Gerilla Hamlesi Demokratik Özerkliği İnşa Etme Hamlesidir!
Röportajlar / 16 Eylül 2012 Pazar Saat 07:05
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
YJA Star Anakarargah Komutanı Delal Amed, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit koşullarını, gerilla hamlesini ve Kürt halkının serhildan duruşunu değerlendirdi.

YJA Star Anakarargah Komutanı Delal Amed, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit koşullarını, bununla bağlantılı olarak gelişen gerilla hamlesini ve bu hamleyi daha da yükseltmeye yönelik olarak Kürt halkının serhildan duruşunu değerlendirdi. Delal Amed, Öcalan’ın bir direniş tutumu içerisinde olduğunu ve bu tutumunun AKP hükümeti tarafından gizlendiğini belirterek, geliştirmiş oldukları devrimci hamleyle birlikte Öcalan’ın özgürlüğünü sağlayacaklarını ve Kürt halkının kendi öz yönetimi olan demokratik özerkliği inşa edeceklerini ifade etti.

Amed devamla, gerillanın denetiminde bulunan alanları ve bu alanlarda gerçekleşen çatışmalarda yaşanan kayıpların Türk ordusu tarafından neden gizlendiğini ve gerilla hamlelerinin asıl amacına vurgular yaptı. Aynı zamanda Amed, YJA Star gerillalarının hamleye katılım düzeyini ve Kürt analarının mücadelelerini destekleyen tutumunu değerlendirdi.

“AKP HÜKÜMETİ ÖNDERLİĞİMİZİN DİRENİŞ TUTUMUNU GİZLEMEKTEDİR”

413 gündür Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmeler engelleniyor. Siz bu yoğunlaştırılmış tecrit koşullarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Halkın bu uygulamaya dönük bir tepkisi söz konusu. En son Avrupa’da “Önderliğe özgürlük inisiyatifi”nin girişimiyle Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü gündemine alan bir kampanya başlatıldı. Yine PAJK’lı ve PKK’li tutsakların süresiz ve dönüşümsüz olarak başlattıkları açlık grevleri var. Bu tepkilere rağmen Türk devletinin tecrit uygulamasındaki ısrarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

27 Temmuz 2011 yılından bu yana Önderliğimiz üzerinde ağırlaştırılmış tecrit koşullarının olduğu doğrudur. Fakat mesele bununla sınırlı değildir. Zaten İmralı sisteminin kendisi bir işkence sistemidir ve Önderliğimiz ’99 yılından bu yana uluslararası bir konseptle bu koşullar altında tutulmaktadır. 27 Temmuz öncesi de böylesi bir tecrit söz konusuydu. Önderliğimiz başından beri İmralı sürecini tersine çevirme ve Kürt sorununun kalıcı çözümü için demokratik çözüm arayışlarında oldu. Hareket olarak Önderliğimizin bu çözüm çabalarını kalıcı bir barışa dönüştürmek için birçok kez çözümü destekleyecek adımlar da attık. Ancak AKP hükümetinin Kürt sorununun çözümüne dönük yaklaşımları oyalama temelinde oldu. Kendisini sürekli Kürt sorununu çözüme ulaştıracak bir parti ve iktidar gücü olarak lanse etti. Bu yönlü bir kitle tabanı da yaratmaya çalışarak, kamuoyunu aldatma yaklaşımı içerisinde oldu. Aslında AKP hükümetinin esas zihniyeti, inkar ve imha zihniyetidir. MHP’nin şoven ve faşist politikalarından, yaklaşımlarından da daha geri bir zihniyettir. Önderliğimizin İmralı sürecindeki demokratik çözüm çabaları hem Kürt sorununa kalıcı çözüm yaratmak hem de AKP hükümetinin bu çözümsüzlük politikalarını ve esas yüzünü deşifre etmeye dönüktü. Zaten bu süreç Önderliğimiz, Türk devleti ve onun iktidar gücü arasında geçen kıran kırana bir mücadele süreciydi.

