Öcalan: Nihai Karar Haziran'da Olacak
Umudun Zaferi / 08 Aralık 2010 Çarşamba Saat 14:00
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İlkesel olarak silahsızlanma konusunda olumlu düşündüklerini, yasal-anayasal güvencelerin sağlanması halinde silahsızlanma sürecinin önünün açılacağını kaydeden Öcalan,

İlkesel olarak silahsızlanma konusunda olumlu düşündüklerini, yasal-anayasal güvencelerin sağlanması halinde silahsızlanma sürecinin önünün açılacağını kaydeden Öcalan, “Mart ayında önemli değerlendirmelerimiz olacak. Nihai karar tarihi Haziran ayıdır” dedi.

PKK lideri Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgilere göre hayatına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Öcalan, “Bizim yöreye gidilip onlarla görüşüp bana ilişkin anılarını, hatırladıklarını dinleyip kaydedebilinir. Yine araştırma yapılıp, köy ve çevrede gerçi birçoğu ölmüştür ama yaşayanlardan benimle ilgili anısı olanlar dinlenip, kameraya çekilebilir, kaydedilebilir, not tutulabilir. Bu konuda geç kalınmamalıdır. Gazeteciler, sinemacılar bu konuda görev alabilirler, bunların hepsi tarihtir, bu konular müthiş bir arşiv konusudur. Tarihimizin daha iyi anlaşılması için bu çalışmalar yapılmalıdır. Bu konularda yeteneği olan, bu konuların uzmanı gazeteciler, sinemacılar gidip, onları dinleyip, kameraya çekebilirler, bu konuda sinema hatta belgesel de yapabilirler. Bu konular önemli, yarın-öbür gün geç kalınabilir. İşte gazeteciler, sinemacılar öyle köşeye çekilerek iş yapacaklarına, bu tür önemli çalışmalar içine girebilirler. Bu çekimler ve çalışmalar aydınlar, yazarlar ve özellikle edebiyatçılar için çok önemlidir. İleride edebiyatlar için bulunmaz bir şeydir.” dedi.

GÜLEN HAREKETİNE ÖNEMLİ ROLLER DÜŞÜYOR

Öcalan, şöyle devam etti: “Zaman Gazetesi'nden Hüseyin Gülerce'nin bazı değerlendirmeleri olmuş. Bu vesile ile ben de kendi cemaatlerine ilişkin şunları belirtmek istiyorum. Tabi biz hiçbir zaman kendilerinin varlığını inkar etmedik, onlardan da bizi inkar etmemelerini bekleriz. Hem kendileri hem biz, gerek Türkiye'de gerek Ortadoğu'da önemli aktörleriz. Kendileri Türkiye'nin hatta Ortadoğu'nun demokratikleşmesinde rol alabilirler, önemli bir güçleri var. Ben, kendilerini bir tarikat-cemaat olarak görmüyorum. Hatta tek başına ne bir tarikat ne de bir cemaattir. Biraz sivil toplum örgütü hatta bir siyasi parti işlevine sahip olduğunu düşünüyorum. Rolü önemlidir. Bana göre daha çok Türkiye ve Ortadoğu'da bir sivil toplum örgütüdür. Sivil toplum örgütleri gibi toplumun demokratikleşmesinde, aydınlatılmasında herhangi bir siyasi çıkar beklemeden rol alabilirler. Hatta Ortadoğu’nun bir siyasi partisi gibiler. Ben böyle görüyorum kendilerini. Oldukça dinamik güçleri var, biz de dinamik bir gücüz. Bu iki dinamik gücün karşılıklı anlayış göstermesi ve dayanışma halinde olması durumunda Türkiye'de birçok temel sorun çözülecektir. Bu dayanışma sadece Türkiye'yi değil Ortadoğu'yu da etkileyecektir. Burada önemli olan bazı temel kavramların tanımını iyi yapmaktır. Örneğin ben, kendilerinin Türklük ve islamiyet konusundaki görüşlerini biliyorum, bu görüşleri önemli buluyorum. Burada belki uzun uzadıya açamayacağım ancak bu konuda araştırmalarım ve derinleşmem var. Son yazdığım savunmamda da bu konulara oldukça değiniyorum. Türkiye'de statükonun aşılması ve demokratikleşme süreci için herkes birlikte çalışabilir. Bu konularda ortak zemin demokrasi olmalıdır.”

