FİLMLER GERÇEK OLDU!
24 Temmuz 2016 Pazar Saat 13:04
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Rojinda Şilan
Dünyamızın yaşanılmaz bir hale geldiği bugünlerde çoğu zaman her birimiz ömrümüzün çeşitli kesitlerinde izlediği korku filmlerini anmadan edemiyoruz. Filmlere konu olan ürkütücü vahşet sahnelerinin tümü bugün hakikat olup çıkıverdi karşımıza. Bazılarımızın izlemeye dahi korktuğu, izledikten sonra günlerce uykusunu kaçırtan film karelerine alışamamışken bugün maalesef yaşamın büründüğü gerçeklik vahşetin ta kendisi oldu. Bilinir filmlere konu olan gerçeklikler ya yaşanmış olanı veyahut ta olması olasılık dahilinde olan gerçeklikleri gözler önüne sererler. Dünyanın dört bir yanında yaşanan vahşet örneklerine bakıldığında yaşamın her yerde iktidarlarca korku filmlerine dönüştürüldüğünü görmek mümkün.

İzlediğimiz filmlerde ‘mümkün değil vahşetin bu kadarı olmaz, insan denen varlık bunu yapamaz’ dediğimiz vahşet görüntülerine taş çıkartan bir vahşet seremonisi tüm dünyamızı kasıp kavuruyor bugünlerde. Adeta şeklen insan kılıklı yaratıkların vahşet uygulamalarında birbirleriyle yarıştığı bu zaman diliminde umutsuzluğa karamsarlığa kapılmamak büyük iradi güç ister. İnsan ve yaşam gerçeğine dayatılan vahşetin ulaştığı düzey tüyler ürpertici olmaya devam ediyor. İnsanların diri diri yakıldığı, satıldığı, tonluk bombalarla yok edildiği, kamyonlarla yerle yeksan edildiği, kafalarının kesildiği, açlığa mahkum edildiği, yerinden yurdundan sürüldüğü günümüzde maalesef artık dünyanın hiçbir yerinde güvenli yaşamanın koşulları kalmadı. İnsanı insanlığından utandıran vahşet görüntülerine bakarken insanoğlu-kızı nasıl oldu da bu denli vahşileşebildi diyorum. İnsan güya doğanın en muhteşem varlığı idi! Doğanın mucizevi- tanrının sureti insandan tam da bir vahşet kolik varlığa gelip dayandık diyorum. İnsanın milyonlarca yıla sarkan evrimsel gelişiminde sapma anlamına gelen yığınla gerçekliğe tanıklık ediyoruz günümüzde.

Doğanın en nadide, korumasız varlığı olan insan diğer doğa güçlerine karşı varoluşunu güvenceye almak istediğinde toplumsallığa sarıldı. Zekâsını, yaratıcılığını örgütleyerek ortak aklın yol göstericiliğinde insanlaşarak komünal ahlaki vicdani duruş kazandı. Ötekini sevdi, saydı, düşündü, yarattıklarını ötekiyle paylaştı, emeğin erdem,  emek ürünlerinin ise kutsallık olduğunun bilincini edinerek yaşama anlam gücü kazandırdı. Mana emekle buluşarak insan zekasının her adım başı gökteki yıldızlar misali zamana mekana yenilikler katmasına yol açtı. İnsan var oluşunu bozan edimlere isim koyarak yargıladı, kötü halin yaygınlık kazanmaması için tedbirler geliştirdi.  Kötü hali tanımlamak için ayıp, günah, tabu, kanun, yasa gibi terimler kullanıldı. din mitoloji, bilim ve felsefenin İnsanın yapmaması, girişmemesi gereken hallerin olması durumunda felaket, gazap, kıyamet, kaos olarak tanımlanan gerçekliklerin yaşanacağı yönündeki öngörüsü bugün yaşanan en bariz hakikat olmuştur. Öyle bir insan gerçeği ile karşı karşıyayız ki ne ayıbı, günahı, gazabı ne de kaosu takıyor. Ne yaparsam yanımda kar kalır diyen bu zihniyet insan havsalasına sığmayan her tür kötülüğü, vicdansızlığı, vahşeti gözünü kırpmadan yapmaktadır.  İnsanın dün her koşul altında kaçınmasını şart koştuğu hallerin tümü bugün neredeyse kaçınılmaz olan haller oldu. Yalan, riyakarlık, ikiyüzlülük, sömürü, egemenlik, kölelik, zayıf olanı ezme, egemene tapma, kansevicilik, talan, istilacılık, hırsızlık, doğaya hoyratça yaklaşım, kadını bin bir yolla sömürme, din istismarcılığı şeklinde sıralayabileceğimiz durumlar dinlerin an gelecek kıyamet vuku bulacak dedikleri gerçeğin yaşanmasına neden olmuştur. Kıyamet dedikleri kaosu, belirsizliği yaşamaya başladık bile. Toplum doğa yok olmanın eşiğine gelip dayanmıştır. Kendimizi kandırmanın gereği yok. Kimse yaşadığını, yaşamdan haz aldığını, güvende, özgür neşeli, aşklı, türkülü bir hayat yaşadığını iddia edemez. Maalesef günümüz insanı ve de toplumu bunu yaşamıyor. Her yer ve her insan mutsuz, tatminsiz, karamsar, geleceğe dair umut beslemiyor anı ise tek kelime ile yaşamıyor. Düşünüyorum da güvenli limanlar kalmış mı günümüz insanı için? Yakın zamana kadar birçoklarının gözünde dünyamızın kimi ülkeleri daha güvenlikli yaşam alanıydılar. Ya da zenginlik içinde yaşamak kendini güven içinde hissetmek için yeterliydi. Ama gel ki hakikat başka türlü kendisini ifadelendirmeye başladı.

