Cemil Bayık: Türkçe Eğitim Adım Adım Reddedilmeli-2
Röportajlar / 11 Eylül 2010 Cumartesi Saat 07:26
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KCK Yürütme Konseyi Başkan Yardımcısı Cemil Bayık, Kürdistan’da Demokratik Özerkliğin koşullarının yaratıldığını belirterek, meşru savunma, ekonomi, eğitim ve kültürel alanlarda örgütlülüğün

KCK Yürütme Konseyi Başkan Yardımcısı Cemil Bayık, Kürdistan’da Demokratik Özerkliğin koşullarının yaratıldığını belirterek, meşru savunma, ekonomi, eğitim ve kültürel alanlarda örgütlülüğün hızla tamamlanması gerektiğini kaydetti.

Demokratik Özerklik ile siyaseti ve toplumun demokratikleştirilmesinin hedeflendiğini kaydeden Bayık, ''Türkçe eğitim sistemini adım adım reddederek tüm eğitim aşamalarında Kürtçeyle eğitim yapılmasını hakim kılacağız. Türkçe konuşma, yazma, Türkçe faaliyet yürütmeye Kürdistan’da son verilmelidir. Demokratik özerklik kendi eğitim sistemini hedeflemektedir'' dedi.

Demokratik Özerklik ve son siyasal gelişmeler konusunda Cemil Bayık ANF’nin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

''Kürt halkı artık çözümsüzlük politikasına “Êdî Bese” demektedir. Kürt halkı 3-4 yıldır Kürt sorununu demokratik temelde çözme projesinin demokratik özerklik olduğunu her fırsatta ortaya koymuştur. Demokratik özerklik etrafında Kürt halkının bir bütün olarak birleştiği son tutumuyla da görülmüştür. Dolayısıyla Kürt sorunu Türkiye’de çözülecekse ancak bu çerçevede çözülebilir.

Kürt sorununun demokratik özerklik temelinde çözümü; Kürt halkının üzerindeki inkar ve imha politikalarına karşı varlığını koruma ve özgür yaşamını gerçekleştirmede önemli bir adım atılması anlamına gelecektir. Geleceğini ancak bu temelde güvenceye alabilir. Demokratik özerkliği bunun için tartışıyor, geliştiriyor. Çünkü başka türlü Kürt sorununun çözümü mümkün görünmüyor. En doğru, en makul ve uygulanabilir çözüm bu tarzda görülüyor.

‘DEMOKRATİK ÖZERKLİK SİYASETİ VE DEMOKRATİKLEŞMEYİ HEDEFLİYOR’

Demokratik özerklik ile Türkiye ilişkisi, cumhuriyeti tamamen demokratikleştirme temelinde, siyaseti ve toplumu demokratikleştirmeyi, bu temelde yeni bir toplum, yeni bir kişilik, yeni bir yaşamı yaratmayı da hedeflemektedir. Kürt halkı açısından ise kendi kimliğiyle, kendi iradesiyle, kendi değerleriyle örgütlenmesinin ve kendisini özgürce ifade etmesini gerçekleştirmenin tanımı oluyor. Önder Apo bunu “demokratik ulus ruhsa, demokratik özerklik de bedendir” biçiminde ifade etti. Kürtler, tüm etnik ve dinsel topluluklarla birlikte toplumun tümünün demokratik kurumlaşması temelinde ortaya çıkan demokratik ulusun özgür ve demokratik yaşam biçimini demokratik özerklik olarak tanımlamak gerekmektedir. Özcesi demokratik ulusun üzerindeki asimilasyon ve soykırım politikalarına karşı varlığını korumasına, özgür yaşamını sağlamasına demokratik özerklik diyoruz.

Türkiye’de Kürt sorununun demokratik siyasal çözümü, Türkiye’yi sadece demokratikleştirmiyor, Kürtleri özgürleştirmiyor, Türkiye’yi yepyeni bir sürece de sokuyor. Kürt sorununun demokratik temelde çözümü Türkiye’yi bölge güçleri açısından da, bölge halkları açısından da model bir ülke haline getirecektir. Bu bir bütün Ortadoğu’yu demokratikleşme sürecine koyacaktır.

Bu açıdan da oldukça önemli bir projedir. Kürtler bu projeyle Türk devletiyle, toplumuyla hangi çerçevede yaşamak; birliği, kardeşliği hangi temelde gerçekleştirmek istediğini ortaya koyuyor. Şimdiye kadar ortada ne kardeşlik ne de birlik vardı. Katliamlarla, sürgünlerle, işkencelerle, her türlü baskıyla, zorla, asimilasyon temelinde, imha temelinde tek millet yaratma hedefleniyordu. Kürdistan Türk uluslaşmasının yayılma alanı olarak görülüyordu. Türk uluslaşması, ulus-devleti Kürtlerin imhası üzerinden gerçekleştirilmek isteniyordu. Bu da çok vahşi, zalimane bir politika temelinde yapılıyordu. Önder Apo öncülüğünde Kürt halkı bu politikaya karşı direndi ve bu politikanın iflasını sağladı. Artık bu politikadan vazgeçilmesi gerektiğini herkese gösterdi.