Önderliğimiz çözüme yönelik yaklaşımlarını defalarca yol haritasından tutalım, hazırladığı protokollere kadar somut çözüm projeleriyle sundu. Yine Önderliğimizin çağrılarıyla özgürlük hareketimizin çözüme katkı sunması için yaptığımız ateşkes süreçleri oldu. Ancak tüm bu çabalara karşılık olarak AKP hükümeti ve TC devleti Kürt halkını inkar ve imha zihniyetinden bir nebze geri adım atmadığı gibi Önderliğimize, özgürlük hareketimize ve direnen halkımıza inkar ve imhayı dayattı. Önderliğimiz, AKP hükümeti ve Türk devleti arasında geçen karşılıklı bu 14 yıllık mücadele süreci, AKP’nin tüm politikalarını deşifre ettiği gibi esas yüzünü de açığa çıkarttı.

Önderliğimiz son olarak 27 Temmuz 2011 yılı tarihinden itibaren AKP’nin tüm oyalama girişimlerine ‘dur’ diyerek, büyük bir direniş tutumu içerisine girdi. Devlet, avukatlar ve aile görüşmelerini reddetti. AKP hükümetinin oyalama politikalarına bir son vererek, Kürt sorununun çözümünün AKP hükümetiyle mümkün olmayacağını belirterek aradan çekildi. Önderliğimizin bu direnişine cevaben özgürlük hareketi olarak kendi çözümümüz olan devrimci halk savaşıyla Kürdistan’a demokratik özerkliğin inşa sürecini başlattık.

Neden tecridin bu kadar ağırlaştırıldığına ve bu kadar süredir Önderliğimizle görüştürülmediğine gelecek olursak: Birincisi; Önderliğimiz AKP’nin gerçek yüzünü açığa çıkardı, kamuoyu nezdinde deşifre etti. İkincisi; Önderliğimiz heyetlerle görüşmelerin bir oyalama olduğunu gördüğü için tavır koydu. Ailesi ve avukatları dahil tüm görüşme taleplerini reddetti. Kürt sorununun çözümü için Önderliğimizin sağlığı, güvenliği ve özgürlüğünün sağlanması Kürt sorunun önkoşulu da olacaktı. Bunun için AKP hükümeti Önderliğimizin direnişini gizlemek istiyor. Görüşmeleri engelleyerek, bu süreci kendisinin yarattığını lanse etmeye çalışıyor. İşin gerçeği AKP’nin başlattığı bir süreç değil bu süreç, Önderliğimizin başlattığı bir süreçtir. Çünkü Önderliğimiz ve halkımız Kürt sorunun çözümünde hiçbir zaman alternatifsiz olmadı. Demokratik ve barışçıl yollarla çözümü geliştirecek bir muhatap olmadığını bilerek, kendi çözümünü ortaya koyacak gücü göstermektedir.

AKP’nin tüm siyaseti Kürt sorununu çözecek tek alternatif olduğu üzerineydi. Bugün Önderliğimizin direnişi bu siyaseti yerle bir etti. Onun için AKP hükümeti bu kadar saldırgan ve pervasız bir biçimde Önderliğimi üzerindeki tecridi derinleştirmektedir. Üçüncüsü de; tecrit ile Önderliğimizi susturup hareketimizi ve halkımızı perspektifsiz bırakarak, aslında hareketimizin kendi başına direnişi geliştiremeyeceğine kanaat getirmişti. Ve zaten bunun böyle olmadığı da çok net bir biçimde açığa çıkmıştır.

İmralı işkence sistemi altında bulunan Önderliğimizin sağlık, güvenlik ve özgürlük koşulları kaygı vericidir. 1 yıldan fazla bir süredir Önderliğimizden haber alınamamaktadır. Türk devleti ve AKP hükümeti İmralı işkence sistemini meşrulaştırarak, normalleştirerek halkımızı da buna alıştırmaya çalışmaktadır. Buna karşın hareket olarak biz zaten Önderliğimizin özgürlüğünü direniş mücadelemizin esas hedefi yaptık ve 2011 yılından bu yanadır da bu yönlü mücadelemizi yükseltmekteyiz.

