Öcalan: Yeni Bir Döneme Girildi
Umudun Zaferi / 17 Kasım 2009 Salı Saat 15:04
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
"Yeni bir safhaya girildi. Bu dönem bu safha nedir, bu önemlidir, bunu anlamak gerekiyor. Yine de olumlu bir gelişme olursa, adım atılırsa ben yine rolümü oynarım."

Öcalan, ‘’Devlet içinde çözüm isteyen ve istemeyen kesimler var. Bundan sonra hangisi galip gelir, bu, devlet içindeki bu iki gücün mücadelesine bağlıdır. Yeni bir safhaya girildi. Bu dönem bu safha nedir, bu önemlidir, bunu anlamak gerekiyor’’ dedi.

İRAN’DAKİ TUTSAKLARI SELAMLIYORUM
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgiye göre görüşmede İran’daki idamları değerlendiren Öcalan, “İran cezaevlerindeki tutsaklara hem selamlarımı hem sabır ve metanet dileklerimi iletiyorum. İran, kendi içindeki bu son sıkışmışlıkla birlikte idama yöneliyor. Daha da baskıcı hale gelebilirler. Kendi Belucilerine, Kürtlerine ve Azerilerine karşı daha da sertleşebilirler. Ama aynı İran, ilişkide kurabilir. İran’ın her zaman böyle ikili politikaları olmuştur. Bu siyasete karşı tedbirli olmak gerekir” dedi. Öcalan, özetle şu bilgileri verdi:

SURİYE’DE KÜRTLER KONTROL ALTINDA
“Suriye cezaevlerinde de baskılar var. Suriye daha çok Türkiye’ye bakıyor. Türkiye’ye göre davranıyor. Suriye oradaki Kürtleri kendinden sayıyor. Diğer devletlere oranla Hafız Esad’tan beri daha olumlu bir duruşları var. Belki zaman zaman baskılarını arttırabilirler ama fazla ileriye gitmezler. Suriye daha çok istihbaratla Kürtleri kontrol altında tutmak istiyor. Oradaki Kürtler açısından Suriye’ye karşı düşmanlık yapmamak kadar, demokratik hakları için mücadelelerinden taviz vermemek de önemlidir. Demokratik örgütlenmelerini geliştirebilirler.”

TARİH İKİ KERE YAŞANMAZ
“Savunmalarımda neolitik dönemin fazla olumlandığına ilişkin değerlendirmelere dönük şunu söyleyebilirim: Orada yaşanan bir dönem ve ilişkiler var. Tarih iki kere yaşanmaz. Ben o dönemin bu güne uyarlanması gerektiğini söylüyorum. Ben orada tekillik ve evrensellik gerçeğini iyi bir şekilde açıkladığım kanısındayım. Yine Zerdüşti paradigma diyenler var. Zerdüştü bir dil yani. Nietzche ‘Zerdüşt Böyle Buyurdu’ demişti. Yani (kendi döneminde yaşasa) Zerdüşt Böyle Buyururdu demek istiyordu. Bu şekilde Zerdüşt’ü esas alarak kendi düşüncelerini anlatıyordu. Ben savunmalarımla yol yöntem gösteriyorum. Ben olmasam da bu savunmalar yol göstericidir, bunlardan faydalanarak yol alınabilinir.”

KAPİTALİZM ELEŞTİRİSİ YAPIYORUM
“Başarılı bir kapitalizm eleştirisi yapıyor, Kapitalist Modernite’yi çözümlüyorum. Kapitalizmin maskesini düşürüyorum. Avrupalı aydınlar utanç duymalılar. Onlar orada doğru dürüst bir şey yapamadılar. Bunları kendimi övmek için de söylemiyorum. Mesela Hannah Arendt, çok iyi bir politik filozoftur ama bu gerçekliğin ancak kıyısından geçiyor. Bu filozoflar sadece işin teorisiyle ilgileniyorlar. Ben hem teori hem de pratikle, pratik siyasetle de ilgileniyorum. Arendt ancak bir ufuk açıyor. Koskoca Marks’ı dahi kapitalizm yuttu, kapitalizmi iyi çözemediklerinden sonuç olarak kapitalizme hizmet etmiş oldular. Lenin de bu nedenle pratikte çaresiz durumdadır. İki şeyi geliştiriyor; endüstriyalizm ve ulus-devlet. Stalin de sonuç olarak kapitalizme hizmet etmiştir. Mao yine aynı şekilde. Şu an Mao’nun yarattığı Çin, ABD kapitalizmini ayakta tutuyor, ABD’ye hizmet ediyor. Rusya da Avrupa kapitalizmini ayakta tutuyor ve ona hizmet ediyor. Savunmalarımda bu hususları detaylıca işledim. Ben bu nedenlerle Mustafa Kemal’i önemsiyorum. Mustafa Kemal bunlara karşı bağımsız kalmak istiyordu. Bunları ordusuyla kovdu ama sistemini aşamadı, bu sisteme teslim oldu; kendini yaşatmak için İngilizlerle uzlaşmak zorunda kaldı ve Kürtler de bu hale geldi.”

