19 Eylül 2012 Basın Bültenleri
Basın Bültenleri / 19 Eylül 2012 Çarşamba Saat 07:58
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Pêkanînên tecrida li ser Reberê PKK'ê Abdullah Ocalan salek û mehek zedêtirê didome.

Keştiya diçe Îmraliyê 418 rojin xerabe ye  - Dîha

Parezêrên Reberê PKK'ê Abdullah Ocalan ji bo bi miwekîlên xwe re hevdîtina hefteyî ya asayî ku ji 27'ê Tîrmeha 2011'an pêk neanîne pêk bînin, serî li Dozgeriya Komare ya Bursayê da. Lê dîsa dozgeriyê bi hinceta "keştî xerabe ye" destûr nedan parêzer biçin Îmraliyê.

Pêkanînên tecrida li ser Reberê PKK'ê Abdullah Ocalan salek û mehek zedêtirê didome. Ji parezêrên Ocalan Mazlum Dînç, Rêzan Sarica û Huseyîn Bogatekin ji bo bi miwekîlê xwe Ocalan re hevdîtina heftane pêk bînê serî li Dozgeriya Komare ya Bursayê da. Lê dîsa dozgeriyê bi hinceta "keştî xerabe ye" destûr nedan parêzer biçin Îmraliyê.

Serledanên parezêrên Reberê PKK'ê Abdullah Ocalan ji 27 Tîrmehê 2011'an heta niha bi hincetên "keştî xerabe ye", "muxalefeta hewayê" û "evraqên keştiyê kemin" tên ret kirin.


Di dadê de bêdadiya molotofê! - Dîha

Li bajarên herêmê ciwanên kurd ji ber molotfan bi dehan sal cezayê girtîgehê digirin lê 12'emîn Dadgeha Cezayên Giran a Enqere ji ulkucuyên molotof avêtin avahiya BDP'ê ya Enqere ji her yekî re salek û 8 meh cezayê girtîgehê birî û îmza avête bin skandalekê.

Rûniştina 19 bersûçên di nav de Alîkarê Serokê Giştî yê Ocaxên Ulkucuyan ê berê Şahap Gursoy jî di nav de ya li hemberî avahiya BDP'ê ya Enqere molotof bikar anîn li 12'emîn Dadeha Cezayên Giran a Enqere berdewam kir. Bersûcên girtî Kenan Berkay Şîpal, Erhan Bayram, Çagdaş Ozan Guneş, Saît Koparan, Azîz Mencet û Îmran Koyuncu û parêzer tevlî rûniştinê bûn. Dozgerê Komarê Mehmet Ozgur, mutaleya xwe ya berê dubare kir. Di rûniştinê de ji bersûcan re gotinên dawî hate xwestin û girtiyan daxwaza bereta xwe kirin. Serokê Dadgehê Suleyman Înce jî diyar kir ku dawî li darizandinê anî û biryar aşkera kir. Dadgehê ji bersûc Şahap Gursoy, Kenan Berkay Şîpal û Çagdaş Ozan Guneş re bi îdîaya "bi armanca sûc bikin rêxistin ava kir û rêve bibin", ji Resul Gokhan Koruç, Saît Koparan, Omer Bumîn Alanyalioglu, Sedat Eşkîn, Tuncay Turkan, Erhan Bayram, Halîl Bakîbaba, Îmran Koyuncu, Nurullah Coşgun, Ugur Çavdar, Azîz Mencet, Fatîh Kose, Ugur Kutlu, Huseyîn Çaliş, Tansel Uzunoz û Îlhan Bozkurt re jî bi îdîaya "endamên rêxistina bi armanca sûc bikin hate avakirin" biryara berata wan hate dayîn.

Dadgehê ji sûcdar Nurullah Coşgun, Azîz Mencet û Îmran Koyuncu re bi sûçdariya "zirar dan avahiya partiya siyasî û amûrên wê" 2 sal ceza dan û pişt re ev ceza daxist salek û 8 meh. Dadgehê ji suçdar Nurullah Coşgun, Sedat Eşkîn û Kenan Berkay Şîpal re jî bi sûcdariya "Çeka bi rêxset peyda kirin" ji her yekî re 10 meh cezayê girtîgehê û cezayê pere da. Dadgehê ji Erhan Bayram re bi sûcdariya "Guleyên bê ruxset peyda kirin" mehek û 20 roj cezayê girtîgehê û 500 TL. cezayê pere da.

Dadgeha bilind molotof weke çek hesibandibû

4'emîn Dadgeha Cezayên Giran a Wanê ji 2 kesên bi 4 molotofan re di 9'ê mijdara 2010'an de hatin girtin bi sûcdariya "Ji rêxistinê re çek peyda kirin" 12 sal û 6 meh cezayê girtîgehê dabû û Dadegeha Bilind jî ev ceza erê kiribû. Piştî vê biryarê molotof weke çek hatibû hesibandin.


Brauns: Devletin halka nasıl davrandığına Şırnak’ta tanık oldum - Diha

Alman Gazeteci ve Sosyalist Parti Danışmanı Nicolaus Brauns, bölgede yaşanan çatışmalar ve Kürt halkı üzerindeki baskıları gözlemlemek amacıyla geldiği Şırnak'ta gözaltına alındı. Brauns, gözaltına alınmasının tek nedeninin "Doğruları ortaya çıkarmak" olduğunu kaydederek, "Türkiye devletinin anadilde eğitim isteyen bir halka nasıl davrandığına bugün Şırnak'ta tanık oldum. Polis halka ve çocuklara saldırıyordu" diye konuştu

Almanya'dan gelen Genç Dünya Gazetesi'nde gazetecilik yapan ve aynı zamanda Alman Sosyalist Partisi Danışmanı Nicolaus Brauns, bölgede yaşanan çatışmalar ve Kürt halkı üzerindeki baskıları gözlemlemek için Şırnak'a geldi. Brauns, BDP Şırnak İl Örgütü tarafından 17 Eylül'de düzenlenen ‘4+4+4’ eğitim sistemi protestosu sırasında polisler tarafından gözaltına alındı. Daha sonra serbest bırakılan Brauns, gözaltına alınmasının tek nedeninin "Doğruları ortaya çıkarmak” istemesinin olduğunu belirterek, "Hiç kimse benim yapacağım haberlere engel olamaz. Türkiye'deki tek taraflı baskıya tanık olmak için Kürdistan bölgesine geldim. Kürtlere yapılan asimilasyona karşı başkaldırı ve mücadeleyi kendi gözlerimle görmek için geldim. Almanya'daki sol partilerin temsilcisi olarak burada bulunuyorum. Çünkü Almanya'daki Sosyalist milletvekilleri Kürdistan ve Kürt sorunu ile ilgileniyorlar. Türkiye devletinin anadilde eğitim isteyen bir halka nasıl davrandığına bugün Şırnak'ta tanık oldum. Polis halka ve çocuklara saldırıyordu" diye konuştu.

