ABD-İngiltere Eksenindeki Petrol Finans Koalisyonu
Politik Analiz / 29 Ocak 2011 Cumartesi Saat 08:18
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dünya enerji kaynakları üzerinde hâkimiyet mücadelesi veren sömürgeci-küresel güçler, işgal ettikleri topraklarda tarihi, toplumsal ve insanlığa ait tüm değerlerlerini

Dünya enerji kaynakları üzerinde hâkimiyet mücadelesi veren sömürgeci-küresel güçler, işgal ettikleri topraklarda tarihi, toplumsal ve insanlığa ait tüm değerlerlerini petrol uğruna katliamdan geçirmektedir.

Sudan, Somali, Nijerya, Tanzanya, Kongo, Angola, Etiyopya, Ruanda, Zimbabwe, Cezayir, Doğu Türkistan, Çeçenistan, Özbekistan, Yemen, Sri Lanka, Keşmir, Nepal, Hindistan, Filipinler, Mezopotamya ve daha pek çok bölgede süren çatışma ve yaşanan katliamlardan, açlıktan ölen insanlardan, petrol-silah-finans koalisyonunda başı çeken ABD-İngiliz küresel güçleri sorumludur.

ABD-İngiltere merkezli dünyanın en büyük 500 silah firması, ürettikleri silahların büyük bir çoğunluğunu Afrika, Asya, Ortadoğu ve Latin Amerika ülkelerine ihraç etmektedir. Yine altın ve petrol kaynaklarını ele geçirme pahasına Afrika ve Asya ülkelerinde kabileler arası çatışmalar çıkararak silah satmak için Pazar yaratılmaktadır. Nerede bir iç çatışma varsa, nerede etnik ve dinsel çatışmalar varsa buralarda ABD ve İngiltere’yi bulmak çok da şaşırtıcı olmayacaktır. Son zamanlarda revaçta olan Şii-Sünni çatışmalarına Müslüman-Hıristiyan çatışmaları da eklenmiştir. Irak’ta, Mısır’da, Yemen’de, Sudan’da, Haiti’de, Nijerya’da; Müslüman-Hıristiyan çatışmaları tetiklenerek işgal ve sömürü ya da denetimde tutmak için uygun koşullar yaratılmaktadır.

Denetimin daha zor olduğu yerlerde ise çok uluslu-küresel güçlerin hizmetindeki askeri gücü NATO, sözde barışçı ve arabulucu BM’yi görmek mümkündür. BM ve NATO diğer bir ifade ile havuç-sopa politikasıyla küresel-sömürgeci güçler, yeni işgal planlarını insanlığa karşı bu şeffaf kuruluşlar üzerinden gerçekleştirmektedirler.

ABD ve İngiltere merkezli petrol-silah koalisyonun oluşturduğu konsorsiyum, dünyanın her tarafında yaşanan savaş, soykırım ve krizlerin arkasındaki şirketler olurken aynı zamanda katliamlardan ve yoksulluktan kar sağlayan savaşların gizli efendileri durumundadırlar. Dünyayı yönetmenin kuralının sürekliliği sağlanan yeni petrol alanlarını, petrolün taşınacağı boru hatlarının geçtiği toprakları yönetmekten geçtiğini söyleyen petrol kartelleri, petrolün olduğu her alanı, petrolün taşınacağı her ülkeyi burada yaşayan halklara cehenneme dönüştürmüşlerdir.

Petrol uğruna karışıklıkların yaratıldığı, her gün onlarca insanın öldürüldüğü topraklarda, denetim ve kontrol NATO ve BM’ye bırakılırken, bu kargaşalıktan en fazla ABD ve İngiliz petrol şirketleri nemalanmaktadır. Bir yerde ne kadar çok kan akıyorsa, insanlar topraklarını terk etmek zorunda kalıyorsa buralarda en fazla kar eden bu petrol şirketleri olmaktadır. Küresel-sömürgeci güçler için sürekliliği olan Afganistan, Pakistan, Irak, Nijerya ve Yemen gibi yeni pazarlarda her gün onlarca insanın öldürülmesinin hiçbir anlamı yoktur. Bu durumu ‘işgal, savaş, sömürü ve kaosun elebaşı İngiltere’nin, 1936’da ki başkanı Churchill’in “bir damla petrol bin damla kandan daha iyidir” sözü tam olarak ifade etmektedir.