KÜRTLERİ AĞIR ELEŞTİRİYORUM
“Kürtlerin başına neden bunlar geldi, Kürtleri neden bu hale getirdiler? İ. Beşikçi de “1920’lerin başında neler yaşandı, ne oldu? Kürtler bunları mutlaka bilmek zorunda” diyor. Bu konuda Kürtleri ağır eleştiriyorum diyor. Doğrudur. Kürtler 1920’leri bilmek zorunda. Ben bu yılları araştırdım. Her şey benim için netleşmiştir. 1921 Kahire toplantısıyla Kürtlerin durumu masaya yatırılmıştır. İngilizler Mustafa Kemal’e verdiği destekten dolayı Kürtlere çok öfkelidir. Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal’e destek veren tek halk Kürtlerdir. Araplar, Lawrence’in politikalarını kabul ederek Osmanlıya karşı cephe almışlardı. Diğer halkların zaten çoğu ayrılmıştı. Sadece Kürtler Mustafa Kemal’e destek verdi. Binbaşı Noel, Kürdistan’a gelmişti, ilk Adıyaman’dan başlamıştı; Kürtleri, Lawrence’in Arapları örgütlediği gibi örgütlemek istemiş, birçok tedbir almışlardı Mustafa Kemal’e karşı. Ama Kürtler Urfa’dan başlamak üzere, Göklü’den bazı aşiretler, bizim aşiret, Beraziler, Dengir Fırat’ın aşireti ve diğer aşiretlerin aldıkları önlem sayesinde Mustafa Kemal’i korudular. Araplar içinde Lawrence’in planları tutmuştu ama Noel’in Kürtler için planı Kürtler destek vermediği için başarısız oldu. Kürtler İngiltere’nin Ortadoğu ve Kafkasya planlarına engel oldular. Burada İngiltere Kürtlere karşı büyük bir öfke duydu. Ve Kürtlere karşı bilinen politikaları geliştirdiler. 1940’lardan sonra da ABD ile birlikte aynı politikalara devam ettiler.”

KÜRTLER GÜNEY’E HAPSEDİLMEK İSTENİYOR
“Suriye’deki Kürtler Misak-ı Milli sınırları içinde vardı. Bu parçayı Fransızlara verdiler. Yine Irak Kürtleri de Misak-ı Milli sınırları içindeydi. Bu parçayı da İngilizler alıp Irak’a dahil ettiler. Musul ve Kerkük’ü de, ki orada büyük bir petrol bölgesi vardı, bu bağlamda İngilizler aldılar. Irak ve Suriye’deki Kürtlerin üzerine fiziki olarak gideceklerdi. Türkiye’deki Kürtlerin üzerine de aynı şekilde hem fiziki hem de kültürel soykırım olarak gideceklerdi. Ermenilerin uğradığı akibetin aynısını Kürtlere yapmayı planladılar. Ermenileri nasıl Anadolu’dan çıkardılarsa Yunanlıları (Rumları) da Anadolu’dan sürdüler. Kürtlere de aynı planı uygulamak istediler. Mümtaz Soysal bugün için de mübadeleden bahsetmişti. Kürtleri Avrupa’ya mı, Güney’e mi nereye sürüyorlarsa sürsünler, diyor. İşte Ermenileri küçük bir Ermenistan’a mecbur ettiler, Rumları küçük bir Yunanistan’a mecbur ettiler. Şimdi de Kürtleri Güney’deki yapılanmaya, ben buna devletçik diyorum, hapsederek kontrol altına almaya çalışıyorlar.”

KAHİRE KONFERANSI
“1921 Kahire Konferansıyla bu planlamayı yaptılar. Daha sonra Türkiye’ye; “biz Suriye ve Irak’taki Kürtleri hallediyoruz, siz de oradaki Kürtleri ne yapıyorsanız yapın, yaptıklarınızda serbestsiniz” dediler. Mustafa Kemal de daha sonra kendini yaşatmak için İngilizlerle uzlaşmak zorunda kaldı. Kürtler devletin bu politikalarını kavradığı zamanlarda artık iş işten geçmişti. Azadi Örgütü ve Cibranlı Halit Bey harekete geçmişse de başarılı olamadılar. Cumhuriyetin laik karakteri de 1923’te anlaşıldığı, nasıl bir cumhuriyet kurulduğu anlaşıldığı vakit artık iş işten geçmişti. Kürtler 1925’te ancak anlamaya başladılar ancak başarılı olamadılar.”

