Türkiye Ortadoğu’da Güç Kaybediyor
Politik Analiz / 13 Eylül 2012 Perşembe Saat 06:36
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye, AKP hükümeti süresince kendisince başarılı bir dış politika yürüttüğünü her zaman söylerken, genel gelişmeler bunu tersi bir yaklaşımın ortaya koymaktadır.

TÜRKİYE MEZHEPSEL ALANDA ÖRGÜTLENMENİN ARAYIŞINDA

Türkiye, AKP hükümeti süresince kendisince başarılı bir dış politika yürüttüğünü her zaman söylerken, genel gelişmeler bunu tersi bir yaklaşımın ortaya çıktığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bir devletin veya bir oluşumun politikadaki başarısı, o devletin iç ve dış politikadaki başarısı, ülkesinde yaşanan sorunlar ve komşuları ile yaşadığı sorunların düzeyi ile direk bağlantılı olarak değerlendirmek gerekir.
Ortadoğu’da yaşanan sorunlar ve son iki yıldır, hızla aşılan dikta rejimler Türkiye için iştah kabarmış olsa da, izlediği politika nedeni ile bölgedeki itibarini düşürmüş ve bütün komşularıyla ciddi sorunlar yaşamaya başlamıştır. Bölgede kendisini “ süper güç” görme mantığının söylemden öteye gitmediği, daha çok etnik ve milliyetçilik siyasetini izleyerek ayakta kalmayı amaçlamaktadır.  Bunu desteklemek ve taban kazanmak için ayrıca “ mezhepsel” mücadele ve ittifakları da sürekli güçlendirmenin arayışındadır. 

Irak’ta Maliki hükümeti ile sorun yaşaması, İran ile son süreçlerde yaşadığı sorunlar ve Suriye’ye yönelik fiili müdahale çalışmaları somut olarak kendisini her alanda göstermektedir. Diğer taraftan Irak’ta suni lider Tarık Haşimi’yi Türkiye’nin desteklemesi, Suriye’de “ Exwani müslimin” cephesini ve muhalifleri desteklemesi Türkiye’nin “mezhepsel” alandaki mücadele ve çatışmaların amacını net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Her hafta Fetullah’tan siyasi ve ideolojik perspektif alan bir hükümetin yaratığı sonuçların, Türkiye’de yaşayan tüm halkları uçuruma doğru sürüklediği, etnik ve mezhepsel anlamda her an patlamaya hazır bir oluşumun oluştuğu gerçeği ve tehlikesi açıkça kendisini göstermektedir. Son Gaziantep saldırısından sonra, BDP binalarının yakılması, Sakarya’da mevsimlik iş için çalışan işçilere saldırlar, alevi kökenli vatandaşların evlerinin değişik ilerde zaman zaman işaretlenmesi ve MHP’nin salt BDP’li milletvekillerinin “dokunulmazlıklarının” kaldırılmasındaki ısrarın sebepleri Kürtlerin son olarak elde ettikleri başarılardır.

CUMHURİYET TARİHİ BOYUNCA AYNI ÇÖZÜM YÖNTEMİ 

Türkiye cumhuriyet tarihi boyunca Kürt sorunun çözümü için benzer politikaları uygulamaktan vaz geçmedi. En son TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in 11 maddelik “ ulusal mutabakat” metnini yayınlaması soruna güvenlikçi ve ekonomik temeldeki çözüm mantığından öteye bir şey olmadı. Bu metini Kürtlerin kabul etmesi mümkün olmadığı gibi, hükümet ve muhalefetten de tepkiler ilk andan itibaren gelmeye başladı. Cemil Çiçek’in bu adımı kendi inisiyatifi ile bu dönemde kamuoyuna sunması gündem saptırmaktan öteye bir şey değildir. Gerillanın Şemzinan hâkimiyeti ve gelişen gerilla eylemleri sayesinde yeni gündem oluşturmaktan başka çözüm bulamadı. Hemen bu tartışmalar gündemde sıcak yer bularken, Oslo görüşmeleri ve İmralı’da Kürt halk Önderinin çözüme yönelik sunduğu protokoller vardır.  Kürt sorunun temel ve kalıcı çözümü ve muhatabı olurken, buna hiç değinilmemesi gerçek niyetlerini açıkça ortaya koymaktadır.