‘MÜZAKERELER BAŞLATILMALI’

Dikkat edilirse Kürt Halk Önderi bu projenin artık gerçekleştirilmesi gerektiğini ortaya koyup DTK ile BDP de bu çözüm projesini en makul ve doğru çözüm projesi olarak sahiplenince Kürt halkı her türlü baskıyı göze alarak demokratik özerkliği sahiplenip inşa edeceğini tutumuyla herkese gösterdi. Bu tutum Kürt iradesinin ortaya konulmasıdır. Demokratik, sosyalist, aydın ya da liberal olduğunu söyleyen çevreler gerçekten demokrasi söylemlerinde samimilerse Kürt halkının bu iradesini kabul etmeleri ve demokratik özerkliğin gerçekleşmesi için Türk devleti ve hükümeti üzerinde baskılarını arttırmaları gerekir. Türk devleti ve hükümeti de bu sorununun çözülmesi gerektiğine inanıyorsa ve bu konuda zaman zaman ortaya koydukları söylemde samimilerse hiç zaman geçirmeden Kürt sorununun demokratik özerklik temelinde çözümünü kabul ettiklerini ilan etmeli ve bu konuda müzakereyi başlatmalıdırlar. Önder Apo bu konuda hem donanımlı hem de halkımızın ve hareketimizin siyasi iradesini temsil etmektedir.

Sadece Kürtlerin demokratik özerkliğe sahip çıkması yeterli değildir. Herkesin bu projeye sahip çıkması gerekiyor. Demokratik özerkliği reddetmenin hiç kimse açısından bir gerekçesi ve meşruiyeti olamaz. Demokratım, sosyalistim, ilericiyim, aydınım, liberalim ve sorunun çözümünü istiyorum diyen herkesin rahatlıkla kabul edeceği bir projedir. Bu Türkiye'yi parçalamıyor, sınırlarını ortadan kaldırmıyor, tam tersine demokratik özgür temelde birliğini sağlıyor. Demokratik özerklik Türkiye’nin en önemli sorununun çözeceği gibi, diğer sorunların çözümünün de anahtarı oluyor. Bu sorun çözüldüğünde Türkiye büyük bir itibar kazanmanın yanında demokratikleşme sinerjiyle tarihindeki en büyük siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel hamle yapma imkanına kavuşacaktır. Eğer Kürt halkı bu projeye sahiplik yaptıysa, sadece kendisini düşündüğü için sahiplik yapmıyor.

Bu proje sadece Kürtleri ilgilendiren bir proje değil; Avrupa Birliği’ni, Amerika’yı da ilgilendiren bir projedir. Çünkü herkes Türkiye’de istikrar istiyor, çatışmasızlık istiyor, sorunun çözümünü istiyor.

Kongra Gel 4. Ara dönem toplantısı tüm bu gerçeklikler ve ihtiyaçlar temelinde demokratik özerklik projesini kapsamlı bir biçimde tartışmıştır. Gelinen aşamada oyalamanın ve çözümsüzlüğün herkese zarar verdiği ortaya konularak bu çözümün kısa sürede gerçekleştirilmesi iradesi ortaya konulmuştur. Ya Türk devleti demokratik özerklik çerçevesinde Kürt sorununun demokratik çözümünü kabul edip gereğini yapacaktır ya da Kürt halkı kendi örgütlülüğü temelinde demokratik özerkliği inşa etme ve Türk devletine kabul ettirme mücadelesi içine girecektir. Kuşkusuz tercihimiz Türk devletinin anayasal ve yasal çerçevede bu özerkliği bir an önce Türkiye hukukunun ve siyasal sisteminin bir parçası haline getirmesidir.

Eğer bu yapılmazsa Kürt halkına demokratik özerkliği ilan etme ve inşasını gerçekleştirme dışında bir yol kalmayacaktır. Kürt halkı onlarca yıldır yürüttüğü mücadeleyle Türkiye ile farklı bir ilişki temelinde yaşamak istemektedir. Demokratik özerkliğin öngördüğü siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşam dışında başka bir yaşamı artık kabul etmiyor. Demokratik özerkliğe ne Türkiye'nin ne bölge ülkelerinin ne de uluslar arası güçlerin karşı çıkma gerekçeleri ve argümanları olabilir. Ancak şovenist, faşist ve inkarcı zihniyette olanlar Kürt halkının demokratik özerklik talebine ve bunun pratikleşmesine karşı çıkabilir.

‘ERDOĞAN’IN TEHDİDİ FAŞİST ZİHNİYETİN ÜRÜNÜDÜR’

