Karayılan: Demokratik Özerklik Vazgeçilmez Talebimizdir
Röportajlar / 11 Ocak 2011 Salı Saat 11:22
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Demokratik Özerklik statüsünün Kürt halkının vazgeçilmez talebi olduğunu belirterek,

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Demokratik Özerklik statüsünün Kürt halkının vazgeçilmez talebi olduğunu belirterek, ‘’Bu bir çözüm projesidir, tartışılabilir, yetersizlikleri olabilir. Ama geri adım atmak yada projeyi geri çekme durumu yok’’ dedi.

Başbakan Erdoğan’ın özerklik projesine yönelik çıkışlarını ise Karayılan şu yanıtı verdi: ‘’Ülkenin hali belli. Bu ülkeyi ameliyat etmek gerektiği açık ortadadır. AKP’nin bir çözüm projesi yok, çözümsüzlüğü sürdürmek istiyor.’’ Karayılan sorularımızı yanıtladı.

* DTK’nın Demokratik Özerklik Çalıştayı’ndan sonra bir merkezden yönlendirilmiş biçimde “Talepler maksimalisttir, bu talepler kabul edilemez” biçiminde bir kampanya başlatıldı. “Talepler maksimalisttir, kabul edilemez” kampanyasının amacını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Biz de bunu izliyoruz. Şimdi, Demokratik Özerklik Projesi öyle maksimalist istekleri içermiyor. Bu konuda doğru bir yaklaşımı maalesef geliştirmiyorlar. Yani eğer Kürtler ayrı bir toplum ve ayrı bir halksa, ayrı bir kültüre sahipse, bunun en mütevazı ve en makul formülasyonu Demokratik Özerkliktir. Eğer siz asimile etmek istemiyorsanız, bu dili ve kültürü yaşatmak istiyorsanız ona o zaman özgün bir statü tanımak zorundasınız. Biz demokratik Özerklikle statünün gelişmesini öngörüyoruz. Yok, statüsüz bırakırsanız çokça denildiği gibi bireysel haklar çerçevesinde bazı hakları kullanmayla yetinme gibi bir yaklaşımla ele alınırsa, bu inkar ve imha siyasetinin devamı anlamına gelecektir. Bu konudaki değerlendirmeler işte “Demokratik Özerklik Çalıştayında öne sürülen talepler, maksimalist taleplerdir” diyerek, bizim taleplerde geri adım atmamızı sağlamak istiyorlar. Bu söylemler, taleplerde çıtayı aşağıya çekme çabasıdır. Halbuki zaten en aşağıya çekilmiş biçimi orada ifade edilmektedir ve bu bir tartışma taslağıdır. Yani bunu şimdiden böyle bir dalga halinde “işte talepler maksimalisttir” gibisinden çarpıtmalar, yine DTK’nın ileri sürdüğü taslağa dönük çok küçümseyici, hakaret edici yaklaşımlar da yapılmaktadır.

Şimdiye kadar kimse herhangi bir çözüm projesi önermedi. Niye önermedi? Çünkü bu sorunu çözmek istemiyorlar. Çünkü Kürtleri zorla Türkleştirme siyasetinden tamamıyla vazgeçmemişlerdir. Onun için bir çözüm projeleri olmadı. Şimdi Kürt tarafı adına DTK bir proje sundu. Karşısında hemen saldırı dalgası başlatıldı. Geri adım atsınlar diye “maksimalisttir” denildi. Yine içeriğine ilişkin de çok şey söyleniyor. Öncelikle şunu belirtiyim: Yani Önderliğimizin bu konudaki görüşü gayet normal bir eleştirel görüştür. Az önce de belirttiğim gibi diyor ki “daha iyi anlatabilirlerdi, biraz dar ele almışlar. Olabilir.” Şimdi bu değerlendirmeye dayanarak “yok işte Öcalan reddetti, artık bu proje çöpe atıldı, artık DTK’nın burnu sürtüldü, vb…” deniliyor.

