Duran Kalkan: Dağda, Şehirde, Ovada Direneceğiz
Röportajlar / 03 Eylül 2011 Cumartesi Saat 09:23
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bizi tutuklamaya çalışanlara karşı biz de onları tutuklayacağız. Bizi etkisiz kılmaya çalışanlara karşı biz de onları etkisiz kılacağız.

Türk ordusunun savaş başlattığı savaşa karşı Kürt halkını direnişe çağıran KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, ‘’Dağda, şehirde, ovada direneceğiz. Bizi imha etmeye çalışanlara karşı savaşacağız. Bizi tutuklamaya çalışanlara karşı biz de onları tutuklayacağız. Bizi etkisiz kılmaya çalışanlara karşı biz de onları etkisiz kılacağız. Devlet hukuku demokratik toplum hukukunu kabul ettiği kadar biz de devletin hukukunu kabul edeceğiz. O reddettiği ölçüde bizde reddedeceğiz’’ dedi.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan Türk ve İran ordularının başlattığı savaşı, buna karşı Kürt hareketinin plan ve hedeflerini anlattı.

* Türk hükümeti kamuoyuna hareketinizi tasfiyesi için beş aşamalı bir plan açıkladı. Nedir planın uygulanma şansı var mı?

* Biz AKP planını falan bilmeyiz. Kendi direniş planlarımızla ilgiliyiz. Kürt özgürlük ve demokrasi mücadelesi nasıl geliştirilir, Kürt halkının demokratik konfederalizm çizgisindeki örgütlülüğü, Kürt sorununun demokratik özerklik çözümü nasıl geliştirilir, biz bunlarla meşgulüz. AKP planları kendisini bağlıyor. Türk devleti, hükümeti, ordusu plan yapmakta ünlüdür. Şematik ve şekilciler. Her gün belki de birkaç defa plan yapıyorlar ve değiştiriyorlar. Bazı ordu belgeleri elimize geçiyor. İnsanın kafası karışıyor. Öyle çalışan bir ordu nasıl irade koyabilir, inisiyatif geliştirebilir. Hepsi şematik, panikçi…

Aslında İlker Başbuğ hem kara kuvvetleri komutanıyken, hem de iki yıllık genelkurmay başkanlığı sürecinde bir plan anlayışını geliştirmeye çalıştı. Genelkurmay başkanlığından ayrıldığı süreçte de kitap yazarak aslında bu teorisyenliğini ve planlamacılığını sürdürmeye çalışıyor. Bence hakkını yememek lazım. Planlamayı İlker Başbuğ’un planı olarak ortaya koymamız lazım. O konuda açık sözlüydü de biraz. İlker Başbuğ özel savaşı planlıyordu. Ve açıkça ifade ediyor, bütün boyutlarıyla tanımlıyordu. “Biz özel savaş uygulamalıyız. PKK’ye karşı yürütmemiz gereken savaş sadece tek boyutlu olamaz, sadece askeri boyutu olamaz, askeri savaşın yanında ekonomik, diplomatik, sosyal, siyasi, kültürel ve psikolojik boyutu olmalı” diyordu. Yedi veya sekiz boyutta bunları planlıyordu. Bunları gelip Hakkâri’de açıkladı. Ardından gidip Ankara’da Terörle Mücadele Kurulu’nu topladı ve bu düşüncelerini orda plan haline getirdi ve en son olarak çıkıp basın önünde bu planını açıkladı.

Şimdi Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği plan bunu aşmıyor, bunu içeriyor. Aslında bütün boyutlarda özel savaşın uygulanmasını ifade ediyor. Bu planın askeri boyutu var. Bu da askeri operasyonlar oluyor. Diğer yandan orduyu yenileyerek, kontrgerillayı geliştirerek, o bütün cinayet şebekelerini devreye koyarak kanunsuz, kuralsız savaş uygulamasını geliştirecekler. Yine özel savaş kapsamında özel ordular kuruyorlar, polisi buna göre örgütlüyorlar. Son askeri şurada genelkurmayı buna göre tanzim ettiler ve genelkurmay başkanlığına da kimyasal silah kullanmış bir adımı getirdiler.

* İşin psikolojik boyutu nasıl görüyorsunuz, orada bir dizayn hareketi yok mu?

- Tayyip Erdoğan basın karşısında çıkıp “şunları şunları yazmayın, şöyle yazacaksınız’’dedi ve o günden bu yana basın Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi yazıyor. Türk basını tam Tayyipçi oldu. Eskiden Türk basınına Mehmetçik Basını deniliyordu, şimdi artık ‘Tayyipçik basın’ demek lazım. Bin bir türlü şey yazıyorlar. Belki de kafa karıştırıyorlar. AKP’yi yanlış yönlendiriyorlar da olabilir. Ama Tayyip’in dediği gibi yapıyorlar. Her türlü yalanı dolanı yazıyorlar. Bilmem “PKK bölündü, Apo’ya karşı çıktı’’ diyorlar. Kimisi ‘PKK Apo’yu gömdü’’ diyor. Kimisi “PKK Apo’nun dediğini yapıyor’’diyor. Bilmem şu şuna karşı çıkmış, bu buna karşı çıkmış diye yazıyorlar. PKK günde kırk sefer bölünüyor, kırk sefer birleşiyor. Aslında bir yok oluyor, bir var oluyor. Karma karışık bir durum. Kendi kafalarını da, toplumun kafasını da karıştırıyorlar.

