Duran Kalkan ile Mihri Belli üzerine söyleşi
Röportajlar / 31 Ağustos 2011 Çarşamba Saat 09:01
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KCK Yürütme Konseyi üyesi Duran Kalkan, 95 yaşında hayatını kaybeden sosyalist hareketin önemli isimlerinden Mihri Belli’yi anlattı.

KCK Yürütme Konseyi üyesi Duran Kalkan, 95 yaşında hayatını kaybeden sosyalist hareketin önemli isimlerinden Mihri Belli’yi anlattı. ANF’ye konuşan Kalkan, Belli için, “Demokratik birlik demektir. Özellikle de Kürt Özgürlük Hareketiyle birlik ve kardeşlik demektir” diyerek, anısına sahip çıkılmasını istedi.

*Türkiye’nin demokratik sol geleneğinde önemli bir yeri olan Mihri Belli vefat etti. Mihri Belli’nin Türkiye devrimci sol geleneği açısından oynadığı rol ve önemi konusunda neler belirtebilirsiniz?

- Öncelikle bu büyük devrimci değeri saygı ve minnet ile anıyorum. Yaşamının büyük değer ifade ettiğini, özgürlük mücadelemizde anısının yaşadığını, uğruna yaşamını verdiği amaçlarının halkımızın özgürlük mücadelesiyle gerçekleşeceğine dair inancımı ifade etmek istiyorum.

Mihri Belli 20. yüzyılda Türkiye sosyalist ve demokrasi hareketinin yarattığı önemli kişiliklerden birisidir. Önemli bir mücadele deneyimi de yaşadı. Fakat biraz kendi eksiklikleri biraz da koşullar gereği sürecin özelliklerinden dolayı çok etkili olamadı ya da kazandığı etkinliği devam ettiremedi. Fakat şunu ifade edebilirim ki; hiç bir şey boşa gitmedi. Yürütülen o kahramanca mücadelenin ortaya çıkardığı sonuçlar ve birikimler, Kürdistan özgürlük ve demokrasi mücadelesinde canlı ve diri olarak yaşıyor. PKK aynı zamanda Türkiye’nin sol ve demokrasi hareketini devam ettiriyor. Onun içinden çıktı. Türkiye’deki devrimci gençlik direnişini Kürdistan’a taşıdı. Onun Kürdistan kolunu örgütledi ve bugün de Türkiye sol ve demokrasi hareketini devam ettiriyor. Yarattığı teorik gelişmeler, Türkiye sosyalist ve demokrasi hareketinin kazanımları oluyor. Siyaset üzerindeki etkisi, Türkiye’nin demokratikleşmesini dayatması, Demokratik Türkiye mücadelesini etkili bir biçimde yürütmesi mevcut siyasette oynadığı rolü gösteriyor.

Şunu söyleyebiliriz; 1970’lerin başından Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin öncülüğünde büyük bir ivme yapan Türkiye sosyalist ve demokrasi hareketi ortaya çıkardığı kazanımları Kürdistan özgürlük mücadelesi temelinde bugün de etkili bir biçimde sürdürüyoruz. 1968 Devrimci Gençlik Hareketi’nin önderleri katledildiler belki, ama devrimci-demokratik hareket yok edilemedi, tasfiye edilemedi. Şimdi bütün bu gelişmeler içinde çok sayıda adsız kahramanın emeği var. Büyük mücadele yürüttü Türkiye sosyalist ve demokrasi hareketi. Büyük şehitler verdi, büyük kişilikler ortaya çıkardı. Bunların önemli isimlerinden birisi de Mihri Belli oluyor. Aslında oldukça uzun bir ömrü böyle büyük bir mücadeleye harcamış bulunuyor. Yine oldukça düşünce ve pratikte kendine özgü, hareketli katkılar sunan bir mücadelenin ve yaşamın sahibi olarak ortaya çıkıyor.

Türkiye 20. Yüzyılda Sovyetler Birliği’ndeki gibi bir devrimci dalgalanmayı yaşadı. Aslında değişik eğilimler, farklı sınıf ve tabakaların çıkarlarını ifade eden ideolojik ve politik çizgiler bu süreçte geliştiler ve sürecin yürütülmesine damgalarını vurdular. Böyle bir dönemde Türkiye sosyalist ve demokrasi hareketi gelişti ve zayıf bir harekette değildi. Ulusal Kurtuluş Mücadelesi içerisinde önemli bir yeri vardır. Hem Sovyet desteğinin hem de Türkiye Komünist Partisi biçiminde örgütlenen hareketin, yine sendikalarda örgütlenen işçi hareketinin Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’ndeki payı asla küçümsenemez. Fakat bu dönemde çok komplolar yaşandı. En önemli komplolardan birisi Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Karadeniz’de katledilmesiydi. Aslında emperyalizme karşı başarılı ulusal bir direnişin gelişmekte olduğunu gören güçler, bu direnişin sol, demokratik bir çizgide gelişmesini engellemek için komplolar geliştirdiler. Şunu herkes biliyor, Ulusal Kurtuluş Mücadelesi denen mücadeleyi, halk yürüttü, ordunun önemli bir kesimi yürüttü. Bunun içinde Kürt halkının önemli bir yeri ve payı var. Yine emekçilerin örgütlü gücü olarak sosyalist hareketin önemli bir payı var. İslami akımın önemli bir payı var. Dikkat edilirse Ulusal Kurtuluş’un sonunda ortaya çıkan sistem ve rejim, Türkiye Cumhuriyeti diye isimlendirilen oluşum, bu üç akımı ret ederek, tasfiye ederek ona karşı bir sistem oldu.

Cumhuriyeti yaratan güçler, kurulan cumhuriyet tarafından ret ve tasfiye edildiler. Yani ikili bir mücadele sürdü bu dönemde. Birincisi emperyalizme karşı ulusal direniş hareketi: Bunu emekçi halk ve Kürt halkı yürüttü. Türkler, sosyalistler, İslami akımlar bu mücadelenin yürütülüşünde çok etkili oldular. İkinci mücadele ise ortaya çıkan değerleri ele geçirme mücadelesiydi. Cumhuriyeti kendi egemenliğine alma, kazanımları üzerinde egemenlik kurma mücadelesiydi. Bu da komplo, provokasyonlar ve katliamlarla sürdü. Bu ikinci mücadelede aslında birinci mücadeleyi yürüten güçler tasfiye edildiler. Proto-faşist, milliyetçi güçler cumhuriyeti ele geçirdiler. İlk komplo komünist harekete karşı gerçekleşti; Mustafa Suphi ve arkadaşları Karadeniz’de boğdurturdular. Fakat komplolar onunla sınırlı kalmadı. İslami akım çeşitli provokasyonlarla ezildi, tutuklamalar ve sürgüne gönderilmeler yaşandı. Birçok önde gelen ve kurtuluş mücadelesinde yer alan kişiler sürgün edildi.

Bunların ardından da en kapsamlı katliamı ise Kürtler yaşadı. 1925’ten 38’e kadar, Bingöl-Diyarbakır hattındaki katliamdan başlayıp, Dersim Katliamı’na kadar 15 yıla yakın süre bir Kürt katliamı gerçekleştirildi. Bunlar birbiriyle bağlantılıdır. Türkiye Komünist Hareketi liderine karşı gerçekleştirilen komplo ve katliam ile Kürtlere karşı geliştirilen katliam aynı merkezden ve aynı güçler tarafından yürütüldü. Bunun sonucunda cumhuriyet şoven ve faşist güçler tarafından ele geçirildi. Önder Apo buna ‘Beyaz Türk Faşizmi’ diyor. Bu akım, kendini tekleştirerek kendi dışındaki bütün eğilimleri ‘yasadışı’ saydı, ezdi, tasfiye etti.