Erdoğan’ın demokratik özerkliği ilan ederlerse sonucuna katlanırlar tehdidi tam bir faşist zihniyetin ürünüdür. Türk devletinin şimdiye kadarki inkarcı ve imhacı karakterinin dışa vurumudur. Kürt halkı boyun eğerse beyaz katliam zamana yayılmış biçimde tamamlanacaktır. Ama boyun eğmezse Tayyip Erdoğan’ın yaptığı gibi kanlı katliamla tehdit edilmektedir. Bu tehdidin hiçbir gerekçesi yoktur. Sadece ve sadece faşist karakterleri ve Kürtleri kültürel soykırımla Türklük içinde eritme hedefleri nedeniyle bu tehdidi yapmaktadırlar. Bırakalım meşruiyeti olmasını, aksine gayrimeşru ve insanlık dışı bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Saddam’ın kimyasal silah ve Enfal’le Kürtlerin iradesini kırma politikası ne kadar meşru ise, Tayyip Erdoğan’ın tehdidi ve tehdidi yaptıran politikası da o kadar meşrudur. Tayyip Erdoğan bu tür yaklaşım ve değerlendirmeleriyle Türkiye'nin insanlık suçu olan bir halkı bir soykırıma uğratmak suçunu işlemektedir. Bu suçu işleyenler nasıl ki suçları içinde boğulmuşlarsa Türk devleti ve onun başbakanı da bu suçlar içinde boğulmaya mahkumdur.

‘PROJENİN KOŞULLARI YARATILDI’

Kürt halkı mücadelesiyle bu projenin uygulanmasının zeminini, koşullarını, olanaklarını ortaya çıkarmıştır. Eğer Kürt sorununun çözümü bu temelde öngörülüyorsa, bunun koşulları, olanakları yaratıldığı için öngörülüyor. Kürt halkı üzerinde uygulanan soykırım politikalarına ancak demokratik özerklik projesiyle karşı durulabilir. Demokratik özerkliği pratikte gerçekleştirdiği oranda bu politikaları etkisizleştirebilir. Siyasal alanda, toplumsal alanda, ekonomik alanda, kültürel alanda, meşru savunma alanında, diplomatik alanda bir bütün uygulanması gerekiyor. Yani Kürt halkının kendini bu temelde örgütlemesi, kendini yönetir hale getirmesi gerekiyor. Demokratik özerklik zaten budur. Kendini maddi ve manevi değerleri üzerinde örgütleyip özgürce ifade etme, kendini yönetilir duruma getirme demektir. Kendini her alanda örgütlemeden, kendini varlığını koruması ve özgürlüğünü sağlaması düşünülemez. Geleceği kazanmak tamamen buradan geçiyor.

Özellikle demokratik özerklik çözümü açısından meşru savunma ve öz savunma hava-su kadar gereklidir. Çünkü varlığına yönelik bir imha tehdidi vardır. Varlığını korumak ise meşru bir hak ve görevdir. Eğer bir halkın varlığına yönelik asimilasyon, kültürel ve fiziki soykırım politikası uygulanıyorsa bir halk her şeyiyle ortadan kaldırılmak isteniyorsa, o halkın kendini öz savunmayla koruma hakkı vardır. Öz savunmanın temeli toplumun örgütlülüğüne dayanır. Bir toplumun öz savunması en doğal hakkıdır. Eğer bu hak kullanılmaz, bu görev yerine getirilmezse o halk yok olup gider. Hayvanlar bile varlığı söz konusu olduğunda, bütün olanaklarını kullanır.

Kürt halkı bugüne kadar kendini örgütlü kılmak ve mücadele etmek için imha politikalarına karşı büyük bir direniş gösterdi. Bu mücadelenin sonucunda inkar ve imha politikaları boşa çıkarıldı. Ama Türk devleti ve hükümeti bu inkar ve imha politikaları boşa çıkmasına rağmen bu politikayı restore ederek yeniden imhayı gerçekleştirmek istiyor. Kürt halkı demokratik özerkliği ilan ediyor ve pratikte bunu örgütleme çabasına giriyorsa nedeni budur.

Demokratik özerkliğin pratik boyutlarıyla tümden tamamlanması için en başta da kendisini demokratik temelde örgütlendirerek öz siyasi iradesini ortaya çıkarması gerekir. Kendi iradesini temsil eden, DTK’yı, siyasal partisini, kurumlarını oldukça geliştirip güçlendirmesi gerekir. Komünlerini, akademilerini, meclislerini örgütlendirerek demokratik siyasal sistemini sağlam temellere kavuşturması önemlidir. Komünlerini, meclislerini örgütlemeden, demokratik toplum kongresini bu temelde güçlendirmeden, bir bütün Kürtlerin iradesini burada somutlaştırmadan siyasal alanda kendini bu düzeyde örgütlenmeden, siyasal partisi olan BDP’yi etkili kılmadan, onu bir bütün Türkiye partisi haline getirmeden demokratik özerkliği siyasal alanda gerçekleştiremez.

‘TUTUKLAMALAR SİYASİ SOYKIRIM AMAÇLI’

