubesi üyeleri, taciz olayını okul önünde protesto etti. Eğitim Sen Dersim Şube Yöneticisi Süleyman Güler, taciz olayını hatırlatarak, "Bölgemizde yıllardır yaşanan en temel sorunlardan biri YİBO'ların askeriye ile iç içe olmasıdır. Sorumlu olanlara sorumluluklarını hatırlattık. Bu uygulamanın çocukların psikolojik gelişimi açısından doğru olmadığını ve asimilasyona hizmet ettiğini defalarca ifade ettik. Arkadaşlarımızın görüştüğü kaymakamın tavrı tacizden daha ağırdır. Ve bu durum tacizcilerin nereden cesaret aldığını açık bir göstergesidir. Kaymakamın gösterdiği tutum genel durumun bir ifadesidir" diye konuştu. Yaşanan taciz olayının aynı zamanda kadına dönük baskıcı yaklaşımın, zihniyetin açık bir göstergesi olduğunun altını çizen Güler, böyle bir şeyi asla kabul etmediklerini ve sorumlular hakkında gereken işlemin yapılması gerektiğini kaydetti. Kaymakam hakkında da İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturma yürütülmesi gerektiğini söyleyen Güler, Hozat Savcısı ile sorumluları göreve çağırdı.

'Çocuklarımızın askeriye içerisinde eğitim görmesine izin vermeyeceğiz'

Hozat Belediye Başkanı Cevdet Konak ise, başından itibaren '4+4+4' eğitim sisteminin yanlış olduğunu dile getirdiklerini, ancak bu tepkilerin dikkate alınmadığını söyledi. Kadın öğretmenlerin maruz kaldığı tacizi hatırlatan Konak, savcıların bu konuda harekete geçmesi gerektiğini dile getirdi. Çocuklarının askeriyenin içerisinde bulunan YİBO'da eğitim görmesine izin vermeyeceklerini belirten Konak, "İlçemizde çocukların eğitim ve öğretim göreceği fiziki mekanlar mevcuttur. Yetkililerden bu mekanların alt yapısını düzenleyip, eğitime açılmasını talep ediyoruz" dedi.


Hozat: İmralı’da tehlikeli bir imha süreci yaşanıyor - ANF
 
KJB koordinasyon üyesi Besê Hozat Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecridi, “Önderliğimiz bir imha sürecine alınmıştır” şeklinde değerlendirdi. AKP'nin çok büyük tehlikeleri içinde barındıran bir imha planını izlediğini ifade eden Hozat, "yoksa yasaklı, işkenceli 13 yılı ve özellikle son 14 ayı nasıl açıklayabiliriz?” dedi.

Kürt Halk Önderi Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit 15. aya girerken, ‘Öcalan’a Özgürlük’ talebiyle yapılan eylemler de hız kazandı. KJB Koordinasyon Üyesi Besê Hozat, İmralı’da tecriti aşan bir durumun yaşandığını belirterek AKP’nin büyük tehlikeleri barındıran bir imha planını amaçladığını dile getirdi.

Kürdistan’da yaşanan savaşı ve Kürt legal siyasetine dönük AKP hükümeti eliyle gelişen saldırıları değerlendiren Hozat, bir partiden 8 bin kadroyu cezaevine kapatmak onu fiilen kapatmaktır, onun için dokunulmazlıkların kaldırılması da sadece şeklidir, değerlendirmesinde bulundu. KJB Koordinasyon Üyesi Besê Hozat, ANF’nin sorularını yanıtladı.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde bir yılı aşkındır ağırlaştırılmış tecrit devam ediyor. Siz tecritin geldiği bu düzeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence Önderliğimiz üzerindeki uygulamaları salt tecrit olarak değerlendirmek, çok eksik ve yanılgılı bir değerlendirme biçimi oluyor. Önderliğimize uygulanan şiddetli işkence, tecridi çok aşan bir düzeydedir. Şu çok açık bir gerçektir ki; AKP devleti tarafından Önderliğimiz bir imha sürecine alınmıştır. Bana göre AKP’nin amacı Önderliğimizin imhasıdır. Mevcut durumda ağırlaştırılmış tecrit diyerek süreci karşılamak, tecridin kaldırılması amaçlı çeşitli düzeyde mücadele duruşu sergilemek, var olan gerçeği yeterince ifade etmiyor ve cevap oluşturmuyor. 14 ayı aşkındır yaşanan süreç şunu çok net ortaya çıkardı ki; AKP’nin planı, içinde çok büyük tehlikeleri barındıran bir imha planıdır. Akıllı, mantıklı ve vicdanlı yaklaşılırsa bu durum rahatlıkla anlaşılabilir. Yoksa yasaklı, işkenceli 13 yılı ve özellikle son 14 ayı nasıl açıklayabiliriz? Gelinen aşamada bunun tek bir açıklaması olabilir, o da tehlikeli bir imha planının uygulamada olduğudur.

‘İMRALI’DA NELER OLUYOR KİMSE BİLMİYOR’

Önderliğimizin ağır sağlık sorunları bilinmiyor mu? Biliniyor. Hem de herkes tarafından çok iyi biliniyor. Önderliğimizin çok ağır sağlık sorunları vardır. İmralı koşulları kendi başına sağlık sorunlarını ağırlaştıran bir rol oynuyor ve büyük bir işkence anlamına geliyor. Bütün bunlar bilinmesine rağmen Önderliğimizi orada tutmak, görüşme yasağı getirmek, avukatlarını tutuklamak Önderliğimizi imha sürecine almaktır. Bunun farklı bir izahı, ifadesi yoktur.  Biliyorsunuz geçmiş süreçte çoğu defa Önderliğimiz İmralı koşullarına ve sağlık sorunlarına dikkat çekti. Bunu onlarca defa kamuoyuna duyurdu ve hareketimizin de bu temelde çeşitli açıklamaları, deklarasyonları ve tepkileri gündeme geldi. 2006 yılında zehirlenme olayının ortaya çıkması tam bir infial durumu yarattı. AKP devletinin bu imhacı politikalarına karşı halkımız, kadınlar ve demokratik kamuoyu tepkilerini çok güçlü bir biçimde ortaya koydu. Buna rağmen İmralı koşullarında hiçbir değişiklik olmadı ve değişiklik olmadığı gibi tecrit daha da fazla ağırlaştırıldı. Önderliğimizin avukatları ile haftalık görüşmeleri tümden kesildi ve avukatları tutuklandı. Şu anda 14 ayı aşkın bir zamandır Önderliğimizden hiçbir haber alamıyoruz. Hiçbir iletişim ve bilgi yoktur. Durumu nedir, ne değildir bilmiyoruz. Bu durum bizi ve halkımızı oldukça kaygılandırıyor ve derin şüphelere yol açıyor.

Ben açıkçası ağır tecrit sürecinin imha sürecine evirildiğini düşünüyorum. ABD taşeronu faşist AKP devleti tarafından geliştirilen bu süreci, Türkiye halkları açısından çok tehlikeli buluyorum. AKP Önder Apo’ya olan bu yaklaşımıyla kendi sonunu getirmekle yetinmiyor, Türkiye’nin de sonunu getiriyor. Önder Apo sadece Kürtler açısından değil, Türkiye’nin Türkiye olarak kalmasında da temel garantidir. Fakat görünen o ki ırkçı AKP devleti binmiş Amerikan atına ateşle oynamaya devam ediyor. İktidar hırsından, koltuk sevdasından gözü dönmüş ve adeta nasıl bir ateşle oynadığının farkında olmayarak yüzyıllara yayılacak Kürt-Türk savaşına, oluk oluk kan akmasına ve ülkenin parçalanmasına alkış tutuyor. İnsanın tekrar tekrar sorası geliyor; gerçekten AKP bilmiyor mu acaba bu ateş öyle bir ateş ki, AKP’yi bitirmekle kalmaz, Türkiye’yi dünya gezegeninden dahi silip süpürebilir.  

Uluslar arası komplonun geldiği aşama çok tehlikeli ve büyük riskleri içinde barındıran bir aşamadır. Önderliğimiz üzerindeki uygulamalar böyle devam ederse Türkiye tarihte hiç yaşamadığı büyük bir alt üst oluş ve yok oluşla karşı karşıya kalacaktır. Ve yüzyılı kazanayım derken tüm yüzyılları kaybetmekle yüz yüze kalacaktır. Yüzyılı kazanmak, Önder Apo’yu, Kürt halkını imha etmekle kazanılmaz. Yüzyılı kazanmak Önder Apo ile çözüm masasına oturmakla kazanılır. Türkiye ve AKP devleti çok iyi bilmeli ki, Önder Apo’nun dışında bir arayış, Türkiye’nin sonunu getirir.

‘GERİLLA İLE DEVLET ARASINDAKİ SAVAŞI İZLEMEK GAFLETTİR’

‘Öcalan’a Özgürlük’ talebiyle bir dizi eylem başlatıldı. Zindanlardaki açlık grevleri, gerillada da ‘devrimci halk savaşı hamlesi’ adıyla bir süreç var. Bu eylem hamlesini nasıl görüyorsunuz?

‘‘Önder Apo’ya Özgürlük Hamlesi’’nin pratik ifadesi, şu anda uygulamada olan Devrimci Halk Savaşı Stratejisi’dir. Bu stratejinin başarısı Önderliğimizin de özgürlüğü anlamına gelecektir. Gerilla bu stratejiyi çok yaratıcı ve başarılı bir dönem taktiği ile uygulamaya koydu. Şemzinan ve Beytüşşebap devrimci operasyonu, devrimci halk savaşı stratejisinin en güçlü uygulandığı alanlar oldu. Bu başarılı uygulamalarla birlikte devrimci halk savaşı tüm Kuzey Kürdistan’a dalga dalga yayılıyor. Bu anlamda gerilla rolünü çeşitli yetersizlikler olsa da oldukça güçlü oynuyor ve görkemli bir direniş ortaya koyuyor. Kadını ve erkeği ile çok kahramanca ve yiğitçe savaşıyor. İşgal altındaki Kürdistan topraklarını çok cesurca ve fedaice savunuyor. Benzer direnişi zindanlardaki arkadaşlarımız da ortaya koydu ve Önderliğimize özgürlük hamlesine fedaice bir katılım sergilediler. Tabii bunun güçlenerek devam etmesi önemlidir. Fakat şu anda hamle sürecine en yetersiz katılım sağlayan alanımız siyasal ve toplumsal alandır.

Halkımız ve  kadınlar, AKP’nin inkarcı-imhacı politikalarına karşı yıllardır direniyor. 8 Mart, Newroz ve 14 Temmuz direnişinde olduğu gibi çok görkemli direnişler de ortaya koyuyor. Fakat süreç bu direnişleri de aşan bir katılımı ve direnişi mutlak şart koşuyor. Çünkü süreç geçmiş yıllarla kıyaslanmayacak biçimde kendi içinde ciddi bir özgünlük taşıyor. Bu süreç her alanda devrimci halk savaşı stratejisiyle karşılanır ve bu temelde topyekûn bir direnişe dönüşürse,  kesinlikle kazanımları çok büyük ve tarihi önemde olacaktır. Tersi durumda ise kayıpları çok ağır olacak bir süreçtir. O yüzden halkımızın bu tarihi süreci topyekûn direnişle karşılaması çok önemli ve gereklidir. Sürece seyirci kalmak, adeta gerilla ile devlet arasındaki savaşı izlemek büyük bir gaflet olacaktır. Bu süreç gerilla savaşının yanı sıra görkemli bir halk kalkışıyla başarıya ulaşabilecektir. Bunun bilinci ve eylem duruşuyla yaklaşmak oldukça önemli ve gereklidir. 

Özgürlük uğruna yıllardır büyük bedeller veren, derin acılar çeken halkımızın özgürlük kapıya dayanmışken seyirci kalması veya zayıf bir duruş sergilemesi, kendi yarattığı değerlere ve verdiği bedellere de en büyük haksızlık olacaktır. Ve daha da önemlisi Önderliği büyük bir işkence ve imha tehlikesi altında olan bir halkın, devrimci halk savaşını en güçlü bir biçimde yürütmesine hiçbir güç engel olmamalı ve gerekçe oluşturmamalıdır. Dünya’da Önderliği şahsında bir halkın imhası kadar korkunç bir şey olabilir mi?   

‘BDP FİİLEN KAPATILDI’

Türkiye’de BDP’ye karşı büyük bir karalama kampanyası ve saldırı var. BDP’li kadın milletvekillerine karşı da siyasi bir linç var.  Dokunulmazlıklardan tutalım BDP binalarına saldırılara kadar bu saldırılar hakkında neler söyleyeceksiniz?

BDP’ye yönelik bu saldırılar da imha planının bir parçasıdır. Zaten biliyorsunuz KCK adı altında yürütülen siyasi soykırım operasyonlarıyla 8 binin üzerinde Kürt siyasetçi, aydın, gazeteci, avukat, kadın ve genç tutuklandı. Adeta BDP’nin altı boşaltıldı. BDP parlamentodaki bir grup vekille baş başa kaldı. Bu durumda dokunulmazlık kaldırılsa ne olur, kaldırılmasa ne olur. Zaten ortada parti diye bir şey bırakılmamış, nerdeyse tüm kadro ve çalışanları tutuklanmış durumda. Aslında BDP fiili olarak kapatılmıştır. Bunun üzerinden gündeme giren dokunulmazlık tartışmaları bana göre fazla bir değer ifade etmiyor. AKP imha ve tasfiye planını sınır tanımadan uyguluyor. Milletvekillerini tutuklasa da uyguluyor tutuklamasa da uyguluyor. Bana öyle geliyor ki sanki bazıları şöyle bir havaya kapılıyor ya da şöyle bir hava yaratıyor; sanki AKP dokunulmazlığı kaldırmazsa ve milletvekillerini tutuklamazsa Kürt sorununu çözecek. Söylediklerim yanlış anlaşılmasın; bunu söylerken dokunulmazlığı kaldırsalar iyi olur demiyorum. Sadece bir gerçeği ifade etmeye çalışıyorum.  AKP’nin Kürt sorununu demokratik temelde çözme gibi bir derdi yoktur. Böyle bir derdi olsaydı Önder Apo ile diyalogu kesmezdi. Savaşı başlatmazdı.

‘BDP BİNALARINA SALDIRIYA İZİN VERİLMEMELİ’

 AKP’nin bütün amacı imha ve tasfiye planını sonuca götürmektir. Bunun için yapmayacağı şey yoktur. Son süreçte ABD ile yaptığı yoğun diplomasi trafiği bununla bağlantılıdır. AKP, kendisini her gün ABD’ye peşkeş çekerek, Türkiye’yi pazarlayarak Kürtlerin özgürlük değerlerini tasfiye etmeye çalışıyor. AKP devletinin bütün pazarlıkları Kürtlerin tasfiyesi üzerinedir. Kürt legal hareketine bu kadar hukuksuzca ve ahlaksızca saldırılar da bunun bir sonucudur. Görüyorsunuz BDP’nin neredeyse sağlam tek bir bürosu kalmadı. Her gün bir yerde saldırı var. Antep’te, Marmara’da, Ege’de, Çukurova’da ve en son Bingöl’de yaşananları gördünüz.  AKP devleti, emniyet müdürünü, polisini, valisini, belediye başkanını ama her tür kadrosunu harekete geçirerek BDP binalarına saldırıyor, Kürtleri linç ediyor. ‘Başını kaldırırsan ezerim’ diyor ve Kürtleri sindirmeye çalışıyor. Legal hareketini teslim almaya çalışıyor. Her gün BDP’li bir kadın vekili gündemleştirerek, karalama kampanyası yürüterek sindirmeye, pasifize etmeye çalışıyor. AKP, bilinçli, iradeli, cesur ve güçlü kadından korkuyor. Gücünden, etkisinden korktuğu herkesi ezmeye sindirmeye çalışıyor. En fazla da kadınları. 

