Karayılan: Hizbullah kendini affettirmeli
Röportajlar / 10 Ocak 2011 Pazartesi Saat 13:28
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Hizbullah’ın tasfiye olması değil, yaşatılmasına dönük olarak devletin ve AKP hükümetinin

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Hizbullah’ın tasfiye olması değil, yaşatılmasına dönük olarak devletin ve AKP hükümetinin bir politikasının olduğunu söyledi.

Devletin ve hükümetin yeni oyunları tezgahlamak istediğini söyleyen Karayılan, ‘’Hizbullah devletin politikalarına artık alet olmamalıdırlar. Yapacakları şey kendilerini topluma affettirmek olmalıdır. Çünkü artık Kürt toplumuna karşı bu denli bir hançer gibi rol oynamak sonuçsuz bir girişim olacaktır’’ dedi.

ANF’nin sorularını yanıtlayan Karayılan çarpıcı açıklamalarda bulundu.

* Sık sık toplu mezarlar bulunuyor ya da toplu mezarlara şahit olan insanlar basında konuşuyor ama bu konu Türkiye’de çok fazla gündemleşmiyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

- Kürdistan’da çok sayıda toplu mezar bulunmaktadır. Mevcut açığa çıkarılanlar çeşitli nedenlerle gündeme gelen veya aileler tarafından yürütülen çok yoğun bir takip sonucu açığa çıkarılan veya bazı kişilerin itirafları sonucu gündeme gelen mezarlar oluyor. Yoksa Kürdistan’da daha fazla toplu mezar vardır. Özellikle Garzan bölgesinde daha fazla vardır. Bu toplu mezarların bir kısmı savaşta çatışarak şehit düşen gerilla güçlerimize aittir. Bir kısmı da infaz edilen yurtsever insanlarımız ve sempatizanlarımızındır. Son olarak Mutki’de bir karakolun bahçesinde açığa çıkarılan ve basına da konu olan 12 kişilik toplu mezarda bulunan cenazelerden 9’u sivil insanlardır. Ve bu kişiler yakalanıp infaz edilmişlerdir. Özellikle karakolların bahçesinde veya yakın çevresinde bulunan mezarlıkların hepsi sağ yakalanıp infaz edilen insanların mezarlıklarıdır.

Kürdistan’da büyük bir trajedi yaşatan sömürgeci uygulamalar, çok sayıda toplu mezar olayını yaratmıştır. Bu, üstü örtülerek geçiştirilecek bir konu değildir. Güney Kürdistan’da Saddam rejiminin geliştirdiği enfallerde, çok sayıda Kürt insanının katledilmesi ve toplu olarak gömülmesi ancak Saddam’ın iktidarı düştükten sonra açığa çıkarıldı. Türkiye’de iktidarı düşürerek değil de, dönüştürerek ve demokratikleştirerek bu toplu mezarların açığa çıkarılması gerekiyor. Bu konu en acil gündemlerden birisidir. Devlet, Hizbullah eliyle yaptığı katliamların mezarlıklarını Hizbullahçıların evlerinde açığa çıkardı ve Hizbullah’ın boynuna attı. Ama biz biliyoruz ki orada suç ortaklığı vardır. Yani sadece bazı kişiler veya bir örgüt bu biçimde ve çok rahat bir tarzda şehirlerin içerisinde toplu mezar oluşturamaz; o kadar insanı kaçırıp sonra da domuz bağıyla katledemez. Ve buradan yaklaşılarak bu sorun çözülemez. Bu konuda derli-toplu ve bu konunun üzerine kararlılıkla giden bir politikaya ve kararlılığa ihtiyaç olduğu açıktır. Ancak şimdi devlet ve hükümet bu sorunların önünü almaya çalışıyor.

