Öcalan: İmralı’da Büyük Çekişme Yaşandı
Umudun Zaferi / 13 Şubat 2012 Pazartesi Saat 14:36
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İmralı sürecinin çelişkili bir süreç ortaya çıkardığını, kendisi şahsında çözüm yanlılarıyla karşıtları arasında büyük bir çekişme yaşandığını belirten Öcalan,

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ulaşan savunmasında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ‘Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak’ adlı son savunmasında İmralı’daki çözüm ve çatışma süreçlerini değerlendirdi.

İmralı sürecinin çelişkili bir süreç ortaya çıkardığını, kendisi şahsında çözüm yanlılarıyla karşıtları arasında büyük bir çekişme yaşandığını belirten Öcalan, “Çatışma başlangıçta her iki tarafın iç bünyesinde de devam etti. PKK’nin 2005’ten itibaren kendisini KCK temelinde çözümleyici bir güç olarak netleştirip sunması, TC içindeki iktidar tartışmasını ve çatışmasını hızlandırdı. AKP bu süreçten başarısız çıktı. Gerçekten karmaşık ve kurnazca sahnelenen bu planın başarısı önündeki tek engel PKK gibi görünüyordu. Dolayısıyla hamle tüm yönleriyle PKK’nin tecridine ve silahsızlandırılmasına kilitlendi. Bu temelde tüm güçler kullanıldı. Takke düştü kel göründü misali kendini açığa vurmayan güç neredeyse kalmadı. Kürt sorunu bu kapsamda daha da karmaşık bir hal aldı” şeklinde değerlendirdi.

AKP’nin iktidardaki konumunu pekiştirdikçe, Kürt sorununun çözümü konusunda teorik ve pratik olarak dürüst hiçbir hazırlığı, çabası olmadığının ortaya çıktığının görüldüğünü belirten Öcalan, son savunmasında süreci ayrıntılı bir şekilde değerlendirdi.

Miadını dolduran ulus-devlet çıkmazının Kürt sorununu bir yumağa çevirdiğini, dolayısıyla çözüm ve barışın demokratik ulustan geçtiğini vurgulayan Öcalan, savunmasında, Kürt sorununun çözümüne ilişkin gelişen diyalog evrelerine de yer veriyor. Öcalan, son dönemlerde gerçekleşen diyalog ve müzakerelerde devletin bazı kesimlerinin iyi niyet sergilediğini ancak AKP’nin tasfiye amacıyla sürece yaklaştığını belirtiyor.

PKK’NİN TAVRI

PKK’nin Kürt sorununu demokratik ulus anlayışı çerçevesinde çözmek istediğini ifade eden Öcalan, ancak bunu demokratik siyasetle mi yoksa devrimci halk savaşıyla mı geliştireceğinin ise karşı tarafın yaklaşımlarına bağlı olduğunun altını çiziyor. PKK’nin şimdiye kadarki mücadelesinin esas olarak Kürt sorununu görünür kılma amacına yönelik olduğunu belirten Öcalan, PKK’nin yaklaşımını şöyle açıklıyor:

“PKK önce ideolojik argümanlarla sorunun varlığını kanıtlamaya çalıştı. Türk solunun dahi soruna realist yaklaşmaması, ülke ve ulus bazlı düşünme ve örgütlenme gereğini ortaya çıkardı. PKK’nin ad olarak ortaya çıkması da yaşanan süreçle bağlantılıdır. İnkârcılığın ince yöntemlerle solda da sürdürülmesi, ayrı kimlikler temelinde örgütlenme ve eylemliliği gündeme taşıdı. Türk ulus-devletinin geleneksel inkâr ve imha politikası bu sürecin herhangi bir politik çözüm arayışıyla ele alınmasına imkân vermeyince, tersine bu arayışı 12 Eylül darbesine doğru tırmandırılan faşist terörle karşılayınca, PKK’nin devrimci halk savaşı hamlesi tek seçenek olarak gündeme geldi. Bu durumda PKK, ya Türkiye’nin demokratik sol grupları gibi tasfiye olacak ya da direnişte karar kılacaktı.”