PARTİLER ÇÖZÜME SAMİMİ YAKLAŞMIYORLAR

Öcalan, Gülen Cemaatine ilişkin değerlendirmelerini şu şekilde sürdürdü: “Geçmişte bize karşı devlet bazı cemaatleri kullandı, Hizbullah-PKK çatışması yaratıldı, artık bu tür sorunlar aşılabilir. Türkiye'de hayati meseleleri siyasi partilerin çözeceği yok. AKP'si de CHP'si de MHP'si de sorunlara siyasi çıkarlar-hesaplar üzerinden yaklaşıyorlar. Türkiye'nin sorunları siyasi rant meselesi yapıldıkça çözülemez. Siyasetin bu hesapçılığını da aşmak zorundayız. Türkiye'nin temel ortak sorunlarına ortak çözümler getirilebilir. İşte seçimlerde BDP'nin adaylarının önemli olduğu belirtiliyor. BDP'nin Türkiyelileşmesinin gerekliliğinden bahsediyorlar. Dediğim gibi bu sorunu AKP'nin, MHP'nin, CHP'nin çözeceği yok, hesapları çerçevesinde yaklaşıyorlar. Ne Hükümet ne diğer partiler sorunun çözümüne samimi yaklaşıyorlar. Biz, Türkiye'deki temel sorunların çözümünü siyasi oligarşinin insafına bırakamayız. Bu konuda daha ilkeli demokratik birliktelikler, zeminler ve seçenekler ortaya çıkarılmalıdır. AKP'nin tek derdi iktidar, seçimleri kazanmak olmamalıdır. Önerdiğim hususlar bu aşamada mümkün olmasa bile böyle bir olasılık mevcuttur. Kendilerinin de yaklaşımları önemlidir. Önemli olan Türkiye'nin sorunlarını siyasi çıkar-rant hesaplarına kurban etmeden çözmektir. Yoksa Türkiye'deki statükocu-faşist köhnemiş zihniyetle bu sorunlar çözülemez. İttihatçılarla, ittihatçı anlayışlarla ittifakımız sözkonusu olamaz. Bu zihniyetten hesap sorulmalıdır. Biz değişimden dönüşümden yana güçlerle ittifakı esas alıyoruz. Bu temelde karşılıklı yaklaşımların olması, demokratik çözümün gelişmesi, Ortadoğu'daki gerici-statükocu güçlerin geriletilmesi sürecine Yeni Modernite de diyebiliriz.”

DEMOKRATİK ÖZERKLİK TÜRKİYE PROJESİDİR

“Demokratik Özerklik konusu çok önemli bir konu. Bir iki günde tartışılıp tüketilecek bir konu değildir, tüketilmemelidir. Demokratik özerklik, aylarca hatta bir iki yıl tartışılmalıdır. Her boyutu ayrı ayrı ele alınmalı, tartışılmalıdır. Bu konunun boyutlarını daha önce belirtmiştim, savunmalarımda da var. Bu konuda, demokratik özerklik konusunda konferanslar, halk toplantıları vb. değişik çalışmalar sık sık yapılmalıdır. Toplumun her kesimi bu tartışmalara dahil edilmelidir. Aydınlar, akademisyenler, değişik kesimlerden isimler, hatta Asuri, Süryani gibi dini ve kültürel gruplar bu tartışmaların içerisinde olmalıdır. Bu tartışmalar daha önce belirttiğim boyutlar üzerinde yapılabilir. Demokratik Özerklik bir Türkiye projesidir, sadece Kürtlerle sınırlı bir proje değildir. Bu proje Trakya için ne kadar gerekliyse Botan için de o kadar gereklidir. Dersim için ne kadar gerekliyse Antalya için de o kadar gereklidir. Demokratik özerklik anayasası demiştim, demokratik ulus da diyebiliriz ama ikisi de farklı anlaşılıyor herhalde.”