‘CİNAYETLERİ İŞLEYEN BİR SİSTEMDİR’

Örneğin; Ergenekon davası var ama Ergenekon davası Fırat’ın ötesiyle ilgilidir. Bu insanların veya Ergenekon’a dahil edilmeyen farklı bir çok devlet yetkilisinin Kürdistan’da yaptığı suç düzeyindeki uygulamaları sorgu dahilinde değildir. Çeşitli vesilelerle gündeme gelen bazı kimseler sorgulanıyor. Ama biz biliyoruz ki Kürdistan’daki faili meçhul cinayetleri işleyen sadece Hizbullah veya JİTEM’ci Cemal Temizöz değildir. Bu cinayetleri işleyen, bir sistemdir. Mesela JİTEM, devletin kararıyla oluşturulmuş bir yapılanmadır ve kurucuları bellidir. Ve bu yapılanmanın daha açığa çıkmayan binlerce katliam uygulaması söz konusudur. Devlet bugüne kadar bunların üstünü örtmüştür ve bugün de halen üstünü örtme çabasındadır. Tabi Türk basını da devlet mealinde hareket ettiği için bu konuyu gündemleştirmemekte ve soğuk bakmaktadır. Şüphesiz bunun nedeni devletin ve AKP hükümetinin bu konudaki politikasıdır. Yani devlet bağırsakların temizlenmesine karar vermiş değildir. Eğer bağırsakların temizlenmesine karar verilmiş olunsaydı bu tür toplu mezarların hepsinin açığa çıkarılması için derhal devreye girerlerdi ve her birisi en geniş bir biçimde gündemleşirdi. Fakat şu ana kadar öyle bir karar almadıkları için savcıların açmak zorunda kaldıkları mezarlıklar olmakta ve onları da çok fazla gündemleştirmemektedirler.

* AKP hükümeti tarafından yürürlüğe konulan bir yasayla Hizbullah liderleri serbest bırakıldı. Birçok Kürt yurtseverini, devlet yönlendirmesi ve korumasıyla öldüren bu kişilerin serbest bırakılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? AKP’nin kendi Gladio’sunu yarattığı ve bunlar tarafından kullanılabileceği yorumları konusundaki düşünceniz nedir?

Evet. Hizbullah konusu Kürt Özgürlük davasında yaşanan ve yaşatılan çok ciddi kara yaralardan birisidir. Bilindiği gibi Türk devleti, halkımızın özgürlük mücadelesine karşı kirli yöntemleri çok kullandı. Bunun için bu savaşa kirli savaş denildi. Kullandığı en kirli yöntemlerden birisi de Hizbullah cemaatinin hareketimize karşı kullanılmasıdır. Aslında hareketimize karşı demek pek doğru bir tanımlama olmamaktadır. O dönemde Kürdistan’da bir toplumsallaşma vardır. Kürt toplumunda bir heyecan yaşanmakta ve bazı yerlerde ise neredeyse yerel düzeyde iktidarlaşma gelişmektedir. İşte böylesi bir dönemde içten bir Truva atı gibi çeşitli çevreler kullanılmaya çalışılarak halkın bu heyecanı kırılmak istenmiş ve bu özgürlüğe yürüyüş durdurulmak istenmiştir. Çeteler, Jitemciler bir de Hizbullahçılar bu biçimde devreye konulmuştur. Bunlar daha çok sempatizan kesime yönelebildiler. Hatta önemli bir kesimi hiçbir siyasal duruşu olmayan, sadece Kürt yurtseverliğini esas alan kişi ve çevrelerdi. İşte bu şekilde, dipten yönelerek hareketi marjinalize etme politikası doğrultusunda yürütülen özel savaşın bir parçası olarak Hizbullah hareketi devreye sokulmuştur.

Yapılan katliamların biçiminin çok vahşice ve ağır olması ise sorunun diğer bir boyutudur. Yani insani duyguları çok rencide eden, düşünülmesi bile ürpertici olan yöntemlerle insanların katledilmesi ayrı bir olgudur ama devletin Hizbullah’a dönük olarak izlemiş olduğu politika önemlidir. Önce biraz üzerine gitti ama sonra sanki pişman olmuş gibi Hizbullah karşısında adeta mahcup durumdadır. Bir biçimde düzlüğe çıkarmak istiyor. Önce pişmanlık yasası çerçevesinde kadrolarını bıraktılar. Şimdi de lider kesimini CMK’nın 102. Maddesi çerçevesinde bırakmış oldular. Bu, toplumda ciddi bir rahatsızlık yarattı. Çünkü bu uygulama, adalet duygularını inciten açık bir uygulamadır.