15 AĞUSTOSUN ETKİSİ

15 Ağustos hamlesinin Kürt varlığını kanıtlama amacına daha yakın olduğunu belirten Öcalan, Kürt sorununun savaşa dönüşmesinde 12 Eylül’ün payını ise, “Kürt sorununun ideolojik kimlik sorunu olmaktan çıkıp savaş sorununa dönüşmesinde, sistemde örtülü olarak yürütülen inkâr ve imha politikasının 12 Eylül faşizmiyle açık terör halinde sürdürülmeye çalışılmasının belirleyici payı vardır“ sözleriyle ifade ediyor. İnkâr ve imha politikasının sadece gizli ve örtülü olarak sürdürülmediğini vurgulayan Öcalan, bu politikanın 80 yıllık uygulamaları sonucunda Kürtlerde önemli bir yabancılaşmaya yol açtığını ve bunun ancak 15 Ağustos ile kırıldığını şöyle açıklıyor:

“Kürtler kendi varlıklarını terk etmeye zorlanmıştı. Kendine yabancılaştırılan bir halk ve toplum gerçekliği söz konusuydu. 15 Ağustos hamlesi esas olarak bu yabancılaşmayı kıracak, böylelikle inkâr ve imha politikasını ve sonuçlarını boşa çıkaracaktı. Bu anlamda önemli oranda başarılı olunduğunu belirtmek gerekir. Yani Kürtlük yeniden gün yüzüne çıkıyor, Kürtlerin kendilerince kabul edilen bir olguya, realiteye dönüşüyordu. Kabul görme devletler katında da gerçekleşmişti. Sorunun kabul görmesi çözülmesi anlamına gelmiyordu. Çözüm niyetleri ortaya çıkmayınca, çatışma ve sınırlı savaş ortamı yozlaşarak devam etti. Her iki taraf da sorunu askeri zorla çözme konumundan uzaktılar. Zaman zaman bu şansı elde etseler de, kullanma yeteneğini gösteremediler.”

İMRALI’DAKİ ÇATIŞMA SÜREÇLERİ

93’ten 98’e kadarki süreçte gelişen çözüm şanslarına ve arayışlarına da değinen Öcalan, “1993’deki çözüm şansı sabote edilince, çatışma süreci daha da acımasızca ve yozlaşarak devam etti. Bu anlamda 1993-1998 dönemi taraflar açısından askeri çözüm şansının boşa çıkarılması biçiminde de ifade edilebilir” diyor. “1993’teki politik arayış komplo ve suikastlarla boşa çıkarılmasaydı, hem Kürt sorununun çözümünde hem de TC’nin yapılanmasında çok daha pozitif bir dönem başlayabilirdi” diyen Öcalan, bu tarihi fırsatın kaçtığını veya kaçırıldığını vurguladı. Öcalan, 1997-98’deki çözüm arayışlarının da aynı akıbete uğradığını veya uğratıldığını anımsatarak, “Aynı komplocu ve suikastçı güçler siyasi çözüme şans tanımadılar” diyor.

İmralı’da başlayan çözüm ve çatışma süreçlerini değerlendiren Öcalan, bu süreçteki çözüm yanlılarıyla karşıtları arasında yaşanan çekişmede, tavrını KCK’den yana koyduğunu ifade ediyor. İmralı sürecinin çelişkili bir süreç ortaya çıkardığını, kendisi şahsında çözüm yanlılarıyla karşıtları arasında büyük bir çekişme yaşandığını belirten Öcalan, “Çatışma başlangıçta her iki tarafın iç bünyesinde de devam etti. Fakat PKK’nin 2005’ten itibaren kendisini KCK temelinde çözümleyici bir güç olarak netleştirip sunması, TC içindeki iktidar tartışmasını ve çatışmasını hızlandırdı. Bu tartışma ve çatışma Kürt sorununun çözümünde kilit rol oynuyordu. A. Öcalan hem PKK’ye hem de TC’ye karşı tavrını KCK çözümünden yana koydu” ifadelerini kullanıyor.

