23 Ağustos 2012 Basın Bültenleri
Basın Bültenleri / 23 Ağustos 2012 Perşembe Saat 13:57
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Şaxa ÎHD'ê ya Îzmirê ji bo girtiyê nexweş Avnî Uçar ku ji Girtîgeha Tîpa E ya Sêrtê sirgûnî Girtîgeha T a Şakranê hate kirin

ÎHD, ji bo girtiyên nexweş kampanyayê dest pê dike -DîHA
 
 Şaxa ÎHD'ê ya Îzmirê ji bo girtiyê nexweş Avnî Uçar ku ji Girtîgeha Tîpa E ya Sêrtê sirgûnî Girtîgeha T a Şakranê hate kirin, kampanya "Ji bo Avnî Uçar Azadî" dê bidin destpêkirin.

Şaxa ÎHD'ê ya Îzmirê ji bo balê bikşînin ser rewş û tenduristiya girtiyê siyasî Avnî Uçar ku ji Girtîgeha Tîpa E ya Sêrtê sirgûnî Girtîgeha Tîpa T a Hêjmar 3 hate kirin, dest bi kampanya "Ji bo Avnî Uçar re azadî" dikin. Berdevka Komîsyona Mafên Mirovan a Girtîgehan ya ÎHD'a Îzmirê Asya Kaya, der barê kampanyayê de agahî dan. Kaya anî ziman ku li girtîgehên Tirkiyeyê zêdeyî 130 hezar girtî hene û wiha got: "Ji ber şert û mercên giran gelek girtiyên ku bi saxî tên girtin nexweş derdikevin. Li gel nexweşxaneyên dewletê rapor didin û diyar dikin ku ev girtî nikarin li girtîgehan derman bibin jî dîsa girtî nayên berdan û di şert û mercên giran de tên girtin. Kaya, destnîşan kir ku Saziya Tipa Edlî raporê nade girtiyên nexweş û destûr nade ku girtiyên nexweşiya wan giran rojên xwe yên dawî li cem malbatên xwe derbas bike.

'Mirovek nikare bi nîv gurçikê bijî'
Kaya, da zanîn ku Avni Uçar 21 salin girtî ye û ji ber pêkanînên Saziya Tipa Edlî terkî mirinê hatiye hiştin. Kaya, anî ziman ku di sala 2006'an de Uçar ji ber tumorekê ji gurçika xwe ameliyat bû gurçikek xwe jêkir. Kaya, bilêv kir ku di mesaneya Uçar de kanser hate dîtin û ji ber vê yekê di sala 2011'an de dîsa emeliyat bû û neviya gurçika wî ya din jî hate jêkirin û wiha got: "Uçar niha bi nîv gurçikê dijî. Ji ber ku baş nayê parastin û nayê dermankirin di sînorê mirinê de dijî. Lê divê Uçar ji bo tam baş bibe dîsa emeliyat bibe. Niha ev mirov bi nîv gurçikê dijî Lê pêwiste ku Uçar li nexweşxaneyê di bin kontrola doktorna de bijî. Li gel doktor ji bo Uçar rapora "nikare li nexweşxaneyê bimîne" jî dîsa li girtîgehê tê hiştin. Uçar ji Sêrtê anîne Îzmirê û hewa Îzmirê ya bi ritûbet bandorek neyînî li ser gurçika wî dike. Ji roja hatiye Îzmîrê heta niha êşê dikşîne. Ji ber şert û mercên giran her tim Uçar radikin nexweşxaneyê."

'Heta Uçar azad bibe dê kampanya bidome'
Kaya, bilêv kir ku lazim e Avni Uçar serbest bê berdan û li derve bê dermankirin. Kaya, da zanîn ku wan ji bo Uçar kampanya daye destpêkirin û heta Uçar azad bibe dê kampanya wan bidnome. Kaya, daxuyand ku wan wekî ÎHD'ê kampanya "Ji Avnî Uçar re Azadî" daye destpêkirin. Kaya, bibîrxist ku dê di 24'ê Tebaxê roja Înê ji Avni Uçar re kartan bişînin û kampanyayê bidin destpêkirin û wiha dawî li axaftina xwe anî: "Em dê 2 hefteyan kampanya îmzeyan bidin destpêkirin. Em dê nivîs û nameyên Uçar biweşînin. Em dê panelan pêk bînin. Em dê serî li saziyên eleqeder bidin û heyeta raporan ava bikin ku biçin li wir lêkolîn bikin. Heta Avnî Uçar azad bibe dê kampanya ye berdewam bike. Em bang li her kesî dikin ku tev li kampanyayê bibe."

Di 10 salan de hezar û 697 girtiyan li girtîgehê jiyana xwe ji dest da
Di 10 salên serdema hikûmeta AKP'ê de hezar û 696 girtiyan li girtîgehê jei ber nexweşiyan jiyana xwe ji dest dan. Di sala 2012'an de li Girtîgehan 72 girtiyan jiyana xwe ji dest dan.

Genç Kürt yazarlar için yeni bir yayınevi - DİHA
 
Genç yazarların eserlerini yayınlanması için yeni bir yayınevi açıldı. Kürtçe ve Türkçe eserlere yer verilecek Ar Yayınevi, Kürt klasik eserlerinden, cezaevlerinden yazılanlara ve genç yazarların eserlerine kadar geniş yelpazede eserler yayınlanacak.
İstanbul'da Kürt yazarların eserlerini yayınlayacağı Ar Yayınevi faaliyete başladı. 2 ay önce yayın hayatına başlayan yayınevinin çıkardığı ilk eser ise Fêrqîn Melîk Aykoç tarafından kaleme alınan, unutulmuş halk kültürü üzerine hazırlanan, "Çavkaniyên Çanda Gel" isimli eser. Kitapta, Kürtlerin yaşadığı bölgelerden şu an yaşamayan kişilerden alınan röportajlara yer verilirken, o bölgelerde yaşayanların kültürü, tanıtımı, söyledikleri hikayelere yer veriliyor.

Cezaevleri de unutulmadı!
Mevlüt Aykoç ve Xunav Altun tarafından açılan yayınevinde, Kürtçe yayınlardaki boşluğu doldurmak ve özellikle genç yazarlara yer verilmek isteniyor. Araştırma, roman, hikaye, çocuk kitapları çıkarılacak yayınevinde Kürtçenin yanı sıra Türkçe eserler de yer alacak. Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin çalışmalarına da yer verilerek, cezaevinde çıkan eserler yayınlanacak. Yayınevi hakkında bilgi veren Mevlüt Aykoç, "Kürt Halkı fikir, düşünce ve mücadelesiyle yeni bir seviyeye ulaşmıştır. Gelinen yeni seviyede bu fikirlerin, görüşlerin ve hareketlerin kitaplaşması ve yayınlanması gerekiyor. Burada da yayınevleri devreye giriyor. Bu çerçevede bir çalışma başlattık ki bu sürece bizde bir taraftan cevap olalım ve oluşan boşluğu biz de bir taraftan dolduralım istedik" dedi.

'Gençler ilgimizi çekiyor'

"İnsanlığın varlığı dilinin varlığıdır, insan diliyle vardır dili olmadığı zaman kendisi de var olmaz" diyen Aykoç, Kürtçenin de diğer diller gibi eğitim dili olması ve asimilasyondan kurtulması için yoğun çalışmalar gerektiğini söyleyerek, bu konuda herkese görev düştüğünü vurguladı. Kendilerini de bu konuda sorumlu gördükleri için bu işe giriştiklerin ifade eden Aykoç, "Çalışmalarımızda çocuk ve gençlere daha fazla önem vereceğiz; çünkü gençler ve çocuklar gelecektir. Geniş bir çerçeve koymuşuz önümüze sadece bir bölüm üstünde durmayacağız, klasik edebiyat eserlerine de yer vereceğiz. Ancak gençler dikkatimizi çok çekiyor. Kürt edebiyatı alanında yeni kişilerin yetişmesi gerekiyor" diye konuştu.

Aykoç, ayrıca üniversiteli gençler için bir dergi çalışması içinde olduklarını belirterek, genç yazarlara çağrıda bulundu.

 
Anne Göçer: Delila'nın ruhunda sevgi vardı - DİHA

 Şırnak'ın Uludere İlçesi kırsalında çıkan çatışmada yaşamını yitiren HPG'li Kürt sanatçı Delila Meyaser ölümünün üzerinden 5 yıl geçti. Delila'nın hayatını anlatan anne Gülsüma Göçer, Delila'nın çocuk yaştan itibaren insanlara yardım etmeyi çok sevdiğini söyleyerek, "Daha küçükken hiçbir şeyin farkında değilken bile ruhunda bu sevgi vardı" dedi.

