Öcalan: Çözümün Önünde En Büyük Engel AKP
Umudun Zaferi / 26 Kasım 2010 Cuma Saat 13:36
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
1 Mart'a kadar eğer çözümün gelişmemesi halinde savaşın daha da derinleşebileceği uyarısı yapan Öcalan,

1 Mart'a kadar eğer çözümün gelişmemesi halinde savaşın daha da derinleşebileceği uyarısı yapan Öcalan, “Devlet ve ordu çözüm istiyor, AKP çözüm istemiyor, çözüme hazır değil. Barışın önündeki en büyük engel AKP'dir” dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgilere göre Avrupa Parlamentosu’ndaki Kürt Konferansı’na değinen Öcalan, “Avrupa Parlamentosundaki Kürt Konferansı'na Desmond Tutu da mesaj göndermiş, önemlidir. Siyasi tecrübeleri çok fazla, çok deneyimliler, nasıl çözülebileceğini iyi biliyorlar. PKK'nin Avrupa'da terör örgüt listesinden çıkarılmasının gelişen diyalog sürecini olumsuz etkileyeceği yönünde ifade edilen görüşler isabetli değil, tersi doğrudur. Yani tersi, işimizi kolaylaştırır. Asıl PKK'nin terör örgütü listesinde bulunması çözümü zorlaştırıyor. ” dedi. Öcalan, şöyle devam etti:

BİR AYDIR GÖRÜŞMELER OLMUYOR

“Burada son bir aydır herhangi bir görüşme olmuyor ama bu ileride olmayacağı anlamına da gelmez. Buradaki görüşmeler müzakere değil hatta diyalog da değil aslında ben bir aracıyım, arabulucuyum burada. Ben devlet ile PKK arasında aracıyım. Çünkü henüz müzakerelere geçmedik. Müzakereye geçilse maddeler üzerinde tartışılır. Fakat henüz üzerinde somut konuştuğumuz bir madde yok çünkü Hükümet henüz karar vermemiş. Müzakereye geçilse bu görüşmeler nasıl sonuçlanır bilemiyorum.”

VERDİĞİM TARİH 1 MART

“1 Mart'a kadar bir sonuç çıkması lazım. 1 Mart iyi bir tarihtir, güzel-uygun- bir tarihtir. Bu tarihe kadar bu görüşmeler bir sonuç verirse, anlamlı bir barış, onurlu bir barışla sonuçlanır. Ben buna kutsal barış, büyük barış derim. Ya da bu görüşmelerden bir şey çıkmaz, daha kötü bir süreç başlayabilir. 1 Mart'a kadar görüşmelerden anlamlı bir barış çıkmazsa ben bu aracılıktan çekilirim, çekilmekten ziyade “yapamadım, başarısız oldum, devlet de, hükümet de çözüme gelmedi, artık daha fazla aracı olamam” diyeceğim. Karışmayacağım onlara. Verdiğim tarih 1 Mart. Sıfıra doğru geri sayım başladı.”

SİLAHSIZLANMA EN SON AŞAMADIR

“2006'da bizi çok oyaladılar. O dönem silahsızlanmayı gündeme getirdiler, bize dayatmaya çalıştılar. Beş yıldır oyalandık. Başta yapılan bir yöntem hatası yanlış sonuçlar doğurur. Ben beş yıl sonra bu yanlışı fark ettim. Bu süreçte pek çok gerilla, masum-yoksul Anadolu çocuğu olan asker-polis yaşamını yitirdi. Onlara da çok üzülüyorum. O dönem silahsızlanma en başta masadaydı, o bir hataydı, artık silahsızlanma en son aşamadır. Devlet benimle barış için görüşüyor. Bu görüşmelerin barışla sonuçlanması çabasında. Fakat Hükümet henüz kararını vermemiş. Ne müzakere kararını veriyor ne de barış kararını veriyor. Devlet adına benimle görüşenler beni anladı, tehlikenin farkındalar. Türkiye Iraklaşabilirdi ama bunu ben engelliyorum. Buraya gelen yetkililere de söyledim, Türkiye'nin Iraklaşmasını önleyen kişi benim.Barış için elimden gelen çabayı gösteriyorum. Fakat Başbakan burada yapılan görüşmeleri dahi sahiplenmiyor, “devlet görüşüyor” diyor. Sayın Erdoğan'dan, Başbakan'dan bir tek şunu istiyorum, Meclis'ten bir barış kararı çıkarsın yeter. Bir tek barış kararı. Ondan sonra her şey çözüm yoluna girer. Öncelikle bu barışa karar vermesi lazım.”

