Öcalan: İtaatsizlik Sonuç Alınıncaya Kadar Sürebilir
Umudun Zaferi / 01 Nisan 2011 Cuma Saat 09:33
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
PKK lideri Abdullah Öcalan, ölümleri durdurmak için demokratik çözümde ısrarlı olduklarını belirterek, sivil itaatsizlik eylemlerinin “sonuç alınıncaya kadar, çözüm gerçekleşene kadar

PKK lideri Abdullah Öcalan, ölümleri durdurmak için demokratik çözümde ısrarlı olduklarını belirterek, sivil itaatsizlik eylemlerinin “sonuç alınıncaya kadar, çözüm gerçekleşene kadar devam edebileceğini” söyledi. Öcalan, Kürt yönetmen Yılmaz Güney’e ilişkin de ilk kez bir anısını paylaştı.

Alınan bilgilere göre Öcalan, haftalık olağan görüşmesinde gündemdeki konuları değerlendirdi. Öcalan sağlık sorunlarının sürdüğünü belirterek, “Sağlığım konusunda, gözlerim ağrıyor, akıntı ve yaşarma bir türlü durmuyor. Niye bu kadar ağrıdığını bilmiyorum. Kitap okumakta zorlanıyorum. Sanırım farklı bir sorun var. Damla verdiler fakat bir işe yaramadı, geçmedi. Sürekli temizliyorum, bu nedenle tahriş oluyor” dedi.

SURİYE’DEKİ KÜRTLER SÜRECE DAHİL OLABİLİR

Suriye’deki gelişmeleri ve konu hakkında KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın açıklamalarını değerlendiren Öcalan şöyle dedi: “Karayılan, Beşar Esad'ın reform yapacağız sözünün yeterli olmadığını, Kürtlerin Suriye'de ayaklanması halinde Arap ayaklanmalarından çok daha güçlü bir ayaklanma olacağını söylemiş. Doğrudur, Arap ayaklanmalarından daha güçlü olur, Kürtler örgütlüdürler. Bu noktada halkı hazırlamak önemlidir. Suriye'deki halkımız bu süreci iyi değerlendirebilir. Bu sürece müdahil olabilir. Suriye Kürtlere karşı düşmanlık yapmaz herhalde. Suriye'deki halkımızın vatandaşlıklarının verilmesi de önemli. Orada demokratik örgütlenmelerine izin vermeleri önemli. Demokratik bir uzlaşma sağlanabilir. Beşar Esad da demokratik adımlar atabilir, Suriye'nin böyle bir ihtiyacı var. Bu adımları atıp babasının anısına da layık olmalıdır. Buna ilişkin bir açıklama da yapacak galiba. Umarım orada bazı adımlar atılıp demokratik bir çözüm gelişmesinin önü açılır.”

ÇADIR EYLEMLERİNİN NE KADAR SÜRECEĞİNE HALK KARAR VERİR

Öcalan, çadır eylemleri için de şunları dile getirdi: “Demokratik Çözüm İçin Çadır eylemleri demokratik eylemlerdir. Aydınların ziyaretleri de gerekli ve olumludur. Çadır eylemi, sivil bir eylemdir, demokratik bir eylemdir, anayasal bir haktır. Kimse buna karşı da çıkamaz. Öyle taşa, sopaya da gerek olmadan, demokratik hak çerçevesinde bu haklarını kullanabilirler, bu eylemliliklerini sürdürebilirler. Cumhurbaşkanı da anayasal bir hak olduğunu söylüyor. Sivil, demokratik hak çerçevesinde bu eylemlerini devam ettirebilirler. Hükümet de bu çadır eylemlerine müdahale etmemelidir, bu eylemleri bu çerçevede görmelidir. Başka türlü, gençler ölsün daha mı iyi? Biz kimse ölsün istemiyoruz. Biz ölümleri durdurmak için demokratik çözümde ısrar ediyoruz. Bu çadır eylemlerinin ne zamana kadar süreceğine de halk karar verecektir. Sonuç alınıncaya kadar, çözüm gerçekleşene kadar devam ettirebilirler. Zaten dört taleplerini de kendileri belirtiyorlar. Bu çadırlar, çadır platformları demokratik siyaset akademisine çevrilebilir, orada halkımız aydınlatılabilir, halkımızla tartışılır, oynanan oyunlar, halka karşı geliştirilen politikalar konusunda bilinçlendirilebilir. Halkımız buraları sorunlarını tartışma ve çözme platformuna dönüştürebilirler. Bu çadır platformları halk akademileri haline getirilebilir.”