Bundan payını Komünist Hareket de aldı, bu süreçte iyice zayıfladı. İşte Komünist Hareket’in zayıfladığı, kurulan genç cumhuriyeti ele geçiren milliyetçi ve şoven güçler tarafından yasaklanıp, bu hareket içinde yer alanların tutuklandığı bir süreçte Mihri Belli’nin de sosyalist harekete katıldığını, sosyalist düşüncelerle tanıştığını, genç bir militan olarak zorlu dönem içerisinde yer aldığını görüyoruz. Böyle bir dönemde katılmış olması önemlidir. Ağır baskı koşullarında direnerek, sosyalizm ve demokrasiyi geliştirmeyi öngören ve geliştiren bir kişilik oluyor. Bu yön onun birinci özelliğini belirliyor; militan özelliğini. Bu anlamda Mihri Belli Türkiye sosyalist ve demokrasi hareketinin militan çizgisi içerisinde yer alıyor. Bildiğimiz kadarıyla Amerika’da öğrenciyken sol, sosyalist düşüncelerle tanışıyor ve orada aslında sosyalist ve komünist harekete katılıyor. Ardından Türkiye’deki illegal mücadele içerisinde yer alıyor ve o mücadele ile 2. Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan’da anti-faşist mücadeleye katılıyor. Faşizme karşı mücadelede anti-faşist birlikler içerisinde komutanlaşıyor. Mihri Belli, faşizme karşı mücadelede değerli neferlerden ve komutanlardan birisidir. Bu militan karakter, bu mücadele içerisinde daha çok pekişiyor. Daha sonra 1950’li yıllarda demokratik gelişim ve açılımı zorlamak için yürütülen mücadelenin içerisinde yer alan bir kişilik olarak görüyoruz. Birçok kez tutuklanıyor. Zindanlarda mücadelede ediyor, direniyor. İllegal çalışma içerisinde işçileri, emekçileri örgütlemeye çalışan gözü pek bir militan olarak rol oynuyor.

1960’dan sonra özellikle 1961 Anayasası’nın ortaya çıkardığı nispi bazı açılım ifade eden sonuçlara dayanarak gelişen demokratikleşme sürecinde etkili bir biçimde yer alıyor. İşte o zaman artık militan olduğu kadar sosyalist hareketin düşünürlerinden birisidir de. 1965’ten itibaren gelişen sosyalist ve demokrasi hareketi içinde, emekçi ve aydın hareketi içinde önder kişiliklerden birisi olarak görüyoruz Mihri Belli’yi. O dönemin çok kapsamlı hale gelen düşünsel tartışma alanında düşüncelerini Milli Demokratik Devrim tezleri olarak ortaya koyuyor. Bu tezlerin bir radikalizmi vardır. Hem demokratik hem de anti-emperyalist karakteri esastır. Bu düşüncelerin 1970’in başında gelişen Devrimci Gençlik Hareketi’nin üzerinde önemli etkisinin olduğunu biliyoruz. Militan bir gençliğin ortaya çıkmasında belli bir katkısı oluyor. Hem düşünceleriyle hem de gençliğe dönük özel çabalarıyla. Dolayısıyla devrimci yükselişte katkısı vardır. Zor dönemde devrimci, sosyalist harekete katılan militanca hem illegal faaliyet yürüten hem de askeri eylemlere katılarak militan kişiliğini şekillendiren Mihri Belli’nin 1960’lar sürecinde ise önemli bir düşünce kişiliği ve teorisyen olarak ortaya çıktığını görüyoruz. Sosyalist ve demokratik mücadeleye katkısı daha çok bu teorik çalışmaları ile oluyor. 1971 Darbesinden sonrada çeşitli biçimlerde bu mücadelesini devam ettiriyor. Yaşlanmasına, vurulup yaralanıp zayıflamasına rağmen bir an bile özgürlük için, demokrasi için, sosyalizm için, halkların kardeşliği için düşünmek ve mücadele etmekten geri durmadı. 1970’ler süreci onu daha da geniş düşünmeye götürdü.

Mihri Belli’nin bir özelliği de anti-emperyalist ve demokratik çizgisi gereği Kürt gerçeğini doğruya yakın ele alması, reddetmemesi, şoven milliyetçilik ile arasına her zaman bir mesafe koyabilmiş olmasıdır. 1970’ten itibaren Kürdistan’da gelişen mücadeleye karşı hep ilgili oldu. Kürt sorununun çözümü üzerine kafa yordu. Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı konusunda düşence üretti, pratik tutum geliştirdi. Bu tutumu sonucunda 12 Eylül 1980 darbesinin ardından PKK öncülüğünde oluşan Faşizme Karşı Birleşik Cephe içerisinde yer aldı. PKK önderliği ile bu dönemde görüşme, tartışma, ortak çalışma içine girdi. Biz bu dönemi biliyoruz biraz. Önder Abdullah Öcalan’ın Mihri Belli’nin kişilik ve çalışmalarına büyük bir saygı ile yaklaştığını, büyük değer verdiğini yakından biliyoruz. Aynı durumu Mihri Belli’de göstermiştir. Birçok çevrenin temkinli yaklaştığı, uzak durmaya çalıştığı bir dönemde, Önder Apo’nun varlığını ve mücadelesini büyük bir kazanım olarak değerlendirmiştir. Ona her zaman heyecanla yaklaşmıştır. Önder Apo ve PKK'de 1970 Devrimci Gençlik çıkışının ruhunu gördüğünü, Önder Apo kişiliğinde Mahirleri, Denizleri hatırladığını hiçbir zaman inkâr etmemiştir. Bu biçimde fiilen politik ve pratik olarak bir mücadele içerisine girememiş olsa da her zaman PKK’nin Kürdistan’da yürüttüğü Özgürlük Mücadelesi’nin dostu, müttefiki olmayı bilmiştir.

1997’de Önder Apo ile ‘Büyük Dönüşüm’ adlı kitapta yayınlanan tartışmalar ve görüşler bugün için de çok çok önemli. Hem Türkiye’nin demokratikleşmesi hem de Türk ve Kürt halklarının demokratik birliği ve kardeşliği açısından yol gösterici teorik belirlemeler ile dolu. Bunlar Önder Apo’nun ve Mihri Belli’nin ortak görüşleri oluyor. Böylece Kürdistan Ulusal Demokratik Mücadelesi’ne de katkı sunmuş emek harcamış bir kişilik olarak ortaya çıkıyor. Bu bakımdan Türkiye sosyalist ve demokratik hareketinin olduğu kadar Kürt Özgürlük Hareketi’nin de önemli bir değeri, teorik ustası, önderi olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Bu anlamda bir daha belirtiyoruz; anısı özgürlük ve demokrasi mücadelemizde yaşayacak. 95 yıllık ömrün bilinçli olan büyük bir bölümünün harcandığı sosyalizm ve demokrasi amaçları, bu mücadele ile mutlaka gerçekleşecektir. Neredeyse 70 yılı aşkın bir süre ile harcanan emek ile yaratılan değerler kesinlikle boşa gitmemiştir. Bugün oldukça canlı ve taze olarak Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Mücadelesi’nde yaşıyor. Bu mücadele ile de mutlaka zafere gidecek ve başarı kazanacaktır diyoruz.