Kürtler ve kadınlar hiçbir zaman bu zulme sessiz kalmadı, kalamaz, kalmamalıdır. Bir anda yüz binlerce insan  sokakları doldurmalıdır. AKP, BDP’nin bir binasına saldırıyorsa Kürtler AKP’nin 10 binasına saldırmalıdır. Kürdistan’da tek bir AKP binası bırakmamalıdır. AKP bir insana saldırıyorsa Kürtler 100 AKP’liye saldırmalıdır. Halkımız Bingöl’de BDP binasına yürüyen polisleri ve sivil faşistleri linç etmeliydiAKP hangi cesaretle gelip Kürdistan’da BDP binasına saldırıyor? Bırakalım binayı işgal etmeyi yakınına kadar gelmeye bile cüret etmemeliydiler. Buna izin verilmemeliydi. Süreç hukuksuzca, ahlaksızca yürütülen imha saldırılarına, devrimci halk savaşı duruşuyla karşı koyma sürecidir.

 ‘ALEVİLERİN KADERİ KÜRTLERİN ÖZGÜRLÜĞÜNE BAĞLI’

Aleviler üzerindeki saldırlar da son bir yılda oldukça yoğunlaştı…

Biliyorsunuz Aleviler toplumun en önemli muhalif kesimlerinden biridir. Aleviler, demokratik, eşitlikçi, adil ve laik düzeni savunmakla tanınırlar. Yıllarca bu uğurda mücadele etmiş ve ağır bedeller ödemişlerdir. AKP şimdi dincilik ideolojisiyle bu kesimi tasfiye etmeye çalışıyor. Etkilediklerini sözde Alevi çalıştayları ve asimilasyon politikalarıyla sisteme entegre ediyor, etkileyemediklerini ise Sünni bağnazlığını yeniden üretip hortlatarak ezip teslim almaya çalışıyor. Çok planlı bir biçimde Sünni-Alevi çelişkisini geliştiriyor, derinleştiriyor. Gerici, fanatik, faşist Sünni kesimleri Alevilerin üzerine sürüyor. Dikkat edilirse özellikle Kürt Alevileri hedefliyor. Bu konuda birinci amaçları; ulusal bilincin birleştirdiği Sünni Kürtler ile Alevi Kürtler arasındaki birliği bozmaya çalışmaktır. İkincisi; Kürtlerin demokratik ulusal mücadeleleri yanında saf tutan Alevileri, mezhep çelişkisi ile uğraştırıp yıpratarak sindirmektir. Üçüncüsü; toplumun en büyük muhalif kesimlerinden birini teşkil eden Alevileri bu yolla pasifize edip tasfiye etmektir. Alevilerin bu kirli oyunlara gelmemesi çok önemlidir. Aleviler şunu çok iyi bilmeli ki; onların kaderi kesinlikle Kürtlerin ve Kürdistan’ın özgürlüğüne bağlıdır. Kürtlerin özgürlüğü, tüm Alevilerin de farklı kültürlerin de Türkiye halklarının da özgürlüğü demektir. Aleviler bu hakikati esas alarak mücadelelerini Kürtlerin özgürlük mücadeleleri ile birleştirebilirlerse kesinlikle tüm haklarını elde edebileceklerdir.

‘AKP ULUSAL BİRLİĞİ PARÇALAMA ARAYIŞINDA’

AKP’nin Kürt ulusal birliğini parçalamaya dönük ciddi çabaları söz konusu. Sizce bu çabalar ne kadar sonuç alıyor?

Dediğiniz çok doğrudur. AKP’nin en büyük çabalarından biri Kürtler arasında demokratik ulusal birliğin gelişmesini önlemektir. AKP bunun için elinden geleni yapıyor. Biliyorsunuz Önderliğimiz ve Kürdistan özgürlük hareketi çok çaba harcamasına rağmen bir türlü ulusal kongreyi gerçekleştiremedi. ABD ve AKP devleti buna izin vermedi. Ulusal Gençlik ve ulusal kadın konferanslarının da ortaya çıkardığı gibi baktılar ki istedikleri sonuçlara ulaşamayacaklar ulusal kongreyi engellediler. Bu konuda Güney Kürdistan hükümeti üzerinde çok ciddi duruyorlar. Siz de hatırlarsınız bu yılın yaz aylarında Türkiye’nin Hewler Konsolosluğuna dış işleri bakanının gönderdiği bir talimat vardı. Bu talimat Kürtlerin birliğini engellemeye ve Kürtleri birbiriyle savaştırmaya dönük planları çok açık ortaya koyuyordu.

AKP devleti kendince KDP üzerinden PKK’yi tasfiye etmeye çalışıyor. Sayın Barzani’nin 30 Eylüldeki AKP kongresine katılacağı iddiaları da bu planın bir parçasıdır. Sayın Barzani’nin, Önder Apo’yu imha sürecine alan, 8 bin Kürt siyasetçiyi zindanlara dolduran, Kürtlere siyasi soykırım uygulayan, Roboski gibi Kürtlere katliamı temel politika haline getiren bir partinin kongresine katılması her halde sıradan karşılanabilinecek bir durum olamaz. Böyle bir durum olsa olsa ancak çok büyük bir planın ve kirli hesapların ortağı olmayla açıklanabilir. Bunun farklı bir açıklaması nasıl olur bilemiyorum. Ve sanmıyorum olsun. Umarım Sayın Barzani Kürtleri imha ve tasfiye etmekten başka bir seçeneği olmayan, Kürt katliamcısı bir partinin Kongresine katılarak Kürtlerin nezdinde itibarını ve saygınlığını kaybetmez, kirli plan ve hesaplara ortak olmaz.

‘ÇOCUKLARINI OKULA GÖNDERMEMENİN ETKİSİ DEVRİM NİTELİĞİNDE OLUR’

Hareketinizin Kuzey Kürdistan’a dönük bazı açıklamaları oldu, okul ve askere gitmeme yönünde. Biraz daha anlaşılması açısından bu kararların dönem açısından önemini nasıl ele alıyorsunuz?

Kürdistan özgürlük mücadelesi çok tarihi bir aşamadan geçiyor. Bu aşama tarihi bazı kararları gerekli kıldığı gibi uygulanmasını da bir o kadar gerekli ve şart kılıyor. Çok nettir artık AKP devleti Kürtlere imhayı dayatıyor. Teslimiyet ve imha dışında farklı bir seçeneği Kürtlere sunmuyor.

Bu devlet yıllardır okulları Kürtleri asimile etmede temel kurumlar olarak değerlendiriyor. Tekçi faşist ideolojisini bu kurumlar yoluyla Kürt çocuklarına aşılıyor, onları asimile ediyor. Kürt çocuklarını kendi halkından, toplumundan, öz değerlerinden koparıyor. Bu noktadan sonra artık buna dur demek gerekiyor. Bir kuşak belki zorlanabilir ama bu tavırla Kürtler kendi özgür geleceklerini kazanacaklardır. Basit hesaplar ve kaygılar Kürtlere yüzyılları kaybettirmemelidir. Varsa bazı Kürtlerin devletten beklentileri bu yanlıştır. Çünkü bu devletin kölelik, ölüm ve katliam dışında Kürtlere vereceği herhangi bir şey yoktur. Bu açıdan çocuklarını okula göndermemek, devrimci halk savaşına en güçlü katılım biçimidir. Kesinlikle etkisi devrim niteliğinde olacaktır.

Aynı durum askerlik açısından da geçerlidir. Kürtler çocuklarını niye askere gönderir ki? Bu aslında çok büyük bir trajedidir. Kürt çocukları askere gidip işgal edilmiş yurdunu işgalde tutmaya mı çalışıyor? Çok büyük bir acıdır ama öyle! Kürt çocukları askere halkını ve kardeşlerini katletmeye gidiyorlar. Bundan daha büyük bir trajedi ve utanç olabilir mi? Faşist, işgalci Türk devleti yıllardır işgal ettiği Kürdistan topraklarında Kürdü kürde kırdırtıyor, Kürdü Kürtlerle savaştırıyor. Kürt halkı her gün kendisini katleden düşmana koruyuculuk yapmaktan ve  bu düşmana emir kulu olmaktan vazgeçmelidir. Vazgeçmelidir ki özgürleşsin.

 
‘HAMLE KADININ ÖNCÜ TUTUMUYLA GELİŞECEK’

Kadın hareketi olarak kadınlara son bir çağrınız var mı?

Kadınlar devrimci halk savaşının temel öncü gücüdür. Şimdiye kadar her alanda çok yiğitçe mücadele ettiler ve direndiler. Gerillanın devrimci halk savaşı hamlesinde görkemli bir öncülük sergilediler. Kahramanca ve yiğitçe savaştılar ve savaşmaya da devam ediyorlar. Özgürlüğe her kesten daha fazla ihtiyacı olan kadın aynı öncülük düzeyini mücadelenin her alanında ortaya koyabilmelidir. AKP devletinin kadın kırımcı politikalarına karşı devrimci kadın mücadelesiyle en güçlü karşılığı verebilmelidir. Siyasal ve toplumsal alanda devrimci halk savaşına çok güçlü öncülük edebilmelidir. En radikal tavrı, tutumu ve mücadele duruşunu kadın geliştirebilmelidir. Devrimci halk savaşı kadının özgürlük savaşıdır. Bunu böyle anlamak ve bu temelde katılmak gerekiyor.


Erdoğan PKK konusunda kendi kendini yalanladı - ANF

Geçen hafta başında yaptığı açıklamada bir ay içinde 500 PKK’linin öldürüldüğünü iddia eden Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bu kez yılın başından bu yana toplam 239 PKK’linin hayatını kaybettiğini söyleyerek kendi kendisini yalanladı.

Kanal 7 ile Ülke TV’nin ortak düzenlediği bir programa katılan Erdoğan, “Şimdi şehitlerimizin ve teröristlerin durumuna baktığımızda ise 2012 yılı itibariyle bizim olay sayısı 1926 görünüyor toplam şehidimiz 144. Şehit asker sayısı 107 şehit polis sayısı 24 şehit korucu 13 ölen vatandaşımız 29. Bu arada terörist sayısı 239. Böyle bir tabloyla ayrıca karşı karşıyayız” dedi.

ERDOĞAN DAHA ÖNCE 500 DEMİŞTİ

Oysa Erdoğan daha 17 Eylül günü Denizli'de İmam Hatip Lisesi'nin açılış töreninde yaptığı konuşmada bir ay içinde 500 PKK’linin öldürüldüğünü iddia etmişti. Erdoğan şöyle demişti: “Son 10 günde sadece Hakkari'de 123 terörist etkisiz hale getirildi. Şubatla ağustos ayları arasında 373, son bir ay içinde ise bölgede yaklaşık 500 terörist etkisiz hale getirildi. Terör örgütüyle yılmadan mücadeleye devam edeceğiz.”

GENELKURMAY’IN BİLANÇOSU BAŞKA

Türkiye Gazetesi’ne mülakat veren Genelkurmay Başkanı Necdet Özel ise daha farklı bir bilanço verdi: “TSK olarak 1 Ocak 2012'den 24 Eylül 2012'ye kadar terörle mücadele kapsamında verdiğimiz şehit sayısı 110'dur. Aynı dönemde 427 terörist ölü, 54 terörist yaralı/sağ olarak ele geçirilmiş, 117terörist kendiliğinden teslim olmuştur. Etkisiz hale getirilen terörist toplamı 598 olmuştur

Genelkurmay bir önceki açıklamasında ise sadece Şubat-Ağustos arasında 373 PKK’linin “etkisiz” hale getirildiğini ve sadece 88 askerin öldüğünü bildirmişti.

SRİ LANKA ÇÖZÜMÜNÜN OLMAYACAĞINI KABUL ETTİ

Eroğan Kanal 7’deki programda gerillanın alan hakimiyeti konusunda da açılamada bulunurken, PKK’ye karşı Sri Lanka çözümünün mümkün olmadığını da kabul etti.

Kendi kendini yalanlayan Erdoğan’ın alan hakimiyeti konusundaki ifadeleri şöyle: “Daha önce bireysel hedef belirlemişti terör örgütü. Şimdi alan hakimiyeti sağlamaya çalışıyor. Şemdinli'de bunu yapmaya çalıştılar ama boşa çıktı ve onların inlerine adeta girildi. Bunu diğer yerlerde teşebbüs etme teşebbüsüne giremediler. Yollardaki mayınlara yönelik güvenlik güçlerimizin yeni çalışmalar var. Ama terör şu anda bitecek diye bir tespiti yapmak kolay değil. Bazıları biz gittik ispanya ile İngiltere ile görüştük. Siri Lanka orası bir ada ve orayı yerle bir etmişler. Biz bir hukuk devletiyiz.”

OSLO GÖRÜŞMELERİ

Erdoğan konuşmasının devamında, Oslo görüşmelerine ilişkin soruları da yanıtladı. Erdoğan, Oslo görüşmelerinin yeniden başlayıp başlamayacağı yönündeki bir soruya, "Ben MİT Müsteşarım Emre Bey zamanında başlattım görüşmeleri. Ve şu anda kesilmenin bazı sebepleri oldu” diyerek, görüşmelerin kesilmesinden PKK’yi sorumlu tuttu. PKK’yi ‘samimiyetsizlik’ ve görüşmeleri ‘ifşa etme’ ile suçlayan Erdoğan, “Kendilerine göre hazırladıkları belgeyi bazı yazılı ve görsel medyaya servis ettiler. Belki görüşülenlerden bazıları da o metin içinde vardı. Önce Hakan Beyin üzerine gidildi, sonra da benim üzerime geleceklerdi. Ben o dönem Müsteşarımın üzerine neden gidiyorsunuz benim üzerime gelin demiştim. Biz devlet yönetiyoruz, bakkal yönetmiyoruz. O ülkedeki yönetim adi suçlarda anarşi ile ilgili tüm suçlarda onları kullanır, görevleri de budur. Çözüm için ne gerekiyorsa bunu yapmak durumundayız” dedi.

Statükocu olmadıklarını ileri süren Erdoğan, “Biz statükoyu adaya (İmralı) ve Oslo’ya danışmanımızı göndermekle kırdık. İki tarafa da göndererek neler olup olmadığını görmek istedik” diye konuştu.

İMRALI İLE GÖRÜŞMELER OLABİLİR

CHP’ye ‘terör’ konusunda iki parti arasında ortak çalışma yönünde tekliflerini yenileyeceklerini belirten Erdoğan, sözü PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmelere getirerek, tekrardan görüşmelerin olabileceğini söyledi. “Bu arada İmralı ile görüşmeler yine olabilir” diyen Erdoğan, Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmeyi kendisinin de kabul etmediğini ileri sürerek, “Zaman zaman bizim de kabul etmediğimiz de oldu” diyerek Öcalan’a tecrit uygulamasını itiraf etmiş oldu. Erdoğan tecrit uygulamalarına “Çünkü görüşmeleri maniple edilerek dışarıya haberler aktarıldı" iddiasını gerekçe gösterdi.


