‘Kürt Kadınındaki Değişim Bir Dünya Modeli Olabilir’
Kadın / 31 Aralık 2009 Perşembe Saat 16:49
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Politik ve siyasal alanlarda aktif olan gençler sosyal alanlarda politik alanlar kadar etkin olamıyorlar. Bu tespit genel anlamda toplumsal dönüşüm geçişlerini zorluyor.

“Toplumsal dönüşümlerin merkezinde bulunan gençliğin yerini Kürt toplumunda kadın almış durumda. Gençlik toplumsal dönüşüm içinde misyonu en zayıf kesim olarak ortaya çıkıyor. Politik ve siyasal alanlarda aktif olan gençler sosyal alanlarda politik alanlar kadar etkin olamıyorlar. Bu tespit genel anlamda toplumsal dönüşüm geçişlerini zorluyor. Dönüşüm nefesleri geniş bir kanalda yol izlerken, nefesin gençliğe ulaşmasıyla birlikte bir daralma yaşanıyor ve geçiş hızını düşürüyor.”

 

İtalyan asıllı İsviçreli sosyolog Marian Cremin, son on yıldır Kürtlerin sosyal, siyasal ve kültürel gelişimlerini sosyolojik verilerle bütünleştirerek önemli sonuçlara ulaştığını açıkladı. Sonuçları bir grup akademisyenle birlikte değerlendiren Crameri, özellikle Kürt kadınlarının eski Kürt toplumsal yapısının kimyasını bozduğunu ve bu değişim dönüşümün tüm toplumsal kesimlerini etkisi altına aldığını belirterek, “Ortaklaşma, bölüşüm, hedef ve amaç belirleme, eskiyi kökten reddetme yerine tedaviye alma, feodalizm, bölgecilik, erkek egemenliği ve inançsal boyutların moderniteye uğraması gibi bir çok toplumsal faktör düzenekleri yeni bir güç ve enerjinin kapısını aralamıştır” dedi. On yıl boyunca topladığı verileri gazetemize değerlendiren Cremin, asıl amaçlarının yeni bir toplumsal modelin dayanaklarını ortaya çıkarmak olduğunu belirtti.

 

Kürtlerin sosyolojik yapısına ilişkin araştırmalarda bulundunuz. Buna neden ve ne için ihtiyaç duyuyorsunuz?

Devletsiz toplumların kendi dinamikleriyle yarattıkları olumlu, olumsuz toplumsal düzenlerini ve bu düzenlerin günümüze ne kadar ne ölçüde bir model olabileceklerini araştırıyoruz. Aslında bu bir proje ve bu proje doğrultusunda özellikle son on yıldır Türkiye’nin Kürt bölgesine düzenli seyehatlerim oldu. Her gittiğim yıl değişik bir sosyal doku ile karşılaştım. Mesleğim gereği bu karşılaşmalar beni kendisine çekti. Sonuç olarak 2008 Newrozu’nda yaşadıklarım beni sosyolojik bir araştırmaya sürükledi. Çok hızla değişen bir toplumsal doku, bu dokuyu yaşam biçimine dönüştüren ve bununla bir kültür yaratan oldukça geniş yığınların kendi kabuğunu nasıl parçaladığını, geleneksel yaşam biçiminden nasıl koptukları, belki de en önemlisi bu değişim ve dönüşümün dinamiklerini bulup ortaya çıkarmak beni sonsuz bir şekilde heycanlandırdı. Notlarımı, izlenimlerimi, deneklerimi, röportajlarımı, araştırma ve incelemelerimi toplayıp bir grup meslektaşımla masaya yatırdım. Nedenleri, nasıllarını, niçinlerini ve sonuçları sosyolog, psikolog, toplum bilimci, siyasetçi ve konuya hakim tarihçi arkadaşlarımla tartışıp bir takım bulgulara ulaştım ve bulguları yanılma payımı ortadan kaldırmak için aynı meslek gruplarına ait Kürt akademisyenlere götürüp onların da katkısını alarak bir sonuca ulaştım.

 

Sonuçlardan önce araştırmanızdaki temel öğeleri hangi toplumsal kesimler üzerinde kurguladınız? Esaslarınız neler oldu?