*Mihri Belli mücadele hayatı boyunca Kürt Özgürlük Hareketi’ni nasıl ele aldı ve yaklaşımını hangi esaslara oturttu?

- Bunu kısmi olarak yukarıda ifade ettim. Onun özgünlüğü kendi geliştirdiği tezlerindeydi: Milli Demokratik Devrim tezleri. Bu tezlerin temel iki çizgisinden biri, milli karakteridir. Yani emperyalizme ve dışa bağımlılığa karşı olmasıdır. Bu anlamda Mihri Belli ruh ve kişilik olarak özgürlüğü, bağımsızlığı temsil eden bir kişiliktir. Bağımsızlık onun ruhudur, karakteridir. Halkın, toplumun, ülkenin hiç bir güce bağımlı olmaksızın kendi özgürlüğünü yaşayabilmesini bir tutum olarak öngörmüştür. Buna bağlı diğer bir yanı ise tezlerinin demokratik yanıdır. Demokratik yan tabii ki emekçilerin özgürlüğünü, ortak çalışmayı, paylaşımı ve kardeşçe yaşamayı ifade ediyor. Yine değişik halkların ve kültürlerin kardeşliğini öngörüyor. Bu düşüncelerden ve tezlerden yola çıktığı için Mihri Belli, Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’ni yürüten iki temel unsur olarak Türklerin ve Kürtlerin kardeşçe yaşamasını her zaman düşüncesinin ve mücadelesinin merkezine oturtan bir kişilik olmuştur. Cumhuriyet’in Kürtlere haksızlık yaptığını ve yok saydığını, kurtuluş çizgisine ters düştüğünü ilk tespit eden ve ortaya koyan kişiliklerden birisidir. Bu çerçevede de ezilen, sömürülen Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etmesi, özgür ve demokratik yaşamını Türklerle birlikte ve kardeşçe sürdürmesini istemiştir.

Türkiye toplumunun özgür ve demokratik olabilmesi kadar, Kürtlerin özgür ve demokratik olabilmesinin de dış güçlere, emperyalizme karşıtlık temelinde sağlanabileceğine yürekten inanmıştır. Onun milli devrim yönü, anti-emperyalist yaklaşımında kesinlikle böl-yönet politikasına karşıtlık vardır. Dolayısıyla o bölünmeyi, parçalanmayı değil, kardeşçe demokratik birliği savunmuştur. Ama aynı zamanda emperyalistlerin işbirlikçisi haline gelen cumhuriyet rejiminin Kürtler üzerindeki baskı ve sömürüsünü, onu inkâr eden ve yok etmeye çalışan siyasetini reddetmiştir. Onu bir dış müdahale ve dış baskı olarak görmüştür. Böylece Kürt özgürlüğünü de emperyalizme karşı özgürlük ve bağımsızlık tutumu içerisinde sağlanacak bir olgu olarak değerlendirmiştir. Bu bakımdan ulusal baskıya, egemenliğe, emperyalizme, sömürgeciliğe karşı olduğu kadar, bu karşıtlığın başarıya gidebilmesi için halkların gönüllü kardeşçe birlik içinde kendi kimlikleri ve örgütlülükleriyle birlikte mücadele ederek, özgür yaşama ulaşmalarını gerekli görmüştür. Emperyalizme ve ulusal baskı sistemine karşı çıkmayı ancak bu temelde başarıya ulaşacak bir çizgi olarak değerlendirmiştir. Yani Mihri Belli’nin düşüncesinde anti-emperyalist olmak ile ulusal baskıya karşı olmak iç içedir. Ortak bir Türkiye’nin bağımsızlığından yana olmak ile Kürt halkının özgürlüğünden yana olmayı ortak ve iç içe geçmiş bir tutum olarak görmüştür ve bunun karşıtı olarak emperyalizm ile ulusal baskı sistemini de bir iç içe geçmiş baskı sistemleri olarak görmüştür.

Bu noktada Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesiyle her zaman dost olmuş ve birlikte mücadele etmeyi öngörmüştür. Bunu hem düşünce olarak geliştirmiş, bu anlamda milliyetçilik ve şovenizme karşı bir duruş ve mücadele yürütmüş, hem de fiilen 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Kürt Özgürlük Hareketi ile Faşizme Karşı Birleşik Cephe Hareketi içerisinde yer alıp, birlikte siyasi mücadele yürüterek de bu dostluğunu ve kardeşliğini göstermiştir. Türklerin ve Kürtlerin emperyalizme ve ulusal baskı sistemine karşı özgür olabilmek için ortak mücadelelerini bizzat Türk ve Kürt sosyalist ve demokratlarının ortak ittifak halindeki örgütlülükleriyle yürütülen bir mücadele temelinde gerçekleştirilmesini öngörmüştür. Kendisi de bu mücadeleden yana olmuş, katılmıştır. Böylece aslında 15 Ağustos 1984 atılımını hazırlayan sürecin içinde yer almıştır. Dolayısıyla 12 Eylül faşizmine karşı Kürdistan’da 15 Ağustos atılımı olarak gelişen ve Kürdistan’ın özgürlük direnişi olduğu kadar Türkiye’nin de faşizme karşı demokratik direnişi olan büyük direnişin gelişmesinde pay sahibidir. Çünkü hazırlık sürecinde katkı sunmuştur, direnişin gelişim süreci içerisinde de her zaman Kürt Özgürlük Hareketi ve Önder Apo ile dostluk ve dayanışma içerisinde olmuştur. Onun Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi ile ilişkileri dostçadır, kardeşçedir ve yoldaşçadır. Ortak bir mücadelenin iki parçasını içeren ifade eden biçimdedir. Yaşamının sonuna kadar bu çizgiyi sürdürmüş, çeşitli güçler tarafından Kürtler üzerindeki soykırım derinleştirildikçe ve hele hele AKP yönetimi asimilasyonda ısrar ettikçe “Kürtçe öğreneceğim” diye asimilasyonu teşhir eden, asimilasyona karşı çıkan, Türkiye toplumunu; Kürt halkı üzerinde uygulanan kültürel soykırıma, asimilasyonu karşı çıkmaya yönelten ve teşvik eden bir tutumunda sahibi olmuştur. Bütün bunlar oldukça değerli, saygıdeğer mücadele katkı sunan tutumlardır.

*Sayın Belli, birçok kez Öcalan’a “Başkanım” diye hitap etti. Bu yaklaşım kaynağını nereden alıyordu. Belli ile Öcalan arasında kurulan bağı siz nasıl tanımlıyorsunuz?