Ji Kurdan piştgiriya mezin – Yeni Özgür Politika

Ji bo kampanyaya “Bila li Almanyayê Nasnameya Kurdan bê Nasîn” ku bi pêşengiya YEK-KOM´ê tê meşandin piştgiriya gelê Kurd zêde dibe. Heta niha 106 sazî piştgirî dan kampanyayê.

Hejmara sazî û rêxistinên piştgiriyê didin kampanyaya “Bila li Almanyayê Nasnameya Kurdan bê Nasîn” ya bi pêşengiya Federasyona Komeleyên Kurd ên Almanyayê (YEK-KOM) hatiye destpêkirin gihişt 106´an. Encamên kampanyayê wê bi beşdariya nûnerên saziyên Kurd, li Meclîsa Federal a Almanyayê jî wê di 15´ê Cotmehê de were nirxandin.
Kurdan di navbera 1-15 ê Îlona 2011´an de di çarçoveya kampanyaya “Bila Nasnameya Kurdan bê nasîn” de li Almanyayê zêdetirê 50 hezar îmze kom kirin û ev yek ji bo çarenûsa milyonek Kurdên li Almanyayê û ji bo  nasnameya Kurdan bi awayekî fermî were nasîn xwedî girîngiyek mezin e. Ev îmzeyên ku hatin berhevkirin, pêşkêşî Komîsyona Daxwaznameyan a Meclîsa Federal hate kirin, ji ber ku Kurdan di du hefteyan de ev qas îmze kom kirin, komîsyonê biryar da ku Meclîsa Federal ev daxwaznameyên Kurdan binirxîne. Meclîsa Federal bi awayeke fermî ragihand ku ew ê encamên vê kampanyayê bixin rojevê û guftugo bikin.

Meclîs encamên kampanyayê binirxîne
Di daxuyaniya di malpera meclîsê de hate dayîn de hate diyarkirin ku ew ê di 15´ê Cotmeha 2012´an de saet di 12.00 de ji bo kampanyaya “Bila nasnameya Kurdan li Almanyayê bê nasîn” rûniştinek pêk bînin. Wê parlementerên partiyên hevkarên hukûmetê CDU/CSU û FDP û partiyên SPD, Kesk û Çegpiran jî beşdarî rûniştinê bibin û wê rûniştin bi awayeke zindî di kanala meclîsê de bê weşandin. Rûniştin wê bi axaftinên nunerên YEK-KOM´ê dest pê bike û tê payîn ku ji kabîneya hukûmeta Merkelê 4 wezîr jî amade bibin.

Komîte hatin sazkirin
Berî rûniştinê saziyên ku beşdarî vê kampanyayê bûne, lez dan xebatên xwe. Heta niha li eyaletên Hamburg, Berlîn, Saksyona Jêrîn, Bremen û Ren Westifalya Bakûr (NRW) bi hemû Kurdên ji her çar parçeyên Kurdistanê û komên penaberan re hevdîtin tên pêkanîn û komîteyên ji bo rûniştina 15´ê Cotmehê hatin avakirin.
Hate zanîn ku wê di rojên pêş de xebatên bi heman armancê li herêmên başûrê Almanyayê bêne destpêkirin û ev komîteyên tên avakirin ji Serokatiya Komîsyona Daxwaznameyan a Meclîsê re name dişînin û ji wan dixwazin ku piştgirî bidin kampanyaya Kurdan. Heta niha li Hamburgê 22, li Berlînê 21, li Saksonyaya Hêrîn 24, li Bremenê 11 sazî di nava van komîteyan de cih girtin.
106 sazî piştgirî didin
Di dema destpêkirina kampanyayê de 40 sazî piştgirî dabûn kampanyayê, lê niha hejmara saziyên piştgirî didin kampanyayê gihişt 106´an. Lê endamên komîteya rêvebirina kampanyayê dan zanîn ku hedefa wan ew e ku heta roja 15´ê Cotmehê hejmara van saziyan bigihêje 200´î. Saziyên Tirk, Asur, baweriyên Êzidî û Elewî, kûlubeyên sporê, rêxistinên jin û civanan jî piştgirî didin kampanyaya nasnameya kurdan.

Di kampanyayê de daxwazên serekê
Ji bo kampanya "Bila Nasnameya Kurdan li Almanyayê were nasîn" daxwazên bingehîn yên Kurdan weha ne:
- Divê penaberên Kurd jî weke komên din ên penaberan bên nasîn û dîtin.
- Divê qedexeya li ser PKK ê û zextên li ser saziyên Kurdan bên bidawîkirin.
-  Divê hukûmeta Federal ji bo pirsgirêka Kurd bi rêya aşitiyane çareser bike zêdetir hewl bide.
- Divê Kurdî weke zimanê zikmakî belavî hemû eyaletan bibe.
- Ji bo penanaber û koçberên Kurd xizmetên piştgiriyê bên dayîn û meteryalên agahdarkirinê yên bi Kurdî bêne derxistin.
- Divê weşanên bi zimanê biyanî yên radyo û Tv bi awayeke wekhev nêzî Kurdî jî bibin. Agahiyên siyasî û çandî bi zimanê zimakî Kurdî bêne belavkirin û weşandin.
-  Cejna Newrozê divê weke roja fermî ya bêhndanê were qebûlkirin.
-  Di Konseya Piştevaniya Federal de nunerên Kurdan jî hebin.
- Divê dawî li dersînorkirina Kurdên siyasî bê anîn.
- Kurd xwedî baweriyên olî yên cûda ye. Misilmantî, Êzidî, Elewîtî û Xrîsiyanî. Ji ber vê jî divê Kurd jî beşdarî Koma Xebatên Diyaloga ji bo Olan bibin.


Dêrsim’de nokta vuruş – Yeni Özgür Politika

Dêrsim’de başlatılan ‘’Şehit Zilan, Sehit Celal ve Şehit Aziz Devrim Harekatı“ kapsamında kent merkezinde bombalı eylem düzenlendi. Eylemde 9 asker ölürken, araç yanarak kül oldu. HPG gerillaları Colemêrg, Şirnex, Wan ve Amed’de de eylemler gerçekleştirdi.

HPG, Dersim'de düzenlenen bombalı saldırıda 2'si uzman çavuş 9 jandarma özel harekat askerinin öldüğünü açıkladı.
Dersim'de gerillaların devrimci operasyonları devam ediyor. Gerillalar, önceki gün asker taşıyan minibüs ve zırhlı araca yönelik eylem yaptı. Dersim merkeze bağlı Kanoğlu mahallesinde gerçekleşen bombalı eyleme ilişkin HPG Basın ve İrtibat Merkezi(BİM) açıklama yaptı. İçinde 9 askerin bulunduğu minibüs ve zıhrı aracın vurulduğunu bildiren HPG-BİM, 2’si uzman çavuş 9 özel harekatçının öldürüldüğünü kaydetti. HPG-BİM, eylem ardından şehrin stratejik tepelerinde konumlanan Türk askerlerinin ve 15 dakika sonra olay yerine gelen Kobra helikopterlerin eylem yeri ve çevresini rastgele taradığını bildirdi. Açıklamada, eylem sonucu yaşamını yitirdiği ileri sürülen Fadime Acar isimli yurttaşa ilişkin ise şöyle denildi: “Eylemde söz edilen sivil kaybının, gerçekleştirdiğimiz eylemden mi yoksa düşmanın rastgele gerçekleştirdiği tarama nedeniyle mi olduğu konusunda şu ana kadar güçlerimiz net bir bilgiye ulaşamamıştır."
Acar'ın cenazesinin Malatya Adli Tıp Morgu’nda yapılacak otopsi ardından Dersim'e gönderileceği öğrenildi.


Kalyoncu Dersim'de
Gerilla eylemi ardından bölgede başlayan operasyon dün de devam ederken, bölgeye helikopterlerle özel askerler indirildiği ve alanın bombalandığı belirtildi.
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bekir Kalyoncu, beraberinde 3'üncü Ordu Komutanı Orgeneral Ahmet Turmuş, 8'inci Kolordu Komutanı Korgeneral Orhan Akbaş ile birlikte dün helikopterle Dersim'e gitti. Tunceli Jandarma Bölge Komutanlığı'na inen Kalyoncu'ya olayla ilgili brifing verildi.


JİTEM elemanı yaralandı
HPG-BİM açıklamasında ayrıca gerillaların 19 Eylül günü Dersim merkeze bağlı Kurna Köyü'nde bir JİTEM ajanıyla çatışmaya girdiği kaydedildi. Haydar Çığlı isimli şahsın köyde bir görev amacıyla bulunan HPG gerillalarına ateş açması sonucunda çatışma yaşandığı bilgisini veren HPG-BİM, ağır yaralanan JİTEM elemanının Skorsky helikopterle Malatya’ya kaldırıldığını kaydetti.

Yol kontrolü
HPG gerillaları Hakkari’nin Şemdinli, Şırnak’ın Beytüşşebap, Van’ın Çaldıran ve Amed'in Silvan ilçelerinde bir dizi eylem yaptı. HPG-BİM, 25 Eylül günü 15.00-19.00 saatleri arasında gerillaların Amed'in Kulp ve Silvan ilçeleri arasında bir yol kontrol eylemi gerçekleştirdiğini duyurdu. Durdurulan araçlarda kimlik kontrolü gerçekleştiren gerillaların halka süreç hakkında bilgilendirmede bulunduğu belirtildi.

Halk mahkemesi
Açıklamada eylemde Silvan barajında çalışan işçilerin toplanan halk önünde mahkemeye çıkarıldığı, Kürdistan coğrafyasını katleden baraj çalışmalarında yer almayacakları sözü vermeleri üzerine serbest bırakıldıkları bilgisine yer verildi. Açıklamada ayrıca eylem ardından 20.00-21.00 saatleri arasında Silvan’a bağlı Hacı Çerkez alanının Kobra helikopterlerle bombalandığı duyuruldu.

Tugay Komutanlığı
Şırnak’ın Beytüşşebap İlçesi'nde HPG gerillaları tarafından başlatılan "Şehit Adil ve Şehit Nuda devrimci harekatı" hakkında da bilgi veren HPG-BİM, Beytüşşebap Tugay Komutanlığı'nın güvenliğini alan Çeper tepesine yönelik bir eylem gerçekleştirildiğini duyurdu. HPG-BİM, 25 Eylül günü saat 19.00 sularında gerçekleştirilen ve tüm hedeflerin etkili bir şekilde vurulduğu eylemdeki ölü ve yaralı asker sayısının tespit edilemediğini kaydetti.

Garê Alayı'nda 4 asker
HPG-BİM açıklamasında Hakkari’nin Şemdinli, Yüksekova ve Çukurca ilçelerindeki alan hakimiyeti kapsamında HPG gerillalarının gerçekleştirdiği eylemler hakkında da bilgi verildi. 25 Eylül günü saat 11.00’da Şemdinli’ye bağlı Garê Alayı'na yönelik eşzamanlı bir eylem gerçekleştirildiğini duyuran HPG-BİM, iki ayrı hedefin etkili bir şekilde vurulduğu eylemde 4 askerin öldürüldüğünü, 1 askerin de yaralandığını bildirdi. Açıklamada ölü ve yaralı askerlerin sivil araçlarla alandan uzaklaştırıldığı kaydedildi.

Operatör tutuklandı
HPG-BİM, 22 Eylül günü saat 06.00’da Rubarok'a bağlı Çeme Kurkê ve Begirdê köyleri arasında yapımına devam edilen yeni karakol inşaatını üslenen Kaldırımoğlu Şirketi'nde dozer operatörü olarak çalışan Serhat Demircan isimli kişinin HPG gerillaları tarafından gözaltına alındığını ve ilk sorgusu ardından tutuklandığını bildirdi.
13 Eylül günü Van’ın Çaldıran İlçesi'nde HPG gerillaları tarafından gözaltına alınan Atakan Gönen’in ise hukuki ve idari işlemlerinin tamamlanması ardından serbest bırakıldığı belirtildi.

Hava ve topçu saldırılar
Türk ordusunun bombardımanları hakkında ise şu açıklama yapıldı:
- 25 Eylül günü 05.00 ile 26 Eylül günü 05.00 saatleri arasında Çarçela, Mergezere ve Sertêl alanlarını obüs ve havan toplarıyla, 26 Eylül günü saat 08.00’da ise aynı alanları savaş uçaklarıyla bombalamıştır.
- 24 Eylül günü 15.00-19.00 saatleri arasında da Medya Savunma Alanları’nın Zap bölgesi sınırları içinde bulunan Şeladize’ye bağlı Çiyaye Reş alanını da savaş uçaklarıyla bombalamıştır. Bombardıman ardından Rubar, Angola ve Ferhat tepelerinde başlayan orman yangınları halen devam etmektedir.
- 4 gündür Hakkari’nin Çukurca ilçesine bağlı Ertuş, Büyük ve Küçük Gare alanlarıyla, Zewê köyüne yönelik obüs ve havan toplarıyla bombardımanlar düzenlemektedir.


Kandil uzak buraya buyur! – Yeni Özgür Politika

Zagros-Zap-Botan hattında başlayan devrimci harekatlar Dersim’e kadar ulaştı. Türk ordusu, yasak bölge ilan ettiği alanlara bile artık giremiyor.

Kürt Özgürlük Hareketi ve gerillası 23 Temmuz ile birlikte Zagros-Zap-Botan hattında geliştirdiği devrim harekatlara Amed, Bingöl, Erzurum, Dersim ve Serhat da katıldı. Gerillalar, harekat başlattıkları alanlarda denetimlerini kurdular. İlçe merkezleri ve ana yollar, gerilla kontrolüne geçti. Asker karakollara hapsoldu.
Gerillalar Şemzînan’ı üç koldan kuşatmaya aldı, Tekeli Taburu ile Şemdinli Tugayı’nın bağlantısını kopardı. Şemdinli-Gerdiya bağlantısını kesti. Oramar-Şitazin’ın Yüksekova ile bağlantısı yok artık. Gerillalar, böylece Derecik Alayı’nı çembere alarak diğer karakollardan tecrit etti. Şemzînan’ın Zerzan bölgesi ve Goman gerilla denetimine geçti. Kırsal alanın yanı sıra Gerdiya-Şemdinli, Gever-Şemdinli, Hakkari-Gever-Esendere hattında gerillalar denetimlerini sağladı. Şemdinli’den Rubarok’a(Derecik) kadar onlarca köy ve mezra Türk ordusu için ‘girilemeyen bölge’ haline geldi. Türk ordusu sivillere yasakladığı bölgelere artık kendisi giremiyor. Şimdi de bu bölgelerde gerilla denetimi devam ediyor ve siviller rahatça dolaşıyor.