BÜYÜK ŞOV SONA ERDİ
“Bugün için bazı görüşleri yan yana getirdiğimizde anlıyoruz ki devlet içinde bu sorunu çözmek isteyen bir grup var. Ama Hükümetin ne yapacağı artık belli oldu, büyük bir şovdu sona erdi. Ben daha önce de tahmin ediyordum ama yine de çözüm konusunda iyiniyetli olup olmadıklarını görmek gerekiyordu. Ben AKP’nin samimi olduğundan ciddi şüphe duyuyorum. CHP ve MHP’yi konuşturan güç- merkez ile AKP’yi konuşturan güç-merkez aynıdır. İkisi de aynı yerden yönlendiriliyor. Bunları yönlendiren, kontrol altında tutan güç, Kürtlerin de bir kısmını kontrolde tutmak istiyor. DTP’ye “işte siz bu planımızı kabul etmezseniz, sizi tasfiye ederiz” mesajı veriliyor. Kapatma meselesi de bu nedenle gündemde tutuluyor. Yüzlerce DTP’li tutuklandı, tutuklanmaları da devam ediyor. Çok daha büyük operasyonlar da olabilir.”

YENİ SORUŞTURMA AÇILDI
“Sağlığım buradaki şartlarla ve süreçle bağlantılıdır. Yeni bir soruşturma da açıldı. Önümüzde yeni bir dönem başladı. Avukatlarıma da bu nedenle ceza veriliyor, bu şekilde baskı kuruyorlar. Ben de burada siyasi bir rehineyim, bu konumum iyi bilinmelidir. Sağlık durumum da bununla bağlantılıdır. Ben bunu şöyle bir benzetmeyle açıklayabilirim; solunum cihazına bağlı birisi gibiyim. İstedikleri zaman fişi çekebilirler. İşte disiplin soruşturması gibi şeylerle, cezalarla bir çekiyorlar bir takıyorlar. Burada sağlık durumum da iyi değil. Sürekli kaşıntı var, idrar sisteminde sorun var. Yine nefes alıp vermekte güçlük çekiyorum, burası çok havasız, hava alamıyorum. Ayrıca gözlerimi sürekli kapatmak zorunda kalıyorum, açıp kapatmakta zorlanıyorum. Boğazımda sürekli akıntı var. Uyuyamıyorum. Klimayı açınca rahatsız oluyorum. Kış geliyor, daha da zorlanacağım. Burada bir gün yaşamak bile mucize. Benim burada yaşamam bir mucizedir. Ölebilirim de ama sağlığım bu sorunla bağlantılı. Benim konuşmamı istemiyorlar. Eğer barış için samimilerse ben rol alırım. Daha önce de belirttim, önüm açılmazsa bu rolü oynayamam. Gidip konuşursam ikna edebilirim. Ben bunu barış grubunun gelişiyle ispatladım. Gelenlere ve karşılayan halkımıza şükran borçluyum.”

TÜRKİYE’YE BEKÇİLİK GÖREVİ VERİLDİ
“Beni buraya getiren güç bellidir. Burada Türkiye Cumhuriyeti’ne sadece bekçilik ve gardiyanlık görevi verilmiştir. Burayı yine ABD ve İngiltere yönetiyor. Benim üzerimden Kürt hareketini tasfiye etmeye çalışıyorlar. İşte konuşmalarım nedeniyle verilen hücre cezaları ve şimdiki soruşturma bununla ilgilidir. Benim burada savaş kararı vermem mümkün değil, doğru da değildir. Ben sadece durum tespiti yapıyorum. Olacakları önceden görüp tespit yapıyorum ama buna karşı böyle soruşturma yapılıyor. İki durum var: ya demokratikleşecek ve herkes bundan yararlanacak ya da bu baskı daha da gelişecek ve yeni tutuklamalar olacak.”

