Bahoz Erdal: Roboski'de 1999'dan Beri Çatışma Olmadı
Röportajlar / 04 Ocak 2012 Çarşamba Saat 12:56
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bu katliamın devletin açık, planlı ve örgütlü bir katliamı olduğu konusunda hiçbir kuşku yoktur.

HPG Komuta Konseyi Üyesi Dr. Bahoz Erdal, Roboski katliamının gerçekleştiği bölgede 1999’dan bu yana gerilla ile asker arasında herhangi bir çatışma yaşanmadığını belirterek, katliamın planlı ve örgütlü olduğunu “beş husus” ile anlattı. Bahoz Erdal, ANF’ye konuştu.

BU KATLİAM AÇIK, PLANLI VE ÖRGÜTLÜ

*Türk hükümeti Roboski’de 35 kişinin hayatını kaybettiği katliam için “operasyon kazası” dedi. Katliamın yapıldığı koşulları ve Hükümetin katliam sonrası tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu katliamın devletin açık, planlı ve örgütlü bir katliamı olduğu konusunda hiçbir kuşku yoktur. Devlet yetkilileri ve Türk basınının bu olayın kaza olduğunu, kaza sonucunda böyle bir olayın meydana geldiğini ve istihbaratın kimin tarafından verildiğini gündeme koymaya çalışması, doğruların önünü kapatma ve olayı örtbas etmeye yönelik bir girişimdir.

KATLİAMI ARAŞTIRDIK

Katliamın kaza mı yoksa bilinçli bir katliam mı olduğu noktasında tereddüdü olan vicdan sahipleri için şu hususları belirtmek istiyoruz. Zaten biz bu katliama ilişkin belli bir araştırma ve soruşturma yürütmüş bulunmaktayız. Katliamın daha net anlaşılması amacıyla ulaştığımız sonuçları belirtirsek, işin içi yüzü çok daha yalın bir biçimde ortaya çıkmış olacaktır.

KATLİAM BÖLGESİNDE 1999’DAN BERİ HERHANGİ BİR ÇATIŞMA OLMADI

Birinci husus; katliamın gerçekleştiği bölgede 1999’dan bu yana Türk ordusu ve gerillalarımız arasında herhangi bir çatışma yaşanmadığı gibi, bölgede herhangi bir gerilla hareketliliği de yoktur. Bu bölge aynı zamanda iddia edildiği gibi kesinlikle gerillanın geçiş istikameti de değildir. Bütün kamuoyunun bildiği gibi gerillanın kullandığı alanlar Türk Genelkurmayı tarafından askeri ve yasak bölge kapsamına alınarak, bu alanlarda sivillerin bulunması yasaklanmıştır. Katliamın yaşandığı bölge ise bu kapsama alınmamıştır.

GERİLLANIN ÜSSÜ OLSAYDI, SAVCILAR OLAY YERİNDE İNCELEME YAPABİLİR MİYDİ?

Yine Türk genelkurmayı tarafından yapılan açıklamada katliamın yaşandığı bölgenin gerillanın ana üs merkezi olduğu iddia ediliyor. Eğer iddia edildiği gibi bu yerler gerillanın üslenme merkezlerinden biri olsaydı, katliam ardından savcı sadece iki Skorsky helikopter eşliğinde gidip olay yerini inceleyebilir miydi? Kürdistan gerillasını tanıyan, onun taktiklerinden biraz anlayan herkes, gerilla denetiminde bulunan yerlere skorsky helikopterler eşliğinde bile olsa savcıların gidip inceleme yapmasının mümkün olmadığını gayet iyi bilirler.

BÖLGEDEKİ KÖYLERİN HER BİRİNDE ORTALAMA BİR TABURLUK ASKER VAR

İkinci husus; Türk ordusu bu bölgede bulunan köylerin her birinde ortalama bir taburluk askeri güç bulundurmaktadır. Yine köyler civarındaki önemli tepeler askerler tarafından tutulmaktadır. Türk ordusu araziyi zincirleme ve birbirini koruyacak tarzda tutmaktadır. Bu askeri güçler en ileri askeri teknolojiyi kullanarak bütün bölgeyi gündüz ve gece görüş cihazlarıyla denetim altında bulundurmaktadır.

