Karayılan: Savaşa Karşı Tek Şans, AKP'yi Geriletmek-1
Röportajlar / 11 Haziran 2011 Cumartesi Saat 09:05
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Başbakan Erdoğan’ın idam tartışmalarını gündeme getirmesini değerlendiren KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, “savaşa karar vermişler” diyerek,

Başbakan Erdoğan’ın idam tartışmalarını gündeme getirmesini değerlendiren KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, “savaşa karar vermişler” diyerek, Kandil’e dönük bir operasyon hazırlığının yapıldığını söyledi. Karayılan, önümüzdeki dönemde kapsalım bir savaştan kaçınmak için geriye kalan tek seçeneğin AKP’yi seçimlerde geriletmek olduğunu belirtti. “Kimse AKP’ye oy vermemeli” diyen Karayılan, “ABD ile anlaşarak, Ilıman İslam siyasetiyle tüm Ortadoğu’yu kapitalist modernitenin hizmetine sokmada rol üstlenen AKP hükümeti İslamiyet’e ihanet etmiştir” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, seçimlere bir gün kala ANF’ye önemli açıklamalarda bulundu. Karayılan, Erdoğan’ın PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik idamı gündeme getirmesini değerlendirirken, Kürdistan Bölgesi ve Kandil’e kapsamlı bir savaş hazırlığından bahsetti. “Erdoğan sağ oldukça ve AKP iktidarda oldukça Kürt halkının Önderliği özgür olmayacaksa çözüm ve barışın da asla mümkün olmayacağı anlamına gelmektedir” tepkisinde bulunan Karayılan, Öcalan bizzat gelip gerilla güçleriyle konuşmadan, ikna faaliyeti yürütmeden hiçbir gücün gerilla güçlerini dağdan aşağı indiremeyeceğini vurguladı.

AKP hükümetinin savaşa karar verdiğini ifade eden Karayılan, “Başbakanın bu tavrından sonra şunu söylemek mümkün; bunlar çözüm geliştirmeyecek, savaş geliştireceklerdir, savaşa karar vermişlerdir” diye belirtti. “Barış isteyen kesimler, birlik ve kardeşlikten yana olan kesimler Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğuna oy vererek, barışçıl bir sürecin önünü açmalıdır” mesajını veren Karayılan, “Eğer böyle bir inisiyatif gelişmezse büyük bir savaş ve direnişin gündeme geleceği kesindir” diye uyardı.

ARTIK GELİNEN NOKTADA DEVLETİN ADIM ATMASI GEREK

*Kürt Özgürlük Hareketi 15 Haziran’a kadar devletten somut bir adım beklerken, Erdoğan’ın buna yanıt olarak Sayın Öcalan’a yönelik idam tartışmalarıyla cevap vermesi, sizce ne mesaj içeriyor?

-Bugün Kürt sorunu bütün boyutlarıyla çözümünü dayatan bir sorun durumundadır. Bu sorun sadece Kürtler için değil tüm Türkiye için de stratejik önemde olan bir sorundur. Türkiye’de Kürt sorunu çözülmeden ne demokratik gelişme, ne ekonomik büyüme, ne de toplumsal refahın gelişmesi mümkün olamaz. Bu açıdan tarihin bu önemli aşamasında kendisini dayatan Kürt sorununda çözüm aklını geliştirmek Türkiye’nin geleceğini belirlemede önemli bir çıkışı yapmak anlamına gelmektedir. Önder Apo ve Özgürlük Hareketi Kürt sorununda barışçıl demokratik çözümü geliştirmek için yapılması gereken ne varsa hepsini yapmıştır. Artık gelinen noktada Türk devleti ve hükümetinin buna karşılık vermesi ve adım atması gerekmektedir.

