Kasım Engin
Ulus devlet bir özel savaş rejimidir
06 Eylül 2017 Çarşamba Saat 20:16
Toplumun değerlerine el koyma, gasp etme, çalma temelinde birileri tarafından geliştirilen, süreçle bazılarının sömürü aygıtı olarak vazgeçilmez hala getirilen bu yapı gerçek manada tam sömürü aygıtıdır.

Devlet böyle oluşmuştur. İlk mayası bu temelde atılmıştır. Halkın deyimiyle; katrandan olmaz şeker, olsa da cinsine çeker misali, sömürü üzerine kurulu olan bir yapıyı istenildiği kadar boyalansın, şirin gösterilmeye çalışılsın, yine de sömürü çarkını temsil eden bir çarktır.

Özel savaş ise malum, savaşın en kirli yürütülmüş biçimi ve hali oluyor. En gizli, saklı, hilelisi, yalanı bol, kandırmacası fazla, arkadan vuranı, insanın derin ruhsal sahasına nüfus etmek isteyeni derken, tüm savaşların toplamını oluşturan bir savaş biçimi oluyor ki, bu savaşların en tehlikelisi olmaktadır.

Bir yoldaşın sözüyle ifade edecek olursak: “Özel Savaş, özgür kalmak, özgür olmak isteyen iradeleri terörizm diye tanımlayıp katledebilmek, bastırabilmek için ona karşı geliştirdikleri bir savaş tarzı oluyor.”

Dikkat edersek devlet tam bir sömürge aygıtı özel savaş ise sömürmeyi daha derinden yürütülmesini sağlamak için oluşturulan bir savaş biçimi oluyor. Ulus Devlet ise tam bir özel savaş rejimi olduğuna göre, halkların ve toplumların başına tam musallat bir yapı…

Ulus Devletin oluşum sürecine gittiğimizde göreceğiz ki o zaman Avrupa’da birçok renk, yapı, inanç hatta köy, kasaba, şehir özerk yaşamaktadır. Her yapı özü itibariyle kendine yeten bir ekonomiye bile sahiptir. Kendilerinin yetiştirmediği ya da üretmediğini ise yanı başında duran komşusu ile takas yöntemiyle elde edebilmektedir. Bu bağlamda özü itibariyle herkes birazda kendisinindir. Halkın diliyle ifade edecek olursak, herkes biraz kendisinin efendisidir. Birileri ona efendi olmadığına göre onlar birilerinin kölesi de değildirler.

Elbette Ulus Devlet yapıları oluşmadan önce feodal devletler vardır. Monarşiler vardır. Feodal Dere Beyler vardır. Bunların toplumun üzerlerine gittikleri de doğrudur. Hakim oldukça toplumdan vergilerde almaktadırlar. Baskıları da az olmamaktadır. Zaten her türlü devletin bir sömürgen olduğunu ifade ettik. Kan emici olduğunu girişte ifadeye kavuşturduk. Ancak bilelim ki yine de Avrupa’nın ortaçağında bir şekilde toplumlar nefes alıp verebilmektedirler. Komünal yaşamlarıyla kendilerini yürütebilmektedirler. Göreceli olarak kendilerine aittirler.

Ancak ne zaman ki Avrupa’da birkaç çapulcu sermayedar ve kapitalist daha fazla kazanmak için kendine yeten ekonomileri ve özerk yaşam biçimlerini törpüleyerek bir potada birleştirmeye başladılar, orada Avrupa’da var olan göreceli özgür yaşam ortada kalkar, toplum daha fazla sömürü cenderesine alınır. Hatta toplumların göreceli ortak yaşamı ise sahte oluşturulmuş ideolojilerle yaşanmaz ve çekilmez hale getirilir.

Bu yaşanmaz ve çekilmez yaşamı sermayedarlar ve kapitalist hırsızlar Ulus Devlet adındaki yapıyı oluşturmakla ortaya çıkarırlar. Bir ulusun var olabilmesi için; sınırları belirlenmiş toprak birliği yani bir devlet, ortak ekonomik Pazar, ortak dil, ortak kültür ve ortak bir tarihin olması şart koşulur. Dikkat edersek, böyle bir tanımlama doğası gereği bir toprak üzerinde yaşayan birçok rengi bir mengeneye sıkıştırarak, kendi renklerini terk etmesine, üstün olan daha doğrusu sayısal ve siyasal olarak güçlü olanın boyunduruğuna girmesi demektir. Ortak bir Pazar ise zaten kapitalistin halkların bin yıllarca oluşturdukları kendi kendine yeten ekonomiyi çökerterek kendilerinin yani hırsızların daha fazla hırsızlık yapmalarına olanaklı hale getirilmesi için gerekli gördükleri bir durumdur. Ortak dil yine ortak ruhi şekillenme de benzer bir şekilde aynı topraklarda yaşayanların dillerini ve kültürlerini hedeflemeyi beraberinde getireceği için doğası gereği ayrıştırıcı olacaktır. Peki, bu ayrıştırmayı daha doğrusu ortak bir pazarın oluşması için suni bir şekilde yaratılmak istenen ayrıştırmayı neyle yapacaklardır sorusuna verilecek cevap; Milliyetçilik ve Dincilik olacaktır. Milliyetçiliği ve Dinciliğin geliştirilmesi için de doğası gereği halkların duygularına hitap ederek militarizmi ile uygulayacaklardır. Cinsiyetçilik gibi hastalıklar ise bu sistemin yan ürünleri olarak zaten yeşereceklerdir.

Sözü uzatmadan belirtelim ki devletin bir ulusa ait olduğu yalanı ile sayıca ve kaba kuvvetçe fazla ve güçlü olanları daha az ve fiziken zayıf olanların üstüne sürerek, ancak bu kez de zayıf ve az olanları da tersten milliyetçilik ve dincilik aşısıyla da zehirleyerek sermayedar ve hırsız kapitalist toplumları ayrıştırarak, düşmanlaştırarak halden ve çaptan düşürmüş, zayıf düşmüş bu toplumların içlerine de bir sömürgen kene gibi sızarak vurgunlarına vurgun katmasını bu temelde sağlamıştır.

Dikkat edersek, devlet zaten bir hırsızdır. Sömürücüdür. Ulus Devlet haline getirilen devlet ise bu hırsız ve sömürücülükten daha öteye kirli ve tehlikeli bir yapıdır. Daha doğrusu Ulus Devlet tam bir özel savaş rejimidir.

Bilelim ki: “Özel savaşla; devlet, birey ve toplum haline geliyor. Birey devletleşip insan olmaktan çıkıyor. Devlet haline geliyor. Toplum, toplum olmaktan çıkıyor, yok oluyor. Geriye sadece devlet kalıyor. İşte özel savaş bu savaş demektir.”

Böyle olan bir yapı ve bir rejimden halkların özelde de Kürtlerin acaba ne kazancı olabilir diye sormak doğası gereği her Kürt’ün sorması gerekli bir soru değil midir?

Kasım Engin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html