DEMOKRATİK ÖZERKLİK STATÜSÜ DİYORUM

“Demokratik özerklik konusunda anayasa vurgusu yanlış anlaşılıyor, o yüzden demokratik özerklik anayasası yerine demokratik özerklik statüsü diyorum. Demokratik özerklik statüsü daha yerinde bir kavram ve daha iyi karşılıyor sanırım. Burada önemli olan toplumsal statüdür. Biz demokratik özerklik konusunda 1921 Anayasası'nı referans alıyoruz, 1921 anayasasında buna ilişkin düzenlemeler var. Yine Meclis'te alınan 10 Mart 1922 tarihli muhtariyet-özerklik kararı-yasası var. Zaten bizim isteğimiz de statümüzün belirlenmesi değil mi, bunun için çabalıyoruz. Yine belirtiyorum demokratik özerklik statüsü aylarca hatta birbuçuk yıl, iki yıl tartışılmalıdır. Bu konu aceleye getirilmemelidir. Zaten bu konuda dünya örnekleri de vardır, çok kapsamlı bir konudur. Bütün bu örnekler incelenmelidir. İrlanda, İspanya, İsviçre ve hatta Belçika örnekleri bile incelenebilir, tartışılabilinir ve bu örneklerden faydalanabilirler. Demokratik özerklik bütün Türkiye'de tartışılmalıdır. Trakya'dan Botan'a Dersim'den Antalya’ya her yerin projesidir ve her yere gereklidir. Her ilde her bölgede demokratik özerklik geliştirilmelidir. Her yerin kendisine ait bir demokratik özerklik projesi olmalıdır. Örneğin Dersim'de Dersim'e ait bir demokratik özerklik statüsü olur. Dersim de kendine ait komünal birimlerini oluşturur.”

İL VE KENT KONSEYLERİ OLUŞTURULMALI

“Kent Konseyleri konusuna da değinmek istiyorum. Burada önemli olan toplumsal barıştır, barışın getirilmesidir. Herhalde kimse de barışın sağlanmasına karşı değildir. Her kesimden insan, MHP'lisinden AKP'lisine, AKP'lisinden CHP'lisine her çevreden insan barış konusunda hemfikirdir ya da buna hayır diyemez kanısındayım. Kent Konseyleri de barışın gerçekleştirilmesi için oluşturulması, işlevselleştirilmesi gereken bir çalışmadır. Burada halkın barış kararı vermesi ve bunu her kesime yayması, barış savunuculuğunu yapması önemlidir. Halkı bu duruma getirebilirsek Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümü, siyasi partilerin tekelinden çıkarmış oluruz ve böylece çözüme daha fazla yaklaşırız. Belirttiğim gibi herkes barış istiyorsa, barış isteyen MHP'li de AKP'li de CHP'li de olsa Kent Konseylerine dahil edilmelidir. Burada iki konsey oluşturulur; biri İl Konseyi diğeri Kent Konseyi olur. İl Konseyleri, o il sınırları içerisinde, il merkezinden yerele, mahallelere, ilçelere, köylere kadar o ilin sınırları içerisinde yayılan ve en ücre yerin bile kendisini içinde temsil ettiği konseydir. Örneğin Diyarbakır İl Konseyi, Diyarbakır'ın bütün mahalli birimlerinin, mahallenin, ilçelerin, köylerin içinde olduğu temsil edildiği Diyarbakır ilinin genel olarak içinde olduğu-temsil edildiği bir konsey olur. Bu il konseyleri kentin özgün durumuna bağlı olarak 300-400 kişiden oluşur. Bu bahsettiğim İl Konseyleri içindir. Bir de Kent Konseyleri var. Kent Konseyleri ise Kentin içinde, Kentte, Kent merkezinde barış isteyen bütün kesimlerin kendisini içinde ifade edebileceği, STÖ”lerin, esnafların vb. birçok kesimi kapsayan 200-300 kişiden oluşan yapılardır. İl Konseyi, ilin sınırları içinde bütün mahalli-yerel birimlerin kendisini temsil ettiği o ilin konseyidir. Kent Konseyi ise kentte, kentin içinde barıştan yana olan bütün kesimlerin kendisini içinde temsil ettiği konseylerdir. Her ilde böyle il ve Kent konseyleri ayrı ayrı oluşturulur, her ilde yapılır. Tabi Kent konseyleri konusu oldukça önemli. Birçok yerde bu konseylerin altyapısı olabilir. Daha önceleri kurulmuş da olabilirler, zaten vardır. Ancak yeterli ve işlevli değil sanırım. Derhal bu konseyler genişletilip, güçlendirilip, işlevli, rol alıcı hale getirilmelidir. Doğu ve Güneydoğu'da, Kürdistan'da bu konseyler kurulmalıdır. Hatta Batı'da da güçlerinin olduğu bazı yerlerde il ve kent konseyleri oluşturulabilir.”

