Karayılan: Yaşanan Her Şehadetin Hesabı Sorulacak
Röportajlar / 28 Mart 2012 Çarşamba Saat 13:44
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ANF’ye konuşan KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, AKP rejimi tarafından gündeme getirilen “yeni strateji”,


KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “sürekli saldırgan üslupla” şovenist duyguları hareketlendirdiği ve toplumu savaşa hazırlamakta odluğunu belirtti. Tüm saldırılar ve hazırlanan savaş konsepti karşısında “PKK ne yapsın?” diye soran Karayılan, halkın direnişinin her alanda gelişeceği ve yaygınlık kazanacağını vurguladı.

ANF’ye konuşan KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, AKP rejimi tarafından gündeme getirilen “yeni strateji”, Newroz kutlamaları sırasındaki saldırılar, 28 Mart’ın önemi ve bundan sonra PKK’nin neler yapacağı konusunda önemli açıklamalarda bulundu. “Sivil Şehit Yasası”nın toplumu savaşa hazırlamanın çarpıcı bir örneği olduğunu ifade eden Karayılan, Kürtler açısından kazanma şansının da her zamankinden da fazla olduğunu kaydetti. Karayılan, Kürtler arası çelişki yaratma çabalarının da tutmayacağını ifade ederek, ne BDP ne de KDP’nin bu oyunlara gelmeyeceğini söyledi.

28 MART’TA NELER OLDU?

* AKP hükümetinin Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan üzerinde uyguladığı tecrit 245. gününe girerken bu tecridi protesto amaçlı başlatılan açlık grevleri ise devam ediyor. Bu konuda bir mesajınız olacak mı?

Öncelikle bugün 28 Mart; değerli Komutan Agit (Mahsum Korkmaz) yoldaşın şahadetinin 26. yıldönümü. Ben bu vesileyle büyük komutan, yiğit Kürdistan evladı Agit yoldaşı büyük bir saygıyla anıyor, O’na ve O’nun şahsında tüm şehitlerimize verdiğimiz sözü bir kez daha yenileyerek, Agitlerin günümüzde özgürlük mücadelesinde yaşatılacağını, bu söze sonuna kadar bağlı kalacağımızı vurgulamak istiyorum. Gerçekten de şanlı 15 Ağustos Atılımı’nın değerli komutanı Agitler için ne söylersek yeridir. Biz bugün, onların yarattığı değerler üzerinden mücadele yürütüyor ve yaşayabiliyoruz. Onların yarattığı bu değerler, Kürdistan halkını kesinlikle özgürlüğe taşıyacak olan büyük değerlerdir. Yeni dönemde, günümüzün gençliği ve HPG militanları, Agitlerin yarattığı bu değerler üzerinde devrimsel çıkışı gerçekleştirerek, Agitleri ve tüm şehitleri ölümsüzleştirecektir.

Ayrıca 26 Mart 2006 günü Muş Güneyi’nde çıkan çatışma ve büyük direniş sonucu Êrîş ve Karker yoldaşların komutasındaki 14 yoldaşın şahadeti yaşanmıştı. 28 Mart 2006 günü bu değerli kahramanların Amed’de gerçekleşen cenaze töreninde faşist AKP polislerinin saldırısı sonucu başta Amed olmak üzere tüm Kuzey Kürdistan'da bir hafta boyunca bir serhildan dalgası yaşanmıştı. O dönemde Başbakan olan Tayyip Erdoğan, o meşhur, “kadın da olsa, çocuk da olsa gerekenler yapılacaktır” sözünü o günlerde kullanmıştı. Bunun sonucu olarak polisin halkımıza karşı saldırısı ile başta 7 yaşındaki Enes Ata olmak üzere Amed’de 13 şahadet yaşanmıştı. Ben bu değerli serhildan şehitlerinin tümünü anıyor, onların anısına sonuna kadar bağlı kalacağımızı belirtmek istiyorum. Tüm Kürdistan halkı 28 Mart 2006’da başlayan Amed serhildan hareketini ve büyük direnişini, bu direnişte şahadete ulaşan kahraman Kürdistan şehitlerini hiçbir zaman unutmayacaktır.

