İmralı'da Görüşmeler Neden Tıkandı?
Röportajlar / 02 Eylül 2011 Cuma Saat 13:54
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KCK Yürütme Konseyi üyesi Duran Kalkan, AKP hükümetinin Kürt hareketine yönelik yeni dönem konseptinin tasfiyeyi içerdiğini belirtti.

KCK Yürütme Konseyi üyesi Duran Kalkan, AKP hükümetinin Kürt hareketine yönelik yeni dönem konseptinin tasfiyeyi içerdiğini belirtti. İşbirlikçi bir Kürt oluşumu yaratılmak istendiğine dikkat çeken Kalkan, İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan ile devlet arasında yapılan görüşmelerin neden tıkandığı konusunda önemli açıklamalarda bulundu.

Bizzat Başbakan Erdoğan’a karar vermesi için protokoller sunulduğunu belirten Kalkan, ‘’Bu protokoller esası üzerinde Kürt sorununun barışçıl-siyasi çözümünü gerçekleştirmek üzere müzakere süreci başlayacaktı. AKP hükümeti bu protokolleri onaylamadı, olumsuz cevap verdi. Bunun üzerine de Önder Apo’nun barışçıl-siyasi çözümü geliştirmede arabuluculuk olarak yürüttüğü görevi yürütebilmesinin zemini ortadan kalktı’’ dedi.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan AKP’nin Kürt Özgürlük Hareketine karşı geliştirdiği yeni konsepti konuştuk.

* Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı Türkiye devletinin yeni bir tasfiye konseptinin öncülüğünü yaptığı açığa çıktı. Bu konsept neden başladı ve ne zamandan beri pratiğe geçirilmiş durumdadır?

- Aslında Türkiye devlet yönetimi ve hükümet yönetimlerinin PKK’yi imha ve tasfiye konseptleri baştan beri var. Göreve gelen bütün hükümetler PKK’yi tasfiye etmek ve buna dayalı olarak Kürt soykırımını sonuca götürmek görevi üzerinden geliyorlar. 2002 yılında AKP göreve geldiğinde de bu temelde geldi. Bülent Ecevit Abdullah Gül’e başbakanlığı teslim ederken, Kürt sorunu üzerinde nasıl hareket etmesi gerektiğini söyleyerek görevi teslim etti. Çünkü diğerlerinin hepsi kurumsal temelde yürütülüyor. Başbakanların birbirine gizli görüşmeyle devrettikleri şey Kürt sorununda izleyecekleri politikadır. Onu dikte ediyorlar. Adnan Menderes idam edilmeden önce ‘’Türkiye’nin en temel sorunu Kürt sorunudur’’ demişti. Dolayısıyla İnönü’de Menderes’e hükümeti devrederken Kürt inkâr ve imha siyasetini yürütme temelinde devretti. Şimdi AKP’ye de hükümet devredilirken AKP’nin hükümet olmasına bu temelde rıza gösterildi, hükümet edildi. AKP de buna uygun davrandı.

AKP’nin kendisi bir tasfiyecilik hareketidir. AKP, faşist oligarşik cumhuriyetin dıştalayıp yok etmek istediği İslami Hareketi tasfiye ederek ortaya çıktı. Yani AKP 28 Şubat 1997 darbesinin bir ürünüdür. Erbakan hükümetini düşüren post modern 28 Şubat Darbesi Tayyip Erdoğan’ın AKP’sini ortaya çıkardı. Aslında AKP’nin iktidarı demokratik İslam’ın tasfiyesini ifade ediyor. İslami demokratik hareketin tasfiyesi üzerinde AKP oluştu ve iktidara geldi.

AKP DEMOKRATİK İSLAMİ KESİMİ TASFİYE ETTİ

AKP iktidarına iki görevin verildiği ortaya çıkıyor, ya da devlet yönetimi AKP’nin iki görevi yürütme temelinde hükümet olmasına razı oldu. Birincisi, kültürel İslam hareketini ya da demokratik İslam’ı tasfiye etmek… İkincisi, demokratik Kürt hareketini tasfiye etmek. Zaten 3 Kasım 2002 seçiminde aldığı sonuçlarla İslami kesimi büyük bir oranda tasfiye etmeyi başarmıştı. Geriye Kürtler kaldı. AKP’nin dokuz yıllık iktidarının esası Kürt Demokratik Hareketinin tasfiyesi için yürütülen mücadeleyle dolu.