Bu hususta, bizim sürekli gündeme getirdiğimiz ve Önderliğimizin ısrarla belirttiği Hakikat ve Adalet Komisyonları’nın kurulması ve bu komisyonların çalışması sonucunda bütün işlenen suçların açığa çıkartılması temelinde karşılıklı birbirini affetme temelinde toplumsal bir uzlaşma çerçevesinde bırakılmış olsalardı belki kimseler bir şey demezdi. Ama ortada böyle bir şey yokken, 188 kişinin katledilmesinde sorumlu görülen insanların “bilmem şu madde nedeniyle bırakılmıştır” denilerek bırakılmış olması beraberinde çok ciddi rahatsızlıklar yarattığı gibi ciddi kuşkuları da oluşturmuş bulunmaktadır.

AKP DERİN GÜÇLERLE UYUMLU HAREKET EDİYOR

Bu hususta devlet ve AKP hükümetinin işte “şu madde nedeniyle bırakıldı” demesinin pek de bir geçerliliği yoktur. Belli ki bu konuda AKP’nin derin bazı güçlerle uyumlu hareket etmesi vardır. Ve bir politika sonucu bu salıverilme durumu söz konusudur. Bu kişilerin bırakılması bu politika temelinde olmuştur. Kuşkusuz bu politikanın amaçları vardır. Birincisi bu. İkincisi de bir diyet borcu ödenmiştir. Çünkü Kürdistan’da Hizbullah’ın yaptığı uygulamalardan devlet sorumludur. Bir suç ortaklığı vardır. Bunun için de zaten cezaevinde bile yumuşak yaklaşımlarla karşılaşmışlardır. Devletin içindeki bazı güçler öteden beri Hizbullah’a yumuşak yaklaşmaktadır. Örneğin, basına da yansıdığı gibi kendilerine cezaevinde internet bile verilmiş. Yani örgütün tasfiye olması değil, yaşatılmasına dönük olarak devletin ve AKP hükümetinin bir politikasının olduğunu biliyoruz. Bu son tahliyeler ile bu politikasını bir hamleyle daha ileri bir düzeye taşımışlardır.

Özellikle Kürt sorununda diyalog sürecinin başladığı ve çözüm için tartışmaların yürütüldüğü bu aşamada bu kişilerin bırakılması dikkat çekicidir. Bu konuda AKP ile Yargıtay’ın birbirinin üstüne atması aslında üstünü örtmeye yönelik bir çabadır.

KÜRT HAMASININ TEMELİ YOK

* Peki, ne yapacaklar? Kimlerinin dediği gibi bir Kürt Hamas’ı mı oluşturulacak? Yoksa Gladio gibi mi kullanmak istenilecektir?

- Ben, bir Kürt Hamas’ının oluşturulmasının toplumsal temelinin olduğunu sanmıyorum. Bunların hepsi tartışmalık şeyler. Fakat burada bir politikanın ve bu politikanın bir amacının olduğu açıktır. Ve bu tür politikaların artık sonuç almayacağı da bir o denli açıktır. Çünkü Kürt halkı büyük ekseriyetle özgürlük mücadelesinde belli bir kararlılık düzeyine ulaşmış ve bu mücadelesini çözüm sürecine taşımıştır. Şimdi devletin, din olgusunu kullanarak, AKP yoluyla Kürt özgürlük hareketini parçalama, zayıflatma Kürt toplumunda ikilikler üçlükler yaratma ve böylece bir sonuç alma istemi çerçevesinde bir yeni politikanın sonucu olarak bu salıverilmenin gündeme geldiğini görüyoruz. Belli ki devlet bir amaç taşıyor. Daha çok halkımızın dini duygularını kullanarak yeni oyunların tezgahlanacağı görülmektedir. Ancak buna karşı PKK’nin pratiği ve siyaseti bu politikaları boşa çıkarmanın olanaklarını yaratmıştır.