ÖCALAN DEVLET HEYETİNE ÜÇ AYRI PROTOKOL SUNDU

Bilindiği gibi Önderliğimizle devlet adına hareket eden bir heyetin yürüttüğü görüşmeler vardır. Eğer herhangi bir değişiklik olmazsa bir hafta içerisinde son bir görüşme gerçekleşecektir. Bu görüşme sıradan, rutin bir görüşme değil, bu diyalog sürecinin sonucunu tayin edecek bir görüşme olacaktır. Geçen ay yapılan görüşmede Önderliğimiz derin bir tecrübe ve ciddi bir yoğunlaşma ile birbirini tamamlayan, bütünleyen üç ayrı protokol tasarısını hazırlamış ve devletin heyetine sunmuştur. Devletin heyeti bu tasarılar hakkında görüş belirtmemiş, ciddi bulduklarını bunu bizzat başbakanın ve devletin diğer mercilerine sunacaklarını, cevabını 15 Hazirandan önce getireceklerini ifade etmişlerdir. Verilecek cevap sürecin kaderini tayin edecek nitelikte bir cevap olacaktır. Bundan sonra barışçıl bir çözüm süreci mi gelişecek, yoksa yeni bir imha, direniş ve savaş süreci mi gelişecek, netleşmiş olacaktır. Bu nedenle kritik olan bu sürecin yönünü tayin etmede çok önemli olacaktır.

BELLİ Kİ BAŞBAKAN KARARINI VERMİŞ

Böylesine önemli bir cevap sürecinin beklenildiği bir aşamada başbakanın seçim propagandası boyunca başta Önder Apo olmak üzere Özgürlük Hareketini ve Kürt toplumunun bütün değer yargılarını hedefleyen tarzda saldırması aslında onun bu sürece nasıl yaklaşmakta olduğunu gösteriyordu. Fakat son üç günde özellikle de Önderliğimize ilişkin Kürt sorununun temel esaslarına ilişkin yaptığı belirleme ve gerçekleştirdiği çirkin saldırılarla başbakan Tayip Erdoğan’ın Kürt sorunundaki gerçek zihniyetini bütün boyutlarıyla açığa vurmuştur. Kürt sorununun çözümüne barışçıl-demokratik yöntemlerle değil, şiddetle, katlederek, tasfiye ederek gitmek istediğini çok net bir biçimde ortaya koymuştur. Şimdi heyetin İmralı’ya gitmesinden önce başbakanın bu denli ahlaksızca, çirkef ve en alçak bir biçimde saldırgan üslubu kullanması aslında cevabın da nasıl olacağını göstermektedir. Yani belli ki başbakan kararını vermiştir.

SAVAŞ İLANI ANLAMINA GELİYOR

Başbakan bu konuda baştan beri Türk devletinin sürdürdüğü sömürgeci zihniyetin yeni dönemdeki temsilcisi olarak Kürt sorununu şiddet yöntemiyle çözmede ve yeni bir katliam sürecini geliştirmede kararlı olduğunu göstermiştir. Kürt halkına ve inandığı değerlere büyük hakaret içeren, hiçe sayan ve saldırgan tutumu hareketimize ve halkımıza karşı bir savaş ilanı anlamına gelmektedir.

İDAMI SAVUNAN BİR BAŞBAKANIN ÇÖZÜM GELİŞTİRMESİ MÜMKÜN MÜ?

“1999’da ben hükümette olsaydım ya asardım ya da bırakır giderdim”. “Tayip Erdoğan sağ oldukça ve AKP tek başına iktidar oldukça Öcalan hakkında verilen idam kararında asla bir değişiklik olmayacaktır” sözlerini kullanan bir kişinin çözüm geliştirmesi mümkün müdür? Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana sürdürülen sömürgeci politikaları en şoven bir biçimde dayatan bu bakış açısı Kürt halkının iradesini ezmek ve sonuç almak için her şeyi göze alan bir bakış açısıdır. Sorunun çözümünde insani duyguları değil, sadist duyguları ön plana çıkaran ve savaşla sonuç almayı önüne koyan şoven, ırkçı bir anlayıştır.

ÖCALAN GELİP GERİLLA İLE KONUŞMADAN HİÇBİR GÜÇ GERİLLAYI DAĞDAN İNDİREMEZ

Toplumsal uzlaşma ancak karşılıklı af ve yeni bir zihniyetle olabilir. Fakat Başbakanın zihniyetinde çözüm yoktur, bu zihniyetin içinde ezme, teslim alma ve katliam vardır. Şu gerçeği herkes çok iyi bilmelidir; Önder Apo bizzat gerilla güçleriyle gelip konuşmadan, Kürdistan sathına yayılmış irili-ufaklı birimlerle bizzat irtibata geçmeden, ikna faaliyeti yürütmeden hiçbir güç, hiçbir kuvvet gerilla güçlerini dağdan aşağı indiremez. Ben de indiremem ve indirmem de. Hiçbir yönetim de indiremez. Kürdistan dağlarında derinliğine yerleşmiş, halkı arkasında olan Kürdistan özgürlük gerillasını hiçbir güç, hiçbir teknik ve ordu kuvvetinin zorla indirmesi de mümkün değildir.