'Baskılar AKP Hükümeti’nin samimiyetinin göstergesidir'

Brauns, birkaç gün önce Almanya'nın en büyük gazetelerinde Kürtçe dil ve anadilin serbest olduğunun yazıldığını aktararak, şunları ifade etti: "X, Q, W harflerinin artık kullanıldığı yazıldı. Ama Şırnak'ta yapılan 4+4+4 eğitim sistemini protesto etmek isteyen halka devlet güçleri hiç çekinmeden müdahale etti. X, Q, W, harflerinin yasak olmasını kınayan çocuklara gaz bombası sıkıldı. Bu baskılar AKP Hükümeti’nin Kürt halkının taleplerine olan samimiyetinin örnekleridir."

‘Bu çok ahlaksızca bir davranıştır’

Brauns, Sol parti temsilcileri ile birlikte bölgedeki sorunları ve çocuklara karşı gaz bombalarının kullanılmasını Alman meclisine taşıyacaklarını dile getirdi. Olayda polisler tarafından gözaltına alındığını belirten Brauns, yaşadıklarına ilişkin şunları aktardı: "Polis çekim yapmama izin vermedi, çektiğim fotoğrafları sildi. Bu çok ahlaksızca bir davranıştır. Devlet basın haklarını ayaklar altına aldı. Böylesi bir muameleyi hiç hoş karşılamıyoruz. Hiçbir yerde böyle bir muameleye maruz kalmadık" diye konuştu. Türkiye'de birçok gazetecinin cezaevlerinde olduğunu belirten Brauns, "Bu durumu kınıyorum. Almanya'da da basına yönelik baskı var ancak Türkiye'deki kadar değil."

'Beni Kürt hareketini desteklemekle suçluyorlar'

Alman polislerinin yürüyüşlerde sık sık halka saldırıda bulunduğunu ifade eden Brauns, "Bu saldırıyı çekmek istediğimizde polis basına müdahalede bulunuyor. Almanya'da polisler evime defalarca baskın düzenledi. Fotoğraf makineme ve bilgisayarıma el koydu. Beni Kürt hareketini desteklemekle ve anti-faşist aktivitelerde yer almakla suçluyorlar. Gazetemizin çektiği en büyük zorlukları, faşist ve demokrat olmayan insanlar hakkında yaptığımız haberlerden dolayı yaşıyoruz. Gazete hiçbir partiye üye değil, halkın desteğiyle ayakta kalıyor. Açılan davalardan dolayı ekonomik sıkıntılar yaşıyoruz" dedi.

'DİHA gerçeklerden taviz vermeyen tek ajanstır'

Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabirlerinin tutuklanması ile ilgili düşüncelerini de aktaran Brauns, şunları ifade etti: "Türk devleti çok kirli bir savaş yürütüyor. Basının bu kirli savaşı Avrupa'ya duyurmasını önlemek istiyor. Bu nedenle de DİHA muhabirlerini tutukluyor ve yayın yapmasına izin vermiyor. Gerçekleri yazma cesaretini DİHA muhabirleri gösteriyor. Kadın, çocuk ve anadilde eğitim gibi sorunları dile getiriyor. Avrupa'da Türkiye'de demokratik haklar varmış gibi gösteriliyor. Ancak DİHA aracılığıyla Avrupa'daki insanlar gerçekleri öğreniyor. Ben çalıştığım gazete için DİHA'dan haber aktarıyorum. Çünkü Türkiye'de gerçeklerden taviz vermeyen bir tek ajanstır."


'KCK' tutuklamaları aileleri mağdur ediyor - Diha

Dicle İlçesi'nde tutuklanan BDP Yöneticisi Zülfiye Kişmir’in arkasında bıraktığı biri engelli 3 çocuğu ile eşi zor günler yaşıyor. "Annem, ne kimseyi öldürmüş ne de hırsızlık yapmış" diyen Kişmir'in çocukları, annelerinin serbest bırakılmasını istiyor.

"KCK" adı altında Kürt siyasetçilerinin tutuklanması ile aileler de mağdur ediliyor. Tutuklananların yakınları zor günler yaşarken, tutuklamalara da tepki gösteriyor. “KCK” operasyonları kapsamında mağdur edilen ailelerden biri de Diyarbakır'ın Dicle İlçesi'nde ikamet eden Kişmir ailesi. Geçtiğimiz Temmuz ayında "KCK" adı altında Dicle’de düzenlenen operasyonda aralarında Dicle Belediye Başkanı Mustafa Uyguner ile BDP Dicle İlçe Yöneticisi Zülfiye Kişmir’in de bulunduğu çok sayıda BDP’li tutuklanmıştı. Üç çocuk annesi olan Kişmir'in epilepsi hastası 10 yaşındaki oğlu Ali Emirhan, kızları Melike (18) ve Rozerin (14) ile eşi Çetin Kişmir zor günler yaşıyor. Çetin Kişmir, eşinin tutuklanmasının ardından Dicle'ye gelerek, çocuklarının yanında olmak zorunda olduğu için çalışamıyor.

'Bu çocukların annelerine ihtiyaçları var'

Eşinin 2004 yılında BDP'de çalışmaya başladığını ve daha sonraki dönemlerde bir kez tutuklandığını belirten Çetin Kişmir, eşinin iki aya yakın bir süredir tutuklu olduğunu ve aile olarak çok zor durumda olduğunu belirtti. Üç çocuklarının olduğunu ve çocuklardan en küçüğünün engelli olduğunu ifade eden Kişmir, "Bu çocuğu görüyorsunuz özürlüdür, anneye ihtiyacı var. Bir doktor getirsinler eğer bu çocuğun anneye ihtiyacı yoksa o zaman ne gerekiyorsa yaparız" dedi. Eşinin herhangi bir suçu olmamasına rağmen içerde tutulduğunu belirten Kişmir, çocuklarının mağdur olduğunu ifade etti. İki büyük çocuğunun lise öğrencisi olduğunu ve yaşadıkları sıkıntılardan kaynaklı çocuklarını okuldan alabileceğini dile getiren Kişmir, şunları söyledi: "Şimdi bir yandan ‘eğitime destek verin’ diyorlar da diğer taraftan da bizim durum ortada. Bu çocuğa bakacak birinin olması lazım. Ben şuan işimi bıraktım. İki aydır hem maddi hem manevi sorunlar yaşıyorum. Kiramız gelmiş, elektrik borcumuz gelmiş. Bunların hepsi sorun. Buralarda iş olmadığı için ben gurbette çalışıyorum. Durum böyle, perişan durumdayım."

'Adalet istiyoruz'

Eşinin BDP'ye üye olmasının “suç” olarak gösterildiğini aktaran Kişmir, "Eşimin partiye gitmesi suçsa Ankara' dan BDP'yi kapatsınlar. Bu şekilde olmaz. Bu coğrafyadan yaşanan herkes, bugün benim yaşadığım sorunları yaşıyor. Birçok kişi var benim gibi. Ben elimden gelen her şeyi yapacağım en sonunda gerekirse bir tane kızımı okuldan alacağım, engeli kardeşine bakması için. Başka bir çaremiz yok" dedi. Cezaevi görüşüne gittikleri zaman eşinin kendilerine üzüntüsünü yansıtmadığını aktaran Kişmir, "Onun da morali iyi değil. Yüzde 99 özürlü bir çocuğumuzu düşününce cezaevinde bin türlü şey geliyor insanın aklına" diye konuştu. Engelli çocuklarının sık sık görüşe gidemediğini belirten Kişmir, yaşadıkları zor durumdan kurtulmak için adaletin bir an önce sağlanması gerektiğini ifade etti.

