Herekol: Kadın Direnişi Newroz'da Daha da Tırmanacak
Kadın / 12 Mart 2012 Pazartesi Saat 14:57
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt kadın hareketi KJB Koordinasyonu üyesi Kawenda Herekol 8 Mart sonuçlarını değerlendirdi.

Kürt kadın hareketi KJB Koordinasyonu üyesi Kawenda Herekol 8 Mart sonuçlarını değerlendirdi. Kadın özgürlük sorunu köklü ve radikal bir devrimci çıkışı gerektirdiğini vurgulayan Herekol, 8 Mart’ta kadın direnişinin Newroz ile daha da tırmanacağını ve yıl boyunca süreklileşerek başarıya yürüyeceğini söyledi.

2012’nin her açıdan kritik bir yıl olduğunu söyleyen Herekol, “Sadece Kürt kadınları, halkımız için değil, aynı zamanda tüm dünya insanlığı ve Ortadoğu halkları için de kritik bir yıl” diye belirtti.

KAPİTALİST SİSTEM ÇOK DERİN BİR KAOS VE KRİZ İÇERİSİNDE

Herekol, 2012 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün Kürt kadınlarının hangi koşullarda karşıladığı, etkinliklerin nasıl geçtiği, eylemlerin düzeyi ve direnişi değerlendirirken, şunları ifade etti:

“Kapitalist sistem çok derin bir kaos ve kriz içerisinde bulunmakta ve içine düştüğü bunalım gittikçe derinleşmektedir. Kendisine nefes borusu açma olarak baktığı Ortadoğu’nun yeniden dizaynında gösterdiği şiddetin pervasızlığı bunu açıkça göstermektedir. Ortadoğu üzerindeki yeniden paylaşım planını hayata geçirirken, kendisine göre tüm engelleri ortadan kaldırmak, sisteme eklemlenmesi gerekeni eklemek ve teslim almak temel politikasıdır. Kapitalist sistemin askeri, ekonomik, siyasi, kültürel tüm saldırılarının özü ideolojik amaçlarıyla bağlantılıdır. İdeolojilerin çağı geçti diyen finans kapital ulus-devlet güçleri en fazla toplumu ideolojik bombardıman altında tutmaktadır. Kadınların, halkların tarihsizleştirilmesi, belleksiz, kimliksizleştirilmesini amaçlayarak kültürünü ve toplumsallığını dumura uğratmaya çalışmaktadır. Kapitalist modernite önce kadınları vurun şiarına endeksli olarak başta kadınları metalaştırma da sınırsız bir sömürü uygulamakta, kadınla toplumu düşürerek süreklileşen bir köleliği yaşam tarzı olarak kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bu anlamda her yerde kadını, toplumu öz değerlerinden kopararak yerine sanal özgürlükler yaratarak yani özünden boşaltarak kendine bağımlı kılmaya çalışmaktadır.

KADIN ÖZGÜRLÜK SORUNU RADİKAL DEVRİMCİ ÇIKIŞ GEREKTİRİR

Bu yüzden sistem gittiği her yerde öncelikle oranın kültürüne, toplumsallığına, her türden etnik kökenin uyumlu ve kardeşçe yaşamına saldırarak köksüzleştirmeyi, parçalayarak karşıtlaştırmayı ve kendini inkâr üzerinden sisteme entegre olan bir yaşam tarzını ilericilik adına sunmaktadır. Bu gün yaşanılan sorunların özünde esas itibariyle kapitalist modernitenin ideolojisizleştirme temelinde savunmasız bırakma ve kendine iliklerine kadar bağımlılaştırma politikaları temelinde şiddet sarmalına alınmış bir gerçeklik ve her yönüyle buna öfke duyan özgürlükçü, demokratik çözümünü arayan halklar gerçeği çarpışması şiddetli bir biçimde yaşanmaktadır. Bu süreç aynı zamanda halkların, ezilen kesimlerin özgürlük, demokrasi ve adalet için başkaldırının da görkemli yaşandığı bir süreçtir. Ve bu direnişin öncü gücü olan kadınların özgürlük sorunu toplumsal özgürlük anlamında ideolojik bir sorun olup kapitalizmi kökten sarsan devrimci bir müdahaledir. Kadın özgürlük sorunu köklü ve radikal bir devrimci çıkışı gerektirir ki bu temelde örgütlü süreklilik kazanan bir mücadele dışında başka hiçbir şekilde çözümlenemez.