Kürdistan toplumu her alanda işgal ve tecavüz altındadır. Onun siyasi kurumları tanınmadığı gibi üzerlerinde yoğun bir baskı kuruluyor. Siyasi soykırım amaçlı tutuklamalar süreklileşmiş ve normal bir durum haline gelmiştir. Bütün Kürt politikacıları cezaevlerine dolduruluyor, hakaretlere uğruyor, işkenceler altına alınıyor, siyasi çalışma yürütemez duruma getiriliyor. Bütün siyasal kurumlar etkisizleştirilmeye çalışılıyor, içi boşaltılıyor ve bir kabul olarak bırakılıyor. Bu tarzda da herkes aldatılmak isteniliyor. Kürtlerin siyasal örgütlenmeleri var deniliyor. Oysaki bu örgütlenmeler tamamen biçimsel hale getirilmiş ve işlevsiz bırakılmıştır. Ne kadar demokratik siyaset yapan, çalışan insan varsa Kürt sorunun siyasal demokratik çözümü için çaba gösterenler varsa, hepsi zindanlara tıkatılıyor. Siyasal soykırım politikalarına karşı siyasal örgütlülüğün, komün, meclisler biçiminde, siyasal parti biçiminde, çeşitli siyasi kurumlar biçiminde geliştirilmesi gerekiyor. Siyasal kurumların güçlendirilerek sürekliliğinin sağlanması ve buna dayanarak mücadele yürütülmesi, özgür ve demokratik yaşam için olmazsa olmaz durumundadır. Ancak o zaman siyasi soykırım politikaları boşa çıkartılabilir. O zaman siyasal alandaki işgal, sömürgecilik etkisizleştirilebilir, her türlü imhanın önü alınabilir.

Topluma karşı da çok yönlü saldırı yürütülüyor. Örgütlü bir toplum istenmiyor. Bütün örgütleri etkisizleştirmek için çalışanları tutuklanıp cezaevine atılıyor. Toplumsal alan örgütsüz bırakılmak isteniliyor. Böylece toplumun kendini savunma mekanizması ortadan kaldırılmak isteniyor. Bu örgütsüzlük temelinde de devlet ve hükümet Kürdistan’da ahlaki çöküntüyü gerçekleştirmek istiyor. Nitekim fuhuş, eroin, hırsızlık, açlık ve ajanlık temelinde toplum başta ahlaki alanda olmak üzere tümüyle çöküntüye uğratılıyor. Bu temelde toplum toplum olmaktan çıkartılıyor. Savunma mekanizmasını kaybetmiş böyle bir toplum üzerinden de asimilasyonu gerçekleştirmek istiyor. Kürdistan’a ait ne varsa hepsini bu tarzda Türkleştirmek istiyor. Buna karşı mücadele eden ne kadar güç varsa, kurum varsa hepsini etkisizleştiriyor. Psikolojik savaşı en çok da burada yoğunlaştırıyor. Siyasi işgalin, siyasi soykırımın yanı sıra bir de böyle toplumsal bir kırım politikasını çok yönlü uyguluyor. Kırıma dayalı kültürel soykırıma karşı Kürt halkının çok yönlü mücadele etmesi gerekir. Çünkü kırıma uğrayan bir halkın varlığını koruması, özgürlük ve demokrasi mücadelesi vermesi düşünülemez.

‘SERHİLDANLAR ETKİLİ KILINMALI’

Kürt halkının direnen güçleri ezilip iradesi kırılmak isteniyor. Meşru savunma güçlerine imha saldırıları yapılarak halkı koruyacak herhangi bir güç bırakılmak istenmiyor. Eğer bir toplum onu koruyacak güçten alıkonulursa, o toplum imha altında kendini koruyamaz, geleceğini kazanamaz. Bu koşullarda özgür ve demokratik yaşamdan zaten söz edilemez. Eğer bugün meşru savunma gücü gerillayla birlikte halkın serhildanlarına, örgütlülüğüne karşı büyük bir saldırı varsa, bu halk örgütsüz kılınmak, direnen güçleri etkisizleştirilip iradesi kırılarak teslim alınmak isteniliyorsa buna karşı Kürt halkının gerillasını her bakımdan güçlendirmesi gerekiyor. Yoğun katılımlarla, maddi ve manevi destekle meşru savunma gücünü arttırıp inkarcı sömürgeci güçlerin imha iradesini kırması çok önemlidir. Yine serhildanlarını etkili ve yaratıcı kılarak hem demokratik özerklik sistemini kurma hem de koruma gücü gösterebilmelidir. Artık serhıldanlar sadece talep eden ve tepki gösteren eylemler olmaktan çıkmalıdır. Serhıldanlar sadece şehit cenazelerine sahip çıkan bir eylem biçimi olmamalıdır. Kuşkusuz en büyük değerlerimiz olan şehitlerimize sahip çıkılacaktır. Ama bunu aşan özgürlük sistemini kuran ve koruyan serhıldan gerçeğine ulaşılmak zorundadır. Serhildan ve gerillanın birlikte, birbirini tamamlayacak şekilde gelişmesi de diğer önemli bir husustur.

‘İMHALARA KARŞI SAVUNMA MEKANİZMALARI HIZLA GELİŞTİRİLMELİ’

Linçlere, hakaretlere, saldırılara, katliamlara karşı halkı koruyacak bir örgütlülüğün geliştirilmesi 4. Dönem mücadelesinin gereklerinden biridir. Meşru savunmayı da öz savunmayı da geliştirecek bu örgütlü toplum gerçeğidir. İnegöl’de, Dörtyol’da halkımız örgütlü davranıp biraz kendine sahiplik yamasaydı çok ağır bedeller ödeyebilirlerdi. Biraz örgütlü hareket ettikleri için bu saldırılar, linçler, yakıp yıkmalar karşısında fazla kayıp vermediler. Belki maddi anlamda zararları çok oldu, ama fiziki olarak kendilerini biraz koruyabildiler. Onların bu yiğitçe direnişlerini saygıyla karşılıyorum, taktir ediyorum. Onun için bütün halkımız Dörtyol ve İnegöl’deki halkımızın duruşundan dersler çıkarılmalı, saldırı ve imhalara karşı savunma mekanizmalarını hızla geliştirmeleri gerekiyor.

