TC Devletinin Şantajı: New York Katliamı
09 Kasım 2017 Perşembe Saat 05:54
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Cemal Şerik
DAİŞ’in başkent olarak ilan ettiği iki kentten biri olan Rakka’yı kaybetmesinden sonra bu tür saldırılarda bulunması beklenmekteydi. Çünkü gerek Irak’ta, gerekse de Rojava Kürdistan’ında, Kuzey Suriye’de yediği darbelerin ardından kendi taraftarları ile çeteleri için moral teşkil edecek bu tür saldırı ve katliamlara ihtiyacı vardı. DAİŞ bundan sonra da bu tür saldırı ve katliamları gerçekleştirmeye devam edecektir.

Elbette, DAİŞ’i bu tür saldırılarda bulunmaya sevk eden neden sadece kendi güçlerine moral kazandırma yönünde duymuş olduğu ihtiyaç değildir. Bununla birlikte başka nedenleri de bulunmaktadır. Bunların başında da DAİŞ taşeron bir örgüt olma özelliğine sahip olma gerçekliğidir.

DAİŞ’i bugüne kadar bir çok gücün kendi çıkarları doğrultusunda kullandığı bilinmektedir. Belki de bu kullanılma ilişkisinden kendisi de yararlanmış olabilir. Böyle de olsa, orta yerde duran bir gerçeklik vardır. O da, DAİŞ’in daha fazla farklı güçler tarafından kullanıldığı gerçekliğidir. Rojava Kürdistan’ında böyle olmuştur. Kendini “Irak-Şam İslam Devleti” olarak adlandırmış olsa da, daha Şam’da, Irak’ta hükümranlığını ilan etmeden Kürdistan Halkına saldırmış ve hedef olarak ta Şengal’i, Kobané’yi belirlemiştir. Eğer gerçekten de asıl amacı, almış olduğu isimde dile getirdiği gibi “Irak- Şam İslam Devleti”ni kurmak olsaydı. Kobané’ye, Şengal’e saldırmadan önce, Arap’ların çoğunlukta olduğu başta Şam- Bağdat vb. kentleri ele geçirirdi. Bunu sağlamak için de önünde her hangi bir ciddi engel yoktu. Fakat öyle yapmamıştır. Birden yönünü Kürdistan halkına çevirmiş, Şegalé,  Kobané’ye saldırmış ve buralarda  soykırıma varan katliamlar gerçekleştirmiş, insanlık suçları işlemiştir.

Gerçekten de DAİŞ’i Kobané’ye, Şengal’e yönelten güç kimdi? Kuşkusuz bu soruya verilecek cevap her hangi bir kuşkuya yer vermeyecek bir şekilde TC devleti olduğu gerçekliğidir. DAİŞ’in, Kobané’yi kuşattığı, kentin büyük çoğunluğu ele geçirdiği günlerde TC devletinin şimdiki Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan “Kabané düştü, düşecek” diye nerdeyse zil çalıp, oynayacaktı. Bu gerçekleşmedi, Kobané düşmedi, DAİŞ püskürtüldü, bununla da kalmadı elinde bulunan Tel Ebyad’ı da kaybetti. Şengal’de de yenilgiye uğratıldı. Böylece alaşağı doğru bir gidişi yaşamaya başladı.

Elbette çok net bir şekilde DAİŞ’i Şengal’e, Kobané’ye yönelten TC devleti idi. Buralarda Kürtlerin elde ettiği kazanımlar ve Rojava ile Başuré Kürdistan topraklarına yönelik işgalci/sömürgeci planları buna neden olmuştu ve bunu da DAİŞ eliyle gerçekleştirmek istemişti. Ancak “yanlış hesap Bağdat döner” misali, hatta Bağdat’a varmadan geri döndü. Sadece geri dönmekle de kalmadı; kendinin de bu yenilgiden ağır darbeler almasına neden oldu. Bu haliyle DAİŞ’in yaşadığı bu yenilgilerden en fazla zarar gören güç yine TC devleti oldu.