Fotoğrafın geneline bakıp genel veya toptan bir sosyolojik tanımdan ziyade, kareleri oluşturup resmin bütününü ortaya çıkarmak daha objektif olacaktı. Bu nedenle öğelerimi nasıl bir nesil yetişiyor? ‘Çocuklar, toplum nerede bulunuyor?’ diye gençleri, aileyi toplumsal düzenekler içine alan kadınları, dinamiklerin dayandığı siyasal yapıyı ve tüm bu öğeleri içinde barındıran inanç, feodalizm, ekonomi, ideloji ve sınıfsal yapıları tek tek merçek altına alarak ve mevcut sosyal-kültürel gelişmişlik seviyesini öğelerimle karşılaştırarak bir sonuca ulaşmaya çalıştım. Ortaya beni de şaşırtan bir fotoğraf çıktı.

 

Dilerseniz öncelikle öğelerinizde elde ettiğiniz karelerden başlayalım. Ortaya çıkan fotoğrafın bütününü okuyucularımıza bırakalım. Zannedersem daha anlaşılır bir sonuç elde etmiş oluruz.

Tamam anladım. Çocuklardan başlayalım: Çocukları çavreleyen toplumsal yapı, koşullar ve şartlar doğal olarak kişilik oluşumunda önemli bir yer tutar. Toplumsal gelecek sosyal ve kültürel yapılar yoğunluklu olarak bu kesim üzerinde yürür. Açık alanlarda karşılaştıkları şiddet ve yine son otuz yılını şiddet ortamında geçiren ve bu şiddetin mağduru durumunda olan ebeveynlerin yaşadıklarında elde etmiş oldukları algılama gücü, yoksulluğu ve ağır koşullarda yetişme biçimlerinin, çocukları ağır bir şekilde etkisi altına aldığını gördük. Büyük bir bölümü kendisini ‘Batının ötekileştirilen’ çocuğu olarak görürken, önemli bir kesimi ise kendisini kimliksel ideloji içinde bularak yine kendisine bunun altında misyonlar yüklemiş olduğu sonucuna vardık. Sonuç olarak, doğal çocukluk evrelerini adeta atlayarak büyümek dürtüsünün çok kalın çizgilerle çizildiğini algıladık. Çocukların yaşadıkları koşullar, şartlar ve buna bağlı olarak içinde yetiştiği politik toplumsal yapı değişse bile bilinç altında oluşan izler üç nesile kadar kendisini yaşatabilecek durumda.

 

Burada yola çıkılması durumunda, Kürt coğrafyasında yetişen çocuklar söz konusu toplumsal yapının yaralarını ve çıkmazlarını uzun bir süre kişiliklerinde yaşayacakları sonucuna varmak zor olmasa gerek. Öyleki, yaşanan toplumsal olaylarda çocuklar adeta iç güdüleriyle yan yana gelerek kendilerine bir takım güçler oluşturabiliyorlar.

 

Çocukların kişilik yapılanmasında ebeveynlerin doğal bir etkisi yaşanır. Olumlu-olumsuz etkileşimleri, baba ve anne eğitimini de içine alarak nasıl değerlendirebilirsiniz?

Genel ahlak kurallarında elbette ebeveynlerin etkisi var. Gelenek ve görenekler konusunda çocukların sıkı bir denetim altında olduğunu söyleyebilirim. Bu öğeler kişilik yapılaşmasında bir yer teşkil etse de çocukların iç dünyasında karakteristik yapıyı ve bu yapının toplumsal ögerle birleşmesinin önüne geçemiyor. Sosyal kimlik ve kimilik üzerinde yükselen kişilik yapılaşmasında ebeveynlerin yönlendirmesi olarak düşünüyorsanız bunun tersi olduğunu söyleyebilirim. Çocukları yöneten ve yönlendiren, toplumsal yapının kendisidir. içinde bulundukları koşul ve şartlar çocuk dünyasında doğal bir yönlendirme refleksi veriyor zaten. Kendi aralarındaki iletişim, dialoglar ve refleksler biçimleşmede önemli bir yer tutuyor. Örneğin, kırsal yerleşim alanlarında yaşayan bir çocuk ile şehir de yaşayan diğer bir çocuk arasındaki fark oto kontrol psikolojisi olarak kendisini gösteriyor. Her iki alanda büyüyen çoçukların güçlü ortak noktası kendilerini kimliksel olarak tanımlayabilmeleridir. Korku, endişe, kahramanlık, yönetmek, öncülük, güç ve bir an önce büyümek ortak hislerin genelini oluştururken, zengin olmak, sahip olmak gibi hisler veya duyumsamaları kendilerinde uzak ve erişilmeyecek hedefler olarak görmeleri yine aynı ortak özellikler içinde sayılabilinir.