Kürdistan’da büyük bir ekonomik soykırım, talan var. Bu kadar zenginliğe rağmen Kürt insanları aç bırakılıp bu temelde terbiye edilmeye çalışılıyor. Önce aç bırakıyor, sonra bazı kırıntılar vererek “senin karnını doyurdum” diyerek minnet yaratıyor. İnsanlarımızı aldatarak kendi hizmetine koşturuyor, ajanlaştırıyor ve karın tokluğuna kendisine çalıştırıyor. İnsanlarımızın aç bırakılarak üzerlerinde hakimiyet kurulması bir sömürgeci politikadır. Eğer insanlarımız köylerden atıldıysa, her şeyleri yakılıp yıkıldıysa ve hiçbir yerde kendilerine yer ve iş verilmediyse, bu büyük bir kırımı, vahşeti ifade ediyor. Dünyada hiçbir devlet bunu yapmamıştır. Ekonomik soykırımla iradesini kırıp bu temelde teslim alıp kendisine köle yapmak politikası yürütülüyor. Kuşkusuz halkımız buna karşı büyük direniyor. Açlık içerisinde onurunu korumak için büyük bir mücadele yürütüyor. Buna da büyük bir saygı duyuyorum, halkımızı bu temelde kutluyorum. Fakat bu yeterli değildir. Direnmek ve açlığa teslim olmamak gerekiyor. Onurumuzun ayaklar altına alınmasına izin vermemek gerekiyor. Bunun için de örgütlülüğümüze dayalı kendi ekonomimizi bir an önce yaratma hamlesi yapmalıyız.

‘TOPLULUKLAR EKONOMİSİ’

Eğer biz kendi ekonomik örgütlülüğümüzü yaratamazsak, sadece açlığa karşı direnmek, mücadele etmek yeterli olmaz. Mutlaka bununla birlikte kendi ekonomik politikamızı pratikleştirecek bir çaba içine girmeliyiz. Ekonomi, örgütlü toplum olmakla yaratılır. Başkasının işçisi olunan ekonomik sistem, topluma ait bir ekonomik sistem değildir. Önder Apo bu nedenle “kapitalizm bir ekonomik sistem değildir” dedi. Dolayısıyla birileri iş yeri kuracak, diğerleri de çalışacak biçimindeki ekonomik zihniyet kapitalizmin beyin yıkamasının sonucudur. Bu zihniyet saldırısından kurtularak toplumumuzun örgütlenmesine, dayanışmasına ve imkanlarını birleştirmesine dayalı ekonomik sistemimizi kurabilmeliyiz. Buna da topluluklar ekonomisi diyoruz.

Toplum, bilgisini, birikimini, ekonomik güçlerini birleştirerek topluluklar ekonomisi yaratabilir. Kooperatifler topluluklar ekonomisinin bir biçimidir. Kooperatifler yanında bir alandaki, bir köydeki, bir kasabadaki toplulukların örgütlü temelde birçok ekonomik faaliyet içine girip toplumun ihtiyacını karşılamaları mümkündür. Böylece kendilerini kimseye muhtaç etmeyen bir ekonomik yaşam ortaya çıkarabilirler. Bunun için her şeyden önce kendilerini örgütlü kılmak ve bunu ekonomik faaliyetlere taşırmak gerekiyor. Eğer güçlerini bir araya getirip birleştirirlerse, kendi ekonomilerini örgütleyebilirler, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilirler. Devlete, AKP’ye ve Fethullahçılara muhtaç olmazlar, kendilerini o konumdan çıkarırlar. Eğer kendi ekonomik sistemimizi geliştirmezsek, kendi kendimize yeterli hale gelmezsek, direnmemiz tek boyutlu kalır, dolayısıyla da zorlanırız, sonuç alamayız. Kendi ekonomik politikasını, sistemini yaratmayan herhangi bir halk veya güç ne kadar haklı bir mücadele, doğru bir mücadele yürütürse yürütsün fazla sonuç alamaz, başarılı olamaz.

Eğer halkımız bu kadar görkemli mücadelesine rağmen istediği sonuca ulaşmada sorunlar yaşıyorsa bunun en önemli nedenlerinden biri de kendi ekonomisini örgütleyememesidir. Kendisini sömürgeci ekonomik politikalara mahkum bırakmasıdır. Dolayısıyla demokratik özerkliği inşa etmede ekonomik boyut da örgütlü toplum gerçeğine dayanarak toplumun ihtiyacını karşılayacak hale getirilmelidir. Topluluklar ekonomisi demokratik özerklik sisteminin esas ekonomik faaliyeti olmakla birlikte, anti-tekelci ve toplumun birçok ihtiyacını karşılayan özel girişimcilere de demokratik özerklik içinde yer vardır. Biz bu çerçevedeki ekonomik işletmeleri ve faaliyetleri kapitalist ekonomi içinde görmüyoruz. Kendi topluluklar ekonomimizi tamamlayan ekonomik işletmeler olarak ele alıyoruz.