- Elbette Mihri Belli, Önder Apo’ya “Başkanım” derken, Kürt halkının tutumunu esas alıyordu. Kürt halkı Önder Apo’ya “Başkanım” diyordu. Bir halk bir kişiyi “Başkan” olarak kabul ediyorsa, halklara duyduğu saygıdan dolayı Mihri Belli de bunu kabul edip, söyleyecek bir halkçılığa sahipti. Bütün halkların önderlerine, başkanlarına dönük hitaplarını da aynı biçimde karşılamıştır. Gördü ki, Kürt halkı Önder Apo’yu başkan olarak görüyor, tanımlıyor ve sahip çıkıyor. Bir halk, Kürt halkı “Başkan” olarak görüyor ve sahipleniyorsa, o halkın tutumunu, yaklaşımını esas almak Mihri Belli düşüncesinin özünü oluşturuyor. Onu esas aldığı için Önder Apo’ya “başkanım” diyor. Kürt halkı mademki kendine “Başkan” görüyor, Mihri Belli de bu halkın varlığına ve özgürlüğüne duyduğu saygı ve onunla yoldaşlığı gereği aynı kavramı kullanmaktan çekinmiyor tabii. Elbette, büyük bir incelik var, yürütülen mücadeleye, harcanan emeğe dönük saygılı yaklaşım var, mütevazilik var. Bunu da görmemiz lazım. Yaşça kendisinden küçük olmasına rağmen Önder Apo’ya öyle demesi tabi ki büyük bir mütevaziliği de ifade ediyor. Ama burada mütevazilikten çok Kürt halkının tutumunun esas alınması söz konusudur.

ÖCALAN DA BELLİ’YE “USTAM” DİYORDU

Önder Apo ile Mihri Belli arasındaki ilişkiler bunun da çok ötesinde, Önder Apo’da “Ustam” diyordu Mihri Belli’ye, çekinmiyordu bundan. Türkiye sosyalist ve demokrasi hareketinin önemli bir teorisyeni olduğunu söylemekten geri durmuyordu. Fakat aralarındaki ilişki sadece“ustam” ya da “başkanım”la izah edilecek ilişki değildir, yoldaşça ilişkilerdir. Önder Apo her zaman Türkiye sosyalist ve demokrasi hareketine katkı sunmuş kişiliklere büyük bir saygı ve sevgi ile yaklaştı. Biz bunun tanığıyız.

Sadece Türkiye sosyalist ve demokrasi hareketi değil, bütün dünyadaki sosyalist, demokratik kişiliklere, insanlığa hizmet eden kişiliklere saygı ve sevgi ile yaklaşmıştır. Onların katkılarını her zaman önemsemiş ve esas almıştır. Bir miras olarak görmüştür. Bunun için sosyalist ve demokrat olması da gerekmiyor. Farklı eğilimlerde de olabilir, İslami de olabilir, liberal de olabilir. Yeter ki, insanlığa, onun demokratik ve özgür yürüyüşüne katkı sunmuş, hizmet etmiş olsun. Öyle kişiliklere her zaman saygı ile yaklaştı. Yaratılan değerleri her zaman insanlığın ortak değerleri olarak gördü ve miras olarak ele aldı. Mihri Belli’yi de baştan itibaren hep önemli bir değer olarak gördü. Hiç bir zaman öyle basit yaklaşmadı, yersiz eleştiride bulunmadı. Her zaman anlamaya, dinlemeye çalıştı. Nitekim 12 Eylül darbesinden sonrada fırsat doğunca ortak bir çalışma içerisine girmekten geri durmadı. Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi’nin hazırlanması sürecinde sıkça görüştüler, uzun uzun tartışma fırsatı buldular. Birbirlerine düşüncelerini aktardılar, birbirlerinin düşüncelerini dinlediler. Her zaman ilişkileri saygı ve sevgiye dayalı yoldaşça ilişkiler olmuştur. İki yoldaş sözkonusudur. Birbirinin yaptıklarına büyük değer biçen yoldaşlar. Eksiği olabilir, hatası olabilir, eleştiri yapılabilir, bu ayrı bir konu. Yoldaşlar birbirini eleştirmez değil. Her zaman aynı görüşte olunacak diye bir şey söz konusu olmuyor. Fakat görüş ayrılığı olursa yoldaşça eleştiri, uyarı yapmada yoldaşlığın gereğidir. Kaldı ki, öyle açıktan eleştiri yapılmamıştır iki kişilik arasında, fakat genel düşünce olarak her zaman aynı düşüncede olunmamıştır, herkes kendi düşüncelerini geliştirip ortaya koymuştur. Kendi çizgisinde yürümüş, görüşleri ortaklaştığı kadar da birlikte ortaklaşa mücadele etmişlerdir.

Mihri Belli’nin Önder Apo’ya yaklaşımı da, Önder Apo’nun gösterdiği saygı ve sevgiye denk bir yaklaşımdır. Her zaman ilişkileri yoldaşlar arasındaki sevgi, saygı ve ortak çalışma esaslarına bağlı olmuştur. Her zaman özgürlük, eşitlik ve demokrasi ortak amaçları doğrultusunda olmuştur. Onların ilişkilerini belirleyen birbirine yakın düşünceler içinde olmaları ve ortak amaçlar için mücadele etmeleridir. Bu onları gerçekten de en değerli, en saygılı, en sonuç verici ilişkiler içerisine çekmiştir. Önder Apo her zaman böyle ucuz, seviyesiz yaklaşımlara karşı çıktı. PKK hareketinde böyle bir üslubun gelişmemesine dikkat etti ve sağladı da. Herkes için olduğu kadar bu aynı durum Mihri Belli ve geliştirdiği hareket için de söz konusudur.

Mihri Belli’nin de ifade ettim, Önder Apo’ya yaklaşımı gerçektende çok farklıydı ve insan bunu görebiliyordu. Yani Önder Apo’dan söz ettiği zaman gülüyordu, heyecanlanıyordu, coşkusunu insan görebiliyordu. Deyim yerindeyse, gözlerinin içi gülüyordu. Bir defasında hatırlıyorum hala; “Apo bambaşka” diyordu. “Onu gördüm mü, Mahir ile Deniz gözümün önüne geliyor.” Önder Apo’nun temsil ettiği direnme ruhunu, mücadele ruhunu ifade ediyor. Onda 1971 Devrimci Gençlik çıkısının, büyük hamlesel ruhunu görüyordu. Mahirlerin, Denizlerin büyük devrimci atılganlığını görüyordu. Dolayısıyla da Önder Apo’nun korunması, savunulması için gerçekten de kendine göre dikkat gösteriyordu. Biz ona da tanık olduk. Bir kaç kez daha dikkatli olmamız gerektiği konusunda öneride bulunan, öğüt veren tutumuna tanık olduk.

BELLİ’NİN MİRASI

*Mihri Belli’nin Kürt Özgürlük Hareketi’ne yaklaşımının yanında Türkiye solunun Kürt Özgürlük Hareketi’ne yaklaşımını yeterli buluyor musunuz? Türkiye devrimci ve demokratik hareketleri Mihri Belli’nin mirasına nasıl sahip çıkmalıdır?