HÜKÜMET ÇÖZÜME HAZIR DEĞİL

“Devlet ve ordu çözüm istiyor, AKP çözüm istemiyor, çözüme hazır değil. Bu durumda, barışın önündeki en büyük engel AKP'dir. AKP içinde iyi niyetli insanlar olabilir, hatta Başbakan da iyi niyetli olabilir, fakat AKP barış konusunda bir karar vermiyor. Ben Başbakan'ı henüz çözemedim, çünkü kapalı biri. Şu çok önemli; Başbakan, Özal'a mı evrilecek, Çiler mi olacak? Yani Özal gibi birisi olmaya mı karar verecek, yoksa Çiller gibi olmaya mı karar verecek? Bu benim için kocaman bir soru işaretidir. Özal barış için kararını vermişti, öldürülmeden önceki gün, bize diyalog için bir heyet göndermişti. Diyalog halindeydi bizimle. Başbakan Amerika'ya gidiyor, İngiltere'ye gidiyor, Çiller gibi olursa Çiller'den daha tehlikeli olur. Ama şu an kapalı biri, kapalı duruyor. AKP'nin “biz barışa güç getiremeyiz, yapamayız” görüşü de doğru değildir. Sen Hükümetsin, barış kararını vermen gerekir.”

ÖZKÖK ÇÖZÜM İSTEYEN TARAFTAYDI

“Mahmut Övür yazısında, AKP iktidara geldiği ilk dönemde, H. Özkök'ün 'Kürt sorunu çok önemli bir sorundur, mutlaka çözülmelidir' diyerek bir projeyle Hükümete geldiğini, Özkök'ün bu teklifini Meclis'e götürdüklerini, ancak siyasette çok büyük dirençle karşılaştıkları için Hükümetin ürktüğünü ve teklifi geri plana aldığını yazmış. Özkök, Eşref Bitlis gibi çözüm isteyenlerdendi. Bitlis paşayı öldürdüler. Özkök, daha önce '97'de, 98'de bizimle diyalog kuran gruptandı. Taraf'ta da bu yazıldı. O dönem sorunu çözmek isteyen bir grup vardı, ancak dış güçler izin vermedi. Asker içinde de, polis içinde de çözüm isteyenler var. AKP şu anda barış için bir karar vermemiş, hatta MHP'nin pozisyonuna girmek üzere. MHP'nin bir zamanlar ki engel pozisyonu gibi bir pozisyona da girebilir.”

AKP BAŞKA ŞEYLER PEŞİNDE

“Bu sorunun barışçıl çözülmesi lazım fakat AKP başka şeyler peşinde, başka şeylerle ilgileniyor. AKP hegemonik bir inşa içerisinde. Kendi hegemonyasını her alana inşa ediyor. Anayasa Mahkemesi'ni halletti, HSYK'yı ele geçirdi, diğer bir çok alanda da hegemonik inşasını devam ettiriyor. İşte bugün de generalleri görevden aldı. Önümüzdeki seçimle birlikte bu hegemonyayı tamamlamak istiyorlar. AKP'nin gelişiyle hem ordu hem devlet ikiye bölündü. Bizi de ikiye bölmeye çalıştılar. 2003-2004'te kısmen başardılar. Ama sonuç almadılar. Bu süreçte de bizi bölmek için uğraşıyorlar. İşte bunun için, anlamak önemlidir diyorum. Demokratik siyaseti, felsefesini anlayan birkaç kişi olsaydı, iki-üç kişi bile iyi anlasaydı bugün bu halde olmazdık. Ben bunun için siyaset akademileri demiştim. Bu akademilerde yüzlerce, binlerce siyasetçi yetiştirilir. Benim burda söylediklerim anlaşılmıyor. Benim burada söylediklerimden AKP faydalanıyor, hayata geçiriyor, kendine göre uyguluyor, siyaset akademileri açıyor. Ama asıl anlaması gerekenler anlamıyor.”