Gerillanın istediği oldu
23 Temmuz ile başlayan süreç 9 Eylül ile birlikte yeni bir aşamaya girdi. Türk ordusu artık araziye çıktı. Daha önce bölgede bulunduğumuz süreçte görüştüğümüz gerilla komutanlarından Sozdar Cudi, şu tespitte bulunmuştu: “Düşmanı araziye çekmek için yollara indik. Ancak düşman şu ana kadar karakollardan çıkmadı.”
Türk medyası, TSK güçlerinin yaptığı hazırlıkları ’büyük operasyon’ olarak pohpohlarken tam da bu esnada gerilla eylemleri peş peşe geldi. Ordu, Salara’da operasyona başladı, gerillanın yanıtı Haruna Karakolu baskını oldu. Ordu güçleri Goman’a Skorskylerle indirme yapınca, gerilla birlikleri Salara’da konuşlanmış olan birlikleri hedef aldı. Nêrkola’ya çıkmak isteyen ordu güçleri gerillaların sert direnişi ile karşılaşınca geri çekilmek zorunda kaldı. Ordunun Şkerê Spi’ye çıkma çabaları kendisine pahalıya mal oldu ve onlarca asker öldürüldü. 
Ordu güçleri hareket etikleri her alanda darbe yiyerek ya geri çekilmek zorunda kaldı ya da bulunduğu bölgede çakılı kaldı. Sonuç olarak ordu nereye operasyon yapacağını şaşırmış durumda. Araziye çıkan ordu güçleri ne ilerleyebiliyor, ne de geri çekilebiliyor. Skorsky tipi helikopterlerle dağlık alanlara indirilen askerler şaşkın.

Başka şansları yoktu
Türk ordusunun uzun bir aradan sonra araziye çıkmasını gerillalara soruyoruz. Gerillalar, Türk ordusunun karadan bir harekat geliştirmediğine, Skorsky tipi helikoperlerle bazı tepelere ve geçitlere asker indirdiğine dikkat çekiyor. Gerillalar, ilginç bir vurguda bulunuyorlar: “Askerler bu halde, karakollara hapsolarak ölmeyi bekleyerek yaşayamazdı. Ya karakolları bırakıp gideceklerdi ya da araziye çıkacaklardı, başka şansları yoktu.”
Gerillalara göre; Türk ordusu, gerillaların kale gibi yapılmış karakollara saldıracaklarını tahmin etmiş. Ordunun hesabının bu olduğunu ve buna göre tedbir aldıklarını ancak kendilerinin bu oyuna gelmeyerek büyük bir sabırla planlamalarını yürüttüklerini ifade ediyorlar. Savaşta sabrın ve inisiyatifin savaşın kaderini belirlediğine dikkat çekiyorlar. Gerillalara göre her şey yolunda ve kendi kontrolleri altında gelişiyor.

Karanlıkta teknik üstünlük
Dikkatimizi çeken bir nokta da ordu güçlerinin gece hareketini esas alması. Skorsky ve Kobra tipi helikopterler sürekli olarak gece hareket ediyor. Türk ordusu asker cenazelerini bile gündüz alamıyor, geceyi bekliyor. Bu durumun iki nedeninin olduğunu gerillalardan öğreniyoruz:
l Ordu gece termal, lazer, gece görüş dürbünü gibi teknik üstünlük yardımıyla ancak hareket edebiliyor. Tekniğin kendilerine sağladığı avantajı kullanmak istiyorlar.
l Bir de gerillalar karşısında yaşadıkları başarısızlığın görüntülenmesinden korkuyorlarmış. Cenazeleri görüntülenmesin diye gece karanlığından faydalanıyor Türk ordusu. ..

Şemzînan deyip geçmeyin!
Yeni konsept dahilinde Özel ve kuvvet komutanları bölgeye geldi, gitti. Binlerce komando ve paralı asker savaş bölgesine nakledildi. Türkiye’den Kürdistan’a savaş uçakları intikal ettirildi. Bu konseptte Türk devletinin yetersiz kalacağı öngörülerek ABD’den destek istendi. Bu da yetmedi şimdi de korucular operasyona gönderilmek isteniyor. Şimdi ordu bütün gücüyle Şemdinli’ye yükleniyor. Neden mi? Yıkılan imajını düzeltmek için kaybettiğini kaybettiği yerde arıyor Türk devleti ve onun şaşalı ordusu... Gostê dağı silsilesi, Hecibeg vadisi, Geniştepe, Gediktepe, Nêrkola vadisi, Evliya köyü yaylaları, Goman, Robinos, Navreza… Günlerdir savaş uçaklarının, helikopterlerin yanı sıra topçu ve tankçı birlikler tarafından bombalanıyor Şemzînan. Daha önce gördüğümüz bazı tepeleri bombardıman sonrası tanımakta güçlük çekiyoruz. Ancak bu coğrafyanın çocukları, ana gibi bildikleri topraklarda hala direniyor. Başarabilirlerse sembolik de olsa Özel’i belki de Gediktepe’ye götürüp fotoğraf çektireceklerdi, bütün hazırlıklar buna göre yapılmıştı. Fakat olmadı. Ordunun gerçekleştirdiği her operasyona gerillaların yanıtı gecikmedi, gerilla eylemleri peş peşe geldi. Hem de hiç umulmadık yerlerde ve beklenmedik tarzda. Lice’de, Bingöl’de, Şemdinli’de, Yüksekova’da, Dersim’de, Serhat’ta, Beytüşebap’ta gerillalar yeniden karakollara operasyonlar düzenledi, sabotaj eylemleri gerçekleştirdi. Şemdinli’de direnen bütün Kürdistan’dır şimdi.


‘Tecrîda li ser Ocalan rakin’ – Azadiya Welat

‘Tecrîda li ser Ocalan rakin’ TUHAD-DER û partiyên siyasî li dijî tecrîda li ser Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan û êrîşên lînca siyasî ya li ser BDP’ê tê meşandin nerazîbûn nîşan dan. Serokê Giştî yê ODP’ê Alper Taş diyar kir ku çareserî bi dawîkirina tecrîdê pêkan e

Piştî ji Parlamentera BDP’ê ya Stenbolê Sebahat Tuncel re 8 sal û 9 meh cezayê girtîgehê hate dayîn nîqaşên ‘dê mafê destnedayînê yê wekîlên BDP’ê bê rakirin’ zêde bûn.
Serokê Giştî yê ODP’ê Alper Taş BDP’ê wekî pira navbera gelan bi nav kir û wiha got: “Heke ev pira hilweşe dê zirareke mezin bide Tirkiyeyê. Ji bo çareseriyê divê tecrîda li ser Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan bê rakirin û girtiyên siyasî hemû serbest bên berdan.”
Seroka Giştî ya ESP’ê Fîgen Yuksekdag destnîşan kir ku heke mafê destnedayîna wekîlên BDP’ê bê rakirin ev tê wateya îlana şer. Parlamentera BDP’a Amedê Nursel Aydogan xwest ku şert û mercên Ocalan ên wekî tenduristî, ewlehî û azadî bi cih bînin.
Di rojevê de tecrîda li ser Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan, êrîş û hewldanên lîncê yên li dijî BDP’ê, pevçûnên li herêmê, operasyonên qirkirinê yên bi navê KCK’ê û herî dawî mafê destnedayîna wekîlên BDP’ê bê rakirin cih girtin. Ji bo çareseriya pirsgirêka kurd li bendê bûn ku li Meclisê gav bê avêtin lê ji parlamentera BDP’ê Sebahat Tuncel re 8 sal û 9 meh cezayê girtîgehê hate birîn. Seroka Giştî ya ESP’ê Fîgen Yuksekdag û Serokê Giştî yê ODP’ê Alper Taş geşedanên di çarçoveya pirsgirêka kurd de pêk tên nirxandin.
Bi beşdariya endamên TUHAD-DER’ê, parlamentera BDP’ê Nursel Aydogan û rêveberên BDP’ê li ber Girtîgeha E ya Amedê daxuyaniya çapemeniyê hate dayîn. Parlamentera BDP’ê Nursel Aydogan diyar kir ku greva birçîbûnê ya ku dîlên azadiyê dane destpêkirin ketiye roja 16’emîn û wiha got: “Li girtîgehan greva birçîbûnê ya bêdem û bêdorveger heye. Li ser birêz Ocalan tecrîda girankirî tê meşandin. Heke dev ji helwesta xwe berdin û bihêlin bi birêz Ocalan re hevdîtin çêbibe dê bi awayekî erênî piştgiriyê bide pêvajoya çareseriye.”

BDP PIRA NAVBERA GELAN E
Serokê Giştî yê ODP’ê Alper Taş jî diyar kir ku heke parlamenterên BDP’ê ji meclisê bên avêtin wê demê kes nikare behsa demokrasiya rast bike û wiha axivî: “BDP partiya milyonan e. Heke BDP li derveyî meclisê bê hiştin dê pirsgirêka kurd bêtir kûr bibe.” Taş, anî ziman ku heke êrîşên li dijî kurdan berdewam bikin dibe ku li Tirkiyeyê şerekî navxweyî derkeve û wiha berdewam kir: “Bi çanda lîncê dibe ku nîjadperestî zêde bibe û bi vê yekê re Tirkiye bikeve nav şerek navxweyî. Ev dê zirarê bide kurd û tirkan. Ji bo çareseriya pirsgirêka kurd divê tecrîda li ser Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan bê rakirin. Divê hemû dîlên azadiyê serbest bên berdan. Ji bo çareseriyê divê ev gavên sereke bên avêtin.”

GIRTINA BDP’Ê ÎLANA ŞER E
Seroka Giştî ya ESP’ê Fîgen Yuksekdag, destnîşan kir ku hikûmet li dijî têkoşîna kurd têkçûye û wiha got: “Operasyonên leşkerî û siyasî têrî hikûmeta AKP’ê nekir, niha jî bi destê wê êrîşên lîncê pêk tên. Serokwezîr dibêje min ji dadê re gotiye çi pêwîst be dê bike. Erdogan ferman da dadê, dadê jî di heman demê de pêk anî. Heke Meclis tezkereyê derbixe û mafê destnedayîna parlamenterên BDP’ê rake, ev tê wateya îlankirina şer.”

AKP’Ê HÊVIYA GEL TÊK BIR
Yuksekdag, anî ziman ku li hemberî tevgera kurd hemû rêgezên şer hatin bikaranîn û wiha axivî: “Lê niha di astekî neçar û neçareseriyê de ye. Bi taybet tevgera gerîlayan a li Şemzînan û Şirnexê hemû modelên leşkerî yên hikûmetê têk bir. AKP tenê hêviya çareseriyê, hêviya hemû gelên li Tirkiyeyê dijîn têk bir. Êdî tu dayik baweriya xwe bi hikûmeta AKP’ê nayne. Hikûmetê hêviya çareseriyê ya gelan têk bir.”

Wanî Dê Li Dijî Tecrîdê Bimeşin

BDP’a Wanê ji bo şermezarkirina tecrîda girankirî ya li ser Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan tê meşandin û balê bikişîne ser berxwedana dîlên azadiyê di 28’ê îlonê de meşeke girseyî dê li dar bixe. Rêveberên BDP’ê banga tevlibûna mîtîngê li waniyan kir.
Li ser Rêberê Gelê Kurd Abdullah Ocalan ev 13 sal in tecrîdeke dermirovahî tê meşandin. Bi taybetî ev 15 meh in tecrîd bi awayekî girankirî tê meşandin. Ji bo rakirina tecrîda girankirî û şert û mercên Ocalan ên wekî tenduristî, ewlehî û azadî bi cih were ji 12’ê îlonê vir ve dîlên azadiyê yên PKK û PAJK’ê di greva birçîbûnê ya bêdem û bêdorveger de ne. BDP’a Wanê ji bo balê bikişîne ser van mijaran di 28’ê îlonê de meşeke girseyî dê li dar bixe.

Ji bo bi awayekî girseyî meş pêk bê li 32 taxan bi gel re civîn hate çêkirin û der barê meşê de banga tevlibûnê hate kirin. Meşa girseyî saet di 12.00’an de li ber konê ku wekî avahiya BDP’ê tê bikaranîn dest pê bike û li Kuçeya Hunerê bi dawî bibe.


Kürtler evlatlarını uğurladı – Özgür Gündem
 
Sêrt’te çıkan çatışmada yaşamını yitiren HPG’li Yusuf Başçı’nın cenazesi Mêrdîn’de, Bêşebab’ta çıkan çatışmada yaşamını yitiren HPG’liler Mehmet Türken ile Aysel Demirkaya Wan’da, Raif Altın Bedlîs’te, Hüseyin İlizdir ise Agirî’de binlerce kişinin katıldığı törenle uğurlandı. Cenaze törenlerinde aileler, hükümetin savaş ısrarına tepki gösterdi.

 
Kürtler evlatlarını uğurladı

Sêrt’in (Siirt) Dih (Eruh) ilçesine bağlı Baixre (Yelken) köyü kırsalında 11 Haziran’da çıkan çatışmada yaşamını yitiren HPG’li Yusuf Başçı’nın cenazesi, yakınları tarafından Sêrt’teki kimsesizler mezarlığından alınarak Mêrdîn merkeze bağlı Cevizpınar köyüne getirildi. Başçı’nın cenazesi, Mêrdîn girişinde BDP Mêrdîn il ve ilçe yöneticileri, belediye başkanları, MEYA-DER yöneticilerinin de aralarında bulunduğu yüzlerce kişi tarafından karşılandı. Onlarca araçlık konvoyla yola çıkarılan Başçı’nın cenazesi, daha sonra doğduğu yer olan Cevizpınar köyüne getirilerek, toprağa verildi. Törende konuşan MEYA-DER Başkanı Ramazan Kalkan, “Hiçbir zalimin tarih boyunca mazlum halklara gücü yetmemiştir. Bugün mevcut olan zalimlerin de gücü yetmeyecektir. Şehitlerimiz bizler için bedenlerini ölüme yatırdılar. Biz de onların anılarına sahip çıkıp mücadelelerini yürüteceğimize söz veriyoruz” dedi. Anne Sakine Başçı ise, Sêrt halkına teşekkür ederek, “Buraya gelen herkese teşekkür ediyorum” diye kaydetti.
 
Kimsenin evine ölüm haberi gitmesin

Şirnex’in Besta bölgesinde 12-15 Şubat tarihleri arasında çıkan çatışmada yaşamını yitiren 15 HPG’liden biri olan Mehmet Türken’in cenazesi ailesi tarafından Malatya Adli Tıp Kurumu’ndan alındıktan sonra dün Wan’a getirildi. Yeni Mahalle girişinde yüzlerce kişi tarafından karşılanan cenaze, burada omuzlara alınarak Karşıyaka Mezarlığı’na götürüldü. Dini vecibeleri yerine getirildikten sonra Türken, toprağa verildi. Törene BDP Milletvekili Nazmi Gür, BDP İl Başkanı Yakup Ataş’ın yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

Törende konuşan BDP İl Başkanı Ataş, hiçbir zaman mücadeleden geri adım atmayacaklarını belirterek, “Bu ölümlerin tek sorumlusu AKP hükümetidir. Ama biz uygulanan bütün zulümlere inat mücadelemize devam edeceğiz” dedi. Öcalan’a uygulanan tecride dikkat çeken Ataş, “Kürtlerin verdiği siyasi mücadeleyi bitirmek için AKP hükümeti her yöntemi deniyor. Sayın Öcalan üzerindeki tecridi kabul etmiyor ve kınıyoruz” şeklinde konuştu. Törende son olarak konuşan HPG’li Türken’in amcası Nevzet Türken ise “Bütün yetkililere sesleniyorum artık kimsenin evine ölüm haberleri gelmesin. Paraları ve maaşları için bu kanın dökülmesine izin veriyorlar” dedi.
 
