Son oyun
19 Nisan 2017 Çarşamba Saat 18:33
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Can Toprak
Hayırların ağırlıkta olduğu bir milyona yakın oyun iptal edilmesi ve milyonları bulan mühürsüz oyun YSK tarafında yasal ilan edilmesi, hem seçimi tartışmalı hale getirdi, hem de meşruiyet sorununu gündeme taşırdı. Bu durum yoğun olarak tartışılıyor ve daha da tartışılacaktır. Fakat bunların yaşanmasına şaşırmak Türkiye’yi, özelikle Tayip Erdoğan gerçekliğini bilmemek-tanımamaktır. Ayrıca meşruiyet sorunu sadece oy sayımında yapılan hilelere indirgemek gerçekliği saptırmaktır. Çünkü sürecin başlangıcı ve yürütülüş biçimi meşru değildir. Dolayısıyla bunun sonucu da gayri meşrudur. Türkiye hiçbir zaman gerçek anlamda burjuva ölçülerinde bir demokrasi standardına ulaşmadı. Seçme-seçilme hakkının engellenmesinden tutalım, temsil hakkının gaspı gibi uygulamalar her zaman hayat buldu. Her şeyden önce 12 Eylül darbesinin ürünü olan faşizan seçim kanunu ile siyasi partiler yasası adil ve demokratik bir seçimi imkânsız kılmaktadır. Bu yasalar iktidar partilerini ayrıcalıklı hale getirmektedir. Seçimlerde her türlü devlet imkânını bu partilerin hizmetine sunmaktadır. Muhalefeti ise terör yasası ile kıskaca alarak polisin hedefi haline getirmektedir. Türkiye’deki çok partili tarihin özeti bu diyalektiğe dayanmaktadır. Açık oy, gizli sayım gibi garabetlikler bu tarihçenin özüdür. Bu anlamda seçim hile ve dalaverelerinde Türkiye tarihi son derece zengindir. Çakma demokrasilere ve Uluslararası arenada meşruiyet arayan diktatörlere her zaman ilham kaynağıdır.  Haklarını teslim etmek gerekir ki T. Erdoğan ve çetesi bu konuda son derece yaratıcıdırlar. Şeytanın aklına gelmeyecek yaratıcılıkla yeni hile ve dalavereler üretmektedirler. Aslında son referandumda yaşananlar şaşırtıcı değildir. Birer Türkiye gerçeği ve Tayip klasiğidir. Hırsızlık yaparken suç ustu yakalanmış bir lider ve liderlerinin nasıl ustaca hırsızlık yapıp onu topluma kabul ettirdiği ile övünen siyasi kadrolardan zaten dalavere, hile dışında başka bir şey beklenemez. Nihayetinde daha işin başında toplumun büyük çoğunluğu seçimin formalite olduğuna kendini ikna etmişti. Tayip ve çetesi bu işi istiyorsa, yapar düşüncesi herkeste egemendi.  Sonuçta öylede oldu. Bu süreç başından beri hiçbir zaman zaten meşruiyet zeminine oturmadı. Ringdeki bir boksörün elinin-kolunun bağlanması ve rakibinin ise onu sürekli dövmesi biçiminde yürüdü. O hal ilanı ile her türlü düşüncenin açıklanması, ifade edilmesi ve örgütlenmesi terör suçu haline getirildi. Muhalif her çaba terör kanunu ve polis operasyonlarına hedef oldu. Parlamentoda grubu bulunan partinin Eş genel başkanları dahil binlerce yönetici ve çalışanı tutuklandı. Partinin ezici oy üstünlüğü ile kazandığı belediyelere bir bardak su içme kolaylığında kayyumlar atandı. Halkın seçimde tecelli etmiş iradesi ayaklar altına alındı. Bu durumu binlerce sivil toplum kurumu, basın-yayın kuruluşunun kapatılıp-faaliyetlerinin yasaklanması izledi. Yasak-baskı, tutuklama ve yargısız infazlar rutin hale geldi. Kürtlere ve sosyalist Muhalefete karşı sürdürülen acımasız yok etme operasyonları her geçen gün derinleşip yaygınlaştı.  Zamanla cemaatte bu kapsama alındı. Cemaatle ilişkisi olup olmadığı tartışmalı yüz binlerce insana karşıda acımasız bir kıyım devreye konuldu. Sosyal medyada tvit atı, birine yardım için kermes düzenledi diye insanlar terör operasyonlarına maruz kaldılar. Bu uygulamalara karşı çıkması gereken ana muhalefet ise partinin devletçi refleksleri ve suskun kalırsam kendimi bu faşizan saldırılardan korurum düşüncesi ile gittikçe bu sürecin bir parçası haline geldi.  