DİYARBAKIR KONUŞMASI ÖNEMLİ BİR TAKTİK HAMLE

İmralı’da devlet çevreleriyle başlayan diyalog sürecinde AKP’nin payının pek olamadığına dikkat çeken Öcalan, AKP’nin PKK’yi tasfiye temelinde çözüm arayışına girdiğine dikkat çekiyor. Öcalan, bu diyalog dönemine şöyle değiniyor:

“Tam uzlaşmış olmasalar da, devlet kurumlarıyla yeniden diyalog süreci başladı. Diyalogda AKP’nin payı pek yoktu. Bu bir devlet inisiyatifiydi. AKP’nin 4 Mayıs 2007’de Dolmabahçe gizli mutabakatıyla Genelkurmay Başkanlığıyla, daha sonra 5 Kasım 2007’de ABD ile uzlaşması, durumu daha da karmaşık hale getirdi. AKP hükümeti PKK’yi tasfiye temelinde çözüm arayışına girdi. Göstermelik bazı haklar (Kürtçe kurs, çok kısıtlı yayın serbestîsi) karşılığında dış destekler de sağlanarak, savaş yeni boyutlara taşındı. Başbakan Erdoğan, 2005’te Diyarbakır’daki konuşmasında önemli bir taktik hamle yaparak, Kürt sorununa çözüm vaadinde bulundu. Bu vaatlerde PKK’yi tecrit etme ve AKP’ye destek sağlama temelinde adı geçen sözde bireysel haklara dayalı niyetler söz konusuydu.”

AÇILIM EŞİTTİR KCK OPERASYONLARI

AKP’nin yoğunca gündeme koyduğu Kürt sorununa demokratik açılım projesinin Kürt Haması’nı yaratma projesi olduğunu vurgulayan Öcalan, KCK operasyonlarının gerçek amacına değiniyor. Öcalan, bu konuyu şöyle açıyor:

“Üzerinde oldukça çalışılmış, ABD, AB ve komşu ülkelerin yanı sıra içte diğer devlet partileri, birçok basın yayın kuruluşu ve sivil toplum örgütüyle yeniden örgütlendirilmiş, Kürt işbirlikçilerin desteğinin sağlandığı bir tasfiye planı ‘demokratik açılım’ adı altında piyasaya sunuldu. Ayrıca pratikte eskisinden katbekat arttırılmış, askeri, siyasi, ekonomik, kültürel, psikolojik ve diplomatik cephede yoğunlaştırılmış topyekûn bir seferberlik ve eylem hamlesi planla birlikte uygulamaya konuldu. Yeni milis güçler eskinin Ülkücüleri ve Hizbullah’ı değil, bizzat AKP hükümetinin yönetimi altında geliştirilen ve çok parçalı inşa edilen bir nevi ‘Kürt Haması’ydı. Deniz Baykal’ın CHP’siyle ordu içinde bazı komutanların da başlangıçta uzlaştığı ve desteklediği plan ve hamle buydu. Devlet içinde bazı kurumların önemli muhalefetiyle karşılaşsa da, bu planın yürütülmesinden çekinilmedi. KCK operasyonları bu plan ve uygulamaların can alıcı bir parçasıydı. Hava saldırıları ve Güney Kürdistan’a icazetli operasyonlar da aynı plan kapsamındaydı. Planın ve uygulamaların arkasında 2002-2004 tasfiyecilerinin sergiledikleri tavrın ve geliştirdikleri ilişkilerin de önemli payı olduğunu önemle belirtmek gerekir.”

HAMLE TÜM YÖNLERİYLE PKK TECRİDİNE KİLİTLENDİ

Demokratik açılıma bel bağlayan AKP’nin bu süreçten başarısız çıktığına işaret eden Öcalan, “Gerçekten karmaşık ve kurnazca sahnelenen bu planın başarısı önündeki tek engel PKK gibi görünüyordu. Dolayısıyla hamle tüm yönleriyle PKK’nin tecridine ve silahsızlandırılmasına kilitlendi. Bu temelde tüm güçler kullanıldı. Takke düştü kel göründü misali kendini açığa vurmayan güç neredeyse kalmadı. Ama hem kendini KCK olarak demokratik ulus çözümü temelinde sunması ve pratikleştirmesi, hem de daha önceki yetersizlikler ve saplantılardan önemli ölçüde arındırması PKK’nin tasfiyesini imkânsız kılıyordu” değerlendirmesinde bulunuyor.