'Annem ne kimseyi öldürmüş ne de hırsızlık yapmış'

Engelli bir kardeşlerinin olduğunu belirten ailenin büyük çocuğu Melike Kişmir ise, kardeşlerinin annelerinin bakımına muhtaç olduğunu ve okula gittikleri için kardeşleri ile ilgilenemediklerini ifade etti. Okulda bulundukları zaman engelli kardeşleri ile babalarının ilgilendiğini söyleyen Kişmir, "Babam da bakmakta zorlanıyor. Çünkü onun bakımı çok zor. Onunla en iyi anlaşan annemdi. Annem her şeyinden anlardı. Biz saat 15.00 kadar okuldayız. Ben, bu sene lise son olduğu için sınava gireceğim. Hem Aliş hem sınav nasıl yapacağız bilmiyoruz. Annem yanımızda olsaydı daha iyi olurdu daha farklı olurdu. Annem, ne kimseyi öldürmüş ne de hırsızlık yapmış ne de adli bir suç işlemiş, sadece kendi davasında yürümüş, hiçbir şey yapmadan alıp götürdüler annemi" diye konuştu. Görüşe gittikleri zaman annesinin kendilerine iyi olduğunu söylediğini, ancak iyi olmadığını belirten Kişmir, annesinin cezaevinde zaman zaman hastaneye kaldırıldığını ifade etti.


Li Şemizînan û Dêrsimê operasyon – Yeni  Özgür Politika 

Di çalakiya li ser rêya Çewlik û Mûşê de herî kêm 8 leşker hatin kuştin û 63 leşker jî birîndar bûn. Operasyonên artêşa Tirk ên li herêma Colemêrgê û Dêrsimê jî berdewam dikin.

Operasyona artêşa Tirk ji 9’ê Îlonê ve daye destpêkirin berdewam dike. Her wiha, operaysonên li navçeyên Pulur û Pulumur ên Dêrsimê berdewam dikin û duh jî operasyonek nû hate destpêkirin. Her wiha gerîlayan li Dêrsim û Mêrdînê jî rê kontrol kir. Navenda Çapemenî-Ragihandina HPG’ê der barê operasyon û çalakiyên gerîlayên HPG’ê yên li seranserê Bakûrê Kurdistanê de agahî da.

Li dijî lûleya petrolê çalakî
Di daxuyaniyê de hat gotin; “Di 16'ê Îlonê de li navbera Erzingan û navçeya wê Kamahe li derdora herêma Beşîkliyê li dijî îstasyoneke wanaya xeta lûleyên petrolê lê ye ji aliyê gerîlayên me ve çalakiyek hatiye lidarxistin. Di encama çalakiyê de di xeta lûleyan de zirara maddî çêbûye.”

Li Dêrsimê operasyon
Navenda Çapemenî-Ragihandina HPG’ê diyar kir ku di 17'ê Îlonê de di navbera saet 17.30-20.00'an de li navbera Dersim û navçeya wê Pulurê li nêzî Pira Vengê ji aliyê gerîlayan ve rê hatiye kontrolkirin û got; “Di wesayitên hatine rawestandin de nasname hatine kontrokirin û gel di derbarê pêvajoyê de hatiye agahdarkirin.”
HPG’ê da zanîn ku di 17'ê Îlonê de li navbera Dersimê û navçeya Pulemûrê li dijî herêmên Ûzûntarla, Pagalê û pira Kortanê ji aliyê artêşa “dagirker” a tirk operasyonek hatiye lidarxistin û got; “Operasyona li herêmê hîn jî berdewam dike” û ev agahî da:
“Di 17'ê îlonê de di saet 10.00'an de li naveçaya Pulura Dersimê li dijî herêmên Yaylagunu, Şoşveng û Gayretbabayê ji aliyê artêşa dagirker a tirk operasyonek hatiye ldiarxistin. Operasyona li herêmê hîn jÎ berdewam dike”

5 kes serbest hatin berdan
Navenda Çapemenî-Ragihandina HPG’ê der barê çalakiya kontrola rê ya gerîlayan a li Mêrdînê de jî got; “. Di 17'ê Îlonê de di navbera saet 18.30-19.30'an de li Mêrdînê li li herêma Dêvana di navbera navçeyên Midyad û Kerboranê de ye ji aliyê gerîlayên me ve rê hatiye kontrolkirin. Di 70 wesayitên hatine rawestandin de nasname hatine kontrokirin û gel di derbarê pêvajoyê de hatiye agahdarkirin. Herweha 2 mamoste û 3 karkerên bendavê hatine binçavkirin û ji ber neberdewamkirina karên dikin û li ser xwesteka gel ev 5 kes serbest hatine berdan.”
Di berdewama daxuyaniyê de hat diyarkirin ku di 17'ê Îlonê de di navbera saet 11.00-12.00'an de li navçeya Şemzînana Colemergê li dijî quntarê Gostê ji aliyê artêşa “dagirker” a tirk bi balefirên şer êrîşeke hewayî hatiye lidarxistin û der barê şer û pevçûnên li Şemizînanê de jî ev agahî hatin dayîn; “Herweha di heman rojê di tevahiya rojê li dijî herêmên Neqeba Gostê, Neqeba Nîrkola, Navserên Ewliyayê bi hewan û obusan hatiye bombekirin.

Gerîlayan rê kontrol kir
Di 17'ê Îlonê de di navbera saet 09.00-18.00'an de li Colemergê li navbera navçeya Gever û Gerdiyayê li herêma Geliyê Doskiyê jia aliyê gerîlayên me ve rê hatiye kontrolkirin. Di wesayitên hatine rawestandin de nasname hatine kontrokirin û gel di derbarê pêvajoyê de hatiye agahdarkirin.
Di 9'ê îlonê de ji aliyê artêşa dagirker a tirk li navçeya Şemzînana Colemergê li dijî herêma Sênalayê operaysonek hatibû lidarxistin. Di 17'ê Îlonê de di navbera saet 13.00-18.00'an de bi helîkopterên skorskyan li herêmên Geliyê Nehrê, Kerkît, Gundê Bêntor û Girê Sênalayê leşker daxistine û operasyon berfireh kirine. Operasyona li herêmê hîn jî berdewam dike.”


Yargı gereğini yaptı – Yeni Özgür Politika

Türk Başbakan Erdoğan'ın talimatının ardından harekete geçen Türk yargısı, BDP'lilere ceza vermeye başladı. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'e 8 yıl 9 ay hapis cezası verdi ve Türkiye dışına çıkmasını yasakladı.

BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'e 'PKK üyesi olduğu' iddiasıyla 8 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Karara tepki gösteren Tuncel, "Devlet düşman hukuku uyguluyor” dedi.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, BDP Milletvekili Sebahat Tuncel hakkında 'PKK üyesi olduğu' iddiasıyla 8 yıl 9 ay hapis cezası verdi. Mahkeme ayrıca Tuncel’e yurtdışına çıkış yasağı getirdi. Tuncel, bu davada tutuklu olarak yargılanırken 2007 yılında milletvekili seçilmiş ve cezaevinden tahliye olmuştu. Karar, Yargıtay tarafından onaylanırsa, Meclis'e gönderilecek. Böylece Tuncel'in mileltvekilliğinin düşürülmesi gündeme gelebilecek.
 
Talimat Erdoğan'dan
Karara tepki gösteren Tuncel, "Siyasi bir karardır. Devlet düşman hukuku uyguluyor" dedi. Tuncel, kararın 5 yıldır bekletildiğini ancak Türk Başbakan Recep T. Erdoğan'ın "yargıyla görüştük gereğini yapacaklar" sözünden sonra acele bir şekilde karar verildiğine dikkat çekti. Milletvekili Tuncel "Başbakan 'yargıya talimat verdik' dedi, yargı da gereğini yapmış. Kendi hukuki kurallarını bile zorlayarak karar aldılar. 8 bini aşkın arkadaşımız zaten cezaevindedir. Dışarıda olanlara da bu tür baskı uyguluyorlar. Bizim açımızdan mücadele sürecek. Skandal karar ile yetinmemişler bir milletvekiline yurtdışı yasağı uyguluyorlar. Böyle rezil bir karardır" diye konuştu.
Hukuk kurallarının uygulanması durumunda beraat etmesi gereken bir davadan ceza aldığını ifade eden Tuncel, cezaevinden çıktıktan sonra bu davadan dolayı dokunulmazlık almadığını yargılamanın sürdüğünü söyleyerek, diğer milletvekilleri için de böylesi sürecin başlatılabileceğine işaret etti. Hukuki sürecin bitmediğini söyleyen Tuncel, karara itiraz edeceklerini ekledi.

Savaş hukuku işletiliyor
Tuncel’in avukatı Ercan Kanar ise kararın "hukuk dışı" olduğunu belirtirken, “Bir gizli tanık ve bir itirafçının suçlamalarıyla savaş hukuku mantığıyla verilen bir karar. Hukuki bir delil söz konusu değil. Somut bir veri yok. Tamamen davanın bitimine az süre kala dinlenen bir gizli tanık var. Nereden bulundu bilmiyorum. Bir de adli bir cinayet ve çocuk cinsel istismarından hakkında soruşturma bulunan birisinin şahitliğiyle ceza verildi. Yargıyı ne olduğu kim olduğu belli olmayan gizli tanıklar yönetiyor. Temyiz edeceğiz. Yurtdışına çıkış yasağı konması tamamen milletvekili dokunulmazlığına aykırı bir karar. İtiraz edeceğiz” dedi.

Benzeri kararlar artacak
BDP Grup Başkanvekili İdras Baluken de cezanın Türk Başbakan Erdoğan'ın açıklamaları ardından geldiğine işaret ederek, "Anlaşılan o ki yargı talimat doğrultusunda çalışmaya başlamış. Biz bu cezayı ve veriliş şeklini Başbakan Erdoğan'ın Kürt sorununa yaklaşımıyla ilgili ve siyasi bir karar olduğunu düşünüyoruz. Şimdi yargıya verilen talimatın Yargıtay ve parlamentoya nasıl yansıyacağını ve bunun sonuçlarının ne olacağını göreceğiz. Bu talimatın bir tek arkadaş için verildiğini de düşünmüyoruz. Önümüzdeki dönemde AKP ve Başbakan'ın siyasi talimatları doğrultusunda kararlar verilebilir” dedi.


EJF: Gazetecileri serbest bırakın - ANF

Avrupa Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (EFJ) Türk hükümetine çağrıda bulunarak cezaevinde tutulan tüm gazetecilerin serbest bırakılmasını istedi.

EFJ tarafından yayınlanan açıklamada cezaevindeki gazetecilerin çoğunun sol eğilimli yayınlar ya da Kürt medyasında çalıştığı dile getirilerek 20 Aralık 2011 tarihinde düzenlenen operasyonla bu gazetecilerin tutuklandığı dile getirildi.

EFJ Başkanı Arne König yaptığı açıklamada “Bu davalar, sözde terörle mücadele paravanı altında, Türkiye’de eleştirel medyayı susturmaya yönelik zalimce bir teşebbüs anlamına gelmektedir. Gazeteci camiası ve ifade özgürlüğü örgütleri Türkiye’deki gelişmeleri yakından izliyor ve bu davalara odaklanıyor’’ dedi.

Türk hükümetinin bu davaların yakından izlendiği ve Avrupa ve uluslararası kuruluşları bu konuda bilgilendirdiklerini bilmesinin önemli olduğunu dile getiren König “Ortadoğu’da, özellikle Suriye kriziyle ilgili olarak Türkiye’nin önemli rolü, ülke içinde eleştirel seslere yapılanları gölgelememeli” değerlendirmesinde bulundu.

Açıklamada, König’in 13 Eylül’de, Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın desteklediği bir proje olan Tutuklu Gazete’nin yayımlanmasına önayak olan gazeteci Bedri Adanır’ın Diyarbakır’da yapılan duruşmasına katıldığı, 14 Eylül’de, Odatv davasında tutukluluk süreleri 20 ayını tamamlamış olan 4 gazeteci Soner Yalçın, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu ve Yalçın Küçük’ün duruşmalarının öğleden önceki oturumunu izlediği belirtildi.

AKP'NİN TUTUKLADIĞI GAZETECİLER

Kürt basınına yönelik 2011'in sonundaki gözaltı operasyonunun sonucunda, 36 gazeteci tutuklandı. Haberleri ve haber merkezleriyle yaptıkları görüşmelerinden yola çıkılarak hazırlanan iddianamede; 'KCK Basın Komitesi'ne üye oldukları iddia edildi.

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gazetecilerin ifadeleri için iki hakim görevlendirildi. Gazetecilere sorguda, hazırladıkları haberler dışında herhangi soru yöneltilmedi. İfade işlemlerinin başladığı sabah, Özgür Gündem Gazetesi çalışanı Hatice Bozkurt serbest bırakılırken; daha sonra Celal Kaya, Evrim Kepenek, Üfliye Özcan, Hamza Sümeli, Mustafa Özer ve Murat Eroğlu savcılık işlemleri ardından serbest bırakılanlar arasındaydı.

Yargılama sonucunda, 24 Aralık 2011'de birinci gruptan Eylem Sürmeli, Güneş Ünsal ve Enis Yalçın; ikinci gruptan ise, Şeref Sümeli Sevinç Tuncelli ile Arzu Demir tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken, 36 gazeteci de "örgüt üyesi olmak" iddiasıyla tutuklandı. Tutuklanan gazetecilerden erkek olanlar, yani 22'si 27 aralıkta Kocaeli'de bulunan Kandıra 1 ve 2 No'lu F Tipi Cezaevi'ne sevk edildiler. Tutuklanan kadın gazeteciler ise Bakırköy Kadın ve Çocuk Cezaevi'nde tutuldular.