Bu bölgede bulunan köylüler hayvanlarını meraya götürmek için bile ilgili karakollardan izin almak zorunda kalmaktadırlar. Bu duruma rağmen köylülerin onlarca katırlarla sınırı geçip kaçakçılık yapmalarından bilgi sahibi olmamaları beklenemez. Böyle bir durum mümkün de değildir.

Üçüncü husus; başbakan ve genelkurmay başkanlığı tarafından sanki ilk sefer 40-50 kişilik sayılarla köylüler sınır ticareti yapıyormuş algısı yaratılmaya çalışılmaktadır. İnsansız hava araçlarından alınan görüntülerden gerilla ve sivil ayrımı yapılamadığı, bu nedenle operasyon kazası yaşandığı yönünde yapılan açıklamalar tümüyle gerçekleri gizleme amacı taşımaktadır.

EN BÜYÜK KAÇAKÇILIK BARONLARI ŞIRNAK TÜMEN KOMUTANI, HAZIM BABAT VE VALİ

Kaçakçılık yasal olmadığı halde bölgede gizli değil, açık yapılmaktadır. Katliamın gerçekleştiği bölgede özellikle son iki aydır her gün en az 40-50 insan ve bu sayının iki katı kadar katırlarla düzenli olarak kaçakçılık faaliyetleri yapılmaktadır. Şırnak valiliği ve Şırnak tümen komutanlığı başta olmak üzere bölgedeki bütün mülki idare amirleri ve yerel komutanlıkların bundan bilgisi bulunmaktadır. Hatta bölgedeki en büyük kaçakçılık baronları Şırnak tümen komutanı, korucu başı Hazım Babat ve Şırnak Valisi’dir.

KATLİAM BÖLGESİNDE BİR HAFTA ÖNCE 4 KEZ KEŞİF UÇUŞU YAPILDI

Dördüncü husus; katliamın gerçekleştiği bölgede, katliamdan bir hafta önce farklı aralıklarla keşif uçakları tarafından 4 kez yoğun keşif faaliyeti yürütülmüştür. Katliamın yaşandığı gün öğleden sonra saat 16 sıralarından gece 24 saatlerine kadar keşif uçağı alanda keşifler yapmıştır. Yani insansız hava araçları köylülerin köylerinden çıkışını görüntülemiş ve köylülerin dönüşüne kadar her gelişmeyi aralıksız izlemiştir.

BOMBARDIMAN TAMAMEN İMHAYI ESAS ALDI

Beşinci husus ise; savaş uçakları tam bir buçuk saat boyunca köylüleri bombardımana tabi tutmuş, yürüttüğü bombardıman tarzı ile bütün grubu son ferdine kadar imha etmeyi esas almıştır.

Bütün bu belirtiler ve deliller göstermektedir ki, Roboski’de yapılan katliam tam planlı, örgütlü ve bilinçli bir şekilde gerçekleştirilmiştir.

Katliamın amacına ilişkin de birkaç hususu belirtmek yararlı olacaktır. Halkımızın görkemli direnişi ve serhıldanı karşısında çaresiz kalan AKP hükümeti yaptığı bu katliamla Kürt halkını sindirmeyi hedeflemiş, böyle vahşi yöntemlerle halka geri adım attırıp özgürlük mücadelesinden uzaklaştırmayı amaçlamıştır. Özellikle siyasi soykırım ve askeri operasyonlara karşı gerçekleştirilen ‘ez li vir im’ mitinglerinin ortaya çıkardığı irade beyanlarını kırmanın yöntemi olarak bu katliam tasarlanmış, planlanmış ve pratiğe konulmuştur. Bu katliamla yurtsever Botan halkından başlayarak Kürdistan’ın genelinde bir sindirme harekâtı başlatmak istemiştir.

3 KİŞİ SAĞ KURTULMASAYDI PKK ÜZERİNE YIKACAKLARDI

Türk savaş uçaklarının köylülere yönelik gerçekleştirdiği bombardıman tarzı ve taktiği grubu tümden imha etmeye yönelik yapılmıştır. Katliamdan tesadüf eseri üç köylü sağ kurtulmuştur. Eğer bu 3 kişi katliamdan sağ kurtulmamış olsaydı, Türk devleti katliamı gizleyip, hatta yapabilirse birkaç ay önce Batman’da yaptığı gibi hareketimiz üzerine atma planları yaptığını içine girdiği girişimlerden anlamak mümkündür. Fakat bu katliamdan 3 kişinin sağ kurtulması böyle bir planı devreye koymalarına engel oldu. Zaten bombardımanda bütün grup imha edilip, olay tanıksız bırakılmak istenmişti.