AKP POLİTİKASINDA ÜÇ DÖNEM

AKP’nin geçen dokuz yıl içerisinde Kürt Özgürlük Hareketini imha ve tasfiye politikalarını üç dönem halinde değerlendirmek mümkün:

Birincisi, 2002-2004 dönemi. Bu dönemde içten tasfiyeciliği geliştirerek PKK’yi bölüp parçalamak ve içten tasfiye etmektir. Bu süreçte Ferhat- Botan çetesinin öncülük ettiği bir tasfiye akımı PKK içinden geliştirildi. Bu akımın arkasında kesinlikle AKP-ABD ittifakı vardı. Dönemin ABD dışişleri bakanı PKK’yi ancak yarı yarıya tasfiye ettiklerini söyleyerek bu tasfiyeci akımın arkasında olduklarını itiraf etmişti. ABD’nin arkasında olması demek AKP’nin arkasında olması demekti. Bu akım PKK’ye kısmen zarar verdiyse de onu tümden imha ve tasfiye etmeyi başaramadı. İçten geliştirilen tasfiyeciliğe karşı PKK, Önder Apo’nun ideolojik yenilenmesi temelinde ve 1 Haziran 2004 hamlesiyle kendini yeniden örgütledi, geliştirdi. KCK ilanıyla halkın önüne yeni bir örgütlenme modeli koydu.

İkincisi, 2005-2007 dönemi. AKP hükümeti, PKK’nin kendini yeniden toparlayıp örgütleyerek, paradigma değişimi temelinde yenileyip güçlendirerek hamle yaptığı görülünce, buna karşı ‘Kürt Haması’’ diye tabir edilen bir akım geliştirerek PKK’yi tasfiye etmeyi, kitle tabanını daraltmayı hedefledi. Bunun içinde yer verdiği Kürt işbirlikçileri öne çıkartmaya ve örgütlemeye çalıştı. Mir Dengir Mehmet Fırat genel başkan yardımcısı oldu. En etkili kişi haline geldi. Abdurrahman Kurt Diyarbakır milletvekili olarak her zaman sözcülük yaptı. Bunlar öne çıktılar. ‘’Biz de Kürt sorununun çözümünden yanayız, biz de Kürd’üz’’ dediler. AKP’nin 70 Kürt Milletvekilinin var olduğu söylendi. Neredeyse Hamas gibi AKP içindeki Kürtlerin ayrı bir Hizbullah’la birlikte Kürt örgütlenmesi yaratacakları gibi bir sürece girildi. Böylesi bir girişim tehlikeli görüldü ve bu sürece derin devlet denen kesimler müdahale ettiler. Tayyip Erdoğan’ın kendisi mi bu süreci tehlikeli gördü bilemiyoruz ama bir yerde bu da sona erdirildi. Böyle bir role soyunan kişiler AKP içinde tasfiye edildiler. Dikkat edilirse 12 Haziran seçimlerinde bu kesimlerin hiç birisine yer verilmedi. Artık kimse ‘AKP’nin içinde şu kadar Kürt milletvekili var. AKP Kürd’ü şu kadar temsil ediyor’’ demiyor. Fakat bu tasfiyeyle birlikte Kürt Hamasçılığı ile PKK’yi tasfiye etme projesi de böylece suya düştü. Herhalde şöyle bir korkuya girdiler: “Tamam böyle bir oluşum PKK’nin tabanını daraltabilir, ama bu oluşum denetimden çıkar AKP’yi ikiye böler ve zayıflatırsa ne olacak?”

‘İŞBİRLİKÇİ BİR KÜRT OLUŞUMU HEDEFLENİYOR’

* Peki, üçüncü dönemde hangi politika ile çıkıyor hükümet?

