Ronahi Serhad: Kürt Kadınları Ciddi Toplumsal Bir Güçtür
Röportajlar / 12 Nisan 2012 Perşembe Saat 17:23
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KJB koordinasyonu üyesi Ronahi Serhad gündemdeki gelişmeler ve ulusal kadın konferansı üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu.

KJB koordinasyonu üyesi Ronahi Serhad gündemdeki gelişmeler ve ulusal kadın konferansı üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu. ANF’nin sorularını cevaplayan Serhad “Kürt kadınları, siyasi gidişatın yön tayininde ciddi toplumsal bir güçtür. Bu gücünü en etkili bir biçimde kadınların ve halkların özgürlüğü temelinde hayata geçirmenin rolünü üstlenmiştir. Bunun gereklerini yerine getirmenin tartışmalarını Hewler konferansında yapacak, çözüm stratejilerini ortaya koyup politikalarını belirleyecektir” dedi.

Yakın bir dönemde Hewler’de yapılması beklenen Kürt ulusal kadın konferansının yaratacağı etkiden nasıl bir bileşimle toplanmasına kadar pek çok konuyu değerlendiren KJB koordinasyonu üyesi Serhad konferansa tek bir erkek şahsiyetin katılım talebinde bulunması durumunda bunu kadın iradesine müdahale, hakaret olarak göreceklerini söyledi.

*Şimdiki siyasi tabloyu değerlendirdiğinizde Türkiye’nin rolünü nasıl görüyorsunuz?

AKP hükümeti, Kürtlere karşı savaş ve imha stratejisi izlemektedir. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türk devleti bu siyaseti sürmektedir. Bir kez daha bu kararını Ortadoğu’daki gelişmelere paralel vermiştir. Tercihini emperyalist uluslararası hegomonik güçlerden yana koymuştur. Bu durumda kendi hesabına göre ABD-İngiltere’nin başını çektiği Ortadoğu’yu yeniden işgal harekâtında kazanacak olan güç ABD olacak. Hem pastadan pay almak hem Ortadoğu’nun hâkim lider otoriter devleti olma hayalini kurarak Suriye’yi, İran’ı ve Irak’ı tahakkümü altında tutmayı yeğlemektedir. Nasıl ki, askeri güçlerini Güney Kürdistan’da konuşlandırdıysa ve her an ‘ezeriz’ tehdidinde bulunuyorsa şimdi de Suriye’ye yerleşerek bir iç eyaleti durumuna getirmeyi amaçlamaktadır. Türkiye’yi ilgilendiren esas konu Kürtlerin geleceğidir. Yaşanan alt üst oluş süreci Kürt halkının da özgür geleceğini hür iradesiyle belirlemenin fırsatını sunmakta ve Kürt halkı yıllardır Suriye’de, Türkiye’de, İran’da ve Irak’ta bunun mücadelesini vermektedir.

TÜRKİYE ABD’NİN EMİR ERİ OLMAYI KABUL ETMİŞTİR

Türkiye Kürtlerin hiçbir hak elde etmemesi, süregeldiği gibi köle kalması, statü elde etmemesi üzerinden iç ve dış politikasını belirlemiştir. Kürt halkının mücadelesinin tasfiyesi karşılığında ABD’ye her türlü desteği vermeyi hatta emir eri olmayı kabul etmiştir. Bu anlaşmayı Ortadoğu’daki statükocu, diktatör rejimler sarsılmaya başlamadan önce anti-Kürt ittifakı temelinde çok sıkı bir ilişki içinde olduğu Iran-Suriye-Irak-ABD’yle yapmıştı. Bu iktidarların meşruluğu halk nezdinde kalmadığından ve karşıt toplumsal muhalefet Suriye’de çok çetin başladığından herkesten önce karşıtlığını ilan etmiştir. Bu çıkar ilişkilerinin merkezi ister bölgesel ulusal devletlerle olsun ister uluslararası güçlerle olsun işin özü Kürt halkının hiçbir biçimde ulusal demokratik haklarını almamasına yöneliktir. Bu nedenle her türlü kirli pazarlığa girmiştir. Herkes Türkiye’nin ABD taşeronu olduğunu söylüyor, yine Türkiye kamuoyu ‘ne işimiz var Suriye’de’ diye soruyor, ‘Türkiye yanlış yapıyor’ diyor. Esasta Kürt sorununu demokratik yollarla çözmek gibi ne bir kararı ne de bir planı vardı. Ama hep kamuoyunda bu imajı yaratmaya çalıştı. Artık bu sahte açılım politikası da iflas ettiğinden pervasız saldırılarından çekinmemektedir. Türkiye yeni Ortadoğu çehresinin Kürtsüz yapılanmasını, bunun için öncelikle Kürt halk Önderi’nin rolsüz kalmasını, özgürlük hareketinin tasfiye edilmesini, Kürt halkının tüm demokratik mücadele mevzilerinin ortadan kaldırılmasını, halkın iradesinin kırılmasını, gerilla savunma güçlerinin imha edilmesini kendi varlığının yegâne amacı haline getirmiştir. Bu nedenle insafsızca, haksızca, hukuka, her türlü demokratik-insani değerlere aykırı biçimde Önderliğimiz üzerinde ağır tecrit Temmuz 2011’den bu yana aralıksız sürmektedir.