- Türkiye sosyalist ve demokratik hareketinin Kürt sorununa yaklaşımı, Türkiye’deki demokrasi ve sosyalizm sorununa yaklaşımı değişik süreçler ve farklı aşamalardan geçti. Benzer eğilimler gösterdiği kadar, hareket içerisinden çok farklı görüşler ve eğilimler de ortaya çıktı. İnsan şunu söyleyebilir; ideolojik ve politik olarak etkili olduğu dönemlerde Kürt sorununa doğru, çözümleyici bir yaklaşım göstermişlerdir. Mesela 1. Dünya Savaşı’nın ardından sosyalist hareketin yeni geliştiği, Rusya’da Ekim Devrimi’nin olduğu, Sovyetler Birliği’nin kurulduğu süreçte “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı” ilkesi çerçevesinde bütün halkların kendi özgür ve demokratik yaşamlarını esas alan ve öngören bir tutumun sahibidirler. TKP’nin kuruluşunda bu vardır. TKP, Doğu Halkları Kurultayı içerisinde kurulmuş bir parti ve harekettir. Dolayısıyla temel ilkelerinden birisi ‘Ulusların kendi kaderini tayin hakkı’ ilkesidir. Diğer yandan örneğin 1970’lerin başındaki o büyük devrimci yükseliş ve devrimci gençlik direnişinin geliştiği dönemde de, gerçekten tutarlı olan hareketler Kürt sorunu ve bu sorunun çözümünün üzerinde ciddi durulması gerektiğini vurgulamışlardır. Örneğin Önder Apo her zaman söylüyor, Mahir Çayan’ın sorunun ciddiyeti ve çözülmesi gerektiği üzerindeki sözlerini dinlediğini belirtiyor. Deniz Gezmiş’in idam sehpasındaki son sözü o oldu. Ben şunu da hatırlıyorum; Türkiye İşçi Partisi davasında 12 Mart 1971 darbe mahkemeleri TİP’in son genel başkanı olan Behice Boran’a TİP Programı’nda Kürt sorunu kavramı ve Kürt kelimesinin olmasından dolayı ceza verdi. Bu o zaman da vardı ve belgelere bu düzeyde geçmişti. Fakat tabi bunu politikaya dönüştürme ve pratikleştirmede zayıflıklar yaşandı, sancılar oldu. Pratik karşısındaki oportünist tutumlar, Kürt sorununa yaklaşımda da sosyal şoven tutum olarak ortaya çıktı.

Aslında Kürt sorunu ve Kürtlere yaklaşım Türkiye sosyalist ve demokratik hareketi için bir yerde ne kadar militan ve pratikçi olup olmadığının, oportünist olup olmadığının da kanıtı oldu. Turnusol kâğıdı gibi rol oynadı. Ne kadar sözünün pratikçisi olup olmadığını da gösterdi. Bu noktada özellikle 1970’li yıllarda çok derin bir tartışma yaşandı. 12 Mart darbesinin kırdığı, tasfiye ettiği, gözünü korkuttuğu birçok eğilim pratikten kaçmak, pratiğe oportünist yaklaşımın bir gereği olarak Kürt sorununu görmezden gelmeye çalıştı, sosyal-şoven bir tutumun sahibi oldu. Bu süreçte özellikle PKK hareketinin doğup gelişmesi ve Kürt sorununu Türkiye sosyalist ve demokratikleşme hareketinin temel bir maddesi olarak gündemleştirmesinin karşısında, sosyal-şoven tutum ve saldırılar aşırılığa kadar da götürüldü. Fakat bu bazı hareketler açısından böyledir. Belirttiğim gibi aslında pratiğe bir oportünistçe yaklaşım içinde olan, pratikten çekilen hareketler böyle yaklaştılar; ama eylemci olan, söylediğini pratikte yapmaya çalışan siyaset içerisine giren hareketler zaten içinde oldukları mücadelenin bir gereği olarak da, Kürt sorununu hep anlamaya, mümkünse çözüm üretmeye çalıştılar. Çözüm yolu bulamayanlarda saygı ile yaklaştılar. Fakat bu giderek aşıldı.

Özellikle 12 Eylül darbesinin ardından Türkiye’de rejim, ordu ve devlet gerçeğinin ortaya çıkmasıyla, devletin faşist ve askeri temellerde yeniden inşa edilmesini öngören bir darbenin olması bu eski düşünceleri tuz ve buz etti. Yeni bir süreçti ve bu sürecin yeniden değerlendirilmesi gerekti. Böyle bir dönemde 12 Eylül faşist darbesine karşı en önde direnen hareket PKK oldu. 12 Eylül darbesine karşı direnişi Kürtler omuzladılar. Diyarbakır Zindanı’nda 1982’de bu direnişi geliştirdiler. Büyük Zindan Direnişi olarak yürüttüler. 15 Ağustos 1984’te gerilla atılımı olarak 12 Eylül faşizmine karşı direnişi dağa taşıdılar. Bütün zorluklarına ve yalnız kalmalarına rağmen her türlü bedeli ödeyerek, kahramanca bu direnişi sürdürdüler. Bu direniş sürecinde de bazı akımlar PKK’ye ve direnişe karşı çıktılar. Aslında onların sosyal şoven gerçeklikleri ile oportünist gerçekliklerinin nasıl bir bütünü ifade ettiğini o süreçte biz de daha net gördük. 15 Ağustos direnişi kendi kaçkın yüzlerini ortaya çıkartınca bunu maskelemek için her türlü karşıt tutum ve saldırganlık içerisinde olmayı yeğlediler. 15 Ağustos atılımına karşı çıktılar. Bu bir kesimdi tabi. Fakat önemli bir kesim darbenin ardından PKK ile birlikte faşizme karşı ortak mücadele içerisinde olmayı arayanlar -Mihri Belli örneğinde olduğu gibi- PKK’nin geliştirdiği silahlı direnişin başarıyla ilerlemesi için büyük bir duyarlılık, kardeşçe, dostça bir ilişki ve dayanışma içerisinde olmayı bildiler.

15 Ağustos’un yenilmediği, direnişin süreceği kesinleştikçe bu sosyal-şoven eğilimler, oportünist tutumlar da önemli ölçüde kırıldı ve aşıldı. Gittikçe herkes Kürt sorununu kabul eder hale geldi. Deyim yerindeyse Kürtler kahramanca yürüttükleri mücadele ile varlıklarını da, sorunlarının çözüm yolunu da, devlete olduğu gibi sosyal şoven tutum içerisinde olan sol çevrelere kabul ettirdiler. O süreçler aşıldı.

Mihri Belli çizgisi bu konuda tutarlı bir hat izledi. Belki yeterli olmadı, militanca olmadı hep, öncülük edemedi. Ama hep saygılı olmayı, ciddi yaklaşmayı, kardeşçe tutum göstermeyi bildi. Türkiye sosyalist ve demokrasi hareketi içerisinde, çeşitli grup ve örgütlerin benzer tutum içerisinde olduklarını söyleyebiliriz. 15 Ağustos atılımı kendisini kabul ettirdikten sonra, içeride dışarıda dünyaya kabul ettirdikten sonra artık kabul etmeyen çizgi kırıldı ve aşıldı. Kürt ve Kürdistan gerçeğine farklı yaklaşım gelişti. En azından kaba inkâr ortadan kalktı. Tam benimseme, doğru bir gerçekliğe gelme gerçekleşmese de içten içe bir sosyal-şovenizm hala birçok hareket şahsında yaşıyor olsa da o geçmişin kaba inkâr ve reddi kırıldı ve aşıldı. Bu anlamda yetersizlikler vardır. Mihri Belli’nin tutumunu tam yansıtmıyor günümüzün sol, sosyalist ve demokratik güçlerinin tutumu. Öyle olsa Mihri Belli’nin gösterdiği kardeşlik ve birlik tutumu içerisinde olurlar. Mihri Belli gibi herkes der ki; “Asimilasyona karşı ben de Kürtçe öğreneceğim. Kürtlerle kardeş olacağım. Kürt özgürlük mücadelesiyle birlik ve dayanışma içerisinde olacağım.”