SİLAHSIZLANMAYA İLKESEL OLARAK KARŞI DEĞİLİZ

“Ne yapar bu İl ve Kent Konseyleri? Biraraya gelip tartışırlar. Kararlar alırlar, üç-beş ya da altı-yedi maddelik kararlar olabilir, maddelerin sayısı önemli değil, önemli olan içeriğidir, kendi kararlarıdır. Aldıkları kararları kendileri belirlerler. Tartışma sürecinden sonra aldıkları bu kararları deklere ederler. Örneğin derler ki sorunun çözümü için birinci maddemiz, birinci şartımız, bu sorunun çözümünde KCK'ye, devlete düşen öncelikli görevler şunlardır; Eylemsizliğin sürmesi için taraflara düşen görevler şunlardır, denilir. KCK, alınan bu kararlara uyacağını belirtirse, uyarsa, “biz KCK'yi olumluyoruz, onun yanındayız” derler, devlet uyarsa, devleti olumlarlar. Aldıkları kararlara uyanın yanında olurlar. Uymayan tarafı da zorlarlar, teşhir ederler. Aldıkları kararlarda sorunun çözülmesi için atılması gereken öncelikli adımları sıralarlar. Örneğin önce çatışmasızlık ortamının sağlanması için taraflara baskı uygularlar, sonra Meclis'in barış kararı alması, parlamentonun bütün partilerinin üzerinde çalışacakları, mutabık kalacakları bir barış kararının alınmasını isteyebilirler. Parlamento barış kararı alır ve bu konuda hakikatleri araştırmanın, gerçekleri ortaya çıkarmanın peşine düşer. Hakikatleri araştırır, aydınlatmaya çalışır. CHP de herhalde bu konuda olumlu bir açıklama yapmış. Olabilir, bu komisyon kurulabilir. İşte Turgut Özal olayı gibi, Eşref Bitlis olayı gibi benzer karanlıkta kalmış, aydınlatılması gereken olaylar aydınlatılır. Bu gelişmelerle paralel olarak ben de buradan Parlamentoya çok daha kapsamlı çalışmalar yapıp katkı sunabilirim. Bütün bu aşamalardan sonra bu aşamalara paralel olarak geri çekilme, silahsızlanma süreci başlayabilir. Zaten biz ilkesel olarak silahsızlanma konusunda olumlu düşünüyoruz, silahsızlanmaya ilkesel olarak karşı değilim. Bu konuda yasal-anayasal güvenceler sağlanırsa silahsızlanma sürecinin önü açılır. Ben silahsızlanma konusunda tek yetkili olurum. Kandil bile bu konuda tek başına tek bir gerillayı bile geri çekemez, tek başına yetkili değildir. Ben Kandil'le gelişmeleri tartışırım ve bu doğrultuda adımlar atarız. Belirttiğim gibi bu sorunun demokratik barışçıl çözümü yolunda atılacak adımlar bellidir. Ben zaten daha önce verdiğim Yol Haritamda da bu konuyu işlemiştim.”