CPT DERHAL HAREKETE GEÇMELİ

*Cezaevleri ve Strasburg’da açlık grevleri sürüyor. Her an istenmeyen sonuçlar doğabilir, bu durum karşısında siz Türk devletinin ve Avrupa’nın tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu durumdan AKP hükümeti, ABD ve Avrupa devletleri sorumludur. Kürt halkı Önderliğimizin yaşamını, özgürlüğünü ve sağlığını Kürt halkına yaklaşım olarak ortaya koymuştur. AKP, Kürt halkının dört parçadaki varlığına ve kazanımlarına karşı düşmanlık yapmaktadır. Elbette hareketimiz ve halkımız tüm gücüyle direnecektir, direnmektedir. Bu süreç halkımız için varlık-yokluk meselesidir. Ya tarihin bu dönemine dâhil olup özgürce demokratik temelde yaşama statüsüne kavuşacağız ya da egemenlerin ezici, imhacı, sömürgeci politikaları bir yüzyıl daha şekillendirilerek sürdürülecektir. Bu nedenle Kadın Hareketi olarak ‘Önder APO’yu özgürleştirelim, Soykırıma Son Verelim’ şiarıyla ulusal direniş mücadelesini başlattık ve bu mücadele ‘Edi Bese An Azadi An Azadi’ hamlesiyle sürdürülmektedir. Zindanda, Strasburg’da da tecride, siyasi-askeri operasyonlara son verilmesi talebiyle bu direniş sürecine en kararlı bir biçimde katılım sağlanmıştır. Gelinen aşama kritik, şehadetlere yol açabilir. Avrupa Konseyini, CPT’yi, Türkiye’deki ilerici kamuoyunu derhal harekete geçmeye çağırıyorum.

HEWLER’DEKİ KADIN KONFERANSI

*Ulusal Kürt Kadın Konferansının Hewler’de mayıs ayında toplanacağı yönünde medyada haberler yayınlandı. Kadın Hareketi olarak bu konferansın nasıl bir sonuç yaratacağını düşünüyorsunuz?

Biliyorsunuz ulusal birlik her halk için çok önemli bir konudur. Milliyetçiliği, tek ulusun egemenliğini, eşitsizliğini barındıran ulus devlet modelini eleştiren bir hareket olarak demokratik ulus inşasını ve bu temelde demokratik ulusal birliği güçlendirmek için tüm çalışmalarımızı, mücadelemizi bu eksende veriyoruz. Halkların, kültürlerin her türlü milliyetçi boğazlaşmalardan kurtulması, kültürel-tarihsel-toplumsal her varlığın zenginlik temelinde bir arada yaşayabilmesi için yeni bir zihniyet gereklidir.