Bu yönlü bir eğilimi son 12 Haziran seçimlerinde gördük. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu adı altında bir grup örgütlendi, birçok hareket katıldı buna, ama hala katılmayanlar var. Dikkat edilirse seçimden sonra bu Blok, kendi özüne uygun bir biçimde ilerletilmedi, devam ettirilmedi. Seçimde elde edilen sonucu, kazanılmış olan milletvekillerini ortak bir gruba dönüştürecek, Meclis’e taşıyacak bir örgütlenmeye ve partileşmeye gidemedi. Hala çeşitli zayıflıklar, çekişmeler, birlik olamama tutumları var. Seçim sürecinde Demokrasi Blok’unda birleşmiş olanların içinde bile bunu devam ettirebilecek demokratik bir birlik tutumunu yetkince gösterememe yaşanıyor.

Bir de Blok’a katılamayanlar var. Bütün bunlar Mihri Belli’nin tutumu ve zihniyeti ile uyuşmuyor. Öyle olsa tam bir birlik ve kardeşlik içinde olunur. Çünkü Mihri Belli 1982’de Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi’nde yer aldığından bu yana PKK ve Kürt Hareketi ile dosttur. Birlik içindedir. Belki Cephe işlememiştir, dağılmıştır, örgütler kendi mücadelelerini sürdürmüştür ama Mihri Belli ile Önder Apo arasındaki ilişkiler, Mihri Belli’nin yürüttüğü hareket ile PKK arasındaki ilişkiler dostluk ve dayanışma içerisinde olmuştur her zaman. Gücü oranında bu kardeşleşme ve dayanışmayı yaşatmıştır. Son 10-15 yıl içerisinde de ortak demokratik bir hareket içinde ve birlik halinde geçmiştir. Ortak örgütlenmeler içerisinde birleşilmiş ve çalışılmıştır. Bu konuda her hangi bir parçalılık, ayrılık, bölünme söz konusu değildir. Fakat dikkat edilirse, genel sol ve demokratik güçler aynı birlik içinde değiller. Birlik içinde olmayanlar Mihri Belli tutumu içerisinde değillerdir. Onunla zihniyet ve tutum tersliği içerisindeler. Net olarak onu söyleyebilirim.

Mihri Belli’nin özellikle 12 Eylül darbesinden sonra özel olarak da 1990’ların ortalarından sonraki tutumu Kürt halkıyla, Kürt Özgürlük Hareketiyle, PKK ile birlik ve dayanışma içerisinde olmaktır. İttifak halinde ortak bir Demokratik Türkiye kurmak ve Kürt sorununu çözmek için birlikte mücadele etme tutumudur. Bu anlamda Mihri Belli Türk ve Kürt halklarının demokratik, birlik ve kardeşlik tutumunun temsilcisidir. Bunu böyle tanımlamamız gerekiyor. Mihri Belli gerçeğini temsil etmek demek, onun anısına sahip çıkmak demek; bu demokratik birlik ve kardeşlik tutumunu göstermek demektir. Bunu sadece sözde değil, “Kürtler ve Türkler kardeştir, mücadeleleri ortaktır” diyerek değil, bizzat ortak örgütlenerek, ittifak yaparak, demokrasi hareketini birlikte örüp geliştirerek, Türkiye toplumunu Kürdüyle, Türküyle, Çerkeziyle, Lazıyla ve bütün kesimleriyle demokrasi hareketi içerisinde birlikte örgütleyerek ve demokrasi hareketini Türkiye’nin birinci hareketi haline getirerek göstermek ile olur. Diğer türlü olmaz. Mihri Belli gerçeği bunu ifade ediyor. Bu yönlü eksiklikler var. Bunu insan net ifade edebilir. Dil ucuyla ve sözde birlikten yana olanlar, hiç birliğe yaklaşmayanlar var. Birliği didiştirerek, çekiştirerek zorlayanlar ve zayıflatanlar var. Birlik tutumunu pratik ve etkili bir biçiminde geliştirmiyorlar. Bir de gerçekten demokratik birlikten yana olan, bunu sözüyle, özüyle, ruhuyla kabul eden, benimseyen ve bunun pratiği için ne gerekiyorsa onu yapanlar var. İşte Mihri Belli bu sonuncuları temsil ediyor. Mihri Belli’nin anısına sahip çıkmak kesinlikle böyle olmayı gerektiriyor.

95 YILLIK ÖMRÜNÜ MÜCADELEYE VERDİ

95 yıllık ömrünü, Amerika’dan Yunanistan’a kadar birçok farklı ülkede sosyalizm ve demokrasi mücadelesini vermiş bir büyük kişiliğin sahibi olan bu hareket aslında gerçekten de bu anıya sahip çıkmalı. Bunun günümüzdeki ifadesi de Demokratik Ulus Blok’unda yer almaktır. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu olarak 12 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan Blok’u, bir Demokrasi Bloğu haline dönüştürmek, Demokratik Blok Partisi haline getirmek, bunun için asgari ilkeler belirlemek, ortak demokrasi ilkeleri belirleyip, bir program yapmak ve bununla yetinmeyip örgütte birleştirmek. Çünkü ortak örgütlenme olmadan ne kadar doğru söz söylenirse söylensin, ne kadar büyük çaba harcanırsa harcansın, emek verilirse verilsin sonuçlar heba oluyor. Çarçur oluyor, parçalanıp eriyip gidiyor. Emeklerin birleşip, güç haline gelmesi ve yeni kanallarda akabilmesi için bunu sağlayacak ortak birliğe ve örgütlenmeye ihtiyaç var. Bu örgütlenmenin yolu; Önder Apo, “Çatı Partisi” dedi, Demokratik Blok Partisi diyelim, yani kısaca Demokrasi Bloğu ya da Demokratik Ulus Blok’unu ifade edecek bir ortak örgütlenmedir. Herkesin yürüteceği mücadelenin sonuçlarını bir siyasi kanala akıtacak bir ittifak ve örgütsel birlik kesinlikle gerekiyor. Adına ne denirse densin ama herkesin böyle bir demokratik birlik ve ittifak içinde olması lazım. Bunu kesinlikle örgüte dönüştürmek gerekli… Fakat bu konuda eksiklikler var. Ben mevcut olanı yeterli görmüyorum. Onu net söyleyebilirim.

Aslında bence bu Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok’u, neydi ne değildi nasıl kuruldu, seçimde ne sonuç aldı, seçimden sonra nasıl yürüyor bir irdelemek ve tahlil etmek gerekli. Bunun içinde yer alanlar dürüstçe halkın önüne çıkıp, bence bunu yapabilmeliler. Ne yapıyorlar ne yapmıyorlar ortaya koyabilmelidirler. Çünkü halka umut verdiler. “Birlikteyiz, blok olduk ve ortak mücadele yürüteceğiz” dediler ve insanlar bu söze oy verdi. Bu kadar oy aldılar. Özellikle kendilerini milletvekili haline getirmiş olanların bu sorumluluğu kesinlikle vardır. Bundan kaçamazlar. Buradan baktığımızda zayıflık var. Öyle anlaşılıyor ki zayıf yaklaşım olmuş. Katılanlar bile buradan bir gücün ortaya çıkacağına çok inanmıyorlardı. İnanmadığı için birçok çevre uzak kalmayı ve bekleyip görmeyi yeğledi ve başta içinde yer de almadı. Ancak Yüksek Seçim Kurumu’nun vetoları halkın direnişiyle kırılınca o zaman gördüler ki bu Demokrasi Blok’u bir güce sahip, kitle tabanına sahip ve halkın eylemi iş yapıyor. Ondan sonra biraz inandılar ve güvendiler bloğun iş yapabileceğine, demokratik birliğin olacağına. Seçim çalışmalarına yoğun bir şekilde katıldılar, emek harcadılar. Gerçekten de iyi çalıştılar, takdir etmek lazım. Haklarını yememek gerekli fakat seçim bittikten sonra adeta kendileri de bittiler. Sanki seçim sonunda milletvekili olana kadarmış gibi bir tutum içinde oldular. Bu yanlıştır ve yetersizdir. Ne kadar öngörüsüz, uzun soluksuz oldukları ortaya çıkıyor. Böyle olması doğru değildi.