YENİ GENELKURMAY BAŞKANI TAYYİP PAŞA’DIR

Böyle bir psikolojik savaş durumu var. Bunu Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Genelkurmay ikinci başkanlığı ve Genelkurmay başkanlığı döneminde İlker Başbuğ yapıyordu. En son genelkurmay başkanlığı görevindeyken de basının karşısına çıkıp “şöyle yazacaksınız, şöyle yazmayacaksınız’’diyordu. Şimdi öyle bir genelkurmay başkanlığı kalmadı. Artık yeni genelkurmay başkanı Tayyip Paşa’dır. Bütün paşaları mezara gömdü. Ordudan attı. Dolayısıyla İlker Başbuğ’un geçmişte yaptığını şimdi yeni genelkurmay başkanı olarak bizzat Erdoğan yapıyor.

Şimdi bu savaşın ekonomik boyutu var. Kürt insanını satın almaya çalışıyorlar. Açlıkla yok ediyorlar. Önder Apo ‘’bioiktidar uyguluyorlar’’ dedi. Yani Kürt toplumu ve insanı açlıkla teslim alınmaya çalışılıyor.

Yine bu özel savaşın sosyal boyutu var. Eğitimi, sağlığı, sporu bu yönde kullanıyorlar. Gerçekten de sosyal boyut hakaret dolu. İnsanları kimliksiz, kültürsüz bırakıyorlar. En çok kadına hakaret ediliyor. Gerçekten de T. Erdoğan ve AKP iktidarı tam bir kadın düşmanı. Bunların Kürdistan’da neler yaptığını biliyoruz. Yakında hepsini bir bir açığa çıkaracağız. O AKP’nin fuhuş yuvalarının, küçücük kızları, 13-14 yaşında kızları “okutuyoruz” adı altında o yatılı bölge okullarına, şuraya buraya alıyorlar ve hepsini alçakça bir biçimde o polislerin, askerlerin tatmininde kullanmaya çalışıyorlar. Bunların birçoğundan haberimiz var. Kürt ailelerinin, analarının, babalarının haberi olsun. Herkes o okullardan kız-erkek tüm çocuklarını çeksin. Yakında bu konuda kamuoyuna açıklamalarımız olacak.

Siyasi boyutta yürütülen özel savaşı da AKP seçimden sonra ortaya koydu. Kenan Evren cuntası kendi döneminde bu kadar siyasetçi tutuklamadı, ama AKP hükümeti tutukladı. Kürdistan'daki cezaevlerini Kürt siyasetçileriyle doldurmuşlardı. Şimdi bunları Türkiye cezaevlerine nakletmişler ve Kürdistan’daki cezaevlerini boşaltmışlar. Yeni tutuklamalar için yer hazırlıyorlar. Kürdistan’da sivil siyasetçi kadın-erkek bırakmamaya çalışıyorlar. İşte siyasi baskı, özel savaşın siyasi alandaki yürütülüşü de bu biçimdedir. Bize telim olacaksınız, bizim dediğimizi yapacaksınız, işbirlikçimiz olacaksınız deniliyor, buna karşı direnen Kürt siyasetçileri cezaevlerine konularak teslim alınmaya çalışılıyor.

Diplomatik boyuta baktığımızda, Tayyip Erdoğan Ankara’da durduğunun on katı yurtdışındadır. Dışişleri bakanı da öyle. Zamanında Abdullah Gül’de öyleydi. Gitmedikleri devlet kalmadı. PKK’den hiç haberleri olmayan devletlere bile gidip “PKK’yle anlaşma yapmayacağınıza dair bizimle anlaşın’’ diyorlar. PKK’ye karşıyım dersen AKP’den istediğini alıyorsun, hemen hepsi çıkıyorlar diyorlar ki “biz PKK’ye karşıyız” ve ondan sonra ihaleyi, parayı Türk devletinden koparıyorlar. Adeta Türkiye’yi soyup soğana çeviriyorlar.

Kürt kızları için “dağa çıkacaklarına fahişe olsunlar’’diyorlardı. Bunu AKP hükümet sözcüleri söylediler. Bu kişinin kim olduğunu herkes biliyor. Türk devleti ve AKP hükümeti bir kültür yozlaşması, ahlaksızlaşması geliştiriyor. Bütün bunlar özel savaş kapsamında yürütülen çalışmalardır. Bu özel savaş planını daha somut olarak İlker Başbuğ ortaya koydu. Ama bu plan onan önce de vardı.

‘ERDOĞAN ZAP HÜSRANINI UNUTMASIN’

Şimdi Tayyip Erdoğan, “Ben onbir tane başbakanın başaramadığını başarırım, hem başbakan olurum, hem de genelkurmay başkanı olurum” diyor. Kenan Evren de böyleydi. Hem Cumhurbaşkanıydı, hem başbakandı. Doğan Güreş hem genelkurmay başkanıydı, hem başbakandı. Tansu Çiller için “bir tabur komutanı gibidir, emrimde iş yapıyor’’ diyordu. Bir de onlar asker olarak sivil üzerinde bir hegemonya kurmuştu. Şimdi de siviller asker üzerinde bir hegemonya kurmuştur. Bu sefer de Tayyip Paşa Kenan ve Doğan paşaların yerine geçti. Onlar gibi hem ordu hem siyaset üzerinde egemenlik kurmuş durumda ve bu planı artık kendisi yürütecek. Onan öncekiler bu planı yürütmede başarılı olacaklarına dair iddiada bulunuyordu. Erdoğan da aynı iddiada bulunuyor. Fakat diğerleri başarılı olamadılar. Şimdi Tayyip Erdoğan’ın nasıl başarılı olacağını göreceğiz.