TANZANYA DAHA ÖZGÜRLÜKÇÜ!

Kamuoyu, gazetecilerin tutuklanmasıyla birlikte ülkenin düşünce özgürlüğü açısından ne denli gerilediğini daha iyi görür oldu. Kürt gazetecilerin tutuklanmasının ardından dünyanın önde gelen pek çok kuruluşu da, AKP rejiminde düşünmenin ve yazmanın yasaklandığını ilan eden açıklama ve kınamalarda bulundular. Örneğin "Türkiye'nin dünyada en fazla tutuklu gazetecinin bulunduğu ülkelerden biri olduğu", ABD merkezli Özgürlük Evi (Freedom House) tarafından yayınlanan 2012 basın özgürlüğü raporunda dile getirildi.

Dünya Basın Özgürlüğü sıralamasında Türkiye; Kolombiya, Kongo, Nepal ve Senegal gibi ülkelerle aynı sıraları paylaşıyor. Nijerya, Mali, Tanzanya gibi üçüncü dünya ülkeleri, Türkiye'den daha özgürlükçü sayılıyor.


Avrupa Birliği'nden ortak dış politika adımı - ANF

 Avrupa Birliği'nin İngiltere dışındaki 5 büyük ülkesi Birliğin dış ve savunma politikalarının ortaklaştırılması konusunda dev bir adım atma konusunda anlaştı. Almanya'nın liderlik ettiği ülkeler AB çapında bir dışişleri bakanlığı kurulmasını ve savunma endüstrisi için ortak bir pazar oluşturulmasını istiyor.

27 AB ülkesinden 11'inin desteklediği girişim çerçevesinde bir Avrupa başkanının seçilmesini, Avrupa Parlamentosunun yetkilerinin genişletilmesini ve euro bölgesi üyesi 17 ülkenin bir alt parlamento oluşturmas talep ediliyor.

AB ülkelerinin dışişleri bakanları arasında 9 aydan bu yana süren beyin fırtınası toplantılarının sonunda 12 sayfalık bir belge yayınlandı. İngiltere'nin karşı çıkmasına rağmen yayınlanan belgede AB'nin dünya çapında gerçek bir aktör olması için ortak bir dış ve güvenlik politikası için adımlar atmasının gerekliliğine vurgu yapılıyor. Belgede ayrıca AB anlaşmalarının çoğunluğun karar alabileceği şekilde yeniden düzenlenmesi isteniyor.

Halihazırda AB kurumlarında bir karar alınası için tüm ülkelerin onayı gerekiyor. Sözgelimi küçük bir ülke olan Lüksemburg'un tek başına vetosu dahi bir tasarının kararlaşmasının önünde engel.

Belgeye imza koyan Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Polonya, Hollanda, Belçika, Danimarka, Avusturya, Portekiz ve Lüksemburg ayrıca ortak dış politika kurumlaşması için daha fazla çalışılması çağrısında bulunuldu.
AB kaynakları söz konusu ülkelerin bir AB Başkanı seçilmesine ve AB Dışişleri Bakanlığının oluşturulmasına oldukça sıcak bakıyor.


Cizre'de polis terörü, en az 20 gözaltı - ANF

Şırnak - Şırnak'ın Cizre İlçesi'nde sabah erken saatlerde eş zamanlı düzenlenen baskınlarda aralarında çocukların da bulunduğu en az 20 kişinin gözaltına alındığı bildirildi.


VAHŞET HATIRASI – Özgür Günden
 
Devletin insanlık suçu uygulamalarını ortaya koyan fotoğraflara bir yenisi daha eklendi. Çatışmada yaşamını yitiren 8 HPG’linin cenazesini yan yana dizen 40 asker, hatıra fotoğrafı çekti. Ardından da fotoğrafı internet sitelerinde paylaştı.

KİRLİ SAVAŞIN BELGESİ

Hükümetin kirli savaş uygulamalarına her gün yeni belgeler ekleniyor. Bir fotoğraf sosyal paylaşım sitelerinde dolaşıyor. Sekiz HPG’linin cenazesi önünde 40’ı aşkın asker silahlarıyla poz veriyor. Fotoğraftaki cenazelerin 14 Eylül’de Haruna Karakolu’nda çıkan çatışmada yaşamını yitiren 8 HPG’liye ait olduğu belirtiliyor.

ÇOCUKLARA İZLETTİLER

Cenazeler önünde poz vermekten çekinmeyen askerlerin bununla da sınırlı kalmayıp adeta tüm Kürtlere vahşetle gözdağı verdiği belirtildi. Çünkü askerin iki gün güneşin altında beklettiği 8 HPG’linin cenazesini Güzelkonak İlköğretim Okulu yanında teşhir ederek, okuldaki çocuklara izlettiği de belirtiliyor.


Kirli savaşın hatırası

Bir fotoğraf sosyal paylaşım sitelerinde dolaşıyor. 8 HPG’linin cenazesi önünde 40’ı aşkın asker poz veriyor. Bir değil, iki değil. En az 40 asker. Ellerinde silahları ile yerde yatan HPG’lilerin cenazeleri önünde duruyor. Kuşkusuz bu bir ilk değil. Belki de TSK açısından en “masum” sayılabilecek fotoğraflardan birisi.

Fotoğraftaki cenazelerin 14 Eylül tarihinde Şemzînan-Gever (Şemdinli-Yüksekova) hattındaki Haruna (Güzelkonak) Karakolu’na yapılan saldırıda hayatını kaybeden 8 HPG’liye ait olduğu iddia ediliyor. Hatta bazı cenazelere kasatura ile yara açıldığı ifade ediliyor. İşkence yapılan HPG’lilerin cenazeleriyle, daha sonra subayların isteği doğrultusunda askerlerin toplu olarak fotoğraf çektirdikleri belirtiliyor. Cenazeler önünde poz vermekten çekinmeyen askerler, bununla da sınırlı kalmayıp adeta tüm Kürtlere gözdağı veriyor. Çünkü askerin cenazeleri Güzelkonak İlköğretim Okulu yanında teşhir ederek okuldaki çocuklara izlettiği de belirtiliyor. İki gün boyunca güneşin altında bekletilen cenazelerin bu vahşet tablosu oluşturulduktan sonra Malatya Adli Tıp Kurumu’na gönderildiği ortaya çıktı.
 