Bu mücadele Önderliğimizi sahiplenme biçiminde Kürdistan’ın dört parçasında, yurtdışında ve zindanlarda da devam etmektedir. Önderliğimizin özgürlük öğretisine inanan ve bu temelde mücadele eden tüm güçler, bu yönlü duyarlılıklarını yükselterek bu uygulamalara olması gereken tavrı da göstermelidirler. Bu anlamda başta Kürdistan’ın dört parçası ve yurtdışındaki halkımız olmak üzere Önderliğimizin özürlüğünü sağlamaya dönük başlatılan demokratik eylemlilikleri ve zindandaki özgürlük tutsaklarının başlatmış olduğu direnişi selamlıyor, yüksek bir duyarlılıkla daha da yükseltmelerini bekliyoruz. Özgürlük ve yaşam gerekçemiz olan Önder Apo’nun özgürlüğü için YJA Star gerillaları olarak direniş mücadelemizi daha fazla yükselteceğiz.

“HAMLEMİZ KÜRDİSTAN’IN TÜMÜNÜ KAPSAYACAKTIR”

Daha önceki açıklamalarınızın çoğunda Öcalan üzerindeki uygulamaların sizin açınızdan aynı zamanda bir savaş gerçekçisi olduğunu okuduk. Türk devletinin Kürt sorununa dayattığı çözümsüzlük politikası ve Öcalan üzerindeki uygulamalara cevaben HPG ve YJA Star güçleri olarak aktif eylemsellik içerisindesiniz. Yine ‘devrimci halk savaşı’ olarak tanımladığınız hamle çerçevesinde Şemzinan, Oramar, Çelê ve Beytüşşebap’ı da içine alan bir gerilla eylemselliği söz konusu. Bu hamle sürecine ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Yukarıda da bazı şeyleri ifade etmeye çalıştım. Önderliğimizin ve halkımızın özgürlüğünün mücadelemizin asıl eksenini oluşturduğunu ifade ettim. Önderliğimizin İmralı esaret koşullarında daha fazla tutulmasına sessiz kalamazdık. Önderliğimizin özgürlüğünü gerçekleştirmek için bize herhangi bir seçenek bırakılmadığı için devrimci halk savaşı sürecine girdik.

Günümüzde iradesini herhangi bir güce teslim edecek güç kalmamıştır. Kürtler artık bilinçlenmiş ve kendi özgürlüğünün farkına varmıştır. Bırakalım teslim olmayı, özgürlüksüz tek bir gün bile geçirmek istememektedir ve bu temelde direniş içerisindedir. Halkımızın özgürlük taleplerini karşılayacak farklı bir mücadele yöntemi ya da yol bırakılmış olsaydı, zaten bu yapılırdı. Ama siz de biliyorsunuz ki, bugün demokratik siyaset yürüten insanlarımız üzerinde bile bu kadar baskı var. 12 Eylül faşist askeri rejimini aratmayacak uygulamalar söz konusu. Sayısı 10 binlere varan insanımız tutuklu. Kürt çocuklarının bedenleri havan toplarıyla paramparça edilmekte. Mesela Roboski gizlenemeyecek kadar açık bir katliam örneği. Analarımız ve kadınlarımız sokaklarda sürüklenmekte. Kısacası mücadelemizi bu düzeye taşırmamıza yol açan fazlasıyla neden var. Bizler de soykırım tehdidi altında bulunan bir halkın özgürlük savaşçılarıyız.

Biz bu sürece halkımızı, kendimizi savunmak ve özgürlüğümüzü sağlama temelinde girdik. Mücadelemizin asıl hedefi budur. Devrimci halk savaşımızın asıl hedefi, varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlamadır. Bir taraftan halkımız direnişini yükseltmekte, diğer taraftan da bu sürece öncülük etmekle yükümlü gerilla güçlerimiz de direniş savaşını yürütmektedir.

Gerilla güçlerimiz geçen süreçte ciddi bir yenilenme yaşadı. Hem Önderliğimizin yeni paradigması ekseninde ideolojik donanıma kendisini kavuşturdu hem de gerilla tarz ve taktiğinde derinleşip yeniden yapılanma sürecini yaşadı. Yeniden yapılanan gerilla güçlerimiz Karadeniz’den Şemzinan’a, Amanoslar’dan Hakkari’ye kadar tüm Kürdistan’da yaygınlaşan mevzilenmesiyle TC devletinin saldırılarına karşı direnmektedir. Direnişimizin bugün varmış olduğu aşama Şemzinan, Çelê, Oramar ve Beytüşşebap alanlarında düşmanın iradesini kırma ve gerilla denetimini geliştirmedir. Gerilla denetiminin geliştiği alanlar daha da genişleyecek ve Kürdistan’ın tümünü kapsayıp demokratik özerkliğin inşasını sağlayana dek de devam edecektir.