‘EN BÜYÜK SALDIRI KÜLTÜREL ALANDA GERÇEKLEŞTİRİLİYOR’

Tüm saldırılar içinde ulusal varlığımızı tehdit eden en büyük saldırı Kürdistan üzerinde yürütülen kültürel soykırımdır. Bu konuda amacına ulaşmak için her türlü yol ve yöntemi denemektedir. Dağın-taşın bilinçli yakılıp yıkılmasında bile bu yönlü bir amaç bulunmaktadır. Barajlar adı altında bütün değerleri sular altına gömülüyor. Kürdistan coğrafyasındaki tarih ve kültür bu yolla yok edilerek Kürt toplumunun hafızası ve bilinci dumura uğratılmaya çalışılıyor. Kürdistan, barajlarla neredeyse insansızlaştırılmak ve bu temelde siyasi sömürgeciliğe ve kültürel soykırıma daha uygun hale getirilmek isteniyor. Yüzlerce televizyon kanalı açılıyor. Radyolar ve yerel televizyonlarla da desteklenerek Kürt halkının yüreğine, beynine saldırı yapılarak kültürel soykırıma elverişli bir toplum yaratılmaya çalışılıyor. Belki de en büyük soykırım kültür alanında gerçekleştirilmek ve esas sonuca bu temelde ulaşılmak hedefleniyor. Eğitim sistemiyle, basın-yayın araçlarıyla, kültürel kurumlarıyla büyük bir saldırı var, büyük bir Türkleştirme faaliyeti var. Bu nedenle Kürt halkının bu kültürel soykırıma karşı kendini örgütlemesi, kendi diline ve kültürüne sahiplik yapması ve kendi dili ve kültürünü geliştirmesi gerekiyor. En büyük mücadelenin bu cepheden yürütülmesi, soykırıma karşı dil ve kültür alanında direniş barikatlarının yükseltilmesi bir var oluş mücadelesi olarak görülmelidir. Bunun için de var olan kültürel kurumlarını güçlendirmelidir.

Kapitalist modernist kültüre karşı, sömürgeci kültüre karşı onların işbirlikçi kültürüne karşı kendi kültürel kurumlarını, kendi kültürel değerlerini yükseltmesi gerekiyor. Barajların yapılmasını engellemek, varlığını korumanın gereği olarak görülmelidir. Halk topraklarına, nehirlerine sahip çıkarak baraj istemediklerini haykırmalıdır. Bu konuda sert bir direniş ortaya konulmalıdır. Ormanlarının, dağlarının yakılıp yıkılmasına müsaade etmemelidir. Yangınlara toplum olarak müdahale etmeli, bunu yapanlardan hesap sormalıdır. Ormanlarımızın yakılması en sert ve direnişçi serhıldanların gerekçesi olmalıdır.

‘TÜRKÇE FAALİYETE SON VERİLMELİ’

Kendi diline sahiplik yapılmalı, oto asimilasyona artık son vermelidir. Bütün Kürdistan’da etkinlikler artık Kürt diliyle geliştirilmelidir. Yürüyüşler, basın toplantıları, kurumlarla ilişkiler, günlük yaşam bütünüyle Kürtçeyi esas almalıdır. Mitinglerinde, halk toplantılarında artık Türkçenin kullanılması kabul edilmemelidir. Milletvekilinden belediye başkanına ve siyasi temsilcilerine kadar herkes halka kendi diliyle seslenmelidir. Halk Kürtçenin hangi lehçesini anlıyorsa o lehçeye halka hitap edilmelidir. Dilin kullanılması konusunda kesinlikle yeni bir dönem başlatılmalıdır. Bu nedenle Kürtçe okumayı, yazmayı, konuşmayı geliştirmeli, bunu egemen kılmalıdır. Türkçe konuşma yazma, Türkçe faaliyet yürütmeye Kürdistan’da son verilmelidir. Ancak asimilasyonun önünü böyle alabilir. Çünkü bir yandan sömürgecilik asimilasyonu geliştiriyor. Bir yandan biz kendimiz oto asimilasyonu geliştiriyoruz. Yani sömürgeci politikalara, soykırım politikalarına cesaret veriyoruz. Kültürel soykırımın sürmesini bu yolla kendimiz de besliyoruz. Artık buna son verilmesi gerekiyor. Kaldı ki demokratik özerklik esas olarak da kendi eğitim sistemlerini oluşturma ve kendi diliyle bu eğitimleri gerçekleştirmeyi de hedefleyecektir. Her alanda olduğu gibi bu alanda da inkarcı sömürgeci sistemin kurumlarını ve dayatmalarını kabul etmeyeceğiz. Türkçe yapılan eğitim sistemini adım adım reddederek tüm eğitim aşamalarında Kürtçeyle eğitim yapılmasını hakim kılacağız. Demokratik özerkliğin kurumlaşmasını bir de bu temelde ele alacağız.