EĞER SAĞ OLDUKÇA ÖCALAN ÖZGÜR OLMAYACAKSA O ZAMAN BARIŞ DA ASLA MÜMKÜN OLMAYACAK

Erdoğan sağ oldukça ve AKP iktidarda oldukça Kürt halkının Önderliği özgür olmayacaksa çözüm ve barışın da asla mümkün olmayacağı anlamına gelmektedir. Bu gerçeği Erdoğan çok iyi bilmektedir. Bunu bilerek, milyonlar karşısında böyle bir taahhütte bulunuyorsa bu şu demektir; iktidarım boyunca PKK ve Kürt halkıyla savaşacağım, asla barış yapmayacağım, anlamındadır. Açık ki bu zihniyet demokratik çözüm ve barıştan uzak imhacı bir zihniyetten başka bir şey değildir. Bu zihniyete karşı bizim vereceğimiz tek cevap vardır; sonuna kadar direnmek, sadece direnmekle kalmayıp, zaferi elde etmek için askeri, siyasi ve toplumsal açıdan onur ve şerefimizle özgürce bir yaşam için mücadeleyi yükseltmek olacaktır.

15 HAZİRAN’A KADAR TUTUMUMUZU KESİNLEŞTİRECEĞİZ

Açık ki halkımız Erdoğan’ın ırkçı-şoven politikalarıyla savaş ilanına karşı geri adım atmayacak, kendi özgür demokratik özerk sistemini kuracak ve zafere yürümeyi bilecektir. Fakat biz seçim sonuçlarını, bu sonuçlara adil yaklaşıp, yaklaşmayacaklarını, 15 Hazirana kadar devletin Önderliğimize vereceği cevap ile ondan sonra devletin geliştireceği politikalarına bakarak, sürece ilişkin tutumumuzu kesinleştireceğiz. Her ne kadar şimdiden başbakanın tutumu belli olmuş olsa da devletin resmi kararı ve seçim sonrası ortaya çıkacak politikaların yeni dönemi belirlemede esas alınacağı açıktır.

SALT SEÇİMLE ÖZGÜRLÜĞÜN GELMEYECEĞİ ÇOK İYİ BİLİNMELİ

Bu açıdan tarihin bu önemli aşamasında yarın gerçekleşecek olan seçimlerin de büyük bir önem arz ettiği ortadadır. Seçimlerde hangi sonuç çıkarsa çıksın salt seçimle özgürlüğün gelmeyeceği çok iyi bilinmelidir. Ancak bu seçimlerde özellikle Kürdistan toplumunun savaş yanlısı sistem partilerine değil de demokratik cumhuriyet ve demokratik özerklik eksenini esas alan demokratik ulus bloğunu tercih etmesi, bağımsız adayların Kürdistan'da oyların çoğunluğunu alması süreçle ilgili karar verecek olan güçlerin kararları üzerinde etkili olacaktır. Hem uluslar arası düzeyde hem ulusal düzeyde karar vericiler üzerinde etkili olacağı ve barışçıl demokratik çözümden yana kamuoyu oluşturacağı kesindir. Özellikle özgürlük hareketini tasfiye etme ve savaşla çözmeyi önüne koyan, Kürt halkına saygısız davranan ve hakaret eden AKP’nin bu seçimde gereken cevabı alması sonuç üzerinde kesin etkili olacaktır.