GERİLLALARIN AİLELERİNE BAŞSAĞLIĞI

Ayrıca Türk devleti, halkımızın bu yıl Newroz’da gerçekleştirdiği büyük direniş karşısında çaresizliğe düşmesinin ardından gerillaya yönelik kapsamlı bir operasyonel savaş sürecini başlattı. Bu temelde 21 Mart Newroz günü, Cudi’ye dönük gerçekleştirdiği saldırıda basından öğrendiğimiz kadarıyla beş arkadaşımızın, yine 24 Mart’ta Hizan’da gerçekleştirilen ve iki gün süren çatışma sürecinde yine basından öğrendiğimiz kadarıyla 15 değerli kadın yoldaşımızın şahadete ulaşmış olduğunu duymuş bulunuyoruz. Kahramanlık Haftası’nda yaşanan bu değerli şahadetlerin Kürdistan özgürlük mücadelesinde yeni bir hamlenin başladığı bir aşamada yaşanmış olması, direnişin yükseltilmiş olması çok önemlidir. Bütün bu şehitleri saygıyla anıyor, ailelerine ve Kürdistan halkına başsağlığı diliyorum.

Bilinmeli ki gelişen yeni süreçte yaşanan her şahadetin hesabı sorulacaktır. Özellikle özgürlük mücadelemizin tarihinde ilk kez 15 kadın yoldaşın büyük bir direnişle şahadete ulaşması ve yüksek bir direniş göstermesi tüm Kürdistan kadını ve tüm halkımız için önemli bir mesajdır. İhanete ve sömürgeci saldırıya karşı dağa çıkmış; onuru, şerefi, haysiyeti ve namuslu bir yaşam için mücadele saflarında yer almış olan bu değerli Kürdistan kızlarının şahadeti tüm halkımıza ve insanlığa önemli bir mesaj sunmaktadır.

ÖCALAN’A TECRİT NE ANLAMA GELİYOR?

Şimdi sorunuza gelecek olursam, Önderliğimize karşı geliştirilen ağırlaştırılmış tecrit özünde bir işkence uygulamasıdır. Uluslararası yasalarda da tecrit bir işkence olarak kabul edilmektedir. Zaten İmralı sisteminin kendisi bir işkence sistemidir. Günün 24 saati boyunca orada bir psikolojik savaş yürütülmektedir. 13 yıldır İmralı Zindanı’nda tutulan Kürt Halk Önderliği’ne karşı son 245 günden bu yana uygulanan ağırlaştırılmış tecridin ne anlama geldiğini iyi çözmek gerekiyor. Bu, tüm Kürt halkına karşı geliştirilmiş bir tecrit ve Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı alınmış bir tavırdır. Önderliğimiz orada bir irade mücadelesi ve savaşımı vermektedir.

TAVİZ ALMAK İÇİN İMRALI’DA ALÇAKÇA YÖNTEMLER UYGULANIYOR

Taviz almak için her türlü ahlaki, insani ve hukuki normu çiğneyerek İmralı’da en alçakça yöntemlerle yapılan uygulamalar, AKP’nin gerçek niyetini ortaya koymaktadır. İmralı, AKP’nin hukuka ne kadar bağlı olduğunu, demokrasiye ve Kürt halkına nasıl yaklaştığını açığa vuran en iyi alandır. AKP rejimi İmralı’daki uygulamalarıyla hem ulusal hem de uluslararası yasaları çiğnemekte, ahlaki kuralları ayaklar altına almaktadır. Koskoca bir devlet 8 aydan bu yana her hafta iki kere yalan söylemektedir. Bir hava bozuk, bir koster bozuk diyerek yalan söylemekten hiç çekinmemektedirler. Yalan söylemek bir kişi için bir ahlaksızlıktır. Ancak bunu bir kurumsal güç herkesin gözü önünde hiç utanmadan söylüyorsa bu ahlaksızlığın da ötesinde bir arsızlık anlamına gelmektedir.