Kapitalizmin hâkimiyet mücadelesi, uluslar arası sermayenin kendi aralarında çelişkileri Wikileaks belgeleriyle gün yüzüne çıkmıştır. Wikileaks bir yönüyle sistemlere bir müdahaledir. Kapitalizmin değişim ve yenilik yapma ihtiyacıdır.

Wikileaks belgeleriyle sistemlere yapılan müdahalelerin yörüngesi Arap ülkeleri olmuştur. Orta Asya’da ABD ve İngiltere’nin öncülüğünde başlatılan devrimcikler serisi şimdi de Arap ülkelerinde tetiklenmiştir. Tunus’ta başlayan ABD-İngiliz patentli devrimciklere, Yemen, Cezayir ve Mısır’ın da katılma ihtimali bulunmaktadır. Yeni dönemin devrimcikleriyle hükümetler düşürülerek yandaş iktidarlar yaratılmaktadır.

ABD’nin yeni savaş yöntemi

ABD-İngiltere merkezli küresel güçlerin ‘süreklileşen ihtiyaçları’ bu coğrafyalarda ‘sürekli çatışma ve savaş biçimine dönüşerek, her insanın ölümü küresel güçlerin hazinelerine, bankalarına para olarak dönmektedir.  
ABD başkanı Obama, iktidara geldikten bir süre sonra daha önce iktidarda olan Bush yönetiminin Ortadoğu politikasının yanlış olduğuna vurgu yaparak bu konuda önemli değişikliklerin yapılacağını söylemişti. Yanlış bulunan Irak ve Afganistan’ın askeri güçle işgali ve sonrasında buraların denetimde tutulmasında yaşanan ABD sisteminin yaşadığı tıkanıklıktı. Bunun yerine ‘öteki’leştirilen ABD sistemine entegre olmayan devletleri etkisizleştirmek, ‘halkın tepkisi’ olarak adlandırılan devrimciklerle iktidarların devrilmesi, devlet yönetiminde etkili olmak için diplomasi ağırlıklı politikalar, daha direngen devletlere karşı da doğrudan işgal yerine iç çatışmaları başlatmak, bu şekilde uluslar arası müdahale için uygun ortam yaratmayı amaç olarak benimsedi. Özellikle son bir yıldır dünyanın birçok yerinde iç çatışmaların yaşandığı, kabile savaşlarına, Şii-Suni çatışmalarına bir de Müslüman-Hıristiyan çatışmaları ve hükümetleri alaşağı eden devrimcikler eklenmiştir. Bu yeni savaş biçiminde aktörler çoğalırken, her kesin kendi çıkarları doğrultusunda bu savaşın bir tarafını kontrol ettiği, karşıtına karşı kullandığı ‘kontrolsüz savaş’a dönüşmüştür.  

ABD yönetimi, enerji kaynaklarına sahip bölgeler üzerinde egemenlik kurmaya çalışırken diğer tarafta ise kendi yakın çevresi üzerindeki etkinliğini kaybetme noktasına gelmiştir. Latin Amerika’da solun yükselişi, eski gerilla liderlerinin devlet başkanı seçilmesi ABD’yi oldukça tedirgin etmektedir.