Şırnak'ın Uludere İlçesi'ne bağlı Uzungeçit Beldesi kırsalında 23 Ağustos 2007'de çıkan çatışmada 10 arkadaşı ile birlikte yaşamını yitiren HPG'li Şenay Göçer (Delila Meyaser) ölümünün 5. yılını geride bıraktı. Kürt Hareketi için bestelediği ve söylediği stranlarla Kürt Halkı'nın gönlünde kısa bir süre içerisinde taht kurdu. MMC'de sıklıkla klipleri yayınlanan Delila, bestelediği stranlardan "Sê jinên azad", "Şev tarî" ve "Zilan" dilinden dile dolaşıyor. Delila'nın ölüm yıldönümünde kızının hayatını anlatan anne Gülsüma Göçer, Delila'yı anlatırken duygulandı. Anne Göçer, "Delila çok efendi bir çocuktu ve beni ve aileyi hiçbir zaman rahatsız etmezdi. Ağlamazdı, sessizdi" diyerek, Delila'nın daha çocuk yaşından beri diğer çocuklardan farklı olduğunu söyledi.

Anne Göçer, Delila'nın yaşlı ve fakir insanları daha çok sevdiğini anlatarak, "Biraz büyüdükten sonra sadece yaşlı, hasta, mazlum ve bağımlı insanlar nerde olsa onlara yanaşırdı. Delila dağlara çıktığında bizim bir komşumuz vardı, yardıma muhtaç. O an aklımdan Delila geçti. Burada olsaydı yaşlı teyzeye bakardı diye. Delila böyle biriydi. Yaşlıları, muhtaçları çok severdi. Bu onun ruhunda vardı. Daha küçükken hiçbir şeyin farkında değilken bile ruhunda bu sevgi vardı" dedi.

Daha lise çağında açlık grevine başladı
Anne Göçer, Delila'yı daha 5 yaşındayken okula gönderdiklerini ve liseyi bitirdikten sonra dağa çıktığını kaydederek, şöyle devam etti: "Delila dağlara çıkmadan önce Öcalan'ın tutuklandığı yıllarda MED TV vardı. Biz de komşulardan kablo çekmiştik. Delila komşulara sürekli olarak televizyonun kapatılmamasını söylüyordu. Bazen kesildiğinde ise komşuyu arayıp televizyonu açmalarını söylüyordu. Sabaha kadar sessiz bir şekilde MED TV izlerdi. Öcalan tutuklandığında ise 28 gün boyunca evde yemek yemedi. Biz onun açlık grevine girdiğini bilmiyorduk. Neden yemek yemiyorsun? Diye sorduğumuzda da 'Canım çekmiyor. Sonra yerim' gibi cevaplar alıyorduk. Bu şekilde 28 gün boyunca açlık grevine girdi. Sadece yere serdiği bir battaniye üzerinde yatardı. Bunları neden yaptığını bilmememe rağmen üstelemiyordum. Moralinin bozuk olduğunu görüyorduk. Moralinin daha da bozulmaması için üstüne gitmiyorduk. Sabah namazına kalktığımda Delila uyanıktı. Gözlerine uyku girmiyordu."

'Yaptığı son ekmeği yemeye gönlümüz el vermedi'
Delila'nın ev işlerinde de sürekli kendisine yardım ettiğini söyleyen anne Göçer, "Delila okulda da başarılı biriydi. Bu yüzden öğretmenleri sürekli ona mimar olacağını söylüyorlardı. Elektrik bölümü okuyordu ve çok güzel çizimleri vardı. Dinamo çizerdi hem kendisi için hem de arkadaşları için ama öğretmenleri onun çizimlerini tanırdı. Okul yıllarında da sürekli takdir almıştır. Bütün takdir ve belgeleri de halen bendedir. 16 yaşında dağa çıktı. Çıktığı gün ben evde değildim. Hasta ziyaretindeydim. Hamur yapmıştım ve hamur ekşimişti. Delila beni aradı ve hamurun ekşidiğini söyledi. Bizim Şükran isminde engelli bir komşumuz vardı. Delila beni arayınca bende 'Git Şükran'a söyle hamuru tandıra götürsün' dedim. Bunu dememle birlikte bana 'Diyamin ne kadar vicdansızsın. Ben nasıl Şükran Ablaya söylerim hamura tandıra götürsün' dedi. Şükran engelli olduğu için söylemedi. Eve geldiğimizde hamur tandıra götürülmüş ve pişirilmişti. Bende sordum kim yaptı diye Delila'nın yaptığını söylediler. Yaptığı son ekmekti. Sonra dağa çıkmıştı. O ekmeği yemeye gönlümüz el vermiyordu. Allah'a dua ettik. Yarabbi kimseyi şeref ve namustan yoksun bırakma ve kızımı da şeref ve namustan yoksun bırakma dedim" diye kaydetti.

'Kliplerini hala üzüntü ve sevinçle izliyoruz'
Kürt müziğinin güçlü sesi Delila'nın kliplerini televizyonlarda izlediklerinde en az onlar kadar sevindiklerini belirten anne Göçer, "Şehit olmadan önce kliplerini televizyonlarda gören tanıdıklar bize haber verdi. Zîlan klibiydi. İzlediğimizde nasıl bir keyif coşku onlara geldiyse bize de geldi. Çok seviniyorduk. Televizyonu hiç kapatmazdık. Sürekli onun çıkmasını bekliyorduk. 'Sê jinên azad' klibi zamanında ise bize telefon geldi. Kliplerinin yayınlanacağı tarihi söylediler. Biz de büyük bir heyecanla 'Sê jinên azad' klibini izledik. Şehadet haberini aldıktan sonra kliplerini bu sefer üzüntü ve sevinçli bir şekilde izlemeye başladık. Ana yüreğidir dayanmaz. Halen de izlediğimizde büyük bir mutluluk duyuyoruz" diye konuştu.

'Delila üç defa defnedildi üç defa çıkarıldı'
Anne Göçer, cenazeyi almak için büyük çaba sarf ettiklerini belirterek, "2007 yılında şahadet haberini aldık. Şırnak'a gittik. 4 gün 4 gece savcılığın kapısında bekledik. Mücadele verdik, cenazemizi almak için. Verdiğimiz bütün mücadelelere sonucu DNA testi yaptırdık. Sonra geri geldik ve taziyemizi bıraktık. 4 ay sonra Delila'yı 3 sefer defnettik 3 sefer çıkardık. Bu süre sonunda Delila'nın ve Roza'nın DNA sonuçları çıktı. Tekrar Şırnak'a gittik. Açlık grevi vardı. Şırnak'ta insanlar çoktu. Roza'nın cenazesini verdiler. Delila'nın cenazesini vermediler. Bilerek bize farklı numara verdiler. Başka bir cenazeyi götürmemizi söylediler. Biz de kendi cenazemizi götüreceğimizi söyledik. Tekrardan cenazeyi gömdüler. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra tekrar mezarların açıldığı haberini aldık. Bizde tekrardan oraya gittik ve mezarları düzelttik. Aradan bir yıl sekiz ay geçtikten sonra bütün hepsinin DNA testi sonuçları çıktı. Tekrardan giderek büyük bir mücadele ile cenazemizi alarak Silvan'da defnettik" dedi.

'Benimle kızım arasında yüz metre var'
Kızı Delila'nın mezarı ile yaşadıkları ev arasında yüz metre mesafe olduğunu belirten anne Göçer, sürekli kızının mezarını ziyaret ettiğini söyledi. Göçer, kızının mezarına geldiğinde rahatladığını ifade ederek, "Mezarı daha Şırnak'ta iken de sürekli gidip ziyaret ediyordum. Keşke Delila'yı ve arkadaşlarını birbirinden ayırmayıp Amed'de gömseydik. Çünkü hepsi kardeşti. Birlikte mücadele vermişlerdi" şeklinde konuştu.
 

Tuğluk: O Gençleri Yanımıza Alsaydık…- Bianet

Bülent Arınç'ın "Aysel Tuğluk'u yaşanan görüntülerden dolayı af etmiyorum" sözlerine Tuğluk, "O gençleri ikna etseydik ve yanımızda getirseydik, devletin onlara sunacağı bir çözüm var mı, yok mu?" dedi.
 
Başbakan Yardımcısı Bülent Arıç dün akşam CNN Türk'te PKK'lilerle BDP'li vekillerin Şemdinli'de sarılma görüntüleriyle ilgili "Aysel Tuğluk'u yaşanan görüntülerden dolayı af etmiyorum. Tuğluk'un teröristlerle buluşmasını hazmedemem, özür dilerse affederim. Habur'u Sayın Tuğluk'a hatırlatmak isterim, eğer olay propagandaya çevrilmeseydi, o kişiler ailelerinin yanında olacaktı" dedi.
"Sarılmalar konusunda suç işlemedim"

Van Bağımsız milletvekili Aysel Tuğluk yaptığı açıklamada, PKK'nin yol kesmesi sırasında karşılaştıkları gerillalar için demokratik sürece katılım şansı olup olmadığını sordu.