DİRENİŞ GİDEREK GELİŞECEK VE YAYILACAK

Buna karşı ülke içinde, cezaevlerinde ve ülke dışında geliştirilen açlık grevleri tabii ki çok önemli ve anlamlıdır. Basına yansıdığı kadarıyla cezaevlerindeki açlık grevlerine katılım bini aşmış ve ileride daha da artacağı belirtiliyor. Yine bir Avrupa başkenti sayılan Strasburg’da geliştirilen açlık grevinin kararlıca sürdürülmesi de var. Bütün bu eylemler, Newroz direnişi ile birlikte ele alındığında halkımızın ve kadrolarımızın Önderlik konusundaki kesin kararlılığını ortaya koymaktadır. Her alanda Kürt halkının direnişi ve Önderliğine sahip çıkması giderek gelişecek ve yaygınlık kazanacaktır.

SAVAŞ ANLAYIŞINA KARŞI TUTUM GELİŞTİRİLMELİ

Esas olarak AKP sömürgeciliği Önder Apo üzerindeki tecridi kanıksatmak istemektedir. Sanki tecrit bir savaş ilanı değilmiş ve normalmiş gibi davranmakta ve bunu böyle yansıtmak istemektedir. Biz asla ve asla bunu kabul edemeyiz ve buna karşı sessiz kalamayız. Hiçbir yurtsever, dürüst ve onurlu Kürt insanı da Önder Apo’ya karşı İmralı’da uygulanan bu insanlık dışı yöntemlere karşı sessiz kalmamalıdır. Herkes öncelikle bu insanlık dışı uygulamalara, bu işkenceye karşı çıkarak, demokratik-ulusal tutumunu ortaya koymak durumundadır.

Aylardır Önderliğimizden bir haber alamıyoruz. Bir halk kendi Önderliğine sahip çıkamazsa geleceğine de sahip çıkamaz ve geleceğini kaybeder. Bu açıdan tüm yurtsever kurum ve kuruluşlar, yine barıştan yana olan tüm demokratik çevreler, Türk devletinin İmralı’da geliştirdiği bu alçakça savaş anlayışına karşı tutum geliştirmeli ve ancak buna karşı mücadele vererek savaşın ve faşizmin geriletilmesinin mümkün olacağını bilmelidir.

YENİ STRATEJİ 90’LARIN TEKRARI DEĞİL, DAHA KAPSAMLI

* Newroz sürecine denk gelen AKP hükümetinin “yeni stratejisi” Türk basınında yoğunca işlendi. Üzerinde bunca tartışma yürütülen ve yeni olarak sunulan bu stratejiyi siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeni strateji, Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme ve yok etme stratejisidir. Şimdi basında birçok yorumcu bu stratejinin ‘90’lara dönüş olduğunu belirtiyor. Bu, ana hatlarıyla doğru bir tespittir ama şimdi AKP hükümetinin Kürdistan özgürlük mücadelesine karşı geliştirdiği saldırı daha kapsamlıdır. Yani ‘90’ları aşan düzeyde bir konsept söz konusudur. ‘90’ların her önüne geleni öldürme gibi yanlışlarını tekrar etmemeye dikkat eden, yeri geldiğinde yöntemine göre tasfiye edip öldüren ancak daha çok her önüne geleni tutuklayan veya bir biçimde etkisizleştiren, halkın dini duygularını ve yoksulluğunu istismar eden, Kürt toplumsal yapısıyla oynamaya çalışan bir iç ihanet tabakasını oluşturmayı hedefleyen, derin bir psikolojik savaş eşliğinde yürütülen bir yok etme konsepti geliştirilmektedir. Kürdistan’da toplumsal dokularla oynamaya, toplumu tahrip etmeye dönük derinleştirilmiş yöntemlerle sonuç almayı hedeflemektedir. Bu açıdan yaklaşıldığında ‘90’lar sürecinden çok daha kapsamlıdır. Zaten daha kapsamlılaştırdıkları için kendilerince ‘90’ların bir tekrarı değil, bu kez başarı getirecek bir konsept olduğunu iddia ediyorlar. Bunun nedeni daha kapsamlılaştırılmış olmasıdır.