Obama yönetimi, Latin Amerika’da başarısız kalan politikalarının Orta Asya ve Ortadoğu’da tekrarlanmaması için denetim kuramadığı alanların kontrolünde NATO ve BM’nin sürece daha aktif katılımını sağlayarak Rusya, İran ve Çin karşısında kendi cephesini güçlü tutmaya çalışmıştır. NATO’nun genişleme sürecine ağırlık vererek özellikle Rusya ve İran’ı kuşatmaya çalışarak NATO, içine aldığı devletleri ABD sistemine uyumlu hale getirmek için yoğun bir çalışma yürütmektedir.
Gürcistan’ın, Azerbaycan ve Ukrayna’nın NATO’ya dâhil edilmeye çalışması yanında füze kalkanı projesi ile Rusya’ya baskı uygulayarak, İran’a karşı Rusya’dan BM yaptırımlarını uygulamasını, İran ile yapılan askeri ve enerji anlaşmaların iptal edilmesini istemiştir. Obama yönetiminin bunda belli oranda başarılı olduğu ortaya çıkan gelişmelerden anlaşılmaktadır. Rusya, BM’nin yaptırım kararını kabul ederek, İran’a satmayı düşündüğü S-300 füzelerinin satışını iptal etmiştir.
Rusya ve Çin desteğinden arındırılmadan İran’a karşı başarılı olamayacağını anlayan ABD yönetimi bir taraftan bu ülkelere karşı diplomasi ağırlıklı politikalar geliştirirken diğer taraftan AB ve BM’yi İran konusunda daha sonuç alıcı politikalar ortaya koyması için baskı uygulamaktadır.
 
ABD-İngiltere merkezli işgal güçlerinin “demokrasi ve istikrar getirmek üzere” Afganistan’ı işgal etmesinden bu güne kadar istikrarsızlık her geçen gün daha da derinleşmektedir. Burada kontrolü kaybeden işgal güçleri NATO’yu devreye sokmuş olmalarına, Taliban’a geniş çaplı operasyonlar düzenlenmesine, ABD’nin casus uçaklarının her gün onlarca sivili öldürmesine rağmen Taliban karşısında başarılı olunamamıştır. NATO toplantılarında Afganistan’daki NATO askeri gücünün arttırılması istenmiştir. Afganistan, aynı zamanda İran ve Rusya’nın ABD’ye karşı örtülü savaş yürüttükleri alan da olmaktadır. Bir dönem Sovyet işgaline karşı Afganistan’da Taliban’ı destekleyen ABD ve İngiltere’ye karşı şimdi de Rusya’nın Taliban’a destek verdiği belirtilmektedir.

Taliban karşısında askeri üstünlük kuramayan ABD ve İngiltere’nin, Taliban’ı silahlı mücadeleden vazgeçirebilmek için farklı çözüm arayışlarına girdiği bu temelde Taliban’ın savaşı bırakması için yüklü miktarda para teklifinde bulunduğu gündeme gelmişti. Bunun yanında, Taliban’ı siyasi alana çekerek etkisizleştirmek, kontrol altında tutmak içinde yoğun çaba gösterilmektedir. Bu temelde Taliban üyeleriyle görüşmeler yapıp siyasi diyalog için çağrılar yapılmaktadır.

ABD’nin diğer bir müdahale alanı ise Pakistan’dır. Pakistan, Afganistan’ın işgali sırasında ABD müttefiklerine verdiği destek ile bilinmektedir. Afganistan’daki işgal ve savaş uzadıkça, Pakistan, ABD’ye verdiği desteğin faturasını ülkede yaşanan patlamalar ve istikrarsızlıkla ağır bir şekilde ödemektedir. ABD’nin siyasi politikaları güdümünde faaliyet yürüten El Kaide’nin karışıklık yaratmadaki yeni alanı Pakistan olmuştur.

ABD'nin baskılarına rağmen bir süre önce Pakistan, İran doğalgazının Pakistan ve Hindistan üzerinden taşınma projesini sürdüreceğini açıklamıştı. İki ülke arasında gerçekleşen bu proje ile Hindistan ve Pakistan yakınlaşması gerçekleşmiş, iki ülke tarihi adımlar atmıştı. Pakistan ve Hindistan'ın düşmanlığından çıkar sağlayan ABD, sadece İran gazının Çin'e taşınacak olmasından değil, iki ülkenin birbirine yakınlaşmasından rahatsız olduğunu her platformda dile getirerek projeye şiddetle karşı çıkmıştı. ABD dış işleri bakanlığının Pakistan-Hindistan konusunda yaptığı açıklamalar sonrasında Hindistan ve Pakistan’a yönelik bombalı saldırılar gerçekleşmişti. Her iki ülke bu saldırılardan birbirini suçlamıştı. ABD’nin tetikçisi El Kaide’nin saldırılarıyla Hindistan-Pakistan gerginliği bilinçli olarak tırmandırılmaya çalışılmaktadır.