AKP MÜSLÜMANLIĞI MÜSLÜMANLIK DEĞİL

“AKP'yi bazı dış güçler yönlendiriyor. Mesela AKP bölgede çok para harcıyor, bu para, AKP'nin parası değil, dışarıdan gelen paradır. Bunların Müslümanlığı Müslümanlık da değil. Gerçek Müslümanlık, dürüstlüktür, demokrasidir. Bunların tüm derdi, kaygısı ranttır, paradır, insanlar ölmüş umurlarında değil. İşi gücü oy peşinde koşmaktır. Kendi çıkarları uğruna masum Anadolu insanları ölsün, hiç umurlarında değil. Ama ben ölen yoksul Anadolu çocuklarına, asker ve polise de çok üzülüyorum. Ben insanların inançlarına saygı duyuyorum ama samimi olunmalıdır. Din, para getiren bir şey değil ama bölgedeki tüm cemaatlerin ciddi para harcadıklarını biliyorum. Bu para din üzerinden elde edilen para değil, kaynağı dışarıdır, yeşil gladio'dur. Bunların müslümanlıkla da ilgileri yoktur. Dürüst müslümanlar, namazlarını kılarlar, gerekli olan şeylerini yaparlar. AKP'nin bölgede tek derdi birkaç aşirete para kazandırmaktır. Bunların tek dertleri rant, insanlar ölmüş hiç umurlarında değil. AKP'nin bazı milletvekillerinin kendilerine, aşiretlerine beş on bin dolar daha kazandırmak için yapmadıkları şey yok. Bu milletvekillerinin maaş almak dışında hiçbir marifetleri, hünerleri yok. Başka bir iş bildikleri de yok. AKP'nin bölgede yüzde beşten fazla oy almaması gerekir. Neden oy alsınlar ki! Şu an çok iyi çalışılsa AKP'nin bölgedeki oyu yüzde beşe düşer. Şurası çok net: AKP'ye verilen her oy savaşa gider, AKP ve diğer partilere gitmeyen her oy barışa gider. Bunu halkımız böyle bilmelidir. AKP şimdi paralı asker sistemini kuruyor. 50 bin paralı asker almayı düşünüyor. Bu, şu demektir; kendine bağlı, kendi adamlarından oluşan 50 bin asker oluşturuyor demektir.”

ÖNÜMÜZDE ÜÇ AY VAR

“Önümüzde üç ay var. Barış olmaz ve savaş hatta bir toplumsal savaş gelişirse, herkes, bölgedeki, Diyarbakır'daki STK'lar da etkilenirler. Herkes altında kalır bu işin. Bölgedeki iş adamlarına, iş çevrelerine sesleniyorum; yine para kazanın, para kazanmanıza kimse bir şey demiyor. Barış için söylediklerinize de aynen katılıyorum, altına imza atıyorum ancak bunu Hükümet'e de kabul ettirin, öyle gelin. Örneğin iş adamları neden bölgede yatırım yapmadıklarını iyi tespit etmelidirler. Bunun sebebinin savaş olduğunu, yatırım yapma koşullarının olmadığını da hükümete söyleyebilmelidirler. Barış şartlarını öncelikle Hükümete kabul ettirmelidirler. Siyaset kolay iş değildir. Bakıyorum, çoğunlukla ciddiyetten uzak bir şekilde konuşuluyor. Siyasetle ilgili Kürt çevrelerinin yayınlarında da görüyorum; demokratik özerklik ile ilgili bir çalışma yok. Örneğin bir yazıda Bedirhan işleniyor. Tamam Bedirhan önemli bir şahsiyettir ama şu an daha hayati konular var önümüzde. Kürt sorununu işleyen gazeteler ve dergiler genelde böyle, hiçbirisi doğru düzgün bir şeyler yazıp çizemiyor. Seviyeleri genelde aynı, bir adım öne çıkamıyorlar. Görevlerini yerine getirmesi gerekenler bir türlü işlevsel, ciddi çalışmıyorlar. Yeterince çalışılmıyor, siyaset anlaşılmıyor. Fransız Devrimi'nde yapılan anayasa çalışmalarına benzer bir çalışma yürütülebilir ve bu çalışma 8-10 ayı da bulabilir. İki-üç günlük toplantılar yapıldıktan sonra dağılıyorlar ve sonra hiçbir şey yapılmıyor. Bu sefer de çalışılmazsa çok ağır eleştiririm. Bu süreç hassas bir süreçtir, önemlidir, bu süreçte daha aktif olunmalıdır.”