YENİ BİR ŞEY YOK, ESKİNİN ŞİDDET TARZINA ÖNEMLİ ORANDA YÖNELME VAR

Aslında yeni bir şey yok derken, eskinin şiddet tarzına önemli oranda yönelme var. Bu anlamda yeni bir şey yok. Yoksa yenilik tarafı olarak, psikolojik boyutunun arttırılmış olması, ulusal ve uluslararası düzeyde yoğun bir biçimde ittifakların geliştirilerek, bir Kürt ihanet tabakasının oluşturulmasını hedefleyen bir eksene oturtulmuş olması en göze çarpan kısımlarıdır.

PKK İLE KÜRT HALKINI AYIRMAK MÜMKÜN DEĞİL

Yani yeni tarafı daha çok bu olmaktadır. Yoksa işte “PKK’ye karşı savaş, uzantılarıyla da görüşme yap” biçimindeki çok çelişkili, uygulaması imkansız bir yaklaşımla sonuç alınamayacağını AKP’liler kendileri de biliyorlar. Aslında burada bir çözüm niyeti yoktur, bir tasfiye konsepti vardır; Kürtleri bir bütün olarak zayıflatma stratejisi söz konusudur. Herkes bilir ki PKK ile Kürt halkını birbirinden ayırmak, yine PKK ile çeşitli biçimlerde oluşan Kürt yapılanmalarını ayrı ele almak mümkün değildir. Yine Kürt siyasetinde Önder Apo’yu tecrit altına alıp, sorunu çözmeye kalkışmak hiç mümkün değildir.

ÖCALAN TECRİTTEYKEN KİM TÜRK DEVLETİYLE MÜZAKERE YAPABİLİR Kİ?

Her şeyden önce Önder Apo ağır bir tecrit altında iken hangi Kürt siyasetçisi ya da devrimcisi gidip de Türk devletiyle müzakere yapabilir ki? Bunu hiç kimse kabul edemez ve hiç kimse göze alamaz. Bu mümkün müdür? Bu mümkün değildir. Burada aslında yapılmak istenen şey Kürt cephesinde parçalanma yaratmaktır. Bu çerçevede, “PKK ile savaş, BDP ile görüşme yap” aslında PKK ile BDP arasına nifak tohumlarını ekmeye dönük bir çabadır. Yine, sözüm ona PKK’nin silahsızlandırılması süreci çerçevesinde Güney Kürdistan liderliği Barzani’ye rol biçmek, aslında Güney Kürdistan ile PKK arasında çelişki ve çatışma yaratmaya dönük kurnazca ve sinsice bir politikadır.

NE BDP NE DE KDP BU OYUNA GELMEZ

Herkes bilir ki PKK gibi tamamen bağımsız bir örgüt diğer Kürt örgütleriyle ancak dostluk kurabilir. Fakat herhangi bir biçimde kimsenin baskısına boyun eğme ya da telkinlerine göre hareket etme gibi bir durum söz konusu olamaz. PKK’nin kendi kararlarını yalnızca ve yalnızca kendi yönetim gücüne dayanarak aldığını herkes bilir. Şimdi kalkıp böyle bir dayatmada bulunmak, Kürtler arası çelişki yaratmaya dönük bir çabadır; PKK ile BDP arasında, PKK ile KDP arasında çelişki yaratmaya dönük bir çabadır. Ben ne BDP’nin ne de KDP’nin böyle bir oyuna geleceğini düşünmüyorum. Çünkü bu bariz bir şekilde Kürtleri parçalama ve aralarına çelişki koyma gibi klasik bir politikanın kurnazca bir üslupla ifadeye kavuşturulmasıdır. Başka bir şey değildir.