 

Bunun psikolojik bir sorun olduğunu söylememiz abartı olmaz zannedersem?

Elbeteki bu bir psikolojik sorundur. Fakat bunu toplumsal psikolojide ayırmak doğru olmaz. Çünkü çocuğun kişilik yapılanmasını esas olarak toplumsal psikoloji belirliyor. Çocuğu burada koparmak karşımıza sendurumu çıkarır. Yani çocuğu toplumsal yapıda soyutlamamız mümkün olmaz. Sorun toplumsal yapının kendisindedir. Toplum belirleyici faktör oluyor. Şunu da belirtmekten yarar görüyorum. Örneğin, kız-erkek çocukları arasındaki iletişim veya yaklaşımlar önceki yıllara göre belirgin bir şekilde iç içe geçmiş durumda. Bunu bir ilerleme olarak görmek mümkündür.

 

Kadınların genel toplumsal yapı içinde sosyolojik ve psikolojik duruşlarına gelebilir miyiz?

En azından benim izlenimlerimden yola çıkarak son on yıldan bu yana Kürtlerden bir değişim ve dönüşümden bahsedeceksek, bunun esas dinamiklerini kadınların oluşturduğunu söylemek abartı olmaz. Yoğun bir feodalizm, inançsal etkenler, erkek emenliği ve tüm bunlara bağlı olarak kendisini ‘hiçselleştiren’ bir duruşta aileden başlayarak kararlara ortak olma, toplumsal sorumluluklar üstlenmek, cinsiyet eşitsizliğini keşfetmek, politik bilinç sıçraması ile özgürlük kavramını günlük yaşamının içine alma ve en önemlisi kendi gücününün farkına varmak gibi birçok yapısal değişim ve dünüşüm aslında toplumsal yapının kimyasını da derinden etkilemiştir. Bu değişim ve dönüşüm yer yer sert yaşanırken yer yer kendisini gizleyen, örten ama kendi kabuğu içinde tüm bunların çelişkisini yaşayan ve bağıran bir alt sosyal yapılaşmayı görmek mümkün.

 

Sosyolojik değişim ve dönüşümü batılı toplumlarla karşılaştırdığımızda şöyle bir tablo çıkıyor karşımıza. Batı’da (Avrupa) kadın tüm bunların farkındanlığını yaşarken birliktelliği veya bu bilinçi toplumsallaştıramamışken, Kürt kadını bilinci ve toplumsallaşmayı aynı anda yaşıyor. Hemen hemen yaşamın tüm alanlarında erkeğe göre kendisini biçimlendiren kadın, son yıllarda kendi doğal yapı ve bu yapıyı çözülmesi gereken sorunlar içinde görmeye başlaması önemli bir adım olarak değerlendirilebilinir. Kadındaki bu eskiye göre değişim ve dönüşüm doğal olarak önce aileyi, erkeği, erkek egemenlikli toplumu ve sistemsel siyasal yapıyı direkt etkilemeye başladı. Örneğin toplumun genelinde kadının geliştirdiği söylemler, sorunlara ana dolayısıyla kadın gözüyle bakma hızla yaygınlaşıyor. Bu süreci bir başka toplumsal yapı içinde doğal karşılayabilirsiniz ama bu toplum Kürt toplumuysa burada doğallığın ötesinde bir şeyler aramak gerektiğine inanmamız gerekiyor. Çocuklardaki kişilik yapılanması, genç kuşağın duruşu, babaların kadınlarla sosyal yaşamda olmasa bile toplumsal sorunlar bakımında yan yana durması yine en azında düşünsel dünyada olmazsa bile kadını dikkate alması ve giderek burada toplumsal bir düzeneğin oluşması yadsınacak bir sosyal dünya olmazsa gerek. Aslında kadın yaşamın içinde kendisine dair keşifler yaptıkça, şifreleri çözmeye başlıyor ve bu da doğal olarak toplumun şifrelerinin kodlanmasına neden oluyor. Üretim-tüketim ilişkileri içinde yer almamasına ve ekonomik bağımsızlığı elde etmemesine rağmen günlük yaşamda bu kadar etkin olmak biraz şaşırtıcı gibi.

 

Söz konusu kadın dinamiği daha çok mevcut koşullarda acı çeken kadını mı ön plana çıkıyor; yoksa, bu tespitleriniz topluma yayılan kadınları da mı kapsıyor?