Biz bu konuda bir taraf olduğumuz için elbette başarılı olamaz diyeceğiz. Çünkü AKP’nin elinde yeni bir argüman ve yeni bir güç yok. Dolayısıyla geçmiş pratiklere bakarak herkesin ortaklaşacağı bir gerçek AKP’nin başarısız olacağı gerçeğidir. AKP bu planı BDP’yi teslim alma saldırısıyla hayata geçirmeye başladı. Bunda başarılı olamayınca, bu sefer İran’ı ve ABD’yi saldırıya geçirtti. Hava operasyonlarını başlattı. Şimdi de kara operasyonuna hazırlanıyor. Tayyip Erdoğan 2007 sonunda 2008 başında da Medya Savunma Alanlarına dönük hem kara hem de hava operasyonu yaptı, ama sonuç hüsran olmuştu. Tayyip paşa Zap hüsranını unutmasın. Bu biçimiyle devam ederse yeni hüsranlar yaşamaktan başka sonuç elde etmesi zor. Biz buradan uyaralım, fakat yine de kendisi bilir. Biz hazırız. Ama ordunun başında bizzat Tayyip Paşayı görmek isteriz. Öyle paşaların arkasına sığınmasın. Paralı askerlerle, uçaklarla bu iş olmaz. Ordusunu alıp, kılıç kuşanıp Kürdistan dağlarına yürüyebilir. Öyle bir şey yaparsa tabi ki biz de ona karşı gerekli cevabı veririz. Kendisini lâyıkıyla karşılamaya çalışırız.

* Son süreçte BDP’ye yönelik ciddi bir saldırı var. Bunun öncülüğünü de İslamcı basın yapıyor. BDP’ye yönelik bu saldırılar neden yoğunlaştı?

- Çünkü BDP biraz demokratik siyaset yapmaya ve tutum göstermeye çalışıyor. Kürdistan’da demokratik muhalif güçleri 12 Haziran seçimlerinde belli oranda birleştirdi. Türkiye’nin demokratik güçlerini, demokrasi hareketini kendi etrafında biraz birleştirmeye çalışıyor. Yani bir alternatif sunuyor. Demokratik Türkiye yönünde Kürt sorununun barışçıl çözüm yolunu biraz ortaya koyuyor. Ayrı bir çizgi ortaya koyuyor. AKP’nin maskesini düşürüyor. AKP’nin bilerek ve isteyerek Türkiye’yi demokratikleştirmediğini, Kürt sorununun çözümünü istemediğini ortaya koyuyor. BDP olmazsa AKP diyecek ki ‘’bundan başkası olmaz, yapılabilecek budur ve ben de yapılabileceği yapıyorum’’ diyecek. Ama BDP’nin varlığı nedeniyle bunu yapamıyor. Bunun için de BDP’ye saldırıyor. Bununla aslında bütün demokratik güçleri ve siyaseti hedefliyor. BDP’nin güç olmasını istemiyor. Çünkü BDP güç olursa AKP gerçeği açığa çıkacak.

Fetullahçılığın gerçeği de budur. Aslında onlar da AKP’nin ideolojik kolu oluyorlar. AKP’de Fetullahçı hareket tarafından belirlenen kaç tane milletvekili olduğunu biliyoruz. Pazarlık yapıyorlar. Koalisyon halindeler. Fetullah Gülen’in Amerika’da ne yaptığını da biliyoruz. Amerika’da niye bulunuyor ve niye gitti hususları da biliniyor. Şimdi AKP ile Fetullahçılar arasında bir koalisyon oluşmuş. Buna göre ideolojik kol, eğitsel kol Fetullah Gülen Hareketi, siyasi ve askeri kol AKP Hareketi oluşturuyor. Böylece işleri birlikte yürütmeye çalışıyorlar.

Fetullahçılar 12 Eylül darbesiyle ortaya çıktılar ve 12 Eylül anayasasına ‘’evet’’ dediler. 12 Eylül rejimine destek verdiler. 1990’larda 12 Eylül rejiminin geliştirdiği o askeri ve kontrgerilla katliamlarının arkasında oldular. Hizbul-kontra biraz da onların maskelemesiyle ortaya çıktı. Bu konuda en azından bu kontra güçle ilişkileri nedir, bu konuda tavırlarını net ortaya koymalıdırlar. Şimdi öyle bir hava oluşmuş ki Türkiye’de Fetullahçı Hareketten onay alamayan kimse seçimi kazanamaz, hükümet olamaz diye gösteriliyor. Ecevit’in DSP’sinin bile Fetullahçı tarikattan destek alarak iktidara geldiğini söyleyenler var. O kadar bir hegemonya kurmuş.

‘12 EYLÜL’DE SADECE FETULLAHCILAR HAPSE GİRMEDİ’

Şimdi bu hegemonyayı Kürdistan’da, Kürt toplumunda PKK kırıyor, onların gerçek yüzünü açığa çıkarıyor. Fetullahçılar övünerek 12 Eylül anayasasına oy verdiklerini söylüyorlardı. Oysa PKK, Kürtler 12 Eylül rejiminin nasıl faşist bir rejim olduğunu, zindanlarda Kürtlere neler yaptığını ortaya çıkarıyor. Diğer yandan 12 Eylül faşist-askeri darbesi Erbakan İslamcılığına da, Türkeş milliyetçiliğine de aynı baskıyı yaptı. Kenan Evren hepsini hapse attırdı. Sadece Fetullahçılar hapse girmediler. O dönemde Özal hapse girmemişti ve Fetullahçılar ona destek verdiler. O zaman Özal’ı destekliyorlardı. Sonra desteklerini herhalde biraz çektiler. Özal’da öylece gitti zaten. Özal’ın ölümünün de hala aydınlatılmış olmama durumu var. Bütün bunlar hala karmaşık olaylar. Ve bu süreçle ve birbiriyle bağlı. Yani Amerikan politikaları gereği böyle davranıyorlar.