Böyle olunca muhalefetin en önemli gücünü oluşturan Kürtlere karşı uygulanan kıyımı Türkiye cephesinde kimse duymadı, görmedi, itiraz etmedi. Hata Perinçek ve Ergenekon artığı faşist gruplar daha fazlasının yapılmasını istediler. Her geçen gün faşizmi kurumsallaştıran AKP-MHP kliğini bir yana bırakarak, tank-top ve hapishane gölgesinde yaşamaya mahkûm edilerek, tüm gücüyle zulme direnen Kürtlerin Tayiple anlaşacaklarına dair yalana dayalı propaganda yaptılar. Sonuçta Tayip ve çetesi başta HDP olmak üzere demokratik alandaki muhalefetin tüm yönetici ve çalışanlarını zindanlara doldurdu. Bu alanda konuşacak, itiraz edecek kimseyi bırakmadı. Tutuklama ve yasaklamalarla muhalif basını susturdu. Tüm gazete, TV, radyoları tek tipleştirerek TRT’leştirdi. Yasak, baskı, Tutuklama, malvarlığına el koyma ve açık infazlarla tarihin tanık olmadığı düzeyde devlet terörünü zirveleştirdiler. Bu duruma tüm devlet imkânlarını kendi denetimine alma ve istediği tarzda harekete geçirme eşlik eti. Bu sonuca ulaşınca mevcut düzenlemeyi gündeme getirip, referandum kararı aldı. Böylece eşit, adil ve meşru olmayan referandum süreci başlatıldı. Yani hile, dalavere ve meşru olmama sadece sonuçta değil, esas olarak baştan itibaren vardı. Referandum bunu daha fazla görünür kıldı. Daha doğrusu faşist bloğun sadece Kürtleri yok etmekle sınırlı kalmayacağını, Türkiye halkını da kıyım kapsamına alacağını her kese gösterdi. Bu referandumun belki de en önemli sonucu Tayip ve çetesi var oldukça Türkiye’de seçme ve seçilmenin bir formalite olduğunu göstermesidir. Birçok açıdan böyledir. Halkın seçtiklerini, belediyeler örneğinde olduğu gibi kayyum atayarak gaspedilmesiyle böyledir. Halkın seçtiği vekilleri sudan gerekçelerle içeri atmakla böyledir. Kendi koyduğu yasa ve kurallara umamayarak, bunları anlamsızlaştırarak ve devlet imkânlarını seferber ederek yürütülen kampanya ile böyledir. En nihayetinde sandık başında hile dalaverelere başvurmada böyledir. Tüm bu nedenlerden dolayı Türkiye’de artık yasa ve kanunlar formalitedir, yok hükmündedir. Tayip ve çetesinin emir talimatları, kanun-yasa yerine geçen keyfi uygulamaları vardır. Bu yönüyle Türkiye’de seçimler formalite bile denilemeyecek kadar anlamsızdır. Sadece faşist diktatörlüğe Uluslararası alanda meşruiyet sağlama aracıdırlar.  Bu nedenle artık seçimle iktidarların el değiştirme dönemi sona ermiştir. Böyle bir olasılık gerçekleşse bile Tayip ve çetesi asla buna izin vermez. Göstermelik seçimleri kazanmak için eşit olmayan yarışta devletin tüm imkânlarını seferber ederler. Bu durumu muhalefetin baskı altına alınması, yasaklanması izler. Bunların yetmediği yerde ise son referandumda olduğu gibi çalma-hile yapma ve Osmanlının Ali-Cengiz oyunlarına başvurma devreye konulur. Bu nedenle 16 Nisan referandumu Türkiye halkları için bir milat niteliğindedir. Ya mevcut durum kabullenilecektir. Faşist diktatörlüğün bir kâbus gibi zulüm, sömürü ve alçakça uygulamalarla halkları rehin almasına, ülkeyi hapishaneye çevirmesine rıza gösterilecektir.  Yada birer oyun, birer illüzyon ve sadece Uluslararası camia nezdinde diktatörün meşruiyet aracı olan seçimlerle enerji ve ömür tüketme yerine bu duruma son verecek silahlı muhalefeti geliştirme yönünde adım atılacaktır. Bu yönüyle Türkiye halkları tarihi bir tercihle karşı-karşıyadır. Bundan dolayı bu güne kadar silaha ve şiddete mesafeli duranlar, hata bu yöntemi tüm kötülüklerin kaynağı olarak görenler için şimdi oturup- muhasebe yapma zamanıdır. Hayat en şaşmaz öğretmendir. Bu öğretmen silahlı direniş ve mücadele dışında bu ülkede ifade, örgütlenme, mücadele etme ve bir değişim yaratma imkânın kalmadığını söylüyor.  En nihayetinde sorun gelip eşit, özgür ve insanca yaşamak isteyenlerin bu söyleme kulak verip-vermeyeceklerine dayanıyor.

 Can Toprak

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Can Toprak
Son oyun
Cudî Şengal
Du gel û du rê

ARAMA