‘Kızım başımın tacıdır’
Bêşebab’ta Tugay Komutanlığı’nın güvenliğini alan Bayrak Tepesi’ne yönelik 19 Eylül’de gerçekleştirilen saldırı sonrası çıkan çatışmada yaşamını yitiren 4 HPG’liden Aysel Demirkaya da Wan’da son yolculuğuna uğurlandı. Yüzlerce araçlık konvoyla Ebex’e (Çaldıran) götürülen Demirkaya ardından da Çayırlı köyüne yolculandı. Kadınların omuzlarında köy mezarlığına getirilen HPG’li Demirkaya’nın cenazesi kadınlar ve Demirkaya’nın annesi Feride Demirkaya tarafından toprağa verildi.

Törende konuşan BDP Milletvekili Özdal Üçer, mücadele uğruna canlarını vermeye hazır olduklarını belirterek, “Gerillalar bizim yolumuzu aydınlattı, bizler de onların yolunda ilerleyeceğiz” şeklinde konuştu. Demirkaya’nın amcası Arif Demirkaya ise, “Erdoğan Malatya’da vahşet uyguluyor. Malatya’da aylardır bekletilen gerillaların cenazeleri var. Her yerde yapılan işkencelerin yanı sıra ailelere iki katı bir işkence sistemi var” dedi. Törende son olarak konuşan HPG’li Demirkaya’nın annesi Feride Demirkaya ise, “Kızım benim başımın tacıdır. Artık kan dökülmesin bu topraklarda” şeklinde konuştu.
 
‘Erdoğan ölümlerin sorumlusudur’

Bêşebab’ta Tugay Komutanlığı’nın güvenliğini alan Bayrak Tepesi’ne yönelik 19 Eylül’de gerçekleştirilen saldırı sonrası çıkan çatışmada yaşamını yitiren 4 HPG’liden Hüseyin İlizdir de Bazîd’de toprağa verildi. Törene BDP Milletvekili Halil Aksoy, Bazîd (Doğubayazıt) Belediye Başkanı Canan Korkmaz’ın yanı sıra onbinlerce kişi katıldı. Törende konuşan Aksoy, “Özgürlük mücadelesinin bedeli ağırdır. Biz bu bedelin farkında olarak mücadelemizi veriyoruz” dedi. Zorla,  zulümle ellerinden alınan özgürlüğü kazanacaklarını belirten Aksoy, “Eğer AKP’de bulunan milletvekilleri gerçekten Kürt ise uygulanan bu zulme dur demelidir. Ama bu zulme dur demiyorlar. Erdoğan’ın yaşanan bu ölümlerde ne kadar parmağı varsa Erdoğan safında bulunan Kürtlerin de parmağı o kadar vardır. Buradan AKP’de bulunan vekillere sesleniyorum; gelin halkınızın safında yer alın, zulümkarların yanından ayrılın. Kan nerede akarsa aksın bizim kanımızdır” şeklinde konuştu. Törenin ardından yurttaşlar ile polis arasında çatışma çıktı.
 
‘Barışın adresi İmralı’

Bêşebab’ta çıkan çatışmada yaşamını yitiren Bedlis’in Xizan (Hizan) ilçesi Xulepur (Yolbilen) Köyü nüfusuna kayıtlı olan HPG’li Raif Altın  düzenlenen kitlesel bir törenle son yolculuğuna uğurlandı. Köy girişinde cenaze kitlesel olarak karşılanan cenaze dini vecibeleri yerine getirildikten sonra toprağa verildi. Törende konuşan BDP Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu, bölgenin her yerinde şuanda bile büyük çatışmaların olduğunu belirterek, çatışmaların derhal son bularak anaların gözyaşının dinmesini istedi. Kalıcı barış için herkese sorumluluk düştüğünü belirten Zenderlioğlu, çatışmada kaybedilen her candan dökülen her kandan AKP hükümetinin sorumlu olduğunu kaydetti. Zenderlioğlu, “Bu ülkede kan aktığı sürece kimse barıştan bahsetmesin. Bu gün barışın tek teminatı tek güvencesi olan Sayın Abdullah Öcalan bir yılı aşkın bir süredir tecrit altında. Barışı istiyorsanız tek adres İmralı’dır “ dedi. Zenderlioğlu’nun ardından HPG’li Altın’ın annesi Hanım Altın konuştu. Altın, “Ben onunla gurur duyuyorum” dedi.


Tecritten utanmayan yalandan da utanmaz – Özgür Gündem
 
Oslo’da müzakereleri kesen, İmralı’da tecrit içinde tecrit uygulayıp topyekün savaşa sarılan hükümet yetkilileri, kamuoyunu yanıltmaya devam ediyor. 14 aydır tecrit altında tutulan Öcalan’ın ailesiyle görüştüğünü iddia eden Adalet Bakanı Ergin, “Öcalan’ın kendi isteğiyle avukatlarıyla görüşmediğini” ileri sürerek kamuoyuna yalan bilgi vermekte sakınca görmedi.

Hırsız ben çaldım demez!

Oslo’da müzakereleri kesen, İmralı’da tecrit içinde tecrit uygulayıp topyekün savaşa sarılan hükümet yetkilileri, demagojiye ve kamuoyunu yanıltmaya devam ediyor. Atalay ve Arınç’ın “gerekirse yeniden görüşülür” açıklamalarından sonra Adalet Bakanı Ergin, ağır tecrit altında tutulan Öcalan’ın sürece dahil edilebileceğini söyledi. Ergin bununla da yetinmeyip, 27 Temmuz’dan bu yana ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmeyen Öcalan’ın ailesiyle görüştüğünü iddia ederek kamuoyuna yanlış bilgi verdi.

Bir televizyon programına katılan Ergin, bir yandan İmralı’da 14 aydır süren ağırlaştırılmış tecridin sorumlusu hükümeti aklarken, bir yandan da hükümet yetkililerin, “gerekirse, görüşülebilir” gibi kamuoyunu oyalama demagojisini sürdürdü. İmralı’daki tecridin Öcalan’ın istememesinden kaynaklandığını ve ailesiyle zaman zaman görüştüğünü savunan Ergin, sadece avukatlarla görüşmelerin olmadığını iddia etti. Ancak Ergin daha önce “tecridin yasal olduğu” ve kanunların uygulandığı şeklindeki açıklamalarını unutmuş gibi davrandı.

Kürt sorununun çözüm tartışmaları ile Oslo görüşmelerini de değerlendiren Ergin, diğer hükümet yetkilileri gibi şartlı ve oyalayıcı açıklamalarda bulundu. Ergin, Öcalan’ın sürece dahil edilebileceğini söyledi. Oslo görüşmelerinde hükümetin sorumluluğunu gizlemek isteyen Ergin, “Bu konuların siyasete malzeme edilmemesi gerektiğini” belirtmekle yetindi.

Avukatlar Ergin’i yalanladı

Ergin’in açıklamaları anında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatları tarafından yalanlandı. Avukat Rezan Sarıca, müvekkilinin ailesiyle görüşmesi durumunun söz konusu olmadığını belirterek, tüm dünyanın gözü önünde müvekilleri üzerinde bir tecrit yürütüldüğünü ifade etti. Sarıca, “Aileyle de hiçbir şekilde görüşme yok” dedi.

Öcalan tepki gösterdi

Ergin’in açıklamalarına bir yalanlamada Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan’dan geldi. Ergin’in, “Öcalan, ailesi ile görüşüyor” açıklamasına tepki gösteren Mehmet Öcalan, “Haftada 1 görüşme hakkımız var. Ancak kendi yasalarını çiğniyor ve hakkımızı gasp ediyorlar. 15 aydır toplam 2 defa ağabeyimle görüştüm. Bakanın elinde farklı bilgi varsa açıklasın. Yaptığımız görüşmeler kayda alınıyor. Varsa açıklasın” diye konuştu.

AKP, Oslo’yu seçim için kullandı

CHP Genel Başkan Yardımcısı hükümetin Oslo görüşmelerine yaklaşımını eleştirdi. BDP Amed Siyaset Akademisi’ne yönelik operasyon kapsamında 19’u tutuklu 27 sanıklı davayı izlemek için Amed’e giden Tanrıkulu, Oslo görüşmelerine yönelik sorulara yanıt verdi. AKP’nin müzakerelere çözüm odaklı yaklaşmadığını belirten Tanrıkulu, “Çözüm odaklı değil AKP’ye seçim başarısı odaklı görüşmelerin yapıldığı görüşündeyiz. Oslo mutabakat metni belgesinin 5 ayrı yerinde 12 Haziran seçimlerine vurgu var. 12 Haziran seçimlerinden sonra bir görüşme yapılmamış, öyle anlaşılıyor. Nitekim seçim öncesi tabloyu dikkate alırsak, hükümet kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı bir dil kullanarak Türkiye’yi bu hale getirdiğini düşünüyoruz” diye konuştu.


Silah bırakıyoruz ÖZÜR DİLİYORUZ – Özgür Gündem
 
Hükümetin savaş politikalarına ortak olmak istemeyen korucular, bir bir silah bırakıyor. Çok sayıda korucunun silah bıraktığı Bêşebab’ta yeni istifalar da yolda. Silah bırakanlar ise halktan özür diliyor

Savaşın giderek şiddetlenmesi, korucuları da isyan ettirmeye devam ediyor. Çatışmaların durmak bilmediği Bêşebab’ta çok sayıda korucu silah bıraktı. Bölgedeki çok sayıda korucu istifa ederken, geride kalan korucuların da, “Artık operasyonlara katılmayacağız” dedikleri kaydedildi. İsminin açıklanmasını istemeyen bir korucu da Kürt halkının mücadelesine dahil olmadıkları için “Tüm Kürdistan halkından özür diliyoruz” dedi ve korucular ‘silah bırakın’ çağrısı yaptı.


‘Kürt halkından özür diliyoruz’

Şirnex’in Bêşebab (Beytüşşebap) ilçesinde, 2 Eylül’den itibaren ilçe merkezinde ve Kato Dağı’nda başlayan çatışmalar sürerken, korucuların da operasyona çağrıldığı ancak katılmadığı ortaya çıktı. Bölgedeki çok sayıda korucu istifa ederken, geride kalan korucuların da, “Artık operasyonlara katılmayacağız” dedikleri kaydedildi. İsminin açıklanmasını istemeyen bir korucu, operasyonlara neden katılmadıkları hakkında bilgi verdi. 30 yıldır devam eden çatışmalara, ölümlere ve baskılara göz yumduklarını belirten korucu, “Artık bu kanın durdurulması gerekiyor. Biz korucular olarak yıllardır PKK’ye karşı verdiğimiz mücadelede akan kanlar durmadı. Sadece kendi kardeşimize kurşun sıktık. Keşke daha önce bu yanlış yoldan dönseydik ve halkımızın verdiği mücadeleye destek olsaydık. Belki şu an daha önemli bir noktada olurduk” dedi.

‘Tüm korucular istifa etsin’

Korucu, operasyonlara katılmama konusunda ise şöyle konuştu: “Bu savaşın durdurulması bizler için esastır. Bundan dolayıdır ki artık biz korucular, bu sorunun en büyük engeli olduğumuz için operasyonlara çıkmadık ve elimizden geldiği kadar artık özgürlük mücadelesine destek olup, sürece cevap olacağız.”

Çok sayıda korucunun istifa ettiğini ve istifaların devam edeceğini belirten korucu, “Burada kirli bir savaş yürütülüyor. Artık bu kirli savaşa ‘dur’ demenin zamanı geldi. Sadece burada istifaların olması gerekmiyor. Tüm korucuların artık istifa etmeleri gerekiyor. Çünkü bu savaş politikaları ne bize ne de Türk halkına bir şey kazandırmıyor. Kazandırdığı tek bir şey varsa o da kan, gözyaşı ve acıdır” dedi.

‘Kürdistan halkından özür diliyoruz’

Korucu, 30 yıldır devam eden savaşın ve operasyonların sonuçsuz kaldığını belirterek, “Bizler 30 yıldır Türk ordusu ile Kürt halkına ve özgürlük mücadelesine karşı savaşıyorduk. Her ne kadar içimizde Kürt’üz diyorsak da üzerimizde korucu ismi var” dedi. Kürt halkının mücadelesine dahil olmadıkları için “Tüm Kürdistan halkından ve verilen değerlerden özür diliyoruz” diyen korucu, çok sayıda korucu ile birlikte önümüzdeki günlerde silahları bırakacaklarını söyledi.


3 gazeteci süresiz dönüşümsüz açlık grevinde – Etkin Haber Ajansı

PKK ve PAJK'lı tutukluların başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi 14. gününde. Eyleme, KCK operasyonları kapsamında tutuklanan 3 gazeteci de katıldı.

Bakırköy cezaevinde 'olağanüstü durum'
 
PKK ve PAJK'li tutukluların, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanması, İmralı'da 15. ayına giren ağırlaştırılmış tecridin son bulması ve anadilin üzerindeki tüm baskıcı uygulamalara son verilmesi için başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi 14. gününde.

Toplam 13 cezaevinde devam eden açlık grevine Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi'nde de 10 tutuklu katıldı. Eyleme başlayanlar arasında 20 Aralık 2011 tarihinden bu yana tutuklu olan gazeteciler Fatma Koçak ve Ayşe Oyman da bulunuyor.

Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi'nde 24 Eylül'de açlık grevine başlayan diğer 8 kadın tutuklunun isimleri ise şöyle: Melek Dolaz, Ayşe Güney, Semra Tekin, Çimen Türk, Canan Güler, Nucan Can, Hacire Tanırgan, Hanım Çelik.

GAZETECİ TEMEL DE AÇLIK GREVİNDE

Diyarbakır D Tipi Cezaevi'nde tutulan Dicle Haber Ajansı Editörü Tayip Temel de 12 Eylül'de açlık grevine başladı. Temel, "Onca yalana karşı kendini tek kelime ile savunamayanlardan biri benim. Bu uygulamalarla ve politikalar karşısında, tutuklanan bir Kürt gazeteci olarak sorumlu bir yurttaşlık inancıyla, Sayın Öcalan'ın sürece müdahil olabilecek, özgür koşullara kavuşturması ve anadilim olan Kürtçe üzerindeki tüm baskı ve yasakların kaldırılması talepleriyle süresiz dönüşümsüz açlık grevine başlamış bulunmaktayım" dedi.



"Tutuklu Öğrenciler"in Eğitim Yılı Başladı - Bianet

Üniversitelerde 2012-2013 eğitim yılı açılış törenlerinin yapıldığı şu günlerde, tutuklu öğrenciler için sokakta "temsili açılış töreni" yapıldı.
 

Eğitim-Sen 6 No'lu Şube, GIT Türkiye, Öğrencime Dokunma Kampanyası, Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi ve Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Galatasaray Lisesi önünde dün saat 18.30'da "Temsili Açılış Töreni" yaptı.