Aslında ön plana çıkan birebir kadın olduğunun farkına varanlarla ilişkili. Eşi cezaevinde, oğlu dağda öldürülmüş bir kadının yanında bunların hiçbirini yaşamamış başka bir kadın görmek mümkündür. Bunu salt bir acı paylaşımı olarak görmek mümkün değil. Çünkü, hayatın akışı içinde bu acıları yaşamamış ikinci kadın, birinci kadının duruşu karşısında ‘kadın’ olduğunu, hakları olduğunu, bir güç olduğunun farkına varıyor. Bu her bakımda ikinci kadının işine yarıyor. Birinci kadının yanında olarak kendisini bir nevi erkek toplumuna karşı sigortalıyor. Daha da önemlisi bu duruşuyla politik, siyasal bir sorgulamaya akarak toplumsal bir misyon üstleniyor. Elbetteki bu etkileşimin yüzde yüz olduğunu söylemiyorum ama burada önemli bir model doğmuş durumda.

 

Gençlikle ilgili ulaştığınız sonuçlara geçebiliriz şimdi.

Gençliği bu iki toplumsal yığından ayırarak değerlendirdik. Sıralamayı ise şöyle yaptık: 1- Popüler kültürde etkileşim, 2- Kuşak farklılığının etkileri, 3- iletişim dünyasında etkileşim, 4- Özellikle Kürt bölgesinde mevcut resmi otoritenin gençler üzerinde gerçekleştirdiği ve devam eden uygulamaları. Çocuk ve kadın yukarıda kategorileştirdiğimiz öğelerde en az etkilenen kesimdir. 90’ların başında dinamik olan gençlerin, ikibinli yıllardan sonra yukarıda saydığımız dört etkenden dolayı dinamikliğini yitirdiğini gördük. Her bölgede böylesine dinamik gruplar olmasına rağmen genel anlamda toplumun içine yayılmış bir genç kuşak hemen hemen yok denilecek kadar az.

 

Toplumsal dönüşümlerin merkezinde bulunan gençliğin yerini Kürt toplumunda kadın almış durumda. Bu tespitler gençliğin kimlik sorunu ve bilincini kapamıyor. Önemli bir kesimde bu farkındanlık var ama, aynı paralelde toplumsal dönüşüm içinde misyonu en zayıf kesim olarak ortaya çıkıyor. Diğer bir tespit ise politik ve siyasal alanlarda aktif olan gençler sosyal alanlarda politik alanlar kadar etkin olamıyorlar. Bu tespit genel anlamda toplumsal dönüşüm geçişlerini zorluyor. Ya da şöyle açıklayabilirim: Dönüşüm nefesleri geniş bir kanalda yol izlerken nefesin gençliğe ulaşmasıyla birlikte bir daralma yaşanıyor ve geçiş hızını düşürüyor. Zannedersem bu nitelemeyle tespitlerimiz anlaşılır.

 

Sosyal alan nitelemenizde neyi kast ediyorsunuz?

Şöyle açıklayayım. Politik ve siyasal eğilimli gençlik içe dönük bir sosyalleşmeyi yaşıyor ama bu kadındaki dönüşüm kadar yaygın ve geniş değil. Örneğin izmir, Mersin veya istanbul’da yaşayan bir Kürt genci ile Diyarbakır, Van veya Hakkari’de yaşayan gencin ortak özellikleri çok fazla. Kişisel hırs gençleri toplumun genel sorunlarında uzak tutuyor. Okuma, araştırma sanat ve edibıyata ilgi normal ölçülerdeki bir gencin duyumsadıklarından az. Toplumun en dinamik, gelişime en aç ve kendisiyle birlikte topluma oksijen bombalayan bir gençten ziyade daha çok ekonomik ve bireysel bir yaşam özlemi içinde olan bir gençlik. Elbetteki özel politik stratejiler söz konusu gençlik üzerinde çok ağır kendisini hissetiriyor. Gençliğin genel toplumla bağlarının zayıflaması öncülük eden o kadar çok araç ve gereç varki. Kimlik ve kimliğin yarattığı bir kültür ya da etkileşimin yaşanmasına rağmen bireysellik histerisi bu etkileşimi frenliyor.

 

inaç ve feodalizm faktörlerini genel anlamda degerlendirdiğinizde nasıl bir sonuç çıkıyor karşımıza?