KATLİAMLAR İLK KEZ YAPILMIYOR

*Genelkurmayın açıklamasına kadar sessiz kalan, sonra da “hava saldırılarında ilk kez kaza oluyor” iddiasında bulunan Türk devlet yetkileri ve medyasının bu tavrı konusunda neler söyleyeceksiniz?

Yapılan bu yönlü açıklamalar hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamaktadır. Geçmiş yıllarda köy yakmalar, faili meçhul cinayetler ve siviller üzerine yapılan hava saldırıları bir konsept ekseninde yapıldığı bilinmektedir. Dönemin birçok devlet yetkilisi zaten bu yönlü açıklamalarda bulunmuşlardır.

Masum Kürt köylülerine yönelik gerçekleştirilen bu katliamı “ilk kez yapılan bir kaza” olarak lanse edilmesinin gerçekleri gizleme çabasının bir sonucu olarak yapıldığını vereceğimiz birkaç örneğin boşa çıkarmada yeterli olacağı kanısındayım. Örneğin 1994 yılında topyekûn imha konseptinin bir parçası olarak onlarca köy Türk savaş uçakları tarafından bombalanmıştır. Aynı yıl içerisinde Botan’ın Giver, Şax ve Şiriş köyüne yapılan bombardımanda 40’a yakın yurtsever Kürt köylüsü katledilmişti. Dahası 2001 yılında Xınere’nin Kendakole bölgesine Türk savaş uçaklarının yaylaya çıkan ve hayvancılık yapan köylüleri bombalaması sonucunda onlarca kadın ve çocuk öldürülmüştü. Son olarak da AKP’nin yeni imha konsepti temelinde Kandil Kortek’de aynı yöntemlerle biri hamile kadın 7, Roboski’de ise 35 insanımız hunharca ve alçakça katledildi.

Türk devletinin Kürdistan’da yaptığı katliamlar ve işlediği insanlık suçlarından verdiğimiz bu birkaç örnek bile katliamı “ilk kez yapılan operasyon kazası” demogojisini deşifre etmeye yetiyor. Bu açıdan yapılan bu katliam AKP’nin yeni imha konsepti temelinde ve planlı olarak gerçekleştirildiği açık ortadadır. Mevcut yürürlüğe konulan katliam konsepti sadece gerillaya yönelik uygulanmamaktadır, esas olarak Kürtlük adını taşıyan her şey bu kapsam içerisine alınmış bulunmaktadır. Zaten Erdoğan Kürt halkına karşı katliam uygulanacağının sinyalini önceden vermişti. “BDP seçmeni de bunun hesabını verecek” türünden yaptığı açıklamalar, bundan sonra onuru ve değer yargılarından taviz vermeyen Kürtlerin hedefleneceğini açıkça belirtmekten yana bir sakınca görmemişti. Şimdi yapılan katliamlar bunun bir sonucu olarak gerçekleştirilmektedir.

ERDOĞAN AÇIKÇA KATLİAMI SAVUNDU

* Başbakan Erdoğan, katliama değil “Roboski’de devlet halkını bombaladı” dediği için gazetecilere tepki göstermesi ve “devlet halkını bombalamaz” açıklaması ne anlama geliyor?

Bu dönemde AKP hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklamalar 1990’lı yıllarda en fazla köy yakma ve faili meçhul cinayetlerin işlendiği dönemin Çiller’ini ve hükümetini anımsatıyor, hatta birçok boyutta Çiller’i bile geride bırakıyor. Dönemin başbakanı Demirel’e faili meçhul cinayetlere ilişkin sorulan soruya Demirel “devlet vatandaşına karşı yargısız infazlar yapmaz” yanıtı vermişti. Bugün Erdoğan da aynı şekilde “devlet halkını bombalamaz” tarzından açıklamalar yapıyor. Bu bakımdan Erdoğan’ın, Süleyman Demirel ve Çiller’in yolundan gittiğini bu açıklama ile net bir biçimde ortaya koymuştur.