Rusya’nın kaygan dış politikası

ABD- İngiltere merkezli işgal ve sömürge ittifakları karşısında güç olma konumunu koruyan ve her geçen gün bunu arttıran Rusya; İran, Çin ve Hindistan ile geliştirdiği karşı ittifaklarla bölge politikalarında daha fazla belirleyici konumda olmaya çalışmaktadır.  Her ne kadar ABD karşısında İran’ı destekler gibi görünse de, ABD ile geliştirdiği ilişkilerle de İran’ı frenlemeye çalışmaktadır.

 ABD’de, Rusya’nın arka bahçesi olarak gördüğü eski Sovyet cumhuriyetleri olan Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan ve Kazakistan’ı NATO’ya dâhil etme çabalarını sürdürürken Rusya’da İran kozu yanında Kuzey Kore’yi diğer taraftan destekleyerek kendisi için bir savunma hattı oluşturmaktadır. Kendi egemenlik sahasında ABD tarafından açılmak istenen çatlakları kapatmak için petrol ve doğalgaz tehdidini hem içe karşı hem batıya karşı kullanmaya devam etmektedir. Bu ülkelerin dışa açılımları Rusya üzerinden gerçekleştiği için doğal olarak Rusya’nın bu devlet üzerinde daha fazla hâkimiyet kurmasını sağlamaktadır.

Rusya, ABD’nin füze savunma sistemine bir yandan karşı çıksa da bir yandan da bu projenin ABD’nin ortaya koyduğu gerekçeler ile İran’ı frenlemesini istemektedir. Bir süredir Rusya, nükleer enerji santralleri yapımı konusunda İran’a destek veriyor ve bu yönde birçok projeyi gerçekleştiriyor olsa da, İran’ın nükleer silaha sahip olması, Rusya tarafından olumlu karşılanacak bir durum değildir. Nükleer silaha sahip bir İran’ın Hazar, Orta Asya ve Kafkasya’da daha etkili bir güç olabileceği gerçektir ve bu durum Rusya’nın ulusal çıkarları ile örtüşmemektedir.

Fakat İran’la olan işbirliği de Rusya için çok önemlidir ve Rusya, şartlar uygun olduğu sürece İran’ı kaybetmek istememektedir. Rusya’nın jeopolitik ve jeo-ekonomik çıkarları İran’ın mümkün olduğu kadar dışlanmış, dünyadan tecrit olunmuş şekilde kalmasını uygun görmektedir.  İran doğalgaz rezervlerinde dünya enerji sıralamasında ilk sıralarda yer almaktadır. Ambargolar İran’ın dünya doğalgaz piyasasında Rusya ile rekabetini kırabilecektir. Moskova’nın İran’a karşı ambargo desteklemesinin esas nedenlerinden birisi de budur.
Rusya ve İran’ı yakınlaştıran nedenler bundan sonraki süreçte iki devlet arasındaki ilişkilerin işbirliği boyutunun korunup devam ettirilmesini sağlayacaktır.

 Rusya’nın ABD ve İran konusunda çelişkili görünen politikası durduğu konumdan kaynaklanmaktadır. Rusya, dış politikasında hem küresel sistemde büyük güç olarak yerini alma hem de yakın çevresinde etkinliğini arttırma çabasındadır. Bu çerçevede Rusya, bir yandan ABD ile ilişkilerini bozmak istemezken diğer yandan da ABD’nin kendi yakın çevresinde etkin olmasını engellemek istemektedir.

Çin’in Orta Asya çıkarması

Bölgenin en büyük aktörlerinden biri de Çin’dir. Çin de kendi bölgesinde elini güçlendirebilmek ve küresel rekabette ön plana çıkabilmek için Pasifik’te Japonya ile iyi ilişkiler kurmaya çabalarken batı yönünde de Orta Asya’ya olan ilgisini arttırmıştır. Aslında Orta Asya, tüm küresel aktörlerin oldukça ilgi duydukları bir bölge konumundadır. Bölgenin Hindistan, Çin ve Rusya gibi önemli aktörlere komşu oluşu yanında enerji kaynakları konusunda oldukça zengindir.

Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan gibi Orta Asya devletleri, enerji kaynaklarını Batı’ya ulaştırmak için bugüne kadar hep Rusya’ya bağımlı kaldılar ve bu da Rusya’nın gücünü asimetrik bir şekilde arttırdı. Bugün ise, AB’den Çin’ine kadar neredeyse tüm aktörlerin bu coğrafyada yer alan devletlerle ilişki geliştirmeye çalıştığı görülmektedir.

Çin, Orta Asya devletleri ile kendi arasında kurmaya çalıştığı boru hattı üzerinden Hazar Denizi’nin enerji kaynaklarını Çin’e akıtmaya çalışıyor. Bir taraftan da, Türkmenistan ve Kazakistan Rusya’ya önemli miktarda doğalgaz veriyor. Orta Asya’dan Çin ve Rusya’ya giden petrol ve doğal boru hatları ABD’nin desteklediği Nabucco projesinin gerçekleşme ihtimalini azalttığı için işgal güçleri kaygılandırmaktadır.

Çin’in Orta Asya enerji kaynaklarının taşınmasında aktif hale gelmesi bu temelde Nabucco projesinin gerçekleşme ihtimalinin azalması Rusya’nın da işine gelmektedir. Ruslar, Çin’in Orta Asya’da artan etkinliğinden rahatsız olsalar da kendilerini zor durumda bırakacak olan Nabucco’yu etkisizleştireceği için sessiz kalmaktadır.

İran etrafındaki çember daralıyor

İran ‘tehdit olma’ konumunu ABD, İngiltere ve İsrail açısından hala sürdürüyor. ABD ve müttefiklerinin saldırgan tutumlarına karşı İran bölgede önemli bir desteğe sahiptir. En büyük destek Rusya ve Çin’den geliyor. İran hem petrol ve doğalgaz alanı hem de iyi bir silah pazarıdır.  

Uzun bir süredir ABD’nin başını çektiği Avrupa-Atlantik Dünyasının hedefinde olan İran’ın ‘nükleer silah’a sahip olmak için uranyum zenginleştirme programını geliştirmesi, kıtalar arası nükleer başlık taşıyan füze denemeleri yapması tepkiyle karşılanıyordu. Ayrıca Hamas’a ve Hizbullah’a verilen destek, Suriye ve Kuzey Kore ile kurulan ilişkilerde tepkilerin tuzu biberi oluyordu. Buna bir de ABD’nin bütün diplomatik baskılarına rağmen İran’ın petrol ve doğalgaz satışlarını dolar yerine Euro üzerinden fiyatlandırması eklenince tepkilerin dozajı artmıştır.

İran’ı durdurabilmek, İran’ın dış bağlantılarını koparabilmek için ambargo BM kararıyla gündeme sokulmuş, bunun uygulanabilmesi için Rusya ve Çin’in ambargo kararına uyması istenmiştir. Özellikle Rusya’ya füze kalkanı, NATO’nun genişleme çalışmaları ve Rusya şehirlerinde patlayan bombalar tehdit olarak gösterilmiştir. ABD’nin diplomatik baskısı karşısında Rusya geri adım atarak, BM yaptırımları çerçevesinde İran’a S-300 ve diğer modern silahların satışını yasaklayan kararname Devlet başkanı Medvedev tarafından imzalanmıştır. Bu yasak içerisinde tank, zırhlı araç, yüksek kalibreli toplar, füze sistemleri, S-300 füzeleri, savaş helikopterleri, uçaklar ve savaş gemileri yer alıyor.

Diğer taraftan ABD ve İsrail tarafından, İran içerisine yönelik taşeron örgütler aracılığıyla saldırılar gerçekleştirilmektedir. İran’ın Nükleer fizik uzmanları suikastlarla ortadan kaldırılmakta, İran’ın birçok şehrinde askeri üslere yönelik ABD destekli-Cundullah örgütü bombalı saldırılar yapmaktadır.