BÜTÜN YURTSEVERLER, DEMOKRATLAR, DİNDARLAR AKP’YE TAVIR ALMALI

Burada tüm halkımız ve barıştan yana olan tüm kesimler özellikle samimi dindar örgütler ve çevreler, AKP’nin Kürt politikasında açığa çıkan bu gerçeği görmelidirler. Çizgisi ve geçmiş pratiği bir yana sadece Erdoğan’ın son üç günde sarf ettiği sözlere dayanarak, AKP gerçeğini görmek mümkündür. “Ben sağ oldukça Öcalan asla İmralı’dan çıkmayacaktır” diyor. “Asla ana dil eğitimi olmayacaktır” diyor. Daha önce Hakkâri’de “sevmeyen terk etmeli” demişti. Bu sözler asla çözüm ve barış geliştirmeyeceğim, bu işi savaşla çözeceğim anlamına gelmektedir. Bu sözlerden sonra onurlu bir Kürdün, kendine ben Kürdüm diyen tüm şahsiyetlerin bu partinin çatısında kalması mümkün müdür? Bu partiye oy vermesi mümkün müdür? Bu parti Kürtleri katletmeyi önüne koyan bir partidir. Namuslu bir Kürt, vicdanlı bir Kürt, dinine, imanına bağlı bir Kürt, AKP’nin Kürdistan’da yürüteceği katliam politikasına ortak olmamalıdır. Ona destek olmamalıdır. Ona oy vermek katliamlarına destek vermek ve katılmaktır. Bütün Kürdistanlı dindarlar, bütün demokratlar, bütün yurtseverler, halkların kardeşliğinden, demokrasiden yana olan bütün kesimler, AKP’nin Kürt politikasında açığa çıkan bu gerçeği karşısında 12 Haziranda tavır almalıdır.

KİMSE AKP’YE OY VERMEMELİ

Kimse AKP’ye oy vermemelidir. Kürt halkı metropollerde, Kürdistan’ın her yerinde bağımsız adaylar olsun-olmasın AKP’ye oy vermemelidir. Çünkü AKP Kürdistan’da katliam sürecini hazırlayan, geliştiren ve daha kapsamlı bir biçimde geliştirecek olan bir partidir. Böyle bir partiye ve böyle bir lidere barıştan yana savaşa karşı olan hiç kimse oy vermemelidir. Şunu bilelim; AKP’ye giden her oy savaşa giden oydur. Bu bakımdan barış isteyen kesimler, birlik ve kardeşlikten yana olan kesimler Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğuna oy vererek, barışçıl bir sürecin önünü açmalıdır.

BAŞBAKAN SAVAŞA KARAR VERMİŞ, TEK ŞANS VAR...

Başbakanın bu tavrından sonra şunu söylemek mümkün; bunlar çözüm geliştirmeyecek, savaş geliştireceklerdir, savaşa karar vermişlerdir. Ama zayıf da olsa tek bir şans vardır; o da eğer bu seçimlerde genel olarak AKP gerilerse ve Kürdistan illerinde birinci parti olmazsa bunun karşısında Emek, Özgürlük ve Demokrasi bloğu ekseriyeti alırsa bu hem uluslar arası düzeyde bir etki yaratacak hem de Türkiye kamuoyunda bir kanaat oluşturacaktır. Böyle bir sonuç karşısında Erdoğan’ın bu zihniyeti uygulama zemini bulmada zorlanacak ve geri adım atma ihtimali gelişecektir. Önümüzdeki dönemde kapsamlı bir savaşın olmaması için geriye sadece ve sadece bu olasılık kalmıştır. Bu nedenle şunu söylemek çok doğru olacaktır; Kürdistan’da barışı ve demokratik çözümü isteyenler Emek, Özgürlük ve Demokrasi adaylarına oy vermelidir. Bilinmeli ki AKP’ye giden her oy savaşa giden oydur.

SON GÜNDE DOĞRU KARAR VERMEK...

Bu konuda tüm halkımızın, özellikle şimdiye kadar AKP’ye inanan, vicdan sahibi, savaş istemeyen bütün kesimlerin bir daha düşünmesi gerektiğini belirtiyorum. Son günde doğru karar vermek üzere savaştan yana değil, Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümünden ve demokratik özerklikten yana, demokratik cumhuriyetten, halkların kardeşliğinden yana olanları tercih etmek gerekiyor. AKP’nin bu savaş ve gerginlik politikası karşısında duracak olan tek irade Kürt halkının ekseriyetinin blok yanında yer alması olacaktır. Bunun için ben tüm halkımızın özellikle bu son üç günde Tayip Erdoğan’ın yaptığı konuşmaları değerlendireceğini ve kararını en doğru bir biçimde alarak, adil ve onurlu barıştan yana tavır alacağını düşünüyorum. Eğer böyle bir inisiyatif gelişmezse büyük bir savaş ve direnişin gündeme geleceği kesindir. Savaşın olmaması için seçimlerde barış tercihinin kazanması gerekmektedir. Herkes sandık başına giderken bunu düşünerek ve vicdanına danışarak karar vermelidir.