SEÇİMLER DE SÜRYANİ ADAYA DA YER VERİLMELİ

Yaklaşan seçimleri değerlendiren Öcalan şu mesajları verdi: “Seçimlerde demokrat adayların gösterilmesi, şu açıdan önemli; Türkiye'deki faşist odaklar bununla geriletilebilir. Yaratılmak istenen bir Kürt-Türk savaşının önüne bu birliktelikle geçilebilir. Adaylar arasında bir Süryani adaya da yer verilebilir. Süryanilerin bölgede, Midyat'ta tarihsel bağları var. Zahferan'da dini merkezleri var. Oradaki diğer kesimleri de temsil edebilirler.

Seçim konusunda mühendislik hatası yapılmamalıdır. Böyle matematik hesap yanlışları olmamalıdır. Dengeli bir dağılım gerçekleştirilmeli. Adaylarda yetenek, yeterlilik ve etkinliği olmasına dikkat edilmelidir.”

İRAN ÇOK TEHLİKELİ

Öcalan, İran’da Newroz sonrası yaşanan gözaltılara dikkat çekerek, İran rejiminin çok tehlikeli olduğunu söyledi Öcalan şöyle dedi: “İran'da Newroz sonrası gözaltı ve tutuklamaların gerçekleştiği belirtiliyor. Tahminen yüzlerce kişi vardır, belki de bin kişi olabilir. İran çok tehlikelidir, çok dikkat edilmelidir. Gerekirse oradaki insanlar dağlara sığınabilir, Irak tarafına geçebilirler. Oradaki dağlarda barınabilirler. İran bu dönemde kötü rol oynayabilir. Buna ilişkin her türlü tedbirlerini almalıdırlar.”

MAHİR ÇAYAN’LA GÖRÜŞMÜŞTÜM

30 Mart Kızıldere katliamı nedeniyle de bir mesaj vren Öcalan şunları belirtti: “30 Mart Kızıldere katliamının da yıldönümüdür. Büyük bir değer biçiyorum. Ben, Mahir Çayan'la da görüşmüştüm. Onun ağzından duymuştum, mücadelesi halkların ortak mücadelesidir. Ayrıca Deniz Gezmiş'in idama giderken söyledikleri de var. Kızıldere eylemi Denizlerin idamını engellemek içindi. Sol'un sosyalistlerin ders çıkarması gerekiyor. Bu bir Birleşik Cephe eylemiydi. Kırk yıldır bu mücadele devam ediyor. Benim ilk tutuklanma tarihim de Kızıldere olayından sonradır. Mahir Çayanlarla ilgili bildiri dağıtma nedeniyle tutuklanmıştım. Kızıldere olayı bizim bu mücadelede kararlaşmamızda önemli bir rol oynamıştır. Ben son savunmamda ayrıntılı bir şekilde bunları ele aldım. Onların başlattığı, bizim de kırk yıldır devam ettirdiğimiz mücadele Kürt ve Türklerin, halkların birliği ve özgürlüğü mücadelesidir. Çayanların başlattığı mücadele tarihi önemdedir ve bizlere, yolumuza her zaman ışık tutacaktır. Bizzat onun ağzından duydum; çözümü, kurtuluşu, Kürt-Türk demokratik birliğinde görüyordu.”

NEWALA QESABA EYLEMİ

Öcalan, ilk toplu mezar yeri olarak bilinen Newala Qesaba’ya yapılan yürüyüşe de değinerek, yürüyüşe katılanları kutladı. Öcalan şunları söyledi: “Newala Qesaba yürüyüşüne katılanları da kutluyorum. Bu vesileyle Agit ile ilgili şunları belirtmek istiyorum. O, mücadelemizin değerlerine, ilkelerine çok sadıktı. O, gerçek bir halk önderiydi. 1985'te onu gitmeye ben hazırlamıştım, bizim belirlediğimiz esaslar çerçevesinde gitti. Dörtlü Çete'yi ilk fark eden, onlara karşı ilk ciddi tepkiyi gösteren, karşı koyan oydu. Ölümü de bu tavrıyla bağlantılıdır. Onu da burada saygıyla, sevgiyle anıyorum. Agit için Nevala Qesaba'da bir anıt mezar yapılabilir. Kemikleri bulunursa bu anıt mezara konulur. Ama bulunmasa da sembolik olarak bu anıt mezar yapılabilir. Orada gömülen diğer arkadaşlarımız, yurtseverler için de mezarlar yapılmalıdır.