Burada esas olan Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme politikasıdır. Hiçbir yurtsever Kürdistanlı buna alet olamaz. Biz hangi kurumların görüşme ve müzakere süreciyle mükellef olduğunu şimdiye kadar defalarca ortaya koyduk. Evet, BDP de bir aktördür ama İmralı’da tecrit varken, gerilla üzerinde imha savaşı geliştirilirken, BDP’yi aktör olmaktan çıkarma durumu zaten gerçekleşmiş anlamına gelmektedir. Yani sen Kürtlerin bir tarafını vuracaksın, diğer tarafını da diyalogda tutacaksın. Bu mümkün müdür? Bu aslında “bir tarafını vuracağım, teslim olmaya gelenleri de teslim alacağım” demektir. Bu sinsice politikayı her Kürdün ve her siyasetçinin kolayca anlayacağı açık ortadadır.

* Peki, esas gerçeklik nedir?

Esas gerçeklik pratikte yürütülenlere bakılırsa görülür. Pratikteki şeyler nedir? Birincisi, İmralı’da her türlü hukuk ve ahlaki değer yargısını ayaklar altına alan bir ağırlaştırılmış tecrit ve işkence sistemi vardır. Kürt Halk Önderliği’ne dönük bu denli ağır bir saldırı aslında Kürt halkına karşı bir savaştır. Bununla birlikte 7 bin Kürt siyasetçisi haksız yere, salt teslim alabilmek, etkisizleştirmek veya Kürt siyasetini zayıflatabilmek için zindana atılmıştır. Bütün bunların yanında son 12 yıldan bu yana Kürtlerin barış içerisinde kutladığı Newroz’u, -ki biz de barış içerisinde ve siyasi etkinlikler biçiminde sazlı-müzikli şenlikler halinde kutlanması için çağrılar yaptık, bunun için çaba sergiledik-senaryolar oluşturarak, “provokasyon olacakmış, halk taranacakmış” vb. düzmece iddialar ortaya atarak yasakladılar. Bilinçli bir biçimde Newroz’da şiddeti gündemleştirdiler.

NEWROZ’DAKİ ŞİDDET ERDOĞAN KARARI

Newroz’da şiddeti gündemleştiren, her iki taraftan birer insanın yaşamını yitirmesine, beş yüz insanımızın yaralanmasına ve yüzlerce kişinin de tutuklanmasına yol açan o şiddet sürecini dayatan AKP’nin kendisidir. Bu kararların en üst düzeyde bizzat Erdoğan tarafından alındığı da açıkça anlaşılmıştır. Newroz’un barış içerisinde kutlanmasını istemediler. Kürt halkını bu vesileyle deyim yerindeyse biraz okşama, biraz sindirme ve bastırmayı çıkarlarına daha uygun gördüler. Çünkü gündemde bir imha konsepti var. Bunun için böyle yaklaşıyorlar ama halkımızın büyük direnişi onlara gereken cevabı verdi. Bununla birlikte Newroz’la paralel olarak Cudi’de, Hizan’da, Dersim’de ve Çelê’de (Çukurca) gerillaya dönük gerçekleştirilen saldırılarla Kürdistan boydan boya bir savaş alanına dönüştürüldü. Şuanda Kürdistan'da boydan boya bir savaş vardır ve her tarafta bir hareketlilik ve güçlerimize karşı saldırı durumu söz konusudur.