Şimdi BDP üzerinde oluşturulan baskının bir nedeni de “BDP niye PKK’ye karşı çıkmıyor” biçimindedir. Oysaki BDP PKK'ye karşı çıkmaz. Çıksa da hiç bir şey yapamaz. PKK’ye karşı çıkması Kürt halkına karşı çıkması olur ki, BDP varını yoğunu Kürt halkından alıyor, dolayısıyla öyle davranamaz. Ama onlar nasıl ki AKP içindeki Kürtleri PKK’ye küfrettiriyorlarsa, BDP de PKK’ye küfretsin, böylece PKK’yi tecrit edip bitirelim diyorlar. Baskı uygulamaları onun içindir. Adeta PKK’nin yaptıklarından hep BDP sorumluymuş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Hâlbuki alakası yok. BDP’liler de bu gerçeği, kendi gerçeklerini daha iyi ortaya koyabilirler. Kendi siyasetlerini daha iyi yürütebilirler. Varsa siyaset yürütebilecekleri bir ortam onun mücadelesini verirler. Yoksa PKK'ye karşı çıkma gibi bir durumları zaten olamaz. Bu açık bir durum. Bunun için onların da biraz daha gerçekleri iyi ortaya koyacak, bu kesimlerin maskesini düşürecek ve saldırılarını deşifre edecek bir tutum ve davranış içinde olmaları gerekiyor.

ERDOĞAN’IN DEYİMİYLE ‘KANLARINDA BOĞULDULAR’

* Özel ordu, polisler, süper valililer ne kadar etkili olur?

- Eskidende olağanüstü hal ilan edildi. Olağanüstü hal valisi görevlendirildi. Buna süper vali denildi. Bu valilik Diyarbakır’da oluşturuldu. Türkiye yönetimi ve siyaseti bu valilik tarafından ipotek altına alındı. Aynı sistemi İstanbul’a da kurmak, İstanbul ve Diyarbakır’da bu ikili sistemi uygulayarak Türk ve Kürt toplumunu tümden cendere altına almak istediler. Diğer mülki idare amirlerinin yetkileri artırıldı. Polise her türlü yetki verildi. Özel harekât polisleri yetkilendirildi. Bunların hepsi yapıldı. Yıllarca fazlasıyla uygulandı. Hem de yasalar aşındırılarak, hiçbir yasal hükme uyulmaksızın uygulandı. Simdi dönüp geçmişte yapılanlar aydınlatılamıyor. Hakikat ve Adalet Komisyonu oluşturulsun, geçmişte yaşananlar açığa çıkartılsın deniliyor. Ama hiçbir hükümet buna karar veremiyor. Çünkü rejimin bütün kirli yüzünün açığa çıkıp toplum tarafından atılacağından korkuluyor.

Şimdi aynı uygulamaları yeniden yapmak hiçbir şeyi değiştirmez. AKP’nin bu konuda yeni olarak, eskiyi aşan düzeyde yapabileceği hiçbir şeyi yoktur. Demirel’in, Tansu Çiller’in, Mehmet Ağar’ın, Doğan Güreş’in, Kenan Evren’in yaptığından fazlasını yapamaz. Onların yaptıklarının hepsi boşa gitti, fiyasko çıktı. Geçmişte bu tür işleri yapanlar Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle “kendi kanlarında boğuldular”. Özel harekât polisinin komutanı, yine o dönemin kontrgerilla şefi öldürüldü. İntihar ediyorlar diye bir sürü karanlık cinayet işlendi. Gerçekten intihar mı ettiler, yoksa öldürüldüler mi, bunu bilmiyoruz. Öldürüldülerse eğer, peki hani bunlar vatan hizmeti yapıyorlardı? Eğer intihar ettilerse, acaba bu insanlar nasıl bir vicdan azabına sokuldular ki sonunda o duruma getirildiler? Onlarca insanı en zalimce katlet ve sonunda da silahı kafana sık. İşte bu durum cinnet geçiren bir rejime işaret ediyor. Eğer AKP böyle yollara başvurursa, bu özel savaşı tırmandırma anlamına gelecektir. Geçmişte olanı tekrarlamaktan başka bir anlam ifade etmeyecektir.

‘ETKİLİ MÜCADELE YÜRÜTECEĞİZ’

* Tüm bunlara karşı sizin planlarınız nelerdir?

- Halk daha duyarlı, bilinçli ve biz de daha örgütlüyüz. Bu tür saldırılar ve tehditler nedeniyle özgür ve demokratik yaşamdan vazgeçecek değiliz. Hareket olarak da, halk olarak da on binlerce şehit verdik, daha fazlasını da veririz, fakat her şeye rağmen yine direneceğiz. Elbette bundan sonrasında daha etkili de mücadele edeceğiz. Yani hesap sormayı da bileceğiz. Öyle kurbanlık koyun olacağımızı da kimse sanmamalı. Bunu yapanların hepsinden gücümüz oranında tabi ki yaptıklarının hesabını sorarız. Bunu vicdanlar sorar, adalet sorar, halk sorar, devrimin kılıcı sorar. Bunu herkes bilmeli.

* Türkiye’de aslında ara ara ‘Sri Lanka’da Tamil Kaplanları’na yönelik yapılan katliam tartışmasının PKK’ye karşı da yapılması uzunca bir süredir tartışılıyor. Hava operasyonları ile kara harekâtı planları Sri Lanka denemeleri mi?