İktidarların insan ve toplumunu bunca kendi özüne yabancılaştırdığı günümüzde dünyanın hiçbir yerinde huzur kalmadı. En güvenli ülkelerde de en zengin evlerde de her an her biçimde ölebilirsin. Kaos gerçeği yaşamın her yerinde, insana dair tüm ilişki ve paylaşımlarda dile gelmekte. Gelişen ekonomik, siyasi, askeri, psikolojik, toplumsal krizler bu sözü geçen gerçeğin dile gelmesidir. O yüzden toplum krizlerin pençesinde can çekişmekte. Bazı ülkelerde yaşanan sıcak savaşlarda gelişen yıkımı öteki sözüm ona savaşsız ülkeler ise farklı bir biçimde toplumsal krizlerle aynı yıkımı yaşamaktadır. Gelişen intiharlar, patır patır çözülen aile gerçeği, her gün cinnet geçirenlerin işlemekten geri durmadıkları cinayetler, yaşam hakikati karşısında yaşadığı körlük ve cehalet nedeni ile erkek adamın kadına dayattığı sınırsız şiddet sarmalı, canı sıkılan ‘erkek adamların!’ sıkıntısını öfkesini dindirmek adına giriştikleri vahşet uygulamaları gibi örnekler ezeni de ezileni durup düşünmeye sevk edecek kadar önem arz ediyor. Özcesi iktidarların zehirlediği yaşam ve insan gerçeği ile yaşanılmaz. Bugün yaşadığımız gerçek öyle bir anda gelişen bir durum değil.

Yaşanan bir sonuçtur. Gözü duymaz iktidarların vicdan tanımayan uygulamaları hepimizi koca bir uçurumun eşiğine getirip dayandırmış bulunmaktadır. Ya hemen şimdi iktidarların bedenlerimize, bilinçlerimize, ruhlarımıza geçirdiği halatları, kurduğu yanlış yaşam tuzaklarını kırıp ruhsal, zihinsel, iradesel tutsaklıktan kurtulacağız ya da doğa ve toplum olarak sürüklendiğimiz hazin sonun gelmesini bekleyeceğiz. Durup izlemekle geçirdiğimiz her bir saniye artık birer hakikat olan SONU! biraz daha yakınlaştırmaktadır. Kimseler beni felaket senaryosu çizmekle, felaket tellallığı yapmakla suçlamasın. Kaçınılmaz olandan bahsediyorum. Yanlış yaşamı doğru olarak yaşadığımız müddet boyunca, iktidarların zehirli bilim ve bilgileriyle beyinlerimizi sakatladıkça, iktidarların yaşa dedikleri milliyetçilikleri, dincilikleri, cinsiyetçilikleri yaşadığımız süre boyunca, doğa denen mucizeye hoyratça baktıkça kaçınılmaz olan son gelecek hem de olanca açıklığı ile.

Özcesi ya iktidarların her birimizde yarattığı zihinsel, ruhsal, iradesel korkaklığa kapılıp sona doğru yol alacağız ya da tek çare olan mücadele olgusunda karar kılacağız. Başka yolumuz kalmadı. Böyle de geçer diyecek lüksümüz ise hiç mi hiç kalmadı. Ret edeceklerimiz kadar yeni baştan yapmamız gerekenlerin de listesi de çok kabarık. Birkaç yıl evvel özgür insan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ‘işe iktidarların size bulaştırdıklarını kusmakla başlayın’ demişti. Önce kusacağız iktidarların tüm tatlı acı ürünlerini, sonra Müslümanların boşanma ritüeli misali milyon kere iktidarlardan boşanacağız. Aksi takdirde mevcut hal sürerse insanlığın sürüklendiği durumun sorumlusu olan iktidarların ortaklığında hazin sona koşarız cümleten. Bunun olmaması hepimizin elinde dur diyecek iradeyi, çözüm getirecek ortak aklı pekala bulabiliriz.

Gelecek yazımda da retlerimizi ve yeniden yapmamız gerekenlere dair bir fikir jimnastiği yapacağımı belirterek her şeye rağmen iktidarlardan hesap sormayı bilirsek aşklı, neşeli, özgür yaşamak pekala mümkün ve yakın!

Rojinda Şilan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Cemal Şerik
Terörist Devlet
Cudî Şengal
Du gel û du rê

ARAMA