Kendi kültürüne sahip çıkmayan kendi kültürünü geliştirmeyen, kendi ekonomik sistemini örgütleyemeyen, kendi meşru savunmasını sağlayamayan, kendi siyasal ve toplumsal örgütlenmesini gerçekleştirmeyen bir güç imha olur.

‘GÜNEYLİ GÜÇLERE ÖNEMLİ GÖREVLER DÜŞÜYOR’

Eylemsizlik ramazan ayına da denk geldi. Bu bir anlamda iyi oldu. Bayramın da çözüm umudu biçiminde geçmesi iyi olacaktır. Umudumuz bu özlemlerin çözümün sağlanmasında etkili olmasıdır. Eylemsizlik ve çözüm arayışımız ramazan ayının da, bayramın da ruhuna uygundur. Bayram barış, birlik, kardeşlik, birbirine saygı, sevgi ister; birbirinin haklarına tecavüz etmemeyi, birbirinin kimliğini, onurunu, değerlerini, özgürlüğünü kabul etmeyi ister. Bayramlar bu duygularla karşılanır ve kutlanır. Bu anlamda eylemsizliğimiz Müslüman halkımızın istemlerine de cevap olmuştur. Sadece Kürtlerin değil, tüm Müslüman aleminin de bu yönlü istemlerine cevap vermiş olduk. Onun için “Ben Müslüman’ım” diyen, gerçekten Müslüman olan, bunu bir kültür, bir yaşam tarzı olarak benimseyen herkesin attığımız bu adım arkasında durması ve desteklemesi gerekiyor. Türk devletinden de bu yönlü adımları atmasını istemeleri ve bunun çabasını yürütmeleri gerekir.

Kürt sorununun çözümsüzlüğü devletin inkar politikasından ve hükümetin Kürt sorununun çözümsüzlüğünü, Kürtlerin sırtından iktidar olmayı bir politika haline getirmesinden kaynaklanıyor. PKK ve Kürtlerden kaynaklanan herhangi bir çözümsüzlük politikası yoktur. Önder Apo ve hareketimiz çözüm konusundaki samimiyetini fazlasıyla ispatlamıştır. Çözüme gelmeyen devlettir, hükümettir, onun yandaşlarıdır.

Kürt sorununun çözümünü dayattığı ve bölgesel gericiliğin bu çözümün önünü almak için her yolu denediği bir dönemde bütün parçalardaki Kürtlerin PKK’nin ve Önder Apo’nun attığı bu adımın arkasında durmaları ve destek vermeleri gerekir. Türk devletinin bu yönde çaba yürütmesi, adım atması için çözüm politikalarının yanında, PKK’nin yanında durmaları, bu yönlü çabalarını arttırmaları gerekir. Özellikle Güney hükümetinin bu yönde çabalarını arttırması gerekiyor. Çünkü onlara büyük rol düşüyor. Onların uluslararası ilişkileri de var. Kürt sorununun çözümsüzlüğünde ısrar eden Türk devletinin politikalarını teşhir etmede onların da sorumluluk alması gerekir. Aksi halde tarih karşısında ve halkımızın vicdanında mahkum olurlar. Biliyoruz ki bu ilişkilerini Kürt sorununun çözümü temelinde harekete geçirirlerse, sorununun çözümüne önemli katkı sunarlar.

‘AYDINLAR DEVLET ÜZERİNDE BASKIYI ARTTIRMALI’

Bayram vesilesiyle Türkiye halkına ve demokrasi güçlerine çağrımızı yenilemek istiyoruz. Sosyalist, sosyal demokrat, liberal, demokrat Müslüman çevreler, aydın ve sanatçılar kendi devletleri üzerinde baskıyı arttırmaları gerekir. Süreli ateşkesin son bulmasına az zaman kalmışken bu yönlü çabalarını arttırmaları gerekir. Halkların kardeşliğine saygının ve ortak vatanda demokrasi ve özgürlük içinde yaşama özleminin gereği bu sorumluluk mutlaka yerine getirilmelidir. Bunun dışındaki tüm gündemler Türkiye'nin temel ihtiyacını çarpıtmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Özellikle Kürt halkının özgür ve demokratik yaşam tercihi olarak ortaya koyduğu demokratik özerkliği desteklemeleri ve bu yönlü dayanışma içine girmeleri önemlidir. Artık Türk devletinin Türkiye'de yarattığı barikatları yıkma zamanı gelmiştir. Kürt halkının başlattığı bu adımın başarıya gitmesi için bütün güçleriyle çalışmaları lazım. Demokratik özerkliği Türkiye toplumuna, devletine, uluslararası demokrasi güçlerine kabul ettirmek için çaba gösterme sorumluluklarını yerine getirme zamanıdır. Türkiye demokrasi hareketini en geniş yelpazede yaratmaları, birliğe gelmeyen, sabote eden bütün karşıt çabalara karşı da durmaları gerekir. Özellikle de Türk devletinin, hükümetinin, yandaşlarının Kürt halkının demokratik özerklik temelinde Kürt sorununun çözümünü gerçekleştirme kararını sabote etme yönündeki çabalarına karşı durmalıdırlar.