‘DEMOKRATİK ÖZERKLİK VAZGEÇİLMEZ TALEPTİR‘

Öyle bir şey yok. Demokratik Özerklik statüsü artık Kürt halkının vazgeçilmez bir talebidir. Tartışılabilir; DTK’nın ileri sürdüğü taslak zaten bir tartışma taslağıdır. Nitekim tartışılıyor da. Herhangi bir biçimde gündemden çekme ya da işte bilmem özellikle bazı köşe yazarları adeta nasıl bu projeyi boşa çıkarırım havasına kendilerini kaptırmışlar. Sözümona bazı objektif yaklaştıklarını iddia edenler de aynı havada hareket etme çabası içinde. Şimdi Kürt tarafı böyle bir taslağı gündeme sundu, çeşitli kesimler eleştirilerini yaptı. Önderliğimiz de görüşlerini söyledi, hareket olarak biz de söylüyoruz: “DTK’lı yöneticiler iyi bir iş yaptı. Yetersizliği de olabilir ama gündeme getirilmesi gereken bir projeydi, bu biçimde gündeme getirildi. Doğruydu, yerindeydi. Fakat projenin daha iyi izah edilmesi gereği vardır.” Gerçekten de izah edilmesinde dar kalındı, yetersiz kalındı. Mesela projenin sadece bir Kürt sorununun çözümü projesi olmadığı, tüm Türkiye için bir proje olduğu boyutu yetersiz kaldı, bu yeterince izah edilmedi. O taslakta genişçe yer verilmemiş. Bunun gibi bazı yetersizlikleri vardır. İçeriğine ilişkin daha farklı yetersizlikler de söz konusu olabilir.

Oysa bu taslağın mantığında Türkiye’nin bu merkezi bürokratik sistemden artık çıkıp, bazı kesimlerin de belirttiği gibi Adem-i Merkeziyetçi bir sisteme geçmesi gerektiği olgusu vardır ve bu ön plana çıkarılmamıştır. Bugün her şeyin tek merkezden yönetilme yöntemi dünyada giderek aşılmaktadır. Çağımızda giderek aşılan katı merkeziyetçi ulus-devlet sistemleri yerine yerinde yönetim anlayışını geliştiren idari sistemler geliştirilmektedir.

YENİ ANAYASA İLE BİRLİKTE REFORM

Türkiye’nin de kendisini yenilemesi gerekiyor. İşte en son CMK’nın 102. Maddesi nedeniyle gündeme gelen tahliyeler ve Yargıtay meselesinde “bölge mahkemeleri olmalıydı” diye tartışıyorlar. Belli ki her şeyin Ankara’dan yönlendirilmesi ve yönetilmesi artık mümkün değildir. Çağımızda artık bu tür dar merkeziyetçi yapılar aşılmaktadır. Türkiye’nin de kendisini bu anlamda yenilemesi lazımdır. Bize göre yeni anayasa ile birlikte Türkiye’nin böyle bir reformu kesinlikle yaşaması gerekmektedir. Bu, aynı zamanda Kürt sorununun da çözüm formülasyonunu beraberinde getirecektir.

Bu anlamda DTK’nın sayın yöneticilerinin veya işte o çalıştayı geliştiren kişilerin daha iyi izah eden bir üslubu kullanabilme durumları olabilirdi. Ama yine de yaptıkları gayet önemli bir iştir. Küçümsenemez bir şeydir. Çok değerli bir gündem oluşturmuşlardır. Bunun herhangi bir biçimde çekiştirilmesi doğru değildir. Bu bir çözüm projesidir. En mütevazı bir çözüm taslağı sunmuşlardır. Şurası az şurası çok tartışılabilir. Ama Kürt halkına geri adım attırmaya dönük çabaları da görmüyor değiliz. Bunu kimse yutmaz. Birileri sanki babasının kesesinden mal verecekmiş gibi “şunu vermeyelim, şunu verelim” tarzında yaklaşıyorlar. Bu tarzla sonuca gidilemez. Ortada eğer bir halk varsa ve bir kültür varsa ve bu kültürün artık inkarından, asimilasyonundan ve soykırımından vazgeçilmişse o zaman en uygun şey buna bir statü tanımaktır. Statü de özerklik statüsüdür.