ŞEHİR KONSEYLERİ KURULMALI

“Bütün şehirlerde Şehir Konseyleri kurulabilir. Mesela Diyarbakır'da en az 300 kişiden oluşan bir Şehir Konseyi kurulabilir. Batman'da 200 kişiden oluşan bir Şehir Konseyi kurulabilir. Diğer şehirlerde de yüz-yüzelli kişilik Şehir Konseyleri kurulabilir. Şehir Konseylerinin içinde her kesimden her görüşten kişiler olabilir. Şehir Meclislerine, samimi İslami gruplar da var, onlar AKP'den ayrıdır, onlar da girebilir. Barış isteyen herkes olabilir, barışı kabul ediyorsa MHP'li biri de olabilir. Şehir Konseylerinin derhal bir barış kararı vermesi gerekir, barışa ilişkin bir deklarasyon açıklayabilirler. AKP ve diğer partilere barış şartları, barışa ilişkin prensipler belirtilebilir, bunları kabul ederseniz gelirsiniz diyebilirler. Bu karar çıkarılır ve uygulanırsa, ben de buna uyarım. Bu yapılırsa hızlı bir şekilde barış gelişir. Beş on şehir bunu uygulamaya koyarsa barış mutlaka gelir.”

ÖZERKLİK ANAYASASI EN AZ 8 AY GEREKTİRİR

“Demokratik özerklik anayasası iki-üç toplantıda ortaya çıkacak bir şey değildir; en az 8 ay gerektirir. Bunun çok iyi hazırlanması gerekir. DTK'nın demokratik özerklikle ilgili çalışması da çok önemlidir. Bunun için savunmalarımdan yararlanılabilir. Demokratik özerklik anayasasını son savunmamda daha ayrıntılı işleyeceğim. Demokratik özerklik, Kürtlere özgü bir sistemdir. Demokratik özerklik çalışmasının yarısı belediyelerin payınadır. Yani yüzde elli ellidir. Demokratik özerkliğin anayasası çalışmaları yapılabilir ve hızlandırılabilir. Baydemir ve diğer belediye başkanları da bu konuyla ilgilenebilir. 1924'te Kürtlere verilen bir demokratik özerklik sözü var. 1922'de özerklik yasası Kürtlere ilişkin çıkarıldı. Bunlar konuşulmuyor. Halbuki bu konuların bol bol işlenmesi lazım. Kürdistan İslami Hareketi'nin bildirilerini basında okudum, aynen katılıyorum fakat bir şartla, dürüst olmalılar, söylediklerini pratiğe geçirmeleri lazım. DTK kendi içinde İnanç Komisyonu kurulabilir. Dürüst olanları, Abdullah Timoqi gibi dürüst olanların DTK içerisinde yer almaları faydalı olur. Altan Tan gibileri bu konuları işleyebilir, ilgilenebilir, dürüst olanları bir araya getirebilirler.”

BAŞBAKAN BARIŞA KARAR VERSİN

“Çözüm gelişmezse, 1791 Fransa'daki büyük terör dönemi, 1918 Sovyetlerin kuruluşundan sonraki iç çatışma gibi bir çatışma çıkabilir. Biz savaş yanlısı değiliz, savaş yerine direnişi esas alıyoruz. Başbakan barışa karar verirse, demokratik çözüm için barış süreci gelişirse, biz gerillaları da araziden çekebiliriz, silahsızlandırmayı da o zaman konuşabiliriz. Bu bireysel hak meselesi de AKP'nin verdiği bir şey, bir lütuf değildir, AKP'nin ortaya koyduğu bir mesele de değildir. Ta '99'dan bu yana benimle görüşen devlet yetkililerinin gündeme getirdiği bir şeydi. Ama AKP sanki bunu kendisi yapıyormuş gibi yansıtıyor! Bu doğru değildir, bu, AKP'nin yaptığı bir şey değildir. İşte yazıda da vardı, Özkök-asker çözüm için Hükümete gidiyor ama Hükümet sorumluluk almıyor, çekiniyor, “tabanımız hazır değil” diyor. O zaman hazırla tabanını, on yıldır neden hazırlamadınız tabanınızı?”