"Biz o gençlere deseydik ki, 'sizi alıp yanımızda götürelim.' İkna etseydik ve yanımızda getirseydik, devletin onlara sunacağı bir çözüm var mı, yok mu?. Geldiğinde kendi kimliği ile kendi iradesi ile bir demokratik sürece katılma şansını tanıyacak mısınız, tanımıyacak mısınız?

"Cevap, geçmişte olduğu gibi teslimiyet dayatması. Pişmanlık yasaları çıkardılar, bunların işlemediği görüldü. Habur'dan girenler silahlarını bırakıp geldiler. Peki onlara devlet nasıl bir çözüm sundu. 'Gelsinler, Ankara 'da siyaset yapsınlar' dediler. Habur'dan gelenlerin bir kısmı cezaevinde biliyorsunuz; bir kısmı geri dönmek zorunda kaldı. Burada yaşama hakkı tanımadılar. Habur'dan gelenler sadece konuştukları ve siyaset yaptıkları için Kürt meselesini de devletten farklı buldukları için cezalandırıldılar."

Tuğluk, sarılmalarla ilgili ortada bir suç olmadığını belirterek şöyle devam etti:

"Ben sarılmalar konusunda bir suç işlediğimi düşünmüyorum. Biz gerillayı anlamadığımız için mesele ortada duruyor. PKK bir sonuçtur. O nedenleri ortadan kaldırmadığımız sürece PKK'yi bitirseniz bile 10 tane PKK çıkar. Şemdinli 30 yıldır Kürt siyasal mücadelesinin geldiği yeni bir aşamadır. Bunu doğru tanımlamak gerekiyor."
Yargıtay'dan BDP'ye inceleme

Barış ve Demokrasi Partili (BDP) vekillerin Şemdinli'de PKK'lilerle karşılaşma ve sarılma görüntüleriyle ilgili, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bölge savcısından görüşme görüntülerini istedi. İncelemenin ardından kapatma davası açılıp açılamayacağına dair karar verilecek.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) vekili Özcan Yeniçeri ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) vekili Selçuk Özdağ da, BDP'li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını talep etti. 


Zaman'ın manşeti yalanlandı- Etkin Haber Ajansı

Zaman Gazetesi, gençler arasındaki kavgayı "ailelerin çocuklarını PKK'den kurtarma kavgası" yaptı. Haberi yalanlayan BDP'li Kaplan, "Zaman Gazetesi bunu hep yapıyor" dedi.
 
 Zaman Gazetesi'nin "BDP'li başkanın, oğlunu PKK'dan kurtarma kavgası" başlığıyla manşetten verdiği haberi BDP Milletvekili Hasip Kaplan yalanladı.

Zaman Gazetesi, bugün "BDP'li başkanın, oğlunu PKK'dan kurtarma kavgası" manşetiyle çıktı. Haberde, Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesinde 4 gündür aşiretler arasında büyük bir kavga yaşandığı iddia edildi. Zaman, kavganın sebebini ise "12 yaşındaki 3 çocuğun para karşılığında PKK'ye teslim edilmesi" olarak ileri sürdü. Haberde, şu iddialar yer aldı: "Çocuğu kandırılarak terör örgütünün dağ kadrosuna verilen isimlerden biri BDP'li Beytüşşebap Belediye Başkanı Yusuf Temel. Evlatlarını kurtarmak isteyen aileler, örgüte çocuk kazandırmakla suçladıkları Cin ailesi tarafından linç edilmek istendi. Başkan Temel'in yakınları da Cin ailesinin evini silahla taradı. 4 günde 5 kez kavga eden aile fertlerinden 10'u silahla, 5'i de taş ve sopalarla yaralandı. Aileler, terör örgütüyle görüşerek çocuklarının geri verilmesini istedi, ancak PKK bu talebi reddetti. Çocukların her birinin 2 bin Euro karşılığında satıldığı iddiası ise gerginliği iyice artırdı."

Haberde, BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın tarafları barıştırmak istediği, tarafların barışmadığı ileri sürüldü. Ancak Hasip Kaplan iddiaları yalanladı.

ETHA'ya açıklama yapan Kaplan, bayramın birinci günü Beytüşşebap'ta 15-16 yaşlarındaki 2-3 gencin kavga ettiğini, bunun aşiretlere yansıdığını söyledi. Kavganın sıradan bir meseleden çıktığını kaydeden Kaplan, "Bayramın ikinci günü de biz gittik, ileri gelenlerle iki tarafı bir araya getirdik, barıştırdık. Olay budur" dedi. Kaplan, zaten Beytüşşebap Belediyesi'nin de açıklama yaptığını söyledi.

Zaman'ın haberinin yanlış olduğunu ifade eden Kaplan, "İlk defa yaptığı bir şey değil. Zaten o kavgaların bir kısmı karakolun yanında yaşanıyordu, kimse de müdahale etmiyordu" dedi.


Dê Iraq Piştî 2 Salên Din Bibe Xwedanê Firokeyên F16- Peyammer

 
 Berpirsên Amerîka ragihandin, ku Amerîka razîbûye 16 firokeyên şerr ji core F16, bifroşe Iraqê.

 Şîretkarê serokê wezîrên Iraqê Elî Musewî jî ji kenala El`iraqîye re da zanîn, ku Amerîka amadeye supayê Iraqê pirçek bike. Got jî: kombûna navbera Malikî û supasalarê supayê Amerîka Martn Dimpsî pozetîv bû.

 Amerîka razîbûye bi bûhayê 12 milyar dolaran çek û 16 firokeyên şerr ji core F16, bifroşe Iraqê û dê ew firoke sala 2014 bigihêjin Iraqê.


‘Kolay lokma değiliz’ – Milliyet

BDP’liler dokunulmazlıkların kaldırılması tartışmasına tepki gösterdi.

 BDP Eşbaşkanı Demirtaş, “Dokunulmazlığımızın olduğu söylenemez; mahkemeler yargılamaları sürdürüyor, polis copluyor, zorla getirme kararları çıkıyor. Ancak siyasi olarak da AKP, bir kez daha BDP’lileri kurban seçecekse biz de kolay lokma değiliz. Bütün dokunulmazlıkları kaldıralım o zaman. Kaldırılsın, bizi de yargılasınlar” dedi.
PKK’lılarla kucaklaşma görüntülerine yönelik tepkileri değerlendiren Demirtaş, “Orada arkadaşlarımız, savaşı desteklemiyor. Ölümlerin tek sorumlusu da PKK diye içinden çıkılamaz işin içinden” diye konuştu. Demirtaş, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’la görüşme yaptıkları iddiasını ise “Uyduruk asparagas haber” diye yanıtladı. BDP eşbaşkanı Gültan Kışanak ise ‘dokunulmazlık’ tartışmasına ilişkin “Dokunulmazlıklardan endişelensek, bu kadar zor bir siyasete soyunmazdık” dedi.

Yargıtay BDP’nin sicilini inceliyor – Milliyet

CHP?lideri Kılıçdaroğlu, BDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına sıcak baktığını açıkladı. AK?Parti ve MHP’den öneriye destek geldi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, BDP’nin ‘sicilini’ incelemeye aldı

Şemdinli’de, yol kesen PKK’lılarla kucaklaşan BDP’lilere yönelik tepki, Gaziantep’teki terörsaldırısının ardından yeni bir ‘dokunulmazlık’ tartışması başlattı. İlk açıklama CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ndan geldi. Kılıçdaroğlu, BDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasından yana olduğunu belirtti.  MHP’li Özcan Yeniçeri ve AK Partili Selçuk Özdağ, bu öneriye destek verdi.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, BDP’nin sicil dosyasını incelemeye aldı.
Dokunulmazlıkla ilgili ilk açıklama CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’ndan geldi. Gaziantep’te bir vatandaşın BDP’lileri kast ederek yönelttiği, dokunulmazlık sorusuna, “Dokunulmazlıkların kaldırılmasını isteriz. Bir şartla; kürsü dokunulmazlığını korunmak şartıyla. Teröre destek veren, terörün yanında duran, yolsuzluk yapan, vatandaşı soyan insanın milletvekili olmaya da hakkı olmamalı, parlamentoda görev yapmamalı” yanıtını verdi.  AK Parti Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ da dün, “PKK’lılarla kucaklaşan BDP’lilerin dokunulmazlığı kaldırılsın, görüntüler bütün dünyaya dağıtılsın” çağrısı yaptı. Hükümet cephesinden ise konuyla ilgili açık bir mesaj gelmedi.