KONSEYLER ÇÖZÜM ŞARTI İLAN EDEBİLİR

“İşte Kent Konseyleri genel hatlarıyla demokratik çözüm ve barış konusunda tartışıp kararlar alırlar, kendileri bu konuda kendileri tartışıp kendileri karar verir. Kürt sorununun çözümü için şartlarını sıralarlar. Aldıkları bu kararlara da ‘barış ve demokratik çözüm şartı’ derler. Eğer barış gelişmezse, savaş olması halinde en büyük zararı kendileri görür. Bunlar demokratik çözüm ve barış şartlarını açıklarken bunların gereklerinin de yapılmasını söyleyecekler, salt açıklamayla kalmamalıdırlar. Barışın ve demokratik çözümün gelişmesi için şartlarımız bunlar, bunlardır, denilir. Demokratik çözüm ve barış böyle gelişir. O yüzden bu Kent Konseylerinin oluşturulması önemlidir. Kent Konseyleri hayatidir, operasyonel bir süreç yaşıyoruz. O yüzden zaman kaybına tahammülümüz yok. Bu şehir konseyleri sadece kürt illerinde değil diğer tüm Türkiye şehirlerinde de kurulabilir. Ege, Akdeniz, Marmara gibi bölgelerde yaşayan Kürler de bu şehir konseylerini kurabilirler. Kürtlerin artık Karadeniz, Ege gibi bölgelere gitmelerine gerek yok. Türk metropollerinde yaşayan Kürtler dönebilirler. Dönmeyenler de yaşadıkları şehirlerde şehir meclisi gibi yapılanmalara gidebilirler.Bu Kent konseyi çalışmalarını DTK yapabilir. BDP de destek verebilir. Bu kent konseylerinin sorunun çözümü için ortaya koydukları beş şartı, şartları BDP de Türkiye'ye, Batı'ya taşıyabilir. Oralarda Kent konseylerinde alınan bu şartları anlatabilir ve Türk kamuoyuna kabul ettirebilir.”

MART UYARIM YANLIŞ ANLAŞILIYOR

“Şimdi bütün bunlar olmazsa, demokratik çözüm ve barış gelişmezse ne olur? İşte o zaman tehlikeler büyür. Süreç tıkanırsa devrimci halk savaşı devreye girer. O yüzden önümüzdeki Haziran'a kadar bahsettiğim konular üzerinde durulmalı ve sürecin önü açılmalıdır. Daha önce bahsettiğim Hakikatleri Araştırma Komisyonu Mart ayına kadar mutlaka kurulmalıdır. Bu komisyon oluşturulur, içinde parlamento ve parlamento dışı bileşenler olur. Seçim sonucuna endekslenmemelidir bu çalışmalar. Hakikatleri Araştırma Komisyonu çalışmaları seçimden sonra AKP iktidarda olmasa bile yürütülmesi gereken çalışmalardır. Bu konuda AKP'nin iktidar olup olmaması çok önemli değildir. Seçimlerden sonraki siyasi tablodan etkilenmeden yürütülmesi gereken bir çalışmadır. Ben Mart uyarısı yaptığımda da yanlış anlaşılıyor. Burada bir şantaj yok, bir tehdit yok, tek başına savaş çıkacak uyarısı da yok. Benim burada bahsettiğim sorunların çözümü için demokratik seferberliktir. Türkler, Kürtler, aydınlar, inanç grupları herkes demokratik seferberlik içerisinde olmalıdır. Her kesim bu konuda barış için rol almalıdır. Mart'tan sonrası için kesin şunlar şunlar olacak demiyorum, olasılıklardan, olabileceklerden ve bunların karşısında yapılması gerekenlerden bahsediyorum. Mart'a kadar belirttiğimiz konularda gelişmeler olmazsa Kürtler de kendi içlerinde değerlendirmelerini yapıp kendi iradi hamlesiyle demokratik seçeneğini belirleyecektir. Mart ayına kadarki gelişmeler olumlu olmazsa KCK af-ı irade beyanında bulunarak yeni süreci geliştirmeye kendisi karar verecektir. Gelişmeler karşısında olabilecek devrimci halk savaşı da Kürtlerin varlığını koruma ve özgürlüğünü kazanma savaşı olacaktır.”