BİZ KİMSEDE AF BEKLEMİYORUZ...

Biz sömürgeci yasaların kaldırılmasını halkımızın halk olmaktan kaynaklı temel haklarının verilmesini istiyoruz. Sömürgeci yasalar kalktığında Önder Apo değil, Dersim’de yetmiş bin kişiyi katledenler, Ağrı’daki Zilan katliamını yapanlar ve on yedi bin faili meçhul adı altında cinayet talimatını verenlerin suçlu oldukları görülecektir. Öncelikle Kürt halkına karşı yapılmış haksızlıkların giderilmesi ve Kürt Halk Önderliğinin özgürleşmesi bir uzlaşma için şarttır. Bu olmadan yani Türkiye cumhuriyeti kendi tarihiyle yüzleşmeden, gerçekler açığa çıkarılmadan bir toplumsal uzlaşmanın gerçekleşmesi mümkün değildir. Biz kimseden af beklemiyoruz. Ama sömürgeci yasaların kaldırılması ve adil yargılama için hakikat ve adalet komisyonunun kurulmasını istiyoruz.

*Erdoğan’ın idama ilişkin açıklamaları sadece seçim kampanyasında milliyetçilerin oylarını cezbetmeye yönelik olarak değerlendirilebilir mi?

-Erdoğan’ın Kürt sorununa ve Önderliğimize ilişkin söylemlerini bir seçim söylemi olarak değerlendirmek yanlıştır. Çünkü Kürt sorununda karar süreci yaşanıyor. Önümüzdeki bir haftalık süreç karar sürecidir. 15 Haziran gündemidir. Yaptığı konuşmalar seçim propagandasını çok çok aşan şeylerdir. Dolayısıyla daha çok Kürt sorununa ilişkin tutumunu ortaya koymuştur. Aslında bu tutumunu ortaya koyarak, bizi ve Kürt halkını tehdit etmektedir. Geri adım atmasını sağlamak istemektedir. Kürt halkı her yerde demokratik özerkliğin kuruluşunu kararlaştırıyor. Demokratik özerlik şu aşamada inşa sürecini hızla gündemleştirmiş bulunuyor. Erdoğan bu karşı saldırıyla hem tehdit etmekte, geri adım atmaya zorlamakta ve hem de kendi tutumunu ortaya koyarak, bu sorunda taviz vermeyeceğini, savaşacağını, Kürtlerin mevcut sömürgeciliği kabul etmekten başka çaresinin olmadığını ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu nedenle biz bu söylemlerini sadece bir seçim propagandası olarak görmüyoruz. Bu mesele ciddi bir meseledir. Bazı şovenist çevrelerin oylarını almak üzere milliyetçi söylemlerini arttırması belki normal görülebilir. Ama bu milliyetçi söylemlerin ötesinde bir savaş çığırtkanlığıdır. Kürt halkını rencide eden bir üslubu sürekli bir biçimde kullanmasıdır. Biz Çillerleşti, dedik. Aslında bu son üç gündeki üslubuyla Çillerleşmeyi de aşmıştır, MHP’nin de ötesine geçmiştir. Kullandığı üslup bugün Devlet Bahçeli’nin üslubundan çok daha ağırdır. Dolayısıyla bu öyle basit seçim hesaplarıyla izah edilemez.

ERDOĞAN’IN KUYRUK ACISI

*Erdoğan’ın özellikle din konusunda saldırmasının nedeni nedir?