Bu açıklamalar vesilesi ile önemli bir noktaya daha dikkat çekmek gerekiyor. Aslında Türk yetkililer kendilerince doğru söylüyorlar. Çünkü Kürtleri kendi vatandaşları olarak görmüyorlar. Bu yetkililerin tümü Kürtleri “terörist” ve yok edilmesi gereken düşmanlar olarak görüyorlar ve o temelde yaklaşıp katliama tabi tutuyorlar.

Her gün İsrail’den özür talep eden Türk devleti, Kürtlere karşı uyguladığı bu katliam nedeniyle özür dilemeyi fazla görüyor. Hala “eğer hata varsa…” diyorlar, yani bir hata olduğunu bile kabul etmiyorlar. Erdoğan hala o köylülerin orada ne işleri vardı diyerek, açıkça katliamı savunup, sahip çıkıyor.

*Türk devleti ve AKP hükümetinin yetkilileri sürekli hep bir ağızdan PKK’ye karşı tüm kurumların koordinasyonuna dayanan bir savaştan bahsedip, gerillaya karşı sonbahar ve kış sürecinde başarı sağladıkları ve “bitirdik, bitiriyoruz” tarzında yaptıkları açıklamaları nasıl yorumluyorsunuz?

Evet ağır, çetin ve şiddetli bir savaş sürecini yaşadık, yaşıyoruz. Karşımızdaki Türk devleti savaşın en vahşi, hiçbir savaş kuralı ve ahlakını tanımayan devlet terörünün en alçakça yöntemlerini bize karşı kullandı, halen de kullanmaya devam etmektedir. Bizde Kürdistan gerillası olarak buna karşı çok şiddetli ve tarihi bir direniş göstermekteyiz. Bu şiddetli çatışmalar sonucunda her iki taraftan da kayıplar yaşanmaktadır. Türk devleti kayıplarının çoğunu kamuoyundan gizlerken, biz şehitlerimize karşı duyduğumuz en temel ahlaki sorumluluğumuz gereği, verdiğimiz şehitleri halkımıza ve kamuoyuna düzenli bir şekilde aktarmaktayız. Bu dönemde Türk ordusunun geliştirdiği operasyonlarda verdiğimiz bazı şahadetlere dayanarak “PKK’yi bitiriyoruz” havasını yaratmaya çalışıyorlar.

BİTİRDİK, BİTİRİYORUZ DİYEN ÇOK BAŞBAKAN, GENELKURMAY BAŞKANI GÖRDÜK

Dikkat edilirse bu dönemde geliştirilen bütün operasyonlar istisnasız “15 yıldır ordunun giremediği alanlar ya da PKK’nin Ana karargâhı” yine her gün PKK’nin şu alan, bu alan sorumlusu vuruldu, yakalandı tarzında yapılan haberler yapılmaktadır. Gerçeklerle alakası olmayan bu yöndeki açıklama ve haberler baştan sona kadar psikolojik savaş amaçlıdır. Bir doğru haber verdikten sonra, arkasından beş yalan-yanlış haber vererek, sistematik bir dezenformasyon uygulanmaktadır. Zaten AKP, psikolojik savaşı gerçek savaştan daha fazla kullanıp, halkı aldatmayı esas alan bir yöntem izlemektedir.

Mücadele tarihimizde “başardık, başarıyoruz” ve “bitirdik, bitiriyoruz” diyen birçok başbakan ve genelkurmay başkanı gördük. Bu tarzda açıklama yapan ve bu söylemleri ağzına dolayanların hareketimiz tarafından nasıl bitirilip, tarihin çöp sepetine atıldıklarına bütün kamuoyu tanıktır. Hiç kuşkusuz ki, bu zihniyete sahip kişiliklerin tümü hareketimiz karşısında hezimete uğradı, bitti ama Kürt gerillası daha fazla tecrübe kazanarak, daha fazla güçlenerek ve halkımızın savunma gücü olarak Kürdistan dağlarına bundan sonra hiç sökülmemecesine kök saldığı ve kendini kalıcılaştırdığı bilinmektedir.

BARAJLAR KÜRTLERİ VE COĞRAFYASINI YOK ETME AMAÇLI

*Son bir yıl içerisinde Türk hükümetinin yoğunlaştırdığı baraj projelerini nasıl yorumluyorsunuz? Baraj projelerinin gerçek amacı sizce nedir?