GERİLLANIN DİKKAT EDECEĞİ HUSUSLAR VAR

“Daha çok çözümü temellendirmeye çalışıyoruz. Burada zihniyet değişim-dönüşümüdür yapmaya çalıştığımız. Makul çözümler üzerinde duruyoruz. Birileri çıtayı çok düşürdüğümüz eleştirilerinde bulunabilirler. Ama önemli olan burada çözümün önünü açmaktır, bunun çabasını veriyoruz. Bu dönemde gerillanın dikkat etmesi gereken hususlar da var. En önemli husus, çatışmasızlık ortamının korunmasıdır. Gerilla, çatışmasızlık pozisyonunu-konumunu iyi sağlamalıdır. Zorunlu ihtiyaçlar dışında, hayati şeyler olmadıkça çatışma riski doğuracak alanlara girmemelidirler. Çatışma riski taşıyan ortamlardan uzak durmalıdır. İşte Hakkari'deki yaşanan çatışmalar gibi olmamalıdır. Biliniyor orada bir imam öldürüldü, sonra 9 gerilla katledildi, daha sonra da 9 köylü katledildi. Çatışmasızlık posizyonuna uyulmazsa bu tür olaylar tekrar yaşanabilir. KCK'nin, gerillanın bu dönemdeki en önemli görevi, yeni özerklik statüsü dönemine uygun olarak demokratik siyasi çalışmalara, bulundukları yerlerde güç vermeli ve katkı sunmalıdır. Herkes süreç karşısında rolünü ve görevini oynamalıdır.

Bu vesileyle Avrupa'daki görsel ve yazılı medyamız da rolünü oynamalıdırlar. Demokratik özerklik statüsü çerçevesinde programlar, tartışmalar yürütebilirler. Bu konularda üretim sağlamalıdırlar. Hatırlıyorum '93'ün başlarında basın-yayın-medya çalışmaları başlatılmıştı. '93'ten bugüne tam 18 yıl geçmiş, 18 yıllık mücadelelerinden, emeklerinden dolayı kendilerini kutluyorum, başarılar diliyorum. Kendi çalışanlarına sahip çıksınlar. Türkiye'deki ve diğer alanlardaki basın çalışanlarına da başarılar diliyorum. Yeni statü çerçevesinde bol bol konular işlenmeli, tartışma platformları oluşturulmalıdır. Yeni döneme göre kendilerini uyarlamalıdırlar. Sanatçılara, Avrupa'daki halkımıza yeni yıl vesilesiyle selamlarımı gönderiyorum.”

BİZDE HEDEF GÖSTERME TEHDİT ETME OLMAZ

“Son dönemde işte bu Miroğlu ismi de geçiyor, tehdit edildiği söyleniyor. Bu, özel savaş lobilerinin işidir. KCK, bireyleri tehdit etmez. Daha çok Türk İntikam Tugayı gibi oluşumlara bu tür bireyleri hedef yapıyorlar. Buna dikkat edilmelidir. Geçmişte de buna benzer birçok olay oldu. Öyle bizde bir bireyi hedef gösterme, tehdit etme olmaz. Hareketin bu tür bir şey yapmayacağını belirtiyorum. Bize eleştiriler yapılabilir. Biz eleştirilere her zaman açığız, eleştirinin gerekliliğine de inanıyoruz.”