GLADYO SUÇLARI PKK’YE YIKILMAK İSTENDİ
“Yeni bir dönem nedir? Bunu anlamak önemlidir. 1987’de başlayan kontra (Gladio) faaliyetleri Bilge Köyü Katliamı gibi olaylarla devam ettirilmek isteniyor. Halen korucuların yaptıkları olaylar var, bunlar tek merkezden yönetilen kontra faaliyetleridir. Bilge Köyü katliamı sürdürülmek istenen bu politikaların bir sonucudur. İfade ve dosyalarında da ortaya çıktı ki, bu olay askerlerin bilgisi dahilinde onlarla irtibatlı şekilde gerçekleştirilmiş. Bu olayı gerçekleştirip PKK’ye yıkmak istiyorlardı ama buradaki fark; olayı üstlenecek bir PKK’li bulamadılar.”

SOL KONTROL ALTINDADIR
“Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bir raporu yayınlanmış benimle ilgili. İşte Öcalan-PKK-Ergenekon ilişkisi falan diyorlar. Ben bu konuda burada hep söyledim, savcı gelip beni dinlemelidir diye ama gelip dinlemediler. Hep söyledim, bunlar içimize sızdılar, bizi de kontrol altına almak istediler. Hasan Bindal olayını da hep bu yüzden anlatıyorum. Sol’u da kontrol altında tuttular. Mustafa Suphi’den beri Sol, kontrol altındadır. Bugünkü Sol, kontrol altında tutulan Sol’dur. Sol’u kontrol altında tutmak için bir çok sahte Komünist Partisi kurdular. Eskiden Türkiye’deki Gladio’yu PKK ‘nin içine de sızdırmak için onlarca küçük gruplar kurdurdular. Hogir onlar çoluk, çocuk katletmeye başladılar. İşte Hogir bunların adamıdır, Kolordu Komutanının yardımcısı olduğu ortaya çıktı. Bunlar bizim adımıza yüzlerce eylem yaptılar; çoluk, çocuk, bir sürü insan öldürdüler, bunları bize mal etmek istediler. Bunları Hogir’lere yaptıranlar, bunları bilmelerine planlamalarına rağmen bunu bize yıktılar. Bu yüzden bilinçli olarak bize işte “Apo bebek katili, cani” dediler. Bunlar 2005 yılında Mersin’de bayrak provokasyonunu da yaptılar, bize yıkmaya çalıştılar ama öyle olmadığı ortaya çıktı. Bize karşı PKK içinde birçok kişi ve grup çıkardılar. Ancak hiç birisi başarılı olamadılar. Bunlar pratik olarak beni aşamadılar. Teorik olarak da hiç aşamadılar.”

ÇÖZÜME HEP BAHÇELİ ENGEL OLDU
“Özal “bu sorunu çözelim” dediğinde ben “Özal ya samimi değil, oyun oynuyor ya da büyük bir risk alıyor ve başına ne gelecek bilmiyor” diye düşünmüştüm. Ancak daha sonra samimi olduğunu gördük ve başına ne geldiği ortada. Özal önceden başına gelecekleri bilmiyordu. Özal samimiydi. Erbakan da bizimle irtibat kurdu, bu soruna el attı, bu konuda da samimiydi. Ancak onu öldürmediler ama iktidardan indirdiler. Karadayı ve Kıvrıkoğlu Amerika’nın politikalarını biliyordu. Ergenekon’u biliyordu. Bu ikisi bazı şeyleri biliyordu ve biraz farklıydılar, farklı politikaları vardı. Aslında sorunu çözmek de istiyorlardı. Ama Ergenekon çok güçlüydü. Ecevit onlar bazı şeyleri yapmak istediler. Burada da Bahçeli engel oldu. Bahçeli özel görevli biriydi. 2002’de aniden erken seçime götürdüler.Bahçeli, çözüm olursa kendilerinin ne duruma geleceklerini biliyordu. Çözüme engel oldu bu nedenle. Ve bu şekilde Ecevit’i devre dışı bıraktılar. Bir darbe bekliyorlardı ancak Amerika darbeye izin vermedi ve bekledikleri darbe gerçekleşmedi. Bahçeli şimdi de aynı şekilde çözüme engel olmaya çalışıyor. Ona verilen görevi yapıyor. Özal ve Erbakan zamanında siyasiler çözüm istedi asker buna engel oldu. Kıvrıkoğlu ve Karadayı döneminde askerler çözüm istediler ama siyasiler Çiller, Bahçeli engel oldu. Baykal da çözüme engel olmak için özel olarak görevlendirilmiştir. İşte Baykal, JİTEM tarafından parti içi darbeyle tekrar CHP’nin başına getirildi. Altan Öymen’i devirerek Baykal’ı getirdiler. CHP’nin içinde bazı demokratlar var, çözüm isteyenler var. AKP içinde de iyiniyetli, çözüm isteyen demokrat kişiler var.”