Günümüzde Kürt halkı yeniden uluslararası ve bölgesel çıkarlara kurban edilmek istenmektedir. Halkımız demokratik ulusal birlik bilincine, ruhuna, iradesine sahiptir. Kürt halkının bunu kendi kimliğiyle kurumsallaştırması, ortak politikalar belirlemesi, tehdit altında ve tehlikede olduğundan ortak savunma gücünü oluşturması, siyasi sınırları engel görmeden her türlü dayanışma içinde olması geleceğine dönük ortak adımlar atması açısından son derece önemlidir. Kürt halkı, Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ta Kürt sorununun çözümü konusunda yol haritasını belirlemiştir. Güney Kürdistan dâhil halkımızın tüm mücadele değerleri, varlıkları ciddi tehlike ve saldırı altındadır. Özellikle Türk devleti Kürtleri kuşatarak ezmek, bir daha gündeme gelmeyecek bir biçimde susturmak, yeniden toprağa gömmek istemektedirler. Nasıl ki, Ağrı katliamından sonra ‘mezara gömdük’ diye Kürdistan topraklarına Türkler yazmışsa; dirilen, uyanan Kürtlere bir kez daha aynı akıbeti tasavvur etmekteler. Ancak karşılarında eski Kürt yok, dört parça Kürdistan ve yurtdışında mücadele eden, bilinçli, örgütlü, direngen, kararlı bir halk var.

KONFERANSTA ÇÖZÜM STRATEJİLERİ TARTIŞILACAK

Kürt kadınları, siyasi gidişatın yön tayininde ciddi toplumsal bir güçtür. Bu gücünü en etkili bir biçimde kadınların ve halkların özgürlüğü temelinde hayata geçirmenin rolünü üstlenmiştir. Bunun gereklerini yerine getirmenin tartışmalarını Hewler konferansında yapacak, çözüm stratejilerini ortaya koyup politikalarını belirleyecektir. Ulusumuzun, toplumumuzun, yaşamımızın, kaderimizin ve Ortadoğu’nun geleceğini erkeğin insafına, egemen siyasete, egemen erkek kültürünün kararlarına bırakamayız, seyirci kalamayız, talep eden, temenni eden durumda olamayız. Karar verecek, aldığımız kararları hayata geçirebilecek, yanlışa dur diyebilecek, doğruyu savunacak, yeniyi yaratacak, günlük inşa edecek kadar Kürt kadınları güçlüdür, örgütlüdür, mücadelecidir, bilinçlidir.

*Bu konferansın Amed konferansından farkı sizce ne olacak?

Kürt kadınları ulusal birlik konferansının ilkini Amed’de 2010 yılında yaptı. Bu görkemli buluşma yoğun duygular yaşattı. Aynı zamanda Kürt kadınlarının ve Ortadoğu kadınlarının sorunu masaya yatırılarak önemli mücadele perspektifi ve planlamalar ortaya çıkmıştı. Amed konferansının aldığı karar gereğince ikincisi Hewler’de yapılması kararı alındı. İlk Amed buluşmasının Hewler konferansıyla daha köklü, kalıcı gelişmelere yol açacağını düşünüyoruz. Kürt kadınlarının yaşadığımız bu tarihi gelişmeleri değerlendirerek kadınların siyasi iradesini, perspektifini hem Kürt sorununun çözümü hem Ortadoğu’nun demokratikleşmesi konusunda ortaya koyacaktır. Ortadoğu’da yaşanacak bir kadın devrimi demokratik toplumsal bir devrime yol açacaktır. Kadın özgürlüğü gerçekleşmeden demokrasi ve özgürlük bir ütopya olmanın ötesine geçmeyecektir. Kadınlar demokrasinin, özgürlüğün ve barışın teminatıdır. Kadınların örgütlü mücadelesi elbette toplumu ciddi etkilemekte, değişim dönüşüme sevk etmektedir. Kadın sorunu salt kadını ilgilendiren bir sorun değildir. Cinse dayalı bu denli gelişen baskı, zorba, egemenlik tüm toplumu bir kafese almıştır. Kadın sorunu toplumsal bir sorun olarak aynı zamanda bir erkek sorunudur. Erkeklerden kasıt, erkeğin demokratik-özgürlükçü temelde yeni zihniyetle, kadınla yaşam anlayışı, kültürü edinme sorunudur.