TÜRK HALKINA SESLENMEK İSTİYORUM

“Ben buradan Türkiye halkına da seslenmek istiyorum. Bizim halklarla bir sorunumuz olamaz. Bizim sorunumuz, Kürtlere tarihsel haksızlığı yapan statükocu güçlerledir. Bu vesileyle değinmek istediğim önemli bir konu daha var; 1071'den bugüne kadar gelen tarih. Kürtlerin ve Türklerin birliktelik tarihini, 1071'den bugüne kadar gelen tarihi çok iyi inceledim, önemli değerlendirmelerim vardır. Herşeyden önce şunu iyi bilmek gerekiyor, Kürtler de Türkler de şunu bilmelidir ki; Kürt Türksüz Türk de Kürtsüz olmaz. Türkler, Kürtlerin düşmanlığını kazanırsa Anadolu'da barınamazlar, Anadolu'yu kaybederler. Aynı şekilde Kürtler de Türklerin dostluğunu, kardeşliğini sağlayamazlarsa Mezopotamya'da barınamazlar, Mezopotamya'yı kaybederler. Kürtlerle Türklerin arasındaki ilişki bu kadar önemli, hayatidir. 1071'den bugüne kadar gelen Kürt Türk ittifakı olmasaydı, bugünün Türkiyesi de olmazdı. Bu, 900 yıllık bin yıllık ittifak, Kürt-Türk ittifakı, çok tarihi, stratejik bir ittifaktır. Osmanlı'nın temelini atan, Osmanlıyı doğuran bu ittifaktır. Türkiye'nin temelini atan da bu ittifaktır. Bu birliktelik bu ittifak olmasaydı ne Osmanlı olurdu ne de bugünün Türkiyesi olurdu. 1071'den bu yana gelen tarih, aynı zamanda Kürtlerin ve Türklerin birliktelik tarihidir. 1071'deki bu ittifak sağlanmasaydı ne Çaldıran Savaş ne de Ridaniye savaşı kazanılırdı. Bu ittifak olmasaydı ne Malazgirt zaferi olurdu ne de son kurtuluş savaşı başarıya uğrardı. Kürt Türk ittifakının tarihi anlamı bu kadar önemlidir aslında. Cumhuriyetin kuruluşunda Kürtlerin ittifakı sağlanmasaydı bugünün cumhuriyeti de olmazdı. Hatta o dönem işte 10 Mart 1922'deki muhtariyet kararı da biliniyor. Bunları Mustafa Kemal'in kendisi söylüyor, ben sadece burada bunları tekrarlıyorum, dikkat çekiyorum.”

1925’TEN SONRA İLİŞKİLER RAYDAN ÇIKTI

“Kürtlerin ve Türklerin tarihsel ittifakı 1925'lerden itibaren Kürtler aleyhine bozuldu, bunun mimarı da İngilizlerdir. İşte ben daha önce de belirttim, Kürtlerin soykırım tarihinin başlangıcı 15 Şubat 1925'tir. İşte bizim bugün verdiğimiz mücadele de bu tarihi temelden kopulmasından sonra yaşanan haksızlığa karşıdır. Biliniyor Osmanlı'da Yavuz döneminde de Kürtlerin muhtariyeti, özerk yönetimleri, hükümetleri, yerel yönetimleri vardı. Bugün dile getirdiğimiz demokratik özerkliğin bir tarihi arka planı var, buna dikkat çekiyoruz. Bizim aslında bugün gerçekleştirmek istediğimiz, ikinci bir kurtuluş mücadelesidir. Raydan çıkan Türk-Kürt ilişkilerini raya sokma mücadelesidir. Türk-Kürt ilişkileri 1925'lerden itibaren bugüne değin raydan çıkmıştır. Verdiğimiz mücadelenin tarihi anlamı budur ve büyüktür. Şeyh Sait'in torunu Muhammed Sait Fırat vefat etmiş. Ailesine taziyelerimi iletiyorum, başsağlığı diliyorum.”

MART’TA DEĞERLENDİRME HAZİRAN’DA NİHAİ KARAR OLACAK

“Tekrar belirtiyorum 1 Mart konusu yanlış anlaşılmamalıdır. Ben Mart ayında gelişmeler ışığında çok kapsamlı bir değerlendirme yapacağım. Bu konuda Kandil de Mart'ta değerlendirme yapacağını belirtmişti. Benim Mart'tan kastım budur. Mart ayında önemli değerlendirmelerimiz olacak, süreci tekrar ele alacağız. Nihai karar tarihi Haziran ayıdır. Bunlar bu şekilde anlaşılmalıdır. Belirttiğim gibi Mart ayında kapsamlı değerlendirme yapacağım. 1 Mart'a ilişkin yaptığımız vurgu, demokratik seferberlik içindir. Herkes bu konuda sorumluluk almalıdır, elini taşın altına koymalıdır. Bu temelde bütün herkese selamlarımı iletiyorum.”