- Bu konuyu biz gündeme getirdik biraz. Yani AKP böyle bir saldırıya hazırlanıyor diye bir benzetme yapmak istemiştik. Ve Türkiye’nin o akıllı stratejistleri de hemen mal bulmuş mağribi gibi saldırdılar. Hemen buna sahip çıktılar. O Fetullahçı kalemşorlar habire “PKK’nin sonu nasıl gelecek, nasıl Tamil olacaklar’’ diye yazıyorlar. Fakat bazıları yazdıktan sonra da düşünüyorlar: ‘Ya biz de Sri Lanka’mı olacağız’’ diyorlar. Bir gazete başlığında okudum, “bir üçüncü dünya ülkesi kadar olamadık, yazık’’ diyorlar. Yani Sri Lanka olamamışlar. Yani Sri Lanka Tamil’i katletmiş, ama Türkiye gibi bir devlet PKK’yi katledememiş. Hayıflandıkları husus bu. Lanet olsun öyle gazeteciliğe de, gazeteye de. Bu kadar zalim olmamak lazım. Kürt halkı bunu anlamıyor mu? Kürt halkı, kadını bunu anlamayacak kadar zekâsız mıdır? Bu kadar açık açık Kürt katliamına fetva çıkar, onun yayınını yap. Peki, sen bunu yaparken Kürtler buna sessiz kalır mı, buna karşı çıkmaz mı? Mümkün mü bu? Kürt toplumu bu konuda çok daha uyanık olmalı, halk duyarlı olmalı. Bu psikolojik savaşa adlanılmamalı. Psikolojik savaşın bu yayın organlarına karşı tavır alınmalı. Bunlar okunmamalı, satılmamalı, hatta sattırılmamalı. Öyle Roj TV’yi kapatırız denilerek bu iş yürümez. Bunlar unutmasınlar ki, sen bir yeri kapattırırsan seni kapatanlar, kapattıranlar da olur. Sen Sultan Süleyman değilsin. Her şeye o kadar hükmedemezsin.

ORDU PKK’YE KARŞI YENİLDİ, DAHA FAZLA ZORLAMAYA GEREK YOK

Şimdi ortaya böylesi bir Sri Lanka gündemi çıktı. Biz bu durumdan bahsedince, onlar bizim bu durumdan korktuğumuzu sandılar veya biz böyle söyleyince işte PKK’yi bu bitirir sandılar. Bizim söylemimizi bize karşı plan olarak kullanmak istiyorlar. Biz de diyoruz ki, hodri meydan! Canları sağolsun, yapsınlar da görelim bakalım. Ben daha önce de söyledim, ne Türkiye Sri Lanka’dır, ne de Kürdistan Tamil’dir. Sri Lanka’nın Tamillere yaptığı askeri operasyonların on kat fazlasını geçen 30 yıl içerisinde Türk ordusu PKK’ye karşı yaptı. Bunu Kuzey’de ve Güney’de yaptı. Medya Savunma Alanlarına dönük yaptı. Şimdi kendileri söylüyorlar, 24 operasyondan, 30 operasyondan bahsediyorlar. Ama ne yirmidördü, ne otuzu, 1990’lı yıllarda neredeyse her gün operasyon yapıyorlardı. Sonuç tam bir fiyaskodur. Aslında PKK'ye karşı askeri mücadelede ordu yenildi. Bu gerçeği artık açıklamalılar. Işık Koşaner de açıkça söylüyor. Bir sürü generalin söylemeye çalıştığı da buydu. Ordu yenildi, daha fazla niye zorluyorlar? Hiçbir şey kazanacağı, elde edeceği yoktur. O bakımdan bu yöntemlerle bir sonuç alamazlar. Alsalardı şimdiye kadar alırlardır. Geçmişte PKK gerillalarına yönelik yaptıkları operasyonlar Sri Lanka’nın Tamillere yaptığı operasyonlardan geri kalır bir durumda değildir.

11 GENERAL BAŞARISIZ OLDU

* Ufukta kara operasyonu görülüyor… Ne yapacaksınız?

- Havadan olana karşı da, karada olana karşı da hazırız. Nitekim 2007 Aralık’ında PKK'ye karşı askeri operasyonları havadan başlattılar. 2008 Şubat’ında karadan Zap’a operasyon yapmak istediler. Hem hava operasyonu hem de kara operasyonu fiyaskoyla sonuçlandı. Şimdi de benzerini yapmak istiyor olabilirler. Önce hava operasyonlarını başlattılar. Ardından bir kara operasyonu yapmak isteyebilirler. Onun için askeri zemin oluşturmak istiyor olabilirler. Bunun için de önce güya gerillayı böyle rahatsız edecekler. Buna askeri literatürde ‘yumuşatma’ deniliyor. Bunun ardından kara saldırısı yapabilirler. 2007’nin Aralık, 2008’in Ocak ve Şubat aylarında hava saldırılarıyla gerillayı rahatsız edip, onun sistemini gevşetmek istediler. Şubat sonunda da kara operasyonu yapıp sonuç almak istediler. Sonuç tam bir fiyasko oldu.

“Tereyağından kıl çeker gibi geri çekildik” sözü o dönemde söylendi. Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın Zap operasyonunun yenilgisini ifade eden o sözleri askeri literatürü zorlayan sözler olarak kayıtlara geçti. PKK'yi imha etmek için saldıran Türk ordusu gerilla direnişi karşısında yenilgi almış ve geri çekilmek zorunda kalmış, ama ordunun komutanı bu yenilgiyi bir başarıymış gibi tüm basın önünde açık etmişti.