ÖZERKLİK PROJESİ TÜRKİYE’Yİ DEMOKRATİKLEŞTİRİR

Kaldı ki bu 1921 Anayasasında da yeri olan bir şeydir. O zaman meclisin aldığı bir karar durumundadır da. Kürt Özerkliği denilmiş o zaman. Şimdi de özerklik statüsü, bu kültürü ve dili yaşatmaya imkan sunacak en makul ve mütevazı çözüm biçimidir. Biz devletin olduğu yerde demokrasinin olamayacağını düşünüyoruz. Onun için devlet değil, sivil toplum sistemini öngörüyoruz. Dolayısıyla burada kimse devlet istemiyor. Bir devlet çatısı altında toplumun sivilizasyonu gelişmek durumundadır. Devlet artı demokrasi dediğimiz formül budur aslında. “Ayrılmak istiyorlar, bu bölünmenin projesiymiş,…” deniliyor. Tam tersine eğer siz bu katı merkeziyetçi ve inkarcı siyasette ısrar ederseniz ayrılma ve bölünme olabilir. Bu bölünme değil, bu kalıcı gönüllü birliğin temelini yaratma projesidir. Demokratik Özerklik Projesini böyle algılamak gerekmektedir. Bu sorun, her şeyden önce sosyal, kültürel, siyasal açıdan ele alınması gereken bir sorundur. Bu bölünmeyi değil, gönüllü birliği yaratacak olan bir projedir. Artı, Türkiye’nin genelini demokratikleştirecek olan bir projedir. Türkiye’nin bu dar merkeziyetçi sistem yapısından sıyrılması için Demokratik Özerklik esprisinin esas alınması gerekmektedir. Dolayısıyla Özerk Kürdistan Projesi, aynı zamanda Türkiye’nin de gerçek anlamda demokratikleşmesine imkan sunacak olan bir projedir.

A DEVLET PARADİGMASI

Bu taslağın içeriğine ilişkin de bazı kimseler yanlış değerlendirmeler yapmaktadır. Mesela komün kavramını reel sosyalizmden kalma bir şey gibi ele alıyorlar ki bu yanlıştır. Benzeyen yönleri olabilir ama bu devletçi olmayan demokratik bir paradigmaya dayanan, en küçük bir toplumsal birimin bir araya gelerek kendi kendini yönetme sistemini hedeflemektedir. Yani bizim komün dediğimiz şey köyün ortaklaşması, bir araya gelmesi toplumun dayanışma kurmasıdır. En küçük alt birimin dayanışmasıdır. Kararın tabandan verilmesidir. Bu doğrudan demokrasi ve doğrudan demokratik katılımla toplumun kendisini yönettiği bir idari sistemi hedefliyor. Komün onun temelidir. Meclis onun üst icra organıdır. Yani her şeyin seçimle yapıldığı ve toplumun iradesiyle belirlendiği, hiyerarşik olmayan, tamamen demokratik katılımı esas alan bir yapılanmadır. Bunun dayandığı paradigma A devlet paradigmasıdır. Orada öngörülen, gerçek anlamda kadını özgürleştiren, erkek egemenlikli sistem anlayışını, devletçi zihniyeti aşan, demokratik toplumcu bir sistemdir. Bu konunun doğru ele alınması böyledir.

‘AKP ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ SÜRDÜRMEK İSTİYOR‘

* Erdoğan, Demokratik Özerklik tartışmalarını “Her seçimden önce bunlar karışıklık yaratma politikasının provasıdır, böylece oyların yönünü değiştirme ve Türkiye iç siyasetini dizayn etme amaçlanmaktadır” olarak dile getiriyor. Erdoğan, böyle bir propaganda dili kullanmakla neyi hedefliyor?

- Erdoğan, Kürt toplumunu oyalamaya ve kandırmaya çalışıyor. Onu hedefliyor. Şimdiye kadar hep sorunu biz çözeceğiz diye diye bu noktaya kadar geldi. Şimdiye kadar sorunun çözümüne ilişkin doğru dürüst bir şey ifade etmiş değildir. İşte toplumu kandırmak için bir TRT-6 kuruldu. Şurada burada bilmem Kürtçe dili üniversitelerde öğretilecek denildi. Yani bu sorun bu tür şeylerle çözülmez. Sorun daha köklü bir sorundur. Başbakan’ın yaklaştığı düzeyde yüzeysel yaklaşımlarla, teğet geçmeyle çözülecek bir sorun değildir. Başbakan Kürt toplumunu oyalayarak, onların dini duygularını da kullanarak, “sorunu ben çözeceğim” deyip, aslında çözümsüzlük siyasetini sürdürmek istemektedir. Demokratik özerklik tartışması en azından bir çözüm arayışıdır. Eğer gerçekten AKP bu sorunun çözümünden yana olsaydı bu denli tepkici yaklaşmazdı. Daha 1993’te Turgut Özal federasyon bile tartışılabilir dedi. Peki, şimdi Erdoğan niye bu kadar karşı çıkıyor? Niye ağır saldırılarla cevaplıyor? Hep tek-tek-tek diyor. Zaten tekçi siyaset, sorunu bu kadar trajedik düzeye getirdi. 85 yıldır yürütülen tek dil, tek millet, tek bayrak, tek vatan sloganları Kürdistan’da katliamlar yarattı. Bu anlamda AKP’nin kullandığı üslup da bu siyasetin bir devamı olmaktadır.