DAR GENÇLİK ÇALIŞMASI OLMASIN

“İran, Irak, Suriye'deki halkımıza, çalışanlarımıza selamlarımı gönderiyorum. Kendi demokratik örgütlülüklerini, birliklerini gerçekleştirmelidirler. Irak'ta yapacağımız Kürt Ulusal Kongresi için herkes seferber olmalıdır. Bu Kongre, kendileri için, gelecekleri için hayati önemdedir. Kurtuluşları bu Kongre'de alınan kararlarla olacaktır. Bütün sorunlarını bu kongrede tartışabilirler, geleceğin yaratılmasında pay sahibi olabilirler. Buradan gençlere de selamlarımı sevgilerimi gönderiyorum. Sanırım Türkiye'de legal mücadele yürütüyorlar. Merkezleri de Diyarbakır'dadır zanedersem. Gençlere önerim, Diyarbakır'da kendilerine ait ayrı bir merkez kurmalarıdır. Büyük bir binaları olmalıdır. Bu merkez binanın içinde sinema salonu, konferans salonu vb. birçok şey olmalıdır. Burada sanatsal faaliyetler de yapabilirler. Bu merkez, birçok ihtiyaçlarına cevap verecek bir merkez olmalıdır. Bir akademi gibi olmalıdır. Adı da Demokratik Yurtsever Gençlik Siyaset Akademisi olabilir. Burada kültürden sanata, siyasetten edebiyata her çalışma yapılmalıdır. Gençlik örgütlenmesi eskisi gibi dar, öğrenci gençliği çalışmalarıyla sınırlı olmamalıdır. Köylü gençliği, işçi gençliği hatta işsiz olan gençleri içine katıp bütün gençliği birleştirip ortak bir mücadele hattı oluşturulması gerekiyor. Dediğim gibi işsiz gençlerin birliği de sağlanmalıdır. Gençler özellikle bol bol okuyup, tartışıp kendilerini geliştirip yetkinleştirmelidirler.”

KADININ DEĞİŞİMİ TOPLUMUN DEĞİŞİMİDİR

“Kadın özgürlüğü konusunda da düşüncelerim biliniyor. Kadınlar da kendi öz örgütlülüklerini daha da güçlendirip demokratik mücadelemize güç-destek sunabilmelidirler. Kadının değişimi dönüşümü toplumun değişimi dönüşümüdür. İşte Jin Jiyan deniliyor. Biz bu süreci başlattığımız bir dönemin içindeyiz. Herkes, bütün kadınlar bu bilinçle çalışmalara, sürece yaklaşmalıdır. Kadınlara da bu vesileyle selamlarımı iletiyorum.

Cezaevlerindeki arkadaşlara selamlarımı gönderiyorum. Cezaevlerindeki arkadaşlarımız da yeni statü çerçevesinde kendi eleştiri-özeleştiri mekanizmalarını işleterek süreci yeniden ele alıp kendilerini değiştirip dönüştürmelidirler. Konferans, Kongrelerini yeni süreç doğrultusunda yaparlar. Sürecin ruhuna uygun bireysel yoğunlaşmalar yaşamalıdırlar. Bol bol okuyup-yazmalıdırlar. Özellikle c.evlerindeki sağlık durumu kötü olan arkadaşlara selamlarımı gönderiyorum, onlara sabır diliyorum. Durumları güçtür ancak mücadele ruhuyla dayanmaya çalışmalıdırlar. Mehmet Aras arkadaş var, yanılmıyorsam Erzurum c.evinde, gırtlak kanseri olmuş galiba. Eşi ve çocukları, ailesinden beş kişi katledilmiş. Kendisine özel selamlarımı gönderiyorum, sabır diliyorum.

Çermik de artık demokratik çözüm ve barış konusunda rolünü oynamalıdır. Çermik'e özel selamlarımı iletiyorum. İzmir ve Ege'deki halkımıza selamlarımı iletiyorum.”-AN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.