-Kuyruk acısı oradan geldiği için en çok oradan saldırmak istemektedir. Yalana-dolana dayalı, tamamen psikolojik savaş yöntemleriyle, masa başında üretilen bir propaganda sürecini geliştirmektedir. Hem de herkesin gözüne baka baka yalan söyleyerek, bunu yapmaktadır. Başta Önderliğimiz için “bunlar Apo’yu peygamber olarak görüyorlar” dedi. Daha sonra onunla da kalmadı “yarı tanrı olarak görüyorlar” dedi. Bunlar “biz Zerdüşt’üz diyorlar” dedi. Bu büyük bir çarpıtmadır. Kürt din adamları bu konuda defalarca açıklama yaptılar. Doğrudur, bu halkın eski dini Zerdüştiliktir. Söylenen budur, başka da bir şey söylenmemiştir. Önder Apo bu halkın Önderliğidir. Ama Erdoğan bütün bunlara rağmen bu çarpıtmalarını sürdürdü. Yine “Kürtçe ezan okunmuş” deniyor. Nerede Kürtçe ezan okunmuş? Bunun belgesi nerededir? Ortada bir şey yoktur. Sözüm ona “Suruç’ta okunmuş” deniliyor. Bu tamamen yalana dayalıdır. Onlarca kere açıklamalar yapıldı, bunun hiçbir aslı astarı yoktur, hiçbir belgesi yoktur. Bu konuda bazı köşe yazarları da belgesi nerede diye sormaktadır. Başbakan meydanlarda tamamen yalan konuşuyor, Kürt halkına hakaret ediyor, değerlerine saldırıyor, tüm yandaş medya da bunu işliyor. Yürütülen tamamen yalana dayalı psikolojik bir savaştır. Kürt halkını hedef gösteren ve ötekileştiren bu şoven ve ırkçı üslup çok tehlikeli bir üsluptur.

İMAM HATİP’E BELKİ KENDİLERİ BOMBA ATMIŞ

Amed’te İmam Hatip öğrencilerinin yurduna kimin bomba attığı belli değil, belki de kendileri yapıyor. Özgürlük hareketi böyle bir şey yapmamıştır. Kendileri üretmiş, kendileri yapmış ve kendileri propaganda yapmaktadırlar. Bütün bunları neden yapıyorlar? Çünkü şimdiye kadar Kürt halkını dini istismar ederek, kandırıyorlardı. Şimdi artık şapkaları düştü ve kel göründüğü için yalana sarılıyor ve saldırıyorlar.

YALAN SÖYLEMEK GÜNAHTIR

Bu iddiaların hiçbir temeli yoktur, hepsi düpedüz yalandır. Peki, yalan söylemek Müslümanlıkta günah değil midir, Müslümanlıkta yalan söylemek var mıdır? Söylemleriniz neden bu kadar temelsizdir? Açık ki bunların Müslümanlıkla bir alakaları yoktur. Bunlar iktidar Müslümanlarıdırlar. İktidara gelmek için Müslümanlığı kullanan kişilerdir. AKP iktidar İslamiyet’ini esas alıyor. Gerçek Medine İslamiyet’ini, adaleti, hukuku, temiz duyguları temsil eden İslamiyet’i değil. Bunlar iktidar İslamiyet’ini temsil ediyorlar.

HEPSİ MİLYONER OLDULAR

Hepsi dokuz yılda milyoner olmadılar mı? Zengin olmadılar mı? Bu kadar basın-yayın, bu kadar sermaye nereden çıktı? Hepsini bu halkın sırtından çalmadılar mı? Açık ki şimdiye kadar dini istismar ediyorlardı. Şimdi bu koz ellerinden alındı, artık kullanma imkânları kalmadı. Onun için Erdoğan ha bire o cepheden saldırıyor, belki sonuç alırım, diye bu biçimde yalana dayalı bir psikolojik propaganda tarzını geliştirmektedir. Bütün bunlarla AKP Kürt sorununda bir çözüm partisi olmadığını ve çözüm zihniyetini taşımadığını ortaya koymuştur.

AKP HÜKÜMETİ İSLAMİYET’E İHANET ETTİ

Asıl olarak ABD ile anlaşarak, Ilıman İslam siyasetiyle tüm Ortadoğu’yu kapitalist modernitenin hizmetine sokmada rol üstlenen AKP hükümeti İslamiyet’e ihanet etmiştir. Kürt halkını bastırmak ve on iki yıllık iktidarını garanti altına almak için bu kirli anlaşmayı yapan AKP hükümeti İslam Alemini batıya peşkeş çekmektedir. Sahte İsrail karşıtlığı da açığa çıkmıştır. Şimdi gizli görüşme ve anlaşma süreci içerisindedirler. Böylece AKP’nin bütün alanlarda gerçek kimliği bugün daha net bir biçimde açığa çıkmış bulunmaktadır.