BDP'li vekil çatışmanın ortasında mahsur kaldı – Radikal


BDP Hakkari Milletvekili Esat Canan, Şemdinli'de 4 askerin şehit düştüğü çatışmanın ortasında kaldı.
Yaşadığı mağduriyeti sosyal paylaşım sitesi twitter ’dan “Şemdinli’ye bağlı Derecik bölgesine giderken etrafta meydana gelen çatışmalar sebebiyle mahsur kalmış bulunuyorum. Bölgeden çıkışımıza izin verilmiyor” sözleriyle duyuran Canan’a telefonla ulaştık.

Radikal ’e çatışmayı anlattı
Canan, çatışma anını ve yaşadıklarını Radikal ’e anlattı: “Derecik bölgesinde bir köye başsağlığına gitmek için yola çıktık. Şemdinli’den 20 kilometre kadar uzaklaştıktan sonra bir vadiye girdiğimiz sırada silah sesleri duyduk. Vadide ilerlerken çatışma daha da yoğunlaştı. Mermi kovanları sağımıza solumuza, yola düşmeye başladı. İlerde neyle karşılaşacağımızı bilmediğimiz için geri dönelim diye düşündük. Ancak vadide, dar bir yolda ilerlediğimiz için dönüşümüz de mümkün olmadı. Yaklaşık 10 kilometre boyunca vadinin iki yakası arasında karşılıklı bir çatışma vardı. Birara helikopterden önümüze metal bir şey düştü. Biraz korku yaşadık ama oradan hızla geçtik.Askerler Şemdinli tarafından da yolu kesip bize ‘Riskli bir durum var’ uyarısında bulunsalardı hiç yola çıkmazdık.”


İÇ SAVAŞ BARONLARI – Özgür Gündem 


Dîlok’taki patlamayı gerekçe yapan hükümet ve medya, halkı Kürtlere karşı kışkırtıyor. Hükümet ile medyanın linç kampanyasıyla birlikte, her yerde BDP ve Kürtlere organize saldırılar yapılıyor

HÜKÜMET IRKÇILARI KIŞKIRTIYOR
Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere bakan ve hükümet yetkilileri, PKK’nin “bizimle ilgisi yok” açıklamasına rağmen Dîlok’taki patlamayı Kürtlere mal ederek, adeta iç savaş kışkırtıcılığına soyundu. İlk günden bu yana hükümet, AKP yetkilileri ve medyanın ortaklaşa yürüttüğü kampanya, her yerde sonuç vermeye başladı.

BDP’YE ORGANİZE SALDIRILAR
Günlerdir organize şekilde gelişen ırkçı saldırılar, dün de sürdü. Dîlok’taki bütün BDP binalarını adeta ablukaya alan ırkçı gruplar, dün Belkîs, Ereban ve Kocaeli’de BDP binalarına saldırıp ateşe verdi. Saldırılar bununla da sınırlı kalmadı. İstanbul’da hastaneye giden bir Kürt aile, Kürtçe konuşunda ırkçıların hedefi oldu.

Emir hükümetten saldırı ırkçılardan
Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere bakan ve hükümet yetkililerinin “linç fetvaları”yla BDP’ye yönelik başlayan saldırılar da Dîlok’taki patlamayla birlikte hız kazandı. Şehitkamil, Bahçelievler  BDP ilçe binalarına yönelik saldırılardan sonra bu sefer Belkîs (Nizip), Ereban (Araban) ve Kocaeli’de BDP binaları saldırıya uğradı. Kocaeli’de Özgürlük Meydanı karşısındaki bir binanın 6. katında bulunan BDP İl Örgütü binası bir grup tarafından ateşe verilmeye çalışıldı. Sabah 04.00’da benzin dökülerek yakılan binada maddi hasar oluştu.

Dîlok’taki patlamanın ardından başlatılan provokasyonların son adresi Belkîs BDP ilçe binası oldu. Önceki gece 100 kişilik bir grup BDP ilçe binasına saldırdı. Parti levhasını indiren ırkçı grup, camları kırdı, binaya molotofkokteyli attı. Polisin uzun süre müdahale etmediği grup, bir süre sonra dağıldı.

Irkçı saldırının bir diğer adresi ise BDP Ereban ilçe binası oldu. Dün sabah saat 03.00 sularında bir grubun gerçekleştirdiği saldırıda, ilçe binasına taş ve molotofkokteyli atıldı. Binanın hem içinde hem de dışında meydana gelen yangın maddi hasara neden oldu. BDP’lilerin yaptığı başvurulara polisin yanıtı ise saldırıların nasıl organize edildiğini ortaya koyuyor: “8-9 insan öldü halk tepkisini gösterecektir.” Bu gelişmelerle birlikte ırkçılar iki günde 6 BDP binasına saldırı düzenledi. Saldırıya uğrayan BDP il ve ilçe binaları şöyle: BDP Dîlok il binası, BDP Ereban ilçe binası, Belkîs BDP ilçe binası, BDP Şehit Kamil ilçe binası, BDP Bahçelievler ilçe Örgütü ve  Kocaeli BDP il binası.

Bakırköy Devlet Hastanesi’nde hamile eşini hastaneye kaldıran Sinan Ağurtay ve ağabeyi Rıdvan Ağurtay, Kürtçe konuştukları için saldırıya uğradı. Ağurtay, şunları anlattı: “Eşim hamileydi. Hastaneye kaldırdık. Hastaneye gittiğimizde eşimi odaya aldılar ancak Türkçe bilmediğini söyleyerek, ben de girmek istedim. İzin vermediler. O sırada odanın önünde başka bir adam daha vardı. Kendisi, “ben sizin dil sorununuzu çözeceğim, size dil öğreteceğim” dedi ve birilerine telefon açtı.” Daha sonra hastane dışına çıktığını söyleyen Sinan Ağurtay, “Döndüğümde ağabeyim Rıdvan Ağurtay’a 5 kişinin saldırdığını gördüm. Ardından bana da saldırmaya başladılar. Ellerindeki taş ve sopalarla saldırdılar ve ağabeyimin kafası kırıldı, benim de vücudumda yaralar oluştu. Hastaneden rapor aldık” diye konuştu. Sinan Ağurtay, hastanedeki güvenlik görevlisinin de saldırganlara yardım ettiğini söyledi. Polis ise hiç şaşırtmadı. Bugüne kadar Kürtlere yönelik bütün saldırıları izleyen polis saldırganları sorgulamaya değil, tarafları “barıştırmaya” çalıştı. Ayrıca gözaltına aldıkları izlenimi veren polis kısa bir ifade işleminin ardından grubu hemen serbest bıraktı.

Adana’da gözdağı operasyonu
Dîlok’taki bombalı saldırıyı bahene yapan hükümet, Kürtleri açıktan tehditlere başladı. Patlamayı fırsat bilen Adana Emniyet Müdürlüğü, kentteki Kürtleri hedef alan operasyonlar düzenledi. Binden fazla özel harekat, çevik kuvvet ve terörle mücadele ekibi polisi Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı mahalleleri kuşatma altına aldı. Özel harekatçıların, elinde uzun namlulu silahlarla yoldan geçen tüm yurttaşları kimlik kontrolüne tabi tuttu. Uygulamaya tepki gösteren bir grup genç, Asri Mezarlık bölgesinde polisle çatıştı.

AKP’li Tayyar’dan Şam itirafı
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ve Bülent Arınç ile “Kürt düşmanlığı” yarışına giren ve Dîlok’taki saldırıdan hemen sonra patlamayı PKK’ye mal etmeye çalışan AKP Milletvekili Şamil Tayyar, çok tartışılacak bir itirafta da bulundu. Harıl harıl patlamada PKK-Esad bağlantısı aramaya başlayan Tayyar, Dîlok’taki saldırının “Şam’da 15 Ağustos’ta yapılan bombalı saldırının rövanşı” olduğunu iddia etti. Tayyar’ın bu iddiası ve “rövanş” yorumu, Şam’daki patlamada da Türkiye parmağının olduğunun itirafı anlamına geliyor.

İran’dan Türkiye’ye Dîlok uyarısı
Hükümetin Suriye politikaları nedeniyle ilişkilerinin bozulduğu İran, Dîlok’taki bombalı saldırıyla Ankara’ya gözdağı verdi. İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Hüseyin Nakavi, Dîlok’taki saldırıyı hatırlatarak, “Ankara, Suriye’ye karışacağına ve bu ülke için düşmanca beyanat vereceğine kendi iç işlerini çözmeye baksın” dedi.


7 kişi gözaltında
Dîlok’taki patlamaya ilişkin, kullanılan çalıntı araçla bağlantılı olduğu ileri sürülen M.H ve M.A evlerinden alınarak, gözaltına alındı. Gözaltına alınan 2 kişi soruşturma kapsamında Mersin’e götürüldü. Patlamayla bağlantıları olduğu iddiasıyla dün de 5 kişi gözaltına alınmıştı.