Gerillanın Şemzinan, Oramar ve Beytüşşebap’ta bir hakimiyeti ve denetimi söz konusu. Bunu HPG ve YJA Star’ın yapmış olduğu açıklamalardan da takip etmekteyiz. Gerillanın mevcut pozisyonunu ve bulunduğu alanlardaki denetimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Gerillanın Denetimindeki Alanlarda Türk Devletinin Hakimiyeti Kalmamıştır”

Türk devleti ve onun ordu gücü, Kürt halkının yaşadığı toprakları tamamen işgal etmiş durumda. Türk devletinin ağırlıklı ordu gücü; polis örgütlenmesi, özel örgütlenmiş birliklerin tümü Kürdistan’da konumlandırılmış. Kürdistan’da bu tarz bir mevzilenmeye ve konumlanmaya sahip olan bu askeri güç, Kürt halkına ve onun özgürlük savaşçılarına sürekli bir saldırı pozisyonundadır. Kürdistan’da insanlarımızın sayısı kadar asker gücünün konumlandırılmış olmasının halkımızın güvenliğini sağlamakla hiçbir alakasının olmadığı açıktır. Kürdistan’da bu düzeyde konumlanmış bir ordunun temel amacı ve hedefi işgal ve soykırım dışında başka hiçbir şey olamaz. Ki zaten biz bunu günlük uygulamalarla da görmekteyiz. Her köşe başına bir karakol kurulmuş. İnsanlarımız sürekli bir baskı altında tutuluyor. Sözde özgür ve demokratik olduğunu söyleyen bir devlet sınırları içerisinde bunlar yaşanıyor. Kendi ülkesinde özgür yaşayamayan, dilini konuşamayan, tüm temel insanı hakları elinde alınan bir halk gerçekliği söz konusu. Gerilla güçlerimiz bu işgali durdurmaya ve halkımıza yönelik saldırılara cevap olma temelinde bir mücadele yürütmektedir. Bu gerilla hamlemizi hem halkımızı savunmaya yönelik hem de özgürlüğünü sağlama amaçlı başlattık. Bunun için halkımıza yönelik saldırı gerçekleştiren tüm güçler ve Kürdistan’da asimilasyonu, soykırımı geliştiren tüm kurum ve kuruluşları da hedef kapsamımıza aldık. Bu çerçevede gerilla güçlerimiz, Şemzinan, Çelê, Oramar ve Beytüşşebap’ta bulunan Türk ordusunun mevcut gücünü etkisizleştirmiştir. Mevcut durumda bu alanlarda düşmanın herhangi bir hakimiyeti kalmamıştır. Bu alanlarda halkın kendi öz yönetimini geliştirebileceği koşulları oluşturmayı hedefliyoruz. Aslında bu gerilla hamlemiz adım adım Kürdistan’da demokratik özerkliği inşa etme hamlesidir. Devletin çözümsüzlük politikalarına karşı kendi çözümümüzü gerçekleştirme direnişidir.

“TIRMANAN BU SAVAŞ GERÇEKLİĞİNİ DAHA FAZLA GİZLEYEMEYECEKTİR”

Yaptığınız açıklamalarda Türk ordusunun ağır kayıplar verdiği görülüyor. Ancak hem bu konuda hem de denetiminizde olduğunu açıkladığınız alanlar konusunda Türk devlet yetkililerinin inkar yaklaşımı görülüyor. Neler söyleyeceksiniz?