‘Kaldır ayağını hayvan’

1994’te Özgür Ülke Gazetesi’nin “Kaldır ayağını hayvan o bir insan”, “İnsanlık utansın” gibi manşetlerle kamuoyuna taşıdığı devletin kirli savaş ve insanlık suçu uygulamaları, 1990’lı yıllara dönüşü kabul etmeyen AKP hükümeti döneminde de hiç eksilmedi. AKP döneminde de onlarca vahşet fotoğrafı yine Özgür Basın tarafından kamuoyuna yansıtıldı. İste AKP’nin “kirli savaş uygulamaları”ndan birkaçı:

 
‘İşte faşizmin resmi’

Şemzînan’da (Şemdinli) 12 Eylül’de çıkan çatışmanın ardından 2 HPG’linin ayağına ipler bağlanarak sürüklendiğini ve ardından “Vatan bir bütündür parçalanamaz” yazısı önünde teşhir edildiğini gösteren fotoğraf Özgür Gündem’de yayınlandı. Ve altına şunlar yazıldı: “İpe bağlanmış iki HPG’linin cenazesi. Arkada ise dağa taşa yazılmış devleti kutsayan bilindik sözler... Bir kurban töreni gibi... Kürtlerin tarih boyunca yaşadığı katliamın devamını gösteren bir kare. Bu kare kendi ülkesinde çekildiği zamanlarda, Başbakan Erdoğan, Suriye’yi kastederek, “Bu denli acımasızca insanların öldürüldüğü bir ülkede özgürlük ve demokrasi olamaz” diyordu. Evet insanların bu denli acımasızca öldürüldüğü bir ülkede demokrasi olmaz. Herkes dikkatlice bakmalı bu resme. Çünkü bu faşizmin resmidir.”


Çewlîg de savaş alanı – Özgür Gündem
 
Bölge’de, şiddetlenen çatışmalar yayılıyor. Şemzînan, Bêşebab ve Kanîreş’ten sonra Çewlîg-Mûş arasındaki  bölgede de dün şiddetli çatışmalar yaşandı. 10 asker yaşamını yitirdi, 60 asker de yaralandı

Çewlîg’in Kanîreş ilçesinde 8 polisin yaşamını yitirdiği saldırının ardından başlayan operasyon sürerken, Çewlîg’ten ikinci bir çatışma haberi daha geldi. Çewlîg-Mûş karayolunun 16. kilometresinde HPG’liler askerleri taşıyan konvoya saldırı düzenledi. Şiddetli çatışmaların yaşandığı saldırıda 10 asker yaşamını yitirdi, 60 asker de yaralandı. Yaralılardan bazılarının durumu ağır.


Çatışmalar da bilanço da ağırlaşıyor

Bölge’deki şiddetli çatışmalar Şemzînan (Şemdinli) ve Bêşebab’ın (Beytüşşebap) dışına da sıçradı. Günlerdir Bölge’nin farklı kentlerinden şiddetli çatışma haberleri geliyor. Çewlîg’in (Bingöl) Kanîreş (Karlıova) ilçesinde polis aracının geçişi sırasında meydana gelen patlamada 8 polisin yaşamını yitirdiği, 9 polisin de yaralandığı saldırının ardından başlatılan operasyon sürerken, Çewlîg’ten ikinci saldırı haberi geldi. Çewlîg-Mûş karayolunun 16. kilometresinde HPG’liler askerleri taşıyan konvoya saldırı düzenledi. İlk belirlemelere göre saldırıda 10 asker yaşamını yitirdi. 7’si ağır 60 askerin de yaralı olduğu ifade edildi.

Yaralı asker çok

Çewlîg-Mûş karayolunun 11 evler Mevkii’nde dün saat 12.45’te askerleri taşıyan otobüsün geçişi sırasında HPG’lilerce roketatar ve uzun namlulu silahlarla ateş açıldı. Saldırıda 10 asker yaşamını yitirirken, 60 askerin de yaralandığı belirtildi. Yangın sonrası otobüs tamamen yanarken, konvoydaki 4 askerin ise çevredeki köylülerce hastaneye kaldırıldığı belirtildi.

Vali: 48 yaralı var

Bingöl Valisi Mustafa Hakan Güvençer, seyir halinde olan askeri konvoyun, saldırıya uğradığını belirtti. Olayda, konvoydaki bir minibüsün yanmaya başladığını belirten Güvençer, “Patlayıcı infilakı ya da roketatarlı bir saldırı mı olduğu konusunda henüz net bir bilgi yok. Hastaneye kaldırılan yaralılardan 10 askerimiz şehit oldu, 60 da yaralımız var” dedi.

Saldırından sonra bölgede şiddetli çatışmaların yaşandığını söyleyen yerel kaynaklar yaşamını yitiren asker sayısının daha  fazla olabileceğine dikkat çekti.

Bölge’ye bomba yağıyor

Saldırının ardından hava destekli operasyon başlatılırken, Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanlığı 8. Ana Jet Üssü’nden kalkan 12 adet F-16 savaş uçağın da bölgeye bomba yağdırdığı kaydedildi. Amed’den F-16 savaş uçakları ile birlikte Diyarbakır 8. Ana Jet Üssü’nden 2 adet de casa tipi askeri kargo uçağı kalktığı bildirildi.


Tutsakların grevi 8. Gününde – Özgür Gündem
 
Siyasi tutsakların PKK Lideri Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ile “sağlık, güvenlik ve özgürlük” koşullarının sağlanması amacıyla başlattıkları açlık grevi bugün 8. gününe giriyor.


AK önündeki nöbet 87. gününde

Fransa’nın Strasbourg kentindeki Avrupa Konseyi (AK) önünde PKK Lideri Abdullah Öcalan’a özgürlük için 25 Haziran’da başlayan nöbet eylemi devam ediyor. Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi’nin organize ettiği süresiz nöbet eylemi 87. gününe girdi. Öcalan üzerindeki tecride son verilerek özgürlüğünün sağlanması talebiyle Avrupa Konseyi önünde 25 Haziran günü başlayan nöbet eylemi 13. grup devraldı.

Her hafta Avrupa’nın farklı bir bölgesinden gelen beş kişi ile nöbet eylemi sürdürülüyor. Bu hafta başında eylemi Fransa’nın Toulouse kentinden gelen grup devraldı. Eylemciler arasında yer alan Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi üyesi Sait Yıldırım, Öcalan’ın özgürlüğü için tüm Kürt halkını harekete geçmeye çağırdı. Yıldırım, 1-18 Şubat tarihleri arasında sert kış koşullarına rağmen Cenevre’den Strasbourg’a kadar süren yüzlerce kilometrelik uzun yürüyüş ile Strasbourg’da 1 Mart’ta başlayan ve 52 gün süren açlık grevine destek için beş günlük greve katılmıştı.


Açlık grevleri 8. günüde

Cezaevlerindeki siyasi tutsakların PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ile “sağlık, güvenlik ve özgürlük” koşullarının sağlanması amacıyla başlattıkları açlık grevi, bugün 8. gününe giriyor. Daha önce “sesimize ses katın” çağrısı yapan tutsakların başlattığı açlık grevlerine kamuoyunun duyarsızlığı dikkat çekiyor.