 
BDP Binasına Saldırı – Bianet

Antep'teki BDP binalarının ardından Kocaeli BDP İl binası ile Derince ilçe teşkilatı binası da saldırıya uğradı; İl Başkanı Yalçınkaya "olayın münferit olmadığını" söyledi.
Kocaeli'nde Barış ve Demokrasi Partisi'nin (BDP) binalarına saldırı düzenlendi.
BDP Kocaeli il binasının kapısı yakılmak istenirken, Derince ilçe binasına da benzer bir saldırı son anda önlendi.
Kocaeli il binasının kapısına dün gece benzin döken B.U. isimli saldırgan duvarlara hasar verdi. Yakalanan saldırgan, "alkollü olduğunu" ileri sürdü.

Olaya tepki gösteren BDP Kocaeli İl Başkanı Mehmet Yalçınkaya şu açıklamayı yaptı:
"Uzun bir dönemden beri savaşta direnen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP), özellikle Antep'teki olaylardan sonra partimizi hedef göstermesi sonucu, partimize saldırı yapıldı. Biz bunu münferit bir olay olarak görmüyoruz. Daha önce parti binamız kurşunlandı ve çeşitli defa saldırılara uğradı. Bunun ilk ve son olmadığını da biliyoruz."
"Barış, demokrasi ve özgürlük konusunda direnen partimize yönelik yapılan bu saldırı, iktidarın hedef göstermesi sonucu olmuştur. Bu saldırı ne olursa olsun biz bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Demokrasi, özgürlük ve barış mücadelemizi yürütmeye kararlıyız."

Olayda yaralanan olmadı.
BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken de olayla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, parti olarak sivillere yönelik saldırıları kınadıklarını, Antep saldırısına da aynı tepkiyi verdiklerini söyledi.
"BDP il binalarına yönelik saldırılar öncesinde AKP yöneticileri, BDP'yi hedef gösteren açıklamalar yapmıştı. Yaşanan tüm kayıplar AKP'nin politikalarından kaynaklanmaktadır."

İlk saldırı değil
Antep'te dokuz kişinin hayatını kaybettiği saldırı sonrasında, Pazartesi akşamı saat 20.00 sıralarında bölgede toplanan kalabalık, BDP Şehitkamil İlçe Başkanlığı binasına ve BDP Antep il binasına saldırdı. Kalabalık Türk bayraklarıyla ve sloganlar atarak yürüdü. Bölgeye polis ve itfaiye sevk edildi.
Dün akşam da Antep'te yaklaşık 100 kişilik grup, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Nizip İlçe Binası'na saldırdı.
Saldırganlar ellerindeki sopalar ile önce binanın üzerindeki parti levhasını parçaladı, ardından kepenkleri tekmeleyerek camları kırdı. Olay yerine gelen polis atılan molotof kokteylerini söndürdü, grubu dağıttı. (AS)

 
BDP'den AK partili vekile 'gebertilmiş' yanıtı – Milliyet

BDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken ile Milletvekili Sırrı Sakık, çatışmalarda öldürülen PKK’lılar için, "Etkisiz hale getirildi" yerine, "Gebertildi" sözünün kullanılmasını istemesine sert tepki gösterdi.
BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, PKK’lılar için, "Gebertildi" diyen zihniyetin, dün Uludere’de kaza sonucu yaşamını yitiren ve yaralanan askerleri kurtarmak için çaba gösteren köylüleri örnek göstererek, "Roboski’de (Ortasu) hak arayaşında olan insanların askerleri nasıl sırtlarında taşımak için birbirleriyle yarıştığını, onlar için nasıl Kürtçe ağıtlar yaktıklarını gördün mü? O ağıtların sesini duydun mu? Gör ki, duy ki utan. İnsanlığın ve İslamiyetin neresinde var ölüye hakaret. Ölüye saygısızlık, bu tam anlamıyla ırkçılık ve faşizimdir. Bundan sonra; Erzurum’da attığın nutukta söylediğin gibi, Kürtler’e sakın kardeşlerimiz kelimesini kullanma, Kürtlerin senin gibi bir kardeşe ne ihtiyacı vardır, ne de tahammülü" dedi.

BALUKEN; İNSAN KILIĞINA GİRMİŞ ZEBANİ
BDP Grup Başkan Vekili ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken de Ak Parti Milletvekili Muhyettin Aksak’a tepki gösterdi. Baluken, Twitter’da, "AKP’nin yeni tasfiye planı, kaotik saldrıların arkasına sığınmak, faşist tetikçilikle partimizi linç ve saldırı kampanyasına tabi tutmak. İnsan cenazesine ’Geberdiler’ denmesini isteyen mahlukatın hayvani güdülere bile sahip olmaması ne acı. İnsan kılığına girmiş bu zebaniyle aynı havayı solumak ise cehenemden bile daha acı" dedi.

AKSAK NE DEMİŞTİ?
AK Parti Erzurum Milletvekili Muhyettin Aksak, AK Parti Erzurum İl Teşkilatı’nın Palandöken’de düzenlediği bayramlaşma törenine yaptığı konuşmada, Hakkari’nin Kırıkdağ Köyü yakınlarında PKK’lılar tarafından yola döşenen patlayıcının patlatılması sonucu 2 uzman çavuşun şehit olduğunu hatırlatarak, şöyle konuştu:
"Bunların hesabı çok ağır soruluyor. Sorulmaya devam edecektir. Hiçbir zaman yaptıkları yanlarına kalmayacaktır, kalmadı da bugüne kadar. Hepinizin bildiği gibi yakın tarihte 200’e yakın PKK’lı, bu kelimeyi kullanırken başka şeyler söylemek istiyorum ama bugün bayram, etkisiz hale getirildi. Aslında bunun karşılığı ’Gebertildi’ olmalıydı. Yani bunlara, bunun hesabının çok ağır sorulması lazım. Erzurum’da dolaşıyoruz. Hiç kimse, hiçbir yerde Kürt kardeşimle, PKK veya PKK yandaşını eşit tutma gibi bir lükse katılmasın. Kürt kardeşlerimizi bunlardan ayırıyoruz. Bunlar, baktığınız zaman ya satılmış beyinler ya Ermeni dönmesi çocukları ya da Suriye’den, İran ’dan ülkemize sızan alçaklardan başka bir şey değil."


'Partimize yönelik saldırıların sorumlusu AKP’dir' – Evrensel


BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, son dönemde partilerine yönelik artan saldırılara ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Baluken, AKP’nin son bir haftadır yanlış yaptığı bilgilendirmelerin ardından partilerine yönelik saldırıların zirveleştiğini belirterek, “Şemdinli’deki gerçeklerin partimizin de dahil olduğu bağımsız, kapsamlı bir heyet tarafından açığa çıkarılması ve Antep’te nereden geldiği belli olmayan ve toplumumuzda büyük bir kaotik süreci hedefleştirdiği belli olan patlama ile birlikte bu kampanyanın pervasız bir toplumsal dalgaya çevrilmek istendiğini büyük bir üzüntü ile izlemekteyiz” dedi. Baluken, BDP’ye yönelik linçin “Soykırım operasyonları”nın devamı olduğunun altını çizerek, “Daha önce de kin ve nefret söylemini en yetkili bakanların ağzından alanlarda dile getirmiş olan AKP iktidarı yaşanan bu vahim olayı fırsat bilerek toplumumuzu bölen ırkçı, milliyetçi, kin ve nefret söylemlerine toplumsal meşruiyet kazandırma gayreti içerisine girmiştir” diye kaydetti.

‘AKP’Lİ MİLLETVEKİLLERİ İNSANİ DEĞERLERİ AYAKLAR ALTINA ALDI'
Baluken, Antep’te yaşanan patlamanın ardından AKP’nin BDP’yi hedef gösterdiğini ve ardından da partilerine yönelik saldırıların başladığını vurguladı. “İktidardan nemalanan bir kısım medya kuruluşu da AKP temsilcilerinin bu söylemlerini körüklemek üzere yayınlar yaparak bu kampanyadaki rollerini oynamaktadırlar. AKP ve yandaş medyanın söylemleri kısa bir süre içerisinde Kocaeli Darıca İlçesi'nde görüldüğü gibi diğer kentlerde de partimize ait binalara yönelen saldırı dalgası ile sonuçlanmıştır” diyen Baluken, AKP’li milletvekillerinin yaptıkları açıklamalar ile insani değerleri ayaklar altına aldığını belirtti.