- Aslında bu üçüncü dönem şunu ifade ediyor: Demokratik siyaseti tutuklayarak tasfiye etmek, gerillayı askeri operasyonlarla darbeleyip ezerek marjinal kılmak, geçmişte PKK’ye karşı çıkmış akımları, kişilikleri bir araya getirerek PKK’ye alternatif bir besleme legal hareket oluşturmak, siyasi ve askeri operasyonlarla, darbelerle ezilen gerilla ve demokratik siyaset hareketinden arta kalanları kendi içinde toplayacak, bastırılıp ezilen, gözü korkutulanları kendi içine çekecek AKP benzeri bir Kürt tasfiye siyaseti ortaya çıkartmak. Ya da böyle işbirlikçi, teslimiyetçi bir akım yaratmak. Şimdi bu süreç yaşanıyor.

Bu süreç aslında 2007 yılında Yaşar Büyükanıt-Tayyip Erdoğan arasındaki Dolmabahçe görüşmesiyle başladı. Önce Zap operasyonuyla askeri darbe vurup gerillanın belini kırmak istediler. Fakat bu konuda başarılı olamadılar. Ardından Önderlik üzerindeki baskıları yoğunlaştırdılar. Önder Apo’yu ürkütmek ve geriletmek istediler. Bunda da başarılı olamadılar. Halk ve Önder Apo bu siyasete karşı direndi. Ardından 29 Mart 2009 yerel seçiminde –ki referandum dediler bu seçime- PKK’yi marjinal kılarak bu süreci geliştirmek istediler. Bu konuda da bir sonuç alınmayınca bu sefer 14 Nisan 2009’da siyasi soykırım operasyonlarını başlattılar. Gerillaya dönük saldırıları devam ettirdiler. 2010’da 12 Eylül referandumuyla 29 Mart yerel seçimlerinde ulaşamadıkları sonuca ulaşmak istediler. Böylece PKK’yi kitle tabanından yoksun marjinal bir hareket konumuna düşürerek iç ve dış destekleri birleştirip ezici bir operasyon geliştirmenin zeminini yaratmak istediler. O da olmadı. Bu süreci son olarak 12 Haziran 2011 genel seçimlerine ertelediler. AKP’nin bütün hesapları bunun üzerineydi.

* Herkes AKP’nin yüzde 50’lere dayandığını ve bunun büyük bir başarı olarak yorumluyor, sizde bu görüşte misiniz?

- AKP’nin 12 Haziran seçim stratejisi şuydu: Mecliste ya tek başına anayasa yapabilecek bir çoğunluğa ulaşmak, bu çoğunluğa dayanarak yeni bir anayasa yapmak, bu anayasaya dayanarak da devletin tüm gücünü -dış ve iç ittifaklarıyla- harekete geçirerek PKK’yi siyasi ve askeri olarak ezmek ve tasfiye etmek. Fakat dikkat edilirse AKP 12 Haziran seçimlerinde de bu sonuca ulaşamadı. Aslında 12 Haziran seçimini kaybetti.

* Nasıl kaybetti?

- Evet, AKP seçimi kaybetti. Seçimi kaybetmenin öfkesiyle Tayyip Erdoğan ve arkadaşları başta BDP olmak üzere muhalefet partilerine saldırı yürüttüler. Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşürme, tutuklu milletvekillerini bıraktırmama, muhalefete dönük sanki seçim süreci devam ediyormuş gibi hakaret dolu saldırılar bunun içindi. Başta BDP olmak üzere bütün partilerin iradelerini kırıp etkisizleştirerek, mecliste istediklerini yapacakları bir zemini elde etmeye çalıştılar. Madem mecliste umut ettikleri tek başına anayasa yapacakları bir sonuç alamadılar, o halde muhalefeti etkisizleştirerek istediklerini yapacakları bir meclisi yaratmak istediler. Buna karşıda BDP ve Demokrasi Bloğu milletvekilleri sert tavır aldılar. Önder Apo AKP’nin bu politikalarını teşhir etti. Buna karşı İmralı’da yürütülen görüşmelerin sonuçlarını kamuoyuna duyurdu. Siyasetin nabzının İmralı’dan attığını herkese gösterdi. AKP’nin oyunlarını bozdu. Halk direnişe geçti. Bunu tamamlamak üzere 14 Temmuz’da Özgürlük Hareketi Demokratik Özerklik ilan etti. Tüm bunlar AKP’nin muhalefeti etkisizleştirmeye dönük hamlesini tümüyle boşa çıkartan girişimler oldu.