Şimdi de yaşananlar bundan farklı değil. Şengal, Kobané yenilgilerinin ardından TC devleti DAİŞ’i kullanmaya devam etti. Bu kullanımı sadece Rojava ve Başur Kürdistanları ile de sınırlı tutmadı. Bakuré Kürdistan ve Türkiye’de Kürtlere, özgürlükçü, devrimci, demokrasi güçlerinde karşıda kullandı. Avrupa devletlerine, ABD’ye vb. devletlere karşı da harekete geçirdi. Bu coğrafyalarda da DAİŞ eliyle büyük saldırılar ve katliamlar gerçekleştirdi. Uluslararası alanda “Dünya Kobané Günü” olarak kabul edilen1 Kasım günü, ABD’nin New York kentinde Sekiz insanın yaşamını kaybettiği saldırının emrini verdi. DAİŞ, Rakka’dan ve Derazor’dan çıkarıldığı bir süreçte böyle bir katliam gerçekleştirildi.

DAİŞ yaşadığı bu yenilgilerden en fazla TC devleti zarar görmüştür. DAİŞ’i, Rakka’da her ne kadar yenilgiye uğratan Demokratik Suriye Güçleri (QSD) olsa da, o bu yenilgiden  ABD ve diğer koalisyon güçlerini de sorumlu tutmaktadır ve bu konu da DAİŞ’le aynı görüşleri paylaşmaktadır. O nedenle de, o da Kürtlerin elde ettiği kazanımlar karşısında başlattığı ırkçı- faşist propaganda ve saldırıları Avrupa, ABD karşıtlığı ile birlikte yürütmekte ve DAİŞ’le birlikte eş zamanlı olarak hareket etmekte ve bu konuda mesajlarını doğrudan vermektedir. DAİŞ’in Somali ve ABD’de gerçekleştirdiği saldırılarla, TC devletinin Afrin’e ve Başuré Kürdistan’a yönelik olarak başlattığı saldırılarda bu gerçekliği doğrulamaktadır.

Bu gerçeklik Avrupa devletleri, Rusya ve ABD tarafından da bilinmektedir.  MİT’in Kafkas ülkelerinde yaşayan Türk asıllı olanlar, Çeçenler, Özbekler, Azeriler, Kırgızlar içerisindeki örgütlenmeleri, yine DAİŞ’i bunlar üzerinden kontrol altına aldığı bilinmektedir. TC devleti de, DAİŞ’in ve gerçekleştirdiği saldırıların arkasında kendinin olduğu gerçekliğinin bu güçler tarafından bilindiğini bilmektedir ve bunda da bir sakınca görmemektedir. Tamıyla bunu yürüttüğü özel-kirli savaşın bir parçası olarak ele almakta ve bundan bir sonuç elde edebileceğini düşünmektedir. Hatta kendisi için bundan başka çıkar bir yol görmemektedir. Eğer bunda başarılı olursa amacına ulaşabileceğini, Kürtlerin özgürlük ve demokrasi arayışlarını, mücadelelerini bastırabileceğini, yürüttüğü sömürgeci soykırımcı saldırılar karşısında bu güçlerden onay ve destek alabileceğini düşünmektedir.

Ancak gelinen aşamada, TC devletinin bu tür kirli özel savaş taktikleri ile bir sonuç alması da olanaksız bir hale gelmiştir. Çünkü baş vurduğu her yöntem, uygulamaya koyduğu her taktik, yaptığı tehdit ve şantajlar kendine karşı dönmeye başlamıştır. En son New York’ta Özbek asıllı olduğu açığa çıkan  Seyfullo Saipov tarafından gerçekleştirilen katliam da yaşanan bu gerçekliği çok daha fazla derinleştirecektir.

Cemal Şerik

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Cudî Şengal
Du gel û du rê

ARAMA