‘ÜLKEYİ AMELİYAT ETMEK GEREKTİĞİ AÇIK‘

Ama Demokratik Özerklik Tasarısı AKP’nin gerçeğini açığa vurdu. Onun için çok rahatsız oluyorlar. Çünkü AKP’nin, sorunun çözümüne ilişkin bir politikası ve bir projesi yok. Demokratik açılım dedikleri şeyin içi boştur. Demokratik özerklik en çarpıcı bir biçimde AKP’nin gerçeğini açığa vurduğu için AKP şiddetle karşı çıkıyor, Erdoğan işte “seçimlere dönük karışıklık yaratma, bilmem sorunun çözümünü istemeyenlerin tutumudur” biçiminde tamamen ters çevirerek izah etmeye çalışıyor. Sorunun çözümü için en azından bir arayıştır. Peki, nasıl oluyor da bu sorunun çözümünü istememek oluyor? Bence bu konuda AKP’nin bir sıkışması var, gerçek yüzünün açığa çıkması var. Bunun karşısında zorlanmaktadır. İşte “erkendir, Türkiye siyasetini dizayn etme amaçlanmaktadır, bu ülkede ameliyat etmeye müsaade etmeyiz” demektedir.

Ülkenin hali bellidir. Bu ülkeyi ameliyat etmek gerektiği açık ortadadır. Türkiye’nin kendisini yeniden yapılandırması lazım. Artık 1920’lerin ‘30ların paradigmasını aşan, çağcıl bir anayasaya bir bakış açısına ihtiyacı yok mudur? Bunu reddeden her bakış açısı Türkiye’nin sorunları karşısında aciz kalacaktır. Şimdi AKP’nin sergilediği tutum da buna denktir. Yani biz özellikle bunun daha doğru ele alınması temelinde, sorunun çözümüne dönük politikalara sıcak bakmayla çözümleyici bir dilin kullanılacağını düşünüyoruz. Bu biçimde bir üslupla sorunun çözülemeyeceği açıktır. AKP’nin oy hesapları bu tür bir duruşa ve arayışa yol açmaktadır. Çünkü AKP, bir taraftan Kürtlerin oyunu almak isterken, diğer taraftan da MHP tabanından oy almak istemektedir. Bunun için MHP’yle, milliyetçilikle yarışmakta, diğer taraftan da “biz Türkçülüğe de Kürtçülüğe de karşıyız” demektedir. Doğru değil tabii. Burada hep oy hesabı var. Oy hesabında zorlanmayı yaşamaktadır. Artık Kürt toplumu bana göre bu Demokratik Özerklik tartışmalarıyla birlikte herkesin gerçeğini gördü ve dolayısıyla kendi tutumunu da her yerde koyacaktır.