‘SON SALDIRILAR BÜTÜN KÜRTLERİ HEDEFLİYOR’

Bunun üzerine AKP, geçmişten bu yana hazırladığı bu üçüncü tasfiye hamlesini daha etkin bir biçimde yürütmeye koyuldu. ABD’yle anlaşmıştı. İran ve Suriye’yle anlaşmaları vardı. Kürt Özgürlük Hareketinin Demokratik Özerklik ilanı ardından ise İran’la anlaşma temelinde Kandil üzerinden Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı uluslararası komplonun ikinci kapsamlı saldırısı diyebileceğimiz bir askeri saldırı başlattılar. Buna karşı PKK direnip bu saldırıyı kırınca, bu sefer Medya Savunma Alanlarına dönük askeri saldırılara başladılar. Şimdi bütün bu saldırıların amacı, hedefi kesinlikle PKK’yi imha ve tasfiye etmektir. Bunu yapabilirlerse, ardından Güney Kürdistan oluşumunu tasfiye edecekler. Yani saldırı bütün Kürtleri hedefliyor. 40 yıldır Kürtlerin mücadeleyle kazandıkları tüm hakları tasfiye etmeyi ve böylece Kürt soykırımını devam ettirmeyi hedefliyor. AKP günümüzde çok kapsamlı hale getirilmiş ve derinleştirilmiş bir özel savaş yürütüyor. Topyekûn bir imha ve tasfiye konsepti oluşturdu ve şimdi bunu sürdürüyor.

* Bahsettiğiniz konseptin yürütücüleri kimlerdir?

- Bunun arkasında ABD, AB, başta İran olmak üzere bölgenin statükocu güçleri var. Öyle anlaşılıyor ki KDP ve YNK de kısmen buna onay vermiş. Geçen yıl Bölgesel Kürt Yönetimi’yle Hewlêr’de yapılan görüşmelerde böyle bir ittifaka ulaşılmış. Bu planın çerçevesi belirttiğim gibidir. Zaten İmralı’da Önderlik etkisiz kılınmış sayılıyor. Söz konusu askeri operasyonlarla, havadan ve karadan Kuzeyde ve Medya Savunma Alanlarında yürütülen saldırılarla gerilla ezilecek, siyasi soykırım operasyonlarıyla Kürt demokratik siyaseti tasfiye edilecek. KDP, YNK de bir sınır içinde tutulacak. Yine AKP içindeki Kürtler de kontrol altında tutulacak, Kemal Burkay, Şivan ve benzeri sözde PKK karşıtlığı yapmış, siyaset içinde bulunmuş Kürtler de toplanarak, onlara bir siyasi hareket örgütlendirilecek; PKK artıkları orda toplanıp AKP rejimine entegre edilecek, rejim içi hale getirilerek sistemin içine çekilecek. Plan bu.

* Tutar mı bu plan?

- Ne kadar tutar ne kadar tutmaz ayrı bir konu. Fakat askeri ve siyasi alanda kapsamlı olarak geliştirilen bugünkü saldırılar bu temelde planlanmış saldırılardır. Bu, 2007 başından beri planlanıp, dönem dönem uygulanan, şimdi artık başarısızlığı sonunda son bir hamle halinde AKP’nin uygulamaya, hayata geçirmeye çalıştığı bir imha ve tasfiye planı oluyor.