'SAVAŞ POLİTİKASINDAN VAZGEÇİN'
AKP Erzurum Milletvekili Muhyettin Aksak’ın PKK’lilere ilişkin “gebertildi” denilmesi önerisini değerlendiren Baluken, “Şunu belirtmek isteriz ki; bu cümleleri kullanan zihniyet, toplumsal barış ve özgürlükten anlayan olmak bir yana en hafif tabiri ile insan kılığına girmişlerin zihniyetidir. Sürekli dile getirdiğimiz gibi, AKP’lilerin yer ve zaman dinlemeden akıttıkları gözyaşları timsah gözyaşlarıdır. AKP’lilerin kullandıkları ırkçı ve nefret dolu söylemler AKP’nin gerçek yüzüdür” dedi. Baluken, savaş politikaları yerine diyalog ve müzakereye dayalı barış politikalarının hayata geçirilmesi durumunda bugün yaşananların hiçbirinin gerçekleşmemiş olacağını hatırlatarak, “Bu nedenle AKP hükümetini, bugüne kadar sürdürdüğü savaş politikalarını bir kenara bırakarak toplumsal barışı arayan, yaşanan acıları ortadan kaldıran bir çaba içerisinde olmaya davet ediyoruz” dedi.

Baluken, BDP’ye yönelik herhangi bir saldırının sorumlusunun AKP olduğunu kamuoyuna deklare ettiklerini belirterek, şunları kaydetti: "Barışı sağlamak iyi niyet, güven ve emek ister. BDP olarak toplumsal barışa ulaşmadaki tüm bu gereklilikleri geçmişte olduğu gibi gelecekte de yerine getireceğimizi tekrardan belirtiyoruz. Tüm halkımıza ayrıştıran, bölmeye çalışan, kin kusan nefret söylemlerine karşı duyarlılık çağrımızı yineliyoruz.”

 
'Roboski'den ibret alalım' – Evrensel

DİDİM'DE BARIŞ VE KARDEŞLİK ŞÖLENİ
Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) ‘Ölüm değil yaşam, savaş değil müzakere’ sloganı ile düzenlediği etkinlikler sürüyor. Dün akşam gerçekleşen özgürlük, barış, kardeşlik şenliği Aydın’ın Didim ilçesinde halkların buluşmasına sahne oldu.

Şenlikte konuşan BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Gaziantep’te yaşanan patlamada hayatını kaybeden insanları anarak, “Hem kaybettiklerimizin yasını unutmak,  hem de yasa boğulmadan hayata tutunmak için buradayız” dedi. Uludere’de hayatını kaybeden ve yaralanan askerlere halkın yardım ettiği kareleri hatırlatan Kürkçü, “34 insanını bir hava bombardımanında kaybeden bu halk, bugün hayatını kaybeden askerlerin cenazelerini dere yataklarından çıkarmak, yaralıları hastanelere taşımak, onlara kardeşliğin soluğuyla hayat vermek için mücadele ediyor. İşte oraya bakalım. İbret alalım. Hayat orada. Özgürlük orada. Kurtuluş orada. Yol mu arıyoruz? İşte inançları için mücadele eden Alevilerin yolu. Yol mu arıyoruz? İşte kadınların yolu. Her gün erkeklerin darbeleriyle hayatlarına son verilen, bildikleri gibi yaşamak, özgür yaşamak, kendileri gibi olmak için mücadele eden kadınların; bütün bu katliama karşı yıllardır, her gün kanlarını akıtarak ayakta durmalarına bakalım. İşte Halkların Demokratik Kongresi bu yoldan yürümek, bu mücadeleleri birleştirmek, bunların hepsinin temelinde yatan emeğin kurtuluş mücadelesinin sonsuz görünümlerini birbirlerine bakıştırmak için mücadele ediyor” şeklinde konuştu.

Daha sonra söz alan sanatçı Ferhat Tunç, konuşmasına Ahmet Kaya’yı anarak başladı. Tunç, “Sanatçılar 12 Eylül döneminde, söylediği sözden veya yaptıkları müzikten dolayı ceza alıyordu. O dönem on binlerce insan cezaevindeydi şimdi de on binleri aşan sayıda insan düşüncesinden dolayı cezaevlerinde. Bu, yıllardır ülkemizde hiçbir şeyin değişmediğini gösteriyor. Tek çare; ezilenlerin, Alevilerin, Kürtlerin, Lazların, Çerkezlerin ve Türkiye'de ötekileştirilenlerin oluşturduğu Halkların Demokratik Kongresi birleşimindedir” diye konuştu.
Üç bin kişinin katıldığı şenlik, Didimlilerin Suavi, İlkay Akkaya ve Ferhat Tunç’un şarkılarına eşlik etmesiyle devam etti. Serhat Kural Dans Ekibinin sahnelediği dans gösterileri de ilgi odağı oldu. (Aydın/EVRENSEL)

 
 Kılıçdaroğlu: Şikâyet etmeyip, konuşalım – Taraf

PKK sorununun çözümü için tüm siyasi parti temsilcilerinin biraraya gelip fikir üretmesi gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu: Şikâyet ederek sorunları çözemeyiz

Dördü çocuk dokuz kişinin yaşamını yitirdiği bombalı saldırı sonrası Gaziantep’e giden CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, önce yaralıları ziyaret etti, sonra da Hakkâri’deki mayın patlamasında hayatını kaybeden Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Can’ın aile evine giderek taziye dileğinde bulundu.

Can ailesiyle görüşmesi esnasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, PKK sorununu çözmek için her siyasi partinin kendi içinde komisyon oluşturmasını, daha sonra da bu komisyonların biraraya gelerek soruna çözüm araması gerektiğini belirtti. Kılıçdaroğlu’nun konuya ilişkin sözleri şöyle: “Siyasetçilerin terör konusunda üstüne düşen görevleri yapması lazım. Şikâyet ederek bu sorun çözülmez. Biraraya gelerek, düşünerek, konuşarak bu sorunu çözmemiz lazım. Niye biz biraraya gelmiyoruz, niye biraraya gelip konuşmuyoruz, niye vatandaşın acıları olduğu zaman gidiyoruz da acıların sonlanmaması için çaba harcıyoruz. Biz bir şey söyledik, bir adım attık. Bizim attığımız adımdan kimse rahatsızlık duymasın.
Ancak siyaset sorunları çözer
Biz vatandaşın terör konusunda yaşadığı acıları sonlandırmak istiyoruz. Her siyasi partide bu sorunu çözmek için kafa yoracak, bilgili milletvekilleri var. Her parti bir komisyon görevlendirir, ikişer, üçer milletvekili görevlendirir... Biraraya geliriz, bu soruna çözüm buluruz. Türkiye yedi düvele karşı mücadele etti, bu ülkeyi, bağımsızlığı kazandı. Ne olacak yani biz terörü mü bitiremeyeceğiz, yeter ki biraraya gelelim. Siyaset kurumu sorunları çözer, sorunlardan nemalanmaz.

Her partiden 2-3 milletvekili
Herkesin yüreğinde bir kırgınlık var, bir öfke var, ‘niye biz bu haldeyiz’ diyorlar. Bayramda kin, öfke biter, insanlar biraraya gelir. Bir bakıyorsunuz bir bomba patlıyor, dokuz yurttaşımız hayatını kaybetti, 60’a yakın yaralı var. Şimdi siz nasıl bayram yapacaksınız, ülkede huzuru nasıl sağlayacaksınız’. O açıdan benim siyasal partilere yine bir çağrım var; gelelim biraraya, oturalım bu işi konuşalım.

Liderlerin biraraya gelmesi şart değildir. Her siyasal parti ikişer, üçer milletvekili görevlendirsin. Anayasayı değiştirmek için nasıl biraraya geliyorsak, terörü sonlandırmak için de biraraya gelelim, oturalım, konuşalım. Ben eminim bu sorunu çözebiliriz. Çözmek zorundayız. 30-35 yıldır hep sorunu hep başka yerlere ihale ettik, biz çözmedik. Bakın bu sorun yarın daha da büyür, uluslararası boyut kazanırsa, sorunu çözmekte daha da büyük güçlüklerle karşılaşırız. O nedenle bir an önce adım atmamız ve sorunu çözmemiz gerekiyor. Bu konuda halkın da beklentisi o.’’


