Anne, Yaşam ve Barış…
Kadın / 07 Ekim 2010 Perşembe Saat 06:19
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Anne kavramına tarihsel olarak tüm dinlerde ya da egemen sistemlerde kutsallık atfedilirken, tabii pratikte bu kutsallığa ne kadar değer verildiği tartışma konusudur.

Anne kavramına tarihsel olarak tüm dinlerde ya da egemen sistemlerde kutsallık atfedilirken, tabii pratikte bu kutsallığa ne kadar değer verildiği tartışma konusudur. Hiç kuşku götürmez ki bu kutsallık sadece sembolik olmaktan öteye gitmemiş ve hatta bu misyon verilirken, kadının ya da anneliği kandırılıp, erkek egemenlikli sisteme yedeklenmesi olayını rahatlıkla görebiliriz.

Özünde annelik kavramı; doğayla, tabiatla, yaşamla, barışla özdeştir. İşte “tabiat ana”, “doğa anne” örnekleri tarihte sıkça rastladığımız söylemlerdir. Üretkenliği ve karakteri itibariyle yaşamla, barışla anılmış ve gerçeklikte de öyledir. Doğa-yaşam gibi, kendi vücudundan sürekli bir üretkenliğe sahip olması, ortak noktaları oluşturmuştur. Doğada zaman zaman küçük sorunlar olsa da genel olarak bir uyum-dengenin olduğunu kendisiyle barış içinde olduğunu görürüz. Kadın-anne karakterinin barışçıl olması anneliğin doğası gereği annelik içgüdüsü ve duygusunun savaş karşıtı bir pozisyonda olmasından kaynaklanmaktadır. Kendi vücudundan yarattığı bir varlığın ölmesi veya öldürülmesini kabullenmez, yaşaması ve yaşatılmasının mücadelesi her zaman ön planda olmuştur. Bu yönüyle doğası gereği anneler her zaman barışçıl olmuştur.

Çoğumuz için annelik kavramı güzel bir söz, ya da hoşumuza giden duygusal bir çağrışım olarak görülür. Daraldığımız veya zorlandığımız anlar teselli kaynağı, ya da çocuksu özlemlerimizi gidermek için annelerimize ya da bu olguyu temsil eden kavramlara sarılıyoruz. Aslında birazda kendimizi kandırıyoruz.  Hatta çoğumuzun annelerimize ihanet ettiği, sevgisine layık olmadığı bir gerçektir. Kendi vücudundan yaratan, dokuz ay karnında taşıyan ve sonrasında belli bir yaşa kadar kendi sütünden besleyen anneye, sadece bir teselli kaynağı ya da sembolik olarak yaklaşmak, bana göre en büyük ihanettir. Herhalde insanoğlunun ilk ihaneti annelere karşı yapılan ihanettir. Bu çelişki çözülmeden sağlıklı bir toplumsal aşamaya ulaşmak zordur. 

Annelere sembolik yaklaşarak en büyük haksızlığı yapıyoruz. Annelerin yeri bambaşkadır. Gökyüzünde nasıl ki Venüs’ün yeri belirgin ve parlak ise, anne yeri de bu dünyada öyledir; tertemiz ve parlaktır. Yüreği şefkat ve sevgi doludur. Merhamet yuvasıdır; acılarımıza ve üzüntülerimize ortak olan ve paylaşan, sevinçlerimizi kendisinde yaratan varlıktır. “Cennet anaların ayaklarının altındadır” denilirken, aslında annelerin ne kadar değerli, kıymetli olduğunu ve karakterlerinin özünü ifade ediyor.

Bazen anne dediğin zaman o an ne hissettiğini ayırt edemeyebiliyorsun, bazen de bir çocuk gibi sanki hiç büyümedin ve hayatın gerçeğini hiç yasamadın, her şeyden uzaksın gibi kendini hissediyorsun. Bazen anne demek yasak ise ya da imkânsız ise, o zaman bulutlara karışırsın ya da var olan sisle nefesini birleştirip kaybolursun… Anneler her zaman hissederler, o vakit mutlu olursun ve buna hiç kimse engel olamaz...
Bugün halk olarak, özgür bir yaşamı elde etmek için büyük bedeller veriyoruz, ama en çokta anneler verir bu bedelleri... Bu savaşta hiç kimsenin yüreği, bir annenin yüreği kadar yanmaz. Bir anne kadar hiç kimse o acıyı anlamaz. Çünkü vurulan ve toprağa düşen her can, aynı zamanda kendisiyle birlikte annelerin de yüreklerinin bir parçasını götürüyor. Onun içindir ki, en çok savaş karşıtı olup, barışı savunan annelerdir. Tabi bazılarının (Erdoğan) tek derdi de annelik kavramını kullanarak rantlarını sürdürmektir. Anne eşittir barış, yani anne barışın ta kendisidir. Barışı gerçek anlamda anlayanlar ve her zaman isteyenler annelerdir.

Belki de bu savaşa hiç gerek yoktu diyenler vardır. Ama buna sebep olan kimdir? Tabii ki acımasız erkek egemenlikli sistemlerin somutlaştığı iktidar ve devlettir. Savaşı yürütenlerin karakterleri ve çıkarları görülmeden, sağlıklı bir çözüme ve barışa ulaşmak imkânsızdır. Bu sistemler değişmeden ya da demokratikleşmeden, ne özgür bir yaşam ne de onurlu bir barış gelir. Özgür yaşama ve onurlu bir barışa ulaşmakta annelik duygu ve düşüncesiyle yoğrulmuş örgütlü-amansız bir mücadele ile mümkündür. 

Narîn Dilpak

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.