Şimdi Tayyip paşa da benzer bir durumu tekrarlamak isteyebilir. Ama onun da sonucu Zap’ta ortaya çıkandan farklı olmaz. Hatta o dönem Zap’a yönelik yapılan operasyona biz biraz da ihtimal vermemiştik, bu nedenle de tam hazırlık halinde değildik. Başlangıcında tam hazır olmadığımızdan etkili bir biçimde vuramadık. Oysa gerilla güçlerimiz o zaman düşmanı çok iyi de kuşatmıştı. Daha fazlasını da ezebilirdik. Bu bizim için bir tecrübe oldu. Bu sefer bu konularda daha da hazırlıklıyız ve tecrübeliyiz. Bundan sonra daha uyanık davranacağız.

Biz kimseyi öldürelim diye tehdit etmiyoruz. Kan dökmekten de hoşlanmıyoruz. Ama bize saldıranlara, Kürt halkına ve Önder Apo’ya saldıranlara karşı da kanımızın son damlasına kadar savaşacağız, direneceğiz. Herkes bunu iyi bilsin. Otuz yıldır savaşıyoruz. Bu konuda önemli bir tecrübe ve birikim de edindik. 11 tane genelkurmay başkanının başarısız kalmasını sağlatacak kadar bir mücadeleyi ortaya çıkardık. Bu iş böyle devam ederse on ikinciyi de, on üçüncüyü de başarısız kılarız. Herkes bunu bilmeli.

‘AMERİKA VE İRAN ORTAK YÜRÜTÜYOR’

* Hem İran’ın hem Türk ordusunun hava saldırıları oluyor. Son operasyonların geçmiş operasyonlardan farkı ne?

- Şimdi öncelikle şunu belirtelim. Türk devleti İran’la ortak olarak öncelikle Kandile saldırdılar. Kuzey Kürdistan’da zaten Türk ordusu sürekli olarak operasyon yapıyor. Bunlar boşa çıktıktan sonra da hem karadan top atışlarıyla ve hem de hava saldırılarıyla bir operasyon başlattılar. Bir yandan topçu birlikleri bir yandan da uçak filoları vuruyor. Topçu birlikleri geçmişte de vuruyorlardı. Zaten o hiç eksik olmadı. Buna eklenen Medya Savunma Alanları’na dönük uçak saldırılarıdır. Bir yenilik olarak da, bu saldırılar şimdi daha geniş alanlara yönelik yapılıyor. Eskiden Garê’ye, Metîna’ya bazı dönemlerde Haftanîn’e yönelik böyle saldırılar olmuyordu. Şimdi bütün Medya Savunma Alanları uçak saldırısı kapsamındadır. Bu saldırılarda Güney Kürdistan’ın hava sahası kullanıldığı gibi, şimdi İran hava sahası da kullanılıyor. Bu saldırılar Amerika ve İran’la ortak yürütülüyor.

PKK’ye karşı savaşta Türk, Amerika ve İran ordusu birleşmiş durumdalar. Ortak bir saldırı içerisindeler. KDP ve YNK’yi de buna katmaya çalışıyorlar. Geçen yıldan bu yana bir sürü görüşme yapmışlar. Bazı belgeler açığa çıktı. Güney Kürdistan Yönetimi kısmen katılıp pasif destek verebileceklerini belirtmiş. Zaten onlar izin vermeseler bu saldırlar olamazdı. Onlar da belli ki biraz aldatılmışlar. Güneyli güçler “köylere, sivillere vurmayın, onun dışında PKK’ye karşı operasyon yapabilirsiniz’’ demişler. İran’la anlaşmada bu var. Ama İran her şeyden önce sivillere vurdu.

Şimdi Temmuz ortasından bu yana İran ve Türkiye’nin yürüttüğü askeri saldırıların bilançoları şöyle: Kürdistan dağlarının zozanlarında (yaylalar) bulunan zomları vurdular. Burada birçok sivil insan öldü ve yaralandı. Temmuz ortasında Kandil’de, Helgurt’ta, Kelaşin’de, Zagroslar’da bütün zomlar indirildi. Zozanlar boşaltıldı. Yara almadan kurtulanlar ise mallarını kaybetti. Bu insanlara yazık oldu, hepsi yoksul insanlardır, çok zor duruma düştüler. Kandil’de, Bradost’ta, Garê’de, Metîna’da, Haftanîn’de köyleri vurdular. Onlarca köy boşaldı. Köylüler yerinden, yurdundan oldular.

Şimdi bütün alanlarda ormanları yaktılar. Gerçekten de ormanlar bilinçli bir biçimde yakılıyor. Özel yakıcı maddeler atıyorlar. Yakıcı mermiler sıkıyorlar. Araziyi yakmak için özel çaba harcadıkları belli oluyor. Bütün alanlarda; Garê, Metîna, Haftanîn, Zap, Avaşîn, Xakurkê, Kandîl alanlarındaki ormanların hepsi yanıyor. Yanmayan arazi neredeyse kalmadı gibi. En az yarı yarıya yandı. Yine Kandîl’de yol ortasında giden arabayı vurdular. Araba içinde bulunan çocuklar ve kadınlarla birlikte toplam yedi kişi katledildi. Vurulan köyler, evler ortada, herkes bunları görüyor. Bu görüntüler, resimler yayınlandı. Peki, bunları kim vurdu? Herhalde gökten taş düşmedi. Türk ordusunun uçakları Medya Savunma Alanlarına saldırı yaparken cadde ortasında geçen bu arabayı da vurdu. Bunu inkâr etmek mümkün değildir. Fakat dikkat edilirse Türk devletinin bu olayı inkâr etmesi Güney halkının tepkileri açığa çıkınca, o hava saldırıları boşa çıkınca oldu. Amaçları aslında halka ve Güney Kürdistan yönetimine gözdağı vermektir, korkutmaktır. Ama teşhir edilip, açığa çıkınca, Güney halkı ayağa kalkınca, Güney Kürdistan yönetimi bunu kınamak zorunda kalınca, maskeleri düşünce bu saldırıyı inkâr etmek zorunda kaldılar. Fakat her şeyden önce genelkurmay başkanı ciddi olmalı. Bir savaş yürütüyorlar. Savaş yürütenler bu kadar basit olamazlar. Yanlış yapmışlarsa yanlış yaptık desinler. Bu da bir meziyettir. Fakat yapıp da yapmadık derlerse, artık öylesine yalancı denilir, artık kimse kendisine inanmaz olur, o açıklamalar da kimseyi inandıramaz. Savaşın şimdilik sonuçları bunlardır.