Kürt halkının boykotu sabote etme yönündeki çabaları boşa çıkarması önemlidir. Kürt işbirlikçi ve hainlerinin kendilerine sunulan olanakları da kullanarak, pervasızca saldırılarına açıkça tavır almaları, Kürt toplumu içinde siyasal ve sosyal tecrit uygulayarak gezemez hale getirmeleri gerekmektedir. Önder Apo ve PKK etrafındaki birliklerini daha da geliştirmelidirler. Başarının da kendilerine yönelik gelişecek saldırılara, linçlere, katliamlara karşı öz savunmalarını yapmalarının da yolu buradan geçmektedir. Kürt halkının örgütlülüğünü geliştirme temelinde kendi ekonomik sistemlerini kurmaya yönelme zamanı gelmiş, geçmiştir de.

Kürt halkı köyden, sokaktan, mahalleden başlayarak komünler, kooperatifler, meclisler, akademiler oluşturarak örgütlü toplum haline gelerek kendi gücünü açığa çıkaran demokratik toplum gerçeğine ulaşmalıdır. Yaygın örgütlenmeye ve demokratik topluma dayalı demokratik uluslaşma gerçeği bütün siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel sorunları çözme gücüne ulaşmış bir toplumsal gücü ifade etmektedir.

Sosyal sorunlarını da yine bu örgütlenmeye dayanarak çözebilirler. Her türlü toplumsal çürümeye, fuhuşa, uyuşturucuya, ajanlaşmaya, işbirlikçiliğe karşı da kendilerini koruyacak ve öz savunmasını sağlatacak gerçeklikte bu örgütlü toplum olma durumudur. Örgütlü topluma dayanarak mahalle ve sokakları bunlardan temizlemeleri, kendi içinde bunları barındırmamaları gerekir. Bunu yaparlarsa devlet de hiçbir şey diyemez. Tüm bu toplumsal ve ahlaki bozulmanın yaratıcısı devlettir. Ancak örgütlü toplum karşısında devletin de yapacağı hiçbir şey kalmaz. Ahlaki çöküntünün önü de böyle alınmalıdır.

Kültürel soykırımla karşı karşıya olan Kürt toplumu en başta da dilini öğrenmeli, geliştirmelidir. Her köy, her sokak, her mahallede Kürtçe okuma yazmayı geliştiren okuma-yazma komünleri olmalıdır. Bütün faaliyetlerinde Kürtçeyi kullanmalıdır. Türkçe kullanma bırakılmalıdır. Türkçe kullanma eğiliminin sömürgeciliğin kendisini kültür ve duyguda hakim kılmasının dışa vurumu olarak görülmelidir. Kürtler ancak kendi dilleri ve kültürleriyle çağdaşlaşabilir ve gelişebilirler. Dolayısıyla Kürtçe bilenlerin Türkçe konuşması ayıplanmalı, bilmeyenlerin de Kürtçe öğrenmesi teşvik edilmelidir.

Kuşkusuz Kürt halkı Önderliği ve PKK’yi yücelterek kendini yüceltmiş olmaktadır. Kendini iradeli ve özür kılarak Kürdistan’da sömürgeciliğin bütün dayanaklarını yerle bir etmeyi ancak bu duygu ve zihniyetle gerçekleştirebilir. Sadece ve sadece demokratik özerkliğin gerçekleşmesi koşullarını, olanaklarını ortada bırakmalı; bunun dışında herhangi bir yaşam biçimine şans tanımamalıdır. Eğer kendisini bu temelde örgütler, mücadele ederse sonuç alır, her zamankinden daha fazla çözüme yaklaşacağımızı görür.

Biz büyük bedeller ödeyerek çözüm koşullarını oluşturduk. Çözümün fırsatı da çok yönlü ortaya çıkmıştır. Şimdi bunu sonuca götürme doğrultusunda büyük mücadele yürütme zamanıdır. Eğer yarattığımız kazanımlara ve değerlere dayanarak bir mücadele hamlesi yaparsak Kürt sorunu demokratik özerklik temelinde çözümü önünde hiçbir güç duramaz. Yoksa mücadeleyi bu aşamaya getirmiş olsak bile, bütün bu verdiğimiz bedellerin boşa gideceğini bilmek gerekir. Bütün bu acıların, işkencelerin, bedellerin boşa gitmemesi için mutlaka mücadeleyi yükseltip çözümü gerçekleştirmemiz lazım. Çünkü onu gerçekleştirmeye en yakın durumdayız. Kararlılık gösterir ve örgütlü bir biçimde mücadeleyi yürütürsek çözümle birlikte özgürlüğü ve demokrasiyi yakalamamız mümkündür. Gerekli olan, kararlı bir biçimde elimizi uzatıp bunu yakalama iradesi gösterebilmemizdir.

‘BOYKOT ÖNEMLİ BİR SINAVDIR’

Boykot da bu mücadelenin başarısında önemli bir sınav ve adımdır. Eğer etkili bir boykot gerçekleşirse çözümün gerçekleşmesi daha da kolaylaşacaktır. Çünkü bu durumda hiçbir güç demokratik özerklik çözümünden kaçamayacaktır. Bu çerçevede herkese daha şimdiden başarılar diliyor, mutlaka gerçekleşecek demokratik özerklik çözümünü şimdiden kutluyorum.-ANF

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.