PKK, dine en samimi yaklaşan örgüttür. PKK’nin temsil ettiği ahlak ve yaşam tarzı inançlı, gerçek dindarlığa verilmiş en güçlü yanıttır. Halkımızın ezici çoğunluğu dindar bir toplumdur. Bizim geliştirdiğimiz motif, samimi inancın özünü teşkil etmektedir. O açıdan din olgusunu kullanarak Kürt kitlesini kandırma zemini çok daralmıştır. Çünkü Kürt halkı siyasetiyle, dindarlarıyla, bütün mezhep ve inançlarıyla demokratik uluslaşma sürecinde belli bir düzeyi yakalamıştır.

Ben burada şunu söylemek istiyorum: Bu insanlar geçmişte çok kötü bir biçimde kullanıldılar. Bir dönüp geriye, tarihe baksalar tüm Kürt isyanlarında devletin politikası sürekli olarak Kürdü Kürde kırdırtarak sonuç almak olmuştur. Hizbullah konusunda da aynı şey, daha ince bir biçimde uygulanmıştır. Devletin klasik bir politikasıdır; Kürtlerin bir kesimini yanına çekme ve onları kullanarak isyan edenleri hedefleme ve bastırma temel bir taktik politikadır. Ama bütün isyanlarda kendisini tekrar eden diğer bir olgu da isyanın tasfiye edilmesinin ardından kullandıkları kişileri de tasfiye etmişlerdir. Dersim direnişi buna en çarpıcı örnektir. Bu politikanın Hizbullah ayağını irdeleyecek olursak, devletin Önderliğimizin esir alınmasıyla birlikte hareketimizin artık savaşamaz konuma geleceğini düşündüğünü ve Hizbullah’a yöneldiğini görürüz. Bu kapsamda liderlerini öldürmüş ve kadrolarını tutuklamıştır.

HİZBULLAH KENDİNİ TOPLUMA AFFETTİRMELİ

Bu kişiler artık bunu düşünmelidirler. Durumları ne kadar ağır da olsa, insani duygu varsa kendi içinden çıktığı topluma karşı devletin bu tür politikalarına artık alet olmamalıdırlar. Yapacakları şey kendilerini topluma affettirmek olmalıdır. Çünkü artık Kürt toplumuna karşı bu denli bir hançer gibi rol oynamak sonuçsuz bir girişim olacaktır. Halkımızın bugün örgütlülük düzeyi, mücadelesini taşıdığı aşamaya bakılırsa artık bu tür kontra faaliyetlerden medet ummak ve gelecek planlamak beyhudedir. Dolayısıyla bu kişilerin de, artık içinde bulundukları konumu görmeleri ve AKP’nin oy hesabı ve devletin daha farklı hesaplarıyla daha derin bazı hesaplarını görerek buna alet olmamaları gerekiyor.

Halkımız bu konuyu ibretle izlemektedir. Gerçekten vicdanları zorlayan bir tablo söz konusudur. Fakat biz gelişmenin nasıl şekilleneceğine bakacağız. Dikkatle izlemekteyiz. Şimdi deniliyor ki “bazı PKK’liler de aynı yasa ile bırakıldı”. Bazı arkadaşlar tek tük bırakılmış olabilir. Sıradan bir kadro ayrı, liderlikler ayrıdır. Dolayısıyla karıştırmamak gerekmektedir. Ancak 30 Aralık günü Diyarbakır’da 2 arkadaşımıza alelacele ceza verildiği örneği de vardır. Bu, devletin bir özgün politikasıdır. AKP’nin bazı hesapları burada var. Bunun görülmesi önemlidir. Ben diyorum hem toplumumuz tümüyle bunu görmeli, hem de bizzat bu denli kullanılan ve sonradan cezaya tabii tutulan bu insanlar da bu durumu artık görmeli ve kendilerini kullanmalık unsur konumundan çıkarmalıdırlar.

HADİ ULUENGİN DÖRT DÖRTLÜK ÖZEL SAVAŞ ELEMANI

* Sizin ABD’li bir gazeteciye verdiğiniz bir röportaj çok yankı buldu. Değerlendirmeleriniz “Abdullah Öcalan cezaevinden emir veremez” biçiminde yansıtıldı. Bu da Önderliğinizin örgüt içinde etkisinin azaldığı yönünde tartışmalara yol açtı. Bu konu hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Evet. Bu tamamen bir psikolojik savaş sonucu ortaya atılmış bir olgudur. Psikolojik savaş dairesi ve ona alet olan veya onda rol oynayan bir takım basın-yayın çevrelerinin yoktan var etme çabasıdır. Tamamen bir çarpıtmadır.