Barış talebinde ayak diremeliyiz – Evrensel 


Gaziantep’te 9 kişinin yaşamını yitirdiği ve 69 kişinin de yaralandığı saldırının yankıları devam ederken, Evrensel’e konuşan yazar, akademisyen, sanatçı ve aydınlar hem saldırıyı kınadılar, hem de hükümetin politikalarının ülkeyi getirdiği noktadan duydukları endişeyi dile getirdiler. Ortak görüş ise; ‘Her şeye rağmen barış için ayak diremeliyiz’ oldu.
Gazetemize konuşan, Oyuncu Jülide Kural, “İntikam duygusuyla davranmak yerine barış için elimizden geleni yapmamız gerekiyor. Barış konusunda ayak diremeliyiz” dedi. Yazar Aydın Çubukçu, “Önemli olan patlamayı Suriye ya da PKK’nin gerçekleştirmiş olması değil, Ortadoğu’da gelişen son kanlı olaylara AKP Hükümeti’nin yaklaşım meselesidir” derken, “Bu katliam, savaş tarihinin en iğrenç metotları arasında yer alan ‘kör şiddet’in bir tezahürü” diyen Oyuncu Orhan Alkaya ise “AKP ‘tek parti’ hükümetinin, 12 Haziran seçimi sonrasında ilan ettiği ‘ustalık dönemi’nin, askeri vesayet rejiminin yeniden üretimine, bu partinin de Savaş Partisi’nin bir replikasına dönüşmesinin sonuçları üzerine konuşmak için bile, ‘kör şiddet’in gölgesinden kurtulmamız gerek” dedi.

‘DEVLET DE GERİLLA DA DUYARLI DEĞİL’
Antep’teki saldırının kendilerini çok üzdüğünü dile getiren Oyuncu Jülide Kural, “Bütün ölümler üzücü. İster dağdan olsun, ister kışladan. Hele de ölenlerin yoksul insanlar olduğunu düşündüğümüzde, çok daha farklı bir yapı çıkıyor ortaya” dedi. Kural, çok dikkat edilmesi gereken bir süreç yaşandığını ifade ederek “Savaş dilini kullanan bir devlet var” dedi.  Ancak eleştiriyi sadece devletle sınırlı tutmamak gerektiğini söyleyen Kural, “Aynı zamanda gerillanın da bu süreç içinde çok duyarlı olduğu söylenemez” dedi.

‘BARIŞ İÇİN HERKESE ROL DÜŞÜYOR’
“Herkes kadar benim de içim yanıyor. İntikam duygusuyla davranmak yerine barışın oluşması için elimizden geleni yapmamız gerekiyor” diyen Kural, “Bu dili yeniden tasnif etmek, bu dili normalleştirmek gerek. Sivillere yönelik saldırıyı her ne nedenle olursa olsun kabul etmek mümkün değil. Barışın koşullarını oluşturmak için herkese bir rol düşüyor” dedi.
Savaşla, şiddetle oluşturulan her şeyin yeni savaşlar getirdiğini belirten Kural, “Önyargılardan kurtulup, barış konusunda ayak diremeliyiz” dedi.

SALDIRI KADAR SONUÇLARI DA ÖNEMLİ
Saldırıyı değerlendiren Evrensel Kültür Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ve Yazar Aydın Çubukçu, “Bu faili meçhul saldırının kendisi kadar sonuçları da önemlidir” dedi. Saldırının ardından AKP Hükümeti’nin hem PKK’yi hem de Suriye’yi suçlayan sonuçlar çıkarmasının psikolojik savaş yöntemlerine işaret ettiğini dile getiren Çubukçu, “Hükümetin kendi güncel yorumlarıyla gündemi oyalaması kabul edilemez. Burada önemli olan patlamayı Suriye ya da PKK’nin gerçekleştirmiş olması değil, Ortadoğu’da gelişen son kanlı olaylara AKP Hükümeti’nin yaklaşım meselesidir” dedi.  

‘KÖR ŞİDDET VARSA NE SAVAŞ NE BARIŞ KONUŞULUR’
Antep’teki saldırı için “Bu katliam, savaş tarihinin en iğrenç metotları arasında yer alan ‘kör şiddet’in bir tezahürü” ifadelerini kullanan Oyuncu Orhan Alkaya ise “Şiddet, iki yanı kesen bir kılıçtır. Kör şiddet ise, nereyi, ne zaman, nasıl keseceği kestirilemeyen bir kılıç. Tüm yüzeyi keskindir, kullananın tuttuğu kabzası bile. Kör şiddetin perspektifinde ne savaş konuşulabilir ne barış. Kıyıcılık metod olarak benimsendiğinde en güçlü olan kazanır; Korku. Korku da aklı ve vicdanı zavallılaştırır” şeklinde konuştu. 
“AKP ‘tek parti’ hükümetinin, 12 Haziran seçimi sonrasında ilan ettiği ‘ustalık dönemi’nin, askeri vesayet rejiminin yeniden üretimine, bu partinin de Savaş Partisi’nin bir replikasına dönüşmesinin sonuçları üzerine konuşmak için bile, ‘kör şiddet’in gölgesinden kurtulmamız gerektiğini düşünüyorum” diyen Alkaya, “Herkesin ‘haklı’ olduğu bir savaş sürer gider. Artık, haksız olduğumuzu da kabul edecek erginliğe ihtiyacımız var” dedi.

‘HÜKÜMET HASSAS SÜRECİ KAŞIYOR’
Çok hassas ve sıcak bir süreçten geçildiğini belirten Barış için Kadın Girişimi Üyesi Nebile Irmak ise “İktidar bu süreci daha da kaşıyor ve ülke kaos ortamına sürükleniyor” dedi. 30 yıldır devam eden Kürt sorununun derinleştiğini ve bunun bedelini de yoksullar ve emekçilerin ödediğini ifade eden Irmak, “Yığınla asker ve gerilla yaşamını yitiriyor. Türkiye artık bu süreci kaldıracak güce sahip değil ve çözüm mümkün” şeklinde konuştu. Böylesi olayların ardından insanların sokaklara indiğini ve BDP binalarına saldırdığını hatırlatan  Irmak, “Bu bizi kaygılandırıyor. Bir an önce barış ortamı sağlanmalıdır” dedi.

‘1 EYLÜL BARIŞ İÇİN FIRSAT OLMALI’
Yaklaşan 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün bir fırsat olduğunu dile getiren Irmak, “Ölümleri kanıksadık. Bu süreçlerden beslenenlere artık fırsat verilmemeli. Herkes elini taşın altına koymalı” dedi.

‘ARTIK YETER’
Hükümetin politikalarına çomak sokan, deşifre eden gazeteciyi, emekçiyi, öğrenciyi düşman olarak gördüğünü söyleyen Irmak, “Geçmişte faili meçhuller vardı. Şimdi ise hapishaneler var. Her türlü şiddeti kınıyoruz. Artık yeter diyoruz. Demokratik bir ortamın yaratılmasını istiyoruz” dedi. Başbakan Erdoğan’ın Ortadoğu hamiliğine soyunduğunu ancak kendi ülkesinde olup bitenleri görmezden geldiğini söyleyen Irmak, “Siz kalkıp başka bir ülkenin içi işlerine karışırsanız, maddi ve manevi destek sunarsanız bu kaçınılmaz olur. Bugün ülkede yaşanan ortamın sorumlusu hükümetin politikalarıdır” şeklinde konuştu.

‘MEVCUT POLİTİKANIN DÜŞTÜĞÜ ÇIKMAZ’
Ülkede ortaya çıkan tablonun hükümetin Kürt sorununda çıkmaza düştüğünü gösterdiğini ifade eden Kocaeli Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu ise Antep’te yaşanan olayın hemen ardından, 5 dakika içinde hükümet yetkililerinin saldırıyı PKK’nin gerçekleştirdiğine dair açıklamalar yapması ve suçu buraya yüklemesinin düşündürücü olduğunu söyledi. Hamzaoğlu, “Benzeri olaylar daha önce de yaşandı. Bu olay 90’lı yılları hatırlatıyor. O zaman ki kaos ortamında da böyle şeyler sıkça yaşanıyordu” dedi.


“Vatan sağ olsun demeyeceğiz” – Taraf


Gaziantep’teki korkunç saldırıda yaşamını yitiren dokuz kişiden biri olan İnfaz Koruma Memuru Davut Azak (32), Diyarbakır’da toprağa verildi

Gaziantep’teki korkunç saldırıda yaşamını yitiren dokuz kişiden biri olan İnfaz Koruma Memuru Davut Azak (32), Diyarbakır’da toprağa verildi. Resmî tören istemeyen aile adına konuşan ağabey Haydar Azak, “Kardeşin kardeşi vurduğu bir vatan sağ olacaksa, ben vatan sağ olsun demiyorum” dedi.