DEVLET SORGULAYAN KADINDAN KORKUYOR

Hewler’deki 2. Konferans Kürdistan kadınların durumunu değerlendirerek sosyal, kültürel, ekonomik ve eğitim alanında çözüm politikaları oluşturmak zorundadır. Hem geleneksel kültürden, gericilikten kaynaklı hem bizzat egemen sistem politikalarından, ayırımcı yasalarından kaynaklı sorunları tartışacaktır. Bugün aynı zamanda özellikle Türkiye cezaevinde sayıları binlere varan Kadın siyasi tutuklular vardır. Devlet sorgulayan, uyanan, özgürlük arayışı güçlü olan kadın mücadelesinden korkmaktadır. Bastırmak, susturmak için gözaltı, tutuklama, siyasi baskıyı sürdürmekte, cezaevlerinde baskı politikasını uygulamakta ve gerilla kadınlara yönelik askeri operasyonlar yapmaktadır.

Artık şunu çok net ve yüksek sesle söylenmesi gerektiğini düşünüyorum. 21. Yüzyıl ve içinde geçmekte olduğumuz dönem egemen erkekle güçlü hesaplaşmanın kadına dayalı demokratikleşmenin ve özgürleşmenin yüzyılı olacaktır. 2012 Kürt kadınları için Önder APO’yla buluşma, Kürt halkına statü yılı olacaktır.

*Konferans Kürt kadın iradesinin kurumlaşmasında nasıl bir gelişme ortaya çıkaracak?

Her şeyden önce ulusal nitelikte olabilmesi için dört parça ve yurtdışında yaşayan Kürt kadınlarının dengeli katılımı önem taşıyor. Kendimize göre belirleyemeyiz. Bazı temel kriterler vardır, bunların mutlaka gözetilmesi gerekmektedir. Kürdistan parçalarının nüfus yoğunluğu ve kadınların mücadele düzeyi göz önünde bulundurulmak durumundadır. Elbette hem bağımsız kadın hareketleri, örgütleri var hem siyasi partilerde faaliyet yürüten, mücadele eden kadınlar var, hem kadın alanında önemli çalışmalar yürüten şahsiyetler ya da kadın olarak toplumsal duyarlılığı yüksek kadın şahsiyetler var. Tüm bu çevrelerin, kesimlerin dışında tutulmadan, hiçbir gerekçe ya da engel ileri sürmeden katılmalarına imkân sağlamak bir demokrasi kriteridir aksi halde demokratik ve ulusal yönü zayıf kalır. Bazıları genelde kadın mücadelesini salt siyasi partilerde faaliyet yürüten kadınlarla, örgütlenmelerle sınırlı tutan yaklaşım içindeler ya da genelde böyle algılar var. Bu algı çok yanılgılıdır. Genelde medya da parlamenter kadınlara, siyasi parti kimliği olan kadınlara yer vermekte, dikkate almaktadır. Oysa kadının esas gövdesi, bağımsız özgür iradesi ile erkeğin hiçbir biçimde yer almadığı, özgün alanlarını oluşturarak toplumsal devasa bir güç olmuş kadın hareketleridir. Bu siyasi alanda siyasi parti kimliğiyle mücadele etmeyi dışlayan, gereksiz gören bir yaklaşım değildir. Siyasi partilerde de demokrasi mücadelesi vermek, siyaseti demokratikleştirmek, kadın bakış açısıyla siyasete yön verme konusunda kuşkusuz Kürt kadınlarının çok ciddi bir emeği, mücadelesi ve fedakârlığı söz konusu. Ancak bu konferansı esasta siyasi parti kimliklerini öne çıkarmadan ilgili olan herkesin katılımıyla gerçekleştirmek önemlidir.

*Konferans nasıl bir bileşimle toplanacak?

Bu sorunun cevabı konferans hazırlık komitesini ilgilendirmektedir. Az önce belirttiğim gibi kriterler esas alınırsa hiçbir farklı lüzumsuz yorumlara, tartışmalara mahal vermeden karar almaya yetkili bir bileşimin olması gerekiyor. Sağlıklı ve başarılı sonuçlanması için bileşimin yeterli, dengeli, tamamen kadınların özgürce tartışmalarını yürüttüğü, kararlarını aldığı, erkeğin tamamen dışında tutulduğu bir konferansın toplanacağına, güçlü kararlar alacağı inancındayız.