Son dönemde özellikle gündemleşen tartışmalar çerçevesinde Önderliğimize karşı çok ağır saldırılar söz konusudur. İsim vermek istemiyorum ama özellikle Hadi Uluengin isimli bir gazeteci taslağı tam bir psikolojik savaş saldırganlığıyla çok alçakça hakaretler yapmaktadır. Bu, Kürt halkına, hele hele bu davaya, bu harekete inanmış olan insanlara bir hakaret ve saldırıdır. Şimdi bu kadar ağır saldırıda bulunan bu kişilikler bunun bu topluma, bu kesimlere karşı ağır bir hakaret olduğunu bilmiyor mu? Elbette ki biliyorlar. Dört dörtlük bir özel savaş elemanı bunları bilmez olur mu? Elbette ki bilir ama kendi görevini yapmaktadırlar. Tabi böyle küstahça bir yöntemin kullanılması da onun seviyesinin ne olduğunu göstermektedir. Şimdi bir kere artık Türk devleti ve onun özel savaş elemanları bütün kurumlarıyla şunu bilmeli:

Ortada Kürt halkının çağdaş isyanı vardır. En son Ali Nihat Özcan’da “Bu bir ayaklanmaydı da aslında ayaklanma denilmedi, terörizm denildi; böyle bir tanımlama daha kolay geldi” demektedir. Evet, bu bir Kürt isyanıdır. Geçmişteki Kürt isyanlarını bastırdınız. Bu isyanların liderlerine şaki dediniz, haydut dediniz, eşkıya dediniz, terörist dediniz, idam ettiniz. Halen daha mezarlarının yerleri bile belli değil. Bir Kürt olan Said-i Nursi’nin de mezarını halen gizliyorsunuz. Yani bu toplumdan ortaya çıkmış değerler ve liderlikler sizin için hep eşkıya olmuşlardır, eşkıya başı, terörist başı olmuşlardır. Önder Apo, Kürt halkının çağdaş isyanının lideridir. Çatlasanız da patlasanız da bu gerçek böyledir. Artık Kürt halkı da bir halk olduğunun bilincine varmıştır. Ve kendi içinde bir önderlik ortaya çıkarmıştır. Belki geç oldu ama ortaya çıkarabildi. Yüz yıl gecikmeli de olsa bugün yaşayan önderliksel gerçeklik bu toplumu özgürlüğe taşıyacaktır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Özgürlük Hareketinin hiçbir mensubunun ve bu çizgiye inanmış hiçbir Kürt yurtsever demokratik kurumunun veya kişilerin bu Önderliğe karşıt bir tutumu olmaz. Çünkü Kürt halkı artık halk olma bilinciyle kendi ulusal önderliği etrafında kenetlenerek özgürlüğe yürümektedir. Önderliği herkes tabii ki dikkate almak durumundadır. Bu önderlik öyle belirttikleri gibi kendisini diktatörce dayatan bir konumda olsaydı, bugün İmralı koşullarında tüm toplum ve örgütsel yapılar üzerinde bu denli etkili olamazdı. Bu gerçeği niye görmüyorsunuz? Bu Önderlik, demokratik-kolektif bir önderlik tarzını geliştirmektedir. Tüm toplumu kucaklayan bir tarz ve üslubu geliştirerek rolünü oynamaktadır. Esas önemli olan, bu gerçeğin doğru görülmesidir. Bu gerçek görülmeden ne Kürt Özgürlük Hareketi ne de onun önderliği doğru görülemez.