Son dönemlerde İran’da büyük çaplı patlamaların sayılarının arttığı ve bunların çok azının basına yansıtıldığı söyleniyor. 22 Eylül günü Doğu Kürdistan’ın Mahabad şehrinde, İran-Irak savaşının (1980-88) başlamasının 30’uncu yıldönümü dolayısıyla yapılan askeri geçit töreninde büyük bir patlama meydana gelmiş, birçok asker bu patlamada ölmüştü. İran bu saldırıyı gerçekleştirenlerin Irak’ın Kuzeyinden geldiklerini belirterek Güney Kürdistan hükümetini hem bu patlamalardan sorumlu tutmuş hem de ABD ve İsrail ile geliştirdiği ilişkiler nedeniyle uyararak, “hesabını soracağız” tehdidinde bulunmuştu.

İran, ABD ve İsrail destekli bu saldırılara idamlarla karşılık vermiştir. ABD ve İsrail ile işbirliği yaptıklarını iddia ettiği muhalifleri, patlamalardan sorumlu tuttuğu Cundullah üyelerinden oluşan 148 kişiyi idam ederek çıkan olayları önlemeye çalışmıştır. Bir taraftan da dış politikadaki başarısızlıktan sorumlu tutulan dışişleri bakanı Manouchehr Mottaki görevinden alınarak yerine İran Atom Enerji Ajansı Başkanı Ali Akbar Salehi atanmıştır. Bu şekilde kabinedeki Ahmedinejad karşıtı aykırı sesler tasfiye edilmiştir. Manouchehr Mottaki, 2005 seçimleri sonrasında Ahmedi Nejad karşıtı kampanyada yer almasına rağmen dini lider Ayetullah Ali Khamenei’nin baskısıyla Dışişleri Bakanı olarak atanmıştı.

BM yaptırımları, Türkiye’ye kurulmak istenen füze kalkanı, Rusya’nın İran konusundaki kaygan dış politikası, ülke içindeki saldırılar, İran’ı zorlayıcı unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Buna karşı İran’da hem silahlanma hem de nükleer çalışmaları büyütmekle cevap verirken diğer taraftan da ABD ve müttefiklerinin üstlendikleri bölgelerde çatışmaları derinleştirerek saldırıları başka alanlara taşırmaya çalışmıştır. Buna bir de yeni ittifak arayışları eklemiştir.

Kürt karşıtlığında müttefiki olan Türkiye’yi ABD’nin güdümünden kurtararak kendi yanına çekmek için de elindeki bütün kozları kullanmaya çalışmaktadır. Lizbon’da yapılan NATO zirvesine kadar da bu konu da yoğun çaba içinde oldu. PKK ve PJAK kozunu kullanmaya çalıştı. PKK ve PJAK’a yönelik ortak operasyon çağrısında bulundu. Bu temelde Medya savunma alanlarını bombardımana tuttu. Doğu Kürdistan’da Kürtlere yönelik katliamlar, yoğun tutuklamalar gerçekleştirdi. PJAK üyesi ya da çalışanı 8 Kürdü idam etti. 17 Kürde de idam cezası verdi. Saldırılarla, tutuklama ve idamlarla Türk devletini yanına çekmeye çalıştı. Türk devleti ve hükümetinin PKK ve Kürtler konusundaki zaafını kaşıdı. Fakat bütün bunlara rağmen Türkiye İran’ı arkasından vurdu. İran’ı kandırmak için kurnazlıklara başvurdu. Türk devletinin kırmızı kitabı olan ‘Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’de İran’ı tehdit olmaktan çıkarılmıştı. Bütün bunları umut verici bir gelişme olarak gören İran, en büyük darbeyi NATO zirvesinde aldı. Türk devleti, NATO zirvesinde, ABD ve müttefiklerinin İran’a yönelik düşünülen füze kalkanının Türkiye’de kurulmasına izin vermesiyle İran’ın Türkiye’yi yanına çekme çabaları boşa çıktı. Türkiye, her ne kadar füze kalkanın İran’a yönelik olmadığını söylese de, İran yanlış ata oynamanın faturasını ağır ödemek zorunda kaldı. Elbette bütün bunlar İran’ın Türkiye’ye yönelik hevesini kursağında bıraksa da Türkiye ile ilişkiler İran açısından önemlidir.

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info
Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.