15 ŞUBAT’I KÜRTLER İÇİN SOYKIRIM GÜNÜ İLAN EDİYORUM

“Kürtlere karşı komplonun-soykırımın başlangıç tarihi 15 Şubat 1925'tir. 15 Şubat 1925'te biliyorsunuz Şeyh Sait'e karşı komplo düzenlendi. Bana da 15 Şubat'ta komplo yapıldı. Cibranlı Halit onları tasfiye ettiler, sonra 15 Şubat'ta Şeyh Sait'e yöneldiler. Şeyh Sait'in idam günü 29 Haziran; bana verilen idam kararının günü de 29 Haziran'dır. Bunlar tesadüf değildir, mekanizma bu kadar tesadüfi çalışmaz. 15 Şubat, sadece benim için kara gün değil, 15 Şubat 1925 Kürtlere karşı yapılan soykırımın başlangıcıdır. 15 Şubat'ı Kürtler için soykırım günü ilan ediyorum.”

AKP GLADİO’NUN PARÇASIDIR

“Mustafa Kemal, soykırımcı olarak sunuluyor, öyle değil. Başbakan Fethi Okyar, Mustafa Kemal'in arkadaşıydı, onu hükümetten düşürdüler. İngiliz yanlısı İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak'ı yerine getirdiler. Bunlar Mustafa Kemal'in etrafını kuşatmışlardı. Ben buna Beyaz Türkçü hegemonya demiştim. Bu, 1980'lere kadar devam etti. 1980'lerden sonra da Yeşil Türkçü hegemonya devreye konuldu.”

“Ben son savunmamda gladioya ilişkin çok kapsamlı değerlendirmeler yaptım. MHP ve ülkücüler Gladio tarafından ABD'de eğitildiler. Şu an AKP'nin arkasında duran da aynı güçlerdir, aynı gladio'nun ürünüdürler. Son beş yıllık süreci değerlendirdiğimde gladio'nun benim düşündüğümden daha kapsamlı olduğunu anladım, son savunmamda ayrıntılı şekilde işliyorum bunu. Türk Gladiosu-Ergenekon'u bir ahtapot gibidir, birçok kolu vardır. Başını ezsen bile kolları çalışır, kollarını birbirinden ayırsan her kol ayrı çalışır. AKP de bu sürecin bir parçasıdır. Bunu iyi anlamak gerekir. AKP'yi yönlendiren bazı güçler var, onlar da bir çözüm sunmuyorlar.”

1 MARTTA BARIŞ GELMEZSE SAVAŞ DERİNLEŞİR

“Beş yıllık süreç içerisinde PKK silahlı mücadeleyi yükseltemedi, devlet de çözümü geliştirmedi ikisi de tıkandılar. Hem devlet hem de PKK her şeyi üzerime yıktı, her şeyi benden beklediler, bekliyorlar. 1 Mart'a kadar eğer çözüm gelişmezse, savaş daha da derinleşebilir. Bunu yaparlar mı yapmazlar mı, savaşırlar mı savaşmazlar mı kendileri bilir. Bütün bunları bir an önce söyleme gereğini duyuyorum. Belki ömrüm de yetmez, belki burada ölebilirim de, nefessizlikten de ölebilirim. Dolayısıyla söyleyebildiğim kadarını söyleme ihtiyacını hissediyorum. Bir boşluk bırakmak istemiyorum.”

BEYLERBEYİ’NDE AKP İLE CHP AŞKI

“Bu platonik aşk konusunda da şunu söyleyeyim: Başbakan “CHP ile BDP platonik aşk yaşıyor” demiş. Asıl AKP ile CHP, Erdoğan'ın Başbakan olması için Beylerbeyi sarayında gerçek aşk yaşadılar. Oradan da nurtopu gibi bugünkü iki partili bir iktidar doğdu. Suriye halkımıza, PYD'ye, İran'daki halkımıza, PJAK'a selamlarımı iletiyorum. Ağrı'ya, Doğubeyazıt'a, Iğdır'a, Kars'a özel selamlarımı iletiyorum. Şırnak, Silopi, Hakkari, tüm Botan halkına özel selamlarımı iletiyorum. Avrupa'da yaşayan Asuri halkına selamlarımı iletiyorum. Kendi varlıklarını korumalıdırlar. Kürdistan'daki tüm halklar korunmalıdır; Asurileri, Ezidileri, diğer tüm halkları koruyacağız.”-ANF

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.