Yaşanan çatışmalarda Türk ordusu ağır kayıplar veriyor. Sadece ordu gücü de değil, her gün onlarca polisi çatışmalar sonucu ölmekte ve yine AKP hükümetinin temsilcileri gerilla güçlerimiz tarafından tutuklanıyor. Ayrıca Türk devleti çatışmalarda öldürülen polis ve asker cenazelerini gizliyor. Kaza vb. ölüm nedenleri ileri sürerek ölümlerini açıklıyor. Normal askerlik yapanları olduğu gibi açıklarken, esas olarak bizimle çatışan özel paralı güçlerin ölümlerini gizliyor ve ailelerini de maddi imkanlar karşılığında susturuyor. Bir ara sözde ölen askerlerin isimlerini açıklayıp ailelerini göndermişlerdi. Ailelerin almış oldukları cenazeler isimleri açıklanan askerler değildi. Skandal düzeydeki bu durumu basından sizler de takip etmişsinizdir.

AKP hükümeti elimizde tutuklu bulunan kendi temsilcilerine bile sahip çıkamayacak duruma gelmiş. Böylesi bir savaşı ve çatışma düzeyini gizlemeye çalışsa bile, bu yükselen ve gittikçe yayılan mücadelemiz karşısında pek mümkün değil! Erdoğan kendi genelkurmay başkanıyla gelmiş olduğu Gedik Tepe’deki mevzilere neden şimdi gelemiyor? Yine havadan ve karadan bu alanlardan ulaşımın kesilmiş olması, gerillalarımız tarafından her gün saatlerce yolların denetim altında tutulması bu alanların denetimimizde olduğunun somut ifadesidir. Biz bu durumu kamuoyundan gizlemiyoruz. Yapmış olduğumuz günlük açıklamalarla bu durumu halkla paylaşıyoruz. Gerçeğin ne olduğunu merak edenler bizzat alana gelip görebilirler. Bölgeye gelip mevcut gerçeklikle karşılaşan ana muhalefet partisi heyeti de döndükten sonra hükümete Şemzinan’da neler olduğuna yönelik açıklama yapmasını istedi. Bu bile yaşanan gerçeği doğrular niteliktedir. Mevcut savaş gerçekliğini toplumdan gizlemektedir. Bu yönlü Türk medyasına da sürekli ayar vermektedir. Hatta AKP hükümetinin politikalarını eleştiren, gerçek yüzünü biraz olsun deşifre etmeye çalışan aydın ve yazar kesimlerini tehditlerle susturmaktadır.

Ayrıca zaten AKP hükümeti halkları birbirine kırdırtma, birbirine karşıtlaştırma ve düşmanlaştırma politikası güdüyor. Özgürlük mücadelemizi terörize ederek, bin yıllardır birlikte kardeşçe yaşayan Türk halkıyla Kürt halkını tamamen birbirine düşman hale getirmeye çalışmaktadır. Türkiye metropollerinde bulunan Kürt halkına şoven saldırılarla yönelmekte, Kürt halkı linç girişimleriyle karşılaşmaktadır. Bunu daha da ileri bir boyuta götürerek, en son İstanbul’da defnedilen gerilla cenazelerine bile saldırılarda bulunmuşlardır. Bunların tümü AKP’nin halkları birbirine düşmanlaştıran politikalarının sonucudur.

AKP hükümeti tam bir özel savaş hükümetidir. Özgürlük hareketimizi tasfiye etmek için tüm ordu ve polis gücünü üzerimize salmanın yanı sıra esasta da psikolojik savaşın her boyutunu deneyerek sonuç almak istemektedir. AKP hükümeti bize karşı mücadelesini psikolojik savaşa bağlamıştır. Halkları bu kadar karşıtlaştırma, bu kadar düşmanlaştırmanın hepsi özel savaş politikaları kapsamında yapılmaktadır. Özgürlük hareketimizi karalayarak, haklı, meşru direnişimizi de terörize ederek, direkt Kürt halkını hedef yapmaktadır. Özel savaş politikaları kapsamındaki esas saldırılarını da kadın özgürlük militanlarımızı direkt hedef yaparak hayata geçirmeye çalıştı. Direkt kadın gerillalarımıza yönelip şahadetlerine yol açtığı gibi bu şahadetlerimizi de sanki iç infaz olaylarıymış gibi yansıtıp toplumu bu yönlü tahrik etmeye çalıştı. Bunlar çok sahte ve ucuz politikalar. Toplumda zihin bulanıklığı yaratarak halkları birbirine karşı düşmanlaştırmayı, şovenizm ve faşizmi tırmandırmayı hedefliyor.