PKK BARIŞA HAZIR
“Barış grupların gelmesinin nedeni şuydu: Biz, ben ve PKK barışa hazır olduğumuzu ıspatlamaya çalıştık. Bunu ıspatladık. “Biz barışa hazırız, siz de hazır mısınız” mesajını verdik. Maxmur’dan gelenlere özellikle teşekkür ediyorum, şükranlarımı sunuyorum. Maxmur halkına da selam ve şükranlarımı sunuyorum. Maxmur ve özellikle Kandil’den gelen arkadaşlar, büyük bir cesaret örneği gösterdiler, risk aldılar. Ben ve PKK barıştan yana olduğumuzu kanıtladık. Kandil’den gelenler de iyiniyetlidir. Barış için geldiler. Onlara da şükranlarımı sunuyorum, selamlarımı iletiyorum. Aslında devlet kötü yaklaşmadı, olumlu yaklaştı, serbest bırakılmaları olumluydu. İyi bir hava oluştu ama Bahçeli sabote etti, havayı tersine çevirdi. Bakın işte şu anda yine tasfiye, yine imha gündemleştiriliyor. Devletin içinde çözümden yana olan bir kesim de var. Ama güçleri yetmiyor. Bu güçlerden hangisi galip gelirse AKP onlardan yana olacaktır. AKP her zaman güçlüden yana olmuştur. AKP, CHP, MHP kendilerine verilen rolleri oynuyorlar. Aslında birbirlerinden farklı değiller. Böyle bir iki basit adımla bu sorun çözülmez. Nasrettin Hoca misali hani önce eşeğini kaybettirip sonra buldururak “hoca mutlu oldun mu?” diyorlar ya; 12 yaşındaki Kürt çocuklarını önce hapishaneye dolduruyorlar sonra sizi hapisten çıkarmak için adım atıyoruz, diyorlar. Ve bunu bir adım olarak sunuyorlar. Üniversite’de bölümden, Kürtçe tv’den bahsediyorlar, bunu adım olarak sunuyorlar. Kürtlerin artık televizyona ihtiyacı yok. Zaten Kürtlerin televizyonları vardı, televizyon verilmesi bir adım, bir hak olmaktan zaten çıkmıştır. AKP yine Kürtlerin oylarına oynuyor. GAP’tan holdinglerle, kredilerle Kürtleri kendilerine bağlamaya çalışıyorlar. AKP içindeki bey ve şeyh ailelerinden birkaç kişiyi yanlarına alarak Kürtleri kendilerine bağlamaya çalışıyorlar.”

AKP SAMİMİ DEĞİL
“Ben ‘99’da gerillaların sınır dışına çekilmesini sağladım. 2006’da ateşkes çağrısı yaptım. Üç kez ateşkesin uzatılmasını sağladım. Barış için elimden gelen herşeyi yaptım. Yol haritamı da verdim. Defalarca barış için çağrı yaptım, savunmalarımı yazdım. Artık benim burada yapabileceğim bir şey kalmadı. Ben barış için elimden geleni yapıyorum ama buradaki şartlarım elverişsiz. Rolümü oynamam için önümün açılması gerekiyor. Birinci ve İkinci barış grupları süreci yeterince değerlendirilemedi. Bu üçüncü barış grubudur. AKP’nin samimiyetini görmek istedim ve anlaşıldı ki AKP samimi değilmiş.”

“İşte CHP’li Onur Öymen Dersim İsyanı nasıl bastırıldıysa bugünkü isyanında öyle bastırılmasını istiyor. İşte onların zihniyeti budur. Bunun için, bunların zihniyetini anlamak için siyaset akademileri diyorum. Siyaset akademilerinde bunların tartışılması lazım.”

YENİ BİR DÖNEME GİRİLDİ
“Devlet içinde çözüm isteyenler var, AKP içinde de çözüm isteyen bazıları var. Çözüm isteyen ve istemeyen kesimler var. Bundan sonra çözüm isteyenler mi istemeyenler mi hangisi galip gelir, bu, devlet içindeki bu iki gücün mücadelesine bağlıdır. Yeni bir safhaya girildi. Bu dönem bu safha nedir, bu önemlidir, bunu anlamak gerekiyor. Yine de olumlu bir gelişme olursa, adım atılırsa ben yine rolümü oynarım. Üzerime düşeni yaparım.”

Öcalan, sözlerini “Batman ve Muş halkına, tüm cezaevlerindeki tutsaklara, halkımıza selam ve sevgilerimi sunuyorum” diyerek tamamladı.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.