Bölgedeki acı gerçekler karşısı da Türkiye’nin hala Kürt sorununa yaklaşımdaki vurdumduymazlık ve kördüğümü esas alan yaklaşımları karşısında şaşırmamak elden değildir. Türkiye başbakanı her güne TV lerde  “ kendi halkına zülüm edenlerin, sonu iyi olmayacak” derken, acaba burada bir gün sıranın kendisine geleceğini haber veren sadık bir dostu olmamış mı? Halkların kardeşliğine inan ve insanların zülüm görmesine karşı olan biri olarak, Türkiye’de Kürtlere karşı böyle düşünen tüm kesimlere karşı kendilerini tekrar tekrar gözden geçirmeleri gerekiyor. Erdoğan, B. Arınç, Cemil Çiçek, Hüseyin Çelik ve Ensarioğlu gibi düşünenler sadece savaşı kışkırtırlar.

AKP hükümetinin savaşı durdurma ve Kürt sorununu çözme gibi bir iyi niyet yaklaşımı olsaydı. İçlerinde aklı salim ve akılı bir yetkilisi çıkardı şunu söylerdi; Öncelikle bu sorunun birinci muhataba “Kürt halk önderi Sayın Öcalan’dır” öncelikle tecridin kaldırılması ve Öcalan’ın muhatap alınarak siyasi “müzakere”nin yapılması gerekir. Kürtlerle bir “mutabakat” yapılacaksa ilk madde bu olmalıdır. Bunun yapmadan Kürt sorununu barışçıl temelde çözmek istemek “ kuyuya taş atmaya benzer” Kürt sorununun çözümünü birde Kürtlerin taleplerini dinlemekten geçer. 

SURİYE’NİN KUZEYİNDE HAK ARAYAN KÜRTLER VAR 

Türkiye yetkilileri, her açıklamasında, Suriye’nin kuzeyinde PKK oluşumuna izin vermeyiz açıklamasını yapmaktadır. Bu yaklaşım kuzey Suriye’de Kürtlerin varlığına ve statü elde etmelerine müdahaledir. Dünyada bilir, Türkiye’de bilir orada PKK’nin olmadığını ancak o alanda kendi demokratik hakları için yıllardır bedel veren bir halk gerçeği var. Adı da Kürtlerdir, Suriye’de büyük bir nüfusa sahiptirler. suriye tam bir insanlık dramı yaşanırken, Kürtler sadece “demokratik” taleplerini meşru bir zeminde dile getirerek mücadele ettiler. Hiçbir şekilde şiddete bulaşmadan sadece kültürel, siyasi ve kimlik için mücadele ettiler. Bunu yaparken de hiç kimseden destek almadılar, kendi öz dinamiklerine dayanarak bir statü elde etmeye hak kazandılar. Bu anlamda Türklerin hedefi ve amaçları bilinmektedir. Türkiye, Afrika’da Kürtler için bir talep ve hak tartışılırsa ona müdahale etmek için her türlü imkânını kullanmaktan geri durmaz. Türkiye yıllardır, Kürtlerle uğraşarak Kürdistan’da katliamlar geliştirmekte, Kürtleri asimile ederek göçe zorlamaktadır. Bu Kürtlerin bitirilmesine neden olmadı, tam tersi daha fazla intikam beslemesi, örgütlenmesi ve güçlenmesine vesile oldu. Çünkü Kürt ve Kürdistan mücadelesi haklı, hak ve özgürlükler mücadelesidir, meşrudur, er geç kazanacaktır. Kaybeden sömürgecilik ve işgal olacaktır.  

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.