Demokratik açılımda başarısızlığı tasdikleşen AKP’nin, bu durumu kullanarak, ordu işbirliğiyle iktidarını sağlamlaştırdığına dikkat çeken Öcalan, bunun üzerine Kürt halkının varlığını koruma özgürlüğünü sağlama aşamasına geçişini şu sözlerle açıklıyor:

“AKP’nin belki de ilk defa ordunun önemli bir kesimiyle hayata geçirmeye çalıştığı bu planın boşa çıkacağı aslında daha başından belliydi Ama AKP bu planı ordunun da dolaylı desteğiyle iktidara iyice oturma temelinde kullanmaktan geri durmadı. Denedikçe ve iktidardaki konumunu pekiştirdikçe, Kürt sorununun çözümü konusunda teorik ve pratik olarak ciddi ve dürüst hiçbir hazırlığı, çabası ve inancı olmadığı halde, mal bulmuş mağribi misali sarıldığı ‘demokratik açılım’ sözcüklerini sakız gibi çiğnemeye devam etti. Kürt sorunu bu kapsamda daha da karmaşık bir hal aldı. Karşısında anlamlı ve onurlu bir barış ve demokratik çözüm şansını bulamazsa, bu sefer ‘varlığını koruma ve özgürlüğünü özgücüyle sağlama’yı esas alacağı topyekûn bir direnme ve özgür yaşam aşamasına girdi.”

SİYASET Mİ DEVRİMCİ HALK SAVAŞI MI?

PKK’nin çözümü demokratik ulus inşasında gördüğünü vurgulayan Öcalan, “Demokratik toplum olmadan sosyalizmin inşa edilemeyeceğini netçe yaşayan PKK, Kürt sorununun çözümünü demokratik ulus inşasında gördü. Şimdiki sorun kayması, bu amaca demokratik yasal siyasetle mi, yoksa topyekûn devrimci halk savaşımıyla mı varılacağına ilişkindir” diyor.

PKK’nin, Kürt sorununun çözümünde yaşadığı tıkanmayı ulus-devlet iktidarını kapsamlı bir çözümlemeye tabi tutarak aşmaya çalıştığını belirten Öcalan, . PKK’nin ideolojik ve politik oluşumundaki reel sosyalist ulus-devlet etkisinin kendisini en çok devrimci halk savaşımının tırmandığı 15 Ağustos 1984 hamlesinde gösterdiğini ifade ediyor.

Kapitalizmin ulus-devlet handikabına alternatif bir proje sunan Öcalan, Kürt sorununa ilişkin temel çözüm ilkesinin demokratik ulus olduğunu ve bunun somut ifadesinin ise KCK olduğunu vurgulayarak, “Çıkardığım temel sonuç, sosyalistlerin ulus-devlet ilkesinin olamayacağı, ulusal soruna ilişkin temel çözüm ilkesinin demokratik ulus olması gerektiğidir. Bunun somuttaki ifadesi ise KCK deneyimidir” diyor.

Ulus-devletten arınan PKK’nin çözüm modelinin demokratik ulus olduğunu vurgulayan Öcalan, sosyalizmin ise kapitalizmi aştıkça alternatif olabileceğini belirterek, “Dönüşüm geçiren PKK’nin Kürt sorunu temelinde ulusal sorunlara getirdiği yeni çözüm modeli, her tür ulus-devletçilikten soyutlanmış, arınmış demokratik ulustur” ifadelerini kullanıyor.

ÇÖZÜM MODELİ: KCK

KCK’nin demokratik ulusun çözüm modeli ve pratikleştirmesinin ifadesi olduğuna vurgu yapan Öcalan, çeken Öcalan, şu hususların altını çiziyor:

“KCK, Kürt sorununda ulus-devletçilikten arınmış, sadece Kürtler için değil, tüm etnik ve ulusal topluluklar için geçerliliği olan demokratik ulus çözüm modeli olarak önerme ve pratikleştirmenin ifadesidir. KCK barışın ve çözümün yolunu kapitalist modernitenin üçlü sacayağını (ulus devlet, azami kâr ve endüstriyalizmi) terk etmekte ve ona karşı demokratik modernite unsurlarını (demokratik ulus, kârsız sosyal pazar ekonomisi ve ekolojik endüstri) alternatif kılmakta bulur.”

DEMOKRATİK ÖZERK YÖNETİM

Öcalan, başta Türk ulus-devleti olmak üzere; İran, Irak ve Suriye ulus-devletlerinin ve hatta Kürt Federe Devletiyle, Kürt sorununda barışçıl ve siyasi yaklaşımla çözümün, ancak Kürt halkının demokratik ulus olma hakkını ve bu hakkın doğal sonucu olarak demokratik özerk yönetim statüsünü kabul etmeleriyle mümkün olduğunu vurguluyor. KCK’nin pozisyonunun, bu temelde barışa ve siyasi çözüme elverir durumda olduğunu belirten Öcalan, “Barış ve siyasi çözümün önündeki engel, bu devletlerin Kürtlere dayattıkları örtülü kültürel soykırım projesi, politikaları ve uygulamalarıdır” diyor.