Öcalan kendini yakma eylemlerini de değerlendirerek, bu yöntemi benimsemediğini vurguladı: “Kendini yakan arkadaşlarla ilgili bir iki hususu belirteyim. Bu arkadaşların eylemleri fedai eylemliliklerdir. Kendini davaya adamışlıktır. Büyük bir fedakarlıkla bu eylemleri yapmışlardır. Diyarbakır'da Mustafa Malçok, Adıyaman'da Müslüm Doğan'ın eylemleri yüksek fedai eylemleridir. Aynı şekilde Vedat Acar'ın eylemi de bu çerçevededir. Ancak daha önce bu yöntemi benimsemediğimi belirtmiştim. Yine belirtiyorum, bu yöntemlere gerek yok. 1980-90'lardaki bazı fedai eylemlilikler vardı; ancak Agit'in anısına da, mücadelesine de, değerine de bağlı kalınarak bugün mücadele daha farklı şekillerle, metodlarla yürütülebilir.”

İDAM TARTIŞMALARI AKP KAYNAKLI

Öcalan çocuk tecavüzleri ve yeniden gündeme getirilen idam konusuna ilişkin şunları dile getirdi: “Çocuk tecavüzleriyle ilgili birkaç şey söyleyeyim. Sanırım bir siyasi parti bununla ilgili bir gösteri yapmış. Orada çocuk tecavüzcülerinin fotoğrafları yanında benim fotoğraflarımı da taşımışlar. Bu alçaklıktır, şerefsizliktir. Bunlar benim fotoğraflarımı da gösterip yine idamdan bahsediyorlar. Bunlar AKP'den yeşil ışık alarak bunu yapıyorlar. Böyle bir şey olmasaydı, bunlar bunu tek başına yapamazlardı. Halkımız bunu net olarak görmeli.

Bütün bu rahip cinayetlerini de bunlar işlediler. Tecavüze uğrayan bizim çocuklarımız. Bu yatılı bölge okulları var, biliyorsunuz. Yıllardır Kürtlere yapılan tecavüzler ortada. Kürt çocuklarına yapılan tecavüzler ortada. Bizim çocuklara yapılan sadece cinsel tecavüz değildir, bu iyi bilinmelidir. Hem tecavüz sadece fiziki-cinsel tecavüz de değildir. Birçok tecavüz çeşidi vardır. Siyasal tecavüz bunlardan birisidir. Kürtlere her türlü tecavüz çeşidini uyguluyorlar. KCK davası bir siyasal tecavüzdür. Tecavüz çeşitlerinden biri de ekonomi ve coğrafya tecavüzüdür, Kürtlere ekonomik tecavüz yapılıyor, o HES'lerle coğrafi tecavüz uyguluyorlar. Kültürel tecavüz uygulanıyor. İşte dil, dilin yasaklanması, dilini kullanma önündeki tüm engeller bir kültürel tecavüzdür. Fiziki-cinsel tecavüz, bu tecavüzlerden sadece birisidir fakat en aşağılık olanıdır. Denizli'de işte Kürt kız çocuklarına tecavüz etmişlerdi. Hem Kürt çocuklarına tecavüz ediyorlar, hem Kürtlerin her tür haklarına tecavüz ediyorlar, hem de kalkıp Kürtleri suçluyorlar. Yani hem tecavüze uğrayansın hem de suçlu olarak ilan edilensin! Bu çok aşağılık bir durum. Tecavüz eden de ettiren de sensin. Yirmi yıldır sen; Maraş, Sivas, Çorum katliamlarını yapıyorsun, rahiplerin boğazlarını kesiyorsun, çetelerin, gladyonun adına tetikçilik yapıyorsun, şimdi de kalkmış bizim aleyhimize çalışıyorsun. Bunların kadroları yıllarca Gladyonun tetikçiliğini yaptılar. Bunun için Florida'da eğitildiler.

GÜÇLERİ YETİYORSA HEMEN YARIN İDAM ETSİNLER

Ben idamdan da korkmuyorum. Eğer güçleri yetiyorsa hemen yarın idam etsinler. Ben idamdan korktuğum için değil, demokratik bir çözüm için bugüne kadar burada sabrettim. Ben idam değil de başka şekilde de burada ölebilirim. Bu, büyük bir komplodur. İşte bu tecavüz olayları kullanılarak tekrar idamın tartışılması bilinçlidir. AKP de bunlara cesaret veriyor. Burhan Kuzu idama karşı olmadığını söylemiş. Halk da, BDP de bunları görmelidir, bunlara karşı tedbirlerini almalıdır.”