Eylemi düzenleyenler adına Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Seçil Doğuç ortak bir açıklama yaptı. Doğuç açıklamasında, "Bütün üniversitelerde açılış törenleri yapılıyor. Bu açılış törenlerini ve okullarını uzaktan izleyen öğrenciler var: tutuklu öğrenciler. Bu ülkede yüzlerce öğrencinin hakka, hukuka, akla sığmayacak gerekçelerle ve yöntemlerle özgürlüklerinin ellerinden alındığına tanık oluyoruz. Bizler bu açılış törenini onları unutmadığımızı bir kez daha haykırmak için yapıyoruz. Bu açılış dersinden kendine pay çıkarması gerekenlerin öğrencilerin özgürlüklerini ellerinden alanlar olduğunu hatırlatıyoruz. Öğrenciler özgür oluncaya dek sokaklarda olmaya devam edeceğiz." dedi.
Yeşildere: Adalet herkese gerekir

Seçil Doğuç'un ardından açılış konuşmasını yapmak üzere söz alan Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Tahsin Yeşildere, "Biz öğretim görevlileri olarak burada olmaktan hoşnut değiliz, bizim de öğrencilerimizin de yeri kampüslerdir. Türkiye'nin geldiği nokta oldukça endişe verici. 1982 Anayasası'nın ürünü olan YÖK sistemi hala devam ediyor. Bu eğitim sistemi ile Türkiye bir yere varabilir mi? Öncelikle üniversitede özgürlük alanlarının genişletilmesi gerekir. Tutuklu öğrencilerimizi hapsedenlere sesleniyoruz, adalet size de lazım olabilir. Tutuklanan tüm öğrencilerimizin bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz" dedi.
Üniversite halka toplumsal mücadeleyle açıldı

Konuşmaların ardından Prof. Dr. Neşe Özgen açılış dersi verdi. Dersinin açılış ve kapanış bölümlerini Türkçe ve Kürtçe yapan Özgen, dersinin konusunu "Üniversitenin tarihi ve şimdiki durumu" olarak seçmişti.

Özgen dersinde şöyle dedi, "Üniversiteler 11. yüzyılda Fransa'da kilise görevlilerinin kurduğu katedral okullarından başlatabiliriz, burada sorular hocaların yüzüne bakarak sorulmazdı, bir yıllık ders süresinde birden fazla soru soran öğrenciye iyi gözle bakılmazdı. Öğrencinin görevi kendisine verilen metinleri aynısıyla geri yazmaktı. Üniversite çok değişken dönemler geçirerek bugünlere geldi. Üniversitelerin bizim anladığımız anlamda özgür bilim yapma, bunu üniversitenin tüm bileşenleriyle birlikte yapma ve araştırmanın ve bunun öğretiminin esas ilkesi ancak 1968'lerde kendisini somutlayabilmiştir. 1968'de üniversitelerin kapıları halk çocuklarına açılmıştır, bu ise mücadele ile olmuştur ve yoksul çocukları da üniversite eğitimi alabilmiştir. 1968'e kadar birçok üniversitede kadınlar için tuvalet bile bulunmamaktadır."

Özgen dersini şu sözlerle bitirdi, "Bugün üniversitelerden Roma Hukuku dersi kaldırılmaya çalışılmaktadır. Oysaki Roma Hukuku medeni hukukun ve laik eğitimin temelidir. Nazi Almanya'sında politika çamuruna batmamak adına, pasif direniş göstererek geri çekilen akademinin tutumu nazizmin adım adım gelişmesine sebep olmuştur. Bizim de buradan çıkarılacak derslerimiz mutlaka vardır."

Açılış töreninin ardından cezaevindeki öğrencilere gönderilmek üzere hazırlanan öğrenci belgeleri ve kartpostallar doldurularak cezaevlerine postalandı. Eylem sonunda İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Ercan Kazgan'ın duruşmasının sonucu da açıklandı: 14 yıl 9 ay. (AS/HK)


Komela Hebûn bo Şermezarkirina Siyaseta Kuştina Kurdan Kombûneke Nerazîbûnê li Pêş Parlemana Kurdistanê Saz Dike - Peyamner

Rêkxistina civaka Sivîl (NGO) a bi navê Hebûn a ji bo hizrên neteweyî dê sibê danê êvarê ji bo şermezarkirina kuştina Kurdên sivîl û zext, zordarîya li ser welatîyên Kurd û kuştina Kurdan ji sedsala 20 heta niha ve bi destên dewletên Îran, Turkiye, Iraq û Sûrîyê, girbûneke nerazîbûnê li berdem parlemana Kurdistanê li Hewlêrê saz bike.

Rêkxistina NGO ya bi navê rêkxistina Hebûn bo bîr û hizrên neteweyî ragiahnd, ku dê sibê bo şermezarkirina zext zordarîya li hember Kurdan di her çar parçeyên Kurdistanê de, xwepêşandaneke nerazîbûnê li berdem parlemana Kurdistanê saz bike. Di evê bareyê Şoreş Serbest endamê damezrêner û berpirsê beşa ragiahndina rêkxistina NGO ya Hebûn ji PNA re ragihand, ku ew dê sibê danê êvarê demjimêr 07:00 li berdem parlemana Kurdistanê bi armanca nîşandana nerazîbûna xwe li hember zulm û zordarîyê derheqê Kurdan de ya li her çar parçeyên Kurdistanê amade bibin da ku dengê xwe bigihînin nûnerêên gelê Kuridstanê.  Şoreş Serbest da xuyakirin, ku ev çalakîya wan bo şermezarkirina siyaseta dewletên Turkiye, Îran, Iraq û Sûrîyê li hember Kurdan û binpêkirina mafên wan û nîşandana zul û zordarîya evan dewletan beramber Kurdistanîyan e.

Sserbest tekez kir, ku di çalakîyê de çendîn wêne yên ku zulma li ser Kurdan derdixin dê bihên nîşandan. Berpirsê beşa ragiahndina rêkxistina Hebûn bo hizrên neteweyî herwsia ragihand, ku du parlemantarên komisiyona mafên mirov a parlemana Kurdistanê belên (soz) dane ku dê pêşwazîya çalakvanan bikin û daxwazên wan werbigrin.

Şoreş Serbest weha jî got, ku di dawîya çalakîyê de dê beyannameyek jî bi navê rêkxistina Hebûn bihê xwandin.


BDP'den Ergin'in açıklamasına destek - Birgün

BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in yaptığı açıklamaları "Çok önemsiyoruz. Çözüme yönelik süreç için çok önemli değerlendirmeler olarak önemli buluyoruz" dedi. Baluken TBMM'de, Bingöl'de BDP binasına yönelik saldırılarla ilgili bir basın toplantısı düzenledi. Saldırının "AKP'nin Kalkınma Bakanı, milletvekili vali ve emniyet müdürünün organize ettiği"ni iddia etti. Olay gününe ilişkin çeşitli fotoğraflar gösteren Baluken, belediye başkanının cuma namazı öncesinde Bingöl halkına "Teröre lanet yürüyüşüne bekliyoruz" yönünde telefonlara mesaj attığını ifade etti. Baluken daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı. Adalet Bakanı Ergin'in bir televizyonda yaptığı açıklamaların sorulması üzerine konuşan Baluken, "Bakanın sözleri çözüme yönelik süreç için çok önemli" dedi. Dünyanın her yerinde aynı sorunun çözümün belli olduğunu ifade eden Baluken, "Bu açıklamaları çok olumlu değerlendiriyoruz. Çözüme gidebilecek önemli açıklamalar olarak değerlendiriyoruz. Yanlıştan biran önce dönülmesi en büyük kazançtır. Savaş ile silahlı mücadele ile bir yere varılamayacağını anlamak için 50 bin kişi daha kaybedilmesine gerek yoktur" dedi. OLMUŞTU ADALET Bakanı Sadullah Ergin, "terör sorununun çözümü için gerekirse Abdullah Öcalan'la da görüşülebileceğini" söylemişti.
"Bir devlet, karşı karşıya olduğu bir sorunu çözmek için elindeki enstrümanların hepsini kullanır" diyen Ergin, Öcalan'ın da bu sürece girmesi konusunda ayrım yapmadığını belirtmişti. 


Öcalan çözüme dahil edilmeli' - Cumhuriyet

Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi önünde yapılan basın açıklamasında konuşan BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan, terör örgütü PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın Kürt sorununa çözüm arayışlarına dahil edilmesini istedi. Aydoğan, "Bir buçuk yıldır Sayın Öcalan ve imralı'da bulunanlar aileleri ve avukatları ile görüştürülmüyor. Eğer İmralı'nın yollan açılır, gemi tamir edilir, hava muhalefet etmez, avukatların başvuruları değerlendirilir ve görüşme sağlanırsa sürecin olumlu yönde evrileceğini ve Sayın Öcalan'ın bu sürece olumlu katkılar sunacağını biliyoruz" dedi.
 
Olay yeri 'infaz' diyor - Özgür Gündem

Wan'da Zevk köyüne düzenlenen baskında, infaz edildikleri iddia edilen 2 HPG'linin yaşamını yitirdiği yerde inceleme yapan BDP Milletvekili Özdal Üçer, 'Yaptığımız incelemeler burada çatışmadan çok infaz yaşandığını gösteriyor. Burada yaşananları Meclis'e taşıyacağız' dedi. Wan merkeze bağlı Zevk (Bakacak) köyüne 23 Eylül'de 17.00 ile 18.00 saaderi arasında özel harekat timleri ve çok sayıda polis tarafından baskın düzenlenmiş ve HPG'li olduğu iddia edilen 2 kişi öldürülmüştü. Ertesi sabah saat 09.00'a kadar bölgede kalan özel hareket ve olay yeri inceleme ekipleri, bölgeye kimsenin girmesine izin vermezken, yaşanan olaydan sonra infaz şüphesi gündeme gelmişti. Olayla ilgili olarak aralarında BDP Wan Milletvekili Özdal Üçer, BDP Wan İl Başkanı Yakup Ataş'ın da olduğu BDP'li bir heyet, olay yerinde inceleme yaptı.

Heyet inceledi
Bölgede bulunan taş ocağındaki işçiler ve köy sakinleriyle görüşen heyet, yaşananlara ilişkin bilgi aldı. Yapılan incelemelerin ardından açıklama yapan BDP Milletvekili Üçer, artan çatışmalı ortamda birçok farklı yerde benzer infaz olaylarının yaşandığına dikkat çekti. Özellikle polis ve askerler tarafından HPG'li oldukları iddiasıyla Kürtlerin infaz edildiğini belirten Üçer, "Geçtiğimiz günlerde burada ila kişi polis tarafından infaz edildi. Görgü tanıklanyla görüşmeler yaptık ve yaşanan çatışmadan ziyade infaz olduğu şüpheleri kuvvedeniyor. Olay yerine de baktığımızda bir çatışma ortamından ziyade bir infaz olayı olduğunu görebiliyoruz" dedi.

'Meclis'e taşıyacağız'
İla kişinin polis tarafından sağ yakalanıp özel harekatçılar tarafından burada infaz edildikleri iddialarının olduğunu sözlerine ekleyen Üçer, "Bu kadar şüphenin olduğu bir olayı anlamak için geldiğimiz yerde gördüklerimiz kanımızı durdurdu. İki değişik yerde kan izleri ve objelere rasdadık. Bu manzara bizde yargısız infaz kanaatini artırdı" dedi. Yaşanan infaz karşısında devlet yetkililerini gerekli araştırmaları yapmaya çağıran Üçer, yaptıkları inceleme sonrası edindikleri izlenimleri TBMM'de gündeme getireceklerini söyledi.
 
AİHM: Anadilde Eğitim Hakkı Talebi, İfade Özgürlüğüdür - Bianet

Eğitim-Sen, tüzüğündeki "anadilde eğitim hakkı" ifadesinin kaldırılması için kapatma davası açılmasının ardından başvurduğu AİHM'deki davayı kazandı. Mahkeme, tüzüğe müdahaleyi ve kapatma davasını "ifade özgürlüğü ihlali" olarak niteledi.

Türkiye, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası'nın (Eğitim-Sen) tüzüğündeki "anadilde eğitim hakkı" ifadesinden dolayı sendikaya kapatma davası açılması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) mahkum oldu.
Türkiye, 7 bin 500 Euro (17 bin 250 TL) manevi tazminat ile 411 Euro (945 TL) masraf ödeyecek. Karara üç aylık itiraz süresi var.

Eğitim-Sen, tüzüğündeki "anadilde eğitim hakkı" ifadesi nedeniyle önce Valilik sonra Genelkurmay Başkanlığı'nca savcılığa şikayet edildi. Hakkında kapatma davası açıldı. Dava yerel mahkemede düştüyse de Yargıtay'da bu karar bozuldu. Sendika tüzükte değişikliğe gitti, ifade kaldırıldı. AİHM davası sürerken, 2011'de anadilde eğitim hakkı tekrar tüzüğe girdi.

Valilikten suç duyurusu

13 Ocak 1995'te kurulan Eğitim-Sen, Eylül 2001'de tüzüğünün 2. maddesinin üçüncü fıkrasına şu ifadeyi ekledi:
"Toplumun bütün bireylerinin, temel insan hakları ve özgürlükleri doğrultusunda, herkesin kendi anadilinde, cins ayrımcı olmayan, eşit, demokratik, laik, bilimsel, parasız ve kamusal nitelikli eğitim görmesini savunur."
Ankara Valiliği, 15 Şubat 2002'de Anayasa'ya ve sendikal kanunlara aykırı olduğu gerekçesiyle tüzükteki "anadil" ifadesinin silinmesini talep etti. Sendika kabul etmeyince, Valilik savcılığa 29 Mart'ta suç duyurusunda bulundu.
Savcılık ise "konunun parlamentoda tartışılması gerektiğini" belirterek 16 Temmuz'da takipsizlik kararı verdi.
Ancak Genelkurmay Başkanı'nın talebiyle Ankara Valisi sendikaya ifadenin çıkarılması için tekrar istekte bulundu.

"İfade özgürlüğü ihlal edildi"

Genelkurmay Başkanlığı'nın, 27 Haziran 2003'te Çalışma Bakanlığı'na yazdığı "sendikanın tüzüğünün değiştirilmesi için girişimde bulunulmasını arz ederim" yazısı üzerine Valilik harekete geçti, 12 Nisan 2004'te sendikanın kapatılması talebiyle yine suç duyurusunda bulundu.

Bu kez dava açıldı. Ankara 2 Nolu İş Mahkemesi, sendikanın "anadilde eğitim hakkı" ifadesini tüzükten çıkarması için önce 60 günlük süre tanıdı, ardından kapatma istemini reddetti. Dosya Yargıtay'a taşındı, karar bozuldu ancak mahkeme ilk kararında ısrar etti. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise kararı ikinci kez bozdu.
Eğitim-Sen 3 Temmuz 2005'te tüzüğünden bu ifadeyi kaldırdı.

Sendika, AİHM'e başvurarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) "ifade özgürlüğü" ve "sendika kurma özgürlüğünü" düzenleyen 10. ve 11. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürdü.
AİHM, Türkiye'nin, kapatma davasıyla bu maddeleri ihlal ettiğine karar verdi ve dün verdiği kararla tazminata hükmetti.

Kararda, "anadil talebinin, ulusal güvenliği ya da kamu düzenini tehdit etmediğinin" altı çizildi.
"Sendikaya tüzük değişikliği baskısı yapmak üzere açılan kapatma davası, 'toplumsal ihtiyacın karşılanması' olarak açıklanamaz. Ayrıca, anadilde eğitim talebi, 'silahlı direnişi ya da şiddet kullanımını' özendiren bir kapsamda olmadığından da ifade özgürlüğü kapsamındadır."
Eğitim-Sen "anadilde eğitim" ifadesini 15 Mayıs 2011'deki 8. Olağan Genel Kurulu'nda tekrar tüzüğüne koymuştu.