8 MART TOPYEKÜN SALDIRI ALTINDA KARŞILANDI

Özellikle 2012 yılı erkek egemen sistemin en fazla maskesinin düştüğü, tüm çıplaklığıyla kadın, birey, toplum karşıtı olma gerçeğinin açığa çıktığı bunun amansız bir çarpışmasının, savaşının yaşandığı bir yıl olma özelliğini taşımaktadır. Kadın özgürlük sorun en dipteki çelişki başat çelişki olarak çözümü dayatmaktadır, toplumun demokratikleşmesinde, toplum karşıtı anti-demokratik sistemlerin aşılmasında belirleyici devrimci bir rol oynama pozisyonundadır. Bu anlamda Önderliğimizin kapitalist moderniteye karşı geliştirdiği demokratik modernite paradigması temelinde 21. yy. kadın özgürlük mücadelesi öncülüğünde yükseltilme gerekliliği perspektifi çok daha fazla anlaşılır olmakta ve yakıcılığı bu yıl itibariyle de çok daha fazla belirginlik kazanan bir durum olmaktadır. Bu gerçeğin bilincinde olan Kürt kadınları, Kürt halkı olarak dizginsizce, pervasızca imha-inkârın soykırım düzeyinde dayatıldığı topyekûn bir saldırı altında 8 Mart’ı karşıladık. Önderliğimiz üzerinde geliştirilen insanlık dışı, hukuk dışı uygulamaların özünün sistemin Önderliğimizin kadın ve toplum özgürlüğüne dair projesine karşı taşıdıkları intikamdan kopuk ele alınamayacağı çok açıktır. Yüzyıldır böl-parçala yönet politikasına alışmış emperyalist güçler ve bölgesel ulus devletler artık karşılarında boyun eğmeyen, özgürlüğü bir yaşam duruşu haline getiren, bilinç ve iradeye sahip Kürt kadın ve halk gerçeğiyle karşı karşıyadırlar. Ve bu onları korkutmaktadır. Dağda, şehirlerde, zindanda, hayatın olduğu her yerde özgürlük için atan her damar öfke yaratmaktadır. Bu düzey onların planlarının sonuç almasını zorlamaktadır. Böylesine tarihi bir uyanışa ve dinamik bir toplumsal mücadele düzeyine sahip olmak militarist, egemen güçleri korkutmaktadır.

BU DİRENİŞ NEWROZ İLE DAHA DA TIRMANACAK

Kısacası 8 Mart’ı ulusal direniş sürecinde ulusal direnişi Önderliğimizi özgürleştirmek, Önderliğimizle özgür yaşam temelinde tek yol başarı ve zafer kararlılığıyla karşıladık. Bu 8 Martla olup biten bir duruş değil. Sonuç alıncaya kadar topyekûn saldırılara karşı direniş, savunma, özgürleşme, Kürt halkı için statü elde edinceye kadar kapsamlı mücadele sürecidir. Kürt kadınları, dört parça Kürdistan ve yurtdışında direniş ruhuyla, mücadele kararlılığıyla kitlesel eylemsellikle ve tek bir amaca kilitlenerek Önderliğe özgürlük temelinde yüksek bir coşkuyla alanlarda karşılandı. 8 Martta açığa çıkan duruş sisteme, zulme, erkek egemen baskıya, politikaya, akla, dile karşı başkaldıran, tecavüz kültürüne, zihniyetine karşı mücadele eden bilinçtir, bunun uğruna kendisini feda eden, bedel vermeyi göze alan mücadeleci kadın duruşudur. Bu anlamda evlatları olmaktan büyük gurur ve onur duyduğumuz Kürt anaları başta olmak üzere tüm kadınların 8 Mart direnişini saygıyla selamlıyoruz. Bu direniş Newroz ile daha da tırmanacak ve yıl boyunca süreklileşen bir direniş ile başarıya yürüyecektir.”