‘KÜRT HALKI KARADAĞ’A SAHİP ÇIKMALI‘

* Bir süre önce Yüksekova‘da, devlet güçlerinin infaz girişiminden yaralı olarak kurtulan ve ardından hakkında tutuklama kararı çıkan DYG üyesi Sedat Karadağ, açlık grevine başladı. Karadağ’a yönelik saldırı girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Sedat Karadağ’ın yurtsever Gever halkımızın bağrından çıkmış bir Kürt genci olarak büyük hakarete uğraması karşısında bütün Kürt toplumu bu yiğit gence sahip çıkmalıdır. Bu konuda Van halkının sergilediği sahiplenici tutum, takdir edilecek bir tutumdur. Açık açık bir infazla yüz yüze kalmış, bu infaz girişimi sırasında bir gözünü kaybetmiş bu yiğit Kürt gencinin halen açlık grevi biçiminde direnişi sürdürmesi, tüm Kürt toplumuna ve tüm Kürt gençliğine çok büyük bir mesaj içermektedir. Tüm Kürt gençliği bu mesajı doğru okumalıdır. Tüm Kürt halkı, demokratik kurum ve kuruluşları bu mesajı doğru okumalıdır. Sedat Karadağ şahsında yurtsever Gever halkımızın ve tüm Kürdistan gençliğinin haykırışı doğru görülmeli, bu direnişle verilen mesaj kesinlikle doğru okunmalıdır.

Türk devletinin Sedat Karadağ şahsında yaptığı uygulama, tüm Kürt halkına yapılmış bir hakarettir. Tüm Kürt halkına ve gençliğine karşı yapılmış olan bir uygulamadır. Bir taraftan 188 kişinin katilleri bırakılırken, legal bir siyaset yürüten, orta yerde, her gün, herkesin gözü önünde bulunan bir Kürt gencini önce infaz etmeye çalışacaksın, ondan sonra da ağır yaralı bir haldeyken de içeri alacaksın. Bu yapılacak bir şey midir? Kürt gençliğine Türk devleti hep hakaretleri reva gördü. O kadar Kürt genci şehit edildi. Seçilerek şehit edildiler. Hangisinin katilleri yargılandı? Şimdi Sedat Karadağ’ı vuranı tutuklayacaklarına, kendisini tutuklayarak kendi suçlarını örtmek istiyorlar. Bu büyük haksızlık karşısında vicdan sahibi olan hiç kimse sessiz kalmamalıdır. Bu temelde, tüm yurtsever Kürt halkını bu büyük haksızlık karşısında sessiz kalmamaya, bu yiğit Kürt gencine her koşul altında sahip çıkmaya çağırıyorum.

‘KCK DAVASINDA MAHKEME ANADİLDE SAVUNMAYA İZİN VERMELİ‘

* 13 Ocak’ta KCK Davası adı altında açılan dava yeniden başlayacak. BDP halkı davaya sahip çıkmaya dönük çağrılar yaptı. Sizin bir mesajınız var mı?

- Çağrı yerindedir. Çünkü KCK Davası adı altında Kürt halkının temsilcileri konumunda olan siyasetçiler yargılanmaktadır. Ve tabii ki tüm Kürt halkı ve dostları bu mahkeme platformunda mücadele yürüten kendi siyasetçilerine sahip çıkmalıdır. Ben başta Amed halkı olmak üzere tüm halkımızın daha etkili bir biçimde bu dava vesilesiyle yargılanan siyasetçilere sahip çıkacaklarını düşünüyorum. Çünkü bu mahkeme platformu, bir yerde inkar-imha siyasetiyle Kürt özgürlük mücadelesinin mücadele platformuna dönüşmüştür. Halkımız da burada mücadele yürüten kendi temsilcilerine de sahip çıkacaktır. Bu geçen zaman zarfında Türkiye kamuoyunda yürütülen tartışmalar da gösterdi ki bu davadaki mahkeme heyetinin Kürt diliyle savunma yapılmasına izin vermemesin çağdışı inkar-imha siyasetinin sürdürülmesinden başka bir şey değildir. İki dilli yaşam ve Demokratik Özerklik tartışmaları, mahkeme heyetinin geriliğini ortaya koymuştur. Dolayısıyla mahkeme heyeti daha fazla diretmeden herkesin kendi anadiliyle savunma yapmasına olur vermesi gerekmektedir. Vermemesi durumunda mahkeme tekrar tıkanacaktır. Çünkü Kürt siyasetçilerinin bu konuda daha fazla geri adım atacaklarını düşünmüyorum. Kaldı ki ortada geri adım atılacak bir şey yok. Bir insanın en doğal hakkı kendi anadiliyle konuşma hakkıdır. Halkımız bu mahkemeyi izlemeli ve gereken düzeyde sahip çıkmalı diye düşünüyorum. Çünkü bu mahkeme esas olarak Kürt halkının siyasal iradesini yargılamak isteyen bir mahkemedir. Bu nedenle sıradan değil, önemlidir.-ANF

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.