TASFİYEDEKİ BAŞARISIZLIK NEDENİYLE SALDIRIYORLAR

Başbakanın Hareketimize, Önderliğimize ve BDP’ye bu denli iğrenç bir üslupla saldırmasının altında yatan gerçek özgürlük hareketini tasfiye etmede yaşadığı başarısızlıktır. Bunun için kudurmuştur. Şimdiye kadar Kürt halkını özgürlük davasında başarısız kılan bazı stratejik yetersizlikeri bugün Kürt halkı aşmış bulunmaktadır. Tarih boyunca Kürt halkının Önderlik konusunda yaşadığı boşluk büyük acılara ve başarısızlıklara neden olmuştur. Bugün Önder Apo şahsında bu boşluk artık aşılmıştır. İkinci önemli husus ise tarihin her döneminde egemen devletler Kürt halkının inançlarını kullanarak, dini istismar ederek, boyun eğdirmeyi esas almışlardır. Yani Kürdistan üzerindeki egemenliklerini din kardeşliği vb. söylemlerle sürdürmeyi geliştirip, sömürgeci sistemlerini hâkim kıldırmışlardır. Ama şimdi Kürt halkı önderliksel aydınlanma temelinde son aylarda geliştirdiği devletsiz Cuma namazlarıyla kendi dini inancına ve dini duygularına bağımsızca sahip çıkmayı geliştiren bir iradeyi ortaya çıkarmıştır. Bu çok önemli bir husustur. Kürt halkı devlet yoluyla değil, bağımsız bir biçimde kendi dini inançlarına sahip çıkmayı başarmıştır. Bu aynı zamanda dini devletin elinde bir istismar aracı olmaktan kurtaran bir tutumdur. Bu açıdan çok önemlidir. Hem dini açıdan hem de ulusal açıdan önemlidir. Yani Kürt halkı kendi dinine bağımsızca sahip çıkacak iradeyi, bilinci ve toplumsal duruşu gerçekleştirmiştir. Bu çok stratejik bir konudur.

BAŞBAKAN VE SÖMÜRGECİ ZİHNİYETİ ÇILDIRTAN GELİŞMELER...

Diğer üçüncü bir husus ise Kürt toplumunun yaşadığı büyük dağınıklık ve bir çatı altında bir araya gelememe durumuydu. Birliğin ve önderliksel bir perspektifin olmayışından yararlanan sömürgeci güçler Kürt halkı içerisindeki mezhep ayrılıklarını, lehçe ayrılıklarını, bölge ayrılıklarını çokça kullanmışlardır. Bunu bölmek, parçalamak ve yönetmek için çok yaygın geliştirdiklerini iyi biliyoruz. Ama bugün özellikle de seçim öncesinde Kürt halkının yarattığı bir ulusal birlik perspektifi vardır. Hatta sadece ulusal demokratik birlik değil aynı zamanda gelişen blokla birlikte Türkiye halkıyla da birlik yolunu açan, demokratik ulus eksenini geliştiren bir çerçeveyi pratikleştirme sürecindedir. Bu hususun da küçümsenemez bir gelişme olduğu açıktır. Toplumsal gelişmenin kendi içinde yaşadığı köklü sosyal dönüşümle birlikte mücadelesiyle yarattığı önderliksel gerçekleşme dini inancına bağımsızca sahip çıkma tutumu ve demokratik ulusal birliğini geliştirme düzeyi ile demokratik ulus bloğunun gelişmiş olması çok önemli gelişmelerdir. Bunlar zafere yürümenin temel koşullarıdır. Kürt halkı artık başaracak ve özgürlüğüne kavuşacaktır. Esas olarak Başbakanın ve tüm sömürgeci zihniyet sahiplerini çıldırtan gelişmeler bunlardır. Başbakanın bu denli saldırmasının altında da bu gerçeklik yatmaktadır. -ANF

Gülistan Tara

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info   
Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.