Adliyenin servis aracı içinde ölüme yakalanan infaz koruma memuru Davut Azak’ın cenazesi, otopsi işlemlerinin tamamlanmasının ardından memleketi Diyarbakır’ın Ergani İlçesi’ne gönderildi. Diyarbakır Valiliği ve Ergani Kaymakamlığı, resmî tören yapmak istediklerini bildirdi ama aile bu talebi reddetti.
Acımızı içimize gömüyoruz

Ağabey Haydar Azak, resmî töreni neden istemediklerini gazetecilere şöyle anlattı: “Biz böyle resmî törensiz defnetmeyi isterken tek bir şey düşündük. Ölenin resmî olması, sivil olması önemli değil bizim için. Bir taraf vurgulansın istemiyoruz. Canımız öyle yandı ki. Gencecik kardeşim, el kadar çocuklar parçalandı öldü. Allah için bu kanın durmasına çabalasın herkes. Kim elinden ne geliyorsa yapsın. Biz acımızı içimize gömüyoruz. İnşallah bu son olsun. Kardeşin kardeşi vurduğu bir vatan sağ olacaksa, ben vatan sağ olsun demiyorum. Kardeşlerin öldüğü vatan nasıl sağ olacak ki?” Azak’ın defnedilmesinin ardından aile, Ergani Belediyesi Taziye Evi’nde başsağlığı dileklerini kabul etti. Aileyi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker de ziyaret etti. Taziye evine gelişinde Bakan Eker’i karşılayan ağabeyi Haydar Azak, “Sizden özellikle ricam bu kanı durdurun” dedi.

 
Türkiye, Suriye'ye karışacağına kendi iç işlerini çözsün – Akşam

İran, dün verdiği mesajlarla dünyaya meydan okudu. İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış İlişkiler Komisyonu sözcüsü Nakavi 'Türkiye, iç krizle karşı karşıya' dedi. Ardından İran kabinesi hem İsrail'i tehdit etti, hem de Suriye'yle imzalanan savunma anlaşmasını hatırlattı
Ankara-Tahran arasındaki ipler İran'dan gelen açıklamalarla her geçen gün daha da geriliyor. İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu sözcüsü Seyid Hüseyin Nakavi Hüseyini Ankara'dan 'Suriye'ye müdahale edeceğine kendi iç meselelerine yönelmesini' istedi. NTVMSNBC'nin haberine göre Meclis ajansı ICANA'ya konuşan Nakavi, Gaziantep'teki bombalı saldırıyı değerlendirerek, 'Türkiye, şimdi bir iç krizle karşı karşıya kalmış durumdadır. Ankara, Suriye'ye karışacağına ve bu ülke için düşmanca beyanat vereceğine kendi iç işlerini çözmeye baksın' dedi. Nakavi, Ankara'nın başta El Kaide olmak üzere Suriye'deki terör gruplarını desteklediğini öne sürerken, 'Türkiye'nin bu desteği sadece Suriye'deki günahsız insanların hayatını kaybetmesine neden olmuyor, Türkiye verdiği bu destekle kendi güvenliğini de tehlikeye sokmuş oluyor' diye konuştu. Geçtiğimiz haftalarda da İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Seyyid Hasan Firuzabadi, Suriye'de akan kandan Türkiye'yi sorumlu tutmuş Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da 'Hesaba çekilmeden önce İran yönetiminin de kendini hesaba çekmesi lazım' demişti.

ŞAM'LA ANLAŞMA HAZIR
İran'dan bir meydan okuma da Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi'den geldi. Salihi, İsrail'in İran'a yönelik saldırı tehditlerinin propaganda ve psikolojik savaştan öte bir şey olmadığını söyledi ve 'İsrail'in İran'ı tehdit edecek konumda olmadığını' belirtti. Savunma Bakanı Ahmed Vahidi de, Suriye ile ortak savunma anlaşmasının hala yürürlükte olduğunu söyledi. 'Bu savunma anlaşması hala yerinde duruyor'' diyen Vahidi, 'Suriye'den bu konuda şu ana kadar hiçbir talep gelmiş değil' ifadesini kullandı. Vahidi, 'Suriye, tehditlerle karşı karşıya ve kendisi bu sorunla iyi bir şekilde mücadele etmekte' diye konuştu.

Mursi ve Kim Jong Tahran yolcusu
Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ve Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un'un 26-31 Ağustos'taki 16. Bağlantısızlar Hareketi Liderler Zirvesi'ne katılacağı açıklandı. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun'un da 'baskılara rağmen' katılacağı duyuruldu.

İran, yaptırımları Erivan'la aşıyor
Uluslararası yaptırımların ülke ekonomisine yönelik etkilerinin her geçen gün daha da ağırlaştığı İran'ın yaptırımları aşmak için Ermenistan bankalarını kullandığı iddia edildi. Reuters'tan Louis Charbonneau, 'özel' logolu ve diplomatlarla belgelere dayandırdığı analizinde, İran'ın ödemelerini ve alacaklarını Ermenistan bankaları üzerinden yaptığını belirtti. Haberde 2010'da Ermenistan'ın bugünkü pozisyonunda Türkiye'nin bulunduğu, Batılı ülkelerin baskısı üzerine Türk bankaların İranlı müşteriler konusunda artık çok daha dikkatli olduğu kaydedildi. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ın Ermenistan'la yıllık ticaretin 1 milyar doları aştığı şeklindeki sözlerinin hatırlatıldığı haberde, yüz milyonlarca dolarlık para transferinin İranlı Mellat bankasının Ermenistan uzantısı üzerinden yapıldığı vurgulandı. Ayrıca Batılı istihbarat raporuna göre, 574 milyon dolarlık varlığı bulunan Ermeni ACBA bankası İran'ın öncelikli hedefi durumunda. Haberde, ACBA dahil pek çok Ermeni yetkilinin iddiaları yalanladığı da kaydedildi.

Yerli üretim 'hava laboratuvarı'
İran'da Milli Savunma Sanayi Günü için düzenlenen törende, yerli üretim 6 yeni savaş aleti tanıtıldı. Fatih 110-D1 füzesi, Bünyan 4 deniz motoru, Eres zırhlı taşıtı, Vefa havantopu ve Şahit gözlem sisteminin yanında Armita 'hava laboratuvarı' dikkat çekti. Suikastla öldürülen nükleer bilimci Dariush Rezai-nejad'ın kızının adının verildiği sistemle, ileri seviyede havacılık elektriği sistemler denenecek. Havacılık sitesi 'theaviationist.com', Tu-154 uçağının kuyruğuna, Saeqeh tipi savaş uçağının geliştirilmiş versiyonunun takılmasıyla hazırlanan Armita'nın 'askeri öneminin kuşkulu' olduğunu belirtirken 'Yine de bu deneysel uçak İran hava sanayisinin aktif olduğunu gösteriyor' yorumunu yaptı.


İran: Ankara, güvenliğini tehlikeye sokuyor – Taraf


Gaziantep’teki bombalı saldırıların ardından açıklama yapan İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Hüseyin Nakavi, Türkiye’nin Suriye’yi destekleyerek kendi güvenliğini de tehlikeye attığını söyledi
Gaziantep’teki bombalı saldırıların ardından açıklama yapan İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Hüseyin Nakavi, Türkiye’nin Suriye’yi destekleyerek kendi güvenliğini de tehlikeye attığını söyledi. Nakavi, “Ankara, kendi içişlerini çözmeye baksın. Türkiye verdiği bu destekle kendi güvenliğini de tehlikeye sokmuş oluyor” dedi

Parlamento Haber Ajansı ICANA’ya konuşan Nakavi, Ankara’nın El Kaide ve Suriye’deki terör guruplarını desteklediğini iddia etti. Nakavi, şöyle devam etti: “Türkiye’nin bu desteği sadece Suriye’deki günahsız insanların hayatını kaybetmesine neden olmuyor, belki Türkiye verdiği bu destekle kendi güvenliğini de tehlikeye sokmuş oluyor. Türkiye, şimdi bir iç krizle karşı karşıya kalmış durumdadır. Ankara, Suriye’ye karışacağına ve bu ülke için düşmanca beyanat vereceğine kendi iç işlerini çözmeye baksın” şeklinde konuştu.

Ankara’dan İran’a cevap yok
Ankara ise, daha önce de Türk jetinin düşmesini “NATO’nun Suriye’ye müdahale etmesi için Türkiye tarafından çıkarılan bir komplo” şeklinde değerlendiren Nakavi’ye henüz resmî bir yanıt vermedi. Taraf ’a konuşan diplomatik kaynaklar, İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Hasan Firuzabadi’nin “Suriye’den sonra sıra Türkiye’ye gelir” açıklamalarına atıfta bulanarak, “Türkiye daha önce İranlı yetkililerin benzer çıkışlarıyla ilgili bir açıklama yapmıştı. O pozisyonunu koruyor” demekle yetindi.
Firuzabadi’nin bu açıklamaları, İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi’nin Türkiye ziyaretine denk gelmiş, Ahmet Davutoğlu da 8 ağustosta mevkidaşına ve İran makanlarına şu uyarıyı yapmıştı: “Her ülke arasında görüş ayrılığı olur ama Türkiye ve İran gibi köklü devlet geleneğine sahip iki ülkenin yetkililerinden, açıklamalarını ciddi bir süzgeçten geçirmelerini bekleriz.“

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.