Araştırmalarımızda özellikle 1990’lara kadar bu foktörlerin güçlü kalması içinde önemli bir mücadelenin verildiğini söylemek mümkün. 90’lardan sonra feodalitenin eskisi kadar güçlü olmadığını ve büyük kırılmaların yaşandığını gördük. Ortak kültür ve ortak hedefler, politik ve siyasal bilinç veya çıkarlar kendi içinde bir ayrışmadan ziyade ortaklaşmayı yaratmış. Geçmişteki feodal ayrışmalar kendisini ortaklaşmalarda bulmuş durumda. Toplumsal dönüşümün en belirgin ve yaygın bilinç sıçraması bu alanda yaşanmış durumda. inanç boyutu ise eskinin kaba, basma kalıp ölçülerinde çıkmış kendisini bir moderniteye kavuşturmuş. Bu çok yaygın olmazsa da toplumun içine serpilmiş önemli bir potansiyelin varlığında söz edebiliriz. Hatta yer yer büyük Türk metropollerindeki dindarların ilerisinde bir düşünce dünyasının oluştuğunu gözlemledik. Eskinin herkes benim veya benim inancım gibi yaşayacak görüşü yerini saygı ve anlayışa bırakmış durumda. Toplumsal dönüşümün bu yönlü ilerlemesini istemeyen önemli bir kesim de var. Ama gördükki bu kesim daha çok güdümlenmiş ve kendisini yukarıda belittiğimiz sosyal dünyanın dışında görenlerle sınırlı.

 

Sohbetimizin başında özellikle devletsiz toplumların düzenlerinde bahsettiniz ve bu düzenlerin bir model oluşturup oluşturamayacağına ilişkin araştırmalar yaptığınızı belirttiniz. Neden devletsiz toplum?

Yasalarla toplumları yönetmek yönlendirmek ve toplumları bu yasalar altında tanımlamak devlet sistemi gereği bir zorunluluktur. Oysa devlet sisteminin olmadığı ya da olsa bile toplumun kendi sistemini bunun içinde örgütlemesi tamamen bir gönüllülük, benimseme ve kendisini bunun içinde tarif edecek apayrı bir sistemdir. Örneğin ‘suç’ kavramı çok göreceli bir terim. Devlet ‘suç’ kavramını kendi güvenlik anlayışı içinde tarif ediyor. Oysa, devlet örgütlenmesinin dışındaki toplumlarda ‘suç’ kavramı toplumun ortak değerleri içinde kendisini bulur ve şekillenir. Yasaların değil toplumsal gücün, kültürün ve yaşam biçiminin gönüllüğü içinde birey toplumsal otokontrolü içinde haraket eder ve sınırlarını bilir. Bu gibi toplumlarda ‘suç’, ‘suçlu’ kavramı yerini ‘değerli’, ‘değersiz’ kavramlar yer almaya başlar. Yani devletsiz toplumlarda toplumsal kendi sistemini kendi değerleri üzerinde yükseltir. Benimsemek, kabul etmek, uymak, yaşatmak bu değerlerin gücü geliştikçe yer bulur hayatta ve toplum bir süre sonra kendi kendisini yönetmeye başlar. Kendisini yöneten toplumlarla üstten gelen dayatılan yasalar yerine toplum hasasiyetleri belirleyici olur. Devletler artık günümüz toplumuna iki numara dar geliyor.

 

Sonucu bir kaç cümle ile özetlerseniz, Kürtleri tüm bu gözlemlerden sonra nasıl tanımlayabilirsiniz?

iran, Irak, Suriye ve Türk metropollerdeki Kürtlerin yaşam içindeki yerleri ile Kürt bölgelerinde yaşayan Kürtlerin yaşam içindeki yerleri bir çok açıdan farklılıklar arz ediyor. Bölgede yaşayan Kürtler bir açıdan toplumsal bir dönüşüm yaşıyor. Günü ve günümüz dünyasına daha yakın duruyor hatta sosyal ve kültürel olarak günümüz dünyasının çürüyen yanlarına karşı kendisini yenilemeye çalışıyor. Benim için en önemli öğe paylaşım duygusunun gelişmesidir. Bu bile başlı başına günümüz dünyasına karşı durmaktır. Bilinç sıçramasında önemli depremler ve alt-üst oluşlar yaşanmazsa bu bölge insanları özellikle kadınlar bir dünya modeli olabilir. Ben kadının geneleksel toplumun kimyasını değiştirebileceğine burada inandım. -ALi ONGAN-YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.