Hâlbuki gerçekçi bir değerlendirme yapabilir, ortaya çıkan sonucu doğru değerlendirerek ilk elden bunu bir ortak örgüte kavuşturmak gerektiğini görebilirlerdi. Bence doğru tutum bu olmalıydı. Yapılması gereken ilk iş seçim ardından hemen oturup bu Blok’un temel ilkelerini netleştirip, onu programa dönüştürmek ve o program üzerinde hemen bir ortak Türkiye siyasi içerisinde kendini temsil edecek bir parti kurmaktı. Önder Apo buna Demokratik Ulus Kongresi Partisi dedi. Demokratik Blok Partisi denebilirdi. İsim önemli değil. Sadece milletvekili seçilenlerin değil, kendisine sol, sosyalist ve demokrat diyen ve solcu olur, İslami olur, liberal olur hangi eğilimden olursa olsun herkesin içerisinde yer alacağı ortak bir siyasi çatı partisi kurmak, seçilmiş milletvekillerini bu partinin grubu yaparak Meclis’e koymak olmalıydı yapılması gereken. Böyle olsaydı, siyasi etkinliklerini daha iyi yürütürlerdi. AKP’nin oyunlarını daha iyi bozarlardı. Halkın direnişine daha güçlü öncülük ederlerdi. Öyle olmayınca yalpalamalar oldu, dikkat edilirse etkinlikleri azaldı. Hatta “bizi bölüp, parçalamak istiyorlar” diyor, bazıları çıkıp halkın önüne. AKP oyunlarını görmek, teşhir etmek ve o oyunlara karşı durmak gerekli ama eğer AKP, Demokratik Blok’u bölüp parçalamaya çalışıyorsa bu burada AKP’nin komplocu, provokatif, bölücü siyaseti kadar Demokratik Blok’un zayıf temelsiz tutumunu da görmek lazım. Sen zayıfsın ki seni bölmeye çalışıyorlar. Demek ki tam birleşememişsin ki, senin bölüneceğinden umut bekliyorlar. Bunu söylemek bile aslında yakışmıyor, ayıptır yani. Çıkıp da toplumun önüne öyle dememeliler. Bir özeleştiri konusudur bu. Niye bu kadar zayıfsın, niye bu kadar birliğe zayıf yaklaşıyorsun, niye asgari demokratik ilkelerde birleşemiyorsun, demokratik siyaseti nasıl program haline getirip, örgüt haline kavuşturamıyorsun ki, AKP gibi faşizmi, Türk İslam sentezci bir güç çeşitli ayak oyunlarıyla seni bölme hesabı yapıyor ve öyle bir umut içine giriyor. O zaman sen zayıflığını gör ve aş bu zayıflığı. Bence bu gerçeği görmek lazım…

MİHRİ BELLİ DEMOKRATİK BİRLİK DEMEKTİR

Bu noktada sonuç olarak şunu söyleyebilirim; Türkiye sosyalist ve demokrasi hareketi Mihri Belli’nin anısına sahip çıkacaksa, Mihri Belli’yi büyük bir değer ve önder olarak görecekse ve onu günümüzde hayata geçirmek isteyecekse yapabileceği ilk iş; bütün sol, sosyalist ve demokratik hareketleri içinde birleştirebilecek bir Demokratik Blok Partisi kurmak, bütün örgütleri bunun içinde birleştirmek -tabi herkesin örgütsel hüviyeti, ideolojik çizgisi korunmak kaydıyla- siyasi çalışmaları bir çatıda birleştirerek demokratik birliği sağlamaktır. Mihri Belli, demokratik birlik demektir. Özellikle de Kürt Özgürlük Hareketiyle birlik ve kardeşlik demektir. Bunu Kürt Özgürlük Hareketi ile yaptığı ölçüde Türkiye sosyalist ve demokrasi güçleri de Mihri Belli’nin çizgisini izleyebilir. Dolayısıyla Mihri Belli güncelleştirilebilir. Günümüzde de anısına doğru sahip çıkılabilir. Mihri Belli’nin anısı Türk sol, sosyalist, demokrasi güçlerini bir örgütte birleştirebileceği gibi bu Demokratik Blok’u, özellikle Kürt halkıyla, Kürt Özgürlük Hareketi ile birlikte yapmayı bilmektir. Bu gerçekleşirse Mihri Belli sahiplenilebilir. Mihri Belli çizgisine yaklaşılmış olur. Mihri Belli’nin anısına doğru sahip çıkılmış olur. Böyle yapılırsa da hem Mihri Belli özgürlük ve demokrasi mücadelemizde yaşar hem de Türkiye demokrasi hareketi bu AKP’nin komplo ve provokasyonlarına karşı etkili siyasi karşı çıkış yapan güçlü bir akım haline gelir. Giderek iktidar alternatifi olabilecek bir siyasi akım durumuna yükselir. Bunun önü açıktır. Mevcut koşullar buna uygun. Bunun fırsat ve imkânları var. Fakat bunun için herkesin biraz özeleştirel yaklaşması, gerçekten de demokratik birlik tutumu içinde olması, özveri göstermesi gerekiyor. Cesaret ve fedakârlık yapması gerekiyor.

Özellikle seçilmiş milletvekillerinin buna öncülük etme görevleri var. Bunun içinde bazı kişilerin çok daha büyük sorumlulukları var. Misyonları var. Misyonlarının gereğini yerine getirmek ve rollerini oynamak durumundalar. Ben şu kişi bunu yapsın bu kişi onu yapsın demiyorum. Ama genelde kimler oldukları biliniyor. Herkes kendi durumunu değerlendirecek durumda. Ama kesinlikle herkes böyle tarihi bir süreçte Mihri Belli gibi büyük bir sosyalistin, demokratın anısına bağlılığın bir gereği olarak da içinde bulunduğumuz koşullarda demokratik birlik eğilimini güçlendirerek bu sürece katkı yapmalı ve aktif katılmalı diyoruz. Doğru tutum bu… Biz herkesi de böyle bir tutum içinde olmaya çağırıyoruz.

BELLİ’Yİ ANLAMALI VE İZİNDEN YÜRÜNMELİ

*Türkiye ve Kürdistan halkları bu büyük devrimcinin anısına Demokratik Ulus Bloğu çerçevesinde çatı partisi çalışmalarına nasıl yaklaşmalı ve bahsettiğiniz ‘Demokratik Ulus’ çözümü nasıl hayata geçirilebilir?