Kadın gerillaların eylemsellikleri son aylarda basında çokça yer alıyor. Belirttiğiniz hamle sürecindeki kadın etkinliğinden bahsedebilir misiniz?

Halkların devrim mücadeleleri kadın öncülüğünde gelişmektedir. Bu bizim devrim mücadelemiz açısından çok daha fazla önde olan bir durumdur. Hareketimizin doğuşu bile Kürt toplumu açısından bir devrim niteliğindedir. Bu niteliğini Kürt kadınlarının mücadele öncülüğünden almaktadır. PKK’nin kuruluş aşamasından bu yana PKK içerisinde yer alan Kürt kadın militanlaşması, ulaştığı bu düzeyi Kürt toplumunun tümüne yayarak bu yönlü Kürt kadınlarını bilinçlendiren, örgütleyen ve serhildanlarda öncülük ettiren bir düzey yarattı. Kürt kadın militanlaşması Önderliğimizin özgürlük öğretisi doğrultusunda kadın gerilla ordulaşması düzeyine ulaştı. Ordulaşan kadın gerilla, direniş savaşında hep öncülük misyonu üstlenerek rol oynadı. Şehit Zilan ve Şehit Beritan yoldaşlarımızın mücadele öncülüğü ve özgürlüğe kendisini feda edecek düzeyde bağlı olmaları, bir kadın gerilla ordusu olarak üzerinde gelişip yükseldiğimiz büyük bir miras ve mücadele değeri yarattı.

Devrim mücadelemiz bir halk devrim mücadelesi olduğu kadar aynı zamanda bir kadın devrimidir. Son dönemde yoğunlaşan bu devrim mücadelesine de YJA Star gerillalarımız Önderliğini sahiplenme ve Kürt halkının özgürlüğünü gerçekleştirmek temelinde öncülük etmektedir. Şemzinan, Çelê, Oramar ve Beytüşşebap hattında yoğunlaşan gerilla direnişimize kadın gerilla güçlerimiz de büyük bir cesaret ve yiğitlikle katılmaktadır. Özgürlük değerlerine ve özgürlüğe ne kadar bağlı olduğunu fedai tarzda mücadeleye yönelerek göstermektedir. Bunun en somut ve yalın örneği Çelê Rindikê devrimci operasyonunda yer alan Jîn yoldaşımızın mücadele duruşudur. Düşman bile bu gerçekliği itiraf etmek zorunda kaldı. Yer aldığı çatışmalarda öncülük yapıp yaralanmasına rağmen yarlı bir halde kendisini bir canlı bomba haline getirip fedai bir duruş sergiledi. Jîn yoldaşımızın öncülüğünde gelişen bu duruş, YJA Star gerillalarımızın tümünün mücadele duruşudur. Bu öncülük düzeyi kadın gerilla komutanlaşmasını yaratığı gibi kendi öz gücüne ve örgütlülüğüne dayanarak, bahar aylarından bu yana yoğunlaşarak devam eden bir özgün eylem gerçekliğini de açığa çıkardı. Bu devrim mücadelesi asıl hedefine ulaşıncaya kadar da bu duruş ve gerilla eylemselliklerimiz yükselerek devam edecektir. Çünkü kadınlar olarak özgür bir gelecek ve dünya yaratma konusunda kendimizi sorumlu görmekteyiz. Bu dünya özgürleşip güzelleşecekse de bunu ancak Önder Apo’nun özgürlük felsefesiyle yoğrulan kadın mücadelesi ve öncülüğü yaratacaktır.