Öcalan ile görüş için başvuru yapıldı

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatları Mazlum Dinç, Rezan Sarıca ve Hüseyin Boğatekin müvekkilleri ile haftalık olağan görüşmelerini gerçekleştirmek için Bursa Savcılığı’na dün başvuruda bulundu. İmralı Cezaevi İdaresi tarafından olumlu yanıt verilmesi durumunda avukatların bugün Öcalan ile görüşme yapması bekleniyor. Öcalan’ın avukatlarının 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana müvekkilleri ile görüşmek için yaptıkları başvurular, “gemi bozuk”, “hava muhalefeti”, “gemi onarımda” ve “Gemi onarımdan döndü, ancak geminin liman başkanlığından alınması gereken evrakları eksik olduğu için faaliyet yapamıyor” gerekçeleriyle engelleniyor.


BDP: Heger Erdogan Bixwaze dê Pirsgirêka Kurd Çareser Bibe - Peyamner

Parlamenterê BDP’ê Hasîp Kaplan û Parlamentera Serbixweya Wanê û hevseroka Koma Civaka Demokratîk (KCD) Aysel Tugluk banga aştîyê li serok wezîrê Turkiyeyê Receb Tayip Erdogan kirin û ragihandin, ku heger Erdogan bixwaze, dê xwîn rijandina li Turkiyeyê û bakûrê Kurdistanê raweste û aştî dikare bi ser bikeve.

Li gorî nûçeya hurhaberê Parlamenterê BDP’ê yê Şirnexê Hasîp Kaplan ragihand, ku piştî mirina kurê parlamenterê Mûşê Sirri Sakik, di navbera Erdogan û Sakik de diyalogeke li ser aştiyê pêk hatiye û wiha got: “ Li gorî min ev diyalog dikare bigihîje hêviyekê. Êdî dema havêjtina gaveke nû hatiye. Erdogan derbarê kurdan û PKK de tiştê ku gerek bike hêşta nekiriye. Ji bo bêdengkirina çekan û havêjtina gavan li gorî min hêşta ne dereng e. Ger Serokwezîr bixwaze ev atmosfer dikare biguhere. Heger em weke civak bikaribin zimanê xwe yê silbûn û aciziyê ji holê rakin, em dikarin encameke baş bi dest bixin.”

Parlamentera Serbixweya Wanê Aysel Tuglukê jî ku di heman demê de hevseroka KCD jî ye,  aşkera kir, hêşta ji bo aştiyê şans heye û got, ku berpirsyarên barandina hêstirên çavên dayikan  siyasetmedar in. Tugluk destnîşan kir, ku li Turkiyeyê pirsgirêka kurd bi avakirina kanaleke kurdî ya televîzyonê û derseke bijarte (ya Kurdî) çareser nabe.

Aysel Tuglok herwisa banga dewltê kir û got: “Hûn bi berderîkirina kurdan nikarin pirsgirêka kurd çareser bikin. Behsa danûsatndinanê dikin. Nizanin dema danûstandin  qediya, dê tundî derkeve holê yan na.´´ Tuglok ragihand:´´Ez di her platformê de dibêjim BDP derbarê pirsgirêka kurd de rasterast muxatab e. Serok wezîr Erdogan divê bikaribe bibêje êdî bes e, bila ev şer biqede. Heger çareseriyeke rastîn bidin pêşiya me, em jî dê piştgirîyê bidin wan û ev pirsgirêk dê çareser bibe.”

Parlamenterê berê yê Amedê Akin Bîrdal jî da zanîn, ku mirov dikare şert û mercên aştiyê ava bike û ji bo vê yekê pêdivî bi gav havêjtinan heye.


Otobüse bindirip ölüme gönderdiler: 10 ölü, 70 yaralı - Taraf

PKK, Bingöl-Muş yolunda, izinden dönen 200 silahsız askerin bulunduğu konvoya saldırdı. Bir otobüs vuruldu. Roketatarlı saldırıda 10 asker öldü, 70 asker ise yaralandı

Bingöl’de PKK militanları, izinden dönen silahsız askerleri taşıyan sivil otobüse roketatarla saldırı düzenledi. Askeri konvoyun içindeki otobüsün isabet alıp tamamen yandığı saldırıda 10 asker yaşamını yitirirken, sekizi ağır olmak üzere 70 asker yaralandı.

Sekiz polisin yaşamını yitirdiği bombalı katliamın üzerinden henüz dört gün geçmişken Bingöl yine korkunç bir saldırıyla sarsıldı. Karlıova’da polisleri hedef alan PKK bu kez silahsız askerlere saldırdı. İzinden dönen askerler Elazığ’daki Kabul Toplama Merkezi’nden (KTM) alınarak Muş’taki birliklerine sevkedilmeye başlandı. Silahsız askerler Elazığ’daki bir firmadan tahsis edilen sivil yolcu otobüslerine bindirilerek yola çıkarıldı.

200 askerden oluşturulan beş sivil araçlık konvoy ve refakat eden 10 zırhlı araç Muş ve Van istikametine doğru hareket etti. Bingöl-Muş karayolunun 20’inci kilometresindeki Onbirevler/Kardeşler Mevkii’ne geldiğinde, saat 12:45’te büyük bir patlama duyuldu. Otomobille gelen ve yolun kenarında pusuya yatan üç PKK’lı, silahsız askerlerin bulunduğu sivil otobüse roketatarla bomba attı. Otobüs ilk atışta isabet alıp yanmaya başladı. Bu sırada koruma görevi yapan askerler araçlarından inerek saldırıya karşılık verdi. PKK’lılar bir süre askerlere uzun namlulu silahlarla ateş açtıktan sonra geldikleri araca binip uzaklaştı.
İkinci Bingöl katliamı

PKK, sonradan çokça tartışılan bir eylemle, 1993 yılında yine izinden dönen silahsız askerleri taşıyan bir midibüsü durdurmuş ve 33 askeri kurşuna dizmişti
Bingöl’de dün yaşanan saldırının benzeri 19 yıl önce yine aynı bölgede meydana geldi. Malatya’dan yola çıkarak sivil otobüslerle birliklerine giden 33 asker, 24 Mayıs 1993’te Bingöl-Elazığ Karayolu Bilaloğlu Köyü mevkisinde PKK tarafından öldürüldü. PKK’yla ateşkesin tartışıldığı günlerde yaşanan saldırı 19 yıl sonra hâlâ gündemde.

Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından açılan soruşturma sonucunda hazırlanan iddianamede, korkunç katliamda sayıda karanlık nokta olduğunu gözler önüne serdi.

Saldırı önceden biliniyordu
İddianamede dağıtım izinleri biten 582 erin Malatya İl Jandarma Komutanlığı’nda toplandığı, sivil kıyafetlerle ancak üzerlerinde asker kimlikleri bulunduğu halde sivil araçlarla ve koruma olmaksızın sevk edildiği kaydedildi. İddianamede, emirlere uyulmayarak askerî konvoy teşkil edilmediği, helikopter desteği sağlanmadığı ve koruma görevlerinin yerine getirilmediğine yer verildi.

İddianamede 33 erin öldürüldüğü PKK eylemi için “Böyle bir olayın yaşanacağını herkes biliyordu” tesbiti yapıldı. Olaydan önce, PKK’nın Elazığ-Bingöl karayolunu keseceğine dair istihbarat raporlarının geldiği mahkeme sürecinde ortaya çıktı.