‘KİMYASAL SİLAH KULLANMAK İSTİYORLAR’

* Türkiye yüzlerce gerillanın öldürüldüğünü söylüyor… Kayıplarınız ne kadar?

- Bu geliştirilen hava saldırılarında biz Zagros’ta 3 şehit verdik. Zaten hava saldırılarına karşı hazırlıklıyız. Bu saldırılar 2007 Aralık’ından bu yana oluyor, dolayısıyla yeni değildir. Buna saldırılara karşı da biz de bir düzene geçmişiz, tedbirlerimiz vardır. Bundan önceki genelkurmay başkanları saldırıların boşa çıktığını zaten söylemişlerdi. O bakımdan yani bir şeyler oldu da biz inkâr ediyor değiliz. Zaten saldırılar tümüyle bizi imha etmeye dönük de değildir. Bu saldırıların şimdilik asıl hedefi ormanı yakmaya, sivilleri öldürmeye ve halkı göçertmeye dönüktür. Öyle görünüyor ki gerilla güçlerine karşı da kimyasal silah kullanacaklar. Herkes buna karşı uyanık olmalı. Zaten kimyasal Necdet genelkurmay başkanı yapıldı. Aynı o Saddam’ın kuzeni kimyasal Ali gibi yeniden Güney Kürdistan’a dönük yeni Halepçeler yaratacak kimyasal silahlar kullanabilirler. Bu tehlike var. Bu çerçevede saldırıyorlar. Bu saldırılarda gerekli sonucu alamadılar. Dolayısıyla şimdi biraz zora düşmüş durumdalar. Artık ne yapacaklarına kendileri karar verirler.

Diğer yandan, Türk devletinin Medya Savunma Alanlarına dönük yaptığı saldırılar sonucunda ortaya çıkan durum bir bütün Kürt halkında ve özellikle güney Kürdistan halkında bir infial yarattı. Güney Kürdistan halkı ayağa kalktı. Güney Kürdistan halkı ve gençliği Süleymaniye’den Duhok’a, Hewlêr’e, Amediye’den Ranya’ya kadar yürüyüş halindeler. Doğalarına ve ormanlarına sahip çıkıyorlar. Hepsini kutluyorum ve selamlıyorum. Gerçekten de Kürt halk duyarlılığını ortaya koydular. Yürütülen mücadelenin nasıl bir ulusal duygu, bilinç ve ruh yarattığını gösterdiler. Bütün Kürt halkı dört parçada ve yurt dışında birlik halinde bu katliamlara karşı çıkıyor. Herkes görüyor ki Kürtler birlik halindeler.

‘TEK DEVLET SULTASINA HAYIR DİYORUZ’

- KCK Kürt halkına Devrimci Halk Savaşı’na aktif katılma çağrısında bulundu. Devrimci halk savaşı bundan sonra hangi düzeyde sürdürülecek?

* Şimdi yürüttüğümüz mücadeleyi devrimci halk savaşı olarak tanımlıyoruz. Ama aynı zamanda demokratik özerkliği de ilan ettik. Artık tek devlet sultasına hayır diyoruz. Kürdistan’da da, Türkiye’de de, Ortadoğu’da da hayır diyoruz. Bunu herkes bilmeli. Halklar üzerinde devlet baskısı ve egemenliğini ifade eden ve ondan başkasına yaşama fırsatı tanımayan rejimlerle yaşamaya son veriyoruz. Devlet var olacaksa demokrasiye duyarlı olmalı, demokratik toplumu kabul etmeli diyoruz. Devletin bu varlığına karşı toplum da kendi demokratik örgütlülüğü temelinde özgür yaşamak istiyor. Demokratik özerklik bu özgür demokratik toplum yaşamını ifade ediyor. Bu temelde tüm Türkiye’nin birikmiş sorunlarını; faşizmin, milliyetçiliğin yarattığı sorunları demokratik yöntemlerle çözmek istiyoruz. Emekçilerin sorunlarını, azınlık milliyetlerin sorunlarını, kadın sorununu, her türlü sorunu demokratikleşme temelinde çözmeyi esas alıyoruz. Bu aynı zamanda Kürt sorununu çözmeyi de ifade ediyor.

Bu temelde Kürtlere ve Kürdistan’a tabi ki özgür statü istiyoruz. Hamlemiz budur. Bunun için mücadele ediyoruz. Bu bir kimlik, kültür, özgürlük mücadelesidir. Demokratik özerklik ilanı temelinde demokratik özyönetimi, demokratik toplum örgütlenmesini, KCK örgütlülüğünü ekonomik, sosyal, hukuki, siyasi, kültürel, öz savunma, diplomasi, yani her alanda örgütlenme temelinde geliştirmeyi esas alıyoruz. Kendi demokratik toplum inşamızı yaratmak istiyoruz. Kendimizi örgütleyeceğiz ve kendi örgütlülüğümüze dayanarak özgür irademizle yaşayacağız. Kimseye zarar vermek istemiyoruz. İstediğimiz sadece budur. Şimdi bizim hamlemizin esası bu. Her yerdeki Kürt halkı, gençleri, kadınları, emekçileri, yaşlıları, çocukları kendi demokratik örgütlerini kursunlar, komünlerini geliştirsinler, demokratik toplum inşalarını sağlasınlar istiyoruz ve bunu yapıyoruz. Hamle budur. Biz bu eylemimiz pozitiftir, yapıcıdır, inşa edicidir. Şimdi bunun önünde engel oluşturan, buna karşı çıkanlara karşı da mücadele edeceğiz. İşte bu mücadeleye devrimci halk savaşı diyoruz.