BDP, DTK, KANDİL, İMRALI DİYEREK KİMSE AYRILIK YARATAMAZ

Benim sözlerimin çarpıtılmasına gelince; New York Times Gazetesinin bir muhabir ekibi gelip benimle bir röportaj yaptılar. Yaptığım röportajın tüm sözleri açıktır ve New York Times muhabiri de kendi yorumunu da koymuş ama herhangi bir çarpıtma yapmamıştır. Söylediğim sözler her zaman söylediğim, Önderliğin de bizzat kendisinin ifade ettiği sözlerdir. Bu hususu Ruşen Çakır da yazmış. Yani Önderlik de geçmişte “Ben emir verecek konumda değilim, pratik öncülüğü yapma koşullarım yok” demiştir. Yine ben çokça, “Önderliğimiz emir verecek durumda değil, bulunduğu koşullar gereği eylem kararı veremez, bu tür şeyleri hareketin yönetimi yapmaktadır” demişimdir. Çünkü gerçeği öyledir. Ama o bir Önderliktir. Bizler ise bu Önderliğin çizgisinde kadrolaşan ve siyaset yürüten kişileriz. İster KCK’nin tüm sistemindeki kadrolar, ister Kürt legal demokratik siyaset alanında bugün şekillenen kurumlaşmalar, çeşitli yurtsever demokratik yapıların hepsi bu çizgiye inanma temelinde en genel anlamda bir Önderlik etrafında mücadele yelpazesinde yer alma ve tavır geliştirme durumu söz konusudur. BDP, DTK, Kandil, İmralı diyerek hiç kimse bir ayrılık yaratamaz. Hele hele hareketimiz ve diğer Kürt kurumlarıyla Önderlik arasında kimse ayrılık koyamaz. Çünkü o bu mücadelenin bir önderliğidir. Kürt halkı adına kurumsal bir gerçekliği temsil etmektedir. İmralı’da bu hareketin tüm mücadeleci güçleri adına her türlü diyalogu ve görüşmeyi geliştirebilir. Bu konuda herkesi birleştiren yetkin bir muhatap durumundadır. Zaten bu önderliksel gerçeklik gereği her şeyin bizlerle paylaşılması durumu vardır. Ayrıca açık tartışıyor. Her şeyi kamuoyuyla da paylaşıyor. Bu kadar paylaşımcı bir Önderliktir ve herkesi birleştiren tek muhataptır.

Kürt halkı bugün bu Önderliğin çizgisinde mücadelesini çözüm sürecine getirmiştir. Hiç kimse bu gerçekliği ileri-geri çekemez. İlk kez Kürt halkı böylesine kapsamlı bir biçimde bir önderliğin çizgisinde birleşmiş, bütünleşmiş bulunmaktadır. Bu bir tarihi gelişme olduğu gibi büyük bir başarı fırsatını da ortaya çıkarmış bulunmaktadır. Biz hiçbir biçimde bu fırsatı kaçırmayacağız. Yani şuradan buradan, özel savaş politikaları, psikolojik savaş argümanları, işte ayrı düştüler, ayrı düşecekler türünden politikalarla kimse bir sonuç elde edemez.

Bir önderlik olduğuna göre tüm hareketin çalışmalarını ve bu çalışmalarda rol oynayan kişilerini eleştirebilir ve değerlendirebilir. DTK’nın Demokratik Özerkliğe ilişkin yapmış olduğu çalıştaya yönelik Önderlik görüş belirtti. Sunumu yetersiz gördü. Daha iyi sunabilirlerdi, dar ele almışlar dedi. Türkiye kamuoyunu da dikkate almak gerektiğini de vurguladı. Gayet normal eleştiri ve görüşlerdir. Yani Demokratik Özerkliği değil, onun çalıştaydaki sunumunu dar gördü. Daha iyi sunabilirlerdi dedi. Bilinen kesimler gayet normal olan bu sözlere veryansın ettiler. “DTK’nın çalıştayını reddetti, Demokratik Özerkliği çöp tenekesine attı, vb…” değerlendirmeler yapıp çarpıtmaya çalıştılar. Oysa bizde demokratik tartışma kültürü vardır. Belki sizde yoktur ama bizde vardır. Ayrıca Önderliğimizin bu konuda belirttiği görüşleri ise herhangi bir şeyi yerle bir etme değil, oldukça açımlayıcı ve ön açıcı olmuştur.