AKP sadece ordu ile değil, medya ve din de dâhil olmak üzere her şeyi bir savaş aracı olarak kullanıyor. Yine sadece gerillayı katletmeye çalışmıyor, son saldırıda olduğu gibi, Kürt halkını da onun coğrafyasını da yok etmeyi esas alıyor. Örneğin bu dönemde Kürdistan’da çok yoğun baraj yapma çalışmaları var. Sadece Hakkâri, Şırnak, Siirt ve Van sınırları içerisinde tam 80 baraj yapma çalışması karar altına alınmış bulunmaktadır.

Peki, AKP hükümeti Kürtleri sevdiği ve refahını istediği için mi bu barajları devreye sokmak istiyor? Kuşkusuz ki böyle bir durum hiçbir AKP’linin aklının ucundan bile geçmiyordur. Düşünün 80 baraj bölgenin en verimli ve tarihin başlangıcından bu yana yaşam alanı olan en az 80 vadinin sular altında bırakılması anlamına geliyor. Bununla birlikte bu barajlarla Kürt halkının tarihini sulara gömmeyi esas alarak, Kürtleri tarihsiz, doğal olarak hafızasız bırakmaya çalışmaktadır. Bir yazarın dediği gibi “tarih halkların tapusudur.” İşte bu barajlarla bu tarihi yok ederek halkımızı tarihi ihtişamından uzaklaştırmayı hedeflemektedirler.

Aynı zamanda bu kadar dar bir alanda 80 baraj yapılması, Kürdistan ikliminde de ciddi değişikliklere yol açacak ve bunun sonucunda yüzlerce bitki ve canlı türünün yok edilmesi gerçekleşecektir. Yine bu barajlar Kürdistan’ın coğrafik bütünselliğini ortadan kaldıracak, demografik dengesizliğe yol açacak ve böylece ciddi bir göçertmeyi geliştirerek Kürdistan’ı insansızlaştırmayı esas alacaklardır. Açık ki, bu AKP’nin Kürdistan için düşündüğü tufan projesidir.

AKP bu yöntemlerle Kürdistan tarihini, yaşam alanlarını ve halkını sular altında bırakmak istemektedir. Tabi ki AKP’nin bu kirli yöntem ve yönelimlerine karşı halkımız her türlü direnişi geliştirecektir. Hukuki mücadeleden tutalım, toplumsal mücadeleye kadar her yolu etkin biçimde kullanarak, Karadeniz’de halkın HES’lere karşı gösterdiği tutum ve direnişin en az on katından fazla direniş geliştirerek, coğrafyasını, tarihini ve doğal olarak kendi varlığını koruması gerekmektedir.

GENÇLERE ÇAĞRI

*Yeni yıl vesilesiyle halka dönük mesajınız nedir?

2011’de halkımız ve gerillamızın gösterdiği direniş, sadece Kürdistan ve Türkiye’de değil, tüm Ortadoğu’da Önder Apo ve PKK’yi hedefleyen, dıştalayan, hesaba katmayan bütün proje ve hesapların başarısız kalmaya mahkûm olduğu net bir şekilde kanıtlanmıştır.

HPG, 2012 yılında sadece yaşanan bu gelişmelerle yetinmeyip, var olan eksiklik ve yetersizlikleri üzerinde daha fazla yoğunlaşıp bunları aşarak, halkımıza ve tarihe yaraşır bir pratik sergileyecektir.

Kürt gençlerine de yeni yıl vesilesiyle bir çağrıda bulunmak istiyorum: Kürt gençliği sömürgeciliğin soykırımcı saldırılarına karşı yurtseverlik ve insanlık görevi olarak gerilla saflarına katılarak tavrını ortaya koymalıdır. Bu tavır aynı zamanda tarihin en büyük sorumluluğu haline gelmiş bulunmaktadır. İçine girdiğimiz 2012 yılı halkımız ve Önderliğimizin özgürlüğü açısından kader belirleyici bir yıla dönüştürme kararlılığımızı belirterek, Kürt kızları ve gençlerini gerilla saflarındaki yerlerini almaya çağırıyorum.-ANF/Behdinan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.