Özal’ın sırrını Napolyon testi çözer - Star

Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Alkan: Özal’ın ‘zehirlendiği’nin ortaya çıkması halinde, hangi aşamalarda nasıl zehirlendiği asker yaverlerinin tuttuğu günlüklerle ortaya çıkabilir.
DEVLET Denetleme Kurulu tarafından ölümü ‘şüpheli ‘ bulunan ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından mezarının açılması kararı verilen 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili sırrın günlüklerde aranması gerektiği belirtildi. Napolyon Bonaparte’nin zehirlenmesine dikkat çeken Adli Tıp uzmanı Prof. Dr. Nevzat Alkan “Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ‘zehirlendiği’nin ortaya çıkması halinde, Özal’ın hangi aşamalarda nasıl zehirlendiği asker yaverlerinin tuttuğu günlüklerle ortaya çıkabilir” dedi.

Günlükleriyle ortaya çıktı

Prof. Dr. Nevzat Alkan, Özal’ın zehirlendiği yönündeki iddialar üzerine konuyu bilimsel çalışmalar ve örnekleriyle STAR’a anlattı. Alkan, Özal’ın zehirlendiği iddialarının araştırılırken Fransız İmparator Napolyon Bonaparte’nin ölümünün de zehirlenmeyle meydana geldiğinin hatırlanması gerektiğini söyledi. Napolyon’un zehirlendiğinin 140 yıl sonra saçının incelenmesiyle ortaya çıktığının altını çizen Alkan, “Napolyon esir tutulduğu adada 6 yıl sonra ölmüştür. Yapılan otopside mide kanserinden hayatını kaybettiği belirtiliyor. Ancak 140 yıl sonra Uluslararası Adli Tıp Zehir Bilim Birliği Başkanı Dr. Pascal Kintz, Napolyon’un nasıl öldüğünü ortaya çıkarıyor. Napolyo’nun saç telini inceleyen Kintz, normalin 40 katı fazlası arsenik tespit ediyor. Bunun da Napolyon’a adadayken her gün verilen şaraptan kaynaklı olduğunu saptıyor. Zehirlenmenin nasıl olduğunu araştıran Kitz, Napolyon’un günlüğünü inceliyor ve şarap kullanılarak zehirlendiğini tespit ediyor. Günlükten yola çıkarak, örneğin, fazla şarap içtiği günlerle az şarap içtiği günlerde arsenik miktarının da değiştiği sonucuna varıyor” diye konuştu.

Saçı en az 4 ay önceyi aydınlatır

Özal’ın da zehirlendiğinin ortaya çıkması halinde nasıl ve neyle zehirlendiğinin saptanması açısından asker yaverlerinin tuttuğu günlüklerin önemine vurgu yapan Alkan, “Mezar açıldığında kemikten alınacak örnek ve eğer saçı da kaldıysa şu zamana kadar, Özal’ın nasıl zehirlendiği detaylı bir şekilde ortaya çıkacak. Eğer saçı bulunursa son 4 ayda zehir verilip verilmediği tespit edilebilir. Çünkü saç 4 ay da bir en geç kesiliyor ve uzuyor. Semra Özal’da eğer saç örneği varsa bunun kesinlikle Pascal Kitz’e incelettirilmesi lazım. Kitz, Öcalan’ında saçını inceleyerek zehirlendiği iddialarını araştırmış ve sonuçta zehirlenmediğini ortaya çıkarmıştı. Mezar açılınca ayrıca mezarın toprak örneği de alınacak. Çünkü definden sonra toprakta arsenik oluşmuşsa onun bulaşması söz konusu olabilir. İnceleme neticesinde bunların hepsi ortaya çıkacak” diye konuştu.

AKP'ye siyah çelenk bırakmanın cezası 3 yıl olacak mı? - Radikal

Eskişehir’de yürüyüş yapıp, üzerinde ’ 4+4+4 ve 4688 sayılı sahte sendika yasa tasarısı geri çekilsin’ yazısının bulunduğu siyah çelengi AKP il binası önüne bırakan, çoğunluğu Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) üyesi 77 kişi hakkında 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

KESK üyeleri 30 Mart 2012 tarihinde Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü önünde toplanıp 4+4+4 eğitim sistemine tepki göstermek amacıyla yürüyüş yaptı. Sloganlar atarak yaklaşık 2 kilometre yürüyen KESK üyeleri, Yunus Emre Caddesi’ndeki parti binası önüne üzerinde ’4+4+4 ve 4688 sayılı sahte sendika yasa tasarısı geri çekilsin’ yazısının bulunduğu siyah çelengi bıraktı. Zaman zaman polislerle gerginlik yaşayan sendika üyeleri, basın açıklamasını yaptıktan sonra olaysız dağıldı.

AKP il binası önüne çelenk koyan aralarında Eğitim Sen Şube Başkanı Ali Paşa Şanlı’nın da bulunduğu 77 kişi hakkında ’Halkı kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne kışkırtma, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme bunların hareketlerine katılma’ suçlarından Eskişehir 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

DÜŞÜRME TALEBİNE RET

Davanın ilk duruşması bugün yapıldı. Duruşmaya 77 tutuksuz sanıktan 59’u katıldı. 1,5 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle tutuksuz yargılanan sanıklar suçlamaları kabul etmedi. Sanık avukatları, müvekkillerinin olaydan sonra hiç ifadelerinin alınmadan haklarında dava açıldığını, bunun da yasalara aykırı olduğunu ve bu nedenle de davanın düşürülmesi talebinde bulundu. Mahkeme hakimi avukatların talebini reddetti. Sanıklardan Eğitim Sen Şube Başkanı Ali Paşa Şanlı şunları söyledi, "Bu bizim ilk eylemimiz değil. Bu tür eylemleri daha önceleri de yaptık. Olay günü de yürümemize ve çelenk koymamıza izin verildi. Ancak ne olduysa AKP yetkilileri tarafından kolluk güçlerine verilen talimat sonrası bizi bir süre beklettiler. Amacımız 4+4+4 eğitim sisteminin çocuklarımız ve bizlerin hak gaspı ile ilgili tepkimizi dile getirmekti. Olay günü bizim tarafımızdan trafik engellenmemiştir, trafik işliyordu. Ben polis tarafından dağılmamız yönde uyarı yapıldığını duymadım. Polisin belirlediği sınırlar dışına çıkmadık. Biz demokratik hakkımızı belirlenen sınırlar dahilinde kullandık. Suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi istiyorum."

Duruşmada dinlenen diğer tutuksuz sanıklar da demokratik hakları doğrultusunda belirlenen kurallar çerçevesinde eylemlerini gerçekleştirdiklerini belirterek, hakimden beraat talebinde bulundular. Hakim, diğer sanıkların dinlenmesi için duruşmayı 16 Ocak 2013 tarihine erteledi. Duruşmayı CHP Genel Başkan Yardımcısı Yakup Akkaya, CHP Eskişehir milletvekilleri Süheyl Batum ve Kazım Kurt ile Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız da izleyerek KESK üyelerine destek verdiler.
 
Memnuniyetsizler arttı - Milliyet

“Metropoll Stratejik ve Sosyal Araştırmalar” tarafından hazırlanan “Türkiye Siyasal Durum Araştırması-Eylül 2012” raporunun sonuçları açıklandı

 Prof. Özer Sencar, Prof. İhsan Dağı, Prof. Doğu Ergil, Prof. Cengiz Sayın, Prof. Sıtkı Yıldız ve Prof. . Vahap Coşkun öncülüğünde yapılan araştırma, Türkiye genelinde 27 ilde 14-19 Eylül 2012 tarihleri arasında bin 275 kişi ile gerçekleştirildi. Söz konusu araştırmaya katılanlara, hayattan memnuniyet, 4+4+4 eğitim sistemi, dershanelerin kaldırılması, cumhurbaşkanlığı seçimi konularında sorular yöneltildi.

Rapordan ana başlıklar şöyle:

-  Yaşadığınız tüm şartları dikkate aldığınızda hayatınızdan ne kadar memnunsunuz? sorusuna “Memnunum” yanıtı verenler yüzde 48.4 iken, “Memnun değilim” yanıtı yüzde 33.3. Rapora göre, geçen yıl aralık ayı ile kıyaslandığında memnuniyet düzeyinde yüzde 20 civarında düşüş yaşandı.

-  “Türkiye iyiye doğru mu, kötüye doğru mu gidiyor?” sorusuna, “İyiye gidiyor” cevabını verenler yüzde 31,8, “Kötüye gidiyor” diyenlerin oranı yüzde 50,1.

-  “Eğitimde bu sene uygulanacak 4+4+4 modeli için gerekli hazırlıkların yapıldığını düşünüyor musunuz” sorusuna yüzde 72,8 “Düşünmüyorum” yanıtını verirken “Düşünüyorum” diyenlerin oranı yüzde 19,7. Araştırmaya göre, yeni eğitim modeli Ak Parti seçmeninin yüzde 34 desteğini alamadı.

-  “Dershaneler kaldırılmalı mı” sorusuna “Evet” diyenlerin oranı 57,4, “Hayır” diyenlerin oranı 37,1. Araştırmaya katılanların yüzde 66’sı dershanelere ihtiyaç duyulmayacak bir sistemin mümkün olduğu fikrini paylaştı. Üniversitelere sınavsız kabulü sağlayacak bir sistemin olabileceği görüşünde olanların oranı ise yüzde 48. Öte yandan, “Hükümetin dershaneleri kapatma planı sizce Fethullah Gülen Cemaati’nin eğitim sistemindeki gücünü kırmaya yönelik mi?” sorusuna yüzde 48 “Hayır” cevabını verdi. Aynı soruya yüzde 27 “Evet” derken, yüzde 25 konu hakkında fikri olmadığını belirtti.

 
DÜNYA


Irak’da Bölünme Tehlikesi - Deutsche Welle Türkçe

Irak, savaşın üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen istikrardan uzak. Ülkenin Kuzey’de Kürtler, güneyde Şiiler ve merkezde Sünniler olarak üçe bölünmesi senaryoları hâlâ gündemde.
ABD’nin 1991 yılında Saddam Hüseyin’e karşı ülkenin kuzeyinde oluşturduğu uçuşa yasak bölgede kapsamlı özerklikten yararlanan Kürtler, petrol gelirlerinin de yardımıyla giderek serpildi. Bölgede ekonomiyle birlikte özgüven de geliştikçe bağımsızlık talepleri artıyor. Irak merkezî hükümetinin Kürt kökenli eski bakanlarından Sarbast Pamerni bu talebi şöyle dile getiriyor: “Kürt halkı kendi devletine sahip olma hakkından niye mahrum bırakılıyor? Bu halk yüzyılı aşkın süredir özgürlük, adalet ve kendi kendini yönetme vizyonu için mücadele veriyor.”
Toplam sayıları 40 milyon olarak tahmin edilen Kürtler, dünyada kendi devletine sahip olmayan en büyük etnik grup konumunda. Irak, Suriye, Türkiye ve İran’ın yanı sıra Batı Avrupa ve ABD’de de çok sayıda Kürt yaşıyor.
Refah artıyor
PKK’nın eski Batı Avrupa sorumlusu Akif Hasan, Kuzey Irak’ta devlet için altyapının hazır olduğu görüşünde. Hasan, “Bugün Irak’taki Kürtlerin özerkliği öylesine olgunlaştı ki, bir hukuk devletinin tüm temel öğelerine, yürütme, yasama ve yargıya sahip. Devlet erki böylelikle çeşitli organlara dağıtılmış durumda" şeklinde konuşuyor.
Kuzey Irak'ta petrol gelirleriyle birlikte inşaat sektöründe patlama yaşanıyor, ticaret ve hizmet sektörü hızla gelişiyor, altyapıya büyük yatırımlar yapılıyor. Tüm bunların sonucunda istihdam şansı da artıyor.
Bağdat'taki merkezî hükümet, petrol gelirlerinin yüzde 17'sini Erbil'e gönderiyor. Ancak Kuzey Iraklı Kürtler bölgedeki petrolü kendileri çıkarmak ve gelirine tek başına sahip olmak istiyor. Sarbat Pamerni petrol konusunda Bağdat ile Erbil arasında yaşanan anlaşmazlığın ülkeyi bölünmeye götürebileceğini belirtiyor.
Barzani'den tehdit
Kuzey Irak'taki Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, Lübnan'da yayımlanan El Hayat gazetesine geçtiğimiz hafta verdiği demeçte, Bağdat'taki merkezî hükümetin diktatörlüğe doğru yol alması durumunda Irak'tan kopacakları tehdidinde bulunmuş, bu senaryonun önüne geçmek için tüm siyasî partilerin anayasaya bağlı kalması gerektiğini, aksi takdirde ülkenin üçe bölüneceğini söylemişti.
Kürt politikacı Sarbast Pamerni, başlangıçta 27 Eylül'de yapılması öngörülen, ancak süresiz ertelenen bölgesel meclis seçimlerinin tüm Irak için belirleyici olacağını belirtiyor. Pamerni, “Kürt bölgesindeki siyasî dönüşüm tüm Irak üzerinde etkili. Kürt bölgesindeki seçimlerin ardından yeni bir siyasî ortam doğacak. Ve bu ortam Irak’ın tüm geleceğini belirleyecek" diyor.
BM toplandı, ÖSO Şam'a yüklendi - Radikal

ABD ’nin New York kentinde düzenlenen BM Genel Kurulu toplantılarında Fransa ve Katar Suriye ’ye müdahale çağrısı yaparken, Suriye’nin başkenti Şam dün yine bombalı saldırılarla sarsıldı. Şam’da Genelkurmay Başkanlığı yakınında biri araca, diğeri binanın hemen yanına yerleştirilen bombaların infilak etmesi sonucu yangın çıktı. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) saldırının sorumluluğunu üstlenirken, çok sayıda askeri yetkilinin öldüğünü öne sürdü. Askeri bir yetkili saldırıda binayı koruyan askerlerden dördünün öldüğünü, aralarında sivillerin de bulunduğu 14 kişinin yaralandığını kaydetti. Enformasyon Bakanı Ümran Zuabi “Bir terörist eylemi oldu. Önemli bir yerde, bu doğru. Ama onlar istediklerini elde edemedi” dedi.

Patlama sonrası çatışma
Görgü tanıkları Genelkurmay binasında ve çevredeki binalarda ağır hasar meydana geldiğini kaydetti. Muhalifler de yanan binanın görüntülerini ve fotoğraflarını internette paylaştı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ise, patlama sonrası bölgede muhalifler ve ordu arasında şiddetli çatışmalar çıktığını, iki taraftan da ölenler olduğunu bildirdi. Ay başında aynı bölgede düzenlenen saldırıda, iki asker yaralanmıştı.