Yaşanan bir savaş var ve bu savaş gerçekliği içerisinde tarafların kayıpları oldu. Bu mücadelenin aktif bir öncü gücü olarak bizim de özgürlüğün bedeli olarak şahadetlerimiz yaşanmaktadır. Her şehit düşen yoldaşımız mücadele azmimizi bilemekte ve şehit yoldaşlarımızın yarım kalan özgürlük hayallerini gerçekleştirme iddiamızı güçlendirmektedir. Bu durum onların yoldaşları olarak bizde böyle bir etkiye yol açtığı gibi halkımızı da aynı düzeyde etkilemektedir. Analarımız kızlarını sonsuz yolculuklarına uğurlarken ellerine kınalar yakıp uğurlamakta. Zılgıtlarla karşılamakta. Bu şahadet gerçekliğini kutsallaştırmakta ve serhıldanlarda öncülük pozisyonuna dönüştürmektedir. Yine kadın şahadetlerimizin yaşanmasına tepkiler de üst düzeyde yaşanmaktadır. Bu gerçeklik büyük bir öfke patlamasına, intikam ruhuna yol açmaktadır. En son Garzan’da 15 kadın yoldaşımızın şahadetini hazmedemeyip bedenini ateşe veren Günaydın Yaman’ın tutumu da bu gerçekliğe en derin öfkeyi, tepkiyi taşımaktadır. Kendi bedenini ateşe vermekten çekinmeyen Kürt kızları, özgürlük saflarına da akın etmektedir. Her gün onlarca Kürt kızı özgürlük saflarımıza gelip gerillalaşarak, mücadelemizin öncü gücü içerisinde yer almaktadır.

“ANALARIMIZIN BU MÜCADELEYE ÖNCÜLÜĞÜ TAKTİRE ŞAYANDIR”

Mücadelemizin gelmiş olduğu aşama ciddi bir bilinçlenme yarattı. Yakalanan bu düzey analarımızı, kadınlarımızı ve çocuklarımızı da örgütlü bir güce dönüştürmektedir. Gerillanın yürüttüğü mücadeleye paralel olarak halkımız da özgürlük mücadelesine aktif bir şekilde katılmaktadır. Analarımızın bu mücadeleye öncülüğü taktire şayandır. Halkımız kavgamızın sebeplerinin bilincinde ve kavgamızı sahiplenmektedir. Mücadelemizi ısrarla Kürt halkının özgürlük mücadelesinden ayırmaya çalışan ve mücadelemizi terörize etmeye çalışan Türk devletinin yaklaşımlarına bir sahiplenme tutumudur. Halkımız sokaklarda, meydanlarda “PKK halktır, halk burada” sloganlarıyla cevap veriyor.

YJA Star meclis üyemiz olan Revan yoldaşımız öncülüğünde Beytüşşebap’ta gelişen direniş, görkemli bir direnişti. Bu direnişi halkımız, Kato dağlarına kadar çıkıp Revan yoldaşımızla şahadete ulaşan yoldaşlarımızın cenazelerini sahiplenerek destekledi ve sahip çıktı. Yoldaşlarımızın cenazelerini ulusal renklerimiz olan yeşil, sarı kırmızı flamalarıyla süsleyerek, Kato dağlarında cenaze töreni yaparak omuzlarında indirdi. Halkımız gerilla mücadelemiz, direnişimizle paralel olarak serhildan tutumunu daha da yükseltmelidir. Özgürlük mücadelemiz, halkımızın serhildanları daha da yükseltmesiyle kesin başarıya ulaşacaktır.

Kuşkusuz mücadelemiz zafere ve başarıya doğru önemli bir aşama kat etmişse, bu elbette ki halkımızın mücadelemizi ilk çıkışından bu yana desteklemesiyle bağlantılıdır. Biz de mücadele direncimizi, kararlılığımızı halkımızın, analarımızın özgür yaşamdaki ısrarıyla, fedakar ve cesur duruşuyla biledik. Daha da güçlendirdik. Gelmiş olduğumuz aşama itibariyle de, özgür yaşama doğru daha da ileriye gitmemize yol açacak adımlar, halkımızın özgürlük mücadelemize daha aktif katılımıyla güçlenecektir, hızlanacaktır. Halkımız hiçbir biçimde kendi evlatlarının, özgürlük savaşçılarının cenazelerini Türk devletine teslim etmemelidir. Bu yönlü Beytüşşebap’ta göstermiş olduğu tutumu daha da ileriye taşırarak, özgürlük değerleri olan gerillalarını kendi elleriyle toprağa emanet etmelidir. Halkımız sürekli şehit düşen yoldaşlarımızı sahiplendi. Bu sahiplenme tutumundan düşmanın tüm baskılarına rağmen geri adım atmadı. En son Beytüşşebap’ta analarımız öncülüğünde açığa çıkan halkımızın duruşu ve Kürdistan’daki sömürgeci güce öfke ve isyan duruşu taktir edilecek bir duruştur. Bu mücadele duruşu Kürdistan’ın tüm bölgelerine yayılmalıdır. Devrimci halk savaşı sürecinde halkımızın serhıldanları geliştirerek tüm Kürdistan geneline yayması özgürlüğü de garantileyecektir.