BAYDEMİR KÜRT ÖZGÜRLÜK DAVASININ SİYASİ BİR KADROSUDUR

Yine geçtiğimiz süreçte Diyarbakır Büyükşehir Başkanı’na Önderlik bazı uyarı ve eleştiriler yaptı. Bunu günlerce gündemleştirdiler. Sanki Osman Baydemir karşıya alınmış, reddedilmiş gibi yansıtmaya çalıştılar. Hayır. Osman Baydemir de Kürt yasal demokratik zemininde şekillenmiş, Kürt özgürlük davasının siyasi bir kadrosudur. Önderliğimiz hepimize eleştiri yapabilir. Ona da yapmıştır. Nitekim o da gereken pozisyonu almıştır. Bu pozisyonunu daha da derinleştirebilir. Çalışıyor, çalışacaktır da… Yani buradan hareket edip, acaba biz bir ayrılık yaratabilir miyiz diyerek kırk dereden su getirme usulüyle bir sonuca gidemezsiniz. Bizler, hepimiz, herkes bulunduğu kulvarda özgürlük çizgisinde mücadele yürütmekteyiz. Bu gibi eleştiriler kimseyi karşıtlaştırmaz. Tersine ortamımızı şeffaflaştırarak netleştirmekte ve daha da güçlendirmektedir. Unutmayalım ki PKK hareketinde oluşan sarsılmaz birliğin temelinde çok güçlü bir eleştiri ve özeleştiri yatmaktadır. Hatalar karşısında özeleştirisel yaklaşmak bir erdemliliktir. Dolayısıyla bizler arasında bir iç netleşme olan eleştiri-özeleştiri gibi durumlar karşısında “birbirinden kopuyorlar” diyenler her zaman yanılacaklardır. Bugün herkes Önderlik çizgisinde bu mücadelenin başarısı için mücadele ediyor ve daha da güçlü bir birlik ruhuyla mücadele edeceklerdir.

DEVLET KÖTÜ PLANLAR PEŞİNDEDİR

Emniyetin bazı yetkilileri gidip Sayın Osman Baydemir’e “örgütün sizin hakkınızda kararı var, size güvenlik verelim” falan demişler. Tabii kendisi kabul etmemiş ama buradan anlaşılıyor ki devlet bazı kötü planlar peşindedir. Burada tüm kamuoyu bilmeli; “asla ve asla Osman Baydemir’e karşı hiçbir organımızın hiçbir kararı yoktur, olamaz.” Bu hareket zemininde çalışan ve mücadele yürüten herkesin bazı yetersizlikleri olabilir. Hiç kimse dört dörtlük değildir. Yetersizliği olanlar gerekirse eleştirilir ama aynı zaman da sahipte çıkılır. Bu hareket kendi insanlarına ve Kürt toplumuna hizmet eden insanlara sahip çıkmayı bilen bir harekettir. Baydemir’e de bu kapsamda yaklaşıyoruz. Kendisine karşı herhangi bir yönelimin gelişmesinden kesinlikle devlet sorumlu olacaktır. Bu açık bir şeydir. Öyle aramızdaki bazı üslup farklılıklarını ve tartışmaları bahane ederek kimse aramızda ikilik yaratamaz. Bu yüce davaya inanmış kimseler arasında sorun yaratıp ayrılık çıkaramaz. Bunu herkes bilmeli. Bu mücadele zemininde yer alan herkes aynı kalıptan çıkmış bir biçimde konuşamaz. Biz demokratik bir hareketiz. Görüşler olabilir ama o görüşlere karşı eleştiriler de olabilir. Ancak öyle bir yansıtıyorlar ki sanki biz çok katı ve totaliter bir hareketiz gibi gösteriyorlar. Oysa Önderliğimizin geliştirdiği yeni paradigması, günümüzdeki devletli demokrasiyi çok çok aşan, toplumcu gerçek demokratik bir sistemi esas almaktadır. Bu konuda yakıştırmalar tümüyle birer çarpıtma durumundadır. Psikolojik savaşın bir ürünü olarak bilinçli bir biçimde gündemleştirilen konulardır. Bizim bu konuda tutumumuz net ve açıktır. Bu hareketin bütün mensupları en demokratik bir duruşla, demokratik zihniyeti toplumun tümüne taşırarak, başta erkek egemenlikli devletçi-iktidarcı anlayışı aşan, cinsler arası gerçek özgürlüğü gerçekleştiren bir demokratik siyasal sistem için mücadele etmektedir.-ANF

Devam edecek…

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.