POZANTI’DAKİ T.T’NİN ÇAĞRISI BÜTÜN KÜTLERE ÇAĞRIDIR

Yine Pozantı’da Kürt çocuklarına yapılan saldırı, her Kürt gencinin ve her Kürt insanının onurunu zedelemiştir. Şimdi buradaki olayı açığa çıkaran gazeteciler içeride mi? Evet içeride. Yaptığı röportajda verdiği bilgilerle buradaki olayın deşifre olmasına yol açan T.T. adındaki Kürt genci bırakılmış olmasına rağmen tekrar alınıp, içeriye atılmış mıdır? Evet atılmıştır. Babasının basına yansıyan konuşmaları var; yürek parçalayıcıdır. T.T’nin “baba beni kurtar” demesi bizlere bir çağrıdır, tüm Kürt gençlerine, tüm dürüst, namuslu, şerefli Kürtlere ve demokratlara bir çağrıdır. “Vay sen misin benim yaptıklarımı deşifre eden, vay sen misin gazeteye yazan” diyerek bu masum insanları çeşitli suni gerekçelerle tekrar içeri attılar ve işte “bu PKK’lidir, istediğinizi yapabilirsiniz” diyerek, gardiyanlara peşkeş çektiler. Bizim bunu kabul etmemiz mümkün mü? Ahlaki açıdan, vicdani açıdan, onursal açıdan biz Kürtler olarak bunu kabul edebilir miyiz?

AHMET TÜRK’E ATILAN YUMRUĞU UNUTMAYIZ

Ondan sonra Kürt siyasetinde en yaşlı, en olgun, en barışçıl, hayatı boyunca barış için mücadele etmiş, bu sorunun barışçıl yöntemlerle çözümü için çaba göstermiş olan bir siyasetçi olan Ahmet Türk’e bizzat devlet mensuplarının planlı tertiplemesi sonucu ikinci kez, örgütlü bir biçimde vurulan yumruğu biz unutamayız. Bu yumruk Kürt halkının iradesine vurulmuş bir yumruktur. Eğer birileri bunu anlamazlıktan geliyorsa bu, ancak teslimiyete göz dikmeyle izah edilebilir. Fakat biz devrimciler ve Kürt yurtseverleri olarak, bunun hangi mesajı taşıdığını biliyor ve anlıyoruz.

Kürdistan'da bu kadar katliam oldu. Roboskî Katliamı’nın üzerinden üç ay geçti. Failleri açığa çıkarıldı mı? Hayır. 28 Mart 2006’da Amed merkezinde 13 insanımız şehit düşürülmedi mi? Edildi. Peki, bunları gerçek kurşunlarla şehit eden polisler hiç yargılandılar mı? Hayır. Peki, buradaki 13 can, can değil miydi? Kaldı ki bunların yedisi çocuktu, birisi 78 yaşındaki bir ihtiyardı. Yine Uğur Kaymaz’ı babasıyla birlikte vuranlar ceza aldılar mı? Hayır. Ceylan Önkol’u katledenler yargılandı mı? Hayır. Şerzan Kurt’u da polis açıkça vurdu. Vuran polis ceza aldı mı? Hayır. Bunun gibi onlarca örnek var. Yani bu devlet, “istediğim vakit Kürtleri öldürürüm, istediğim vakit izin veririm, istediğim vakit vermem, onların bayram gününü bile ben tayin ederim, her şeyini ben veririm” diyerek bu tarzda ayrımcı, bu tarzda efendi-köle ilişkisi temelinde tepeden bakan bir yaklaşımla Kürtleri idare etmek istiyor. Fakat biz Kürtler artık bunu kabul edemeyiz ve etmiyoruz. Hiçbir zaman Roboskî Katliamı’nı unutamayız. Hiçbir zaman AKP’nin Van’da gerçekleştirdiği ayrımcı siyaseti, Van’ı boşaltmak için yaptığı alçakça uygulamalarını unutamayız. Biz İmralı’daki işkence sistemini hazmedemeyiz. Mesela en son, bir Kürt gazetesi olan Özgür Gündem’in bir ay kapatılması var. Bu ne demektir? Gazetenin iflası sağlamak demektir. O kadar çalışanı var, bir ay boyunca gazete çıkmazsa ne olur? İflas eder. Geçmişte bu gazetenin onlarca çalışanının katledildiğini herkes biliyor. Şimdi de tüm çalışanları içeride olmasına rağmen yayın hakkına son verilmek isteniyor. Yani bu, ‘90’lara dönmenin de ötesinde bir uygulama değil midir?