‘PROTOKOLLER BAŞBAKAN ERDOĞAN’A SUNULDU’

* Öcalan devlete tutum aldıktan sonra uzun bir süredir avukatları ile görüştürülmüyor. Ancak bundan önce İmralı’da Öcalan ile devlet arasındaki görüşmeler nerede tıkandı?

- Uzun süredir görüşmeler yapılıyor. Bir devlet heyetiyle oluyor bu. Önder Apo bunu daha önce de kamuoyuna açıkladı. Devlet de bunu yalanlamadı. Özellikle 2010 yazındaki referandum tartışmaları sürecinde en çok gündemleşen konuların başında geliyordu. Önder Apo bu sürecin uzun süre Kürt sorununa barışçıl-siyasi çözümün zihniyet temelini oluşturmak üzere tartışmalarla geçtiğini belirtti. ‘’Daha zihniyet zeminimiz yok ki çözüm projeleri ortaya çıkaralım’’ dedi. Görüşmeler uzun süre karşılıklı tartışma, görüş alış-verişi biçiminde oldu. Yani gerçekten de Kürt sorunu nedir, nasıl ortaya çıkmıştır, Türkiye demokratikleşmesiyle bağı ne, Kürt sorunun çözüm argümanları neler ve nasıl olabilir? Bu konularda karşılıklı görüş alış-verişinde bulundu. Bu bir müzakere değil, karşılıklı diyalogdu.

Bu görüşme ve tartışmalar sonunda giderek artık Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünün karar zemini olabilecek temel bazı ilkelerde görüş birliğine ulaşıldığını belirtti. Ve bu görüş birliğinin ilkelerini Önder Apo üç protokol halinde yazılı hale getirdi. Ama şunu da söyledi: ‘’Bu sadece benim görüşüm değil. Heyetle birlikte yürüttüğümüz tartışmalarda ortaya çıkan sonuçlardır.’’ Bu sonuçlardan birincisi, Demokratik Çözüm Taslağı, Türkiye’nin demokratikleşme taslağı; ikincisi, Adil Barış Taslağı, yani devlet ile toplum arasındaki ilişkileri düzenleme taslağı; üçüncüsü ise muhataplık, yani bir Eylem Planı. Bunlar içerik olarak kamuoyuna da sunuldu. Az çok herkes bu taslağı biliyor. Bu karar tasarılarını ilgili muhataplara sundular. Önder Apo ve heyet aslında birlikte sundular. Çünkü ortak çıkarılmış. Bu karar tasarıları KCK’ye sunuldu. KCK yönetimi birkaç hususu ekleyerek bu protokollere ‘evet’ dedi. Önder Apo da eklenen hususları uygun gördü. Ve böylece KCK ve PKK’den yana protokoller netleşmiş oldu. İkincisi AKP hükümetine, bizzat başbakana karar vermesi için sunuldu. AKP Hükümeti de onaylar ise o zaman bu protokoller esası üzerinde Kürt sorununun barışçıl-siyasi çözümünü gerçekleştirmek üzere müzakere süreci başlayacaktı.

İşte böyle bir noktada AKP hükümeti bu protokolleri onaylamadı, olumsuz cevap verdi. Bunun üzerine de Önder Apo’nun barışçıl-siyasi çözümü geliştirmede arabuluculuk olarak yürüttüğü görevi yürütebilmesinin zemini ortadan kalktı. Bir taraf müzakerelere geçme adımını reddetmiş oldu. Bu durumda da Önder Apo’nun yapabileceği hiç bir şey kalmadı. Uzun bir süre yürüttüğü barışçıl-siyasi çözüm süreci çalışmalarının devam edebilmesi ve müzakere aşamasına geçebilmesi için de, ‘AKP Hükümeti’nin bu protokolleri onaylayıp müzakere sürecine karar vermesi gerekir. Bu olmazsa artık bu süreç işlemez. Bu olana kadar benim de yapabileceğim bir şey yok. Ben bunun olmasını bekliyorum’ diyerek artık geldiği noktada çalışmalarını durdurdu. Yani çalışabilecek bir durumu kalmadı. İşte Önder Apo’nun tutumunu böyle ortaya koymak, anlamak gerekiyor. AKP protokolleri onaylar, bu konu da Önder Apo’ya rol tanır ve arabulucu olarak kabul ederse o zaman süreç ilerler. Önder Apo da demokratik siyasi çözüm için arabuluculuk çalışmalarını sürdürür. Ama bu rol tanınmıyor. Yani süreci ilerletmeyen, barış ve demokratik çözüm sürecini tıkatan, ilerletmeyen, buna karar vermeyen AKP oldu.