AYDINLAR MESELESİ ESKİLERE DAYANIR

“Aydınlar” konusunu da değerlendiren Öcalan bu konuda şöyle dedi: “Bu aydınlar konusunda da birkaç şey belirtmek istiyorum. Bu aydınlar meselesi ta eskilere dayanır. 1985 yılında NATO bize karşı 5. maddeye dayanarak karar aldı. NATO, iki şekilde çalışır: Biri, merkezi Florida olan Gizli NATO, diğeri Açık NATO şeklinde çalışır. Şu an Libya'da uygulanan açık NATO'dur. NATO açıkça oraya müdahale ediyor. Bize karşı ise daha çok Gizli NATO çalıştı, çünkü biz devlet değiliz. 1985'te NATO bu gizli görevi Almanya'ya vermişti. Almanya üzerinden bize karşı kampanyalar, çalışmalar başlamıştı. O tarihten bu yana bize karşı sahte bir muhalefet geliştirilmeye çalışıldı. 1990'a kadar Almanya üzerinden bu çalışmalarına devam etti Gizli NATO. 1990'dan itibaren İngiltere devreye girdi. Bize karşı politikaları artık İngiltere devraldı. İngiltere Tansu Çiller-Güreş ekibini oluşturarak bize karşı büyük bir komploya girişti. Bu büyük komplo sonucunda Özal tasfiye edildi. Özal iyi niyetliydi. Ama bu büyük komployla tasfiye edildi. Bu büyük bir tasfiyedir. İngiltere, Çiller-Güreş ekibi üzerinden bize karşı yine bir sahte muhalefet geliştirmeye çalıştı. Planları şuydu; bizi tasfiye ettikten sonra yerimize, oluşturdukları sahte muhalefeti geçireceklerdi. Bunun toplumsal bir dayanağı-gerçekliği yoktu. Bugünkü Libya muhalefeti gibi paraşütle sahte bir muhalefet indireceklerdi. Libya'da bugünkü muhalafet de aynen paraşütle indirilen bir muhalefettir. 1990'lı yılların başındaki komplo ve tasfiye de, 1998'deki komplo da Gizli NATO'nun işidir. Bizim yerimize bir muhalefet geçirmek istiyorlardı. Burkay bu nedenle o tarihte benim için “o adada cüzzamlı mahkum” diyordu. Burada cüzzamdan kasıt, kimsenin yaklaşamadığı, tecrit edilen, yani devreden çıkarılandır.

Bu Gizli NATO, Türkiye'de daha çok Gladio-jitem tarzında çalıştı. O dönemin jitemi, jandarma jitemiydi. 2002'den bu yana ise Polis Akademisi eksenli bize karşı komplolar, tasfiyeler yürütülüyor. Önder Aytaç gibileri bu çerçevede konuşuyorlar, benim idam edilmem gerektiğini de söylemiş. Emre Uslu da yine bu çerçevede yazıyor. 2002'den sonra oluşturulmaya çalışılan konsept de bu polis akademisi çevresinde geliştiriliyor.

TATLISES OLAYI DA BİR KOMPLO

1985'ten 2002'ye oluşturulmaya çalışılan muhalefet bu Gizli NATO-Gladio-jitem ekseninde bize karşı devreye konuldu. 2002'den sonra ise bu muhalefeti polis akademisi eksenli yürütüyorlar. Bu aydınlar meselesi de burdan çıkıyor. Yani eskiden jandarma jitemi vardı, şimdi ise polis jitemi var. Adları farklı olsa da bize karşı yürüttükleri politikaların amacı, zihniyeti aynıdır. Hükümetin bu açılım dedikleri politika da ilk olarak polis akademisinde başladı. Bu politika orada oluşturuldu. Bunların hepsi o polis akademisinin oluşturmaya çalıştığı politikalar çerçevesinde hareket ediyor. Bunların hepsi sahte aydındır. Bir etkileri de yok bunların.

Bunlar bu dönemde bize karşı sürekli yeni tarzlarıyla komplolar geliştiriyorlar. Bu Tatlıses olayının da komplo olduğunu düşünüyorum. Yaralanması komplonun bir parçası olabilir. İşte AKP'den aday olacakmış, mesaj göndermiş, mesajı okutuluyor. Aydınlarda olduğu gibi sahte bir sanatçı grubu yaratmak istiyorlar Kürtlerden.”

YILMAZ GÜNEY ÖCALAN’A NE DEDİ?