ABD'den Türkiye'ye tuzak teklif – İnternet Haber

Genelkurmay Başkanı'nı Ankara'ya gönderen ABD yönetimi, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne PKK ile mücadele için 24 saat istihbarat verme karşılığında tuzak gibi iki ağır şart koştu

Sözcü bu manşetiyle hükümeti kızdıracakÜnlüler şehitler için ne dedi?20 Euro'ya ne yapabilirsiniz?Biri sedyede diğeri tabuttaABD'nin şartları ise Türkiye, Afganistan'da Taliban örgütüyle savaşsın. Ankara, Beşşar Esed sonrası El Kaide'nin Suriye'de etkinlik kazanmasının önüne geçmek için devreye girsin.

Yenişafak gazetesinin haberine göre söz verdiği halde PKK'ya karşı anlık istihbarat paylaşımını yıllardır işletmeyen ABD yönetiminin, son dönemdeki üst düzey Ankara temaslarının ardındaki nedenler gün yüzüne çıkmaya başladı.
ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Martin Dempsey'in, Türkiye'yi bölgesinde zora sokacak iki teklifle Ankara'ya geldiği ortaya çıktı.

ABD YAPAMADI, TÜRKİYE YAPSIN

Org. Özel, Dempsey'le görüşmesinde ABD'nin PKK'ya karşı istihbarat paylaşımını günlük 18 saatten kesintisiz 24 saate çıkarmasını ve İncirlik Üssü'ndeki insanız hava araçlarının kullanılmasını istedi. Demsey ise ABD'nin bataklığa saplandığı Afganistan'daki operasyonel yönetimi Türkiye'nin devralmasını önerdi.

TÜRKİYE BATAKLIĞA SÜRÜKLENİR

Dempsey, ABD'nin, Suriye'de Esed sonrası kontrolü ele geçirmesinden endişe ettiği El Kaide örgütüyle mücadele için de Ankara'nın devreye girmesini talep etti. Türkiye'yi bölgesinde bataklığa sürükleyecek iki öneri Ankara'da kabul edilemez bulundu. Özel'in Başbakan Erdoğan'la görüşmesinde önerilerin ele alındığı öğrenildi.


BDP'li Sebahat Tuncel: Bu bir skandal – İnternet Haber

PKK üyeliğinden 8 yıl 9 ay hapis cezası alan BDP'li Sebahat Tuncel karar tepki gösterdi: Başbakan 'gereğini yapacağız' demişti. Sanırım gereği yapıldı

ANKARA - BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel , 2007 yılında milletvekili seçildiği dönemde tutuklu bulunduğu davadan, sürpriz bir gizli tanığın verdiği ifade doğrultusunda 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Tuncel hakkında yurt dışına çıkış yasağı konuldu.
Sabahat Tuncel’e PKK üyesi olmaktan 8 yıl 9 ay hapis cezası verildi. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi ’nde yargılanan Tuncel bu davada tutuklu yargılanırken milletvekili seçilmiş ve tahliye edilmişti. Karar Yargıtay tarafından onaylanırsa Tuncel’in milletvekilliği düşebilir.

Başbakan gereğini yapacağız demişti

Tuncel, Radikal ’e yaptığı ilk değerlendirmede kararın bir skandal olduğunu belirterek, “Düşman hukuku uyguluyorlarmış. Başbakan ‘gereğini yapacağız’ demişti. Sanırım gereği yapıldı. Sonuçta demokrasi mücadelesi devam ediyor. Hukuki boyutuyla da avukatlar ilgilenecek. Adalete güvenim kalmamıştı Şerzan Kurt davasından bu yana. Adalet olmadığı için adalet mücadelesi veriyoruz. Ama bir tek şey beni şaşırttı kendi hukuki normlarını da çiğneyerek bir karar verdiler. Normalde örgüt üyeliğinin üst sınırı 7,5 yıldır. Onu bile zorlayarak verdiler. Dokunulmazlık tartışması yürütülüyordu ama bizim dokunulmazlığımızın olmadığının pratik örneği bu” dedi.

Tacizden sabıkalı sürpriz tanık

Tuncel’in avukatı Ercan Kanar ise kararın ‘hukuk dışı’ olduğunu belirtirken, “Bir gizli tanık ve bir itirafçının suçlamalarıyla savaş hukuku mantığıyla verilen bir karar. Hukuki bir delil söz konusu değil. Somut bir veri yok. Tamamen davanın bitimine az süre kala dinlenen bir gizli tanık var. Nereden bulundu bilmiyorum. Bir de adli bir cinayet ve çocuk cinsel istismarından hakkında soruşturma bulunan birisinin şahitliğiyle ceza verildi. Yargıyı ne olduğu kim olduğu belli olmayan gizli tanıklar yönetiyor. Temyiz edeceğiz. Yurtdışına çıkış yasağı konması tamamen milletvekili dokunulmazlığına aykırı bir karar. İtiraz edeceğiz” dedi.

Benzeri kararlar artacak

BDP Grup Başkanvekili İdras Baluken ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ’ın ‘yargıya gerekli talimatı verdik’ sözünün ardından bu cezanın geldiğini belirtirken, “Anlaşılan o ki yargı talimat doğrultusunda çalışmaya başlamış. Biz bu cezayı ve veriliş şeklini Başbakan Erdoğan ’ın Kürt sorununa yaklaşımıyla ilgili ve siyasi bir karar olduğunu düşünüyoruz. Şimdi yargıya verilen talimatın Yargıtay ve parlamentoya nasıl verildiğini ve bunun sonuçlarının ne olacağını göreceğiz. Bu talimatın bir tek arkadaş için verildiğini de düşünmüyoruz. Önümüzdeki dönemde AKP ve Başbakanın siyasi talimatları doğrultusunda kararlar verilebilir” dedi.

VEKİLLİĞİ DÜŞEBİLİR

Anayasa ’nın ‘Yasama dokunulmazlığı’ başlıklı 83. Maddesine göre; seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya TBMM ’ye bildirmek zorundadır. TBMM üyesi hakkında seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez. Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
BDP ’li Sabahat Tuncel’in milletvekili seçildikten sonra yargılanmasına, Anayasa ’nın bu hükmü doğrultusunda devam edildi. Bazı hukukcular, Yargıtay’ın cezayı onaması durumunda yine Anayasa ’nın 83. Maddesi doğrultusunda ceza hükmünün yerine getirilmesinin Meclis kararı ile dönem sonuna yani üyeliğinin bitmesine bırakılabileceğini savunuyor. Ancak Anayasa ’nın ‘Milletvekilliğinin düşmesi’ başlıklı 84. Maddenin 2. fıkrasında, “Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle olur” hükmüne yer veriliyor. Bu nedenle de bazı hukukcular cezanın kesinleştiğine ilişkin yargı kararının Genel Kurul’da okunmasıyla söz konusu milletvekilinin Meclis üyeliğinin sona ereceği görüşünde.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info










Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.