AÇLIK GREVLERİ

Cezaevlerinde 15 Şubat’tan beri, Strasbourg’da ise 1 Mart’tan bu yana devam eden açlık grevleri konusunda ise Herekol şöyle konuştu:

“Önderliğimizin özgürlüğü, sağlığı ve güvenliği sağlanıncaya kadar mücadeleyi her alanda yükseltme kararlılığının ifadesi olarak cezaevlerinde gittikçe yaygınlaşan süresiz ve dönüşümsüz açlık grevi direnişini selamlıyoruz. Kürdistan’ı adeta açık cezaevlerine çeviren ve çocuk, kadın, yaşlı demeden 12 Eylül faşizmini aşan, soykırım uygulamaları olan bu tutuklama furyalarına karşı da bir cevaptır aynı zamanda. Bu temelde gelişen eylemsellikler özgürlük mücadelesi ve direnişinin hiçbir şekilde dört duvar arasına hapsedilemeyeceğini ifade etmektedir. Her koşulda direnişi geliştirme kararlılığı temelinde yüzlerce insanımız kadın erkek süresiz dönüşümsüz açlık grevi içerisindeler. Yine aynı zamanda Avrupa’ da on birinci gününe giren süresiz dönüşümsüz açlık grevi direnişi sürdürülmektedir. Bu onurlu direnişi de selamlıyoruz. Kürt kadını ve halkı hiçbir koşul altında Önderliğimiz üzerinde ki bu İmralı konseptini kabul etmeyeceğini soykırım uygulamalarının siyasi ve askeri alanda imha saldırılarına boyun eğmeyeceğini, köleliği kabul etmeyeceğini ve bu sisteme bedeli ne olursa olsun diz çökmeyeceğini, teslim olmayacağını ifade etmektedir. Önderliğimizin özgürlüğünü dolayısıyla kendi özgürlüğünü sağlama ve onurlu çözümünü geliştirme kararlılığını ifade etme temelinde gelişen eylemlerdir. Gerek zindanlarda gerekse Avrupa da gerçekleşen süresiz dönüşümsüz açlık grevleri bu amaç ve hedefle yürütülmektedir. Kürt kadını ve halkı onurlu direnişinden taviz vermeyecek ve geri adım atmayacaktır. Bu mücadele çok yönlü sürecektir. Kürt kadınlarının, halkımızın ve kendine insanım diyen herkesi bu mücadeleye sahiplenerek amaçlarına ulaşmasında çaba göstermeleri temelinde dayanışmaya çağırıyorum. Önderliğimiz süresiz dönüşümsüz açlık grevlerinin yaşamsal tehlikeye varmaması temelinde kendi yaklaşımını ortaya koymuştur. Bu temelde gerek Önderliğimizin tutumu ve gerekse sürecin değerlendirilmesi temelinde kendileri değerlendirme yaparak kararlarını verecektir.”

AKP REJİMİNİN KÜRT ÇOCUKLARINA ÖZEL BİR KİNİ VAR

Adana’da Pozantı cezaevinde çocuklara yönelik tecavüz ve işkence vakaları ve sonrasında yaşananları Herekol şöyle değerlendirdi:

“Her alanda geliştirilen soykırım uygulamaları kapsamında Kürt çocuklarına dönük saldırılarda da pervasızlık gittikçe artmaktadır. Pozantı cezaevinde yaşananlar da bu uygulamaların bir parçası olmaktadır. Pozantı da yaşananlar bir kez daha göstermiştir ki AKP faşizminin Kürt çocuklarına çok özel bir kini vardır. Aslında Fethullah Gülen’in Kürt halkının kökünü kurutmaktan bahseden kin ve öfke dolu konuşmaları hatırlanırsa Kürt çocuklarına dönük bu kin, nefret, faşizm, ahlaksız ve sınırsız saldırıların kökünün ne kadar derin olduğu daha net anlaşılacaktır. Altını çizerek vurgulamak istiyorum AKP devleti ve Gülen cemaati Kürt çocuklarını çok özel olarak hedeflemektedir. AKP iktidarı boyunca yüzleri aşan Kürt çocuğu katledilmiştir. On iki yaşındaki Uğur Kaymaz’ın bedenine on üç kurşun sıkılmıştır. Ceylan Önkolun çocuk bedeni askerlerine hedef tahtası yapılarak havanla paramparça edilmiştir. Daha bir buçuk yaşında bile olmayan Solin bebek hava saldırısında anasının kucağında öldürülmüştür. On üç yaşındaki Kürt çocuğunun kolu kameralar karşısında üç polis tarafından kırılmış ve bu milyonların seyrettiği bir görüntü olduğu halde bu polisler ödüllendirilerek korunmuştur. Hakkâri de kafası dipçikle parçalanan çocuk suçlu bulunurken kafasını parçalayan özel harekâtçı on üç yaşındaki çocuk karşısında’ kendini savunmuştur ‘ traji- komik ifadesi ile serbest bırakılarak ödüllendirilmiştir. Siirt valisi YİBOLARDA gelişen tecavüzler için yürüyüşlere katılmaları daha mı iyi olur diyerek fuhuş batağına sürüklemenin bir AKP devlet politikası olduğunu resmi ve yetkili ağız olarak beyan etmiştir. N.Ç davası ise tüm kamuoyunun çok yakından takip ettiği gibi tecavüz eden devlet görevlilerinin devlet korumasına alınarak serbest bırakılması ile sonuçlanmıştır. Taş atmayı, Molotof atmayı silah sayan yasalarla yaşlarının on katı cezalar kesilmekte ve Kürt çocuklarını cezaevlerine doldurmaktadır. Böylelikle Kürt çocuklarının iradesini kırmayı amaçlamakta ve sisteme tümden entegresini hedeflemektedir. O açıdan Pozantı da gelişen olayları bu devlet politikasından kesinlikle kopuk ele almamak gerekir. Pozantı da Kürt çocuklarına yönelik uygulamalar da bu gerçeğin bir kez daha gün yüzüne çıkması olmaktadır. AKP devleti bu politikalarını sürdürme ısrarını bu olayı deşifre eden gazeteciyi yine bu cezaevinde yaşadıklarını kamuoyu ile paylaşan çocuğu da yeniden tutuklayarak göstermiştir. Kürt çocuklarına dünya da eşi benzeri görülmemiş bir faşizm uygulanmaktadır. Ve bunun mimarı Erdoğan ‘Çocuk da olsa, kadın da olsa güvenlik güçlerimiz gerekeni yapacaktır’ diyerek bu faşist uygulamaların emrini açıkça vermiştir. Onun uşağı polis, ordu, yargı sistemi de bunu tüm faşizan şiddeti ile Kürt çocukları üzerine kusmaktadır. Pozantı cezaevinde yaşanlar da bu anlamda AKP devlet politikasıdır yani faşizmidir, ahlaksızlığıdır. AKP devleti tecavüzcü zihniyetinin uygulamaları ile her seferinde daha fazla deşifre olmaktadır. Bu yüzden AKP devletinin bu uygulamalarını bütünlüklü görmek ve Pozantı cezaevinde yaşananları bu bütünlükten kopuk ele almadan değerlendirmek gerekmektedir. Kürt çocuklarına bu uygulamalar soykırım politikalarının sonucu olmaktadır. Bu yüzden gerek Kürt kadınları başta olmak üzere tüm halkımıza çağrım AKP devletinin Kürt çocuklarını terörize eden ve her türlü uygulamayı reva gören politikalarına karşı daha köklü ve sonuç alıncaya kadar kesintisiz mücadele ile tepki göstermek gerekmektedir. Çocukların durumu Türkiye demokrat ve aydın çevrelerde de tepkilere yol açmakta ve bu konuda vicdanı yaralanan herkes çeşitle girişimlerde bulunmaktadır. Bunları önemsemekle birlikte sorunun özüne eğilmek ve köklü çözümü temelinde çabalar geliştirmek önemli olmaktadır.”