Öcalan bu konuda dünyaca ünlü Cannes Film Festivali Altın Palmiye ödülü sahibi Kürt yönetmen Yılmaz Güney’e ilişkin bir anısını anlattı: “Yılmaz Güney bizzat bana, Tatlısesle ilgili ‘buna dikkat edin, bunu yerime geçirmek istiyorlar, böylece sahte bir Kürt sanatçısı yaratmak istiyorlar’ demişti. Yılmaz Güney ile görüştüğümde bunu bizzat bana söylemişti. Bu anımı da bu şekilde bir kez daha kamuoyuyla, medyayla paylaşıyorum. Her konser için yüz, yüzelli, ikiyüz bin lira para istiyorlar. Bir konser için bu kadar para isteniyorsa bu artık sanat değil başka bir şeydir, başka bir şeye hizmet ediyor. Halkı düşünüyorsan, halka yönelik sanat yapıyorsan o zaman demokratik kongrenin (DTK) sanat komisyonu var, içinde yer alırsın, uygun şekilde sanatını icra edersin. Burada yer almazsan bir konser için bu kadar para istersen o zaman halk da seni tecrit eder, izole olursun. Amacın türkü falan söylemek de değil, para kazanmaktır.”

BURASI BİR ÖNDERLİK KURUMUDUR

Öcalan, yürüttüğü görüşmelere ilişkin de bilgi verdi: “Sanırım buradaki görüşmeler merak ediliyor. Bu konuya da kısaca değineceğim. Bu görüşmeler bilinmelidir. Bu görüşmeler burayla yapılıyor, burası bir önderlik kurumudur. Bunun gereklerini yapıyorum. Yine burada yapılan görüşmeler burayı bağlar, buradaki görüşmeleri ne KCK, ne BDP, ne DTK, ne de Türk Solu adına yapıyorum. Ne ben ne de burada yaptığım görüşmeler tam anlaşılmıyor. Yine KCK de, Avrupa’dakiler de, BDP de beni yeterince anlamıyor. Sürekli benden bir şeyler bekliyorlar. Bütün sorumluluğu bana bırakıyorlar. Neyin nasıl yapılması hususunda savunmalarımda olabildiğince destek sundum. Ama hala benden pratik anlamda sorumluluk bekleniyorsa, bu yanlıştır. Çadır olayını bile bana bağlıyorlar. Ben bu görüşmeleri önderlik kurumu adına yapıyorum. Burada benim şahsım önemli değil, önemli olan önderlik kurumudur. Burası bir önderlik kurumudur. Burayla yapılan görüşmeler de bu kapsamda yapılıyor. Bunun bu şekilde anlaşılması gerekiyor. Ben önderlik olarak sorunlar için ön açıcı oluyorum. Görüşmeye gelenler de benim bu önderlik konumumu bildikleri için gelip benimle görüşüyorlar.

BDP DE KENDİ ADINA GÖRÜŞMELER YAPABİLİR

BDP de kendi adına görüşmeler yapabilir. Devletle görüşmeler, diyaloglar gerçekleştirebilir. Zaten zaman zaman yapıyorlardı. BDP, KCK'den farklı bir yapılanmadır. Legal alanda siyasi örgütlülüğünü, siyasi faaliyetlerini yürütür. BDP mutlaka kendi yerel önderliklerini oluşturmalıdır bu dönemde. Yaptıkları diyalogları da kendi adına yapabilir. Kendi çözüm yöntemini, kendi programını, projelerini, parti programlarını nasıl uygulayacaklarına da kendileri karar verirler. Mesela bu çadır olayı tam da BDP'nin işidir. Demokratik Blok çalışmasını yürütebilirler.

Aynı şekilde DTK da halkımız adına, kendi temsiliyeti adına devletle görüşmeler yapabilir. Temsil gücünü kullanırlar. Ama bu da onların kendi programıdır, bunu da kendi adına yapar. DTK, aydınlarla birlikte çalışmalı ve görüşmeler yürütebilmelidir. Yine Avrupa’dakiler bu yönlü çalışmalıdırlar. BDP, DTK, KCK kendi rollerini iyi oynamalı, kendilerini çözüm için ve kendi projeleriyle ortaya koymalıdırlar. Demokratik çözüm için devletin takınacağı tutum, önümüzdeki bir kaç görüşmede netleşebilir.”

Öcalan son olarak şunları belirtti: “Malatya cezaevinden, bana ulaşan bir mektup var. İlginç ve güzel bir mektuptu. Çok ve özel selamlarımı iletiyorum, çalışmalarına devam etmelidirler. Adıyaman cezaevinden gelen bir mektup var, selamlarımı iletiyorum. Diğer cezaevlerinden, Van, Bitlis, Muş cezaevlerinden gelen mektuplar var, hepsine selamlarımı iletiyorum. Batman gençliğine ve Batman halkına da selamlarımı iletiyorum.”-ANF

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.