ERDOĞAN TOPLUMU SAVAŞA HAZIRLAMAKTADIR

Açık ki, tüm topluma dönük kapsamlı bir sindirme hareketi geliştirilerek topyekûn savaşla sonuç almak istemektedirler. AKP hükümeti uzun bir süreden beri bunun için hazırlık yapmaktadır. Bunun için hem diplomatik ilişkilerini yoğunlaştırmış, hem de toplumu da böyle bir sürece hazırlamaya çalışmaktadır. Bunun için Erdoğan sürekli saldırgan bir üslup kullanmakta, şovenist duyguları hareketlendirmekte ve toplumu savaşa hazırlamaktadır. Mesela en son çıkardıkları “Sivil Şehit Yasası” bunun en çarpıcı örneğidir. Bu yasayla herkesi ölmeye ve öldürmeye hazırlamaya çalışmaktadırlar. Yani topluma “kim ölürse şehit sayacağız, ailesine sahip çıkacağız, bu açıdan ölmeden ve öldürmeden korkmamalısınız” demek istemektedirler. Bu yasanın başka bir anlamı yoktur. Kısaca topyekûn bir saldırı durumu söz konusudur.

SORUYORUM: PKK NE YAPMALI?

* Tüm bunlar karşısında hareketiniz ne yapacak?

Şimdi ben açıkça söylüyorum; bizim her biçimde hedeflendiğimiz bu koşullarda; özellikle ABD ile predatörler için, daha öldürücü silahların alınması için ittifakların yapıldığı bugünlerde; işte Güney Kürdistan’a gelerek “biz PKK’ye karşı kapsamlı bir yok etme hamlesini başlatacağız, gelin siz de katılın” dedikleri ve bu temelde hazırlık yapmakta oldukları bu süreçte; Cudi’de, Hizan’da, Dersim’de, Amed’de, Bingöl’de saldırıların başlamış olduğu bugünlerde; insanlarımızı bu kadar rencide edici saldırıların olduğu bu aşamada biz PKK olarak ne yapabiliriz? Ne yapmalıyız? Ben soruyorum; Türkiye’deki bütün dostlara, demokrasiden ve barıştan yana olan bütün kesimlere soruyorum; siz bizim yerimizde olsaydınız ve size dönük bu kadar saldırı gerçekleşmiş olsaydı siz ne yapardınız? Güney Kürdistan'daki siyasetçilere soruyorum; bizim yerimizde siz olsaydınız ve sizin çocuklarınıza, yaşlılarınıza, siyasetçilerinize, Önderliğinize bu denli rencide edici saldırılar gerçekleşmiş olsaydı, yine siz her gün sizi suikast etmek üzere her türlü yöntemi kullanan ve tüm güçlerinizi yok etmeyi önüne koyan bir devlet karşısında ne yapardınız? Ben Kuzey Kürdistan'daki tüm demokratik-siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara soruyorum; siz bizim yerimizde olsaydınız ne yapardınız?

TÜRK DEVLETİNİN NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORUZ

Açıkça bir saldırı var, bir yok etme saldırısı var. Biz bu sorunu demokratik yöntemlerle, barışçıl yöntemlerle çözmek istiyoruz. Buna sonuna kadar var olduğumuzu söyledik ama Ortadoğu’da son bir yılda yaşanan gelişmelerle birlikte AKP çark etti, bizim barışçıl elimizi havada bıraktı, onun için İmralı ve Oslo sürecine son vererek, bize karşı topyekûn savaş ilan etti. Bunun karşısında biz ne yapabiliriz? Açık ki bizim yapacağımız tek şey buna karşı direnmektir. Devrimci Halk Savaşı stratejisi temelinde Türk sömürgeciliğinin bu saldırılarına karşı sonuna kadar direnmektir. Kaldı ki, direnerek başarı kazanma ve zaferi elde etme koşulları da bugün her zamankinden daha fazla vardır. Çünkü biz Türk devletinin niyetini okuyoruz. Biz aptal değiliz. Ne yapmak istediğini çok iyi biliyoruz. O açıdan tabii ki gafil avlanmıyoruz; avlanmayacağız da. Bizim de kendimize göre hazırlıklarımız vardır. Eğer şimdi Newroz barışçıl geçseydi, barışçıl mesajlara karşı devletin de yumuşak adımları olsaydı, İmralı’daki tecrit kalksaydı, operasyonlar olmasaydı bu bahar farklı karşılanabilirdi. Ama ne yapıldı? Newroz yasaklandı, Newroz’da şiddet oldu, Newroz’a kan bulaştırıldı, İmralı İşkence Sistemi derinleştirildi, ardından operasyonlar başlatıldı ve bugün yoldaşlarımız şehit düşüyorlar.