BOP VE KÜRTLER

Küresel kapitalist hegemonyanın kültürel soykırımcı ulus-devletlere BOP kapsamında dayattığı çözümün iki yönlü geliştirilmeye çalışıldığını ifade eden Öcalan, “birinci yön; Erbil merkezli Kürt federe ulus-devlet oluşumudur ve uzun vadeli ulus-devletçi çözümün ilk adımı olarak hayata geçirilmektedir. İkinci yön; Diyarbakır merkezli, ‘bireysel ve kültürel haklar’ temelli Kürt sorunu çözümüdür. AB ve ABD’nin özellikle AKP Hükümeti yoluyla hayata geçirmeye çalıştığı bu yol, dolaylı veya direkt olarak Erbil Federe Kürt Devletiyle bütünlük içinde yürütülmeye çalışılmaktadır” diyor. Öcalan, bu iki çıkış yolunun, PKK’den ve KCK somutunda demokratik siyaset çözümünden kurtulma ve onları tasfiye etmenin karşılığı olarak, kültürel soykırımcı ulus-devletlere dayatıldığını ifade ederek, halk desteğinden kopuk olduğu için, küresel kapitalist hegemonyanın dayattığı bu çözüm projesinin başarı şansının az olduğuna dikkat çekiyor.

Demokratik ulusal dönüşümlerinin Kürdistan’daki somut ifadesi olarak gördüğü KCK’yi Ortadoğu’daki demokratik modernite çözümünün yolu olduğunu ifade eden Öcalan, Kürdistan’ın daha şimdiden bir bakıma 21. yüzyılda devrimin ve karşıdevrimin odağı durumuna geldiğini söylüyor. Öcalan, demokratik ulusal dönüşümlerin Kürdistan’daki somut ifadesi olarak KCK’nin, Ortadoğu’daki demokratik modernite çözümünün yolunu aydınlattığını vurguluyor.

YA ANAYASAL YA DA DEVRİMCİ ÇÖZÜM

Çözümün artık kendini dayattığı bir aşamaya geldiğine işaret eden Öcalan, ya anayasal bir çözümün gelişeceğini ya da KCK’nin tek taraflı ve devrimci tarzda kendi demokratik otoritesini inşa etme ve savunma yoluna gideceğini belirtiyor. Günümüzde KCK çözümünün yol ağzında olduğunu ifade eden Öcalan, şunları kaydediyor:

“Ya sorunların barış ve demokratik siyaset yoluyla çözümü demokratik anayasa yöntemiyle geçekleştirilecektir. Ülkelerin hem devlet, hem de ulus olarak bütünlüğünü mümkün kılan bu çözüm radikal demokratik dönüşümleri gerektirmektedir. Ya da eğer öncelikle arzu edilen bu yol ısrarla engellenirse, geriye KCK’nin tek taraflı ve devrimci tarzda kendi demokratik otoritesini inşa etme ve savunma yolu kalacaktır. Bu yolda başarıyla yürümenin birçok unsuru mevcuttur. Otuz yılı aşkın bir tecrübeye sahip olan PKK’nin ideolojik ve politik kılavuzluğu, halkın devrimci savaşımla denenmiş güçlü desteği, öz savunmayı her alanda yapabilecek askeri gücü, geniş iç ve dış ilişki ağları KCK’nin demokratik ulusu inşa etmesine, yönetmesine ve korumasına imkân vermektedir. Bu yol bir daha eskiden yaşanan tıkanmaya uğramayacaktır. Devlet ulusçuluğunu değil demokratik ulusu hedeflediğinden, her zaman çözüm ve barış yanlısı, ulus-devlet güçleriyle diyalog ve müzakereye açık olduğu gibi, bunda başarılı olmazsa kendi asli yolunda öz güçleriyle demokratik ulusu başarıyla inşa etmeyi sürdürecek, yönetmesini ve korumasını bilecektir.”-ANF

Elif Yıldız / Mustafa Delen

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.