*Takip ettiğimiz kadarıyla Kadın Hareketi olarak şimdiye kadar kadına dair gerçekleştirdiğiniz hiçbir konferansta erkek katılımcı davet etmeniz? Bu bir prensip midir yoksa imkânlar ve şartlar uygun olmadığı için midir?

Kadın özgürlük mücadelesi derken en çetin, tarihin kördüğüm haline getirdiği, ulus ve sınıf sorunundan daha ağır, en köklü bir çelişkiye ve sömürü sorununa el atmak demektir. İlk ve son sömürge olan kadının, tarihteki kaybedişleri çok acı ve ızdıraplarla doludur. Bununla sadece kadın değil, toplum ve insanlık kaybetti. Sümerlerden bu yana beş bin yıllık kadının baş aşağı gidiş tarihi aynı zamanda toplumun baş aşağı gidiş tarihidir. Kadın mücadelesi yeniden neolitik tarım devrimini, toplumsallığı, insani değerleri geliştiren kadın eksenli toplumsal kültür ve sistemini yaşanılır kılmaktır. Erkek icadı olan zulüm, zorbalık, şiddet, tecavüz, gasp, işgal, talan, adaletsizlik yerine bu topraklara yeniden sevginin, barışın, dayanışmanın, hoşgörünün, eşitliğe dayalı kardeşliğin, özgürlüğün, adaletin, erdemin filizlenip yeşermesi için kadının özünün açığa çıkarılması, tanrıça kültürünün güncelleştirilmesi, ahlaki ve politik toplumun inşa edilmesi, erkek inşası olan zihniyetin, kültürün, ahlakın, savaşın, saygısızlığın aşılması gerekmektedir. Bu, tümden erkek egemen zihniyet ve kültürden kopuşla mümkündür.

KONFERANSA ERKEKLERİN KATILMASI SAYGISIZLIK OLUR

Kadın özgürlük sorunu güncel siyasi söylemlerle ele alınabilecek bir-iki pratik ekonomik paketle, sığınma evleriyle ya da anayasa da kadın-aile bölümünün yeniden düzenlenmesi yapılmasını çok aşan ideolojik bir sorundur. Sümer rahiplerinden bu yana süre gelen erkek devlet, tanrı, kral, koca olarak günümüze kadar gelen zihniyet ideolojik bir tasarımdır. Bunun dili, kültürü, ahlakı, siyaseti, devleti, ordusu, toplumu oluşturuldu. Erkek egemen ideolojiye karşı kadın kurtuluş ideolojisiyle yaklaşılması esastır. Başka türlü kadının kazanma ve başarma şansı yoktur. İdeolojik yaklaşılmadığında kadının sistem içinde geliştirdiği bir takım şeyler geçici ve dönemsel kalır. Kadın özgürlük mücadelesi radikal demokrasi mücadelesini, erkek egemen zihniyet formlarına, diline, politikasına karşı güçlü bir savaşı her alanda vermeyi gerektirir. Bu nedenle mesele sadece fiziki olarak erkeğin katılıp katılmaması meselesi değildir. İlkeseldir. Bu ilkeleri başlıca belirtirsek; yurtseverlik, mücadelecilik, özgür irade, öz güç ve (ruhsal ve düşünsel gelişime bağlı olarak) estetiktir.

Bir erkek şahsiyetin konferansa katılım talebinde, girişiminde bulunması kuşkusuz kadın iradesine müdahale, hakaret ve saygısızlık olur. Bunu Kürt kadınları asla kabul etmez. Erkek gölgesi düşmüş olur ve bu kadınlar açısından ve demokrasi, özgürlük mücadelesi veren Kürt toplumu açısından çok olumsuz sonuçlar doğurur.

Son olarak; Tarihi, kritik bir süreçte gerçekleşecek olan konferansın başarılı geçeceğine inanıyor ve tüm Kürt kadınlarının, Ortadoğulu kadınlara ve halklarımıza özgür yaşamı gerçekleştirme temelinde üzerine düşen görevleri başarıyla yerine getireceğine dair heyecanımı ve umutlarımı yineliyorum.-ANF

Özgür Serhat

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.