GENİŞ İTTİFAK KONSEPTİ VAR, TABİ Kİ BUNA KARŞI UYUMUŞ DEĞİLİZ

Bir de geniş bir ittifak konsepti vardır. Herkesle ittifak kurup, bizi yok etme çabası alabildiğine sürdürülmektedir. Biz de buna karşı tabii ki uyumuş değiliz. Biz de hazırlığımızı yapıyoruz ve bizim direnerek kazanma koşullarımız bugün çok daha artmıştır. Dolayısıyla tercihimiz kesin ve nettir. Tüm halkımız bilmeli, biz sadece gelişen haksız saldırılara karşı onurumuzu, şerefimizi kurtarmak için direnmek durumunda değiliz. Evet, onurumuz, şerefimiz, haysiyetimiz için direnmek zorundayız, fakat biz özgür bir geleceği yaratmak için direneceğiz. Bu direnişte kazanma, bu direnişte özgür geleceği yaratma umudu bugün her zamankinden daha fazla vardır.

KAZANMA ŞANSIMIZ HER ZAMANKİNDEN FAZLA

Kazanma şansımız bugün her zamankinden daha fazla artmıştır. İşte yanı başımızda en örgütsüz halklar bile sokaklara dökülüp, özgürlük istemekte, en katı diktatör devletleri alaşağı etmektedir. Biz de Türk devletinin AKP öncülüğünde halkımıza karşı geliştirdiği bu faşizan uygulamalara ve bu sömürgeciliğe karşı direneceğiz ve kazanacağız. Kazanmak için doğru öncülük, sağlam örgütlenme ve kararlı direniş kesin gereklidir. Tüm halkımız ve dostlarımız bilmeli ki, 30 yıllık gerilla tecrübesine sahip Kürdistan gerillasına karşı hiçbir ordu başarılı olamaz. Bundan emin olabilirler. Hele hele son yaşanan bir takım pratiklerden çıkardığı derslerle klasik gerillayı aşarak modern gerilla performansına ulaşan Kürdistan özgürlük gerillası karşısında herhangi bir gücün başarılı olması mümkün değildir. Bu nedenle bir kez daha Kürdistan gerillası ve serhildan hareketi yenilmezliğini herkese gösterecektir.

BU DÖNEMDE PASİF EDİLGEN TUTUM HİÇBİR ŞEY KAZANDIRMAZ

Eğer onlar siyasi çözümü ve barışı tercih etselerdi, biz buna hazırdık ama bunu tercih etmedikleri, açıkça bizi yok etmek istediklerini ilan ettikleri ve pratikte uygulamaya geçirdikleri bu aşamada bizim elbette ki büyük bir güçle hem siyasi alanda serhildan hareketi olarak ve hem de gerilla alanında sonuna kadar direnerek, yenilmezliğimizi bir kez daha ortaya koyacağımız ve bu temelde sonuç almaya kilitleneceğimiz açıktır. Burada halkımızın daha fazla fedakârlık göstermesi, serhildan hareketine daha etkili katılım göstermesi şarttır. Bu dönemde pasif-edilgen tutum hiçbir şey kazandırmaz. Herkesin fedakârlık yaparak dirençli bir pozisyon alması başarı için şarttır.-Behdinan

Deniz Kendal / Gülistan Tara

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.