“KÜRT HALKI SERHİLDANLARI YÜKSELTMELİDİR”

Beytüşşebap’ta başta kadınlar, analar olmak üzere AKP ordusuna yönelik olarak göze çarpan ciddi bir öfke ve tepki vardı. Bu toplumsal kabarışı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk devletinin ve ordusunun halkımız üzerindeki uygulamaları Hitler faşizminin uygulamalarını bile aşacak düzeyde. Dili, kültürü ve kimliği yasaklanmış, inkar edilmiş bir halk gerçekliğimiz var. Yasaklarla bir baskı çemberine alınan, işkencelerden geçirilerek tutuklanan, neredeyse özgür nefes alıp vermesi bile yasaklanan bir cendere altındadır. Halkımız bu baskı ve soykırım rejiminin uygulamalarına yıllardır maruz kalmaktadır. Çocuklarımız bu soykırım rejiminin ölüm yayan yaşam gerçekliği altında büyümekte. Çocuklarımızın yaşam hakkı bile elinden alınmakta. Kürt varlığı bir tehdit olarak görülmekte. Türk halkıyla bin yıllardır kardeşçe yaşayan bir halkın varlığından neden bu kadar korku duyuluyor? Neden Türkleştirilmeye çalışılıyor bu halk? Neden kendi kültürel değerlerinden kopartılmaya, asimile edilmeye çalışılıyor? Bu soruları Kürt halkı kendisine her gün sormaktadır. Böylesi bir baskı rejimi altında artık yaşamayı kabul etmemektedir. Avazı çıktığı kadar “artık yeter” diyor. Kürdistan coğrafyasında yaşanan savaş gerçekliği birebir halkımıza yansıyor. Halkımızın gözleri önünde bu savaş gerçekleşiyor. Bunu görmemezlikten gelemiyor. Bu kadar öfke ve tepki bunadır. Gerillanın yükselen mücadelesi karşısında sıkışan Türk devleti ve AKP hükümeti halkımıza saldıracaktır. Ki daha önce de bunu defalarca yaptı. ’90’lı yıllarda özel savaş hükümeti eliyle gerçekleşen faili meçhul cinayetler ve katliamlar bunun en somut örneğidir. Binlerce insan kaybedildi. Çoğunun henüz akıbeti bile bilinmiyor. Kürt halkının yaşadığı coğrafya Kürt halkının yaşadığı bir yaşam alanı değil de, bir mezara dönüştürülmeye çalışılıyor. Yaşamı tamamen durdurup ölümün soğuk sesini hakim kılmaya çalışıyor Türk devleti. Halkımız yaşam hakkını ve özgürlük hakkını savunmak için kendisini daha da örgütlü hale getirmelidir. Halkımızın serhildan duruşu Kürdistan’ın tüm bölgelerine yayılabilmelidir. Örgütlenen halk duruşunun nelere yol açtığını, neleri yarattığını herkes bilmektedir. Bugün Ortadoğu coğrafyasında yaşanan halk ayaklanmaları bunun en açık örneğidir. Kürt kadınlarına, gençlerine ve analarımıza çağrımız da bu serhildan duruşlarını yükselterek sömürgeci güçleri Kürdistan’dan çıkartmaya dönüktür. Yine genç kızlarımızın gerilla saflarına akın ederek kadın gerilla ordusunu büyütmeye ve yükselen özgürlük mücadelesinde rolünü oynamaya çağırıyoruz. Bizler de YJA Star kadın gerillaları olarak fedai bir ruhla özgürlük mücadelesini zafere ulaştırıncaya kadar devrim mücadelesini yükseltme ve başarma kararlılığımızı belirtiyor ve tüm direnen güçlere mücadelelerinde başarılar diliyoruz. – ANF

Ekin Ada

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.