GÖRÜŞMELER NEDEN DURDU?

* Peki, Erdoğan bu dönemde neden bu kadar saldırgan, şiddet yanlısı görünüyor?

- Çünkü böyle yapmazsa o zaman herkes “Niye barış ve demokratik çözüm süreci işlemedi?’ diye soracak ve bu durumu tartışacak. Böyle olursa da AKP’nin barış istemeyen, Kürt sorununa demokratik çözüm istemeyen gerçeği ortaya çıkacak. Bu nedenle AKP gündemi çarpıtıyor, süreci farklılaştırıyor, şiddeti tahrik ediyor ve baskıyı artırıyor. Bunun içinde suçu Önder Apo’nun üzerine atmaya çalışıyorlar. Güya Önder Apo süreci tıkatmış, ilerletmemiş. Hiç bir alakası yok. Görüşmeleri bu nedenle durdurdular. Peki, ne oldu da AKP bir aydır İmralı görüşmelerini kesti? Ne kendileri görüşüyorlar ne de avukat görüşmelerine izin veriyorlar. Bunun bir hukuk temeli var mı? Yok. O zaman bu karar siyasidir.

Peki, siyasi olarak ne değişti? AKP niye böyle bir siyaset izliyor? Çünkü Önder Apo avukatları ile görüşürse bu görüşmelerde AKP’nin gerçeğini ortaya koyacak. “Ben protokollere cevap bekliyorum. Bunun için çalışmıyorum. AKP benim barışçıl-siyasi çözüm için çalışmama onay vermedi. Ey Türkiye toplumu siz bu gerçeği duyun, AKP’nin yüzünü görün’’ diyecek. Bu da AKP’yi teşhir edecek ve Türkiye toplumunu aydınlatacak. İşte Önder Apo’nun bunu söylemesini engellemek için avukat görüşmesini engelliyorlar, sesini kesiyorlar. Bunun kamuoyunda, basında tartışılmasını engellemek içinde Tayyip Erdoğan gündemi saptırıyor. Açıktan zulüm ediliyor, baskı yapılıyor. Bunun ne dinde, ne siyasette, ne ahlakta yeri var. AKP ahlaksızlık yapıyor. Alçakça davranıyor. Önder Apo zaten 13 yıldır en ağır baskı ve tecrit altında tutuluyor. Şimdi bir de Önder Apo'ya karşı böyle bir uygulama yapıyorlar. Erdoğan’ın bazı yardakçıları da ‘’Apo şöyle davrandı, böyle davrandı, artık top Apo’dadır’’diye yazıyorlar. Apo’nun yapabileceği bir şey yok. Önder Apo karar metinlerini çıkarmış sunmuş, ama bu metinleri kabul etmeyen karşı taraftır. AKP’yi eleştireceklerine Önder Apo’yu eleştiriyorlar. Oysaki top Tayyip Erdoğan’ın avucunun içindedir. Sürecin böyle gelişmesinin tek suçlusu Erdoğan’ın kendisidir. Başka hiçbir sorumlu da kalmadı. Şimdiye kadar orduyu sorumlu tutuyordu. Artık şimdi genelkurmay başkanı da kendisi oldu. Herkes “Tayyip paşa oldu” diyor. Önünde hiç bir engel kalmadı. Dolayısıyla bütün bu siyasetlerin gelişmesinden bizzat Tayyip Erdoğan’ın kendisi sorumludur.

‘AKP EN AMERİKANCI HÜKÜMETTİR’

* Kürt hareketinin demokratik siyasi çözümün önünü açma çabalarına karşın AKP tasfiye politikasında ısrarlı olmasının asıl nedeni ne?