DAĞDA, ŞEHİRDE, OVADA DİRENECEĞİZ

Eğer AKP hükümeti, Türk devleti Kürt halkının demokratik toplum örgütlülüğünü yıkmaya, kırmaya, insanları tutuklamaya çalışırsa, buna karşı biz de kendimizi koruyacağız. Bizi imha etmeye çalışanlara karşı savaşacağız. Bizi tutuklamaya çalışanlara karşı biz de onları tutuklayacağız. Bizi etkisiz kılmaya çalışanlara karşı biz de onları etkisiz kılacağız. Kendi demokratik toplum sistemimizi, hukukumuzu, örgütlülüğümüzü geliştiriyoruz. Devlet hukuku demokratik toplum hukukunu kabul ettiği kadar biz de devletin hukukunu kabul edeceğiz. O reddettiği ölçüde bizde reddedeceğiz ve imha ve tasfiye amaçlı saldırılara karşı da direneceğiz. İşte bu direnişe devrimci halk savaşı direnişi diyoruz. Bu, demokratik konfederalizmi inşa direnişidir. Bu, demokratik özerklik çözümünü yaratma mücadelesidir.

Sivil ve resmi polisi, o gerici güçlerin hepsini saldırıya geçiriyorlar. Bunların hepsine karşı direneceğiz. Dağda, şehirde, ovada direneceğiz. Silahla, akılla, siyasetle, kültürle direneceğiz. Artık bu temelde mücadelemizi geliştireceğiz. Kendi öz savunma örgütlülüğümüzü oluşturarak her türlü saldırıyı boşa çıkartacak şekilde direneceğiz. Bunun için kendi ekonomik örgütlülüğümüzü yaratacağız. Artık başkaları tarafından sömürülmeye son! Yine kendi hukuk sistemimizi yaratacağız. Demokratik hukukumuzu, ahlakımızı harekete geçireceğiz. Artık o devlet hukukunda sorunlarımızı çözmeye son! Eğitim alanında da artık kendi eğitim sistemimizi geliştireceğiz. Kürtçe eğitimi öğrenimi geliştireceğiz. Diğer yandan kendi sağlık sistemimizi geliştireceğiz. Kendi sporumuzu geliştireceğiz. Yani bütün toplumsal yaşamı kendimiz örgütleyeceğiz, demokratik siyasetimizi geliştireceğiz. Bunun için herkes politikayla uğraşacak. Meclislerimiz olacak, bunların yönetimleri olacak. Halk meclisleri ve halk meclislerine dayalı demokratik toplum yönetimleri hayata geçecek. Sorunlarımızı meclislerde toplanıp tartışacak ve çözümlerini de burada kararlaştıracağız. Meclislerin seçtiği demokratik yönetimlerin koordinasyonunda da bu çözümleri hayata geçireceğiz. En önemli bir husus olarak da elbette kendi öz savunmamızı geliştireceğiz. Artık gençlerin polis olması suçtur, yasaktır. Askere gitmesi suçtur, yasaktır. Bir çözüm olmadıkça Türk ordusunda askere gitmek demek, bu faşist imha savaşına alet olmak demektir. Hiç kimse, hiç bir Kürt genci askere gitmemelidir. Mümkünse gerillaya katılmalı, şehirlerde öz savunma örgütlülüğüne katılmalıdırlar. Öyle o gerici şoven okullara gitmemeli, kendi eğitim sistemimizi geliştirmeye çalışmalıdırlar. Bu da olmuyorsa, hiç olmazsa eğitim adı altında beyin yıkama kurumlarından uzak durmaları lazımdır. Bu anlamda aydınların, demokratik siyasetin de buna öncülük etmesi gerekiyor.

KÜRT HALKINA ÇAĞRI

İşte Devrimci Halk Savaşı bütün bu çalışmaları yürütmedir. Direnme yanı kadar yapıcılık yanı da vardır. Bütün kesimlere, gençler başta olmak üzere kadınlara, çocuklara, yaşlılara iş var. Özellikle aydınlar, demokratik siyaset buna öncülük etmek durumunda. Gerilla bu konuda öncülük görevini sahiplenmiştir ve başarıyla yerine getirmek için elinden gelen bütün çabayı gösterecektir.

Biz birlik halindeyiz. Önderlikle, yönetimimizle, örgütlerimizle, gerillamızla bir ve bütünüz. Doğru yoldayız, haklı konumdayız ve etkili mücadele ediyoruz. Halk buna inansın, güvensin, kendi mücadelesine sahip çıksın. Demokratik konfederalizmi inşa, demokratik özerklik çözümünü gerçekleştirmek için üzerine düşen bütün görevleri yerine getirmek amacıyla seferberlik düzeyinde çaba harcasın. Biz doğru yoldayız. Kesinlikle kazanacağız. Buna da herkes inansın. Bu temelde demokratik özerklik inşasında çalışan herkese, tüm demokrasi eylemcilerine başarılar diliyorum. -ANF

Beritan Sarya/Behdinan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info    
Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.