- Türkiye halkı ve toplumu gerçektende Mihri Belli şahsında büyük ve tarihi bir kişilik ortaya çıkarmıştır. Bununla kıvanç duyabilir, heyecan duyabilir. Kendine güveni, özgür geleceğine dair umudu artabilir. Demek ki, büyük kişilikler yaratma gücüne, enerjisine, bilincine, kültürüne sahip bulunuyor. Mihri Belli gerçeği Türkiye halkının ve toplumunun böyle bir öze ve tarihsel birikime, kültürel düzeye sahip olduğunu gösteriyor ve zayıf bir konumda olmadığını ortaya çıkarıyor. Mihri Belli gerçeği bunu kanıtlıyor. O halde mademki, böyle evlatlar çıkarabiliyor. Böyle oğulları ve kızları var, o halde bunların izinde yürümeyi de bilmeli. Mihri Belli’nin 95 yıllık ömrünün 75 yılında özgürlük için, eşitlik için, demokrasi için büyük bir cesaret ve fedakârlıkla yaptığı çağrılara cevap vermeli, onları duymalı ve dinlemeli. Yürüttüğü çalışmalara değer biçmeli, harcayacağı emeğin değerini görmeli ve bu emek ve değerlere sahip çıkabilmeli. Mihri Bellileri anlayabilmeli ve onların izinden yürüyebilmeli. Günümüzde de demokrasi hareketinde birleşerek, Demokratik Ulus Bloğu Hareketi içinde yer alarak, Türkiye’nin gerçekten demokratikleşmesi ve Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünün gerçekleşmesi için tüm gücüyle, cesaret ve fedakârlık ile çalışarak bu kendi içinden yetiştirdiği tarihi kişiliğe, önderine, evladına sahip çıkmayı ve onun izinden yürümeyi bilmelidir.

Mihri Belli’nin anısına Türkiye demokrasi hareketini Türkiye’nin birinci ideolojik ve siyasi hareketi haline getirerek sahip çıkmalı ve cevap vermelidir. Onu, yaşatmalı ve özlemlerini, amaçlarını yaşanılır kılmalıdır. Özellikle Türkiye işçileri, memurları ve emekçileri için bunu ifade ediyorum. Çünkü 75 yıl boyunca hep Mihri Belli, işçi dedi, emekçi dedi, işçi sınıfı en çok kullandığı kavram oldu, emekçiler en çok kullandığı kavram oldu. Onların adına duydu, yedi, yaşadı, çalıştı. Onların adına düşünce üretti, onların adına örgüt kurdu. Türkiye Emekçi Partisi’ni kurup, yöneten kişi oldu. Dolayısıyla başta işçiler ve emekçiler olmak üzere, tabi onların önemli bir parçası olmak üzere tüm gençlik, tüm kadınlar, tüm ezilen azınlık kesimler Türkiye’nin emekçileri olarak bu büyük emekçi önderinin anısına sahip çıkmak üzere, Demokratik Ulus Blok’unu örgütlenmeye yönelmeli. Demokratik Ulus Bloğu çizgisinde bilinçlenmeli, Kürtlerle kardeşleşerek AKP’ye karşı geniş bir Demokratik Ulus Bloğu Hareketi’ni yaratmayı bilmelidir. Türkiye’nin gençlerine, kadınlarına ve tüm emekçilerine düşen görev bu oluyor. Mihri Belli anısına doğru sahip çıkmanın gereği olarak bunu ifade edebilirim.

Kürtlere gelince, Kürt halkı, gençleri ve kadınları şunu bilmeli ki, Mihri Belli gerçektende ciddi bir dostlarıydı, yoldaşlarıydı, kardeşleriydi. Kürt kardeşliğini içinde derinden hissederek yaşayan bir kişilikti. Önder Apo ile ilişkileri de bu temelde oldu hep. Öyle ucuzdan kardeşlik sözü etmedi, dostluk sözü etmedi. Çeşitli zamanlarda dost görünüp, ondan sonra ortam biraz farklılaşınca yan çizen, uzaklaşan bir tutuma hiç bir zaman girmedi. O, gerçek bir dosttu, gerçek bir kardeşti, gerçek bir yoldaştı. Önder Apo’ya böyle bir yoldaş olmayı kesinlikle bildi. Bu bakımdan Kürt halkı, gençleri ve kadınları bilsinler ki, Mihri Belli şahsında büyük bir kardeşe, yoldaşa, dosta sahipler. Türkiye toplumu, halkı böyle büyük değerler ortaya çıkarabiliyor. Kendi mücadelesiyle birleşebilecek, kendine ortak kardeş olabilecek düşünce ve eylem yaratabiliyor. Bunu temsil eden kişilikler yaratabiliyor. Bu bakımdan da, bundan Kürt halkı da Mihri Belli kişiliğine büyük bir dost, yoldaş ve kardeş olarak sahip çıkmalı.

DEMOKRATİK ULUS BLOKU

Türkiye toplumuyla, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun demokratik çözümü temelinde birlik ve kardeşlik içerisinde bir Demokrasi Hareketi’ni örgütlemeyi, Demokratik Özerkliği böyle bir genel hareket halinde hayata geçirmeyi öngörmeli. Günümüzde Demokratik Ulus Bloğu Hareketi’ne 7’den 70’e tüm fertleriyle, daha büyük bir cesaret ve fedakârlık gösterme temelinde katılarak bu Blok Hareketi’ni geliştirmeyi bilmeli. Çünkü bilmeli ki, kendisi böyle mücadele ettikçe Türkiye’deki demokratik bilinç ve kardeşlik gelişiyor. Mihri Belliler ortaya çıkıyor. Birlikte Demokratik Özerklik temelinde özgür ve kardeşçe yaşayabileceği bir toplum oluşuyor. Onun içinde Türkiye toplumu gibi Mihri Belli gibi bir kardeşe, yoldaşa ve dosta sahip olduğu için gurur duymalı, onunla onur duymalı hem de bunun bir gereği olarak tabi Demokratik Ulus Blok’unu Türkiye genelinde geliştirebilmek için tüm gücüyle çalışmalı ve katılım gösterebilmeli. Mihri Belli’nin anısını Demokratik Ulus Bloğu Hareketi’nde yaşatmayı öngörmeli. Mihri Belli’nin anısına en kısa zamanda Demokratik Blok Hareketi’ni Türkiye’nin en güçlü siyasi akımı haline getirerek cevap vermeyi hedeflemeli. Türk ve Kürt halklarının Mihri Belli’nin anısına yanıt olmasının asgari hedefleri bu olmalı. Bunun için gerekirse zaman bile konulabilir, ama mutlaka en kısa zamanda böyle büyük bir kişiliğin anısına sahip çıkmanın gereği olarak da, içinde bulunduğumuz sürecin bizden isteklerini karşılamak için Demokratik Ulus Bloğu Hareketi’ni güçlü bir biçimde geliştirmeliyiz.

Bu temelde Kürt halkını, gençlerini ve kadınlarını da yeni Mihri Bellilerin ortaya çıkması için çalışmak, Türkiye toplumu ile demokratik birlik ve kardeşliği yaratacak Demokratik Ulus Bloğu Hareketi’ni güçlü bir biçimde geliştirmek için canla, başla çalışmaya çağırıyorum. -ANF

Beritan Sarya

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.