- AKP’nin böyle davranmasının iki nedeni var. Birincisi, AKP’nin efendileri böyle olmasını istiyorlar. Kim bu efendiler? ABD, NATO, AB, İngiltere ve İsrail. Bunu net ifade etmemiz gerekli. Bu güçler Kürt sorununun Türkiye içinde barışçıl ve siyasi yöntemlerle çözümünü istemiyorlar. Çünkü Kürt sorunu demokratik ve siyasi bir çözüme ulaşır ise o zaman Türkiye demokratikleşir, özgür bir toplum haline gelir. Özgür ve demokratik bir Türkiye’de bir halk iradesi ortaya çıkarır. Bu iradeyi de ABD ve NATO kendi jandarması olarak bölgedeki siyasetleri doğrultusunda kullanamaz. İşte bunu önlemek için Kürt sorununu çözdürtmüyorlar. Türkiye’yi kendi sorunlarını ve Kürt sorununu çözemez, Kürt-Türk çatışması içerisinde boğulur kalır ve ABD’ye, NATO’ya muhtaç olan konumda tutmak istiyorlar. Dolayısıyla da Türkiye'yi ABD ve NATO politikaları doğrultusunda Büyük Ortadoğu Projesi’nin Ortadoğu’daki jandarması olarak kullanabilmek için çözdürtmüyorlar. Türkiye devletinin önceki hükümetleri de, şimdi ki AKP hükümeti de bir barışçıl çözüm iradesi ortaya koyamadılar, koyamıyorlar. Çünkü ruhlarına kadar ABD ve NATO’ya bağımlılar. Güçlerini onlardan alıyorlar. İşte AKP gelmiş geçmiş en Amerikancı Türkiye partisi ve hükümetidir. Amerika’nın ve NATO’nun Türkiye şubesi gibi çalışıyor. Gücünü ordan alıyor. Ona dayanarak parti oldu. ABD’den gelen Fetullahçı esintiyle hayat buluyor, ideolojik gıda alıyor ve siyasi güç kazanıyor. Onun için de kendisine ait bir gücü ve iradesi yok. Efendileri öyle istiyorlar. ‘Çözmeyeceksiniz, çatışacaksınız‘’ diyorlar. O da çözmüyor, çatışıyor. Demokratikleşmeyi ve Kürt sorununun demokratik siyasal çözümünü gerçekleştiren bir parti olmuyor. Tersine özel savaşı daha da tırmandıran parti oluyor. Bunu görmemiz gerekli.

‘AKP YENİ BİR MERKEZ PARTİDİR’

İkincisi, AKP’nin kendi ideolojik politik çizgisidir. AKP’yi de doğru tanımak lazım. AKP nerden doğdu? Nasıl bir parti oldu? Bazıları ‘AKP Erbakan Hareketinin içinden çıktı. Ilımlı İslam hareketinin iktidara gelmiş partisi’’ diyorlar. Hayır, bu görüş doğru değil. Tayyip Erdoğan ve arkadaşları da defalarca bunun böyle olmadığını söylediler. Kendileri bir İslami akım ve hareket değiller. Evet, AKP içerisinde önde gelen bazıları Erbakan Hareketi içerisinde bir zaman yer aldı ve siyaset yaptılar. Ama ondan ayrıldılar, yani vazgeçtiler. AKP ANAP’ı, DYP’yi, DSP’yi, geçmişte merkezin sağı ve solu denilen herkesi içine aldı. Şimdi AKP yeni bir merkez partidir. Erbakan’ın Milli Selamet’i ve Nizam’ıyla bir ilgisi kalmamıştır. O hareket şimdi başka partiler olarak; Saadet Partisi ve başka partiler olarak devam ediyor zaten. AKP başka bir partidir.