Press TV Türkiye ’yi suçladı
İngilizce yayın yapan İran televizyonu Press TV, dün Şam’da muhabirleri Maya Nasır’ın muhalifler tarafından öldürüldüğünü duyurdu. Arapça yayın yapan El Alem televizyonunun Şam’daki büro şefi Hüseyin Murteza’nın da yaralandığı belirtildi. İki gazetecinin Genelkurmay’a yönelik saldırıyı haberleştirdikleri sırada keskin nişancıların saldırısına uğradığını duyuran Press TV Haber Müdürü Hamit Rıza İmadi, “Maya’nın ölümünden muhaliflere silah ve militan sağlayan Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ı sorumlu tutuyoruz” dedi. Katar Emiri Şeyh Hamad bin Halife el Sani, önceki gün BM Genel Kurulu toplantısında yaptığı konuşmada Arap ülkelerine Suriye’ye askeri müdahalede çağrısı yaptı. BM Güvenlik Konseyi’nin etkili bir tavır geliştiremediğini söyleyen El Sani, “Arap ülkeleri Suriye’de katliamı durdurmak üzere ulusal, insani ve askeri görevlerini yerine getirmeli” dedi. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ise BM’nin acilen Suriye’de muhaliflerin kontrolündeki ‘kurtarılmış bölgelere’ yardım etmesi gerektiğini belirtti. Hollande, Suriye rejimini destekleyen İran’ın uluslararası yükümlülüklere uymayarak bölgede istikarı tehdit ettiğini söyleyerek, buna daha fazla izin vermeyeceklerini ifade etti. Öte yandan ABD’nin Suriye özel temsilcisi Fred Hof görevi bıraktı. Dışişleri’nden üst düzey bir yetkili, Hof’un ailesine daha fazla zaman ayırmak amacıyla emekli olacağını kaydetti. (ŞAM-NEW YORK / AP- REUTERS -SANA)

‘MİT’in yardımıyla Suriye’ye silah akıyor’
Suriye’nin Halep kentine giden Guardian muhabiri Geyt Abdülehad, Suudi Arabistan’dan İstanbul ’da Lübnanlı bir işadamına gönderilen fonlarla ve Türkiye istihbaratıyla koordinasyon içinde Suriyeli muhaliflere silah yardımı yapıldığını öne sürdü. Halep’teki muhalif komutanlardan Ebu Muhammed, bir kamyon dolusu silah ve cephanenin Türkiye’den kamyonlarla Suriye’ye gönderildiğini iddia etti. Türkiye sınırına yakın bir bölgede üs olarak kullanılan bir villa önüne park etmiş bir kamyonda silah ve cephanelerin üzerinin mobilyalarla örtülü olduğu belirtildi. Teslimatı alan bir muhalif Hatay ’da buluştuğu 2 Amerikalının muhalifler askeri konseyde birleşmedikçe kendilerine gelişmiş silah vermeyeceklerini söylediğini aktardı. Muhalif komutan Ebu Hüseyin de para yardımı için Türkiye’ye gittiğini belirtip ekledi: “Orası çürümüş. Herkes seni satın alabilmek için para ödemeye gönüllü. Müslüman Kardeşler, (ÖSO lideri) Riyad el Esad. Onlar çürümüş. Bizimle oynuyorlar. Orada üç hafta bekledim, hiçbir şey gelmedi.” {HALEP/GUARDIAN}

‘Türkiye ÖSO’yu kovdu’
Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) üst düzey komutanlarından Albay Ahmed Hicazi, Türkiye’nin ÖSO’yu topraklarından kovduğunu iddia etti. İran’ın yarı resmi Fars Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Arabi Press isimli haber sitesine konuşan Hicazi, Ankara ’nın ÖSO’ya Türk topraklarını terk etme ve kumanda merkezini Suriye’ye taşıması için belli bir süre verdiğini söyledi. Hicazi ÖSO’nun merkezinin Türkiye’den Suriye topraklarına taşınmasının bir diğer sebebinin de isyancı gruplar arasında daha fazla bölünme yaşanmasını önlemek olduğunu belirtti. ÖSO komutanlarından Tuğgeneral Mustafa el Şeyh, hafta sonunda komuta merkezini Suriye’ye taşıdıklarını söylemişti.

Suriyeli muhalifleri güçlendirme mutabakatı - Milliyet

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton BM 67. Genel Kurulu sırasında New York’ta Waldorf Astoria Oteli’nde ikili bir görüşme yaptı. Heyetlerarası görüşme yaklaşık 1 saat sürdü. Kaynaklar, görüşmede ağırlıklı olarak Suriye konusunu ele alındığını, bunun yanı sıra Hz. Muhammed’e hakaret içeren film, NATO, Irak ve Türkiye-İsrail ilişkilerinin konuşulduğunu belirtti. Davutoğlu-Clinton görüşmesinde, Suriye muhalefetinin nasıl daha güçlendirileceği hususunda görüş alışverişinde bulunuldu, uluslararası camianın daha aktif olması gerektiği yönünde mutabakat sağlandı.
 

Bağdat'tan yeni tehdit: İnşallah Türk uçaklarını vuracağız – Radikal
 
Irak yönetiminin, ABD ve Rusya ’dan silah almaya çalışırken ‘hava savunma sistemi olmadığı için Türkiye ’nin sınır ötesi harekâtlarına engel olamadıkları’ argümanını kullanması dikkat çekti. Ankara -Bağdat hattında tansiyonun yükseldiği bir dönemde Irak Meclisi Güvenlik Komitesi Başkan Yardımcısı İskender Vitvit, Türkiye’nin Kandil ’deki PKK hedeflerini bombalarken Irak hava sahasını ihlal etmesini eleştirdi. New York Times, Irak’ın ABD’den savaş uçağı ve Rusya’dan hava savunma sistemi alma çabalarını haberleştirirken Vit vit’in şu sözlerine yer verdi: “Türkiye’nin Irak topraklarında PKK’yı hedef aldığı saldırılara karşı ordumuz hazırlık yapacak. Allah’ın izniyle bu uçakları düşürmek için Irak’ı silahlandıracağız.” ABD ordusunun Irak’la ilişkilerden sorumlu yetkilisi Tuğgeneral Robert L. Caslen Jr. ise “Irak, hava sahasını kontrol edecek güçte olmadığını kabul ediyor ve bu konuda çok hassas. Türk jetleri Kürt hedeflerini vurmak için Irak hava sahasına her girdiğinde bunu görüyorlar ve bu durum güçlerine gidiyor” dedi.

İran ’da 2 bin km menzilli insansız uçak Devrim Muhafızları’nın emrinde
Amerikan insansız uçağını yazılım marifetiyle ele geçirerek dünyayı şaşırtan İran, ‘Şahit 129’ adlı ‘yerli yapım’ hava aracıyla caka sattı. Devrim Muhafızları’nın verdiği bilgilere göre Şahit 129’un menzili 2 bin kilometreyi buluyor. Bu menzil, Ortadoğu ülkelerinin önemli kısmını kapsıyor. Bomba ve füze taşıyabilen hava aracı, keşif ve muharebe görevlerinde kullanılacak. İran geçen yıl elektronik yöntemlerle yekpare bir şekilde yere indirdiği Amerikan insansız hava aracını basına göstermişti. ABD ise ‘RQ-170 Sentinel’in arıza nedeniyle düştüğünü öne sürmüştü. Ancak aracın zarar görmemiş olması İran’ın iddiasını güçlendirmişti. Devrim Muhafızları’nın havacılık programı şefi Emir Hacızade, ABD aracını kopyalayacaklarını söylemişti. ‘Şahit 129’un bunun ürünü olup olmadığı bilinmiyor.

Putin: BM’nin göz ardı edilip güç kullanılması kabul edilemez – Rusyanın Sesi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Çarşamba günü, BM Tüzüğünü göz ardı ederek güç kullanımının kabul edilemeyeceğini açıkladı.
Yabancı büyükelçilerin itimatname sunma töreninde Putin, bunun her şeyden önce Yakın Doğu ve Kuzey Afrika’daki hassas bölgeleri ilgilendirdiğinin altını çizdi. Rusya liderine göre, uluslararası hukukun dışına çıkarak hareket etme girişimi ve özellikle BM Tüzüğünü göz ardı ederek güç kullanma fikri istikrarı bozmaya ve kaosa zemin hazırlar.
Başkan Putin bundan çıkış yolunu, uluslararası toplumun krizlerin barışçıl, siyasi-diplomatik yollarla çözümünü hedefleyen işbirliği eylemlerinde görüyor. Putin’in ifadelerine göre, savaş taraftarlarını silahlı mücadeleyi bırakmaları için ikna etmek gerekiyor.
Rusya Başkanı Vladimir Putin halkların dini duygularına saygı göstererek Suriye, Libya ve diğer ülkelerdeki katı aşırıcılığı püskürtme çağrısında bulundu.
Türk ve ABD Dışişleri Bakanları New York'ta Bir Araya Geldi – Amerikanın Sesi
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Birleşmiş Milletler 67’inci Genel Kurul toplantıları sırasında New York’ta ikili görüşmeler için bir araya geldi.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre Suriye, Irak,  NATO, Türkiye-İsrail ilişkileri ve Hazreti Muhammed’le alay eden film, görüşmede başlıca ele alınan konular oldu.

Ağırlıklı olarak Suriye’nin ele alındığı görüşmede Davutoğlu, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların durumu hakkında Hillary Clinton’a bilgi verdi. New York’taki Waldorf Astoria Oteli’nde bir saate yakın süren görüşmede iki bakanın, uluslararası toplumun Suriye krizinin çözümünde daha aktif tavır alması konusunda görüş birliği içinde olduğu belirtildi.

Clinton’ın Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleştirilmesi yönünde Washington’un görüşünü dile getirdiği, buna karşılık Davutoğlu’nun da İsrail’den beklenen şartların yeniden altını çizdiği kaydedildi.

Clinton ayrıca Hazreti Muhammed’le alay eden film yüzünden Müslüman ülkelerde Amerikan diplomatik temsilciliklerine düzenlenen saldırılarla ilgili olarak, Türk hükümetinin yaptığı açıklamalara dikkat çekti, bu konuda net tavır sergilediği için Ankara’ya teşekkür etti.

Görüşmede Türkiye-Irak ilişkilerine de değinildi. Davutoğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak Başbakanı Nuri el Maliki’yi Adalet ve Kalkınma Partisi Kongresi’ne davet ettiğini hatırlattı.
 
İktisat Krizde –DW

Finans ve borç krizi zamanda iktisat ilminin de krizde olduğunu ortaya çıkardı. İktisadın geliştirdiği modeller realiteleri yansıtmaya ve doğru analizler yapmaya yetmiyor.

Finans ve borç krizine nasıl çözüm bulunabilir? Yunanistan Euro Bölgesi’nden ayrılmalı mı? Enflasyon patlayıp, paramızı pula mı çevirecek? İktisat uzmanlarının görüş ve analizleri hiç günümüzdeki kadar aranır olmamıştı. Ama onların ortaya attığı tezler de yoğun bir şekilde eleştirilir oldu. Serbest piyasanın kendi kendini sağlığa kavuşturabileceğine artık kimse inanmıyor. İktisatçıların, bitmek bilmeyen kriz senaryoları karşısındaki çaresizlikleri camia bünyesinde de hararetli tartışmalara yol açıyor.

Hamburg’daki Dünya Ekonomi Enstitüsü adlı araştırma merkezinin direktörü Thomas Straubhaar, iktisat ilminin temel kurallarının bile tartışılması gerektiğini şöyle anlatıyor: “Düşündüklerimden çıkarabileceğim en önemli mesaj belki de şudur: İktisat ilminde, fizikteki gibi kolayca tatbik edilip, sonucu önceden kestirilebilen mutlak geçerli kurallar yoktur. Bu nedenle, son derece karmaşık problemlere standart reçeteler sunmaya kalkışmamalıyız. Örneğin, Yunanistan Euro’yu bıraksa, ortak para bölgesinde her şey düzelir, diyemeyiz.”

İktisadın sınırları
Profesör Straubhaar, iktisat ilminin, hangi karar süreçlerinde farklı davranış biçimlerinin ne gibi etkileri olabileceği, avantaj ve dezavantajlarının hangileri olduğu, kaça çıkacağı ve ne kadar yarar sağlayabileceği hususlarında yol gösterici olabileceğini belirtiyor. Özetle, analizlere evet. Ancak analizi yapılan olguların değerlendirilmesinde iktisatçılık, sınırlarını zorlamış oluyor.

Straubhaar, ekonomistin, hangi davranışın ne sonuç doğuracağını kabaca söyleyebileceğini ama değerlendirme aşamasında hemen ideolojik kulvara girildiğini belirtiyor ve ekliyor: “Objektif, bilimsel tutarlılığı olan ve genel geçerli sayılabilecek analiz sonuçlarına varılamıyor.”

Enstitü direktörü Straubhaar meslektaşlarına, karmaşık konulara çözüm önermede aceleci olmamalarını, halihazırdaki gergin ortamda Euro’nun nasıl kurtarılabileceğine dair kesin formüller üretmemelerini tavsiye ediyor. Ona göre iktisatçının görevi, belli problemler karşısında hangi tercihlerin yapılabileceğini gösterip siyasi otoriteye karar aşamasında yardım etmek olmalı.

Ekonomistler ve kriz
Aynı zamanda yazarlık ve fon yöneticiliği de yapan Profesör Max Otte, klasik iktisadi modellerden öteye geçemeyenleri daha sert eleştiriyor. 2006 yılında küresel finans krizini doğru tahmin eden Otte, akademik bilgilerin krizin çözümüne katkı sağlamayacağı görüşünde. Otte şu iddiayı ortaya atıyor: “Şu anda kafa karıştırmaktan başka bir işe yaramıyorlar. Krizin yaklaştığını göremedikleri gibi şimdi de çelişkili tahmin ve çözüm önerileriyle boy gösteriyorlar. Bu bakımdan iktisatçılık, krizleri azdırmak ve arttırmaktan öteye geçmiyor.”

Max Otte, modern iktisadın güncel kriz senaryolarını açıklayıp tarif etmeye yetmediğini savunanların başında geliyor. Farklı kişilerin farklı ortamlarda nasıl davranacaklarının hesaplanması mümkün değil. Önyargı ve duyguların davranışlar üzerindeki etkisi çok daha önem kazanıyor. Bu nedenle, iktisadın, sosyoloji, felsefe, tarih ve hatta biyoloji bilimleriyle bütünlenmesini talep edenler artıyor.

Serbest piyasa yetmiyor
Yeni bir bilim dalı olan ‘Davranış İktisadı’na’ henüz gereken önem verilmiyor.
Max Otte, iktisat ilminin kendini yenileyebileceğine ve uzmanların borç krizinin değerlendirirken yaptıkları hatalardan ders alacaklarına inanmıyor. Otte’nin iktisat krizine koyduğu teşhis şöyle: “Prensip olarak, iktisat ilminin yapısında hataların bulunduğunu kabul edilmesi gerekir. Önce insanın ve sosyal süreçlerin söz konusu olduğu unutulmamalı. Dengesizliklerin ve güç dağılımının önemi hep göz önünde bulundurulmalı. İktisatçılar hâlâ piyasanın bütün çarpıklıları tamir edebileceği ön koşuluna uygun çalışıyorlar. Ama onların kafasındaki ‘piyasa’ yok ki. Son derece farklı işleyen çok sayıda piyasa var. Analizlerde bu noktadan yola çıkılmalı. Ne yazık ki henüz bu yönde gelişme olduğunu söyleyemeyiz.”
 
Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.