AKP DEVLERİ VE ERDOĞAN CİDDİ BİR ÇARESİZLİK İÇİNDE

Herekol, Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın jeneratör zehirlenmesi sonucu hayatını kaybeden beş kadın gerillayı “örgü içi infaz” olarak sık sık gündeme getirmesini de “ciddi bir çaresizlik” olarak değerlendirdi.

Herekol bu konuda şöyle konuştu: “Görünen o ki AKP devleti ve Erdoğan Kadın özgürlük mücadelemiz karşısında çok ciddi bir çaresizlik içerisine girmiş. Kadın özgürlük mücadelesi her alanda sürekli derinleşen, yaygınlaşan etkili mücadelesi ile AKP devletinin politikalarını boşa düşürmekte ve çıkmaza sürüklemektedir. Kadın düşmanı olan Erdoğan toplumda güçlü ve etkili bir öncülük düzeyi ile gelişen özgürlükçü kadın mücadelesine karşı erkek egemen zihniyetin tüm kini ve öfkesi ile saldırmaktadır. Açıkçası hiçbir siyasi değeri olmayan, boş gündemler yaratarak tam bir polemikçi ve bol yalan üreten Erdoğan’a en değerli cevabı yine analarımız vermiştir. Analarımızın verdiği’ bu zulüm ve baskılar devam ederse biz de çocuklarımızın yanına dağa gideriz ‘ cevabına ek, söyleyecek söz yoktur elbette. Yine de bir şey söylemek istiyorum. Tüm kadınlar cennet gibi bir yaşamı istiyorlar, bunun için mücadele ediyorlar. Yaşamı zindana çeviren, her gün siyasi operasyonlarla zindanları dolduran AKP hükümetidir. Değil kadınların yaşam koşullarını biraz iyileştirmek en fazla AKP iktidarı döneminde kadın cinayetleri, karakolda dayak, hak ihlalleri artmıştır. Bunun sorumlusu AKP hükümetidir, Erdoğan’dır. Amed’de jeneratör gazından zehirlenerek yaşamını yitiren beş kadın yoldaşımızı bu arada tekrardan saygı ile anıyorum. Erdoğan’ı bu kirli ve özel savaş söylemlerini lanetliyorum. Erdoğan, bunun üzerinden siyaset yapacağına Roboski katliamının hesabını vermelidir. Kürt analarının kucağına paramparça edilmiş çocuklarının cesetlerini gönderdi. Halkımızın ve toplumun Erdoğan’ın demogojilerine karnı toktur, özel savaş dilini, vahşet yüzünü iyi tanır. O yüzden Erdoğan’ın söylediklerinin halkımız nezdinde hiçbir kıymeti yoktur. Tersine Erdoğan’ın gerçek yüzünü en iyi bilen Kürt anaları, kadınları ve halkımız şehitlerine dil uzatan, hakaret eden, saldırgan söz ve uygulamalara karşı öfkeleri daha fazla büyümektedir. Ve bu saldırılara karşı gereken cevabı direnişçi mücadelesi ile her zaman vermiştir ve verecektir.”

Herekol son olarak şunları ekledi: “2012 de Önderliğimizin özgürlüğü, sağlığı ve güvenliğini sağlayacak bir mücadele düzeyini geliştirme ve yine Kürt sorunun özgürlükçü ve demokratik çözümünü geliştirme de Kürt kadınlarını, gençlerini ve halkımızı mücadelesini daha da yükseltmeye çağırıyoruz. Yine son günlerde Kandil de çığ düşmesi sonucu Amed, Beritan, Doza, Meysa, Nuda, Rengin, Ruken, Dicle adlı kadın arkadaşlarımız şehit düşmüştür. Yine Ferhat arkadaşımız geçirdiği rahatsızlık sonucu hastaneye ulaştırılmaya çalışılmış ancak kar koşullarından dolayı ulaştırılamadan şehit düşmüştür. Bu yoldaşlarımızın ailelerine ve tüm halkımıza baş sağlığı diliyoruz. Kadın özgürlük hareketi olarak bu şehit yoldaşlarımızın anısına mücadelemizi özgürlük ile taçlandırma sözümüzü yineliyoruz.”-Behdinan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.