Peki, AKP neyi temsil ediyor, nasıl bir partidir? Açık ki Türk-İslam sentezci, dinci-milliyetçi bir parti oluyor. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin başlattığı ideolojik, siyasi akımı temsil eden bir siyasi partidir. Bu anlamda AKP İttihat ve Terakki’nin devamıdır. CHP’nin devamıdır. İttihat ve Terakki ve CHP ulusalcı milliyetçiliği esas aldı. AKP dinci milliyetçiliği esas alıyor. Bunlar aynı gövdenin iki yüzü gibidirler. Bu anlamda kısmi eksen değişiyor. Önder Apo “İttihat ve Terakki ve CHP beyaz Türkçüydüler, AKP yeşil Türkçüdür’’ diyor. O kadardır. Yani birisi ulusalcı milliyetçiydi, diğeri dinci milliyetçidir. Yani Türk-İslam sentezcidir. 12 Eylül faşist-askeri darbesinin başlatıp geliştirdiği İkinci Cumhuriyet denen süreci temsil ediyor. İttihat ve Terakki Birinci Cumhuriyet sürecini başlatan ilk hamlenin partisiydi. Birinci Cumhuriyet döneminin kurucu partisi CHP’ydi, ikinci cumhuriyet döneminin kurucu partisi de AKP oluyor. 1980’den önce CHP neydiyse şimdi AKP’de o rolü oynuyor. Denilebilir ki “AKP dokuz yıldır böyle. 1980’den 2002’ye kadar arada yirmi yıl var.’’ Evet, o yirmi yılı da 12 Eylül faşist-askeri rejimi doldurdu. AKP bu rejimin bir devamı oldu. Bu darbe Türk- İslam sentezci bir rejim ortaya çıkardı, geliştirdi. AKP bu rejimin kurucu partisi oluyor. Bu bakımdan öyle İslami demokratik, liberal demokratik bir parti değil. Bu nedenle AKP gerçeğini doğru tanımlamamız gerekiyor.

Diğer yandan, AKP’nin Erbakan hareketinden ayrıldığı dönemdeki gibi ‘’Yenilikçiler, demokrasi getirecekler’’ gibi bir gerçeği de yoktur. Böyle bir hareket de değildir. Dolayısıyla Kürt sorununu çözecek bir hareket de değil. Tam tersine Kürt inkârı ve imhasını öngören, Kürt soykırımını onaylayan bir harekettir. 12 Eylül rejiminin bir devamıdır.

* Anayasayı değiştireceğim diyor ama?

- Özünde hiçbir şeyi değiştirmeyecek. AKP’nin yapacağı anayasa kesinlikle 12 Eylül anayasasının şeklen değiştiği, özünün korunduğu bir anayasa olacak. Anlayış olarak özünde Kürtleri bir halk ve ulus olarak kabul etmiyorlar. Kürt gerçeğini reddediyorlar. Tayyip Erdoğan ‘Düşünmezseniz Kürt sorunu yoktur’’ dedi. Daha sonra ‘’benim için Kürt sorunu bitmiştir’’ diye konuştu. Bu söylemle aslında Kürt sorunu ‘’ben Kürt kökenliyim demek ve Kürtçe türkü söylemekle özdeş bir sorundur’’ demek istedi. Bu kadardır yani. Aslında CHP’nin kaba retçiliğe dayalı inkâr ve imha çizgisini AKP esnetiyor. Kaba retçilikle değil de, Kürdün adını kabul etme temelinde bir inkâr ve imhacılığa dönüştürüyor. İran ve Ahmedi Nejat yönetiminin uyguladığı Kürt politikası neyse AKP’nin uyguladığı politika da odur. AKP bu politikayı İran’dan aldı. Aslında İran’da nasıl ki Şia milliyetçiliği, dinci milliyetçilik varsa AKP rejimi de dinci milliyetçiliği öngörüyor. AKP öyle demokratik ya da Kürt sorununu çözecek bir İslam’ı demokratik hareket değil. Kürt soykırımını daha inceltilmiş yöntemlerle gerçekleştirmek isteyen bir partidir. Kürt sorununu bir de bu nedenle çözmüyor. -ANF

Beritan Sarya/Behdinan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info    
Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.